Neden Güzel Şeyler Bizi Mutlu Eder – Güzelliğin Sırrı: İngilizce çalışma notları
Kurzgesagt – In a Nutshell
Video özeti: Video, güzelliği evrimsel örüntü tanımayla ilişkilendiriyor ve çevrenin stres, iyileşme, davranış ile mutluluğu nasıl etkilediğini gösteriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları konusu used to be vital. ile geçmişte gerekli olan ancak bugün aynı biçimde geçerli olmayan bir durumu karşılaştırmayı öğrenin. 2. Deyimler ve Mecazi İfadeler konusu lowest common denominator ile matematik teriminin güzellik yargılarındaki asgari ortak temeli nasıl anlattığını kavrayın. 3. Kalıplaşmış Söz Öbekleri ve Eşdizimler konusu in favor of ile işlev, maliyet veya verimliliğin güzelliğe tercih edilmesi gibi öncelikleri anlatmayı öğrenin.
Bu derste
or simply the reflection of the sun on an empty bottle.
0:10ya da sadece güneşin boş bir şişedeki yansıması.
It only exists in our heads as a pleasant feeling.
0:15Sadece kafamızın içinde hoş bir duygu olarak var olur.
we perceive something as beautiful if its color, shape, form, or proportion somehow are appealing or delightful to us. Dilbilgisi
0:20bir şeyin rengi, şekli, formu veya oranı bir şekilde bize çekici veya keyif verici geliyorsa, onu güzel olarak algılarız.
perceive something as beautiful: perceive + nesne + as + betimleme
Perceive something as beautiful, perceive + nesne + as + betimleme kalıbını izler. Something nesnedir; beautiful ise onunla ilgili yargıyı verir. Bu yapı, bir kişinin o şeyi güzel olarak deneyimlediğini veya yorumladığını anlatır. Güzellik nesnel bir gerçek olarak değil, kişinin bakış açısı olarak sunulur.
Alıştırma
Dersin perceive ... as kalıbıyla cümleyi tamamlayın: Many visitors ____ the sculpture ____ mysterious.
Cevabı göster
perceive · as
Beauty is a very human experience that's been with us for millions of years.
0:28Güzellik, milyonlarca yıldır bizimle olan çok insani bir deneyimdir.
Even our first tools were trimmed to a symmetrical shape.
0:32İlk aletlerimiz bile simetrik bir şekle göre yontulmuştu.
Researchers have tried to find practical reasons why our ancestors invested the time to make their tools look nice, Kalıp ifadeler
0:36Araştırmacılar, atalarımızın aletlerini güzel göstermek için zaman harcamalarının pratik nedenlerini bulmaya çalıştılar,
invested the time to make: bir hedefe zaman ayırmak
Invested the time to make, bir hedefe ulaşmak için değerli zamanı bilinçli olarak kullanmak anlamına gelir. Kalıp invest + the time + to + fiil şeklindedir; to + fiil bölümü zamanın hangi hedef için kullanıldığını belirtir. Bu ifade yalnızca bir şeyin ne kadar sürdüğünü değil, gerçek çabayı ve maliyeti vurgular. Burada ataların, aletlerinin görünüşünü iyileştirmek için zaman kullanmayı seçtiği anlatılır.
Alıştırma
Gereken zamanı bilinçli olarak ayırmayı anlatan ders ifadesiyle tamamlayın: The coach ____ to review every player's progress.
Cevabı göster
invested the time
It seems that early humans shaped their tools into teardrops simply because they liked them better that way. Kalıp ifadeler
0:44Görünüşe göre ilk insanlar aletlerine gözyaşı damlası şeklini sadece bu şekilde daha çok beğendikleri için verdiler.
shape A into B: A'ya B biçimi vermek
Shape A into B, A'yı bilinçli olarak değiştirip ona B biçimini vermek demektir. Bu cümlede their tools A'dır, teardrops ise ortaya çıkan biçimi belirtir; aletler gerçekten sıvı gözyaşı damlalarına dönüşmemiştir. Bu yapıda into, bir yere doğru hareketi değil, değişimin sonucunu gösterir. Doğrudan nesne into'dan önce, ortaya çıkan biçim veya şekil ise sonra gelir.
Alıştırma
Cümleyi shape fiilinin geçmiş biçimi ve sonucu belirten edatla tamamlayın: The potter ____ the soft clay ____ a small bowl.
Cevabı göster
shaped · into
Ideals have shifted or turned into their opposites.
0:55İdealler yer değiştirdi ya da zıtlarına dönüştü.
some things have never really gone out of fashion. Kalıp ifadeler
1:01bazı şeylerin modası gerçekten hiç geçmedi.
go out of fashion: modası geçmek
Bu cümlede go out of fashion, popülerliğini veya yaygın beğeniyi kaybetmek demektir. Buradaki fashion geniş bir anlama sahiptir; yalnızca kıyafetleri değil, tarzları, fikirleri, tasarımları veya uygulamaları da anlatabilir. Have never really gone biçimindeki present perfect yapı, bu şeylerin geçmişten bugüne belirgin veya kalıcı biçimde modasının geçmediğini anlatır. Never really, kesin ve çarpıcı bir iddia yerine ifadeye hafif bir pay bırakır.
Alıştırma
Cümleyi go out of fashion ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Even with digital calendars, paper planners have never really ____.
Cevabı göster
gone out of fashion
The golden ratio, symmetry, or fractal patterns can be found in the art and architecture of cultures from our beginnings to today.
1:04Altın oran, simetri veya fraktal desenler, başlangıcımızdan bugüne kadar kültürlerin sanatında ve mimarisinde bulunabilir.
inherent agreement about the beauty of certain things.
1:15ve doğuştan gelen bir şekilde bazı şeylerin güzelliği konusunda hemfikir gibi görünüyor.
The patterns that keep coming up are all rooted in nature. Notlar
1:18Sürekli ortaya çıkan desenlerin hepsi köklerini doğadan alır.
keep coming up: tekrar eden konular veya örüntüler
Bu cümlede keep coming up, “tekrar tekrar ortaya çıkmaya veya fark edilmeye devam etmek” demektir. Örüntüler yeniden görülür; yukarı doğru hareket etmez. Yapı keep + -ing biçimindedir ve tekrar ya da devamlılık bildirir. Özne pattern, question, issue veya name gibi soyut bir şey olduğunda come up çoğunlukla “ortaya çıkmak”, “görülmek” ya da “dile getirilmek” anlamına gelir.
