Çocukluğa Karşı Bir Suç: İngilizce çalışma notları

CGP Grey

Öğrenme zorluğu
517 kelime 167 kel/dk

Video Özeti: Kar tatillerini savunan bu hicivli yorum, çocukluk özgürlüğünü uzaktan derslerin bürokrasisiyle karşılaştırıyor. Başlıca İngilizce Öğrenme Noktaları: 1. "might as well" - Kalıplaşmış ifade ve eşdizim: koşulların zaten desteklediği pratik seçimi tanıyın; bunu izinle karıştırmayın. 2. "play the won't somebody please think of the children card." - Deyim ve mecaz: play the X card ifadesinin duygusal bir savı bilerek öne sürdüğünü anlayın; taktiğin itirafı burada mizah yaratır. 3. "cognitive dissonance" - Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: çelişen inançların yarattığı gerilimi anlatan resmi terimi ve yeniden yorumlamanın gerilimi nasıl azalttığını öğrenin.

Bu derste

Snow days.

0:00

Kar tatili günleri.

There is no greater human joy than waking up to a winter wonderland that, Dilbilgisi

0:00

Bir sabah, insanın karşısında kış harikalar diyarına uyanmasından,

with its frosty magic,

0:05

bu buzlu büyünün,

also cancelled school.

0:06

okulu da iptal etmesinden daha büyük bir insani sevinç yoktur.

Dilbilgisi

There is no greater ... than ...: ……dan daha büyük …… yoktur

“There is no greater X than Y”, konuşanın hayal edebileceği X örnekleri içinde Y’nin en iyi, en güçlü veya en keyifli olanı olduğunu anlatır. Üstünlük derecesi etkisi yaratır: burada böyle bir manzaraya uyanmak, insanın yaşayabileceği en büyük sevinç olarak sunuluyor. Cümle sevincin varlığını inkâr etmez. No greater, “bundan daha büyüğü yok” demektir; than ise en üst sıraya konan deneyimi tanıtır.

Alıştırma

There is no greater X than Y kalıbındaki eksik bölümleri tamamlayın: There is ____ satisfaction ____ finishing a hard job well.

Cevabı göster

no greater · than

Well,

0:08

Eh,

no more because schools are cancelling snow days.

0:08

artık bu yok, çünkü okullar kar tatillerini iptal ediyor.

Some school systems have decided distance learning has worked so well,

0:12

Bazı okul sistemleri, uzaktan eğitimin çok iyi işlediğine karar verdi,

might as well keep those tools around. Kalıp ifadeler

0:15

o araçları ellerinin altında bulundursalar iyi olur.

Kalıp ifadeler

might as well: durum böyleyse neden olmasın?

Might as well, içinde bulunulan durum nedeniyle mantıklı olan pratik bir seçeneği sunar: bunu yapmamak için güçlü bir neden yoktur veya diğer seçenekler daha iyi değildir. Burada araçlar işe yaradığını zaten kanıtladığı için onları elde tutmak mantıklı bir sonraki adım gibi görünür. Bu kalıplaşmış ifadede might temel olarak belirsizlik anlatmaz. İfadenin tamamı “durum böyleyse neden olmasın?” düşüncesini taşır.

Alıştırma

Koşullar nedeniyle yürümenin mantıklı seçenek olduğunu belirten üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The next bus is an hour away, so we ____ walk.

Cevabı göster

might as well

This way, Anlatım akışı

0:17

Böylece,

when there's too much snow to physically drag students in, Anlatım akışı

0:17

öğrencileri okula fiziksel olarak sürükleyemeyecek kadar çok kar olduğunda,

we can still mentally drag them in.

0:20

onları hala zihinsel olarak sürükleyebiliriz.

Anlatım akışı

This way: bir yöntemi sonucuna bağlamak

Burada This way, 'bu yöntemi kullanarak' anlamına gelir. Daha önce sözü edilen plana, yani uzaktan eğitim araçlarını kullanmaya devam etme planına gönderme yapar. Cümlenin başında bu yöntem ile sonucunu birbirine bağlar: kar öğrencilerin okula gelmesini engellese bile dersler uzaktan devam edebilir. Bu yapı, açıklamayı önce yöntem, sonra sonuç gelecek şekilde düzenler.

Alıştırma

Örnekte This way hangi görevi görüyor?

  1. Daha önce belirtilen yöntemi, bu yöntemin mümkün kıldığı sonuca bağlar.
  2. Konuyla ilgisiz bir yan yorum başlatır.
  3. Öğrencilerin gitmesi gereken fiziksel yönü anlatır.
Cevabı göster

Daha önce belirtilen yöntemi, bu yöntemin mümkün kıldığı sonuca bağlar.

Anlatım akışı

physically drag ... mentally drag yapısındaki paralel karşıtlık

Cümle, iki paralel ifadede drag fiilini tekrarlar ve yalnızca zarfı değiştirir: physically ve mentally. Physically drag, öğrencileri fiziksel olarak zorla okula getirmeyi anlatır; mentally drag ise drag fiilini mecaz anlamda genişleterek öğrencilerin dikkatini çevrim içi derse zorla çekmeyi ifade eder. İki bölümde de drag kullanılması, bu iki tür zorlamayı birbirine benzetir. Böylece güçlü bir karşıtlık ve kuru, alaycı bir şaka ortaya çıkar: söz konusu olan ister beden ister dikkat olsun, öğrenciler derse katılmaya zorlanmaktadır.

