Kaka Sıçramasını Önleme - Smarter Every Day 22: İngilizce çalışma notları

SmarterEveryDay

Öğrenme zorluğu
549 kelime 227 kel/dk

Video özeti: Destin, basınç ve yüzey geriliminin nasıl sıçrama oluşturduğunu bir deneyle açıklıyor; ardından suya konan tuvalet kağıdının etkiyi durdurduğunu gösteriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. what's known as | Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: yerleşmiş bir adı tarafsız biçimde tanıtın ve konuşanın ürettiği gündelik addan ayırın. 2. All you have to do is grab | Dil bilgisi ve cümle kalıpları: tek bir basit eylemin yeterli olduğunu belirtin ve açık, uygulanabilir yönergeler verin. 3. weird them out | Öbek fiiller: insanları huzursuz etmek veya bir şeyi tuhaf bulmalarını sağlamak şeklindeki gündelik anlamı kavrayın ve zamiri weird ile out arasına yerleştirin.

Bu derste

Hey, it's me Destin.

0:00

Hey, ben Destin.

So here's the deal. Anlatım akışı

0:01

Olay şu.

Anlatım akışı

Konuşmaya giriş ifadesi olarak “Here's the deal”

“Here’s the deal”, ardından gelecek temel durumu, kuralı veya açıklamayı tanıtan bir konuşma kalıbıdır. Burada deal, ticari işlem anlamına gelmez. Bir yön işareti gibi çalışır: dinleyenin dikkatini ana noktaya çeker ve onu ardından gelecek koşullara veya seçeneklere hazırlar.

Alıştırma

Temel koşulu tanıtmak için deal kullanan giriş kalıbını tamamlayın: Here's the ____: you can borrow my bike if you bring it back by six.

Cevabı göster

deal

If you watch this video,

0:02

Eğer bu videoyu izlerseniz,

it has the potential to change every day of your life for the rest of your life. Kalıp ifadeler

0:03

hayatınızın geri kalanındaki her gününüzü değiştirme potansiyeli var.

Kalıp ifadeler

has the potential to + fiilin yalın hâli

“Has the potential to”, have/has the potential to + fiilin yalın hâli yapısını izler. Bir kişinin, şeyin veya durumun bir sonuç ortaya çıkarabilecek yeteneğe ya da olasılığa sahip olduğunu belirtir. Sonuç henüz gerçekleşmemiş olabilir ve gerçekleşeceği garanti değildir. Bu cümlede ifade, videonun etkisini bir gerçek olarak değil, güçlü bir olasılık olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi has the potential to + fiilin yalın hâli yapısıyla eksiksiz tamamlayın: This small design change ____ reduce water use.

Cevabı göster

has the potential to

However,

0:06

Ancak,

you also have the potential to think about me and whoever sent you this video

0:07

aynı zamanda beni ve bu videoyu size gönderen kişiyi düşünme potansiyeline de sahipsiniz

every day when you're alone

0:11

her yalnız kaldığınızda

and half naked.

0:13

ve yarı çıplakken.

So I'm going to give you three seconds to think about this.

0:15

Bu yüzden bunu düşünmeniz için size üç saniye vereceğim.

This is one of those things that affects billions of people Dilbilgisi

0:21

Bu dünya çapında milyarlarca insanı etkileyen şeylerden biridir

all over the world but nobody talks about it.

0:23

ama kimse bunun hakkında konuşmaz.

Dilbilgisi

one of those things that: tanıdık bir kategori kalıbı

'One of those things that ...', konuyu geniş ve tanıdık bir deneyim türünün bir örneği olarak sunar. Buradaki 'those', daha önce adı geçen ya da uzakta bulunan nesneleri göstermez; dinleyiciyi ortak deneyimden yola çıkarak bu türü tanımaya çağırır. 'That' ile başlayan ilgi cümleciği, bu tür şeylerin bir özelliğini belirtir. Bu kalıp, yaygın bir durumu daha ayrıntılı açıklamadan önce tanıtmak istediğinizde kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi dersteki tanıdık kategori kalıbıyla tamamlayın: Forgetting a password is ____ can happen to anyone.

Cevabı göster

one of those things that

At least not in an intelligent respectful way. Anlatım akışı

0:25

En azından akıllıca ve saygılı bir şekilde.

