İyi Bir Dinleyici Olmak: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
777 kelime 172 kel/dk

Video tanıtımı: İyi dinlemek öğrenilen bir beceridir. Dikkatli sorular, yargılamayan işaretler ve saygılı fikir ayrılığı, düşünceleri netleştirip dürüstçe konuşmaya yardım eder. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. not because ... but because — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: varsayılan açıklamayı reddedip gerçek nedenle değiştirerek dengeli bir cümle kurun. 2. egg us on. — Öbek fiiller: sürdürmeye teşvik etme anlamını ve kışkırtıcı olan bu ifadenin dinlerken nasıl desteğe dönüştüğünü anlayın. 3. strategic mm — Konuşma edimbilimi ve tutum: kısa bir tepkiyle empati gösterin ve karşıdakinin sözünü kesmeden ya da konuşmayı ele geçirmeden devam etmesini sağlayın.

Bu derste

Being a good listener is one of the most important and enchanting life skills anyone can have. Dilbilgisi

0:01

İyi bir dinleyici olmak, herkesin sahip olabileceği en önemli ve büyüleyici yaşam becerilerinden biridir.

Dilbilgisi

Being a good listener: özne olan -ing öbeği

Being a good listener, İngilizcede isim gibi kullanılan bir -ing öbeğidir. İyi dinleyen biri olma durumunu veya eylemini adlandırır ve öbeğin tamamı is fiilinin öznesidir. Burada being, devam eden zamanı gösteren bir fiil yapısının parçası değildir. Bir eylemi, alışkanlığı veya durumu tek bir fikir olarak ele almak için -ing öbeğini özne yapabilirsin.

Alıştırma

read fiilinin -ing biçimini özne olarak kullan: ____ widely helps you think clearly.

Cevabı göster

Reading

Dilbilgisi

one of the most ... life skills kalıbı

one of the most + sıfat + çoğul sayılabilen isim yapısı, bir kişi veya şeyin o özellik açısından çok üst sıralarda yer alan bir grubun üyesi olduğunu anlatır. one of the most important and enchanting life skills ifadesinde important ve enchanting sözcüklerinin ikisi de life skills ifadesini niteler. Bu yapıda sayılabilen isim çoğul olur, çünkü birkaç öğeden biri seçilir: one of the most useful tools doğrudur; one of the most useful tool doğru değildir.

Alıştırma

Kalıbı tamamlamak için skill sözcüğünün çoğul biçimini kullan: Patience is one of the most valuable ____ a leader can have.

Cevabı göster

skills

Yet few of us know how to do it,

0:07

Ancak çok azımız bunu nasıl yapacağımızı biliyoruz,

not because we're evil, Dilbilgisi

0:09

kötü olduğumuz için değil,

but because no one has taught us how.

0:11

kimse bize nasıl yapılacağını öğretmediği için.

Dilbilgisi

not because ... but because: bir nedeni reddedip başka bir neden vermek

Not because A, but because B yapısı önce A'yı açıklama olmaktan çıkarır, ardından B'yi gerçek açıklama olarak sunar. Bu cümlede kötü olmamız reddedilir; konuşmacının kabul ettiği açıklama, kimsenin bize nasıl yapılacağını öğretmemiş olmasıdır. not yalnızca ilk because yan cümlesini olumsuz yapar. Bu kalıbı olası bir varsayımı açıkça düzeltmek için kullanabilirsin: önce yanlış nedeni reddet, ardından dinleyicinin kabul etmesini istediğin nedeni ver.

Alıştırma

Cümleyi karşıtlık kalıbının iki parçasıyla tamamla: Omar apologized ____ he wanted praise, ____ he knew he had been rude.

Cevabı göster

not because · but because

And related point,

0:13

Ve bununla bağlantılı bir nokta,

no one has listened to us.

0:15

kimse bizi dinlemedi.

So we come to social life greedy to speak rather than listen, Dilbilgisi

0:18

Bu yüzden sosyal hayata dinlemekten çok konuşmaya aç bir şekilde geliyoruz,

Dilbilgisi

speak rather than listen: iki paralel eylemden ilkini seçmek

Rather than iki seçeneği birbirine bağlar ve birincisinin seçildiğini, tercih edildiğini ya da ikincisine göre daha tipik olduğunu gösterir. Buradaki seçenekler speak ve listen fiilleridir; eleştiri, insanların dinlemekten çok konuşmaya hevesli olmasıdır. Bağlanan bölümler paralel olmalıdır. to zaten speak fiilinden önce bulunduğu için iki fiil tarafından paylaşılır: to speak rather than listen. Listen yalın fiil biçiminde kalır.

Alıştırma

İki paralel yalın fiile uyan ve ikinci eylem yerine birinci eylemin seçildiğini belirten iki sözcüklü bağlayıcıyla cümleyi tamamla: Ava decided to call ____ send a long message.

Cevabı göster

rather than

hungry to meet others but reluctant to hear them.

0:21

başkalarıyla tanışmaya hevesli ama onları duymaya isteksiziz.

Friendship degenerates into a socialized egoism. Kelime

0:25

Arkadaşlık sosyalleşmiş bir bencilliğe yozlaşıyor.