Alıştırma

Bu cümlede mentally drag them in ne anlama geliyor?

  1. Rahatlamalarına ve okulu unutmalarına yardım etmek.
  2. Bedenlerini karın içinden fiziksel olarak çekmek.
  3. Dikkatlerini uzaktan derse zorla çekmek.
Cevabı göster

Dikkatlerini uzaktan derse zorla çekmek.

Wha..?

0:22

Ne..?

Who di...?

0:23

Kim y...?

How...? What kind of villains are you?

0:24

Nasıl...? Siz ne biçim kötülersiniz?

The worst kind,

0:27

En kötü tür,

the kind doing something for your own good. Ton ve niyet

0:27

bir şeyi "senin kendi iyiliğin için" yapan tür.

Ton ve niyet

for your own good: samimi ilgi mi, kontrol mü

For your own good, “sana yarar sağlamak veya seni korumak için” demektir. Dinleyen kişi hoşlanmasa bile bir eylemi onun çıkarına yapılmış gibi sunar. Burada ifade rahatlatıcı değil, alaycıdır. Konuşmacı buna “en kötü tür” diyerek yetkili birinin başkaları adına karar vermesini ve bu kontrolü ilgi gibi göstermesini reddeder. İfadenin samimi mi yoksa eleştirel mi olduğunu bağlam ve ton gösterir.

Alıştırma

Yargılayın: “They made every choice for us for our own good” cümlesindeki ifade, minnettarlıktan çok eleştiri belirtiyor gibi duyulabilir.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Doğru

You don't want students to miss learning,

0:30

"Öğrencilerin öğrenimden geri kalmasını istemezsiniz,

do you? Dilbilgisi

0:32

değil mi?"

Dilbilgisi

Olumsuz ifade + olumlu soru eklentisi: do you?

Do you?, olumsuz You don't want... ifadesine eklenen olumlu bir soru eklentisidir. Standart soru eklentilerinde olumluluk-olumsuzluk tersine döner: olumsuz bir ifade olumlu bir eklenti alır. Eklenti, ana ifadedeki yardımcı fiili ve özneyi tekrar kullanır: don't want yapısı do olur, you öznesi ise yine you olarak kalır. Buradaki eklenti tamamen tarafsız değildir. Öğrencilerin öğrenimden geri kalmasını istememeyi beklenen görüş olarak sunar ve dinleyeni kabul etmeye yönlendirir. Cevabı tüm düşünceye göre verin: No, I don't bunu istemediğinizi doğrular; Yes, I do ise bunu istediğinizi söyler.

Alıştırma

Uygun yardımcı fiil ve zamiri kullanarak standart ters kutuplu soru eklentisini tamamlayın: You don't want students to miss the bus, ____?

Cevabı göster

do you

We all agree that each and every individual day of school matters to keep kids from falling behind. Notlar

0:33

"Çocukların geride kalmasını önlemek için okuldaki her bir günün önemli olduğu konusunda hepimiz hemfikiriz."

Kalıp ifadeler

each and every ile güçlü vurgu

each and every ifadesinde, anlamları yakın olan iki belirleyici özellikle bir arada kullanılır. İfade, “istisnasız her bir” anlamına gelir ve each ya da every sözcüğünün tek başına kullanılmasından daha güçlü bir vurgu yaratır. Burada iddiayı kesin ve mutlak gösterir: yalnızca okul günlerinin çoğu değil, her bir okul günü önemlidir. Bu tür vurgu çoğunlukla bir kuralı, sözü veya ikna edici savı güçlendirir.

Alıştırma

Hiçbir oyuncunun dışarıda kalmadığını özellikle vurgulamak için cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? The coach spoke to ___ player before the final.

  1. each
  2. each and every
  3. every
Cevabı göster

each and every

Dilbilgisi

keep kids from falling behind yapısı

keep someone from doing something yapısı, bir kişinin bir şeyi yapmasını veya belirli bir duruma girmesini önlemek anlamına gelir. From sözcüğünden sonra fiilin -ing biçimi gelir; dolayısıyla yapı keep + kişi + from + fiilin -ing biçimidir. Burada fall behind, fiziksel olarak geriye düşmek değil, beklenen okul ilerlemesine ayak uyduramamak anlamındadır. To ile başlayan bölüm amacı gösterir: okul günleri, çocukların öğrenimde geride kalmasını önlemeye yardımcı olduğu için önemlidir.

Alıştırma

Cümleyi hedef yapı keep someone from doing something ile tamamlayın: Regular review sessions ____ the team ____ missing important deadlines.

Cevabı göster

keep · from

We don't all agree. Dilbilgisi

0:40

Hepimiz hemfikir değiliz.

Dilbilgisi

We don't all agree: all ile kısmi olumsuzluk

We don't all agree cümlesinde don't, all sözcüğünü olumsuzlar; bu nedenle cümle “Herkesin aynı fikirde olduğu doğru değil” anlamına gelir. Bazı kişiler aynı fikirde olabilir, ancak en az bir kişi değildir. Bu, kısmi olumsuzluktur: not, all veya always gibi bütünlük bildiren bir sözcükle kullanıldığında, hiçbir durum olmadığını söylemek yerine bütün için yapılan iddiayı sınırlar. Olumsuzluk sözcüğünün konumuna dikkat edin.

