Bluey "Çifte Bebek Bakıcısı" TAM Bölüm! | @disneyjr: İngilizce çalışma notları

Disney Jr.

Öğrenme zorluğu
865 kelime 167 kel/dk

Video özeti: Bluey, geçmişte yaşadığı kötü bir deneyimden sonra bakıcıyla yatma zamanının yine ters gideceğinden kaygılanır; Uncle Rad ve Frisky ise sorular, oyunlar ve sonu değiştirilmiş bir masalla onun güvenini kazanmaya çalışır. Başlıca İngilizce noktaları: 1. babysitter putdowns, — Kelime anlamı ve kullanım düzeyi: Burada putdown kelimesinin alışılmış “aşağılama” anlamında değil, bir bakıcının çocuğu uykuya hazırlama rutini anlamında kullanıldığını fark edebilirsin; aile içi bakım bağlamı kelimenin anlamını değiştirir. 2. I didn't ask to be rescued. — Konuşma edimbilimi ve tutum: Bu cümlenin istenmeyen yardımı reddettiğini ve kişinin kendi seçimini vurguladığını anlayabilirsin; özellikle biri konuşan adına neyin iyi olduğuna karar vermeye çalışırken önemlidir. 3. give it a go anyway. — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Bu Avustralya/Britanya İngilizcesi tarzı ifadeyi, sonuç garanti olmasa bile birini denemeye teşvik etmek için kullanabilirsin.

Bu derste

Mum.

0:08

Anne.

Dad.

0:14

Baba.

Bingo.

0:20

Bingo.

Bluey.

0:25

Bluey.

Uncle Rad's here.

0:32

Rad Amca geldi.

Hi Uncle Rad.

0:34

Merhaba Rad Amca.

Where is he?

0:35

Nerede o?

How you doing, Bluey? Ton ve niyet

0:38

Nasılsın, Bluey?

Ton ve niyet

How you doing?: are kullanılmayan samimi selamlaşma

How you doing?, How are you doing? ifadesinin gündelik konuşmada kullanılan biçimidir. are fiili söylenmez, ancak ifade yine de birinin nasıl olduğunu sorar veya samimi bir selamlaşma olarak kullanılır. Burada doğrudan Bluey'ye seslenildiği için selamlanan kişi Bluey'dir. doing kelimesini yapılan bir etkinliği soruyormuş gibi yorumlama; bu bağlamda konuşan kişi Bluey'nin nasıl olduğunu soruyor.

Alıştırma

How you doing? şeklindeki gündelik selamlaşmanın tam ve standart biçimi hangisidir?

  1. How did you do?
  2. What are you doing?
  3. How are you doing?
Cevabı göster

How are you doing?

I'm Bingo.

0:39

Ben Bingo'yum.

Really?

0:41

Gerçekten mi?

Yeah, that's Bluey.

0:41

Evet, Bluey orada.

Oh yeah, cuz he's blue.

0:44

Ah evet, çünkü o mavi.

I'm a girl.

0:45

Ben kızım.

Oh yeah yeah, I knew that.

0:47

Ah evet evet, bunu biliyordum.

Are you putting us to bed tonight, Uncle Rad? Kalıp ifadeler

0:48

Bizi bu gece sen mi uyutacaksın, Rad Amca?

Kalıp ifadeler

putting us to bed: put someone to bed yapısı

Put someone to bed, bir kişinin uyumak için yatağa gitmesine yardım etmek veya bunu düzenlemek anlamına gelir ve çoğu zaman uyku öncesi rutinin bir bölümünü üstlenmeyi kapsar. putting us to bed ifadesindeki us, bu bakımı alan kişileri gösterir. Yapı put + kişi + to bed şeklindedir. To bed, yatma veya uyku sürecine geçişi belirtir; yalnızca yatağın üstündeki fiziksel bir konumu anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi put someone to bed yapısıyla tamamla: After the story, Dad will ____ the twins ____ bed.

Cevabı göster

put · to

You bet. Kalıp ifadeler

0:50

Kesinlikle.

Kalıp ifadeler

You bet. ile coşkulu biçimde evet demek

Bu cümlede You bet., “Elbette” veya “Kesinlikle” anlamına gelen kalıplaşmış ve gündelik bir yanıttır. Bir isteği kabul ederken ya da bir şeyin gerçekleşeceğini doğrularken kendinden emin ve istekli bir evet anlamı verir. Buradaki bet, bahis oynamak anlamına gelmez. Sözcükleri tek tek yorumlamak yerine bütün ifadeyi tek bir konuşma yanıtı olarak anlayın.

Alıştırma

Bir arkadaşınız “Can you help me carry this box?” diye soruyor. Hangi yanıt sıcak ve kendinden emin bir evet anlamı verir?

  1. You bet.
  2. Henüz değil.
  3. Bundan şüpheliyim.
Cevabı göster

You bet.

Hooray!

0:51

Yaşasın!

Not hooray.

0:52

Yaşasın falan değil.

Bluey isn't sure about babysitter putdowns, Uncle Rad. Kelime

0:54

Bluey bakıcıların uyutmasını pek sevmiyor, Rad Amca.

Kelime

babysitter putdowns: hakaret değil, uykuya hazırlama

Babysitter putdowns ifadesinde putdowns, çocuk bakıcısının bir çocuğu uyuması için yatağa yerleştirip sakinleştirdiği durumları veya rutinleri anlatır. Bu isim, put a child down for the night ifadesinden gelir. Babysitter sözcüğü, bu uyku hazırlığını kimin yaptığını belirtir. Anlamı çevredeki çocuk bakımı bağlamı belirler. Bu ifade, çocuk bakıcısının birine hakaret etmesiyle ilgili değildir.

Alıştırma

Bu cümlede babysitter putdowns ne anlama geliyor?

  1. Çocuk bakıcısının bir çocuğu uykuya hazırlayıp yatırdığı durumlar
  2. Çocuk bakıcısına yöneltilen hakaretler
  3. Çocuk bakıcısının söylediği hakaretler
Cevabı göster

Çocuk bakıcısının bir çocuğu uykuya hazırlayıp yatırdığı durumlar

Don't worry, Bluey.

0:57

Endişelenme, Bluey.

Who better to do a babysitter putdown than your uncle Rad? Dilbilgisi

0:58

Seni Rad amcandan daha iyi kim uyutabilir ki?

Dilbilgisi

Who better to ... than ...?: en uygun kişiyi güvenle önermek

Who better to + fiil than + kişi? eksiltili bir retorik sorudur. Görevi yapmak için o kişiden daha uygun kimsenin olmadığını anlatır; böylece than sonrasındaki kişi açıkça en iyi seçim olarak sunulur. Burada konuşan kişi, çocuk bakıcılığı sırasında uyku düzenini üstlenmesi için Rad amcayı kendinden emin biçimde öne çıkarıyor; gerçekten başka adaylar sormuyor.

Alıştırma

Who better to ... than ...? önerisini tamamlayın: Who ____ to bake the birthday cake ____ Dad?

Cevabı göster

better · than

Hello, Frisky.

1:01

Merhaba, Frisky.

Hey girls.

1:03

Selam kızlar.

This is Uncle Rad.

1:05

Bu Rad Amca.

Hi.

1:08

Merhaba.

Hi.

1:09

Merhaba.

Frisky, have you met Bandit's brother Radley before? Dilbilgisi

1:11

Frisky, Bandit'in kardeşi Radley'le daha önce tanışmış mıydın?

Dilbilgisi

Have you met ... before?: daha önce tanışıp tanışmadığını sormak

Have you met + kişi + before? yapısı, şu ana kadar o kişiyle herhangi bir zamanda karşılaşılıp karşılaşılmadığını sormak için present perfect kullanır. Önemli olan deneyimin varlığıdır, kesin gün değil. İki kişiyi tanıştırmadan önce bu soru, onların zaten birbirini tanıyıp tanımadığını kontrol eder. Before, daha önce herhangi bir zamanda anlamını güçlendirir ve belirli bir geçmiş tarih gerektirmez.

Alıştırma

Leo'yu tanıştırmak üzeresiniz ve geçmişteki belirli bir zaman önemli değil. İki kişinin birbirini zaten tanıyıp tanımadığını doğal biçimde hangi soru kontrol eder?

  1. Do you meet Leo before?
  2. Have you met Leo before?
  3. Did you meet Leo yesterday?
Cevabı göster

Have you met Leo before?

Um yeah.

1:14

Hımm evet.

Didn't you fall in the pool at the wedding? Ton ve niyet

1:16

Düğünde havuza düşen sen değil miydin?

Ton ve niyet

Didn't you ...? ile hatırladığınız şeyi doğrulama

Didn't you fall ...? olumsuz bir sorudur, ancak burada asıl amaç düşme olayının gerçekleşmediğini sormak değildir. Konuşan kişi olayın gerçekleştiğini hatırlar veya öyle olduğunu düşünür ve karşısındaki kişiden bunu doğrulamasını ister. Daha tarafsız olan Did you ...? ile karşılaştırıldığında bu kalıp, olayın gerçekleştiğine dair önceden var olan bir düşünce taşır ve bu düşüncenin doğru olup olmadığını sorar. Bağlam ve ses tonu şaşkınlık ya da hatırlatma anlamı da katabilir.

Alıştırma

Konuşan kişi bu soruyla büyük olasılıkla ne anlatıyor?

  1. Hiçbir beklentim yok ve tamamen yeni bir bilgi soruyorum.
  2. Sana havuza yaklaşmamanı emrediyorum.
  3. Havuza düştüğünü hatırlıyorum ve bu hatırayı doğruluyorum.
Cevabı göster

Havuza düştüğünü hatırlıyorum ve bu hatırayı doğruluyorum.

Probably.

1:18

Galiba.

Frisky is Bluey's fairy godmother. Kültür

1:18

Frisky, Bluey'nin peri annesidir.

Kültür

fairy godmother: masallardaki şefkatli yardımcı

Fairy godmother, geleneksel masallarda birini korumak veya ona yardım etmek için ortaya çıkan sihirli bir kadındır. Bu ifade, masallardaki tanıdık yardımcı imgesini cümleye taşır. Burada Frisky'yi Bluey'yle ilgilenen ve onu destekleyen özel, güvenilir bir yetişkin olarak gösteren sevecen ve şakacı bir tanımdır. Frisky'nin gerçekten sihirli olduğu anlamına gelmez ve ifade tek başına yasal vasilik kurmaz.

