Matematik Tanrı'nın Varlığını Kanıtlayabilir mi?: İngilizce çalışma notları

AsapSCIENCE

Öğrenme zorluğu
813 kelime 190 kel/dk

Video tanıtımı: Bir olasılık tablosu, insanlığın varlığını açıklamak için yaratıcıyı, çok sayıda tanrıyı ve simülasyonu karşılaştırıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. dumb luck - Deyimler ve mecazlı ifadeler: Salt rastlantıyla oluşan sonucu anlatan gündelik ifadeyi ve bilinçli tasarımla karşıtlığını anlayın. 2. a one in 4 billion billion chance - Dil bilgisi ve cümle kalıpları: Çok düşük olasılık için one in + sayı + chance kalıbını sıradan kesir sanmadan kullanın. 3. test subjects - Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: Araştırılan kişi veya canlıları belirten bilimsel terimi ve simülasyondaki insanları deney nesnesi olarak çerçeveleyişini tanıyın.

Bu derste

The existence of God has been fiercely debated for centuries,

0:00

Tanrı'nın varlığı yüzyıllardır hararetle tartışılıyor,

but regardless of what you think or feel is true, Dilbilgisi

0:03

ama doğru olduğunu düşündüğünüz ya da hissettiğiniz şey ne olursa olsun,

can we use math,

0:06

matematiği,

the universal unbiased language,

0:07

yani evrensel ve tarafsız dili kullanarak

to come to a conclusion? Kalıp ifadeler

0:09

bir sonuca varabilir miyiz?

Dilbilgisi

regardless of what you think or feel is true: neyin doğru olduğunu düşünür ya da hissederseniz hissedin

Regardless of bir ödünleme anlamı verir: ardından gelen bilgi kabul edilir, ancak ana soruyu etkilemeyen bir unsur olarak ele alınır. Burada konuşmacı, matematiğin bir yanıt sağlayıp sağlayamayacağını sormadan önce neyin doğru olduğuna ilişkin kişisel inançları bir kenara bırakır. What, kaynaşmış bir ilgi tümcesini, başka bir deyişle ad görevli bir yan tümceyi başlatır. What you think or feel is true, doğru olduğunu düşündüğünüz ya da hissettiğiniz şey anlamına gelir. Tüm yan tümce of sözcüğünün tümleci olduğundan yeniden kullanılabilir kalıp regardless of + ad öbeği veya wh-yan tümcesidir.

Alıştırma

Cümleyi regardless of ve doğru wh-sözcüğüyle tamamlayın: The moderators must apply the same rules, ____ they personally think is fair.

Cevabı göster

regardless of what

Kalıp ifadeler

come to a conclusion: bir sonuca varmak

Come to a conclusion, kanıtları veya akıl yürütmeyi değerlendirdikten sonra bir yargıya varmak demektir. Buradaki come fiziksel hareketi anlatmaz; sonucu bir düşünme sürecinin varış noktası olarak sunar. Temel eşdizim come to a conclusion biçimindedir. Yargının içeriğini belirtmek için We came to the conclusion that the plan was too risky örneğindeki gibi come to the conclusion that + yan tümce kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi come kullanan hedef eşdizimle tamamlayın: After examining the records, the auditors were able to ____.

Cevabı göster

come to a conclusion

Can math prove God's existence?

0:11

Matematik Tanrı'nın varlığını kanıtlayabilir mi?

The most famous argument in favor of a God-made world Kalıp ifadeler

0:13

Tanrı tarafından yaratılmış bir dünyayı savunan en ünlü argüman,

using logic and reasoning is the argument by Kültür

0:16

mantık ve akıl yürütmeden yararlanan

design. Simply put, Anlatım akışı

0:18

tasarım argümanıdır. Basitçe söylemek gerekirse,

Kalıp ifadeler

in favor of: destek belirtmek

Burada in favor of, bir şeyi destekleyen veya ondan yana olan anlamına gelir. Argument sözcüğünü niteler ve dünyanın Tanrı tarafından yaratıldığı iddiasını destekleyen bir savı belirtir. Aktarılabilir kalıp in favor of + isim, zamir veya -ing biçimidir: in favor of the plan, in favor of it ya da in favor of waiting.