Alıştırma

We don't all agree hangi anlama gelir?

  1. Hiç kimse aynı fikirde değildir.
  2. Herkes aynı fikirdedir.
  3. Bazı kişiler aynı fikirde olabilir, ancak en az bir kişi değildir.
Cevabı göster

Bazı kişiler aynı fikirde olabilir, ancak en az bir kişi değildir.

This is horrifying.

0:41

Bu korkunç.

Internet, where are you?

0:43

İnternet, neredesin?

Where's #savesnowdays to protect us?

0:44

Bizi koruyacak #savesnowdays nerede?

Shh, we don't need that.

0:47

Şşş, buna ihtiyacımız yok.

No, you cannot take away the human experience of being on a dark winter's night unable to face the next day, Notlar

0:48

Hayır, karanlık bir kış gecesinde ertesi günle yüzleşememe insani deneyimini elimizden alamazsınız,

Öbek fiiller

take away: soyut bir şeyi ortadan kaldırmak veya birinden almak

Burada take away, fiziksel bir nesneyi başka bir yere götürmek değil, “ortadan kaldırmak veya birini bir şeyden mahrum bırakmak” anlamındadır. Nesnesi the human experience olduğu için konuşmacı, bu deneyimin insanların hayatından kolayca çıkarılamayacağını söylüyor. Take away; hak, fırsat, duygu veya acı gibi soyut bir nesne alabilir. Yaygın yapılar take away + nesne ve take + nesne + away biçimindedir. Nesne zamirse take it away denir.

Alıştırma

Cümleyi “bir fırsatı ortadan kaldırmak” anlamındaki hedef öbek fiille tamamlayın: The new rule could ____ our chance to choose.

Cevabı göster

take away

Kelime

face the next day: fiil olarak face

Burada face, zor bir şeyi “kabul edip onunla başa çıkmak” anlamına gelen bir fiildir. Konuşan kişi face the next day yapamayacağını hisseder; yani yarının getirecekleriyle başa çıkmaya hazır değildir. Bu kullanım face + isim öbeği yapısını izler. Nesne bir zaman veya soyut bir düşünce olabilir: face tomorrow, face the truth ya da face the consequences.

Alıştırma

“Sooner or later, we must face the consequences” cümlesindeki face ne anlama gelir?

  1. onlara gözleriyle bakmak
  2. onları kabul edip onlarla başa çıkmak
  3. onları herkesten saklamak
Cevabı göster

onları kabul edip onlarla başa çıkmak

then when thin clouds appear on the horizon giving you faint hope,

0:55

ardından ufukta ince bulutlar belirip size cılız bir umut verdiğinde,

you beg with all of your belief to make it happen. Kalıp ifadeler

1:00

bunun gerçekleşmesi için tüm inancınızla yalvarırsınız.

Kalıp ifadeler

make it happen

Make it happen, “istenen bir sonucu gerçeğe dönüştürmek için harekete geçmek” demektir. Make sonuca neden olmayı anlatır, it daha önce anlaşılan sonuç veya plana gönderme yapar, happen ise bu sonucun gerçekleşmesini belirtir. Yapı make + nesne + to almayan yalın fiildir: make it happen. happen öncesinde to kullanılmaz.

Alıştırma

“Üzerinde anlaşılan planı gerçeğe dönüştürmek” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyle cümleyi tamamlayın: We have approved the plan; now let's ____.

Cevabı göster

make it happen

And when it does happen, Dilbilgisi

1:04

Ve bu gerçekten olduğunda,

it is the most epic experience of low to high,

1:06

dipten zirveye çıkan en destansı deneyimdir,

Dilbilgisi

when it does happen ifadesindeki vurgulu does

Olumlu bir cümlede, ifadeyi vurgulamak için fiilin yalın hâlinden önce does kullanılabilir. Buradaki when it does happen, olayın gerçekten gerçekleştiği zamanı veya gerçekten gerçekleştiği durumları anlatır. Beklenen olayın sahiden meydana geldiğini vurgular. Does, geniş zamanı ve üçüncü tekil şahıs işaretini taşır; bu yüzden happen yalın hâlde kalır. Vurgu olmadan when it happens denir. When it does happen ise çoğunlukla bir şüpheye karşı ya da olay nadiren gerçekleştiğinde doğrulama veya karşıtlık anlamı ekler.

Alıştırma

Şüpheyi düzelten vurgulu yardımcı fiille cümleyi tamamlayın: Nora says the printer never works, but it ____ work when I restart it.

Cevabı göster

does

combining the triple joys of snow and freedom and getting out of something that you totally shouldn't have. Notlar

1:09

kar, özgürlük ve kesinlikle yapmamanız gereken bir şeyden kurtulmanın o üçlü sevincini birleştirir.

Öbek fiiller

Bir yükümlülükten kaçınma anlamındaki getting out of something

Buradaki getting out of something, yerine getirmen veya yüzleşmen beklenen bir yükümlülükten, etkinlikten ya da durumdan kaçınmak anlamına gelir. Konuşan kişi, bir yerden fiziksel olarak çıkmayı değil, beklenmedik biçimde bir şeyi yapmak zorunda kalmamayı anlatır. Kalıp get out of + isim veya get out of + fiilin -ing biçimi olabilir: get out of the meeting; get out of doing the chores. Genellikle yükümlülükten kaçınmak için bir neden, bahane veya fırsat bulma anlamı taşır.