Alıştırma

Bu cümlede fairy godmother en önemli olarak neyi anlatıyor?

  1. Frisky, gerçek sihir yapabilen tanımadıkları bir kadındır.
  2. Frisky, Bluey'nin okul öğretmenidir.
  3. Frisky, Bluey'nin hayatındaki özel ve şefkatli bir yardımcıdır.
Cevabı göster

Frisky, Bluey'nin hayatındaki özel ve şefkatli bir yardımcıdır.

Sorry, Frisky.

1:21

Özür dilerim, Frisky.

Uncle Rad got in touch last minute and said he'd babysit. Kalıp ifadeler

1:22

Rad Amca son dakika haber verdi ve bakıcılık yapacağını söyledi.

Kalıp ifadeler

got in touch: biriyle iletişime geçti

Get in touch, biriyle iletişime geçmek veya iletişim kurmak demektir. Geçmiş zaman biçimi got in touch, Rad Amca'nın aileyle iletişime geçtiğini söyler; telefon mu ettiğini, mesaj mı gönderdiğini yoksa başka bir yöntem mi kullandığını belirtmez. Bu ifade iletişimi başlatmaya odaklanır. İletişime geçilen kişi bağlamdan zaten anlaşılıyorsa, buradaki gibi belirtilmeyebilir.

Alıştırma

“Benimle iletişime geç” anlamındaki hedef ifadeyi tamamlayın: If the schedule changes, please ____ with me.

Cevabı göster

get in touch

Kalıp ifadeler

last minute: gerekmesinden çok kısa süre önce

Buradaki last minute, at the last minute yani “son anda” anlamına gelen gayriresmî bir zaman ifadesidir. Rad Amca'nın çocuk bakımı yardımına ihtiyaç duyulmadan çok kısa süre önce iletişime geçtiğini belirtir. Bu ifade, iletişimin ve teklifin geç ya da beklenmedik olduğunu hissettirir. Daha genel olarak, hazırlanmak için neredeyse hiç zaman bırakmayan bir eylemi, kararı veya değişikliği anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi altyazıda kullanılan gayriresmî Amerikan İngilizcesi biçimiyle tamamlayın: The photographer canceled ____, so we had to find someone quickly.

Cevabı göster

last minute

You mustn't have got my message. Dilbilgisi

1:26

Mesajımı almamış olmalısın.

Dilbilgisi

mustn't have got: geçmişe yönelik güçlü bir çıkarım

Bu cümlede mustn't have got, konuşanın karşı tarafın mesajı almadığı sonucuna güçlü biçimde vardığını gösterir. Bu sonuç, konuşanın şu anda gördüğü ya da bildiği şeylere dayanır. Kalıp must not have + fiilin üçüncü hâli şeklindedir. Burada have got olası olayı geçmişe taşır. Bu yapı, genellikle birine bir şeyi yapmamasını söyleyen mustn't + fiilin yalın hâli yapısı değildir.

Alıştırma

Geçmişe yönelik güçlü çıkarımı tamamlamak için mustn't, have ve got kullanın: You ____ my invitation, because you went to the old venue.

Cevabı göster

mustn't have got

Oh, no.

1:27

Oh, hayır.

I didn't get it.

1:29

Almadım.

That's fine.

1:30

Sorun değil.

Um

1:30

Hımm

I'll just go. Ton ve niyet

1:31

Ben gideyim.

Ton ve niyet

I'll just go: ayrılırken ifadeyi yumuşatan just

Burada just biraz önce anlamına gelmez. Ayrılmayı küçük ve başkalarından bir şey istemeyen bir eylem gibi göstererek I'll go ifadesini yumuşatır: konuşan sorun çıkarmak veya ilgi istemek yerine geri çekilir. Duruma ve ses tonuna göre I'll just go düşünceli, mahcup, kabullenmiş ya da biraz incinmiş duyulabilir. Aktarılabilir kalıp, konuşan sessizce geri çekilirken veya en az rahatsızlık verecek seçeneği seçerken kullanılan I'll just + eylem yapısıdır.

Alıştırma

I'll just go cümlesinde just sözcüğünün temel işlevi nedir?

  1. Konuşanın taşıt kullanmak yerine yürüyeceği anlamına gelir.
  2. Konuşanın biraz önce ayrıldığını söyler.
  3. Konuşanın ayrılışını daha geri planda ve daha az dayatmacı gösterir.
Cevabı göster

Konuşanın ayrılışını daha geri planda ve daha az dayatmacı gösterir.

No, not go.

1:32

Hayır, gitme.

Both babysit.

1:33

İkiniz de bakıcı olun.

Oh, well, as long as it's okay with Uncle Rad. Dilbilgisi

1:35

Oh, pekala, Rad Amca için sorun yoksa.

Dilbilgisi

as long as it's okay with ...: onayı koşul hâline getirmek

Burada as long as bir koşul getirir: plan ancak Rad Amca kabul ederse uygundur. It's okay with Uncle Rad, Rad Amca'nın planı kabul ettiği veya plana itiraz etmediği anlamına gelir. Tekrar kullanılabilen as long as it's okay with + kişi kalıbı, bir düzenlemeyi kabul ederken başka bir kişinin onayını gerekli koşul hâline getirmenizi sağlar.

Alıştırma

Cümleyi tam olarak as long as it's okay with + kişi kalıbıyla tamamlayın: The children can play outside, ____ their parents.

Cevabı göster

as long as it's okay with

Fine by me. Ton ve niyet

1:39

Benim için sorun yok.

Ton ve niyet

Bir öneriyi kabul etmek için Fine by me.

Fine by me., bir önerinin veya düzenlemenin sizin için kabul edilebilir olduğunu ve itirazınız bulunmadığını kısaca söylemenin bir yoludur. Onay bildirir ancak mutlaka heyecan göstermez. Bu kalıplaşmış ifadede by me, “benim bakış açıma göre” veya “bana kalırsa” anlamına gelir.

Alıştırma

Bir arkadaşınız “Can we meet at six?” diye soruyor. Hangi cevap planı kabul ettiğiniz ve itirazınız olmadığı anlamına gelir?

  1. I'll go by myself.
  2. Fine by me.
  3. I'm feeling fine.
Cevabı göster

Fine by me.

Hooray!

1:40

Yaşasın!

This episode of Bluey is called Double Babysitter.

1:41

Bluey'nin bu bölümünün adı Çifte Bakıcı.

Bye.

1:44

Hoşça kal.

Have fun.

1:44

İyi eğlenceler.

Bye.

1:46

Hoşça kal.

Now Bluey, tell me why you're not keen on babysitter putdowns. Kelime

1:47

Şimdi Bluey, söyle bakalım neden bakıcıların uyutmasını sevmiyorsun.

Kelime

not keen on: hoşlanmamayı nazikçe ifade etmek

be not keen on + isim, zamir ya da -ing biçimi, bir şeyi pek sevmemek veya o şeye hevesli olmamak demektir. Burada Bluey'ye bir bakıcı tarafından yatırılmayı neden sevmediği soruluyor. Bu ifade hate sözcüğünden daha yumuşaktır; bu nedenle konuşmaya açık kapı bırakarak isteksizlik bildirebilir. Bu bağlamda babysitter putdowns, çocuğu bakıcının yatırdığı uyku rutinlerini ifade eder; aşağılayıcı sözler anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu nazik itirazı hedef ifadeyle tamamlayın: I'm ____ driving in heavy traffic, so can we take the train?

Cevabı göster

not keen on

Well, I had one before and I didn't like it.

1:51

Şey, daha önce bir kez olmuştu ve hoşuma gitmemişti.

Oh, why not?

1:54

Oh, neden?

It was just too different. Dilbilgisi

1:55

Sadece çok farklıydı.

Dilbilgisi

too different: kabul edilebilir olandan daha farklı

too different ifadesindeki too, kabul edilebilir veya kolayca alışılabilir olandan daha farklı demektir. Konuşan kişi yalnızca büyük bir farkı belirtmez; bu farkın bir soruna ya da rahatsız edici bir tepkiye yol açtığını da anlatır. too + sıfat kalıbı, sonuç açıkça belirtilmese bile yararlı, rahat veya kabul edilebilir bir sınırın aşıldığı anlamını taşır.

Alıştırma

Hangi cümle, farkın derecesinin bir soruna yol açtığını belirtir?

  1. The new plan was very different, but it worked well.
  2. The new plan was slightly different, and nobody minded.
  3. The new plan was too different, so we couldn't use it.
Cevabı göster

The new plan was too different, so we couldn't use it.

Well, your fairy godmother and I

1:58

Pekala, peri annen ve ben

will make this exactly the same Dilbilgisi

2:00

bunu tıpkı

as a mum and dad putdown.

2:02

annen ve babanın uyutması gibi yapacağız.

Dilbilgisi

make X exactly the same as Y: X'i Y ile tamamen aynı yapmak

make X the same as Y kalıbı, X'i oluşturup değiştirerek veya düzenleyerek Y ile aynı hâle getirmek anlamına gelir. Burada this, onların düzenleyeceği uyku vakti rutinidir; a mum and dad putdown ise anne ve babanın çocuğu her zamanki yatırma biçimidir. Exactly, benzerliğin derecesini güçlendirir: yalnızca benzer değil, ilgili ayrıntılarda da aynı olacağına söz verirler. Gelecek zaman biçimi will make, bunu bir söz veya plan olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi tamamen eşleşmek anlamındaki dört kelimelik kalıpla tamamlayın: The designer will make the new icon ____ the approved one.

Cevabı göster

exactly the same as

But I don't know you

2:04

Ama sizi

as well as mum and dad. Dilbilgisi

2:05

annem ve babam kadar iyi tanımıyorum.

Dilbilgisi

know you as well as Mum and Dad do: birini ne kadar iyi tanıdığını karşılaştırmak

Burada as well as bir derece karşılaştırması oluşturur. Well, konuşanın birini ne kadar iyi tanıdığını belirtir; as ... as ise anne ve babayı karşılaştırma ölçütü olarak sunar. Eksiksiz biçim I don't know you as well as Mum and Dad do. şeklinde anlaşılır. Cümle olumsuz olduğu için anne ve baba, dinleyeni konuşandan daha iyi tanır. Bu yapıda as well as, yanı sıra anlamına gelmez.