Anlatım akışı

At least not: önceki bir iddiayı daraltmak

'At least not', geniş kapsamlı olumsuz bir iddiayı tamamen geri almadan daraltır. Buradaki tam düşünce “kimse bundan söz etmiyor — en azından kimse bundan akıllıca ve saygılı bir biçimde söz etmiyor” şeklindedir. Konuşmacı genel iddiayı daha kesin bir iddiaya dönüştürür. Bu parçada, önceki cümleden tamamlanabilecek sözcükler atılmıştır. 'At least' bir sınırlama geleceğini gösterirken 'not' eklenen koşulu olumsuz tutar. Bu kalıp, önce güçlü bir iddia verip sonra konuşmacının savunabildiği bölümü sınırlayarak bilgiyi düzenler.

Alıştırma

Şunu okuyun: 'The app never crashes. At least not on my phone.' İkinci cümle ne yapıyor?

  1. İddiayı konuşmacının telefonuyla sınırlar.
  2. Uygulamanın konuşmacının telefonunda çöktüğünü söyler.
  3. Tamamen ilgisiz yeni bir şikâyet başlatır.
Cevabı göster

İddiayı konuşmacının telefonuyla sınırlar.

In 1895,

0:28

1895 yılında,

there was a paper published by the London Society for Promoting Christian Knowledge

0:29

Hıristiyan Bilgisini Teşvik Etme Londra Derneği tarafından yayımlanan bir makale vardı

by a guy named A.M. Worthington.

0:32

A.M. Worthington adında bir adam tarafından.

It had to do with splashes. Kalıp ifadeler

0:34

Sıçramalarla ilgisi vardı.

Kalıp ifadeler

had to do with: bağlantı belirtmek

Had to do with ifadesinin tamamı “... ile ilgiliydi” veya “... konusuyla ilgiliydi” anlamına gelir. Burada geçmişte bir şeyin konusunu belirtir; had, have fiilinin geçmiş zaman biçimidir. With sözcüğü, have to do with + isim kalıbını tamamlar. Bu with nedeniyle had to burada geçmişteki bir zorunluluğu ifade etmez.

Alıştırma

Cümleyi “... ile ilgiliydi” anlamına gelen dört sözcüklük ifadeyle tamamlayın: The delay ____ a missing permit.

Cevabı göster

had to do with

So after reading that and looking at some work by a guy named Weber,

0:35

O yüzden bunu okuduktan ve Weber adında bir adamın bazı çalışmalarına baktıktan sonra,

I got to thinking, Kalıp ifadeler

0:38

düşünmeye başladım,

Kalıp ifadeler

got to thinking: bir düşünce sürecine girmek

Got to thinking, “dikkatlice düşünmeye başlamak” veya “kendini düşünmeye başlarken bulmak” anlamına gelir. Düşünceyi tek ve anlık bir fikir olarak değil, bir tetikleyiciden sonra gelişen bir süreç olarak sunar. Burada get/got to + etkinlik bildiren -ing biçimi, get to talking veya get to wondering örneklerinde olduğu gibi bir etkinliğe ya da duruma girmeyi belirtir. Önceki okuma ve araştırma, bu yeni düşünce sürecini başlatır.

Alıştırma

Cümleyi “dikkatlice düşünmeye başladı” anlamına gelen üç sözcüklük konuşma dili ifadesiyle tamamlayın: After talking with the coach, Maya ____ about how the team could improve.

Cevabı göster

got to thinking

is there a way we can eliminate what's known as a Worthington jet? Notlar

0:40

Worthington jeti olarak bilinen şeyi ortadan kaldırmanın bir yolu var mı?

Dilbilgisi

Is there a way we can + fiil

Is there a way we can + fiilin yalın hâli, bir hedefe ulaşmak için olası bir yöntem bulunup bulunmadığını sorar. Burada konuşmacı bir çözüm arayışı başlatır: jeti ortadan kaldıracak bir yöntem var olabilir de olmayabilir. way sözcüğünden sonra gelen özne + can + fiilin yalın hâli, olası yöntemi açıklayan bölümdür; İngilizcede bu kalıpta that sıkça düşürülür. Bu, ikinci ve ayrı bir soru değildir. A way we can eliminate it ifadesi, a method by which we can eliminate it anlamında düşünülebilir.