Kelime

degenerates into: giderek daha kötüye dönüşmek

Degenerates into, bir şeyin giderek daha kötü ve sağlıksız bir duruma dönüşmesi anlamına gelir. Degenerate fiili açıkça olumsuz bir değerlendirme taşır; becomes gibi tarafsız bir “olmak” ifadesi değildir. Yapı A degenerates into B şeklindedir. A başlangıçtaki şeyi, B ise istenmeyen sonucu belirtir. Burada dostluğun kötüleşerek sonunda toplumsal ilişkiler içinde görülen bir bencillik biçimine dönüştüğü söylenir.

Alıştırma

“Giderek daha kötü bir şeye dönüşmek” anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: Without clear rules, friendly competition can ____ open conflict.

Cevabı göster

degenerate into

Like most things,

0:29

Çoğu şey gibi,

it's about education.

0:30

bu da eğitimle ilgili.

Our civilization is full of great books on how to speak.

0:32

Medeniyetimiz nasıl konuşulacağına dair harika kitaplarla dolu.

Cicero's Orator and Aristotle's Rhetoric were two of the greatest in the ancient world. Kültür

0:36

Cicero'nun *Hatip*i ve Aristoteles'in *Retorik*i antik dünyanın en büyük ikisiydi.

Kültür

Klasik eser adları olarak Cicero'nun Orator'u ve Aristoteles'in Rhetoric'i

Cicero, Romalı bir hatip ve devlet adamıydı; Orator, etkili konuşma üzerine yazdığı eserlerden birinin adıdır. Aristoteles, Yunan bir filozoftu; Rhetoric ise ikna ve topluluk önünde konuşma üzerine yazdığı eseridir. Bunlar belirli kitap adlarıdır; genel anlamda bir “hatip” ve “retorik” ifadesi değildir. Cümle, iki önemli antik eseri anarak insanlara konuşmayı öğretmenin çok eski bir düşünsel geleneği olduğunu gösterir. Daha geniş sav içinde bu uzun gelenek, dinlemeye aynı ölçüde önem verilmemiş olmasını belirginleştirir.

Alıştırma

Bu cümlede Cicero's Orator and Aristotle's Rhetoric nedir?

  1. Konuşma ve ikna üzerine iki klasik eser
  2. Herhangi bir konuşmacı ve sav için kullanılan iki genel ad
  3. İnsanların dinlemeyi öğrendiği iki antik okul
Cevabı göster

Konuşma ve ikna üzerine iki klasik eser

But sadly,

0:41

Ama ne yazık ki,

no one has ever written a book called The Listener.

0:42

kimse şimdiye kadar *Dinleyici* adında bir kitap yazmadı.

There are a range of things that the good listener is doing

0:45

İyi bir dinleyicinin yaptığı bir dizi şey var,

that makes it so nice to spend time in their company.

0:48

onların yanında vakit geçirmeyi bu kadar güzel kılan.

Firstly,

0:51

Öncelikle,

they egg us on. Öbek fiiller

0:52

bizi teşvik ederler.

Öbek fiiller

egg us on: birini devam etmeye itmek

Egg someone on, birini bir şey yapmaya veya yaptığı şeye devam etmeye sürekli olarak itmek ya da teşvik etmek demektir. Bu cümlede bizi konuşmaya devam etmeye yönelttiği için eylem zararlı değil, destekleyicidir. Bu öbek fiilde nesne egg ile on arasına gelir: egg + someone + on. Zamir kullanıldığında egg us on veya egg him on denir; egg on us denmez.

Alıştırma

Cümleyi egg someone on ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The performer wanted to stop, but the crowd kept ____ even after the stunt became unsafe.

Cevabı göster

egging him on

It's hard to know our own minds.

0:53

Kendi zihnimizi bilmek zordur.

Often we're in the vicinity of something but we don't quite close in Notlar

0:55

Çoğu zaman bir şeyin çevresinde dolaşırız ama tam olarak yaklaşamayız

on what's really bothering or exciting us.

0:59

bizi gerçekten neyin rahatsız ettiğine ya da heyecanlandırdığına.

Deyimler

in the vicinity of something: mecazi olarak yaklaşmak

In the vicinity of genellikle bir yerin veya nesnenin fiziksel olarak yakınında olmak demektir. Burada mecazi anlamda kullanılır: bir düşünceyi ya da duyguyu belirlemeye yakınız, ancak onu henüz tam olarak adlandıramamışızdır. be in the vicinity of + isim yapısı, bir şeyi ulaşılmış değil, yakınlaşılmış olarak gösterir. Sonraki don't quite close in on karşıtlığı da konuşanların gerçek konuya yalnızca yaklaştığını doğrular.

Alıştırma

Bu cümlede in the vicinity of the answer ne anlama gelir? We are in the vicinity of the answer, but we have not found it yet.

  1. Cevabı belirlemeye yakınız.
  2. Kesin cevabı zaten bulduk.
  3. Fiziksel olarak cevabın yanında duruyoruz.
Cevabı göster

Cevabı belirlemeye yakınız.

Öbek fiiller

Close in on: bir hedefe giderek yaklaşmak

Close in on, bir hedefe giderek yaklaşmak demektir. Hedef fiziksel olabilir, ancak burada bir cevaptır: duyguyu gerçekten neyin oluşturduğu. Bu ifade ilerleme olduğunu gösterir fakat hedefe ulaşıldığını söylemez. Bu cümlede kişiler konuya yakındır, ancak asıl kaygıyı veya heyecanın kaynağını henüz belirlememiştir.

Alıştırma

Hedefi belirlemeye doğru kademeli ilerlemeyi close in on ile anlatan cümle hangisidir?