Alıştırma
"The same concern keeps coming up in every meeting," cümlesinde keeps coming up ne anlama gelir?
- Kaygı bir toplantıdan sonra ortadan kaybolur.
- Kaygı tekrar tekrar dile getirilir veya ortaya çıkar.
- Kaygı fiziksel olarak üst kata taşınır.
Cevabı göster
Kaygı tekrar tekrar dile getirilir veya ortaya çıkar.
rooted in nature: derin bir kaynak veya temel
Rooted in, derin bir kaynağı veya temeli anlatmak için bitki kökleri imgesini kullanır. Burada örüntülerin kökeninin ya da temel dayanağının doğada olduğu söylenir; gerçekten kökleri olduğu anlatılmaz. Yaygın yapı be + rooted in + isim veya isim öbeğidir. Çoğu zaman bağlantının rastlantısal bir benzerlikten daha derin, temel ve kalıcı olduğunu düşündürür.
Alıştırma
"Their policy is rooted in the belief that everyone deserves equal access," cümlesinde is rooted in ne anlama gelir?
- ……da derin bir temele sahip olmak
- ……yla yalnızca gevşek biçimde bağlantılı olmak
- ……nın içine fiziksel olarak dikilmiş olmak
Cevabı göster
……da derin bir temele sahip olmak
They became part of our biology because they helped our ancestors survive.
1:22Bunlar biyolojimizin bir parçası haline geldiler çünkü atalarımızın hayatta kalmasına yardımcı oldular.
Identifying and assessing these things and phenomena correctly used to be vital. Dilbilgisi
1:39Eskiden bu şeyleri ve olayları doğru bir şekilde belirlemek ve değerlendirmek hayati öneme sahipti.
Değişmiş bir geçmiş durum için used to be
Used to + fiilin yalın hâli, geçmişte doğru olan ancak artık doğru olmayan bir durumu ya da geçmişte tekrarlanan ancak artık gerçekleşmeyen bir durumu anlatır. Burada used to be vital, doğru belirlemenin geçmişte vazgeçilmez olduğunu söylerken geçmişi bugünle karşılaştırır. Used to sonrasında fiilin yalın hâlini kullanın: used to was değil, used to be. Yapının kendisi daha önceki bir duruma işaret eder.
Alıştırma
Artık doğru olmayan geçmiş bir durumu ifade eden üç sözcüklü yapıyla cümleyi tamamlayın: This neighborhood ____ much quieter, but now it is busy.
Cevabı göster
used to be
Do those clouds mean rain will come soon?
1:44O bulutlar yakında yağmur yağacağı anlamına mı geliyor?
In nature, it means everything is as it should be. Dilbilgisi
1:53Doğada bu, her şeyin olması gerektiği gibi olduğu anlamına gelir.
Beklenen durum için as it should be
As it should be, bir şeyin doğru, normal veya beklenen durumda olduğu anlamına gelir. Bu cümlede, durumun konuşanın doğru kabul ettiği ölçüte uyduğu değerlendirilir. Burada should, gelecekle ilgili bir tahmini değil, bir beklentiyi veya normu ifade eder. as + özne + should + fiilin yalın hâli kalıbı, bir durumun nasıl olması gerektiğini anlatabilir.
Alıştırma
'Uygun durumda' anlamındaki dört sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The repairs are finished, and everything is ____.
Cevabı göster
as it should be
Stems and trees and leaves and blossoms all grow symmetrically.
1:56Gövdeler, ağaçlar, yapraklar ve çiçeklerin hepsi simetrik olarak büyür.
A deer with impressive antlers is probably a source of nutritious meat.
2:00Etkileyici boynuzlara sahip bir geyik, muhtemelen besleyici bir et kaynağıdır.
A deformed wheat ear may not be safe to eat.
2:04Deforme olmuş bir buğday başağını yemek güvenli olmayabilir.
A symmetrical face is more likely to belong to a healthy and fertile mating partner. Dilbilgisi
2:08Simetrik bir yüzün sağlıklı ve doğurgan bir çiftleşme partnerine ait olma olasılığı daha yüksektir.
is more likely to belong: olasılıkları karşılaştırma
is more likely to belong yapısında likely, is fiilinden sonra gelen bir sıfattır; to belong ise onu tamamlayan mastar yapısıdır. More bir karşılaştırma kurar: yüzün böyle bir eşe ait olma olasılığı, ilgili diğer seçeneğe göre daha yüksektir. Bu ifade, her birey için geçerli kesin bir kuralı değil, olasılığa dayalı bir eğilimi anlatır. Hangi olayın, sonucun veya açıklamanın olasılığının daha yüksek olduğunu karşılaştırırken be more likely to + fiilin yalın hâli yapısını kullanabilirsiniz.
Alıştırma
Dört sözcüklü be + more + likely + to kalıbıyla cümleyi tamamlayın ve be fiilini özneye göre değiştirin: Based on past data, buses in heavy traffic ____ arrive late than trains.
Cevabı göster
are more likely to
Because symmetry is so common in fauna and flora,
2:13Simetri, hayvanlarda ve bitkilerde çok yaygın olduğu için,
It helped our ancestors evaluate their environment more easily
2:19Atalarımızın çevrelerini daha kolay değerlendirmelerine,
Things that help us survive activate the reward center in our brain.
2:25Hayatta kalmamıza yardımcı olan şeyler beynimizdeki ödül merkezini harekete geçirir.
Recognizing signals of safety and nutrition trigger nice feelings in us.
2:29Güvenlik ve beslenme sinyallerini tanımak bizde güzel duygular tetikler.
So our sense of beauty probably evolved from pattern recognition.
2:34Yani güzellik anlayışımız muhtemelen örüntü tanımasından evrimleşmiştir.