Alıştırma

Ortak bir çözüm bulunup bulunmadığını soran hedef kalıpla soruyu tamamlayın: ____ reduce the noise?

Cevabı göster

Is there a way we can

Kalıp ifadeler

what's known as + kabul gören ad

What's known as, bir şeyin yerleşmiş veya genel olarak kabul gören adını tanıtır. Bu cümlede dinleyiciye Worthington jet ifadesinin kabul edilen teknik terim olduğu söylenir. What's, what is ifadesinin kısaltılmış biçimidir. Kalıbın bütünü, insanların o şey hakkında bildikleri değil, belirli bir adla anılan şey anlamına gelir. Ardından tanıtılan ad veya etiket gelir.

Alıştırma

Bir rehber, bir hava olayının yaygın biçimde kabul edilen adını tanıtıyor. En uygun cümle hangisidir?

  1. This is what I call a heat dome.
  2. This is what's known as a heat dome.
Cevabı göster

This is what's known as a heat dome.

Or as I like to call it,

0:43

Veya benim adlandırmayı sevdiğim şekliyle,

poop splash.

0:47

kaka sıçraması.

Okay, if you imagine in your head right now

0:49

Tamam, şu an kafanızda hayal ederseniz

if you were to drop a rock in water, Dilbilgisi

0:51

suya bir taş atsaydınız,

what happens is a cavity opens up and it's air.

0:52

olan şey şudur: bir boşluk açılır ve içi havadır.

Dilbilgisi

If you were to drop: hayalî bir eylem kurmak

Bu cümlede if you were to drop..., taşı suya bırakma eylemini hayalî bir durum olarak sunar; böylece konuşan kişi daha sonra neler olabileceğini açıklayabilir. Were to + drop eylemi geçmiş zamana yerleştirmez; bütün kalıp bir varsayım kurar. Yapı if + özne + were to + fiilin yalın hâli şeklindedir. Düşünce deneylerinde kullanışlıdır: önce bir eylem hayal ettirilir, sonra olası sonucu ele alınır.

Alıştırma

Testi açıkça varsayımsal olarak sunan iki kelimelik kalıpla cümleyi tamamlayın: If our team ____ test the backup plan, we could spot problems early.

Cevabı göster

were to

And all that air has nowhere to go

0:56

Ve tüm o havanın gidecek hiçbir yeri yoktur

so it slaps back together

0:57

bu yüzden tekrar birbirine çarpar

because there's a discontinuity in pressure.

0:58

çünkü basınçta bir süreksizlik vardır.

Now, if you break it down, Öbek fiiller

1:01

Şimdi, bunu parçalara ayırırsanız,

surface tension is force per unit length.

1:02

yüzey gerilimi birim uzunluk başına kuvvettir.

Öbek fiiller

Break it down: bir şeyi daha basit parçalarla açıklamak

Bu cümlede break it down, sıçrama mekanizmasını daha basit fikirlere ayırarak incelemek anlamına gelir. Daha açık bir açıklama veya tanım getirir; fiziksel olarak zarar vermek anlamında değildir. Bu deyimsel fiil ayrılabilir. Nesne it zamiri olduğunda break ile down arasına yerleştirilir: break it down denir, break down it denmez.

Alıştırma

Daha basit bir açıklama istemek için vurgulanan deyimsel fiili kullanın: This report is confusing. Could you ____ for me?

Cevabı göster

break it down

Nice goggles.

1:05

Güzel gözlük.

Thumbs up for science.

1:07

Bilim için harika.

Yeah.

1:08

Evet.

Sample A.

1:09

Örnek A.

What do you think?

1:10

Ne düşünüyorsun?

I don't know about you but I have never made anything like that with my body. Ton ve niyet

1:12

Seni bilmem ama ben vücudumla hiç böyle bir şey yapmadım.