  1. We are closing the report before lunch.
  2. By comparing the reports, we are closing in on the source of the problem.
  3. We are sitting close to the source of the problem.
Cevabı göster

By comparing the reports, we are closing in on the source of the problem.

We hugely benefit from encouragement to elaborate,

1:02

Detaylandırma,

to go into greater detail, Öbek fiiller

1:05

daha fazla detaya inme,

to push just a little further.

1:07

biraz daha ileri gitme konusundaki teşvikten çok faydalanırız.

Öbek fiiller

Go into greater detail: daha ayrıntılı açıklamak

Go into greater detail, bir şeyi öncekinden daha ayrıntılı açıklamak veya incelemek demektir. Buradaki go into mecazidir; greater ise eklenen açıklamayı daha az ayrıntılı bir açıklamayla karşılaştırır. encouragement sözcüğünden sonra cümlede paralel üç to-infinitive kullanılır: to elaborate, to go into greater detail ve to push. Vurgulanan ifade ortadaki eylemi, yani daha belirli bilgiler eklemeyi anlatır.

Alıştırma

İsteği “daha kapsamlı açıklamak” anlamına gelen dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Could you ____ about how you reached that result?

Cevabı göster

go into greater detail

We need someone who rather than launch forth on their own will simply say those two magic words, Deyimler

1:08

Kendi konuşmasına dalmak yerine sadece o iki sihirli kelimeyi söyleyecek birine ihtiyacımız var,

Deyimler

Konuşmaya canlı ve uzun bir şekilde başlamayı anlatan launch forth

Bu cümlede launch forth, aniden enerjik ve uzun bir şekilde konuşmaya başlamak demektir. Kişi, diğer konuşmacıya odaklanmayı sürdürmek yerine kendi düşüncelerini anlatmaya başlar. İfade, bir şeyi harekete geçirme görüntüsü yaratır ama burada gerçekten fırlatılan bir şey yoktur. Konuşmanın başlangıcını canlı ve hafifçe eleştirel bir şekilde anlatır.

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: "Rather than listen, Maya launched forth on her own." launched forth on her own neyi anlatıyor?

  1. Kendi fikirleri hakkında uzun uzun konuşmaya başladı.
  2. Başka birinden sessizce devam etmesini istedi.
  3. Bir nesneyi havaya fırlattı.
Cevabı göster

Kendi fikirleri hakkında uzun uzun konuşmaya başladı.

"Go on." Ton ve niyet

1:14

"Devam et."

Ton ve niyet

Birini devam etmeye çağıran “Go on.”

Burada Go on., dinleyenin diğer kişiyi konuşmaya devam etmeye çağıran kısa bir karşılığıdır. İlgi gösterir ve konuşmayı ele geçirmek yerine söz sırasını yeniden karşı tarafa verir. İfade biçim olarak bir emirdir, ancak bu destekleyici bağlamda bir yere gitme emri değil, teşvik olarak kullanılır.

Alıştırma

Bir arkadaşınız hikâyenin ortasında duraklıyor. Devam etmesini teşvik eden iki sözcüklük İngilizce ifadeyi tam olarak yazarak dinleyenin cevabını tamamlayın: "I'm listening. ____."

Cevabı göster

Go on

You mention a sibling and they want to know a bit more.

1:15

Bir kardeşinizden bahsedersiniz ve onlar biraz daha fazlasını bilmek ister.

What was the relationship like in childhood? Dilbilgisi

1:18

Çocuklukta ilişkiniz nasıldı?

Dilbilgisi

What was the relationship like?: geçmişteki bir ilişkiyi betimletmek

What was X like? geçmişte X’in nasıl olduğunun betimlenmesini ister. Burada X, the relationship ifadesidir; in childhood ise zaman aralığını çocukluk dönemiyle sınırlar. Soru yalnızca evet ya da hayır cevabı değil, ilişkinin niteliği, havası ve genel işleyişi hakkında ayrıntılar ister. Bu yapıda like, nasıl bir tür anlamı taşıyan bir edattır; hoşlanmak anlamındaki fiil değildir. like sonda kalır: What was + X + like?

Alıştırma

What was X like? yapısını X = your neighborhood olacak şekilde kullanarak soruyu tamamlayın: ____ when you were little?

Cevabı göster

What was your neighborhood like

How's it changed over time?

1:21

Zamanla nasıl değişti?

They're curious where our concerns and excitements come from.

1:22

Endişelerimizin ve heyecanlarımızın nereden geldiğini merak ederler.

They ask things like,

1:26

Şunun gibi şeyler sorarlar:

"Why did that particularly bother you?

1:27

"Bu seni neden özellikle rahatsız etti?

Why was that such a big thing for you?" Kelime

1:30

Bu senin için neden bu kadar büyük bir şeydi?"

Kelime

such a big thing for you: boyut değil, kişisel önem

A big thing for someone isim grubu, bir şeyin o kişi için çok önemli, duygusal açıdan güçlü veya anlamlı olduğunu belirtir. Big fiziksel büyüklüğü değil, önemi ya da etkiyi anlatır; thing ise bir olayı, konuyu veya deneyimi ifade edebilir. Tam yapı such + a + sıfat + tekil sayılabilen isim + for + kişi şeklindedir. Why was that such a big thing for you? cümlesinde such, big sözcüğünü güçlendirir ve konunun o kişi için neden bu kadar önemli olduğunu sorar.