Alıştırma

I don't know the route as well as Maya does cümlesinde as well as ne ifade eder?

  1. Karşılaştırma: Maya yolu daha iyi biliyor.
  2. Eşitlik: Konuşan ve Maya yolu aynı derecede iyi biliyor.
  3. Ekleme: Konuşan hem yolu hem de Maya'yı tanıyor.
Cevabı göster

Karşılaştırma: Maya yolu daha iyi biliyor.

Oh yeah, good point.

2:06

Ah evet, iyi bir nokta.

Well, you just need to get to know us better. Kalıp ifadeler

2:07

Şey, o zaman bizi daha iyi tanıman gerekiyor.

Kalıp ifadeler

get to know us better: zamanla daha iyi tanımak

Bu cümlede get to know us better, “bizi zamanla daha iyi tanımak” anlamına gelir. Get to know, zaman ve etkileşimle gelişen bir süreci anlatır; better ise daha derin bir anlayış anlamı ekler. Yeniden kullanılabilecek kalıp get to know + kişi veya grup + better şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi get to know + the team + better ile tamamlayın: Join us for lunch and ____.

Cevabı göster

get to know the team better

I know.

2:09

Biliyorum.

Why don't we play 20 questions? Notlar

2:10

Neden 20 soru oynamıyoruz?

Ton ve niyet

Why don't we play ...?: birlikte hareket etme önerisi

Why don't we + fiilin yalın hâli? genellikle bir neden sormak için değil, öneride bulunmak için kullanılır. Burada Why don't we play ...?, “Hadi oynayalım” veya “Oynamaya ne dersin?” anlamındadır. We öznesi hem konuşanı hem de dinleyeni içerir; bu yüzden öneri birlikte yapılacak bir eylem içindir. We’den sonra play gibi fiilin yalın hâlini kullanın.

Alıştırma

Ortak öneriyi Why don't we + start fiilinin yalın hâliyle tamamlayın: ____ the meeting at ten?

Cevabı göster

Why don't we start

Yeah.

2:12

Evet.

Wait, what's 20 questions?

2:13

Bekle, 20 soru da ne?

Kültür

20 questions?: soru ve tahmin oyununun adı

20 Questions belirli tek bir soruyu değil, bir oyunun adını ifade eder. Yaygın tahmin biçiminde bir kişi aklından bir şey tutar; diğer kişi de onun ne olduğunu bulmak için çoğunlukla evet ya da hayır ile cevaplanabilen en fazla yirmi soru sorar. İnsanlar birbirlerini tanımak için art arda sorular sordukları daha serbest bir biçimi de kullanabilir. Burada oyunun adının geçmesi, konuşmanın neden peş peşe doğrudan sorulara dönüştüğünü açıklar.

Alıştırma

Bu konuşmada 20 Questions neyin adıdır?

  1. Yirmi yazılı sorudan oluşan bir sınav
  2. Bir soru ve tahmin oyunu
  3. Bir listedeki yirminci soru
Cevabı göster

Bir soru ve tahmin oyunu

Well, you ask us questions about ourselves

2:16

Şey, bize kendimiz hakkında sorular soruyorsunuz

and we answer them.

2:18

biz de cevaplıyoruz.

It's easy.

2:20

Çok kolay.

Go.

2:20

Başla.

Why don't you have a wife? Ton ve niyet

2:21

Neden eşin yok?

Ton ve niyet

Why don't you have a wife? gerçek bir neden sorusu olarak

Burada Why don't you have a wife? gerçek bir neden sorusudur: konuşan kişi dinleyicinin neden bir eşi olmadığını bilmek ister. have a wife mevcut ilişki durumunu anlattığı için bu, bir eş bulma tavsiyesi değildir. Aynı Why don't you ...? yapısı Why don't you ask her? örneğinde olduğu gibi bir öneri de sunabilir. İşlevi belirlemek için sonraki fiil grubuna ve duruma bakın: have a wife mevcut bir durumu anlatırken ask her dinleyicinin yapabileceği bir eylemi belirtir.

Alıştırma

Konuşan kişi Why don't you have a wife? derken ne yapıyor?

  1. Dinleyicinin eşini tanıştırmayı teklif etmek
  2. Dinleyiciye hemen evlenmesini önermek
  3. Dinleyicinin neden bir eşi olmadığını sormak
Cevabı göster

Dinleyicinin neden bir eşi olmadığını sormak

Whoa. well how do you know I don't? Dilbilgisi

2:22

Vay canına. Olmadığını nereden biliyorsun?

Dilbilgisi

how do you know I don't?: tekrarı önlemek için don't kullanımı

Buradaki don't, bağlamdan anlaşılan bir fiil öbeği çıkarıldıktan sonra geride kalan olumsuz yardımcı fiildir. Eksik olan sözcüklerin tam olarak ne olduğu önceki konuşmadan anlaşılır; İngilizcede gereksiz tekrarı önlemek için bu bölüm söylenmez. How do you know I don't? karşıdaki kişinin varsayımına hızlıca itiraz eder. Bu yapıda sondaki yardımcı fiil özne ve zamanla uyumlu olur: I don't, she doesn't veya they didn't.

Alıştırma

İlk cümledeki kısaltılmış olumsuz yardımcı fiille yanıtı tamamlayın: You think I don't like tea. How do you know I ____?

Cevabı göster

don't

Do you have a wife?

2:24

Eşin var mı?

Well, no.

2:25

Şey, hayır.

So why don't you have a wife?

2:27

Peki neden eşin yok?

Uh

2:28

Ih

her turn. Ton ve niyet

2:29

Sıra onda.

Ton ve niyet

her turn: sonraki eylemi ona devretmek

Her turn. ifadesi, It's her turn. cümlesinin konuşma dilindeki kısa hâlidir. Burada turn, bir kişiye konuşması, oynaması veya harekete geçmesi için ayrılan zamanı ya da fırsatı belirten bir isimdir; her ise o kişiyi gösterir. İfade tek başına kullanıldığında söz sırasını veya sonraki eylemi her ile belirtilen kişiye hızla aktarır. Aynı yapı my, your, his, our veya their ile de kullanılabilir.

Alıştırma

Bir grup oyununda biri Maya'yı gösterip Her turn. diyor. Bu ifade ne anlama gelir?

  1. Oyundan ayrıldı.
  2. Arkasını dönmesi gerekiyor.
  3. Sıradaki eylemi yapacak kişi odur.
Cevabı göster

Sıradaki eylemi yapacak kişi odur.

How many friends have you got? Dilbilgisi

2:30

Kaç tane arkadaşın var?

Dilbilgisi

How many ... have you got? ile sahip olunan sayıyı sormak

How many + çoğul sayılabilen isim, bir sayıyı sormak için kullanılır. Bu soruda have you got, “sahipsin” veya “var” anlamına gelir; yani konuşan kişi karşısındakinin kaç arkadaşı olduğunu sorar. Have got, şimdiki zamandaki sahipliği ifade eden bir yapıdır: zamanı have taşır, got ise yapının bir parçasıdır. got'u tek başına “aldın” veya “edindin” anlamında geçmiş bir eylem olarak yorumlama.

Alıştırma

Hangi soru “How many friends have you got?” ile aynı anlama gelir?

  1. How many friends do you have?
  2. How many friends are coming?
  3. How many new friends did you make?
Cevabı göster

How many friends do you have?

Oh, um three.

2:32

Oh, hımm üç.

That's not many. Dilbilgisi

2:34

Bu çok sayılmaz.

Dilbilgisi

That's not many. ile sayılabilen bir sayının az olduğunu belirtmek

That's not many, “o sayı büyük değil” veya “sayı az” anlamına gelir. That, az önce söylenen sayıya gönderme yapar; many ise friends gibi bağlamdan anlaşılan çoğul sayılabilen ismin yerine geçer. many, sayılabilen kişi veya nesnelerin sayısı için kullanılır. Neyin sayıldığı bağlamdan belliyse isim söylenmeyebilir.

Alıştırma

Sayının az olduğunu belirtmek için many içeren iki sözcüklü ifadeyle cevabı tamamla: Only three guests are coming. That's ____.

Cevabı göster

not many

Why have you only got three friends?

2:35

Neden sadece üç arkadaşın var?

Well, um

2:37

Şey, hımm

back to him. Ton ve niyet

2:38

Ona dönelim.

Ton ve niyet

back to him: söz sırasını birine geri vermek

Back to him, soruyu, söz sırasını veya dikkati daha önce bunlara sahip olan bir erkeğe geri yönelten kısa bir talimattır. Bu diyalogda konuşan kişi cevap vermeyi bırakmak ve konuşmayı ona yöneltmek için bu ifadeyi kullanır. back to + kişi/konu yapısı, konuşmanın veya dikkatin o kişiye ya da konuya geri dönmesi anlamına gelir. Back, sırayı ilk kez vermeyi değil, geri dönmeyi anlatır.

Alıştırma

Bu diyalogda Back to him. ifadesinin temel işlevi nedir?

  1. Birine onun arkasında durmasını söyler.
  2. Soruyu veya söz sırasını ona geri verir.
  3. Onun hakkındaki konuşmayı bitirir.
Cevabı göster

Soruyu veya söz sırasını ona geri verir.

Why do we only see you at Christmas?

2:39

Seni neden sadece Noel'de görüyoruz?

Cuz I work on an oil rig. Kültür

2:41

Çünkü bir petrol platformunda çalışıyorum.

Kültür

work on an oil rig: petrol platformunda çalışmak

Oil rig, karada veya denizde petrol çıkarmak için sondaj yapmada kullanılan büyük bir yapı ve ekipman bütünüdür. Work on an oil rig, bu tesiste bir işe sahip olmak anlamına gelir. Petrol platformlarındaki işler uzak bölgelerde olabilir ve kişinin uzun süreler boyunca evinden ayrı kalmasını gerektirebilir. Bu konuşmada, yalnızca Noel'de görülmesinin nedeni olarak bu çalışma düzeni gösteriliyor.