Ton ve niyet

I don't know about you, but ...: dinleyenin görüşünü açık bırakmak

I don't know about you, but ... konuşmada kullanılan bir kalıptır. Dinleyenin görüşünü açık bırakır ve ardından but ile konuşanın kendi tepkisini veya deneyimini sunar. Burada konuşan kişi, devamındaki ifadeyi herkes için geçerli bir iddia olarak değil, kişisel bir deneyim olarak aktarır. Bu kalıp genellikle dinleyen kişi hakkında gerçek bir soru değildir. Tepkileri nazikçe karşılaştırmak, karşı tarafı ortak bir duyguya davet etmek veya mizahi bir kişisel yoruma giriş yapmak için kullanılabilir.

Alıştırma

Arkadaşınızın aynı fikirde olduğunu varsaymadan kendi tepkinizi paylaşmak istiyorsunuz. Hangi cümle en uygundur?

  1. Did you think the test was difficult?
  2. Everyone thought the test was difficult.
  3. I don't know about you, but I thought the test was difficult.
Cevabı göster

I don't know about you, but I thought the test was difficult.

Well, I did make uh more samples

1:15

Şey, ben daha fazla örnek yaptım

but uh it just depends on how much tolerance you have. Kelime

1:17

ama uh bu sadece ne kadar toleransın olduğuna bağlı.

What does tolerance mean?

1:21

Tolerans ne anlama geliyor?

Uh tolerance for accuracy,

1:22

Uh doğruluğa olan tolerans,

if you will. Ton ve niyet

1:24

tabiri caizse.

Kelime

tolerance: dayanma gücü ve izin verilen teknik sapma

Burada tolerance iki anlam arasında geçiş yapar. Günlük konuşmada how much tolerance you have, bir kişinin ne kadar rahatsızlığa veya tuhaflığa dayanabildiğini anlatır. Ardından konuşan kişi teknik terimi ödünç alır: ölçüm veya üretimde tolerance, hedef değerden izin verilen sapma miktarıdır. Tolerance for accuracy bilerek gevşek kurulmuş bir ifadedir; standart bir teknik tanım değildir. Accuracy, bir sonucun doğru veya hedef değere ne kadar yakın olduğunu anlatır; tolerance ise sonucun ne kadar değişip yine de kabul edilebilir kalacağını belirtir. Bu tam örtüşmeyen bağlantı sözcük oyununu oluşturur.

Alıştırma

Örnekte tolerance neden bir sözcük oyunu oluşturuyor?

  1. Hoş olmayan bir şeye dayanma anlamından teknik bir işte izin verilen değişim miktarı anlamına geçer.
  2. Bir ölçü biriminden kişinin beden hareketine dönüşür.
  3. İki kullanımda da doğruluk anlamına gelir, bu yüzden sözcük anlam değişmeden tekrarlanır.
Cevabı göster

Hoş olmayan bir şeye dayanma anlamından teknik bir işte izin verilen değişim miktarı anlamına geçer.

Ton ve niyet

Ara söz if you will: tabiri caizse

Burada if you will, “tabiri caizse” veya “öyle adlandırabilirsek” anlamına gelir. Dinleyiciye tolerance for accuracy ifadesinin kesin bir teknik terim değil, kabaca ve o anda oluşturulmuş bir adlandırma olduğunu gösterir. Alışılmadık ifadenin arkasına getirildiğinde parantez içi bir yumuşatma görevi görür: Konuşmacı kullandığı sözden kısa süreliğine geri çekilir ve dinleyiciden bu adı şimdilik kabul etmesini ister. Dinleyicinin isteğiyle ilgili gerçek bir koşul değildir.

Alıştırma

“Tabiri caizse” anlamına gelen ara sözü tamamlayın: This old shed is our science lab, if ____ will.

Cevabı göster

you

I think we need to scrub accuracy Kelime

1:25

Bence doğruluğu bir kenara bırakmalıyız

and go for more realism. Öbek fiiller

1:27

ve daha fazla gerçekçiliğe gitmeliyiz.

Kelime

Scrub accuracy: scrub fiilinin vazgeçmek anlamı

Bu cümlede scrub, “vazgeçmek”, “iptal etmek” veya “artık peşinden gitmemek” anlamında kullanılan gayriresmî bir fiildir. Konuşmacı doğruluğu hedef olarak bırakıp bunun yerine daha fazla gerçekçilik seçmek istiyor; burada fiziksel bir temizleme söz konusu değildir. Bu kullanım, bir ekip bir planı, görevi, özelliği veya gereksinimi yapacakları arasından çıkardığında sık görülür. Scrub fiilinden sonraki nesne, vazgeçilen şeyi belirtir.

