Okuldaki Başarı vs Hayattaki Başarı: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
438 kelime 150 kel/dk

Video özeti: Deneme, yüksek notların iyi bir yetişkin yaşamını garanti edip etmediğini soruyor ve dış disiplinle bağımsız düşünceyi birleştiriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. come across: Phrasal verbs: beklenmedik bir karşılaşma için kullanın ve diğer anlamlarından ayırın. 2. what is is all that could be.: Dil bilgisi ve cümle kalıpları: ilk is, what is içindedir; ikinci is özneyle tümleci bağlar. 3. outwardly entirely obedient, while inwardly intelligently and unashamedly rebellious.: Söylem, anlatı ve retorik: while ile karşıt sözcüklerin sonucu nasıl kurduğunu görün.

Bu derste

We want to do well at school for an obvious reason. Kalıp ifadeler

0:03

Okulda iyi olmak isteriz, nedeni bellidir.

Kalıp ifadeler

do well at school: sağlık değil, akademik başarı

Do well at school, derslerde başarılı olmak veya iyi akademik sonuçlar elde etmek anlamına gelir. Bu ifadede well, sağlık durumunu değil, performansı anlatır. At school ifadesi, kişinin hangi alanda başarılı olduğunu belirtir. Bu kalıp do well at work veya do well in a competition örneklerinde olduğu gibi başka alanlara da taşınabilir.

Alıştırma

“İyi akademik sonuçlar elde etmek” anlamındaki doğal ifadeyle cümleyi tamamlayın: Maya studies every evening because she wants to ____.

Cevabı göster

do well at school

Because,

0:06

Çünkü,

as we're often told,

0:06

bize sık sık söylendiği gibi,

it's the primary route to doing well at life. Kalıp ifadeler

0:08

hayatta iyi olmanın birincil yoludur.

Kalıp ifadeler

the primary route to + isim veya -ing biçimi

The primary route to, bir sonuca götüren başlıca yol veya yöntem anlamına gelir. Burada route mecazidir: iki fiziksel yeri değil, bir davranış biçimini bir sonuçla bağlar. Bu kalıpta to bir edattır; bu nedenle arkasından bir isim veya -ing biçimi gelir: the route to success; the route to building confidence. Primary, bu yolun en önemli yol olduğunu belirtir, ancak mutlaka tek yol olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi “bir sonuca götüren başlıca yol veya yöntem” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: For many beginners, daily practice is ____ building confidence.

Cevabı göster

the primary route to

Few of us are in love with the A grades themselves. Deyimler

0:11

Çok azımız A notlarının kendisine aşıktır.

Deyimler

in love with ifadesinin mecazi anlamı

Be in love with normalde bir kişiye duyulan romantik aşkı anlatır. Nesnesi bir şey ya da fikir olduğunda mecazidir ve onu çok beğenmek veya ona hayran olmak anlamına gelir. Burada yazar, çok az kişinin A notlarının kendisine böyle hisler beslediğini söylüyor. Bu abartıda hafif bir mizah vardır: insanlar notlara, esas olarak bu notların getirmesini umdukları sonuçlar için değer verir; A harfinin kendisini sevimli buldukları için değil.

Alıştırma

Hangi cümlede in love with, bir şeyi çok güçlü biçimde beğenmeyi mecazi olarak anlatır?

  1. She is looking at the bright colors in her new room.
  2. She is in love with the bright colors in her new room.
  3. She is choosing bright colors for her new room.
Cevabı göster

She is in love with the bright colors in her new room.

We want them because we're understandably interested in one day having a fulfilling career, Dilbilgisi

0:14

Onları isteriz çünkü anlaşılır bir şekilde bir gün tatmin edici bir kariyere,

a pleasant house,

0:19

güzel bir eve

and the respect of others.

0:20

ve başkalarının saygısına sahip olmakla ilgileniriz.

Dilbilgisi

interested in one day having: in + -ing yapısı

Be interested in yapısındaki in bir edattır. Ardından bir fiil geldiğinde bu fiil normalde -ing biçimini alır: interested in having doğrudur; interested in have veya interested to having doğru değildir. One day, gelecekte kesin olarak belirtilmeyen bir zamanı ifade eder. Dil bilgisi yapısını değiştirmeden in ile having arasına girebilir: be interested in + one day + having. Bu kalıp, gelecekteki bir olasılığı veya hedefi kişinin ilgi duyduğu bir şey olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için work fiilinin doğru biçimini kullanın: I'm interested in one day ____ abroad.

Cevabı göster

working

But sometimes,

0:22

Ancak bazen,

more often than seems entirely reassuring, Anlatım akışı

0:23

tamamen rahatlatıcı görünenden daha sık olarak,

something pretty confusing occurs.