Humans seem to have evolved an instinct for beauty that is deeply hardwired into us. Deyimler
2:40İnsanlar içimizde derinden kodlanmış bir güzellik içgüdüsü geliştirmiş gibi görünüyor.
deeply hardwired into us: doğuştan gelen bir eğilim
Hardwired into, sabit elektrik kablolarından gelen bir benzetmedir. Burada deeply hardwired into us, içgüdüyü yalnızca kültür yoluyla öğrenilmiş değil, insan doğasına çok derin bir düzeyde yerleşmiş olarak sunar. Bu ifade güçlü ve otomatik bir eğilim olduğunu düşündürür; ancak bu eğilimin kelimenin tam anlamıyla sabit veya değiştirilemez olduğunu kanıtlamaz. Cümlede kullanılan seem to da iddiayı daha temkinli hâle getirir.
Alıştırma
Cümleyi hardwired ile başlayan ve derine yerleşmiş anlamına gelen iki sözcüklü benzetmeyle tamamlayın: Some quick fear responses may be deeply ____ us.
Cevabı göster
hardwired into
It remains even after other processes in our brains stop working.
2:45Beynimizdeki diğer süreçler çalışmayı durdurduktan sonra bile varlığını sürdürüyor.
Alzheimer's patients were asked to rank the beauty of several paintings.
2:50Alzheimer hastalarından birkaç tablonun güzelliğini sıralamaları istendi.
The patients had long since forgotten the paintings, Dilbilgisi
2:58Hastalar tabloları çoktan unutmuştu,
had long since forgotten: çok daha önce tamamlanmış bir eylem
had long since forgotten ifadesindeki had forgotten, past perfect yapısıdır. Unutma eylemini geçmişteki başka bir referans noktasından önceye yerleştirir; bu bağlamda daha sonra yapılan testten öncedir. Long since, “o zamandan çok önce” ya da “çoktan” anlamını verir. Böylece unutma eyleminin sonraki olaydan çok daha önce tamamlandığını vurgular. Buradaki since, çok eskiden başlayıp devam eden bir eylemi anlatmaz.
Alıştırma
Cümleyi leave fiilinin past perfect biçimi ve long since ile tamamlayın: By the time we reached the station, the last train ____.
Cevabı göster
had long since left
but still ranked the beauty of the paintings in the same order.
3:00ama yine de tabloların güzelliğini aynı sıraya koydular.
One could argue that this doesn't say much. Anlatım akışı
3:04Birisi bunun çok fazla bir şey ifade etmediğini iddia edebilir.
One could argue that: olası bir itiraz sunmak
One burada “bir kişi” veya “birisi” anlamına gelen belirsiz bir zamirdir. Could geçmişteki bir yeteneği anlatmaz; iddiayı kesin değil, mümkün bir görüş gibi gösterir. Bu kalıp, makul bir eleştirmenin benimseyebileceği görüşü ortaya koyar. Yazar bu itirazı kabul edip ona biraz mesafe koyabilir ve ardından cevap verebilir. Bu nedenle bir tartışmanın düzenlenmesine de yardımcı olur.
Alıştırma
Hangi cümle, görüşü açıkça konuşanın kendi görüşü olarak göstermeden olası bir itiraz sunar?
- I would argue that the new rule is too strict.
- One could argue that the new rule is too strict.
- The new rule is certainly too strict.
Cevabı göster
One could argue that the new rule is too strict.
So what if people stick to their personal preferences? Notlar
3:06Ya insanlar sadece kişisel tercihlerine bağlı kalıyorlarsa?
So what if ...? ile önemi küçümseyen bir meydan okuma
So what if ...?, if’ten sonraki fikri geçici olarak kabul eder ve ardından bunun önemini sorgular. Burada konuşmacının vermek istediği mesaj, insanların aynı tercihleri sürdürebileceği fakat bu gerçeğin sonucu mutlaka değiştirmeyeceğidir. Bu, retorik bir sorudur. Olası bir gelecek hakkında bilgi istemek yerine genellikle “Bunun ne önemi var?” anlamına gelir.
Alıştırma
“So what if the bus is late? We still have plenty of time,” cümlelerinde konuşmacı “So what if” ile ne demek istiyor?
- Konuşmacı otobüsün neden geciktiğine dair ayrıntılı bir açıklama istiyor.
- Konuşmacı yolculuğun iptal edilmesi gerektiğini düşünüyor.
- Gecikme önemsizdir ve planı değiştirmez.
Cevabı göster
Gecikme önemsizdir ve planı değiştirmez.
stick to: değiştirmeden sürdürmek
Bu cümlede stick to, kişisel tercihleri değiştirmek yerine aynı şekilde sürdürmek anlamına gelir. Burada soyut bir anlam taşır; hiçbir şey yapıştırıcıyla bir yere tutturulmuyor. Yapı stick to + isim, zamir veya -ing biçimidir: stick to the plan, stick to it, stick to studying. Bir seçimi, kuralı, programı, konuyu veya yöntemi izlemeye devam etmeyi anlatabilir.
Alıştırma
Cümleyi “izlemeye devam etmek” anlamındaki iki kelimelik hedef öbek fiille tamamlayın: Once we choose a budget, we need to ____ it.
Cevabı göster
stick to
But other research has shown that we have a sort of lowest common denominator Deyimler
3:10Ancak diğer araştırmalar, güzellik söz konusu olduğunda bir tür en küçük ortak paydaya
Lowest common denominator: paylaşılan asgari ortak zemin
Lowest common denominator aslında bir matematik terimidir. Burada farklı insanların paylaştığı en temel özellik veya asgari standart için bir benzetme olarak kullanılır; bu bağlamda güzelliği değerlendirirken paylaşılan ortak bir temeli anlatır. A sort of, matematiksel karşılaştırmanın yaklaşık olduğunu gösterir. Buradaki lowest otomatik olarak kötü veya zekâsız anlamına gelmez; asgari ortak zemini ifade eder.
Alıştırma
"Safety is the lowest common denominator across all three proposals," cümlesinde "lowest common denominator" ne anlama gelir?