Alıştırma

Hangi cümle Leo'nun görevden kaçındığı anlamına gelir?

  1. Leo got out of cleaning the kitchen.
  2. Leo got back to cleaning the kitchen.
  3. Leo got through cleaning the kitchen.
Cevabı göster

Leo got out of cleaning the kitchen.

Dilbilgisi

totally shouldn't have: eksiltili geçmişe dönük kip yapısı

should have + geçmiş zaman ortacı yapısında have, “sahip olmak” anlamındaki fiil değil, yardımcı fiildir. Olumsuz shouldn't have + geçmiş zaman ortacı yapısı geçmişteki bir eyleme dönüp onun kötü bir fikir ya da yanlış bir davranış olduğunu belirtir. Totally bu olumsuz yargıyı güçlendirir. Burada geçmiş zaman ortacıyla kurulan ifade, hemen önce söylenen fikri tekrarlayacağı için atılmıştır. Tam anlam something that you totally shouldn't have got out of şeklindedir. Cümleyi shouldn't have ile bitirmek, yalnızca dinleyen kişi eksik eylemi bağlamdan çıkarabildiğinde doğaldır.

Alıştırma

Eylemin gerçekleştiğini ancak kötü bir fikir olduğunu gösteren iki sözcüklü geçmişe dönük kip ifadesiyle cümleyi tamamlayın: “Nora opened the private file, although she knew she ____.”

Cevabı göster

shouldn't have

There are only so many days of such great glory in a human life. Dilbilgisi

1:15

Bir insan hayatında bu kadar büyük görkeme sahip günler sayılıdır.

Dilbilgisi

There are only so many days: sabit bir sınırı ifade etmek

There are only so many + çoğul sayılabilen isim, sayının sınırlı olduğu anlamına gelir: belirli bir noktadan sonra başka bir şey mevcut ya da mümkün değildir. Bu cümlede böylesine güzel günler değerlidir, çünkü bir insan ömründe bunlardan yalnızca sınırlı sayıda vardır. Only, so many ifadesinin etkisini değiştirir. Only olmadan so many normalde büyük bir sayıyı vurgular; only ile birlikteyse üst sınırı vurgular. Kesin bir sayı vermez ve her zaman “çok az” anlamına gelmez. Sayılamayan isimlerle only so much kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi “sınırlı sayıda” anlamına gelen üç sözcüklü tam yapıyla tamamlayın: “There are ____ seats near the stage, so reserve one early.”

Cevabı göster

only so many

But, say some school boards, Anlatım akışı

1:21

Ama bazı okul kurulları diyor ki,

that number of days will be zero forever.

1:22

bu günlerin sayısı sonsuza dek sıfır olacak.

Anlatım akışı

But, say some school boards, ...: ara sözle kaynak belirtme

“But, say some school boards, ...” ifadesinde But, karşıt bir görüşe geçildiğini gösterir. Araya giren aktarım yan cümlesi “say some school boards”, cümle bu kaynağın görüşünü vermeden önce kaynağı belirtir. Sıralama aktarım fiili + özne şeklindedir; bu, yorum dilinde kullanılan retorik bir devrik yapıdır. “Some school boards say” anlamına gelir ve okul kurullarına konuşmalarını söyleyen bir emir değildir. Kaynak belirten bölüm ara söz olduğu için ana mesaj ikinci virgülden sonra devam eder: “that number of days will be zero forever.”

Alıştırma

“But, say some school boards, that number of days will be zero forever” cümlesinde “say some school boards” ne yapar?

  1. Okul kurullarının kendilerinin ortadan kaybolacağını söyler.
  2. Araya giren bir aktarım yan cümlesiyle iddianın kaynağını belirtir.
  3. Okul kurullarına sayıyı açıklamalarını emreder.
Cevabı göster

Araya giren bir aktarım yan cümlesiyle iddianın kaynağını belirtir.

And I fear this snow day cancellation pestilation will spread because the school system,

1:25

Ve korkarım ki bu kar tatili iptali vebası yayılacak, çünkü okul sistemi,

with its bureaucracies and committees,

1:30

bürokrasileri ve komiteleriyle,

loves its checkboxes checked, Anlatım akışı

1:32

onay kutularının işaretlenmesini,

its percentages maxed,

1:34

yüzdelerin tavan yapmasını,

and its attendance punch cards punched.

1:35

ve yoklama kartlarının basılmasını çok seviyor.

Anlatım akışı

its checkboxes checked ... its attendance punch cards punched: paralel tamamlayıcılar

Üç grup da aynı kalıbı kullanır: iyelik belirleyicisi + isim öbeği + geçmiş zaman ortacı. Bunlar “its checkboxes checked”, “its percentages maxed” ve “its attendance punch cards punched” gruplarıdır. “Loves” sözcüğünden sonra her geçmiş zaman ortacı bir nesne tamamlayıcısıdır ve kurumun o öğeyi hangi durumda görmek istediğini anlatır. Kalıbın tekrarlanması ayrıntıları üç parçalı paralel bir liste olarak düzenler. Giderek daha mekanik hâle gelen imgeler güçlü bir ritim oluşturur ve kurumun ölçülebilir tamamlanma durumlarına olan takıntısını abartılı ve hicivli gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle aynı paralel isim + geçmiş zaman ortacı kalıbını kullanır?