0:26

oldukça kafa karıştırıcı bir şey olur.

Anlatım akışı

more often than seems entirely reassuring: sıklık hakkında kaygılı bir yorum

more often than seems entirely reassuring ifadesi, olayın ne kadar sık gerçekleştiğini değerlendirmek için ana cümlenin arasına girer. sometimes ifadesini açıklar: olay sürekli olmaz, ancak kaygı yaratacak kadar sık olur. Karşılaştırma, tam olarak hangi sıklığın güven verici olacağını belirtmez. Konuşmacı doğrudan “this happens too often” demek yerine ölçülü bir değerlendirme kullanır ve kafa karıştırıcı olayı söylemeden önce huzursuzluk yaratır.

Alıştırma

more often than seems entirely reassuring bu cümlede ne yapıyor?

  1. Cümleyi olayın neredeyse hiç gerçekleşmediği anlamına gelecek şekilde düzeltir.
  2. sometimes ifadesini sınırlandırır ve olayın kaygı verecek kadar sık olduğunu ima eder.
  3. Olayın, güven duygusu ona neden olduğu için sık gerçekleştiğini söyler.
Cevabı göster

sometimes ifadesini sınırlandırır ve olayın kaygı verecek kadar sık olduğunu ima eder.

We come across people who triumphed at school Notlar

0:28

Okulda zafer kazanmış

but flunked at life and vice versa. Kalıp ifadeler

0:31

ancak hayatta çuvallamış insanlara rastlarız, ya da tam tersi.

Öbek fiiller

come across: tesadüfen karşılaşmak veya bulmak

Burada come across, “tesadüfen karşılaşmak, bulmak veya fark etmek” anlamına gelir. Bu insanları bilinçli olarak aramıyoruz; ifade, konuşmacının karşılaşmış olduğu bir insan türünü tanıtıyor. Come fiil, across ise parçacıktır; iki sözcük birlikte tek bir öbek fiil olarak çalışır. Bu cümlede people onun nesnesidir ve who ile başlayan yan cümle bu insanları tanımlar.

Alıştırma

Cümleyi “tesadüfen bulmak” anlamındaki come across ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: While unpacking a box, I ____ a photo I had never seen before.

Cevabı göster

came across

Deyimler

triumphed at school but flunked at life: okuldan hayata aktarılan bir mecaz

Burada triumphed at school, “eğitim hayatında çok başarılı oldu”; flunked at life ise “yetişkin yaşamında başarısız oldu” anlamına gelir. Fiiller, eğitimdeki başarıyla okul dışındaki başarısızlık arasında güçlü bir karşıtlık kurar. Flunk normalde bir sınavdan veya dersten kalmak anlamına gelir. Bu fiilin life için kullanılması bilinçli bir mecazdır: hayat, birinin başarısız olabileceği bir sınav gibi ele alınır. İfade çarpıcıdır; hayatın gerçekten not verdiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Dersin okulla ilgili mecazını kullanarak karşıtlığı tamamlayın: She triumphed in the audition but ____ teamwork once rehearsals began.

Cevabı göster

flunked at

Kalıp ifadeler

vice versa: iki tarafın yerini değiştirmek

Bu cümlede vice versa, iki sonucun yerini değiştirmenizi söyler: bazı insanlar okulda başarısız olmuş ama hayatta başarılı olmuştur. Böylece konuşan kişi ters yöndeki ifadenin tamamını tekrar etmek zorunda kalmaz.

Alıştırma

Rollerin değiştirilebildiğini gösteren kalıplaşmış ifadeyle cümleyi tamamlayın: Good mentors learn from their teams, and ____.

Cevabı göster

vice versa

The former stars, Kelime

0:35

Bir zamanlar öğretmenlerini nasıl memnun edeceklerini tam olarak bilen

who once knew exactly how to satisfy their teachers,

0:36

eski yıldızlar,

may now be flatlining in a law office or relocating to a provincial town Deyimler

0:39

şimdi bir hukuk bürosunda yerinde sayıyor ya da taşra bir kasabaya taşınıyor olabilirler

in the hope of finding something better. Kalıp ifadeler

0:44

daha iyi bir şey bulma umuduyla.

Kelime

former stars: eskiden öne çıkan kişiler

Burada former, geçmiş ile bugün arasına bir sınır çizer: bu kişiler daha önce stars idi, ancak cümle onların şimdi de stars olduğunu söylemez. Star burada mecaz anlamdadır. Mükemmel performansıyla öne çıkan birini belirtir. Bu cümlede ifade, eskiden öğretmenlerinin beklentilerini karşılamakta çok başarılı olan öğrencileri anlatır. Ünlüleri veya gökyüzündeki yıldızları ifade etmez.