Alıştırma

Leo şöyle diyor: Making the team was such a big thing for me. Ne demek istiyor?

  1. Bu onun için çok önemliydi.
  2. Fiziksel olarak büyüktü.
  3. Onun bunu görmezden gelmesi kolaydı.
Cevabı göster

Bu onun için çok önemliydi.

They keep our histories in mind. Kalıp ifadeler

1:32

Geçmişimizi akıllarında tutarlar.

Kalıp ifadeler

keep + nesne + in mind: hatırlayıp hesaba katmak

keep + nesne + in mind yapısında keep, bir şeyi fiziksel olarak saklamak değil, onu zihinde tutmaya devam etmek anlamına gelir. İfadenin tamamı, bilgiyi hatırlayıp daha sonraki bir karar veya eylemde hesaba katmak demektir. Buradaki our histories, daha önce paylaşılmış kişisel deneyimleri belirtir. Yalnızca bu gerçekleri hatırlamakla kalmazlar; yanıt verirken bu deneyimleri de dikkate alırlar.

Alıştırma

Cümleyi keep ... in mind yapısıyla tamamlayın: When you choose the hotel, ____ the children's ages ____.

Cevabı göster

keep · in mind

They might refer back to something we said before Öbek fiiller

1:34

Daha önce söylediğimiz bir şeye atıfta bulunabilirler

Öbek fiiller

refer back to: önceki bir noktaya bağlanmak

Refer back to + isim veya isim öbeği, daha önce söylenen, gösterilen ya da tartışılan bir şeye yeniden işaret etmek demektir. Back, önceki içerikle olan bağlantıyı açıkça gösterir; to ise önceki konuyu veya kaynağı tanıtır. Burada dinleyenler, konuşmacıların daha önce söylediği bir şeyi yeniden gündeme getirebilir. Bu, onu hatırladıklarını ve mevcut konuşmayla ilişkilendirdiklerini gösterir. İfade, bir kişiyi başka biriyle tanıştırmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle mevcut tartışmayı daha önce belirtilen bir şeyle açıkça ilişkilendiriyor?

  1. We should introduce the concern for the first time.
  2. We should refer back to the concern Maya raised last week.
  3. We should refer to the new concern Maya will raise tomorrow.
Cevabı göster

We should refer back to the concern Maya raised last week.

and we feel they're building up a deeper base of engagement.

1:36

ve daha derin bir etkileşim temeli oluşturduklarını hissederiz.

Secondly,

1:40

İkinci olarak,

the good listener urges clarification.

1:41

iyi bir dinleyici açıklamaya teşvik eder.

It's fatally easy to say vague things.

1:44

Belirsiz şeyler söylemek ölümcül derecede kolaydır.

We simply mention that something is lovely or terrible,

1:47

Sadece bir şeyin harika veya korkunç olduğunu belirtiriz,

nice or annoying,

1:50

güzel ya da sinir bozucu,

but we don't really explore why we feel this way.

1:51

ama neden böyle hissettiğimizi gerçekten araştırmayız.

The friend who listens often has a productive friendly suspicion

1:55

Dinleyen arkadaş, genellikle kendi ilk ifadelerimizden bazılarına

of some of our own first statements

1:59

üretken ve dostça bir şüpheyle yaklaşır

and is after the deeper attitudes that are lurking in the background. Notlar

2:01

ve arka planda gizlenen daha derin tutumların peşindedir.

Öbek fiiller

be after: bir şeyi aramak veya ortaya çıkarmaya çalışmak

Bu cümlede is after, 'bulmaya, anlamaya veya ortaya çıkarmaya çalışıyor' demektir. Dinleyen kişi, birinin ilk sözlerinin altındaki daha derin tutumlara ulaşmak ister; burada 'daha sonra gelmek' veya 'fiziksel olarak arkasında olmak' anlamı yoktur. be after + isim kalıbı, ismin belirttiği şeyi bir hedef olarak sunar: kişinin elde etmek, keşfetmek veya anlamak istediği bir şey.

Alıştırma

'Elde etmeye çalışıyor' anlamındaki iki kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: The interviewer ____ a clear answer, not a long story.

Cevabı göster

is after

Deyimler

lurking in the background: gizli ama hâlâ mevcut

Burada lurking in the background bir benzetmedir. Daha derin tutumlar fiziksel olarak bir yerde saklanmıyordur; dile getirilmemiş ve fark edilmesi zor olsalar da hâlâ vardır ve kişinin söylediklerini etkileyebilirler. Lurk genellikle bir şeyin gizli kalmaya devam ettiğini ve daha sonra önemli ya da rahatsız edici hâle gelebileceğini düşündürür. Bu kalıpta in the background, dikkatin ana odağının dışında olmak demektir.

Alıştırma

'A worry was lurking in the background,' cümlesindeki vurgulanan ifade ne anlama gelir?

  1. Kaygı tamamen ortadan kaybolmuştu.
  2. Kaygı gizliydi ama hâlâ mevcut ve etkiliydi.
  3. Kaygı herkes tarafından açıkça tartışılıyordu.
Cevabı göster

Kaygı gizliydi ama hâlâ mevcut ve etkiliydi.