Alıştırma

Öneriye desteği göstermek için cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? The council voted ___ extending weekend bus service.

  1. as a favor to
  2. in favor of
  3. in place of
Cevabı göster

in favor of

Kültür

argument by design: düzenden bir tasarımcı sonucuna varmak

Burada argument by design, teolojik ve felsefi bir akıl yürütme biçimini adlandırır. Dünyadaki görünür düzeni, karmaşıklığı veya amacı akıllı bir tasarımcının kanıtı olarak ele alır; bu cümlede tasarımcı Tanrı olarak belirtilir. Bu nedenle design, grafik, ürün veya mühendislik tasarımı değil, doğanın ardındaki kasıtlı düzenleme anlamına gelir. Aynı genel argüman daha yaygın olarak design argument veya argument from design diye adlandırılır.

Alıştırma

Bu bağlamda argument by design neyi ifade eder?

  1. İnsanları kızdırmak için bilinçli olarak planlanan bir tartışma
  2. Üretilmiş bir ürünün görünüşü hakkındaki anlaşmazlık
  3. Dünyadaki görünür düzen ve karmaşıklıktan akıllı bir tasarımcı sonucu çıkaran bir akıl yürütme biçimi
Cevabı göster

Dünyadaki görünür düzen ve karmaşıklıktan akıllı bir tasarımcı sonucu çıkaran bir akıl yürütme biçimi

Anlatım akışı

“Simply put,” ile daha basit bir yeniden anlatımı belirtmek

“Simply put”, dinleyiciye sıradaki düşüncenin daha önce söylenen bir şeyi daha açık ve daha basit bir dille yeniden anlatacağını bildirir. Burada soyut bir savı açık bir soruya dönüştürür. Bu ifade bilgiyi düzenler: önceki düşünceye geri gönderme yapar ve onun daha basit biçimine geçiş sağlar. Put burada “bir yere koymak” eylemi değildir; ifadenin tamamı “basitçe söylemek gerekirse” anlamında bir geçiş görevi görür.

Alıştırma

“The policy has several overlapping rules. Simply put, it is too confusing” cümlelerinde “Simply put” neyi bildirir?

  1. Konuşmacı yeni ve ilgisiz bir konuya geçecektir.
  2. Konuşmacı bir şeyin nereye konduğunu açıklayacaktır.
  3. Konuşmacı düşünceyi daha basit bir dille yeniden anlatacaktır.
Cevabı göster

Konuşmacı düşünceyi daha basit bir dille yeniden anlatacaktır.

given how complex and amazing everything around us is, Dilbilgisi

0:20

çevremizdeki her şeyin ne kadar karmaşık ve hayranlık uyandırıcı olduğu düşünüldüğünde,

can we really believe that dumb luck put it together? Notlar

0:23

hepsini bir araya getirenin kör talih olduğuna gerçekten inanabilir miyiz?

Dilbilgisi

“given how + sıfat ... is” ile öncül oluşturmak

“Given how complex and amazing everything around us is” bölümü, ardından gelen soruya bir öncül sağlar. Given, “göz önünde bulundurulduğunda” ya da “dikkate alındığında” anlamına gelir; bu nedenle konuşmacı bu gözlemi sonraki iddiayı değerlendirmek için bir gerekçe olarak sunar. Burada how derece bildirir: how complex and amazing everything is, “her şeyin ne kadar karmaşık ve hayranlık verici olduğu” anlamına gelir. Bir şeyin hangi yöntemle gerçekleştiğini sormaz. Yan cümle bildirme cümlesi söz dizimini korur: everything around us is denir, is everything around us denmez.

Alıştırma

“Given how crowded the train is, we should wait for the next one” cümlesindeki başlangıç bölümü ne yapar?