Alıştırma

“The former stars of the debate team now avoid competitions,” cümlesinde “former stars” ne anlama gelir?

  1. Takımın işe aldığı profesyonel oyuncular
  2. Ancak şimdi öne çıkmaya başlayan kişiler
  3. Eskiden olağanüstü performans gösteren kişiler
Cevabı göster

Eskiden olağanüstü performans gösteren kişiler

Deyimler

flatlining in a law office: ilerleme gücünü kaybetmiş bir kariyer

Flatlining, gerçek anlamda bir monitördeki çizginin düzleşmesini ve hayati faaliyetin durduğunu anlatır. Burada güçlü bir mecazdır: kişinin kariyeri ilerleme gücünü kaybetmiştir ve çok az gelişme göstermektedir ya da hiç gelişmemektedir. in a law office ifadesi iş ortamını belirtir; dolayısıyla cümle tıbbi bir acil durumu anlatmaz. Flatlining, yalnızca istikrarlı bir işe sahip olmaktan çok daha olumsuzdur.

Alıştırma

Bir yazar, “My career is flatlining even though I work every day.” diyor. Bu mecaz ne anlatıyor?

  1. Kariyer istikrarlı ve tatmin edici.
  2. Kariyer ilerleme gücünü kaybetmiş ve gelişmiyor.
  3. Yazar iş yerinde tıbbi bir acil durum yaşıyor.
Cevabı göster

Kariyer ilerleme gücünü kaybetmiş ve gelişmiyor.

Kalıp ifadeler

in the hope of finding something better: umut edilen bir amacı ifade etmek

In the hope of finding something better, taşınmanın nedenini açıklar: kişi daha iyi bir fırsat veya durum bulmayı umduğu için taşınır. Sonucu kesin olarak değil, istenen bir şey olarak sunar. Yapı in the hope of + isim veya -ing biçimidir. Burada of sonrasında fiilin yalın hâli find değil, finding kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümlede umut edilen bir sonucu anlatmak için in the hope of doğru kullanılmıştır?

  1. Leo applied early in the hope of get a scholarship.
  2. Leo applied early in the hope of getting a scholarship.
  3. Leo applied early in the hope to get a scholarship.
Cevabı göster

Leo applied early in the hope of getting a scholarship.

The path that seemed guaranteed to lead to success

0:46

Başarıya götürmesi garanti gibi görünen yol

has run into the sand. Deyimler

0:49

çıkmaza girmiştir.

Deyimler

has run into the sand: ilerlemenin durmasını anlatan bir mecaz

Has run into the sand, bir zamanlar umut vadeden yolun artık başarıya götürmediği anlamına gelir. İleriye doğru hareket ederken gevşek kuma ulaşıp saplanma görüntüsünü, ivme kaybederek ilerleyemez hâle gelen bir plan veya süreç için mecaza dönüştürür.

Alıştırma

Hangi cümlede ran into the sand, bir sürecin ivme kaybedip ilerleyemez hâle geldiği anlamındadır?

  1. I ran into Maya at the supermarket yesterday.
  2. After weeks of talks, the peace plan ran into the sand.
  3. The team ran into a problem with the new software.
Cevabı göster

After weeks of talks, the peace plan ran into the sand.

We shouldn't actually be surprised.

0:51

Aslında şaşırmamalıyız.

School curricula are not designed by people

0:53

Okul müfredatları, dış dünyada mutlaka çok fazla deneyimi

who necessarily have much experience of or talent at the world beyond.

0:56

veya yeteneği olan kişiler tarafından tasarlanmaz.

School curricula are not reverse-engineered from fulfilled adult lives Kelime

1:01

Okul müfredatları, doyumlu yetişkin yaşamlarından tersine mühendislikle

in the here and now. Deyimler

1:06

şu anda, burada oluşturulmamıştır.

Kelime

reverse-engineered from: bir sonuçtan geriye doğru tasarlamak

To reverse-engineer something from an outcome, sonuçtan başlayıp sistemin nasıl kurulacağını belirlemek için geriye doğru çalışmak demektir. Burada mühendislik terimi mecaz olarak kullanılır: fulfilled adult lives varsayılan sonuç, curricula ise tartışılan sistemdir. Cümlede are not reverse-engineered dendiği için yazar, okul müfredatlarının tatmin edici bir yetişkin yaşamı görüntüsünden başlanarak geriye doğru tasarlanmadığını savunur.

Alıştırma

Cümleyi “bir sonuçtan geriye doğru çalışılarak tasarlanmış” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: The course was ____ the final assessment.