They take things we say like,

2:05

Söylediğimiz şeyleri ele alırlar, mesela

"I'm fed up with my job" Kelime

2:07

"İşimden bıktım"

Kelime

be fed up with: zamanla biriken güçlü bıkkınlık

“I'm fed up with my job” cümlesindeki be fed up with, bir kişi veya durumla ilgili rahatsızlığın zamanla birikmesi sonucunda çok kızgın ya da bezmiş olmak demektir. Buradaki fed, yemek yemekle ilgili değildir. fed up, am fiilinden sonra sıfat görevi görür; with ise rahatsızlığın nedenini belirtir. Bu ifade, bir şeyi yalnızca sevmediğini söylemekten daha güçlüdür. Genellikle kişinin sabrının sonuna geldiğini ve durumun değişmesini ya da bitmesini istediğini gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle zamanla birikmiş güçlü bir bıkkınlığı gösterir?

  1. I'm fed up with the same bus being late every day.
  2. I was surprised when the bus arrived early.
  3. I don't especially like the color of this bus.
Cevabı göster

I'm fed up with the same bus being late every day.

or "My partner and I are having a lot of rows" Kelime

2:08

ya da "Partnerimle çok fazla kavga ediyoruz" gibi

Kelime

have rows: tekrarlanan tartışmaları anlatan Britanya İngilizcesi

“My partner and I are having a lot of rows” cümlesindeki rows, yüksek sesli veya öfkeli tartışmalar demektir. have a row bir kez tartışmak; have rows ya da have a lot of rows ise tekrar tekrar tartışmak anlamına gelir. Bu kullanım ağırlıklı olarak Britanya İngilizcesine aittir. Nesnelerin sıralar hâlinde dizilmesiyle veya tekne küreklemek anlamındaki row fiiliyle ilgili değildir.

Alıştırma

İngilizce cümleyi dinleyin ve duyduğunuz cümleyi seçin. rows sözcüğündeki ünlünün “now” veya “go” sözcüğündeki ünlüden hangisi olduğuna odaklanın.

  1. The neighbors are having rows again.
  2. The chairs are arranged in neat rows.
Cevabı göster

The neighbors are having rows again.

and they help us to focus in Öbek fiiller

2:11

ve odaklanmamıza yardımcı olurlar

on what it really is about the job we don't like

2:13

işin gerçekten sevmediğimiz kısmının ne olduğuna

or what the rows are really about.

2:16

veya kavgaların gerçekten neyle ilgili olduğuna.

Öbek fiiller

focus in on: dikkati asıl soruna daraltmak

“Focus in on”, dikkati geniş bir konudan asıl önemli olan belirli meseleye daraltmak anlamına gelir. Bu cümlede işle ilgili genel bir hoşnutsuzluğu veya genel tartışmaları, bunların ardındaki kesin nedenlere ilişkin sorulara dönüştürür. Yapı focus in on + isim veya soru sözcüğüyle başlayan yan cümledir. On hedefi gösterirken in, daha dar ve kesin bir noktaya ilerleme anlamı katar; burada bir kameranın fiziksel olarak odaklanmasından söz edilmez.

Alıştırma

Bir ekip birçok olası nedeni tartıştı. Tartışmanın tek bir kesin meseleye daraltıldığını vurgulamak için cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? Now let's _____ why the website fails at checkout.

  1. talk about
  2. focus on
  3. focus in on
Cevabı göster

focus in on

They're bringing to listening an ambition to clarify the underlying issues.

2:18

Dinlemeye, altta yatan sorunları netleştirme arzusu katarlar.

They don't just see conversation as the swapping of anecdotes.

2:23

Konuşmayı sadece anekdotların değiş tokuşu olarak görmezler.

They're reconnecting the chat you're having over pizza

2:27

Pizza yerken yaptığınız sohbeti

with the philosophical ambitions of Socrates, Kültür

2:29

Sokrates'in felsefi hırslarıyla yeniden ilişkilendirirler,

whose dialogues are records of his attempts

2:32

ki onun diyalogları,

to help fellow Athenians understand their ideas and values in a better way.

2:34

Atinalı yurttaşlarının fikirlerini ve değerlerini daha iyi anlamalarına yardımcı olma çabalarının kayıtlarıdır.

Kültür

Sokrates: fikirleri ve değerleri sorgulayıp netleştirmek

Sokrates, Atina’da yaşamış eski bir Yunan filozofuydu. Onu anlatan diyaloglarda, sorular sorarak inançları sınadığı görülür. “Felsefi amaçlar” ifadesini anlamak için gereken arka plan budur. Cümle, pizza yerken yapılan sıradan bir sohbeti Sokrates tarzı bir tartışmayla karşılaştırır: Her ikisi de insanların fikirlerini ve değerlerini sınamalarına, netleştirmelerine ve daha iyi anlamalarına yardımcı olabilir. Bu, modern sohbetin eski Atina’da gerçekleştiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Sokrates’e yapılan gönderme, pizza sohbeti hakkında ne anlatıyor?

  1. Esas olarak Yunan yemekleriyle ilgili bir derstir.
  2. Gerçekten eski Atina’da gerçekleşmiştir.
  3. İnsanların fikirlerini ve değerlerini sorgulayıp netleştirmelerine yardımcı olabilir.
Cevabı göster

İnsanların fikirlerini ve değerlerini sorgulayıp netleştirmelerine yardımcı olabilir.

Third,

2:40

Üçüncüsü,

good listeners don't moralize.

2:41

iyi dinleyiciler ahlak dersi vermezler.

The good listener is acutely aware of how insane we all are.