  1. İnsanlar beklediği için trenin kalabalıklaştığını söyler.
  2. Trenin çok kalabalık olma derecesini önerinin öncülü olarak sunar.
  3. Trenin nasıl kalabalıklaştırılacağına dair talimat ister.
Cevabı göster

Trenin çok kalabalık olma derecesini önerinin öncülü olarak sunar.

Deyimler

Dumb luck: tasarım olmadan kör tesadüf

Bu soruda dumb luck; planlama, beceri, niyet veya yönlendirici bir zekânın rol oynamadığı saf ve kör tesadüf anlamına gelir. Dumb, luck sözcüğünü kelimenin gerçek anlamıyla zekâsız diye nitelemez; tesadüfü bilinçsiz ve yönsüz bir güç olarak sunar. Sonucu gerçekten tesadüfün oluşturduğuna inanıp inanamayacağımızı soran cümle, dumb luck ifadesini amaçlı tasarıma karşı şüpheli bir alternatif olarak gösterir. İfade, olasılığı tarafsızca anlatmaktan çok küçümseyici veya kuşkucu bir ton taşır.

Alıştırma

Bu cümlede dumb luck ne anlama gelir: The discovery was dumb luck, not careful planning?

  1. Dikkatli bir tasarımla üretilmiş bir sonuç
  2. Her zaman kötü olan bir şans türü
  3. Tamamen tesadüfün yol açtığı bir sonuç
  4. Aptal bir kişinin yol açtığı talihsiz bir sonuç
Cevabı göster

Tamamen tesadüfün yol açtığı bir sonuç

Öbek fiiller

Put it together: bir bütünü oluşturmak veya monte etmek

Burada put it together, onu bir bütün olarak oluşturdu veya meydana getirdi anlamına gelir. it zamiri, söz konusu olan karmaşık dünyayı ve yaşamı ifade eder. Bu ifade, büyük ölçekteki oluşumun nedenini özetler; yalnızca önceden hazırlanmış birkaç parçayı yan yana koymayı anlatmaz. Put together ayrılabilen bir öbek fiildir: put the machine together denir, fakat nesne bir zamirse put it together denir; put together it denmez. Bağlama göre fiziksel parçaları monte etmek, malzemeyi düzenlemek veya tutarlı bir bütün oluşturmak anlamına gelebilir. Ortak fikir, ayrı unsurları düzenli tek bir sonuca dönüştürmektir.

Alıştırma

put together ifadesini it zamiriyle kullanarak cümleyi tamamlayın: The kit looked complicated, but we ____ in an hour.

Cevabı göster

put it together

Even from a scientist's perspective, Anlatım akışı

0:26

Bir bilim insanının bakış açısından bile,

Anlatım akışı

From a scientist's perspective: bir iddiayı bakış açısıyla çerçevelemek

From a scientist's perspective, dinleyiciye ardından gelen iddiayı değerlendirirken kimin bakış açısının kullanıldığını söyler. İddiayı hiçbir bakış açısına bağlı olmayan bir gerçek gibi sunmak yerine, konuyu bilimsel bir şekilde ele alma çerçevesiyle sınırlar. Even bu çerçeveyi güçlendirir ve ifadeye biraz şaşırtıcı bir ton katar: konuşmacı, sonucun bilimsel bir bakış açısından da geçerli olduğunu söyler. Burada perspective, “bakış açısı” anlamındadır; çizimde derinlik göstermek için kullanılan “perspektif tekniği” anlamında değildir.

Alıştırma

Hangi cümle güvenlikle ilgili yargıyı mutlak bir gerçek olarak değil, bir doktorun bakış açısından sunar?

  1. A doctor's perspective needs more safety checks.
  2. The plan needs more safety checks from a doctor.
  3. From a doctor's perspective, the plan needs more safety checks.
Cevabı göster

From a doctor's perspective, the plan needs more safety checks.

life is an amazing, incredibly rare,

0:28

yaşam şaşırtıcıdır, inanılmaz derecede nadirdir

and took a monumental amount of steps,

0:30

ve ortaya çıkması muazzam sayıda aşama,

chance happenings,

0:32

tesadüfi olay

and time to come about. Öbek fiiller

0:33

ve zaman gerektirmiştir.