Cevabı göster

reverse-engineered from

Deyimler

the here and now: şimdiki gerçeklik

The here and now, içinde bulunduğumuz anı ve çevremizdeki gerçek durumu anlatan kalıplaşmış bir isim öbeğidir. Bu cümlede fulfilled adult lives in the here and now, soyut bir ideali veya başka bir dönemdeki yaşamı değil, günümüz gerçekliğinde yaşanan yetişkin hayatını ifade eder. Burada here ve now birlikte tek bir düşünce oluşturur. İfade, here adlı bir yeri ve now adlı bir zamanı ayrı ayrı göstermiyor.

Alıştırma

Cümleyi en iyi tamamlayan ifadeyi seçin: Instead of worrying about next year, Maya is trying to live in ____.

  1. nowadays
  2. here and now
  3. the here and now
Cevabı göster

the here and now

They were intellectually influenced by all kinds of slightly random forces

1:08

Yüzlerce yıllık evrim boyunca

over hundreds of years of evolution,

1:13

her türlü biraz rastgele güçten entelektüel olarak etkilenmiş,

shaped by, among other things,

1:15

diğer şeylerin yanı sıra,

the curricula of medieval monasteries, Kültür

1:17

ortaçağ manastırlarının müfredatları,

the ideas of some 19th century German educationists,

1:19

19. yüzyıl Alman eğitimcilerinin fikirleri

and the concerns of aristocratic court societies.

1:23

ve aristokratik saray toplumlarının endişeleri tarafından şekillendirilmiştir.

Kültür

Orta Çağ manastırları... 19. yüzyıl Alman eğitimcileri... aristokrat saray toplumları

Bu üç isim grubu, okul müfredatlarını etkileyen tarihsel kaynakları belirtir. Orta Çağ manastırları, örgütlü öğrenmenin eski dinî geleneklerini; 19. yüzyıl Alman eğitimcileri, daha sonraki eğitim kuramları ve okul sistemlerini; aristokrat saray toplumları ise eğitimin hangi bilgileri, görgü kurallarını ve becerileri geliştirmesi gerektiğine dair seçkin sınıf beklentilerini temsil eder. Bu liste, bir müfredatın günümüz ihtiyaçları için sıfırdan hazırlanmış bir plan değil, farklı dönemlerden ve toplumsal ortamlardan kalan katmanlı bir miras olabileceğini gösterir. Bu kaynaklar sonraki eğitim sistemlerini etkilemiştir; cümle, modern okulların bunlardan tek bir ortak müfredatı doğrudan kopyaladığını veya bu grupların günümüzdeki okul görevleri olduğunu söylemez.

Alıştırma

Bu cümlede vurgulanan üç grup, modern okul müfredatları hakkında ne gösteriyor?

  1. Çeşitli tarihsel kurum ve fikirlerden etkilenmişlerdir.
  2. Doğrudan tek bir Orta Çağ okulundan kopyalanmışlardır.
  3. Yalnızca günümüzde okullarda çalışan kişiler tarafından tasarlanmışlardır.
Cevabı göster

Çeşitli tarihsel kurum ve fikirlerden etkilenmişlerdir.

This helps to explain the many bad habits that schools can inculcate. Anlatım akışı

1:26

Bu, okulların aşılayabileceği birçok kötü alışkanlığı açıklamaya yardımcı olur.

Anlatım akışı

Neden ile sonucu bağlayan This helps to explain

Bu cümlede This, yalnızca en yakındaki isme değil, müfredatların nasıl şekillendiğine ilişkin önceki açıklamanın tamamına gönderme yapar. Bu ifade, önceki bilgiyi okullardaki kötü alışkanlıklarla ilgili bir sonraki iddianın arka planına dönüştürür. Helps to explain, önceki bilgiyi tek veya eksiksiz neden olarak değil, açıklamaya katkıda bulunan bir etken olarak sunar. Böylece cümle bir köprü görevi görür: Eski bilgi This ile özetlenir ve ardından yeni bir sonuç ya da sorun gelir.

Alıştırma

İkinci cümleyi derste öğrenilen dört kelimelik bağlayıcı ifadeyle tamamlayın: Maya practiced every day for a month. ____ why she sounded so confident at the concert.

Cevabı göster

This helps to explain

They suggest that the most important things are already known,

1:30

En önemli şeylerin zaten bilindiğini,

that what is is all that could be. Dilbilgisi

1:35

var olanın olabilecek tek şey olduğunu ima ederler.

Dilbilgisi

what is is all that could be içindeki iki is sözcüğünün görevleri

what is is all that could be ifadesinde what is, “var olan” veya “mevcut gerçeklik” anlamına gelir. Dil bilgisi bakımından kaynaşmış bir ilgi yan cümleciğidir ve bu yan cümleciğin tamamı özne görevindedir. İlk is bu öznenin içindedir; ana fiilin yanlışlıkla tekrarı değildir. İkinci is, ana cümlenin bağlayıcı fiilidir. Özne olan what is ile “var olabilecek her şey” anlamındaki all that could be bölümünü birbirine bağlar. Böylece iddia, mevcut gerçekliği tek olasılık olarak görür; cümlenin bütünü ise bu görüşü eleştirel biçimde sunar.