  1. The supervisor signs every form, labels every file, and records every payment.
  2. The supervisor wants every form signed, every file labeled, and every payment recorded.
  3. The supervisor wants to sign forms while the files and payments are ready.
Cevabı göster

The supervisor wants every form signed, every file labeled, and every payment recorded.

Snow days mess all that up, Öbek fiiller

1:37

Kar tatilleri tüm bunları mahvediyor,

Öbek fiiller

mess all that up: anlamı ve nesnenin yeri

Bu cümlede mess all that up, “bütün bunları bozmak veya altüst etmek” anlamına gelir. All that, düzenli devam kayıtlarına ve yüzdelere gönderme yapar; kar tatilleri sistemi daha az düzenli hâle getirir. Up, öbek fiilin bir parçasıdır ve yukarı doğru hareket bildirmez. Mess up ayrılabilen bir öbek fiildir. İsimden oluşan nesne, öbek fiilin tamamından sonra veya iki parçasının arasında bulunabilir: mess up the schedule ya da mess the schedule up. Kişi zamiri mutlaka araya gelmelidir: mess it up denir, mess up it denmez.

Alıştırma

Cümleyi mess ... up ile tamamlayın ve zamiri doğru yere koyun: The schedule works well, so please don't ____.

Cevabı göster

mess it up

so the system,

1:39

işte bu yüzden sistem,

wielding the ultimate banality of evil, Kültür

1:40

kötülüğün o nihai sıradanlığını kuşanarak,

cancels snow days.

1:43

kar tatillerini iptal ediyor.

Kültür

banality of evil ile ironik abartı

Kötülüğün sıradanlığı, siyaset düşünürü Hannah Arendt ile ilişkilendirilen ciddi bir ifadedir. Korkunç zararların yalnızca açıkça canavarca davranışlarla değil, idari bir sisteme sıradan ve rutin katılım yoluyla da gerçekleştirilebildiğini anlatır. Burada bu ağır ifade, kar tatillerini iptal eden bir okul sistemine uygulanır. Ölçek farkı bilinçlidir: Konuşmacı bu politikayı tarihî vahşetlerle eşit tutmaz. Aşırı abartı alaycı bir mizah yaratırken wielding, soyut bir kurumsal rutini silahmış gibi gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede banality of evil ifadesini komik yapan nedir?

  1. Ciddi bir tarih-felsefe düşüncesini küçük bir okul politikası için kullanarak bilinçli bir abartı yaratır.
  2. Bilgisayar sisteminin sıradan ama ahlaken iyi olduğu anlamına gelir.
  3. Kar tatillerini iptal etmenin kelimenin gerçek anlamıyla tarihî vahşetlere eşit olduğunu söyler.
Cevabı göster

Ciddi bir tarih-felsefe düşüncesini küçük bir okul politikası için kullanarak bilinçli bir abartı yaratır.

Look,

1:44

Bakın,

I'm just going to say it. Ton ve niyet

1:45

bunu açıkça söyleyeceğim.

Ton ve niyet

Doğrudan bir görüşten önce “I'm just going to say it”

“I'm just going to say it”, doğrudan veya insanların hoşuna gitmeyebilecek bir görüşten önce kullanılan bir giriş ifadesidir. Konuşan kişi öncelikle geleceğe yönelik bir plan anlatmaz; dinleyiciyi birazdan söyleyeceklerine hazırlar. Buradaki just, girişin sertliğini biraz azaltır ama aynı zamanda “Artık kendimi tutmayıp bunu açıkça söyleyeceğim” beklentisini yaratabilir.

Alıştırma

Dinleyicileri doğrudan ve insanların hoşuna gitmeyebilecek bir görüşe en iyi hazırlayan cümle hangisidir?

  1. I'm just going to say it: this rule makes no sense.
  2. I'm not going to say what I think about this rule.
  3. I just said that the rule was changed.
Cevabı göster

I'm just going to say it: this rule makes no sense.

This is a crime against childhood. Deyimler

1:46

Bu, çocukluğa karşı işlenmiş bir suçtur.

Deyimler

“a crime against childhood” ifadesindeki ahlaki abartı

a crime against childhood ifadesi, ahlaki bir yargıda bulunmak için hukuk dilinden yararlanır. Bu bağlamda gerçek bir suçlama yapılmaz; konuşan kişi, çocukluğa ait önemli bir deneyimi ortadan kaldırmanın son derece yanlış olduğunu söylemek için abartır. a crime against + bir değer, grup veya ideal kalıbı çok güçlü bir retorik kınama oluşturur. Bunun hukuki bir iddia mı yoksa bilinçli bir abartı mı olduğunu bağlam gösterir.

Alıştırma

“Closing every playground would be a crime against childhood,” cümlesinde konuşan kişi büyük olasılıkla ne demek istiyor?

  1. Çocukluğun kendisi bir suç işlemiştir.
  2. Oyun alanlarını kapatmak kesinlikle belirli bir ceza suçudur.
  3. Oyun alanlarını kapatmak çocukluğun önemli bir parçasına ciddi biçimde zarar verir.
Cevabı göster

Oyun alanlarını kapatmak çocukluğun önemli bir parçasına ciddi biçimde zarar verir.

Yes,

1:48

Evet,

I am going to play the won't somebody please think of the children card. Deyimler

1:48

"Lütfen biri de çocukları düşünsün" kartını oynayacağım.