Alıştırma

Hangi cümlede scrub, scrub accuracy ifadesindekiyle aynı gayriresmî anlamda kullanılmıştır?

  1. Maya scrubbed the muddy shoes with a brush.
  2. Leo scrubbed his hands before cooking.
  3. The team scrubbed the launch because of the storm.
Cevabı göster

The team scrubbed the launch because of the storm.

Öbek fiiller

go for: bir seçeneği seçmek veya hedefe yönelmek

Burada go for, “seçmek” veya “hedeflemek” anlamına gelir. Nesnesi olan more realism, konuşanın öncelik vermek istediği niteliği belirtir. Bu ifade hedefler arasında bir seçim sunar: doğruluğun bir kısmından vazgeçip gerçekçiliğe öncelik vermek. Go for soyut bir isimle kullanıldığında genellikle fiziksel hareketi değil, tercih edilen bir seçeneği veya hedefi gösterir.

Alıştırma

“Seçmek” anlamındaki hedef öbek fiille cümleyi tamamlayın: After comparing the two routes, we decided to ____ the safer one.

Cevabı göster

go for

You ready?

1:29

Hazır mısın?

Hey Destin, I got the uh

1:29

Hey Destin, bende uh

What's up?

1:31

Ne oldu?

We got number two here?

1:32

Burada iki numaramız mı var?

Are those beads?

1:36

Onlar boncuk mu?

Technically.

1:38

Teknik olarak.

3 2 1

1:41

3 2 1

drop the deuce. Deyimler

1:43

bombayı bırak.

Deyimler

drop the deuce: kaba tuvalet argosu

Bu cümlede drop the deuce, “dışkılamak” veya “kaka yapmak” anlamına gelen kaba ve şakacı bir tuvalet argosudur. Geri sayım, ifadeyi abartılı bir komut gibi göstererek tuvalet mizahı yaratır. Deuce başka bağlamlarda “iki” anlamına gelebilir; ancak burada drop fiili ve tuvalet deneyi bağlamı argo anlamı etkinleştirir. Sözcükleri tek tek çevirmek yerine ifadeyi bir bütün olarak anlayın.

Alıştırma

Bu kullanımı değerlendirin: Birisi müşteriye gönderdiği resmî e-postada “I need to drop the deuce before our meeting.” yazıyor.

  1. Uygun değil
  2. Uygun
Cevabı göster

Uygun değil

Pencil the x loaf in 3 2 1

2:00

İnce kakayı 3 2 1 içinde bırak

What can we do to eliminate this?

2:27

Bunu ortadan kaldırmak için ne yapabiliriz?

The answer is vary the surface tension.

2:30

Cevap, yüzey gerilimini değiştirmektir.

All you have to do Dilbilgisi

2:33

Yapmanız gereken tek şey

is grab a piece of toilet paper

2:34

bir parça tuvalet kağıdı almak

that's already in the bathroom with you

2:35

ki zaten sizinle banyoda bulunuyor

and lay it on the surface.

2:38

ve onu yüzeye yerleştirmektir.

Dilbilgisi

All you have to do is grab: gerekli bir adımı basit gösterme

All you have to do is + fiilin yalın hâli, “yapman gereken tek şey ...” anlamına gelir. Burada kâğıdı alma ve ardından gelen hareket, basit ve yeterli bir çözüm gibi sunulur. All bir grup nesneyi değil, yapılması gerekenlerin tamamını belirtir. Konuşma dilinde yaygın olan bu yapıda is sonrasındaki fiil yalın hâlde kullanılabilir: is grab; is grabbing değil. Birden fazla hareket and ile bağlanabilir: All you have to do is grab the paper and lay it down.

Alıştırma

“All you have” ile başlayan tam yapıyı kullanarak talimatı tamamlayın: ____ press the green button.

Cevabı göster

All you have to do is

I like to use four pieces

2:40

Ben dört parça kullanmayı seviyorum

so that it touches each side. Anlatım akışı

2:42

böylece her iki tarafa da dokunuyor.