Alıştırma

“What is is not always what should be,” cümlesinin doğru çözümlemesi hangisidir?

  1. İlk is ana fiildir, ikinci is ise yanlışlıkla tekrarlanmıştır.
  2. İlk is, özne olan what is bölümüne aittir; ikinci is ana cümlenin bağlayıcı fiilidir.
  3. What is bir şeyin nasıl göründüğünü anlatır ve iki is de bu yapının içindedir.
Cevabı göster

İlk is, özne olan what is bölümüne aittir; ikinci is ana cümlenin bağlayıcı fiilidir.

They can't help but warn us about the dangers of originality. Dilbilgisi

1:37

Bizi özgünlüğün tehlikeleri konusunda uyarmadan edemezler.

Dilbilgisi

can't help but warn: can't help but + fiilin yalın hâli

can't help but + fiilin yalın hâli, birinin bir şeyi yapmaktan kaçınamadığını veya alışkanlık ya da duygu nedeniyle neredeyse kendiliğinden yaptığını anlatır. But'tan sonra fiilin yalın hâli kullanılır: can't help but warn doğrudur; can't help but warning değildir. Burada can't help but warn, uyarıda bulunmanın öngörülebilir bir alışkanlık olduğunu düşündürür. Bu bağlamda ifade eleştireldir: sanki başka türlü davranamıyorlarmış gibi insanları özgünlük konusunda sürekli uyarırlar.

Alıştırma

İngilizce cümleyi can't help but ve warn fiilinin yalın hâliyle tamamlayın: Even when nobody asks, Sam ____ us about every small risk.

Cevabı göster

can't help but warn

They want us to put up our hands and wait to be asked. Kalıp ifadeler

1:42

Ellerimizi kaldırmamızı ve bize sorulmasını beklememizi isterler.

Kalıp ifadeler

put up our hands: iyelik sözcüğünü değiştirme

put up our hands ifadesinde put up, kaldırmak anlamına gelir ve kaldırılan el, birinin cevap vermek ya da konuşmak istediğini gösterir. Burada our, us ile uyumludur: gruptaki her kişinin önce işaret vermesi, ardından seçilmeyi beklemesi beklenir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp put up + iyelik sözcüğü + hand şeklindedir: I put up my hand; she puts up her hand. Bir gruptan söz edilirken herkes bir elini kaldırdığı için our hands kullanılabilir. Bu, bilinen bir işarettir; yalnızca elleri yüksek bir yere koymak anlamına gelmez. Farklı bir kalıp olan put both hands up ise çoğunlukla bir emir üzerine iki eli kaldırmak veya teslim olmak anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi put up one's hand ifadesiyle tamamlayın ve one's sözcüğünü you ile uyumlu hâle getirin: In class, ____ if you want to answer.

Cevabı göster

put up your hand

They want us to keep asking other people for permission. Kalıp ifadeler

1:46

Sürekli olarak başkalarından izin istememizi isterler.

Kalıp ifadeler

ask other people for permission: ask + kişi + for

asking other people for permission ifadesindeki yapı ask + kişi + for + şey şeklindedir. other people, onayı gereken kişileri belirtir; permission ise istenen şeydir. Yapmak istediğiniz eylemi belirtmek için permission sözcüğünden sonra to + fiil ekleyin: ask the teacher for permission to leave. Kişiyi doğrudan ask sözcüğünden sonra yerleştirin; ask permission to someone standart İngilizce değildir.

Alıştırma

Cümleyi ask ... for permission kalıbıyla tamamlayın: Before using the lab, you need to ____ the teacher ____ permission.

Cevabı göster

ask · for

They teach us to deliver on, Kalıp ifadeler

1:49

Beklentileri değiştirmekten ziyade,

rather than change, expectations.

1:51

onları karşılamamızı öğretirler.

Kalıp ifadeler

deliver on ... expectations: beklentileri karşılamak

Deliver on expectations, insanların beklediği sonucu elde etmek, yani beklentileri karşılamak demektir. Burada deliver on, fiil ve edattan oluşan tek bir birimdir; bir şeyi fiziksel olarak teslim etmek anlamına gelmez. Bu cümlede rather than change, bu birim ile ortak nesnesinin arasına girmiştir: deliver on expectations ile change expectations karşılaştırılır. İfadeyi yeniden kurarken veya başka bir bağlamda kullanırken on sözcüğünü koruyun.

Alıştırma

Cümleyi deliver ve onun gerektirdiği edatla tamamlayın: The company must ____, rather than manage, customer expectations.