Alıştırma

Cümleyi “bir sondaj platformunda işi var” anlamına gelen tam ifadeyle tamamlayın: My uncle ____ and stays offshore for two weeks at a time.

Cevabı göster

works on an oil rig

Is that why you don't have a wife?

2:43

Eşinin olmamasının nedeni bu mu?

Oh, maybe.

2:45

Oh, belki de.

What's an oil rig?

2:46

Petrol platformu nedir?

Why is your hair so pretty?

2:48

Saçların neden bu kadar güzel?

Almond milk shampoo.

2:50

Badem sütü şampuanı.

Do you want to have children?

2:52

Çocuk sahibi olmak ister misin?

Yes.

2:54

Evet.

Will Bosco be the daddy?

2:55

Bosco baba olacak mı?

Um no.

2:57

Hımm hayır.

Bosco and I aren't friends anymore.

2:59

Bosco ve ben artık arkadaş değiliz.

Who's Bosco?

3:01

Bosco kim?

No one.

3:02

Hiç kimse.

Next question. Ton ve niyet

3:02

Sıradaki soru.

Ton ve niyet

Next question: mevcut konuyu kapatıp sonraki soruya geçme

Next question. sözcük anlamıyla bir soru dizisindeki bir sonraki maddeyi gösterir. Ancak burada tek başına eksiksiz bir konuşma hamlesi olarak kullanılır: konuşan kişi mevcut soruyu kapatır ve karşısındakine devam etmesini söyler. Rahatsız edici ya da cevaplanmak istenmeyen bir sorudan sonra söylendiğinde genellikle “Buna cevap vermeyeceğim” anlamına gelir. Konuşan kişi reddini doğrudan dile getirmese de dinleyen kişi bunu durumdan anlar.

Alıştırma

Şu ifadeyi değerlendirin: Rahatsız edici bir sorudan sonra “Next question.” demek, konuşan kişinin cevap vermeyi reddettiği ve konuyu değiştirmek istediği anlamına gelebilir.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Doğru

Bosco's her true love.

3:03

Bosco onun gerçek aşkı.

Not anymore.

3:05

Artık değil.

But true love is forever. Kültür

3:06

Ama gerçek aşk sonsuzdur.

Kültür

true love is forever: idealize edilmiş bir inanç

true love is forever. idealize edilmiş, masalları andıran bir inancı ifade eder: aşk “gerçek” ise hiç bitmemelidir. forever, ifadeyi belirli bir süreyle sınırlamak yerine mutlak hâle getirir. Bu cümlede bu basit inanç, bir ilişkiyi anlamak için ölçüt olarak kullanılır. Bunu her gerçek ilişki için geçerli nesnel bir kural değil, romantik bir inanç veya beklenti olarak yorumlayın.

Alıştırma

Şu ifadeyi değerlendirin: “true love is forever” içinde forever, her ilişkiye uygulanan tarafsız bir gerçeği değil, idealize edilmiş bir inancı sunmaya yardımcı olur.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Doğru

Well, uh

3:07

Şey, ıh

Is true love not forever?

3:09

Gerçek aşk sonsuz değil mi?

It is.

3:11

Öyledir.

I mean, Ton ve niyet

3:12

Yani,

Ton ve niyet

I mean: önceki düşünceyi düzeltme veya açıklama

I mean burada gerçek anlamıyla ‘niyet ediyorum’ demek değil, konuşmada kullanılan bir söylem işaretidir. Konuşanın az önce söylediğini düzelteceğini, açıklığa kavuşturacağını veya daha kesin hâle getireceğini gösterir. I mean ifadesini duyduğunuzda sonraki sözleri önceki düşünceyle ilişkilendirin. Genellikle bambaşka bir konu değil, önceki düşüncenin daha iyi ifade edilmiş bir biçimi gelir.

Alıştırma

I mean bu kullanımda büyük olasılıkla neyin işaretidir?

  1. Konuşan kişi önceki düşünceyi düzeltmek veya açıklığa kavuşturmak üzeredir.
  2. Konuşan kişi tamamen ilgisiz bir konuya başlamaktadır.
  3. Konuşan kişi gelecekle ilgili kesin bir söz vermektedir.
Cevabı göster

Konuşan kişi önceki düşünceyi düzeltmek veya açıklığa kavuşturmak üzeredir.

I thought it was. Dilbilgisi

3:13

öyle olduğunu sanıyordum.

Dilbilgisi

I thought it was: önceki bir inanç

I thought it was, ‘Daha önce böyle olduğuna inanıyordum’ anlamına gelir. Geçmiş zaman biçimi thought, bu inancı geçmişe yerleştirir; söz konusu şeyin kendisinin geçmişte yaşanmış bir olay olması gerekmez. Konuşmada bu ifade çoğu zaman yeni bilginin eski inancı şüpheli veya yanlış hâle getirdiğini ima eder. Was, konuşmada zaten anlaşılan bir betimlemeye gönderme yapar; bu yüzden o kısmın tekrarlanması gerekmez.

Alıştırma

I thought it was. için en uygun yorum hangisidir?

  1. Bunun ileride doğru olacağına söz veriyorum.
  2. Bu benim önceki inancımdı, ancak şimdi artık buna inanmayabilirim.
  3. Şu anki inancımı tam bir kesinlikle ifade ediyorum.
Cevabı göster

Bu benim önceki inancımdı, ancak şimdi artık buna inanmayabilirim.

Uh

3:15

Ih

let's play in the backyard.

3:16

arka bahçede oynayalım.

Yeah.

3:18

Evet.

Can you play the exact same games Dilbilgisi

3:18

Tıpkı annem ve babam gibi

as mum and dad?

3:21

aynı oyunları oynayabilir misiniz?

Dilbilgisi

the exact same ... as ... ile tam aynılığı belirtme

İki şeyin tamamen aynı olduğunu söylemek için the exact same + isim + as + karşılaştırma hedefi yapısını kullanın. Burada exact, same sözcüğünü güçlendirir: oyunlar yalnızca benzer değil, anne ve babanın oynadığı oyunlarla bire bir aynıdır. Bu karşılaştırma yapısında as, karşılaştırılan kişi veya şeyi getirir. the exact same games as mum and dad ifadesinde mum and dad sonrasındaki play fiili bağlamdan anlaşıldığı için söylenmez.

Alıştırma

İki ceketin tamamen aynı olduğunu belirtmek için cümleyi the exact same + noun + as yapısıyla tamamlayın: I bought ____ Leo.

Cevabı göster

the exact same jacket as

Okay.

3:22

Tamam.

What do they play?

3:22

Ne oynarlar?

Chickenrat.

3:23

Tavukfare.

Chicken what? Ton ve niyet

3:24

Tavuk ne?

Ton ve niyet

Chicken what?: X what? ile hızlı açıklama isteme

Konuşma dilindeki X what? kalıbında, duyduğunuz kısmı tekrar eder ve eksik ya da yabancı gelen kısmı sormak için what? eklersiniz. Burada Chicken what?, yaklaşık olarak What word came after chicken? veya What do you mean by chicken ...? anlamındadır; tavuğun ne olduğunu sormaz. Bu kısa ifade aynı zamanda anlık şaşkınlık veya kafa karışıklığı gösterir. Tam olarak neye gönderme yaptığı, karşıdaki kişinin az önce söylediklerine bağlıdır; ancak aynı kalıp, tam duyamadığınız bir adı veya ifadeyi netleştirmek için kullanılabilir.

Alıştırma

Birisi bir oyunun adını söylüyor, ancak yalnızca ilk sözcük olan Dragon kısmını duyuyorsunuz. Dragon what? en doğal olarak ne yapar?

  1. Karşıdaki kişiden adın geri kalanını tekrarlamasını veya açıklamasını ister.
  2. Tam adın Dragon olduğunu doğrular.
  3. Hangi ejderhanın karşıdaki kişiye ait olduğunu sorar.
Cevabı göster

Karşıdaki kişiden adın geri kalanını tekrarlamasını veya açıklamasını ister.

Come here and go away.

3:25

Buraya Gel ve Git.

Come and go where now?

3:26

Gelip nereye gitmeliyim?

You don't need the same game Anlatım akışı

3:27

Senin Bluey ile aynı oyuna

as Bluey.

3:29

ihtiyacın yok.

You need Torchmouse.

3:30

Senin Fenerfare'ye ihtiyacın var.

Anlatım akışı

You don't need X. You need Y. — Hedefi yeniden yönlendirmek

Bu iki cümle bir düzeltme kalıbı oluşturur: You don't need X ilk fikri reddeder, You need Y ise onun yerine konuşanın gerçek ihtiyaç olarak gördüğü şeyi koyar. need sözcüğünün tekrarlanması, odağın X'ten Y'ye kaymasını kolayca anlaşılır hâle getirir. Bu yapıyı yalnızca iki seçenek sıralamak için değil, bir hedefi, öneriyi veya çözümü yeniden yönlendirmek için kullanın.

Alıştırma

You don't need X. You need Y. kalıbını tamamlayın: You don't need more time. You ____ a better plan.

Cevabı göster

need

Torchmouse was fun,

3:57

Fenerfare eğlenceliydi,

but I don't want to do anything else Ton ve niyet

3:59

ama lütfen

that's different, please.

4:01

farklı bir şey yapmak istemiyorum.

Ton ve niyet

I don't want to ..., please — Açık ama yumuşatılmış bir ret

I don't want to ... bir şeyi yapmaya istekli olmadığınızı belirtir ve açık bir kişisel sınır koyar. Buradaki anything else that's different, farklı olan başka herhangi bir etkinlik veya seçenek demektir; “her şey farklı” anlamına gelmez. Cümle sonundaki please, reddi karşıdaki kişiden bu sınıra saygı göstermesini isteyen kibar bir ricaya dönüştürür. Söyleyişi yumuşatır, ancak cevap yine de hayırdır.

Alıştırma

Doğru mu, yanlış mı? “I don't want to try another activity, please,” cümlesinde please reddi yumuşatır, ancak sınırı ortadan kaldırmaz.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Doğru

What about this?

4:03

Buna ne dersin?

This is weird.

4:05

Bu çok garip.

Yeah,

4:06

Evet,

but before you know it, Deyimler

4:07

ama farkına bile varmadan,

you get used to it. Kalıp ifadeler

4:08

buna alışırsın.