That way it stays in one position.

2:44

Böylece tek bir pozisyonda kalıyor.

Anlatım akışı

so that ... That way: amaç ile sonucu bağlama

So that, dört parça kullanmanın amacını belirtir: parçalar, kâğıdın her kenara değmesini sağlamak için yerleştirilir. “Bunu neden yapıyoruz?” sorusunu yanıtlar ve ardından kendi öznesi ve fiili olan bir yan cümle gelir. That way, biraz önce anlatılan yöntemin tamamına gönderme yapar ve bir sonucu açıklar: bu yerleştirme sayesinde kâğıt tek bir konumda kalır. Bu iki bağlayıcı birlikte açık bir “eylem → amaç → sonuç” zinciri oluşturur. Buradaki way fiziksel bir yön değil, “yöntem” anlamındadır.

Alıştırma

Açıklamayı en iyi hangi ikili tamamlar? Put the plant near the window ____ it gets enough light. ____, it will grow toward the light instead of becoming weak.

  1. so that / That way
  2. because / For example
  3. although / Otherwise
Cevabı göster

so that / That way

The toilet paper caught all the bubbles.

3:00

Tuvalet kağıdı tüm baloncukları yakaladı.

See that?

3:02

Gördün mü?

There you go. Ton ve niyet

3:18

İşte oldu.

Ton ve niyet

There you go. ifadesinin görünür bir sonucu gösteren kullanımı

Bu sahnede There you go. az önce görünür hâle gelen başarılı sonucu gösterir: tuvalet kâğıdı baloncukları yakalamıştır. İfade, “Gördünüz mü? Sonuç bu” veya “İşte böyle çalışıyor” anlamına gelir. Burada there bir varış noktasını belirtmez ve go hareket etme emri değildir. İfadenin tamamı, anlamını durumdan alan tek bir konuşma kalıbı olarak kullanılır.

Alıştırma

Bir bilim gösterisi az önce başarıyla sonuçlandı. Konuşmacı “There you go.” diyor. Bu ifade o anda ne anlama gelir?

  1. Lütfen o yere gidin.
  2. Deneyin başlamaması gerekirdi.
  3. Beklenen sonuç artık görülebiliyor.
Cevabı göster

Beklenen sonuç artık görülebiliyor.

Got fun?

3:20

Eğlendin mi?

Yes.

3:22

Evet.

All right, in summary, Anlatım akışı

4:11

Pekala, özetle,

I hope you don't think we were being rude or crude or anything like that. Ton ve niyet

4:12

umarım kaba ya da edepsiz falan olduğumuzu düşünmüyorsunuzdur.

Anlatım akışı

All right, in summary, ile konuşmayı kısa bir özete geçirme

All right burada sözlü bir söylem belirteci olarak kullanılır: dinleyicinin dikkatini çeker ve bir sonraki aşamaya geçildiğini gösterir. Bir şeyin doğru olduğuna dair değerlendirme yapmaz. In summary, konuşmacının ana açıklamayı bırakıp kısa bir özete başladığını dinleyiciye bildirir. All right, in summary, birlikte kullanıldığında konuşmanın ana bölümü ile kapanış bölümü arasındaki sınırı açıkça gösterir.

Alıştırma

Bir sunumcu üç güvenlik kuralını açıklamayı bitirmiş ve kısa bir özete başlamak istiyor. Hangi cümlede bu özeti açıkça bildiren bir söylem belirteci kullanılmıştır?

  1. All right, in summary, here are the three key rules.
  2. All three safety rules are all right.
  3. Finally, here is one more safety rule.
Cevabı göster

All right, in summary, here are the three key rules.

Ton ve niyet

I hope you don't think... ile nazikçe açıklama yapmak

I hope you don't think... olası olumsuz bir yorumu gündeme getirirken konuşanın, dinleyicinin aslında böyle düşünmemesini umduğunu ifade eder. Bu giriş, dinleyicinin sizi zaten eleştirdiğini iddia etmez. Dinleyicinin haksız olduğunu doğrudan söylemek yerine, duygularını gözeten yumuşak bir açıklamaya alan açar.

Alıştırma

Hangi cümle, diğer kişinin buna zaten inandığını iddia etmeden olası bir yanlış anlamayı nazikçe ele alır?