Cevabı göster

deliver on

They teach us to redeploy ideas,

1:54

Fikirleri baştan yaratmaktan ziyade,

rather than originate them. Dilbilgisi

1:57

yeniden kullanmamızı öğretirler.

Dilbilgisi

Paralel fiiller arasında rather than

Rather than, reddedilen ya da daha az vurgulanan alternatifi tanıtır. Burada redeploy ideas öğretimin teşvik ettiği eylemdir; originate them ise karşıt eylemdir ve them, ideas sözcüğünü ifade eder. İki tarafta da ortak teach us to yapısına bağlı paralel yalın fiiller kullanılır: to redeploy ... rather than originate .... Yapı zaten açık olduğundan ikinci fiilden önce özneyi veya to sözcüğünü yeniden kullanmak gerekmez.

Alıştırma

Hangi cümle Maya'nın otobüse binmek yerine yürümeyi seçtiğini söyler ve iki fiil seçeneğini paralel tutar?

  1. Maya chose to walk rather than take the bus.
  2. Maya chose to take the bus rather than walk.
  3. Maya chose to walk and take the bus.
  4. Maya chose to walk instead of take the bus.
Cevabı göster

Maya chose to walk rather than take the bus.

They teach us to respect people in authority, Kalıp ifadeler

1:59

Otorite sahibi kişilere saygı duymamızı öğretirler,

rather than imagine that,

2:02

aksine şunu hayal etmemiz yerine:

in rather inspiring ways,

2:03

oldukça ilham verici şekillerde,

no one actually knows quite what's going on. Öbek fiiller

2:06

aslında kimsenin neler olup bittiğini tam olarak bilmediğini.

Kalıp ifadeler

people in authority: yetkili konumdaki kişiler

Bu cümlede people in authority; okul yöneticileri, müdürler, hâkimler veya devlet görevlileri gibi bir kurumda resmî güç ya da sorumluluk sahibi kişileri belirtir. Authority, yalnızca ünü veya kişisel önemi değil, kişinin tanınmış resmî konumunu anlatır. İfade people in + bir konum veya durum kalıbını izler. Buradaki in authority, in control veya in charge gibi çalışarak saygı duyulan kişilerin türünü belirtir.

Alıştırma

Cümleyi “resmî güce sahip kişiler” anlamındaki tam ifadeyle tamamlayın: Staff must report serious safety concerns to ____.

Cevabı göster

people in authority

Öbek fiiller

what's going on: neler oluyor

What's going on, “ne oluyor” veya “mevcut durum nedir” anlamına gelir. Örnekte kimsenin bilmediği şeyi ifade eder; dolayısıyla cümle, hiç kimsenin durumu tam olarak anlamadığını söyler. Bu ifadede go on, “olmak, gerçekleşmek” anlamındadır. İfade What's going on? şeklinde doğrudan soru olabilir veya know, see ya da explain gibi fiillerden sonra yan cümle olarak kullanılabilir: I don't know what's going on.

Alıştırma

Bir odaya giriyorsunuz ve herkes aniden konuşmayı bırakıyor. Hangi soru mevcut durumun açıklamasını ister?

  1. What's going on?
  2. How's it going?
  3. What happened yesterday?
Cevabı göster

What's going on?

They teach us everything other than the two skills Dilbilgisi

2:09

Bize yetişkinlik hayatının kalitesini gerçekten belirleyen

that really determine the quality of adult life,

2:12

iki beceri dışında her şeyi öğretirler:

knowing how to choose the right job for us, Dilbilgisi

2:15

bizim için doğru işi nasıl seçeceğimizi bilmek,

and knowing how to form satisfactory relationships.

2:19

ve tatmin edici ilişkiler kurmayı bilmek.

Dilbilgisi

everything other than: bir bölüm dışındaki her şey

Bu cümlede everything other than the two skills, “iki beceri dışındaki her şey” anlamına gelir. Everything önce çok geniş bir bütün oluşturur; ardından other than, kendisinden sonra gelen isim öbeğini bu bütünün dışında bırakır. Burada other than, “farklı” karşılaştırması değil, “hariç” anlamında bir istisna bildirir. Bu kalıp, bir şey bir kümenin neredeyse tamamını içerirken belirli bir öğeyi veya grubu dışarıda bıraktığında kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi “biri dışında her şey” anlamındaki ders ifadesiyle tam olarak tamamlayın: The box held ____ the missing map.