Deyimler

before you know it: beklenenden daha erken

Before you know it, ‘çok yakında’ veya ‘değişimi neredeyse fark etmeyecek kadar hızlı’ anlamına gelen bir deyimdir. Birinin bir gerçeği öğrenmesinden önceki belirli bir anı kelimesi kelimesine anlatmaz. Burada but, şu anki yabancılık hissini ardından gelen rahatlatıcı sonuca bağlar: kişi buna beklediğinden daha çabuk alışacaktır.

Alıştırma

Cümleyi ‘beklediğinden daha erken’ anlamındaki ifadeyle tamamla: Keep practicing, and ____, the steps will feel natural.

Cevabı göster

before you know it

Kalıp ifadeler

get used to it: zamanla alışmak

Get used to something, bir şeye giderek alışmak veya onunla rahat hissetmeye başlamak anlamına gelir. Get, ‘alışkın olmama’ durumundan ‘alışkın olma’ durumuna geçişi gösterir; yalnızca zaten rahat olunan bir durumu anlatmaz. get used to it ifadesinde to bir edattır. Bu nedenle ardından isim, zamir veya fiilin -ing biçimi gelebilir: get used to the noise, get used to it, get used to waking up early.

Alıştırma

Hangi cümle Maya'nın erken programa zamanla alıştığını ifade eder?

  1. Maya was used to the early schedule.
  2. Maya used to follow the early schedule.
  3. Maya got used to the early schedule.
Cevabı göster

Maya got used to the early schedule.

Do me.

4:12

Bana yap.

Oh boy.

4:13

Olamaz.

I'll give it a crack. Deyimler

4:14

Bir deneyeceğim.

Deyimler

give it a crack: “denemek” anlamında samimi bir ifade

Give it a crack, “denemek” veya “bir girişimde bulunmak” anlamına gelen samimi bir deyimdir. I'll give it a crack cümlesinde konuşan kişi, başarılı olacağından emin olmasa da denemeye gönüllü olduğunu belirtir. Burada crack, “çatlak” veya bir şeyi kırma eylemi anlamına gelmez. give it a crack ifadesini bir bütün olarak öğrenin.

Alıştırma

Konuşan kişi bu cümlede ne demek istiyor? I have not solved this kind of puzzle before, but I'll give it a crack.

  1. Onu çözmeyi deneyeceğim.
  2. Onu parçalara ayıracağım.
  3. Üzerindeki bir çatlağı göstereceğim.
Cevabı göster

Onu çözmeyi deneyeceğim.

Hello upside-down Bingo.

4:17

Merhaba baş aşağı Bingo.

Hi.

4:18

Merhaba.

Bingo,

4:19

Bingo,

you've gotten heavy.

4:20

ağırlaşmışsın.

Come and sit by the campfire.

4:22

Gel de kamp ateşinin yanına otur.

I'm trying.

4:24

Deniyorum.

How about a story?

4:28

Bir hikayeye ne dersiniz?

And then the prince knocked the dragon out Notlar

4:30

Ve sonra prens kocaman bir prens yumruğuyla

Anlatım akışı

Hikâye sırasını gösteren And then

And then, bir hikâyeyi veya anlatımı bir sonraki olaya taşır. And bu cümleyi önceki anlatımla bağlarken then yeni olayın zaman sıralamasında daha sonra gerçekleştiğini gösterir. Olayları zamana göre düzenler; tek başına ilk olayın bir sonraki olaya neden olduğunu belirtmez.

Alıştırma

Bu kısa hikâyede And then ne işe yarıyor? The lights went out. And then everyone became quiet.

  1. Hikâyeyi bir sonraki olaya taşır.
  2. İlk cümleyle bir karşıtlık sunar.
  3. Işıkların neden söndüğünü açıklar.
Cevabı göster

Hikâyeyi bir sonraki olaya taşır.

Öbek fiiller

knocked the dragon out: knock someone out öbek fiili

Knocked the dragon out, knock someone out öbek fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Burada prensin ejderhaya vurup onu bayılttığı veya dövüşmeye devam edemez hâle getirdiği anlamına gelir. Anlam yalnızca knock sözcüğünden değil, öbek fiilin tamamından gelir. Bu öbek fiil ayrılabilir: isim olan nesne out'tan sonra veya knock ile out arasına gelebilir, ancak zamir mutlaka ortada olmalıdır. knock the dragon out veya knock out the dragon denebilir, fakat zamirle knock it out kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümle tek bir yumruğun Leo'yu bayılttığını söylüyor?

  1. One punch knocked Leo down.
  2. Leo knocked on the door after the fight.
  3. One punch knocked Leo out.
Cevabı göster

One punch knocked Leo out.

with a big prince punch.

4:32

ejderhayı bayıltmış.

Boom.

4:34

Güm.

Hooray.

4:35

Yaşasın.

Princess,

4:36

Prenses,

I have rescued you.

4:36

seni kurtardım.

Now we shall marry. Kelime

4:38

Artık evlenmeliyiz.

Kelime

We shall marry: resmî ve masalsı bir gelecek anlatımı

We shall marry, evlenip eş olacağımız anlamına gelir. Shall'dan sonra marry fiilinin yalın biçimi gelir. Shall, we ile birlikte geleceği gösterebilir; ancak bu masal repliğinde duyuruya resmî, eski tarz ve dramatik bir hava da verir. Günlük modern Amerikan İngilizcesinde konuşanların We're going to get married veya We'll get married demesi daha olasıdır. Özgün ifade, prensi geleneksel bir masalın beklenen sonunu ilan ediyormuş gibi gösterir.

Alıştırma

Ortak bir evlilik planı hakkında sıradan ve modern bir Amerikan İngilizcesi konuşmasında en doğal cümle hangisidir?

  1. We are to marry.
  2. We shall marry.
  3. We're going to get married.
Cevabı göster

We're going to get married.

And the princess replied,

4:39

Ve prenses cevap vermiş,

"No thanks." Ton ve niyet

4:41

"Hayır teşekkürler."

Ton ve niyet

No thanks. ile nazikçe reddetmek

No thanks, bir teklifi veya basit bir öneriyi nazikçe reddetmenin kısa ve yaygın bir yoludur. No reddetme anlamını verirken thanks karşı tarafın inceliğini kabul eder. Bu nedenle yanıt, yalnızca No demekten daha yumuşak ama yine de nettir.

Alıştırma

Yanıtı burada öğretilen iki sözcüklük nazik ret ifadesiyle tamamlayın: Would you like some more juice? — ____.

Cevabı göster

No thanks

What?

4:42

Ne?

She didn't like the look of him. Deyimler

4:43

Onun görünüşünü beğenmemiş.

Deyimler

Didn't like the look of him: olumsuz bir ilk izlenim

Didn't like the look of him, onu görmenin kadında olumsuz bir izlenim yarattığı anlamına gelir. The look of someone kişinin görünüşünü, yüz ifadesini ve genel tavrını kapsayabilir; bu nedenle cümle yalnızca kadının onu çekici bulmadığı anlamına gelmez. Kullanılabilir not like the look of + kişi/şey kalıbı, görülen şeyin rahatsız edici, kaygı verici veya şüpheli göründüğünü anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle bulutların konuşanda kötü veya kaygı verici bir izlenim yarattığı anlamına gelir?

  1. Those clouds don't look like me.
  2. I don't like looking for those clouds.
  3. I don't like the look of those clouds.
Cevabı göster

I don't like the look of those clouds.

Why not?

4:45

Nedenmiş o?

Well, his hair was a bit messy Dilbilgisi

4:45

Şey, saçları biraz dağınıktı

and he was a bit too muscly.

4:48

ve biraz fazla kaslıydı.

Dilbilgisi

a bit messy ile a bit too muscly arasındaki fark

a bit + sıfat yapısında a bit, özelliğin hafif derecede olduğunu gösterir: a bit messy, “biraz dağınık” demektir. Olumsuz bir yorumu daha yumuşak da gösterebilir. a bit too + sıfat yapısında too, özelliğin konuşanın uygun gördüğü düzeyi aştığını belirtir: a bit too muscly, “konuşanın beğendiğinden biraz daha kaslı” demektir. A bit eleştiriyi yumuşatır ama aşırılık anlamını ortadan kaldırmaz.

Alıştırma

Hangi cümle çorbada konuşanın kabul edilebilir bulduğundan biraz daha fazla tuz olduğunu söyler?

  1. The soup is a bit salty.
  2. The soup is not very salty.
  3. The soup is a bit too salty.
Cevabı göster

The soup is a bit too salty.

You know what I mean, kids? Ton ve niyet

4:50

Ne demek istediğimi anlıyor musunuz, çocuklar?

Ton ve niyet

You know what I mean, kids? ile ima edilen anlamı kontrol etmek

Bu cümlede You know what I mean?, dinleyenlerin ima edilen veya yumuşatılarak söylenen bir noktayı anlayıp anlamadığını kontrol eder. Çoğu zaman gerçek bir bilgi sorusundan çok, konuşanın doğrudan söylemek istemediği şeyi fark etmeye yönelik bir davettir. Kids bir hitap sözüdür ve konuşanın kime seslendiğini belirtir. Önceki hafif eleştiriden sonra tüm soru, çocukların konuşanın asıl değerlendirmesini anlayıp anlamadığını kontrol eder.

Alıştırma

“The plan sounds exciting, but it may be a little risky, you know what I mean?” cümlesinde konuşan “you know what I mean” ile ne yapıyor?

  1. Dinleyenin konuşanın dolaylı kaygısını anlayıp anlamadığını kontrol etmek.
  2. Dinleyenin risky kelimesinin sözlük anlamını bilip bilmediğini sormak.
  3. Dinleyenden planı kelimesi kelimesine tekrarlamasını istemek.
Cevabı göster

Dinleyenin konuşanın dolaylı kaygısını anlayıp anlamadığını kontrol etmek.

Hang on. Ton ve niyet

4:52

Bir saniye.