- Bir önerinin en güvensiz kısmı
- Önerilerin ürettiği matematiksel cevap
- Üç önerinin de paylaştığı en temel özellik
Cevabı göster
Üç önerinin de paylaştığı en temel özellik
When it comes to + konu
When it comes to, sonraki ifadenin hangi konu veya alanla sınırlı olduğunu belirtir. Burada “güzellik söz konusu olduğunda” anlamına gelir ve ortak zeminle ilgili iddianın güzellik değerlendirmeleri için geçerli olduğunu gösterir. To burada bir edattır; bu nedenle ardından bir isim grubu veya -ing biçimi gelir: when it comes to beauty; when it comes to choosing colors. İfade, bir şeyin gelmesini veya belirli bir zamanı anlatmaz.
Alıştırma
Cümleyi when it comes to ifadesiyle tamamlayın: "____ planning a trip, a clear budget helps."
Cevabı göster
When it comes to
people were asked to distinguish real from fake abstract paintings. Kalıp ifadeler
3:16insanlardan gerçek ve sahte soyut resimleri ayırt etmeleri istendi.
distinguish real from fake: distinguish A from B yapısı
Distinguish A from B, hangi örneklerin A'ya, hangilerinin B'ye ait olduğunu anlamak demektir. Burada real ve fake, soyut resimlerin iki kategorisini belirtir; ortak abstract paintings anlamı iki sıfat için de anlaşılır. Bu yapıda from, karşılaştırılan ikinci kategoriyi getirir. Yapı; tanıma, sınıflandırma veya birinin iki türü ayırt edip edemediğini ölçen testler hakkında konuşurken kullanışlıdır.
Alıştırma
Distinguish A from B yapısını tek sözcükle tamamlayın: The scanner can distinguish real passports ____ fake ones.
Cevabı göster
from
Some were originals by Mondrian and Pollock that were painted based on strict rules like fractal patterns, Kalıp ifadeler
3:20Bazıları Mondrian ve Pollock'un fraktal desenler gibi katı kurallara dayalı olarak boyanmış orijinalleriydi,
based on strict rules: be based on yapısı
Be based on, bir şeyi oluştururken, kararlaştırırken veya açıklarken başka bir şeyi temel almak anlamına gelir. Burada based on strict rules, resimlerin sağlam düzenleme kuralları izlenerek yapıldığını anlatır; fiziksel bir konumu belirtmez. Yaygın yapı be based on + isim veya isim öbeğidir. a plan based on evidence örneğinde olduğu gibi, kısaltılmış biçimde bir isimden sonra da kullanılabilir.
Alıştırma
Doğal edatı seçin: The class project is based ___ observations from the school garden.
- at
- on
- in
Cevabı göster
on
The majority picked out the original artworks. Öbek fiiller
3:27Çoğunluk orijinal sanat eserlerini seçti.
Pick out: bir grup içindeki özgün eserleri belirlemek
Picked out, pick out öbek fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Burada katılımcıların çoğunun, başka eserlerin de bulunduğu bir grup içinden gerçek eserleri belirlediği anlamına gelir. Bu ifade, birkaç seçenek arasından bir şeyi seçmeyi veya benzer kişiler ya da nesneler arasından belirli bir hedefi tanımayı anlatabilir. Bu cümlede asıl anlam tanıyıp ayırt etmektir.
Alıştırma
"I could pick out Lena in the crowd by her bright yellow coat" cümlesindeki "pick out" ne anlama gelir?
- Lena’yı diğer kişilerin arasından tanımak.
- Lena’dan bir palto seçmesini istemek.
- Lena’yı dışarı çıkarmak.
Cevabı göster
Lena’yı diğer kişilerin arasından tanımak.
even though their styles are very different. Dilbilgisi
3:33her iki sanatçının tablolarında da işe yaradı.
Even though: gerçek bir olguyla güçlü karşıtlık
Even though bir ödünleme ilişkisi kurar: “their styles are very different” ifadesini gerçek bir olgu olarak sunar ve bu olgunun ana sonucu engellemediğini gösterir. even sözcüğü, karşıtlığı tek başına though kullanımından daha güçlü hâle getirir. Even though ifadesinden sonra öznesi ve fiili olan tam bir yan cümle gelir. Burada özne their styles, fiil ise are sözcüğüdür. Bu yan cümle, çevredeki bağlamın verdiği ana sonuca bağlanır.
Alıştırma
Bilinen bir olguyu anlatan güçlü, iki sözcüklü bağlaçla tamamlayın: We went for a walk ____ it was raining.
Cevabı göster
even though
Another experiment also used abstract artworks,
3:35Başka bir deneyde de soyut sanat eserleri kullanıldı,
but asked people to pick them out among similar paintings made either by children or animals. Dilbilgisi
3:38ancak insanlardan bunları çocuklar veya hayvanlar tarafından yapılmış benzer tablolar arasından seçmeleri istendi.
İki paralel seçenek için either ... or ...
Either ... or ..., aynı dilbilgisel düzeydeki iki seçeneği bağlar. Burada benzer resimleri kimin yapmış olabileceğine dair iki seçenek sunar: çocuklar veya hayvanlar. İki taraf paralel olmalıdır. Made either by children or animals, made either by children or by animals biçiminde açılabilir; iki isim aynı by edatını paylaştığı için ikinci by söylenmez. Either'ı ilk seçeneğin, or'u ise ikinci seçeneğin önüne koyun.
Alıştırma
İki alternatif ulaşım biçimi göstermek için cümleyi either ... or yapısıyla tamamlayın: We can get there ____ by train ____ by bus.
Cevabı göster
either · or
the test subjects pointed out the legit paintings whose patterns were carefully planned and not random.
3:44test denekleri, desenleri rastgele değil özenle planlanmış olan gerçek tabloları işaret ettiler.
So while we have a hard time pinning down what beauty is or what it's based on, Notlar
3:49Bu yüzden güzelliğin ne olduğunu ya da neye dayandığını kesin olarak belirlemekte zorlansak da,
Görev zorluğu için have a hard time + -ing
Have a hard time doing something, bir kişinin bir etkinliği yapmakta zorlandığını belirtir. Burada zor olan etkinlik, güzelliğin kesin bir tanımını yapmaktır; time, sıkıntılı bir dönemi anlatmaz. Have a hard time + -ing biçimini kullanın: have a hard time pinning down, remembering veya choosing. Özne ya da zaman gerektirdiğinde have yerine has veya had kullanın.