2:43

İyi dinleyici, hepimizin ne kadar deli olduğunun derinden farkındadır.

They know their own minds well enough Dilbilgisi

2:47

Kendi zihinlerini yeterince iyi bilirler

not to be surprised or frightened about this.

2:49

buna şaşırmamak veya bundan korkmamak için.

Dilbilgisi

well enough not to + fiil yapısı

Bu cümlede well, know fiilini niteler; enough ise kişinin kendi düşüncelerini bilme düzeyinin gereken dereceye ulaştığını gösterir. Sıfat/zarf + enough + not to + fiil yapısı, derecenin sonraki eylem veya tepkiyi önleyecek kadar yeterli olduğunu anlatır. Buradaki not, to be surprised or frightened bölümüne aittir. know fiilini olumsuz yapmaz; kendi düşüncelerini gerçekten bildikleri için şaşırmaz veya korkmazlar.

Alıştırma

Maya'nın yolu bilmesinin kaybolmasını önlediğini göstermek için cümleyi hedef yapıyla tamamlayın: Maya knows the trail ____ get lost.

Cevabı göster

well enough not to

They're skilled at making occasional little positive sounds,

2:52

Ara sıra küçük olumlu sesler çıkarma konusunda yeteneklidirler,

strategic mm Ton ve niyet

2:56

stratejik bir 'hı hım' gibi,

that delicately signal sympathy

2:58

empatik olduklarını nazikçe belli eden

without intruding on what we're trying to say.

3:00

söylemeye çalıştığımız şeye müdahale etmeden.

Ton ve niyet

Dinleyici geri bildirimi olarak strategic mm

Buradaki mm, dinleyicinin verdiği kısa bir tepki, yani geri bildirim sinyalidir. Çok az somut bilgi taşır; ilgiyi veya anlayışı gösterir ve konuşma sırasını almadan karşıdaki kişiyi devam etmeye teşvik eder. Strategic, sesin doğru zamanda ve bilinçli olarak kullanıldığını gösterir. Bu bağlamda mm mutlaka tam bir onay anlamına gelmez ve konuşanın sözcük ararken çıkardığı tereddüt sesi değildir.

Alıştırma

Başka biri hâlâ konuşurken dinleyici alçak sesle mm diyor. Bu mm mutlaka tam bir onay mı gösterir?

  1. Evet, her zaman tam bir onay gösterir.
  2. Hayır, yalnızca ilgi veya empati gösterebilir.
Cevabı göster

Hayır, yalnızca ilgi veya empati gösterebilir.

They give the impression that they recognize and accept our follies. Kalıp ifadeler

3:02

Aptallıklarımızı tanıdıkları ve kabul ettikleri izlenimini verirler.

Kalıp ifadeler

give the impression that: ... izlenimini vermek

Give the impression that + yan cümle, birinin sözleri, davranışları veya görünüşü yoluyla başkalarının bir şeyin doğru olduğunu düşünmesini ya da hissetmesini sağlamak demektir. Kişinin bunu doğrudan söylemesi gerekmez. Bu cümlede davranışları, bize aptallıklarımızı fark edip kabul ettiklerini hissettiriyor. Bu ifade, that ile başlayan kısmı doğrulanmış bir gerçek olarak değil, bir yorum olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi give the impression that ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın. Her calm smile ____ everything was fine.

Cevabı göster

gave the impression that

They're reassuring us they're not going to shred our dignity. Deyimler

3:06

Onurumuzu yerle bir etmeyecekleri konusunda bize güvence verirler.

Deyimler

shred our dignity: onurumuzu paramparça etmek

Shred sözcüğü kelime anlamıyla bir şeyi küçük parçalara ayırmak demektir. Dignity soyut bir kavram olduğu için shred our dignity, bizi ağır biçimde aşağılamak veya özsaygımızı yok etmek anlamına gelen canlı bir benzetmedir. Burada not going to shred our dignity, bizi küçük düşmüş veya utanmış hissettirmeyecekleri konusunda güven verir. Bu güçlü görüntü, olası zararı yalnızca duygularımızı incitmekten çok daha ciddi gösterir.

Alıştırma

Konuşan kişi They are not going to shred our dignity cümlesiyle ne demek istiyor?

  1. Giysilerimizi küçük parçalara ayırmayacaklar.
  2. Bizi aşağılamayacak veya özsaygımızı yok etmeyecekler.
  3. Fikirlerimizi değiştirmemizi istemeyecekler.
Cevabı göster

Bizi aşağılamayacak veya özsaygımızı yok etmeyecekler.

A big worry in a competitive world

3:10

Rekabetçi bir dünyadaki en büyük endişe

is that we feel we can't afford to be honest about how distressed we are. Deyimler

3:13

ne kadar sıkıntı içinde olduğumuz konusunda dürüst olmayı göze alamayacağımızı hissetmemizdir.

Deyimler

Can't afford to: paranın ötesindeki sonuçlar

Burada can't afford to be honest, dürüst olmanın sonuçları bakımından fazla riskli ya da ağır göründüğü anlamına gelir. Konu para eksikliği değildir; korkulan bedel sosyal, kişisel veya pratik olabilir. can/can't afford to + fiil yapısı, bir kişinin bir eylemin bedelini, riskini veya sonucunu kabul edip edemeyeceğini ifade eder. Can't afford to çoğu zaman sonuçların fazla ciddi olacağı anlamına gelir; bu nedenle yalnızca bir şeyi yapmak istememekten daha güçlüdür.