Öbek fiiller

Come about: bir şeyin meydana gelmesi veya oluşması

Come about, genellikle bir süreçten veya bir dizi koşuldan sonra “meydana gelmek” ya da “ortaya çıkmak” anlamına gelen geçişsiz bir öbek fiildir. Burada yaşamın birçok aşama, tesadüfi olay ve çok uzun bir sürenin ardından sonunda ortaya çıktığını anlatır. About öbek fiilin bir parçasıdır; “yakınlarda” anlamına gelmez. Yaygın How did this come about? sorusu, bir sonuca hangi süreç veya koşulların yol açtığını sorar.

Alıştırma

Cümleyi come about ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: No one knows exactly how the change ____.

Cevabı göster

came about

So, a religious person may argue,

0:34

Dolayısıyla dindar biri şöyle diyebilir:

doesn't it seem much more plausible that there was some driving force behind it all? Notlar

0:36

Tüm bunların arkasında itici bir güç olması çok daha akla yatkın görünmüyor mu?

Ton ve niyet

Yönlendirici soru “doesn't it seem much more plausible ...?”

“doesn't it seem ...?” biçimindeki olumsuz soru, tarafsız bir bilgi isteği değildir. Dinleyiciyi, that yan tümcesindeki önermenin makul göründüğünü kabul etmeye yöneltir. “Much more plausible” bu yönlendirmeyi güçlendirir: plausible, inanılır veya doğru olma ihtimali yüksek demektir; more ise bu açıklamayı alternatiflerle karşılaştırır. doesn't it seem + karşılaştırmalı sıfat + that yan tümcesi kalıbı, konuşmacının savını ortak bir sağduyuymuş gibi sunmasını sağlar.

Alıştırma

“Doesn't it seem much more plausible that the battery has died?” sorusunda konuşmacı esas olarak ne yapıyor?

  1. Bütün açıklamaların eşit derecede olası olduğunu söylemek
  2. Tamamen tarafsız bir evet-hayır cevabı istemek
  3. Bu açıklamanın daha inandırıcı olduğunu kabul etmeye davet etmek
Cevabı göster

Bu açıklamanın daha inandırıcı olduğunu kabul etmeye davet etmek

Deyimler

“driving force behind it all” benzetmesi

“Driving force”, bir şeyin gelişmesine veya gerçekleşmesine etkin biçimde yol açan kişi, fikir, güdü ya da koşul için kullanılan bir benzetmedir. Burada bir makineyi hareket ettiren fiziksel bir kuvvet anlamına gelmez. “Behind it all” içindeki behind, fiziksel olarak bir şeyin arkasında bulunmak değil, bütün durumun temelinde yer almak veya ondan sorumlu olmak demektir. Bu savda “some driving force”, faili adlandırmadan bırakırken irade sahibi bir yaratıcıyı ima eder.

Alıştırma

“Temel motive edici neden” anlamına gelen iki sözcüklü İngilizce ifadeyle cümleyi tamamlayın: Curiosity was the ____ behind his invention.

Cevabı göster

driving force

This type of argument is called reductio ad absurdum, Kültür

0:40

Bu tür bir argümana saçmaya indirgeme denir;

which simply means it attempts to disprove a statement

0:43

bu yöntem, bir önermeyi çürütmeye çalışırken

by showing it inevitably leads to absurd or impractical conclusions. Dilbilgisi

0:46

onun kaçınılmaz olarak saçma ya da uygulanamaz sonuçlara yol açtığını gösterir.