Alıştırma
Cümleyi have a hard time ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: I ____ remembering all these passwords.
Cevabı göster
have a hard time
Pinning down ile kesin bir anlam belirlemek
Bu cümlede pinning down, kesinleştirmesi zor olan bir şeyi tam olarak belirlemek veya tanımlamak anlamına gelir. Güzellik özneldir; bu nedenle konuşmacı, güzelliğin tam olarak ne olduğunu ya da neye bağlı olduğunu söylemenin zor olduğunu belirtiyor. Pin down fiili bir cevap, neden, tarih, tanım veya ayrıntıyla kullanılabilir. Bir şeyi fiziksel olarak iğneyle tutturmayı değil, kesin ve net bir sonuca ulaşmayı vurgular.
Alıştırma
Cümleyi pin down ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Even after three meetings, we still couldn't ____ the exact cause of the delay.
Cevabı göster
pin down
Humans don't navigate nature trying to survive day by day anymore.
4:02İnsanlar artık her gün hayatta kalmaya çalışarak doğada gezinmiyorlar.
We left the natural world behind and created our own. Deyimler
4:06Doğal dünyayı geride bıraktık ve kendi dünyamızı yarattık.
Left the natural world behind: doğal dünyayı geride bırakmak
Burada left the natural world behind, insanların çoğunlukla doğal çevrede yaşama biçiminden uzaklaşıp kendi inşa edilmiş çevrelerini oluşturmaya başlamaları anlamına gelir. Bu geniş bir tarihsel karşılaştırmadır; insanların doğayı veya Dünya’yı gerçekten terk ettikleri iddiası değildir. Leave something behind yapısı eski bir yerden, dönemden, alışkanlıktan veya düşünme biçiminden uzaklaşmayı anlatabilir. Genellikle eski şeyin yeni durumu artık aynı biçimde şekillendirmediğini düşündürür.
Alıştırma
Cümleyi leave ... behind ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: When Nora began her new job, she ____ her old daily routine ____.
Cevabı göster
left · behind
the things we wear and use and look at.
4:12giydiğimiz, kullandığımız ve baktığımız şeyleri biz yaptık.
In the process of doing so: önceki eyleme geri gönderme yapmak
In the process of doing so, az önce belirtilen eyleme gönderme yapar: burada insanların yayılıp insan yapımı çevreleri şekillendirmesine. Doing so bütün eylemin yerini tutar; bu nedenle so, very (“çok”) anlamında bir derece belirteci değildir. Bu bağlayıcı, sonraki bilgiyi devam eden sürecin içine yerleştirir. Eylemi tekrar etmeyi önler ve dinleyiciyi eylem sürerken ortaya çıkan bir sonuç ya da yan etkiye hazırlar.
Alıştırma
The volunteers sorted every donated book. Keşif kitapları ayırma işlemi sırasında gerçekleştiyse sonraki cümlenin başına hangi bağlayıcı gelmelidir? They found several rare editions.
- In the process of doing so
- By doing so
- In order to do so
Cevabı göster
In the process of doing so
in favor of: X yerine Y'ye öncelik vermek
Fiil + X + in favor of + Y yapısında öncelik verilen seçenek Y, geri plana atılan seçenek ise X'tir. Bu cümlede işlevselliğe öncelik verilirken güzellik daha az önemseniyor. Bu yapı çoğunlukla seçenekler arasındaki bir tercihi anlatır. Tasarım, politika, planlama ve günlük kararlarla ilgili seçimleri açıklamak için kullanışlıdır.
Alıştırma
Cümleyi, bu derste geçen ve “birinci seçenek yerine ikinci seçeneği tercih etmek” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The school dropped printed notices ____ email updates.
Cevabı göster
in favor of
We built rows and rows of concrete housing blocks that nobody wants to live in. Kalıp ifadeler
4:28Kimsenin yaşamak istemediği beton konut bloklarını sıra sıra inşa ettik.
rows and rows of: tekrarlanan çok sayıda sıra
Bu cümlede rows and rows of, “çok sayıda sıra” anlamına gelir. rows sözcüğünün tekrarlanması tam olarak iki sıra olduğu anlamına gelmez; görüntü boyunca uzanan çok sayıda sırayı vurgular. X and X of kalıbı, yalnızca many demekten daha güçlü bir görüntü oluşturur. pages and pages of notes veya miles and miles of road gibi tekrarlanabilen birim ya da uzantılarla özellikle iyi kullanılır.
Alıştırma
X and X of kalıbında rows sözcüğünü iki kez kullanarak cümleyi tamamlayın: The garden had ____ bright flowers.
Cevabı göster
rows and rows of
One bland, standardized box beside the next.
4:38Birinin yanında yavan, standartlaştırılmış bir kutu daha.
Eye-tracking software has shown that people keep focusing on details and ornaments of architecture
4:43Göz izleme yazılımı, insanların boş duvarları hızla geçerken
while brushing quickly over blank walls. Öbek fiiller
4:48mimarinin ayrıntılarına ve süslemelerine odaklanmaya devam ettiklerini göstermiştir.
brushing quickly over: dikkatle incelemeden hızla geçmek
Burada brushing quickly over, insanların bakışlarının boş duvarlarda neredeyse hiç durmadan ilerlemesini anlatır. Brush mecazidir; kimse fırça kullanmıyor veya duvarlara dokunmuyor. Bir bakış ya da kişinin dikkati bir şeyin üzerinden brushes over ettiğinde, onu incelemek yerine hafifçe ve kısa süreliğine geçer. Quickly, hızlı ve geçici dikkat anlamını daha da güçlendirir.
Alıştırma
“Her gaze brushed quickly over the names on the screen,” cümlesinde brushed quickly over ne anlama gelir?