I prince-punch the dragon,

4:53

Ejderhaya prens yumruğu atıyorum,

Ton ve niyet

Hang on. ile konuşmayı duraklatıp söylenene itiraz etmek

Hang on. gayriresmî konuşmada “bir dakika” veya “bekle” diyerek konuşmayı duraklatmanın bir yoludur. Burada konuşan kişi, söylenen şeye itiraz etmek veya onu düzeltmek için araya giriyor. Bir konuşma işareti olarak kullanıldığında fiziksel olarak bir şeye tutunmak veya asılı kalmak anlamına gelmez. Ardından çoğu zaman bir soru, düzeltme veya itiraz gelir.

Alıştırma

Gayriresmî bir konuşmada, az önce söylenen şeyi sorgulamadan önce konuşmayı duraklatmak için en doğal ifade hangisidir?

  1. Hang in there.
  2. Hang up.
  3. Hang on.
Cevabı göster

Hang on.

take you back to my castle Kalıp ifadeler

4:54

seni kaleme götürüyorum

and we get married.

4:56

ve evleniyoruz.

Kalıp ifadeler

take you back to my castle: birini bir yere geri götürmek

take you back to my castle yapısında take fiilinden sonra götürülen kişi, ardından back to ve hedef yer gelir. Yeniden kullanılabilen kalıp take + someone + back to + place şeklindedir: birine mevcut konumdan o yere kadar eşlik etmek veya onu götürmek. Back, kaleyi konuşanın geri döndüğü ya da evi veya üssü olarak gördüğü bir yer şeklinde sunar. Bu, you ile belirtilen kişinin daha önce orada bulunduğu anlamına gelmek zorunda değildir. home, here veya there öncesinde to normalde kullanılmaz; take you home buna bir örnektir.

Alıştırma

Cümleyi take + person + back to + place kalıbıyla tamamlayın: The museum is closing, so I'll ____ you ____ to the hotel.

Cevabı göster

take · back

That's business. Kelime

4:57

İşler böyle yürür.

Kelime

That's business. — bir geleneği sabit bir süreç gibi sunmak

Burada That's business. kabaca “Bunun yerleşik işleyişi budur” anlamına gelir. Business belirli bir şirketi veya ticari faaliyeti anlatmaz; prens kurtarma, kaleye dönüş ve evliliği standart bir anlaşmanın sabit adımlarıymış gibi sunar. Bu kesin ifade, onun varsaydığı süreci tartışmaya kapalı gösterir. Bir insanın seçimini sıradan bir iş süreci gibi ele almak komik ve küçümseyici bir ton yaratır.

Alıştırma

Bu sahnede “That's business.” ne anlatıyor?

  1. Özel işlerinin gizli olduğunu söylüyor.
  2. Kurtarma ve evliliği yerleşik bir süreç olarak görüyor.
  3. Kalede bir şirket kurmak istiyor.
Cevabı göster

Kurtarma ve evliliği yerleşik bir süreç olarak görüyor.

Hey,

4:58

Hey,

I didn't ask to be rescued. Ton ve niyet

4:58

kurtarılmayı ben istemedim.

Ton ve niyet

I didn't ask to be rescued. — ask to be + past participle yapısı

I didn't ask to be rescued, “Kimsenin beni kurtarmasını istemedim” anlamına gelir. Yapı ask + to be + past participle şeklindedir. To be rescued edilgen mastardır; bu nedenle özne eylemi yapan değil, eylemden etkilenen kişidir. Bu bağlamda cümle yalnızca bir istekte bulunulduğunu reddetmez. Kurtarma eyleminin başka birine bundan sonra ne olacağına karar verme hakkı verdiği düşüncesine de karşı çıkar. Daha genel olarak bu yapı, özneye yapılan bir eylemin özne tarafından istenmediğini belirtir.

Alıştırma

be fiilini edilgen mastarda kullanarak cümleyi tamamlayın: I didn't ask ____ photographed at the event.

Cevabı göster

to be

You'd rather stay here with the stinky dragon. Dilbilgisi

5:00

Burada kokmuş ejderhayla kalmayı tercih ediyorsun yani.

Dilbilgisi

You'd rather stay: would rather + fiilin yalın hâli

You'd rather stay ifadesindeki You'd, You would ifadesinin kısalmış biçimidir. would rather + fiilin yalın hâli kalıbı bir tercihi anlatır; bu yüzden stay fiilinden önce to gelmez. Burada konuşan kişi karşısındakinin tercihini tarafsızca sormuyor. Diğer seçeneği “pis kokulu ejderhayla kalmak” diye sunarak bunun inanılmaz bir seçim olduğunu vurguluyor; bu da söze kızgın ve meydan okuyan bir hava katıyor. Başka bağlamlarda aynı kalıp yalnızca basit bir tercih bildirebilir.

Alıştırma

Cümleyi would rather yapısıyla tamamlayın: I ____ stay home tonight.

Cevabı göster

would rather

I'm getting used to him.

5:03

Ona alışmaya başladım.

Okay,

5:05

Tamam,

I'll wake him up.

5:06

onu uyandıracağım.

Wait, no.

5:07

Bekle, hayır.

Yeah, didn't think so. Ton ve niyet

5:08

Evet, öyle düşünmüştüm.

Ton ve niyet

Didn't think so: önceki bir beklentiyi doğrulama

Didn't think so, I didn't think so ifadesinin konuşma dilindeki kısaltılmış biçimidir. So, az önce konuşulan düşüncenin veya sonucun yerini tutar; geçmiş zaman da konuşanın önceki beklentisinin olumsuz olduğunu gösterir. Genellikle karşıdaki kişinin cevabı, tereddüdü veya geri adım atması bu beklentiyi doğruladıktan sonra söylenir. “Tahmin ettiğim gibi” ya da “Bunu yapmayacağını biliyordum” anlamına gelir ve çoğu zaman kendinden emin veya takılan bir hava taşır.

Alıştırma

Yakın arkadaşınız en yüksek hız trenine bineceğini söylüyor, ancak girişte geri adım atıyor. Takılmak için “Yeah, didn't think so.” demek uygun mudur?

  1. Bu gündelik bağlamda uygun
  2. Yalnızca şu anki görüş ayrılığını belirttiği için uygun değil
Cevabı göster

Bu gündelik bağlamda uygun

Uh

5:10

Ih

princes are all the same, Deyimler

5:10

prenses içinden,

she thought.

5:12

prenseslerin hepsi aynıdır diye düşündü.

Deyimler

princes are all the same: grubun tamamının benzer göründüğünü söylemek

princes are all the same ifadesinde all, çoğul özne princes'ın tamamını kapsar; the same ise grubun üyelerinin birbirine benzer göründüğünü belirtir. Çoğul grup + be + all the same kalıbı, grubun tamamı hakkında geniş bir genelleme yapar. Buradaki düşünce, prensler arasında anlamlı bir fark yokmuş gibi bir değerlendirme sunar. Bu, geniş kapsamlı bir yargıdır; all the same ifadesinin söylem belirteci olarak taşıdığı ayrı “yine de” anlamı değildir.

Alıştırma

“The excuses are all the same,” cümlesinde all the same ne anlama gelir?

  1. Yine de mazeretler kabul edildi.
  2. Her mazeret diğerlerine benziyor.
  3. Mazeretler aynı anda gerçekleşti.
Cevabı göster

Her mazeret diğerlerine benziyor.

No, we're not.

5:13

Hayır, değiliz.

There's good princes and bad princes,

5:14

İyi prensler de vardır kötü prensler de,

m'lady. Kelime

5:16

leydim.

Kelime

m'lady: teatral bir hitap biçimi

m'lady, my lady ifadesinin stilize edilmiş kısaltılmış yazımıdır. Bu cümlede konuşmacı, kadına doğrudan hitap etmek için bu ifadeyi kullanır; bu kullanıma seslenme denir ve ana ifadeden virgülle ayrılır. Bu biçim şövalyeleri, kraliyet saraylarını, masalları veya tarihî fantastik eserleri çağrıştırır. Konuşmacının bir rol oynuyormuş gibi, bilerek eski moda ve teatral konuşmasını sağlar.

Alıştırma

Bir masal oyununda şövalye, prensese “m'lady.” diye hitap ediyor. Bu kullanım sahneye uygun mudur?

  1. Uygun
  2. Uygun değil
Cevabı göster

Uygun

Everyone knows that.

5:17

Bunu herkes bilir.

Which one was this prince?

5:18

Bu prens hangisiydi?

He's good.

5:20

O iyi biri.

He rescued the princess.

5:21

Prensesi kurtardı.

Only because he likes prince-punching dragons. Anlatım akışı

5:23

Sadece ejderhalara prens yumruğu atmayı sevdiği için.

Anlatım akışı

Düzeltici bir neden olarak Only because

Only because bir neden sunar ve açıklamayı yalnızca o nedenle sınırlar. Burada kısa ve düzeltici bir yanıt olarak kullanılmıştır: düşüncenin geri kalanı önceki konuşmadan anlaşıldığı için konuşan kişi sadece kabul ettiği nedeni söyler. Bu yapı, bir şeyin gerçekleştiğini kabul ederken neden gerçekleştiğine dair daha geniş bir iddiayı reddedebilir. Verilen mesaj şudur: “Bu doğru olabilir ama senin söylediğin nedenden değil, yalnızca bu nedenden.”

Alıştırma

A, “He helped because he is kind.” diyor. B ise “Only because he wanted a reward.” diye yanıtlıyor. B ne demek istiyor?

  1. Yardım ettiğini inkâr ediyor.
  2. İyiliğin ek bir neden olduğunu söylüyor.
  3. Yardım ettiğini kabul ediyor ama nedeni ödül istemekle sınırlandırıyor.
Cevabı göster

Yardım ettiğini kabul ediyor ama nedeni ödül istemekle sınırlandırıyor.

Tomorrow,

5:25

Yarın,

he'll be off in search of another princess. Kalıp ifadeler

5:26

başka bir prenses arayışına çıkacak.

Kalıp ifadeler

be off in search of another princess: başka bir prenses aramak üzere yola çıkmak

be off in search of someone or something, “birini ya da bir şeyi bulmak için ayrılıp aramaya başlamak” demektir. Be off yola çıkışı, in search of ise amacı belirtir. he’ll be off ifadesinde will, yola çıkışı geleceğe yerleştirir. İfadenin tamamı arayışı bir yolculuğun sonraki aşaması gibi gösterir; bu nedenle hikâye anlatımına uygundur.