  1. I know you think I ignored your message on purpose.
  2. You are wrong to think I ignored your message on purpose.
  3. I hope you don't think I ignored your message on purpose.
Cevabı göster

I hope you don't think I ignored your message on purpose.

We're just not that kind of people.

4:14

Biz sadece öyle insanlar değiliz.

We don't uh

4:16

Biz uh

Very nice.

4:16

Çok güzel.

This affects billions of people and nobody talks about it.

4:19

Bu milyarlarca insanı etkiliyor ve kimse bunun hakkında konuşmuyor.

Why don't they talk about it?

4:21

Neden konuşmuyorlar?

I don't know but

4:22

Bilmiyorum ama

you're going to go home and try it

4:23

eve gideceksin ve bunu deneyeceksin

and you're going to

4:24

ve sen

you're welcome. Ton ve niyet

4:26

rica ederim.

Ton ve niyet

Biri teşekkür etmeden önce you're welcome demek

You're welcome normalde biri Thank you dedikten sonra verilen kalıplaşmış bir yanıttır. Burada konuşana teşekkür eden kimse yoktur. Konuşan bu ifadeyi erkenden söyleyerek izleyicilerin tavsiyeyi deneyeceğini, yarar göreceğini ve daha sonra minnettar olacağını şakacı bir şekilde hayal eder. Beklenmedik zamanlama, sözü gerçek bir yanıt olmaktan çıkarıp takılan ve kendine güvenen bir tona dönüştürür.

Alıştırma

Bu cümlede You're welcome neden komik duyuluyor?

  1. Konuşan, kaba bir tavsiye verdiği için özür diler.
  2. Konuşan ifadeyi erkenden söyler ve izleyicilerin daha sonra minnettar olacağını hayal eder.
  3. Konuşan, az önce söylenen bir teşekküre yanıt verir.
Cevabı göster

Konuşan ifadeyi erkenden söyler ve izleyicilerin daha sonra minnettar olacağını hayal eder.

And Don't even act like you're not going to try it. Ton ve niyet

4:27

Ve denemeyecekmişsin gibi bile davranma.

Ton ve niyet

Don't even act like...: ...değilmiş gibi davranma

Don't even act like X, karşıdaki kişi tavrını veya iddiasını tam olarak dile getirmeden önce onun yapmacık olduğunu güçlü ve çoğu zaman şakacı bir biçimde reddeder. Burada konuşan kişi, dinleyicinin aslında deneyeceğinden emindir ve tersini yapıyormuş gibi davranmamasını söyler. Even emri güçlendirir: konuşan kişi bu inkârı o kadar inandırıcılıktan uzak bulur ki böyle davranmaya başlamaya bile değmeyeceğini belirtir. Buradaki act like gerçekten rol yapmak değil, bir şey doğruymuş gibi davranmak veya öyleymiş gibi yapmak anlamındadır.

Alıştırma

Konuşan kişi “Don't even act like you're not going to try it” derken neyi kastediyor?

  1. Belli ki deneyeceksin, bu yüzden tersini yapıyormuş gibi davranma.
  2. Deneyebilirsin ama konuşan kişinin bu konuda bir fikri yok.
  3. Lütfen denemeyi reddettiğin bir sahneyi canlandır.
Cevabı göster

Belli ki deneyeceksin, bu yüzden tersini yapıyormuş gibi davranma.

What we need you to do is subscribe if you learned actually something.

4:29

Gerçekten bir şey öğrendiyseniz sizden tek istediğimiz abone olmanız.

And probably better

4:34

Ve muhtemelen daha iyisi

um send it to your friends

4:36

um bunu arkadaşlarına gönder

to weird them out too. Öbek fiiller

4:37

onları da tuhaf hissettirmek için.

Öbek fiiller

Deyimsel fiil weird them out

Weird someone out, bir şey tuhaf göründüğü için birini huzursuz, kafası karışmış veya tedirgin hissettirmek anlamına gelen gündelik bir deyimsel fiildir. Burada them arkadaşları belirtir; bunu göndermenin onlarda bu tepkiyi oluşturması beklenir. Bu deyimsel fiil nesnesinin iki yanına ayrılabilir. Zamir mutlaka ortada olmalıdır: weird them out veya weird me out. weird my friends out örneğinde olduğu gibi tam bir isim de ortada yer alabilir.