Cevabı göster

everything other than

Dilbilgisi

knowing how to ... and knowing how to ...: paralel tanımlar

İki knowing how to + fiil öbeği, hemen önce sözü edilen two skills ifadesinin hangi iki beceri olduğunu açıklar. Dil bilgisi açısından bunlar, isim öbeğini paralel biçimde açıklayan -ing yan tümceleridir; yeni ve tam cümleler değildir. Knowing how to ifadesinin tekrarlanması iki öğeye de aynı biçimi verir: knowing how to choose ... ve knowing how to form .... Bu paralel yapı, soyut becerilerden oluşan bir listeyi takip etmeyi kolaylaştırır.

Alıştırma

“manage your time” ipucunu kullanın ve paralel kalıba uyun: The workshop teaches two skills: knowing how to set priorities and ____.

Cevabı göster

knowing how to manage your time

They'll instruct us in Latin and how to measure the circumference of a circle Kalıp ifadeler

2:23

Bize Latinceyi ve bir dairenin çevresini nasıl ölçeceğimizi öğretecekler,

long before they teach us these core subjects, Dilbilgisi

2:27

bu temel konuları bize öğretmeden çok önce:

work and love.

2:31

iş ve aşk.

Kalıp ifadeler

instruct someone in a subject: birine bir konuyu resmî biçimde öğretmek

“Instruct us in Latin”, bize resmî ve düzenli bir şekilde Latince öğretmek anlamına gelir. Bu yapıda us öğrenen kişiyi, in Latin ise çalışma alanını belirtir. Aktarılabilir kalıp instruct + person + in + subject or skill şeklindedir. in sonrasındaki tamamlayıcı, ne öğrenildiğini gösterir.

Alıştırma

Cümleyi resmî instruct + person + in + subject kalıbıyla tamamlayın: At summer camp, the coach will ____ water safety.

Cevabı göster

instruct us in

Dilbilgisi

long before: iki olay arasındaki büyük zaman farkı

Long before iki olayı birbirine bağlar ve ilk olayın ikinciden çok daha önce gerçekleştiğini belirtir. Bu cümlede akademik dersler, çalışma ve sevgi hakkındaki derslerden çok daha önce konumlandırılır. Kalıp event A + long before + event B şeklindedir. Long, olaylar arasındaki zaman farkını ölçer; A olayının uzun sürdüğü anlamına gelmez. Bir sav içinde bu farkın vurgulanması, öncelik sırasının sorgulanabilir olduğunu da düşündürebilir.

Alıştırma

Hangi cümle Maya’nın son teslim tarihinden çok daha önce bitirdiğini açıkça söyler?

  1. Maya finished the project before the deadline.
  2. Maya finished the project long before the deadline.
  3. Maya finished the project after the deadline.
Cevabı göster

Maya finished the project long before the deadline.

That said, Anlatım akışı

2:33

Bununla birlikte,

it isn't that all we need to do to succeed at life is flunk school. Dilbilgisi

2:34

hayatta başarılı olmak için tek yapmamız gerekenin okulda çuvallamak olduğu da söylenemez.

Anlatım akışı

That said, ...: sınırlayıcı bir açıklama eklemek

That said, önceki noktayı kabul edip ardından bir sınırlama, istisna veya düzeltme getiren bir söylem bağlacıdır. Burada yazar okulu eleştirmiştir, ancak bu eleştirinin aşırı bir sonuca dönüşmesini önlemek için bu ifadeyi kullanır. Bu ifade, birinin gerçekten bir şey söylediğini bildirmek yerine bütün hâlindeki fikirleri birbirine bağlar. Yararlı bir düzen şöyledir: iddia. That said, sınırlayıcı açıklama.

Alıştırma

İlk noktayı kabul eden ancak etkisini sınırlayan bağlacı seçin: The battery is old. ____ it still works well.

  1. Therefore,
  2. In other words,
  3. That said,
Cevabı göster

That said,

Dilbilgisi

It isn't that ... all we need to do is ...: aşırı basitleştirilmiş bir iddiayı reddetmek

Dış çerçeve olan It isn't that ..., that yan cümlesinin içindeki iddianın tamamını reddeder. Burada reddedilen iddia, okulda başarısız olmanın hayatta başarılı olmanın tek şartı olduğudur; dolayısıyla flunk school bir tavsiye değildir. Bu yan cümlenin içindeki all we need to do to succeed at life is flunk school, all + özne + need to do + is + fiilin yalın hâli düzenini kullanır. Bir eylemi sözde eksiksiz veya tek şart olarak sunar. Önce dıştaki olumsuzluğu okuyun, sonra içteki all ... is ... yapısını çözün.

Alıştırma

Hangi yorum doğrudur?

  1. Konuşan, başarıya giden en kesin yol olarak okulda başarısız olmayı öneriyor.
  2. Konuşan, okulda başarısız olmanın başarı için gereken tek şey olduğu fikrini reddediyor.
  3. Konuşan, bir kişi okulda başarısız olmadıkça başarının imkânsız olduğunu söylüyor.
Cevabı göster

Konuşan, okulda başarısız olmanın başarı için gereken tek şey olduğu fikrini reddediyor.