Deyimler

play the won't somebody please think of the children card: “çocukları düşünün” kartını oynamak

play the X card kalıbında X, birinin tartışmayı etkilemek için bilerek öne sürdüğü bir kimliği, gerekçeyi ya da duygusal çağrıyı adlandırır. Buradaki X, uzun bir çağrı olan won't somebody please think of the children ifadesidir; bu nedenle card mecazidir, gerçek bir oyun kartı değildir. Bu çağrı, çocukları korumaya ilişkin abartılı toplumsal uyarılarla alay etmek için popüler medyada sık sık taklit edilir. Konuşmacı I am going to play it diyerek bu taktiği kullandığını mizahi biçimde açıkça kabul eder. Kalıp, çağrıyı çoğu zaman stratejik bir hamle olarak gösterir ve kuşkuyla karşılanmasına yol açar.

Alıştırma

“When the budget argument failed, Maya played the safety card.” cümlesinde played the safety card ne anlama gelir?

  1. Tartışmayı etkilemek için güvenlik kaygısını kullandı.
  2. Güvenlik konusunu konuşmayı tamamen bıraktı.
  3. Güvenlikle ilgili bir oyunda kart dağıttı.
Cevabı göster

Tartışmayı etkilemek için güvenlik kaygısını kullandı.

Teenagers,

1:52

Gençler,

I know you hate this, but it's in your best interest to just roll with it. Notlar

1:52

bundan nefret ettiğinizi biliyorum ama ayak uydurmanız sizin en büyük çıkarınızadır.

Kalıp ifadeler

in your best interest: senin yararına

In your best interest, bir şeyin kişinin iyiliği veya uzun vadeli sonucu açısından en yararlı seçenek olduğu anlamına gelir. Buradaki interest merak veya kazanılan faiz değil, yarar ya da esenlik demektir. Bu ifade, dinleyicinin o anda hoşlanmayabileceği bir tavsiyeyi, kuralı veya kısıtlamayı desteklemek için sıkça kullanılır. Bu cümlede konuşmacı, karşı taraf itiraz etse bile durumu kabullenmenin onun için daha iyi olduğunu ileri sürer.

Alıştırma

“İyiliğiniz için en uygun” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: Taking a day off to recover is ____.

Cevabı göster

in your best interest

Deyimler

Roll with it: kabullenip uyum sağlamak

Roll with it, kolayca değiştirilemeyen bir durumu kabullenip onunla başa çıkmaya devam etmek anlamına gelen gündelik bir deyimdir. Durumun iyi olduğunu söylemekten çok, esnek davranıp yoluna devam etmeyi anlatır. Bu cümlede it, istenmeyen bir düzenlemeyi gösterir. Konuşan kişi, dinleyene bu düzenlemeye direnmeyi bırakıp uyum sağlamasını öğütlüyor; fiziksel olarak yuvarlanmak söz konusu değildir.

Alıştırma

Ani bir değişiklikten kaçınılamıyor. Hangi ifade birine uyum sağlayıp yoluna devam etmesini en açık biçimde söyler?

  1. roll with it
  2. approve of it
  3. go along with it
Cevabı göster

roll with it

But seriously,

1:55

Ama cidden,

protecting snow days is what this card was made to play.

1:56

kar tatillerini korumak, bu kartın tam da oynanma amacıdır.

Those who want to cancel snow days should be forced to look into the wide excited eyes of a little girl waking up to experience her very first snow day and tell her,

2:00

Kar tatillerini iptal etmek isteyenler, hayatının ilk kar tatilini yaşamak için uyanan küçük bir kızın kocaman, heyecanlı gözlerine bakmaya ve ona şöyle demeye zorlanmalıdır:

"No, you can't play outside.

2:09

"Hayır, dışarıda oynayamazsın.

Why?

2:12

Neden mi?

Because it's super important that today,

2:12

Çünkü bugün,

right now,

2:15

tam da şu an,

you learn about what a newspaper front page in England 300 years ago thought was important. Dilbilgisi

2:16

300 yıl önce İngiltere'deki bir gazetenin ön sayfasının neyi önemli bulduğunu öğrenmen çok ama çok önemli.

Dilbilgisi

What ... thought was important: kaynaşmış ilgi cümleciği

Bu cümlede what ile başlayan yan cümlenin tamamı, “gazetenin ön sayfasının önemli gördüğü şey ya da şeyler” anlamına gelir. Dilbilgisel olarak bu, kaynaşmış bir ilgi cümleciğidir ve tüm cümlecik learn about yapısındaki about edatının nesnesidir. What zaten “the thing(s) that” fikrini içerdiği için önüne ayrıca isim gelmez. Bu doğrudan soru değildir: a newspaper front page, thought fiilinin öznesidir; what ise was important öncesindeki eksik özne yerini doldurur. İç içe yapı düz cümle sırasını kullanır ve did almaz.

Alıştırma

Cümleyi “the thing that” anlamına gelen kaynaşmış ilgi sözcüğüyle tamamla: We focused on ____ the coach said was most important.

Cevabı göster

what

And you also must know the French conjugation of the verb to have fun.

2:22

Ayrıca Fransızcada eğlenmek fiilinin çekimini de bilmek zorundasın.

Je m'amuse,

2:26

Je m'amuse,

tu t'amuses,

2:27

tu t'amuses,

nous nous amusons.

2:29

nous nous amusons.