- İsimleri önemsiz bulup reddetti
- Onları bir fırçayla temizledi
- Odaklanmadan üzerlerinden kısaca geçti
- Onları ekrandan kaldırdı
Cevabı göster
Odaklanmadan üzerlerinden kısaca geçti
And not only are they no fun to look at, Dilbilgisi
4:51Ve onlara bakmak sadece eğlencesiz olmakla kalmıyor,
Cümle başındaki not only are they ... they actually ... yapısı
not only bir yan cümlenin başına, özneden önce getirildiğinde yardımcı fiil öznenin önüne geçer: they are değil, are they kullanılır. Buradaki no fun to look at, “bakması keyifli ya da ilgi çekici değil” demektir; “eğlence olanağı olmayan bir yer” anlamına gelmez. Sonraki yan cümle daha güçlü bir noktayı ekler: cepheler yalnızca donuk görünmekle kalmaz, insanları mutsuz da eder. Buradaki gibi anlamın giderek güçlendiği açıksa but also kullanılmayabilir.
Alıştırma
Cümle başındaki Not only ifadesinden sonra the park is quiet sözcüklerini doğru sıraya koyarak cümleyi tamamlayın: “Not only ____, but it is also clean.”
Cevabı göster
is the park quiet
Experiments with skin sensors showed that looking at vast, dull facades makes us feel bored and uncomfortable. Dilbilgisi
4:55Cilt sensörleriyle yapılan deneyler, devasa, sıkıcı cephelere bakmanın bizi sıkkın ve rahatsız hissettirdiğini gösterdi.
make us feel + sıfat
make + kişi + feel + sıfat yapısında make, “bir şeye neden olmak” anlamındadır; “birini bir eylemi yapmaya zorlamak” anlamına gelmez. Makes, tekil özne işlevi gören looking at vast, dull facades ulaç ifadesiyle uyum gösterir. Us, etkilenen kişiyi belirtir; feel bu kişiyi sıfata bağlar; bored and uncomfortable ise ortaya çıkan duyguları adlandırır. Bu yapı bir yerin, davranışın ya da olayın duyguları nasıl etkilediğini açıklamak için kullanışlıdır.
Alıştırma
make, us ve feel sözcüklerini doğru biçim ve sırada kullanarak cümleyi tamamlayın: “The noisy room ____ nervous.”
Cevabı göster
makes us feel
This kind of boredom has been linked to raised heart rates and stress levels. Kalıp ifadeler
5:01Bu tür bir can sıkıntısı, artan kalp atış hızı ve stres seviyeleri ile ilişkilendirilmiştir.
has been linked to: bir ilişkiyi bildirmek
has been linked to ifadesindeki present perfect edilgen yapı, araştırmaların bu tür can sıkıntısı ile daha yüksek kalp atış hızı ve stres düzeyleri arasında bir bağlantı bulduğunu bildirir. Edilgen anlatım, araştırmacılardan çok gözlemlenen ilişkiye odaklanır. Linked to, kanıtlanmış bir nedeni değil, ilişkiyi belirtir. Kanıta dayalı ama temkinli bir iddia sunar: iki şey bağlantılıdır, ancak cümle can sıkıntısının bu fiziksel değişikliklere kesinlikle yol açtığını söylemez.
Alıştırma
Bir araştırma, az uyku ile düşük konsantrasyonun birlikte görüldüğünü buldu ancak nedenselliği kanıtlamadı. En doğru cümle hangisidir?
- Poor sleep has been linked from lower concentration.
- Poor sleep has caused lower concentration.
- Poor sleep has been linked to lower concentration.
Cevabı göster
Poor sleep has been linked to lower concentration.
more and more studies have found that surroundings that are actually aesthetically pleasing to us can improve our well-being,
5:09giderek daha fazla çalışma, bizim için estetik açıdan hoş olan ortamların refahımızı,
Our bodies and brains react measurably and visibly to everything that surrounds us.
5:18Bedenlerimiz ve beyinlerimiz bizi çevreleyen her şeye ölçülebilir ve görünür bir şekilde tepki verir.
Beauty in particular has such a strong impact on our well-being that making useful things beautiful can actually make them better. Dilbilgisi
5:23Özellikle güzelliğin refahımız üzerinde o kadar güçlü bir etkisi vardır ki, yararlı şeyleri güzel yapmak onları aslında daha iyi hale getirebilir.
such a strong impact ... that: derece ve sonuç
such + a/an + sıfat + tekil isim + that yapısı, yüksek bir dereceyi onun sonucuna bağlar. Burada such, a strong impact on our well-being isim öbeğinin tamamını güçlendirir; that ise bu etkinin ardından gelen sonucu tanıtır. Yeniden kullanılabilen kalıp şöyledir: özne + fiil + such a/an + sıfat + tekil sayılabilen isim + that + sonuç. Mantığı açıkça gösterir: etki, sonucun gerçekleşmesini sağlayacak kadar güçlüdür.
Alıştırma
Cümleyi doğru tamamlayan ifadeyi seçin: The after-school art program had ___ more families joined community events.
- so a positive impact that
- such a positive impact that
- such positive that
Cevabı göster
such a positive impact that
“Making useful things beautiful” ifadesinde make + nesne + sıfat
making useful things beautiful ifadesinde make fiilinden sonra useful things nesnesi ve beautiful sıfat tümleci gelir. Sıfat, nesnenin getirildiği sonuç durumunu anlatır: “kullanışlı şeylerin güzel hâle gelmesini sağlamak.” -ing biçimi tüm ifadeyi isim gibi çalışan bir birime dönüştürür ve bu birim can actually make them better bölümünün öznesi olur. Başka durumlarda da make + nesne + sıfat kalıbı kullanılabilir.
Alıştırma
Hangi cümle bir değişikliğin sonuç doğurduğunu anlatmak için make + nesne + sıfat yapısını kullanıyor?
- The classroom has bright colours.
- Bright colours make the classroom cheerful.
- The workers painted the classroom cheerfully.
Cevabı göster
Bright colours make the classroom cheerful.
a hospital examined recovery factors through observation and interviews with patients
5:32bir hastane gözlem ve hastalarla yapılan görüşmeler yoluyla iyileşme faktörlerini inceledi
and found that visual art in their lounge areas made them more comfortable and happier about their stay in general.
5:37ve dinlenme alanlarındaki görsel sanatların hastaları genel olarak daha rahat hissettirdiğini ve kalışlarından daha mutlu ettiğini keşfetti.