Alıştırma

Cümleyi can't afford to ile tamamlayın: The warning signs are getting worse, so we ____ wait any longer.

Cevabı göster

can't afford to

Saying one feels like a failure could mean being dropped,

3:17

Birinin kendini başarısız gibi hissettiğini söylemesi terk edilmek anlamına gelebilir,

but the good listener signals early and clearly

3:21

ama iyi dinleyici erkenden ve açıkça sinyalini verir

that they don't see us in these terms.

3:23

bizi bu terimlerle görmediklerini.

Our vulnerability is something they warm to Öbek fiiller

3:26

Savunmasızlığımız, onların dehşete düştüğü değil,

rather than are appalled by.

3:29

sıcak karşıladığı bir şeydir.

Öbek fiiller

Warm to: olumlu bir duygu geliştirmek

Burada warm to, birinin kırılganlığına olumlu tepki vermek veya ona karşı anlayış ve yakınlık geliştirmek anlamına gelir. Rather than, bu kabullenmeyi appalled by ifadesinin anlattığı şok ve tiksintiyle karşılaştırır. warm to + isim veya zamir yapısı, birini ya da bir şeyi beğenme, ona güvenme, onu destekleme veya kabul etme yönündeki değişimi anlatır. Yalnızca sabit bir duyguyu belirtmek yerine, olumlu duygunun zamanla geliştiğini sıkça düşündürür.

Alıştırma

Cümleyi warm to ile tamamlayın: At first, Sam was unsure about the new coach, but after a few practices, he began to ____ her.

Cevabı göster

warm to

Lastly,

3:31

Son olarak,

good listeners separate disagreement from criticism. Kalıp ifadeler

3:32

iyi dinleyiciler anlaşmazlığı eleştiriden ayırırlar.

Kalıp ifadeler

separate disagreement from criticism: separate A from B kalıbı

Burada separate A from B, iki düşünceyi aynı saymak yerine aralarındaki farkı görmek ve onları ayrı tutmak anlamına gelir. Nesneler soyuttur: disagreement görüş farklılığıdır; criticism ise bir kişi, davranış veya fikir hakkında olumsuz bir değerlendirmedir. separate A from B kalıbı hem fiziksel şeyler hem de kavramlar için kullanılabilir. Bu cümlede dinleyicinin düşüncesini düzenler: Birine katılmamak, o kişiye saldırmak veya onu kınamak anlamına gelmek zorunda değildir.

Alıştırma

Cümleyi separate A from B kalıbıyla tamamlayın: To make a fair decision, ____ the facts ____ your first impression.

Cevabı göster

separate · from

There's a huge tendency to feel that being disagreed with Dilbilgisi

3:36

Biri sizinle aynı fikirde olmadığında,

is an expression of hostility.

3:39

bunun bir düşmanlık ifadesi olduğunu hissetme eğilimi çok büyüktür.

Dilbilgisi

being disagreed with: disagree with ifadesinin edilgen -ing biçimi

Being disagreed with, edilgen bir -ing yan cümlesidir. Başkalarının sizinle aynı fikirde olmaması deneyimini adlandırır ve bu yan cümlenin tamamı, that ile başlayan bölümde is fiilinin öznesidir. Etken kalıp someone disagrees with you şeklindedir. Edilgen yapıda you, durumdan etkilenen kişi olur; with ise disagree with kalıbının parçası olduğu için kalır. Buradaki being, deneyimin isim gibi çalışmasını sağlar; bir şeyin şu anda gerçekleştiğini belirten ayrı bir ana fiil değildir.

Alıştırma

Cümleyi disagree with ifadesinin edilgen -ing biçimiyle tamamlayın: Leo dislikes ____, but he knows other opinions can help.

Cevabı göster

being disagreed with

And obviously,

3:41

Ve açıkçası,

sometimes that's right,

3:42

bazen bu doğrudur,

but a good listener makes it clear

3:43

ama iyi bir dinleyici şunu açıkça belirtir:

that they can really like you and at the same time

3:45

sizi gerçekten sevebilirler ve aynı zamanda

think you're wrong.

3:48

haksız olduğunuzu düşünebilirler.

They make it plain that their liking for you

3:49

Size duydukları sevginin

isn't dependent on constant agreement.

3:52

sürekli bir hemfikir olma durumuna bağlı olmadığını açıkça gösterirler.

They're powerfully aware

3:54

Güçlü bir şekilde farkındadırlar ki

that a really lovely person could end up a bit muddled

3:56

gerçekten sevilesi bir insan sonuçta biraz kafası karışmış olabilir

and in need of some gentle untangling. Deyimler

3:59

ve nazikçe çözülmeye ihtiyaç duyabilir.

Deyimler

in need of some gentle untangling: düşüncelerin nazikçe açıklığa kavuşturulmasına ihtiyaç duymak

Bu cümlede in need of, "gerektirmek" ya da "ihtiyaç duymak" anlamındadır. Gereken şey bir nesne değil, başka bir kişinin yardımıdır. Untangling bir benzetmedir: karışık düşünceler, dikkatle ayrılabilecek düğümlü ipler gibi anlatılır. Gentle, düzeltmenin sert değil, sabırlı ve destekleyici olduğunu hissettirir.

Alıştırma

Burada in need of some gentle untangling ne anlama geliyor?