Alıştırma

Cümleyi be off in search of ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: At sunrise, the rescue team will ____ the missing hikers.

Cevabı göster

be off in search of

Man,

5:28

Dostum,

This princess is hard to rescue. Dilbilgisi

5:29

bu prensesi kurtarmak çok zor.

Dilbilgisi

hard to rescue: zorluk bildiren sıfat + mastar yapısı

hard to rescue ifadesinde hard sözcüğünden sonra to rescue mastar yapısı gelir. Özne + be + hard/easy + to + fiil kalıbı, özneyle ilgili bir eylemin ne kadar zor veya kolay olduğunu anlatır. rescue etken biçimde olsa da prenses eylemi alan kişidir: onu başka biri kurtaracaktır. Bu, İngilizcede yaygın bir yapıdır.

Alıştırma

Sıfat + mastar yapısını tamamlayın: This jar is hard ____ open.

Cevabı göster

to

Well,

5:32

Şey,

while the prince figures it all out, Öbek fiiller

5:32

prens tüm bunları anlamaya çalışırken,

Öbek fiiller

figure it all out: durumun tamamını anlamak

Figure something out, düşünerek bir şeyi anlamak veya bir çözüm bulmak demektir. Bu cümlede it içinde bulunulan durumu gösterir; all ise durumun tamamını anlama anlamını ekler. Figure out ayrılabilen bir öbek fiildir. Nesne bir zamirse figure ile out arasına gelir: figure it out veya figure it all out denir; figure out it denmez.

Alıştırma

Cümleyi it ve out sözcüklerini doğal sırayla kullanarak tamamlayın: I can figure ____ ____.

Cevabı göster

it · out

she grabs a nice book

5:34

prenses güzel bir kitap alır

and lives happily ever after. Kültür

5:35

ve sonsuza dek mutlu yaşar.

Kültür

Bir masal sonu olarak live happily ever after

Live happily ever after, masalların sonunda kullanılan geleneksel bir kalıptır. Birinin o andan itibaren mutlu yaşamayı sürdürmesi anlamına gelir; ever after ifadeye “o zamandan sonra sonsuza dek” şeklinde masalsı bir hava katar. Burada bu tanıdık kalıp, bir düğün ya da aşkın ardından değil, bir kitap seçiminin ardından kullanılıyor. Bu eğlenceli yeniden kullanım, kitabı onun mutlu sonu hâline getiriyor.

Alıştırma

Bu eğlenceli masal sonunu sabit ifadeyle tamamlayın: After adopting the rescue dog, Lena ____.

Cevabı göster

lived happily ever after

The end.

5:37

Son.

What?

5:39

Ne?

That is not the end.

5:39

Bu son değil ki.

In mum and dad stories, Anlatım akışı

5:42

Annem ve babamın hikayelerinde,

they get married in the end. Kalıp ifadeler

5:43

sonunda evlenirler.

Anlatım akışı

Bir kaynak çerçevesi olarak In mum and dad stories

Cümlenin başında yer alan In mum and dad stories, bilgiyi çerçeveleyen bir edat öbeğidir. Ardından anlatılan örüntünün hangi hikâye grubuna veya sürümüne dayandığını gösterir: anne ve babayla ilişkili o sürümde evlilik olağan sondur. Bu çerçeve iddianın kapsamını sınırlar. They get married in the end, mümkün olan her hikâye için bir kural olarak değil, yalnızca bu hikâyelerin içinde geçerli bir durum olarak sunulur.

Alıştırma

Bu cümlede baştaki çerçeve ne işe yarıyor? In Grandpa's stories, the clever rabbit always wins.

  1. Büyükbabanın tavşan olduğunu söyler.
  2. Tavşanın fiziksel konumunu gösterir.
  3. İddiayı büyükbabanın anlattığı hikâye sürümüyle sınırlar.
Cevabı göster

İddiayı büyükbabanın anlattığı hikâye sürümüyle sınırlar.

Kalıp ifadeler

in the end: nihai sonucu belirtmek

In the end, “sonunda” veya “nihai sonuç olarak” anlamına gelir. Burada hikâyenin son sonucunu, yani iki kişinin evlenmesini belirtir. Bu ifade genellikle bir yan tümcenin ya da cümlenin sonlarına doğru gelir. En sonunda ne olduğunu söyleyerek olaylar dizisini tamamlar.

Alıştırma

Bir son noktadaki konumu belirtmek yerine başarının nihai sonuç olduğunu söyleyen cümle hangisidir?

  1. We celebrated at the end of the race.
  2. We waited near the end of the line.
  3. We succeeded in the end.
Cevabı göster

We succeeded in the end.

Princess?

5:45

Prenses?

Okay,

5:46

Tamam,

fine.

5:46

peki.

For the sake of the children, Kalıp ifadeler

5:47

Çocukların hatırı için,

Kalıp ifadeler

For the sake of the children: çocukların iyiliği için hareket etmek

For the sake of the children, “çocukların çıkarlarını korumak veya desteklemek için” anlamına gelir. Bu ifade bir kararın ya da eylemin nedenini verir. Cümlenin başında yer aldığı ve ardından virgül geldiği için bu parça, daha sonra gelecek ana eyleme hazırlık yapar. for the sake of kalıbı, bir uzlaşmayı, çabayı veya özdenetimi genellikle önemli bir kişi ya da değer için yapılan bir şey olarak sunar. Konuşanın kendi tercihinin temel kaygı olmadığını düşündürebilir.

Alıştırma

Cümleyi vurgulanan ifadeyle tamamlayın: ____ the team, we agreed to try again.

Cevabı göster

For the sake of

they get married.

5:48

evlenirler.

The end.

5:50

Son.

Hooray!

5:50

Yaşasın!

I'll take it. Ton ve niyet

5:52

Bunu kabul ediyorum.

Ton ve niyet

I'll take it: yeterince iyi bir sonucu kabul etmek

Burada I'll take it, “o seçeneği veya sonucu kabul ediyorum” anlamına gelir. Take seçmek ya da kabul etmek anlamındadır; it ise az önce sunulan veya bildirilen şeyi gösterir. Bir nesneyi fiziksel olarak almak gerekmez. Bir uzlaşma bağlamında, “tam istediğim gibi değil ama yeterince iyi” anlamını verebilir. İfade esas olarak kabul etme kararını bildirir; “ideal değil ama kabul edilebilir” duygusu bağlamdan ve ses tonundan gelir.

Alıştırma

Sonucun kusursuz olmadığı ama kabul edilebilir olduğu bir durumda I'll take it en doğal olarak ne anlama gelir?

  1. İdeal olmasa da bunu kabul ediyorum.
  2. Bunu başka bir yere taşıyacağım.
  3. Tartışmaya yeniden başlamak istiyorum.
Cevabı göster

İdeal olmasa da bunu kabul ediyorum.

Night night, Bingo.

5:54

İyi geceler, Bingo.

Did you have a good

5:55

İyi vakit geçir-

Frisky,

5:57

Frisky,

you won't watch TV after I fall asleep, Dilbilgisi

5:58

ben uyuduktan sonra televizyon izlemeyeceksin,

will you?

6:01

değil mi?

Dilbilgisi

you won't ..., will you?: olumsuz bildirim ve olumlu soru eklentisi

Bu yapı, olumsuz bir bildirim cümlesinin ardından olumlu bir soru eklentisi getirir: you won't ..., will you? Soru eklentisi olumlu-olumsuz kutupluluğu tersine çevirir ve önceki cümlenin tamamını doğrulatır. Konuşan kişi “you won't watch TV after I fall asleep” durumunu beklediği veya istediği şey olarak sunar, ardından onay ister. Bu nedenle cümle, karşı tarafın televizyon izleyip izlemeyeceğini tarafsızca sormak yerine endişe veya güvence isteği ifade edebilir.

Alıştırma

Standart soru eklentisini tamamlayın: You won't share this photo, ____?

Cevabı göster

will you

Oh,

6:01

Oh,

uh no.

6:02

ıh hayır.

We don't have to. Ton ve niyet

6:03

İzlemek zorunda değiliz.

Ton ve niyet

We don't have to: bir şeyin gerekli olmadığını söylemek

We don't have to, “bunu yapmamız gerekli değil” anlamına gelir. Bir zorunluluğu kaldırır ve eylemi bir seçenek olarak bırakır; eylemin yasak olduğunu söylemez. Burada have to sonrasındaki eylem söylenmez çünkü bağlam eylemin ne olduğunu zaten açıkça gösterir. Bu eksiltme sayesinde We don't have to tek başına kullanılabilir.

Alıştırma

“Gerekli değil” anlamındaki üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: We ____ leave early; the event starts at noon.

Cevabı göster

don't have to

You promise?

6:04

Söz mü?

Oh,

6:06

Oh,

hang on.

6:06

bekle bir dakika.

Was your last babysitter putdown with Nana?

6:07

Seni uyutan son bakıcı Büyükanne miydi?

Yes.

6:10

Evet.

And let me guess, Ton ve niyet

6:11

Ve tahmin edeyim,

Ton ve niyet

let me guess: kendi çıkarımını başlatmak

Let me guess, konuşanın ipuçlarına dayanarak bir tahminde bulunmak üzere olduğunu gösteren bir konuşma girişidir. Konuşan kişi cevabı bildiğini iddia etmez ve karşısındaki kişiden tahmin etmesini istemez. Yapı let me + fiilin yalın hâlidir. Tonlamaya bağlı olarak gerçek bir merak ifade edebilir veya “sanırım sırada ne olduğunu zaten biliyorum” anlamını ima edebilir.

Alıştırma

Çıkarımınızı başlatmak için nottaki üç kelimelik konuşma girişini kullanın: ____, the bus was late again.

Cevabı göster

Let me guess

you woke up

6:12

uyandın

and the TV was too loud?

6:12

ve televizyonun sesi çok açıktı?

Yes.

6:14

Evet.

Mum can't hear very well,

6:15

Büyükanne çok iyi duyamıyor,

so she turns it up loud. Öbek fiiller

6:16

bu yüzden sesini çok açıyor.