Alıştırma

Cümleyi “tuhaf geldiği için beni huzursuz etmek” anlamında weird ve out kullanarak tamamlayın ve zamiri doğru yere koyun: Those lifelike masks ____.

Cevabı göster

weird me out

cuz I think this is pretty weird.

4:39

çünkü bence bu oldukça tuhaf.

Me too.

4:41

Bence de.

It's pretty weird but it was pretty awesome. Kelime

4:41

Oldukça tuhaf ama gerçekten harikaydı.

Kelime

pretty weird ... pretty awesome: derece zarfı olarak pretty

Burada pretty, weird ve awesome sözcüklerinden önce gelen gündelik bir derece zarfıdır. “Oldukça”, “epey” veya “hayli” anlamına gelir; “güzel” anlamında değildir. pretty + sıfat yapısının tekrarlanması, birbirine zıt iki tepkiyi benzer ölçüde vurgular. But, olumsuz tepki olan pretty weird ile olumlu tepki olan pretty awesome arasında karşıtlık kurar.

Alıştırma

“The test was pretty hard, but the final question was pretty interesting,” cümlesinde pretty ne işe yarar?

  1. Sınavın ve sorunun güzel göründüğünü söyler.
  2. Hard ve interesting sözcüklerini isme dönüştürür.
  3. Her iki sıfatın derecesini gündelik bir biçimde artırır.
Cevabı göster

Her iki sıfatın derecesini gündelik bir biçimde artırır.

If you would like to click on the cat to subscribe,

4:43

Abone olmak için kediye tıklamak isterseniz,

can you make that happen? Kalıp ifadeler

4:46

bunu gerçekleştirebilir misin?

I can make that happen.

4:47

Bunu gerçekleştirebilirim.

Kalıp ifadeler

make that happen: sözü edilen bir planı gerçeğe dönüştürmek

Make that happen, “az önce sözü edilen şeyin gerçekleşmesi veya yapılması için gereken adımları atmak” anlamına gelir. Burada make ettirgen bir işlev taşır, happen istenen sonucu belirtir ve that belirli bir plan, istek veya sonuca gönderme yapar. Soruda konuşan kişi, karşısındaki kişinin bu sonucu gerçekleştirip gerçekleştiremeyeceğini sorar. I can make that happen diye aynı ifadeyle yanıt vermek, bunu yapacağına dair kendinden emin bir taahhüttür.

Alıştırma

Az önce sözü edilen planı gerçeğe dönüştürme sözü veren ifadeyle yanıtı tamamlayın: “We need a quiet room for the interview.” “I can ____.”

Cevabı göster

make that happen

Awesome.

4:48

Harika.

Do that.

4:49

Yap onu.

Click on the cat.

4:49

Kediye tıkla.

All right.

4:51

Pekala.

Cat's back.

4:52

Kedinin arkası.

All right.

4:53

Tamam.

And send this to your friends.

4:54

Ve bunu arkadaşlarına gönder.

Weird them out so they'll think about you every time they're uh

4:55

Onları tuhaf hissettir ki her uh olduklarında seni düşünsünler

This is Destin.

4:58

Ben Destin.

You're getting smarter every day. Dilbilgisi

4:58

Her geçen gün daha da akıllanıyorsunuz.

Dilbilgisi

getting smarter: değişimi anlatan get + karşılaştırma sıfatı

Get + karşılaştırma derecesindeki bir sıfat, bir niteliğin daha yüksek ya da daha güçlü bir düzeye doğru değiştiğini anlatır. Burada getting smarter, zaman içinde daha akıllı hâle gelmek demektir; get bir şeyi almak ya da elde etmek anlamında değildir. Şimdiki zamanın sürekli biçimi olan are getting, değişimi şu anda da sürüyor gibi gösterir; every day ise düzenli ilerleme fikrini güçlendirir.

Alıştırma

Cümleyi get fiilinin -ing biçimi ve hard sıfatının karşılaştırma biçimiyle tamamla: The game is ____ as I reach the final levels.

Cevabı göster

getting harder

That's it.

5:00

Bu kadar.