A good life requires us to do two very tricky things. Dilbilgisi

2:38

İyi bir hayat, iki çok zorlu şeyi yapmamızı gerektirir.

Dilbilgisi

requires us to do: require someone to do kalıbı

Require someone to do something kalıbı; bir kuralın, koşulun, hedefin veya sonucun belirli bir kişinin bir eylemi yapmasını gerekli kıldığını anlatır. Burada us eylemi yapması gereken kişiyi, to do ise gerekli eylemi gösterir. Require sözcüğünden sonraki nesne bu kalıbın bir parçasıdır. requires us to do ifadesini bir rica olarak anlamayın; burada “iyi bir yaşama” sahip olmanın bir koşulu anlatılıyor.

Alıştırma

Require fiilinin geniş zaman biçimini, ardından me ve submit fiilinin mastarını kullanarak tamamlayın: The position ____ a safety report every Friday.

Cevabı göster

requires me to submit

Be a very good boy or girl for 20 years

2:42

20 yıl boyunca çok iyi bir erkek veya kız çocuğu olmak

and simultaneously never really believe blindly Kalıp ifadeler

2:45

ve aynı zamanda bizden çalışmamız istenen şeylerin

in the long-term validity or seriousness

2:49

uzun vadeli geçerliliğine veya ciddiyetine

of what we're being asked to study. Dilbilgisi

2:51

asla körü körüne inanmamak.

Kalıp ifadeler

believe blindly in: sorgulamadan inanmak

Believe blindly in something; bir şeye soru sormadan veya gerekçeleri ve kanıtları kontrol etmeden güvenmek, onu kabul etmek ya da desteklemek demektir. Blindly inanma biçimini anlatır; fiziksel olarak görememekle ilgili değildir. Bu cümlede never, believe blindly in eylemini olumsuzlar. Konuşmacı, öğrenenlerin çalıştıkları şeyi sonsuza kadar tartışmasız biçimde geçerli ya da ciddi saymamaları gerektiğini söylüyor.

Alıştırma

Believe + blindly + in sırasını kullanarak tamamlayın: Some people ____ the idea that one score can measure every kind of intelligence.

Cevabı göster

believe blindly in

Dilbilgisi

what we're being asked to study: edilgen ask içeren bir what cümleciği

Burada what we're being asked to study bir isim cümleciğidir: cümleciğin tamamı, başka kişilerin bizden çalışmamızı istediği içeriği adlandırır. What, “... olan şeyler” anlamına gelir ve cümlecik içinde study fiilinin nesnesi olarak da görev yapar. We're being asked, şimdiki zamanın edilgen yapısıdır. Etken kalıp someone is asking us to study something şeklindedir; edilgen biçim, istekte bulunan kişiyi belirtmez. Bu kalıpta ask someone to do something, “birinden bir şey yapmasını istemek veya bunu yapmasını talep etmek” anlamına gelir; “birine soru sormak” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi “başka kişilerin şu anda bizden öğrenmemizi istediği içerik” anlamına gelen, dersteki kısaltılmış what cümleciğiyle tamamlayın: The exam covers ____.

Cevabı göster

what we're being asked to study

We need to be outwardly entirely obedient, Anlatım akışı

2:54

Dışarıdan tamamen itaatkar olmalıyız,

while inwardly intelligently and unashamedly rebellious.

2:58

içeriden ise zekice ve utanmazca isyankar.

Anlatım akışı

outwardly ... while inwardly ...: bir karşıtlığı düzenlemek

Bu cümle tek bir düşünceyi birbirine denk iki yarı hâlinde düzenler. Outwardly ... obedient gözle görülen davranışı, while inwardly ... rebellious ise iç düşünceyi anlatır. Burada while, zamanda bir sıralamayı değil, aynı anda var olan iki durum arasındaki karşıtlığı işaretler. Paralel zarflar karşıtlığın izlenmesini kolaylaştırır: outwardly, inwardly ile eşleşir; entirely, obedient sözcüğünü güçlendirir; intelligently ve unashamedly ise rebellious olma biçimini açıklar. Bu bağlamda rebellious, fikirleri bağımsız şekilde sorgulamayı sürdürmek demektir; tek başına insanlara kuralları çiğnemelerini söylemez.

Alıştırma

Hangi cümle while kullanarak aynı anda var olan dış görünüş ve iç duygu karşıtlığını düzenler?

  1. She was outwardly calm while she waited for the bus.
  2. She was outwardly calm, while inwardly anxious.
  3. She was calm because she knew the answer.
Cevabı göster

She was outwardly calm, while inwardly anxious.