Öbek fiiller

turns it up loud: sesi iyice açmak

Bu cümlede turns it up, ses düzeyini artırmak anlamına gelir. It, daha önce sözü edilen ses cihazını veya sesi belirtir; loud ise son ses düzeyinin yüksek olduğunu vurgular. Turn up ayrılabilen bir öbek fiildir. Nesne it veya them gibi bir zamirse zamiri fiil ile up arasına koyun: turn it up denir, turn up it denmez.

Alıştırma

turn, it ve up sözcüklerini doğru sırayla kullanın: The TV is too quiet. Please ____ a little.

Cevabı göster

turn it up

She was watching something Scary.

6:18

Korkunç bir şeyler izliyordu.

That's why you don't like babysitter putdowns, isn't it? Dilbilgisi

6:21

Bakıcıların uyutmasını bu yüzden sevmiyorsun, değil mi?

Dilbilgisi

That's why ..., isn't it?: çıkarılan sonucu söylemek ve doğrulatmak

That's why, daha önce sözü edilen bir neden veya ipucundan çıkan sonucu belirtir. Burada konuşan kişi, önceki bilgilerin dinleyicinin çocuk bakıcısı tarafından yatırılmaktan neden hoşlanmadığını açıkladığını düşünüyor. Sondaki isn't it?, dinleyiciden bu çıkarımı doğrulamasını ister. Ana yapı olan That's ... (That is ...) ile uyumlu olduğu için don't you? değil, isn't it? kullanılır.

Alıştırma

Bir arkadaşınız otobüsü kaçırdığını söylüyor. Bunun arkadaşınızın geç gelmesini açıkladığı sonucuna varıyorsunuz. Hangi yanıt hedef yapıyı doğru kullanır?

  1. That's because you arrived late, isn't it?
  2. That's why you arrived late, isn't it?
  3. That's why you arrived late, don't you?
Cevabı göster

That's why you arrived late, isn't it?

Yes.

6:24

Evet.

Look, you just had a bad one, kid. Ton ve niyet

6:25

Bak, sadece kötü bir deneyim yaşamışsın, ufaklık.

Ton ve niyet

you just had a bad one: sorunu tek bir olayla sınırlamak

Bu cümlede just, sorunu tekrar eden bir durum gibi göstermek yerine tek bir kötü olayla sınırlar. a bad one içindeki one, konuşmada zaten belli olan tek bir kişiyi ya da şeyi tekrar söylememek için kullanılır; burada konuşulan çocuk bakıcısına gönderme yapar. Konuşan kişi dinleyeni rahatlatmaktadır: Tek bir kötü olay, bir sonrakinin de kötü olacağı anlamına gelmez. just'ın bu kullanımı, aksiliği daha sınırlı ve başa çıkılabilir gösterir.

Alıştırma

Rahatlatma cümlesini hedef ifadeyle tamamlayın: Not every game will go badly; you ____.

Cevabı göster

just had a bad one

This one will be different.

6:28

Bu seferki farklı olacak.

We promise.

6:29

Söz veriyoruz.

But how can I know for sure it won't happen again? Kalıp ifadeler

6:30

Peki bunun bir daha olmayacağından nasıl emin olabilirim?

Kalıp ifadeler

can I know for sure: kesinliğin mümkün olup olmadığını sormak

Know for sure, bir şeyi yalnızca tahmin etmek, ummak veya olası görmek değil, kesin olarak bilmek demektir. For sure, know fiiline güçlü bir kesinlik anlamı katar. How can I know for sure...? yapısında konuşan kişi geleceğin gerçekten garanti edilip edilemeyeceğinden şüphe eder ve bu belirsizliği hangi kanıtın veya güvencenin ortadan kaldırabileceğini sorar. Asıl mesele kesinlik olduğunda bu yapıyı kullanın.

Alıştırma

Cümleyi “kesin olarak bilmek” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: I can't ____ until I check the calendar.

Cevabı göster

know for sure

You can't.

6:34

Olamazsın.

But you have to give it a go anyway. Deyimler

6:35

Ama yine de bir şans vermelisin.

Deyimler

give it a go anyway: emin olmasan da denemek

Give it a go, “onu denemek” anlamına gelen günlük ve samimi bir ifadedir. Buradaki it, konuşulan etkinlik veya seçeneğe gönderme yapar; a go ise bir deneme anlamına gelir. Anyway, “endişeye veya zorluğa rağmen” anlamını ekler. İfade bir bütün olarak, başarı kesin olmasa da kişiyi denemeye teşvik eder.

Alıştırma

Cümleyi “buna rağmen denemek” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: The puzzle looks difficult, but ____.

Cevabı göster

give it a go anyway

Or you'll be stuck in a tower with a stinky dragon forever. Deyimler

6:38

Yoksa sonsuza dek kokmuş bir ejderhayla kulede mahsur kalırsın.

Deyimler

you'll be stuck in a tower ... forever: denememekle ilgili eğlenceli bir uyarı

Be stuck, bir yerden ayrılamamak veya bir durumu değiştirememek anlamına gelir. Kule, kokan ejderha ve forever sözcüğü, gerçek bir öngörüden çok abartılı bir masal görüntüsü oluşturur. Or sözcüğünden sonra gelen bu görüntü, denememenin sonucunu gösterir: kişi aynı kötü durumda kalabilir. Mizah uyarıyı canlı hâle getirir, ancak asıl mesaj harekete geçmemenin değişimi engellediğidir.

Alıştırma

Bu bağlamda masal görüntüsünün temel olarak ima ettiği şey nedir?

  1. Yeni bir şey denemek gerçek bir ejderha yaratır.
  2. Hiç denemezsen aynı kötü durumda kalabilirsin.
  3. Kule kalmak için rahat bir yerdir.
Cevabı göster

Hiç denemezsen aynı kötü durumda kalabilirsin.

Okay, I'll give it a go.

6:43

Tamam, bir deneyeceğim.

That's my girl. Ton ve niyet

6:45

İşte benim kızım.

Ton ve niyet

That's my girl: yakın bir ilişkide sevgi dolu övgü

That's my girl, bir ebeveynin, bakıcının veya benzer şekilde yakın bir yetişkinin sevdiği bir kıza ya da genç kadına söylediği sıcak bir övgüdür. Burada “Aferin” veya “İşte senden beklediğim davranış buydu” anlamına gelir. my sözcüğü gerçek anlamda sahipliği değil, sevgiyi ve kişisel desteği gösterir. Bu ifade konuşanı aynı zamanda yakın ve onaylayan bir konuma yerleştirir; dolayısıyla aradaki ilişki anlamın bir parçasıdır.

Alıştırma

Bu kullanımı değerlendirin: Bir yetişkin, sunumundan sonra yeni yetişkin kadın iş arkadaşına “That's my girl” diyor.

  1. Uygun
  2. Uygun değil
Cevabı göster

Uygun değil

It's the only shampoo I like.

6:55

Sevdiğim tek şampuan bu.

The shampoo is great, but the conditioner... I don't rate the conditioner. Kelime

6:56

Şampuan harika, ama saç kremi... saç kremini o kadar iyi bulmuyorum.

Kelime

don't rate the conditioner: gündelik ve olumsuz bir görüş

don't rate the conditioner ifadesinde rate, gündelik bir değerlendirmede “bir şeyi iyi veya değerli bulmak” anlamına gelir. Olumsuz biçim, “Saç kreminin iyi olduğunu düşünmüyorum” veya “Saç kremi hakkında olumlu bir fikrim yok” demektir. Bu, konuşanın sayısal puan vermeyi reddettiği anlamına gelmez. The shampoo is great ile kurulan karşıtlık, bunun kalite hakkında olumsuz bir değerlendirme olduğunu açıkça gösterir.

Alıştırma

Gündelik Britanya veya Avustralya İngilizcesinde I don't rate this restaurant ne anlama gelir?

  1. Bu restoranın pek iyi olduğunu düşünmüyorum.
  2. Bu restoran için henüz sayısal bir puan girmedim.
  3. Bu restoranın ne kadar pahalı olduğunu bilmiyorum.
Cevabı göster

Bu restoranın pek iyi olduğunu düşünmüyorum.

Nah, me neither. Kalıp ifadeler

7:00

Yok, ben de.

Kalıp ifadeler

Me neither: olumsuz bir ifadeye katılmak

Me neither, önceki olumsuz ifadenin cevap veren kişi için de geçerli olduğunu belirten kısa bir konuşma yanıtıdır. Burada daha önce söylenen olumsuz bir görüşe katılmayı gösterir; eksik bırakılan düşünce bağlamdan anlaşılır. Olumsuz içerikten sonra kullanılır. Olumlu içeriğe katılmak için ise Me too kullanılır.

Alıştırma

Olumsuz ifadeye katılan iki sözcüklük konuşma yanıtını tamamlayın: I don't like waking up early. — ____.

Cevabı göster

Me neither

But you know you can't get around with open follicles. Deyimler

7:01

Ama biliyorsun ki açık saç kökleriyle öylece dolaşamazsın.

Deyimler

get around with open follicles: mizahi abartı

Bu cümlede get around, hareket etmek veya bir yerden başka bir yere gitmek anlamına gelir; with open follicles ise bu harekete eşlik ettiği varsayılan durumu belirtir. get around with open follicles ifadesinin tamamı İngilizcede kalıplaşmış bir ifade değildir. Konuşmacı, ciddiymiş gibi yapılan bir abartı kullanır: saç bakımıyla ilgili bir durum, gündelik yaşamı imkânsız hâle getiriyormuş gibi anlatılır. Mizah, pratik bir uyarı gibi duran you can't ile saçma derecede uzmanlık içeren open follicles koşulu arasındaki uyumsuzluktan doğar.

Alıştırma

Bu cümledeki get around with open follicles ifadesinin en uygun yorumu hangisidir?

  1. Saç bakımıyla ilgili bir durumu, normal hareket etmeyi imkânsız kılıyormuş gibi şakayla anlatır.
  2. Açık foliküllerin insanın yürümesini engellediğini söyleyen gerçek anlamlı bir tıbbi uyarıdır.
  3. Toplu taşımanın bulunmadığı anlamına gelen kalıplaşmış bir seyahat deyimidir.
Cevabı göster

Saç bakımıyla ilgili bir durumu, normal hareket etmeyi imkânsız kılıyormuş gibi şakayla anlatır.