  1. Kişinin karışık düşüncelerinin sabırla açıklığa kavuşturulması gerekiyor.
  2. Gerçekten düğümlenmiş bazı iplerin dikkatle çözülmesi gerekiyor.
  3. Kişinin sert bir şekilde eleştirilmesi gerekiyor.
Cevabı göster

Kişinin karışık düşüncelerinin sabırla açıklığa kavuşturulması gerekiyor.

When we're in the company of people who listen well, Kalıp ifadeler

4:03

İyi dinleyen insanların yanındayken,

Kalıp ifadeler

in the company of: … ile birlikte olmak

Burada in the company of, "birlikte" veya "birlikte zaman geçirirken" anlamındadır. Konuşmacı, iyi dinleyen insanların yanında bulunmayı anlatır. Company burada bir işletmeyi değil, arkadaşlığı ya da orada bulunan insanları ifade eder. Yapı in the company of + kişi veya grup şeklindedir.

Alıştırma

Company içeren ve "birlikte" anlamına gelen ifadeyle cümleyi tamamlayın: I feel relaxed ____ close friends.

Cevabı göster

in the company of

we experience a very powerful pleasure.

4:05

çok güçlü bir zevk deneyimleriz.

But too often we don't really realize

4:09

Ancak çoğu zaman gerçekten fark etmeyiz

what it is that this person's doing that's so nice.

4:11

bu kişinin yaptığı şeyin ne kadar güzel olduğunu.

By paying strategic attention to the pleasure, Dilbilgisi

4:14

Bu zevke stratejik olarak dikkat ederek,

we can learn to magnify it

4:16

onu büyütmeyi öğrenebiliriz

and offer it to others

4:18

ve onu başkalarına sunmayı

Dilbilgisi

By paying strategic attention: by + -ing ile yöntem belirtmek

Cümlenin başındaki “By paying strategic attention”, ana cümledeki sonuca ulaşmak için kullanılan yöntemi gösterir. Burada by, “bir eylem aracılığıyla” anlamına gelir ve paying, by edatından sonra gelen -ing biçimidir. Tekrar kullanılabilecek kalıp By + fiil-ing, ana cümle şeklindedir. -ing eylemini yapan kişi normalde ana cümlenin öznesidir: by paying attention, we can learn....

Alıştırma

Yöntem bildiren ifadeyi by + check fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: “____ the instructions carefully, we avoided a mistake.”

Cevabı göster

By checking

who will notice, hear, and repay the favor in turn. Kalıp ifadeler

4:20

ki onlar da fark edecek, duyacak ve karşılığında iyiliğe karşılık vereceklerdir.

Kalıp ifadeler

repay the favor in turn: iyiliğe sırası geldiğinde karşılık vermek

Repay the favor, birinin yardımına veya iyiliğine kendi yararlı davranışınızla karşılık vermek anlamına gelir. Burada repay yalnızca parayla ilgili değildir ve favor resmi bir borcu değil, daha önce yapılan iyiliği ifade eder. In turn, karşılıklılık veya sıra fikrini ekler: bir kişi önce iyilik yapar, diğer kişi de daha sonra aynı iyi niyetle karşılık verir. İfade bütünüyle bir iyilik döngüsünü anlatır.

Alıştırma

“After Ava helped me move, I repaid the favor in turn by fixing her bike” ne anlama gelir?

  1. Sıra bana gelmeden önce Ava'ya para ödedim.
  2. Ava'nın daha önceki iyiliğine ben de yardım ederek karşılık verdim.
  3. Ava'dan aynı iyiliği yeniden yapmasını istedim.
Cevabı göster

Ava'nın daha önceki iyiliğine ben de yardım ederek karşılık verdim.

Listening deserves discovery

4:24

Dinlemek keşfedilmeyi hak ediyor

as one of the keys to a good society. Deyimler

4:26

iyi bir toplumun anahtarlarından biri olarak.

Deyimler

one of the keys to a good society: önemli ama tek olmayan bir etken

one of the keys to a good society ifadesinde key mecazi anlamdadır. Bir sonucun ortaya çıkmasına yardımcı olan önemli bir etken demektir; to edatından sonra gelen a good society bu sonucu belirtir. one of the + çoğul isim kalıbı birden fazla anahtar etken olduğunu gösterir. Dinleme, tek koşul olarak değil, önemli koşullardan biri olarak sunulur. X is one of the keys to Y. kalıbını başka durumlarda da kullanabilirsin.

Alıştırma

Takım çalışmasının birden çok önemli etkenden biri olduğunu gösteren anahtar mecazıyla cümleyi tamamla: Teamwork is ____ finishing the project on time.

Cevabı göster

one of the keys to

through life thinking that there's a right way to do things

4:37

hayatta işleri yapmanın doğru bir yolu olduğunu

and a wrong way to do things

4:40

ve yanlış bir yolu olduğunu düşünerek yaşamak

and there's not a whole lot of room for subjectivity

4:42

ve öznelliğe çok fazla yer olmadığını düşünmek

from my perspective.

4:46

benim bakış açıma göre.

troubles around communicating our intentions

4:47

niyetlerimizi açıkça ve dürüstçe iletme

and emotions clearly and honestly.

4:50

ve duygularımız etrafındaki sorunlar.

This is some of what we get up to

4:53

Bu, bizim bazı yöneldiğimiz şeyler

as an alternative to straightforward communication.

4:55

doğrudan iletişime bir alternatif olarak.