This,

2:30

Bu,

this is what matters. Dilbilgisi

2:31

işte önemli olan bu."

Dilbilgisi

this is what matters: asıl önceliği belirtmek

Bu cümlede what matters, “gerçekten önemli olan şey” demektir. What, kaynaşmış bir ilgi yan cümlesi, yani ad işlevli bir ilgi yan cümlesi kurar: what tek başına the thing that anlamını taşır; matters ise “önemli olmak” anlamında bir fiildir. Yan cümlenin tamamı is fiilinden sonra tamamlayıcı görevindedir. This, hemen önce sözü edilen düşünceye gönderme yapar ve onu öncelik olarak sunar. Burada ifade ironiktir: konuşan kişi önceki içeriği önemliymiş gibi gösterir ama bu değerlendirmeyi içtenlikle desteklemez. Başka bağlamlarda aynı kalıp bir önceliği samimi biçimde özetlemek veya öncelik sırasını düzeltmek için kullanılabilir.

Alıştırma

Öncelik bildiren bu cümleyi dersteki tam ifadeyle tamamlayın: Good ideas help, but careful action is ____.

Cevabı göster

what matters

If you can do that while thinking you are doing good, Dilbilgisi

2:32

Eğer bunu yapıp aynı zamanda iyi bir şey yaptığınızı düşünebiliyorsanız,

Dilbilgisi

while thinking you are doing good: indirgenmiş yan cümlede aynı özne

While thinking you are doing good, while you are thinking you are doing good ifadesinin kısaltılmış biçimidir. While'dan sonra tekrarlanan you öznesi ve are yardımcı fiili atılır; geriye -ing biçimindeki thinking kalır. Thinking fiilinin anlaşılan öznesi yine ana cümlenin öznesi olan you'dur. Bu ifade, can do that ile belirtilen eylemle aynı anda gerçekleşen bir zihinsel durumu ekler. Burada doing good, bir işi beceriyle yapmak değil, ahlaken iyi veya başkalarına yararlı bir şey yapmak anlamındadır.

Alıştırma

Anlaşılan öznesi Leo olan indirgenmiş while yan cümlesini hangi cümle doğru kullanıyor?

  1. Leo checked the map while his sister walking to the station.
  2. Leo checked the map while walked to the station.
  3. Leo checked the map while walking to the station.
Cevabı göster

Leo checked the map while walking to the station.

you are a heartless monster extinguishing the light of a child. Deyimler

2:35

siz bir çocuğun ışığını söndüren kalpsiz bir canavarsınız.

Deyimler

extinguishing the light of a child ifadesindeki metafor

Burada “extinguishing the light of a child” bir metafordur. Çocuğun “ışığı” neşeyi, umudu ve masum heyecanı temsil eder; onu söndürmek gerçek bir ışığı kapatmak değil, bu duyguları elinden almak demektir. Bu imge, soyut bir hayal kırıklığını görünür bir eyleme dönüştürür. Eleştirinin ahlaki açıdan ciddi ve kasıtlı olarak abartılı duyulmasını sağlar.

Alıştırma

Bu cümlede “extinguishing the light of a child” ne anlama geliyor?

  1. Bir çocuğun odasındaki lambayı kapatmak
  2. Bir çocuğa ışık kullanmayı öğretmek
  3. Bir çocuğun neşesini ve umudunu elinden almak
Cevabı göster

Bir çocuğun neşesini ve umudunu elinden almak

A child who,

2:40

O çocuk ki,

while on their kiddie conference call with their ikkle headset, Kelime

2:41

minik kulaklığıyla katıldığı o çocukça video konferansında,

Kelime

kiddie conference call ... ikkle headset ifadesindeki çocuksu ton

“Kiddie”, “küçük çocuklar için” anlamına gelen gayriresmî bir sıfattır ve sevimli ya da küçümseyici duyulabilir. “Ikkle”, küçük bir çocuğun “little” sözcüğünü söyleyişini taklit eden, şakacı ve standart dışı bir yazımdır. Bu iki biçim de tarafsız ve resmî dil değildir. Bu çocuksu biçimleri “conference call” ve “headset” gibi yetişkinlerin iş hayatına ait terimlerle yan yana koymak komik bir uyumsuzluk yaratır. Konuşmacı, çocukların çevrim içi etkinliğini ve ekipmanını sevimli ve hafif alaycı gösterir.

Alıştırma

Altyazıda “kiddie” ve “ikkle” nasıl bir etki yaratıyor?

  1. Cümlenin teknik ve resmî duyulmasını sağlarlar.
  2. Yetişkinlerin iş dili ifadelerini çocuksu ve hafif alaycı gösterirler.
  3. Konferans görüşmesinin ses kalitesinin kötü olduğunu gösterirler.
Cevabı göster

Yetişkinlerin iş dili ifadelerini çocuksu ve hafif alaycı gösterirler.

listening to a teacher tell them fractions are fun too,

2:45

öğretmeninin onlara kesirlerin de eğlenceli olduğunu söylemesini dinlerken,

will resolve the cognitive dissonance by deciding the whole world is pointlessly cruel and with a sigh say, Kelime

2:48

tüm dünyanın anlamsızca zalim olduğuna karar vererek bilişsel çelişkisini çözecek ve iç çekerek şöyle diyecektir:

Kelime

bilişsel uyumsuzluk (cognitive dissonance)

“Cognitive dissonance” (bilişsel uyumsuzluk), bir kişinin inançları, deneyimleri veya davranışları çatıştığında oluşan zihinsel gerilimdir. Burada çocuğa derslerin yararlı olduğu söylenmiştir; ancak kardan dolayı tatil yapacağı bir günü kaybetmek ona acımasızca gelir. Bu nedenle iki düşünce rahatça bağdaşmaz. Kişi bu uyumsuzluğu “çözmek” için durumu yeniden yorumlayabilir veya yeni bir inanç benimseyebilir. Bu cümlede hayal edilen çocuk, dünyanın zaten acımasız olduğuna karar vererek çatışmayı azaltır. Bu terim sıradan kafa karışıklığından daha özeldir.