Another study looked at how well patients recovered in a hospital that had two wards,
5:44Başka bir çalışma, hastaların iki koğuşu olan bir hastanede ne kadar iyi iyileştiğine baktı,
Beklenti çerçevesi olarak “To the researchers' surprise”
Cümlenin başındaki To the researchers' surprise, dinleyiciye araştırmacıların ardından gelen sonuca nasıl tepki verdiğini bildirir: sonuç, onların beklentisine aykırıdır. Böylece asıl bilgi gelmeden önce beklenmedik bir dönüşe hazırlık yapar. İyelik biçimindeki researchers', şaşıran kişileri belirtir. Buradaki to hareket veya amaç bildirmez; sonraki yan cümlenin tamamını yorumlayan to someone's surprise kalıbının bir parçasıdır.
Alıştırma
Maya'nın sonucu beklemediğini göstermek için to someone's surprise kalıbını kullanın: “____, the paper bridge held ten books.”
Cevabı göster
To Maya's surprise
the patients that stayed in the new renovated environment needed less pain medication
5:54yeni yenilenmiş ortamda kalan hastalar daha az ağrı kesiciye ihtiyaç duydular
and were released on average 2 days earlier than patients recovering in the old ward. Dilbilgisi
5:59ve eski koğuşta iyileşen hastalardan ortalama 2 gün daha erken taburcu oldular.
on average + miktar + earlier than
On average, ifadenin bir grubun ortalamasına dayandığını gösterir; her hastanın aynı sonucu aldığı anlamına gelmez. Burada bildirilen sonuç ortalama taburcu olma zamanıdır. on average + miktar + karşılaştırma biçimi + than kalıbı hem farkın büyüklüğünü hem de karşılaştırma noktasını belirtir. Two days earlier than, taburcu işleminin zaman olarak iki gün önce gerçekleştiğini anlatır; earlier hastaların yaşını tanımlamaz.
Alıştırma
On iki dakikalık ortalama farkı bildirmek için on average ve earlier than kullanın: Express trains arrived ____ local trains.
Cevabı göster
on average twelve minutes earlier than
More beautiful surroundings made them feel better physically.
6:03Daha güzel ortamlar onların fiziksel olarak daha iyi hissetmelerini sağladı.
Beauty also has an effect on us on a daily basis.
6:07Güzelliğin bizim üzerimizde günlük olarak da bir etkisi vardır.
A study that looked at the main factors influencing the happiness of adults revealed an unexpected result.
6:12Yetişkinlerin mutluluğunu etkileyen ana faktörleri inceleyen bir araştırma beklenmedik bir sonuç ortaya koydu.
Besides things like good health and a harmonious family life,
6:18İyi bir sağlık ve uyumlu bir aile hayatı gibi şeylerin yanı sıra,
individual happiness is affected by how beautiful you find the city you live in. Dilbilgisi
6:21bireysel mutluluk, yaşadığınız şehri ne kadar güzel bulduğunuzdan da etkilenmektedir.
how beautiful you find the city: derece ve find + nesne + sıfat
How + sıfat bir derece belirtir: how beautiful, şehrin size ne ölçüde güzel göründüğü anlamına gelir. Şehri hangi yöntemle bulduğunuzu sormaz. Temel değerlendirme you find the city beautiful biçimindedir. Burada find + nesne + sıfat, nesnenin o niteliğe sahip olduğunu düşünmek anlamına gelir. Gömülü cümlede how beautiful başa geçer ve bütün yan cümle daha büyük bir cümlenin içinde bilgi görevi görür.
Alıştırma
Hangi cümle kullanıcıların öznel değerlendirmesinin derecesini soruyor?
- The survey measures whether users find the app useful.
- The survey measures why users find the app useful.
- The survey measures how useful users find the app.
Cevabı göster
The survey measures how useful users find the app.
Beauty scored even higher than cleanliness or safety. Kalıp ifadeler
6:26Güzellik, temizlik veya güvenlikten bile daha yüksek puan aldı.
Anket karşılaştırmalarında “scored even higher than”
Bu anket karşılaştırmasında scored ... higher than, bir unsurun başka bir unsurdan daha yüksek bir değerlendirme veya sayısal sonuç alması demektir. Güzellik, temizlik ya da güvenlikten daha yüksek değerlendirilmiştir; higher fiziksel konumu değil, puanın düzeyini anlatır. Even karşılaştırmayı güçlendirir. Sonucun dikkat çekici ya da dinleyicinin beklediğinden daha şaşırtıcı olduğunu gösterir. X scored even higher than Y kalıbı anket, sınav, inceleme ve değerlendirme sonuçlarını aktarırken yaygın olarak kullanılır.
Alıştırma
“Beauty scored even higher than cleanliness or safety” cümlesinde “scored even higher than” ne anlama gelir?
- Güzellikten temizlik veya güvenlikten daha sonra söz edildi.
- Güzellik fiziksel olarak temizlik veya güvenliğin üzerine yerleştirildi.
- Güzellik, temizlik veya güvenlikten daha yüksek bir değerlendirme aldı ve bu sonucun dikkat çekici olduğu vurgulandı.
Cevabı göster
Güzellik, temizlik veya güvenlikten daha yüksek bir değerlendirme aldı ve bu sonucun dikkat çekici olduğu vurgulandı.
Sonuca geçiş olarak “So what can we learn from all of this?”
Bu soru daha önce ele alınan kanıtları bir araya getirir ve sıradaki temel çıkarıma yönelir. So bir sonucu ya da varılan yargıyı belirtirken all of this önceki tartışmanın tamamına gönderme yapar. Konuşmacı burada yalnızca dinleyiciden cevap istemez; bilgileri düzenlemek için retorik bir soru kullanır. Bu kalıp kanıtlardan veya örneklerden derse, çıkarıma ya da sonuca geçmeye yardımcı olur.
Alıştırma
Sunum yapan biri birkaç deneyi gözden geçirip ardından “So what can we learn from all of this?” diye soruyor. Bu sorunun temel işlevi nedir?
- İlgisiz bir konuya giriş yapmak.
- Kanıtlardan bir çıkarıma veya sonuca geçmek.
- Dinleyicinin hangi deneyi kelimesi kelimesine hatırladığını sormak.