Alıştırma

İngilizce cümleyi dersteki psikoloji terimiyle tamamlayın: Nina believes wasting food is wrong, but she throws away a full meal and then experiences ____.

Cevabı göster

cognitive dissonance

"This is the way it is. Anlatım akışı

2:55

"İşler böyle yürüyor.

This is how it will be.

2:57

Bundan sonra böyle olacak.

Humanity is subservient to checkboxes." Kelime

2:59

İnsanlık onay kutularının kölesidir."

Anlatım akışı

“Durum bu. Gelecekte de böyle olacak.” paralel yapısı

Birbirine paralel iki “This is...” cümlesi düşünceyi zamana göre düzenler. “This is the way it is”, konuşanın mevcut gerçekliğe ilişkin görüşünü belirtir; “This is how it will be” ise aynı durumu geleceğe taşır. Burada way, bir şeyi yapma yöntemi değil, “mevcut durum” anlamındadır. Aynı başlangıcı tekrarlayıp is yapısından will be yapısına geçmek, sonucu değişmez ve kaçınılmaz gösterir. Bu yapı, bir açıklama veya çözüm sunmak yerine hayal edilen akıl yürütmeyi teslimiyet duygusuyla sonlandırır.

Alıştırma

Hangi cümle çifti önce şimdiki bir gerçeği belirtip ardından aynı durumu geleceğe taşır?

  1. This is how it was. This is why it changed.
  2. This is the way it is. This is how it will be.
  3. This is the way to do it. This is how it works.
Cevabı göster

This is the way it is. This is how it will be.

Kelime

subservient to: eleştirel anlamda boyun eğme

Bu cümlede subservient to, daha güçlü bir şeyin altında bir konuma yerleştirilip ona hizmet etmeye veya boyun eğmeye zorlanmak anlamına gelir. İfade eleştireldir: insanların ihtiyaçları ve muhakemesi, ölçülebilir şartları yerine getirmekten daha önemsiz görülmektedir. Kalıp be subservient to + isim veya isim öbeğidir. Buradaki checkboxes gerçek kutular değil, katı süreçler ve hedefler için kullanılan bir mecazdır.

Alıştırma

“Daha önemsiz hâle getirilip hizmet etmeye zorlanan” anlamındaki resmî ifadeyle cümleyi tamamlayın: In a fair workplace, people should never be ____ profit targets.

Cevabı göster

subservient to

No,

3:03

Hayır,

this shall not pass. Kültür

3:03

buna geçit verilmemeli.

Kültür

this shall not pass: dramatik bir popüler kültür göndermesi

This shall not pass, Yüzüklerin Efendisi filmlerindeki ünlü You shall not pass sözünün eğlenceli bir uyarlamasıdır. This, kar nedeniyle okulların tatil edildiği günleri kaldırma eğilimini gösterir ve konuşmacı bunu dramatik biçimde durduracağı bir şey gibi sunar. Shall cümleye ciddi, eski tarz bir bildiri havası verir. Bu destansı tonun sıradan bir okul politikası konusu için kullanılması mizah yaratır.

Alıştırma

Saçma bir yeni ofis kuralına eğlenceli ve dramatik biçimde karşı çıkarken "This shall not pass" demek doğal olur mu?

  1. Hayır. shall modern İngilizcede her zaman dil bilgisine aykırıdır.
  2. Evet. Kasıtlı olarak teatral olan tona uygundur.
Cevabı göster

Evet. Kasıtlı olarak teatral olan tona uygundur.

Don't cancel snow days,

3:05

Kar tatillerini iptal etmeyin,

cancel killjoy committees. Kelime

3:07

oyun bozan komiteleri iptal edin.

Kelime

killjoy sözcüğünün killjoy committees içindeki anlamı

Bu cümlede killjoy, başkalarının keyfini ya da heyecanını kaçıran kişi anlamına gelir. Komitelere killjoy committees denmesi onları kişileştirir: konuşmacı bu grupları eğlenceyi bozan insanlar gibi gösterir. Burada killjoy, başka bir ismin önünde kullanılan bir isimdir ve söz konusu komitelerin nasıl olduğunu belirtir. Sözcük kill + joy birleşiminden oluşur ancak mecazidir: kimse gerçek anlamda neşeyi öldürmez.

Alıştırma

“After the committee banned the celebration, Maya called it a killjoy committee,” İngilizce cümlesinde killjoy ne anlama gelir?

  1. Fiziksel zarar veren bir grup
  2. Başkalarının eğlencesini bozan bir grup
  3. Eğlence etkinlikleri düzenleyen resmî bir kurul
Cevabı göster

Başkalarının eğlencesini bozan bir grup

#savesnowdays

3:09

#savesnowdays