Cevabı göster
Kanıtlardan bir çıkarıma veya sonuca geçmek.
to process visual input and assess our surroundings.
6:36görsel girdileri işlemek ve çevremizi değerlendirmek için ince ayarlandığımızı biliyoruz.
been fine-tuned for: zaman içinde kademeli uyum
Buradaki been fine-tuned, bir makineye hassas ayar yapma fikrinden gelen bir mecazdır. İnsanların görsel becerilerinin kademeli evrimle görevine çok uygun hâle geldiğini anlatır; birinin insanlığı bir cihaz gibi bilinçli olarak ayarladığını söylemez. have been fine-tuned, present perfect passive yapısındadır ve bu gelişmeyi bugüne uzanan bir süreç olarak sunar. for millions of years süreyi, to process... ise bu gelişmenin ortaya çıkardığı beceriyi belirtir.
Alıştırma
“The search tool has been fine-tuned for months to catch spelling errors.” cümlesinde has been fine-tuned ne anlama gelir?
- Daha iyi çalışması için kademeli olarak ayarlanmıştır.
- Test edilmeden değiştirilmiştir.
- Birkaç ay boyunca kapalı tutulmuştur.
Cevabı göster
Daha iyi çalışması için kademeli olarak ayarlanmıştır.
programmed to do: yerleşik bir eğilim
Programmed burada bilgisayarlardan alınmış bir mecazdır. what we're programmed to do, “içimize yerleştirilmiş gibi gelen davranış” anlamındadır: insanlar görsel bilgileri doğal ve otomatik biçimde işler. Bu, insanların içinde gerçekten yazılım bulunduğu anlamına gelmez. be programmed to + fiil yapısı, bir eylemi güçlü bir varsayılan eğilim olarak sunar. what, “yaptığımız şey” anlamını taşır; do ise daha önce sözü edilen etkinliğe gönderme yapar. Mecaz belirlenimci duyulabilir, ancak insanların hiç seçim hakkı olmadığını kanıtlamaz.
Alıştırma
Hangi cümle, öğrenilmiş bir beceri veya görev yerine köklü ve otomatik bir eğilimi anlatır?
- We are trained to follow the emergency procedure.
- We seem programmed to notice sudden movement.
- We are supposed to submit the form by Friday.
Cevabı göster
We seem programmed to notice sudden movement.
and we're starting to learn more about how much beauty as a property is really influencing us.
6:42ve bir özellik olarak güzelliğin bizi gerçekten ne kadar etkilediği hakkında daha fazla şey öğrenmeye başlıyoruz.
Beauty meets an inherent need for meaningful information. Kalıp ifadeler
6:48Güzellik, anlamlı bilgiye duyulan doğuştan gelen ihtiyacı karşılar.
meet an inherent need for: bir şeye yönelik doğuştan gelen ihtiyacı karşılamak
Burada meet, biriyle karşılaşmak değil, bir ihtiyacı karşılamak anlamındadır. meet a need for + isim kalıbı, insanların ihtiyaç duyduğu şeyi belirtir. Bu cümlede güzellik, anlamlı bilgiye duyulan ihtiyacı karşılar. Inherent, bu ihtiyacın geçici bir durumdan doğmadığını, insan doğasında bulunduğunu anlatır. İfadenin tamamı güzelliği temel ve kalıcı bir ihtiyaca yanıt veren bir şey olarak sunar.
Alıştırma
Cümleyi meet an urgent need for ile tamamlayın: The new clinic was built to ____ affordable care in the area.
Cevabı göster
meet an urgent need for
Maybe it would be worth giving it more space in this man-made world we have created. Notlar
6:52Belki de yarattığımız bu insan yapımı dünyada ona daha fazla alan açmaya değer.
be worth giving: worth + -ing yapısı
Be worth + -ing, bir eylemin yapılmasını haklı çıkaracak kadar değerli veya yararlı olduğunu belirtir. Worth sözcüğünden sonra -ing biçimi gelir; bu nedenle be worth giving doğrudur, be worth to give ise yanlıştır. it would be worth giving it more space ifadesinde ilk it değerlendirmeyi başlatır, ikinci it ise güzelliği belirtir. Maybe ve would, öneriyi emir vermek yerine daha temkinli hâle getirir.
Alıştırma
Cümleyi be worth ve visit fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: The gallery is small, but it may ____ on a rainy afternoon.
Cevabı göster
be worth visiting
Giving it more space: bir şeye daha yüksek öncelik vermek
Burada it, güzelliği ifade eder. Giving it more space, güzelliğin insan yapımı dünyada daha büyük bir rol oynamasına izin vermek; yani yalnızca fiziksel olarak boş bir alan bırakmak değil, ona daha fazla dikkat ve öncelik vermek demektir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp give + bir şey + more space şeklindedir. Nesne soyut olduğunda space çoğu zaman kararlarda, programlarda, ilgide veya kaynaklarda ayrılan payı ifade eder.
Alıştırma
Şimdiye kadar ilginin çoğu maliyete verildi, ancak artık erişilebilirliğin daha büyük bir rol oynaması gerekiyor. Cümleyi give ... more space kalıbıyla tamamlayın: The team should ____ in the final design.
Cevabı göster
give accessibility more space
This video was a collaboration with the creative agency Sagmeister and Walsh as a contribution to their upcoming beauty exhibition.
6:59Bu video, yaklaşan güzellik sergilerine bir katkı olarak yaratıcı ajans Sagmeister and Walsh ile bir işbirliğiydi.
The exhibition will be shown at the MAK Vienna from October 23rd, 2018 until March 31st, 2019
7:07Sergi, 23 Ekim 2018'den 31 Mart 2019'a kadar MAK Viyana'da
and the MAK Frankfurt from May 1st until September 30th, 2019.
7:13ve 1 Mayıs'tan 30 Eylül 2019'a kadar MAK Frankfurt'ta gösterilecektir.
If you want to learn more about the impact of beauty and see tons of gorgeous installations and multimedia objects,
7:18Güzelliğin etkisi hakkında daha fazla şey öğrenmek ve tonlarca muhteşem enstalasyon ve multimedya nesnesi görmek isterseniz,