Kültür

reductio ad absurdum: bir ifadeyi sonuçları üzerinden sınamak

Reductio ad absurdum, bir argüman yönteminin Latince adıdır. Sözcük anlamıyla “saçmaya indirgeme”yi ifade eder; burada ise bir ifadeyi, mantığını saçma, imkânsız veya uygulanamaz bir sonuç ortaya çıkana kadar izleyerek sınamak anlamına gelir. Bu yöntemde ifade önce doğruymuş gibi geçici olarak kabul edilir. Ardından ortaya çıkan sonucun makul biçimde kabul edilemeyeceği gösterilir ve böylece ilk ifadeyi reddetmek için bir gerekçe sunulur. Bu, yalnızca bir fikirle alay etmek veya ona saçma demek değildir.

Alıştırma

Hangi açıklama reductio ad absurdum kavramını doğru biçimde açıklar?

  1. Bir ifadeyi yalnızca kulağa garip geldiği için reddetmek.
  2. Bir ifadeyi geçici olarak kabul edip sonuçlarının saçma veya kabul edilemez hâle geldiğini göstermek.
  3. İfadeyi destekleyen çok sayıda örnek vermek.
Cevabı göster

Bir ifadeyi geçici olarak kabul edip sonuçlarının saçma veya kabul edilemez hâle geldiğini göstermek.

Dilbilgisi

by showing: by + -ing ile yöntemi anlatma

Bu cümlede by showing, “How does it attempt to disprove the statement?” yani “İfadeyi hangi yöntemle çürütmeye çalışıyor?” sorusuna cevap verir. by edatı yöntemi tanıtır: argüman, ifadenin sonuçlarını gösterme yoluyla onu çürütmeye çalışır. Bir sonucu, o sonucu ortaya çıkaran eyleme bağlamak için by + fiilin -ing biçimini kullanın: bir şeyi yaparak sonuç elde etmek. Burada showing, it inevitably leads to absurd or impractical conclusions yan cümlesinin tamamını nesne olarak alır.

Alıştırma

Cümleyi by + parantez içindeki fiilin -ing biçimiyle tamamlayın: Leo found the answer ____ the clues carefully. (examine)

Cevabı göster

by examining

In this case,

0:51

Bu durumda,

it suggests that one, Anlatım akışı

0:51

argüman şunu öne sürer: Bir,

if there's no God,

0:53

eğer Tanrı yoksa

humans developing is very unlikely.

0:54

insanların ortaya çıkması pek olası değildir.

Two,

0:56

İki,

humans did develop. Dilbilgisi

0:57

insanlar ortaya çıktı.

Dilbilgisi

humans did develop. ifadesindeki vurgulu did

humans did develop ifadesinde did bir soru ya da olumsuzluk oluşturmuyor. Olumlu bir geçmiş zaman cümlesinde vurgu sağlayan do görevindedir ve iddiayı güçlendirir: insanlar gerçekten gelişti. did geçmiş zamanı zaten taşıdığı için ana fiil developed değil, yalın biçim olan develop olur. Bu yapı did + fiilin yalın biçimidir ve çoğunlukla birinin şüphe edebileceği ya da gözden kaçırabileceği bir olguyu güçlü biçimde doğrular.

Alıştırma

Düzeltmeyi vurgulu did ve fiilin yalın biçimiyle tamamlayın: You thought Maya missed the meeting, but she ____ on time.

Cevabı göster

did arrive

Therefore, three,

0:58

Öyleyse üç,

it is unlikely that there's no God.

0:59

Tanrı'nın olmaması pek olası değildir.

Anlatım akışı

Numaralandırılmış bir argümanda one, ... Two, ... Therefore, three,

one, ve Two, numaralandırılmış bir argümanın ilk iki adımını belirtir. Burada iki öncül sunarlar: Tanrı olmadan insanların gelişmesine ilişkin koşullu bir iddia ve ardından insanların gerçekten geliştiği şeklinde belirtilen olgu. Therefore, three, numaralandırılmış üçüncü noktanın yalnızca başka bir öncül olmadığını gösterir. Therefore, bu noktayı birinci ve ikinci noktalardan çıkarılan sonuç olarak işaretler. Dinlerken hem numarayı hem de bağlayıcı sözcüğü takip edin: numaralar adımları, therefore ise mantıksal çıkarımı gösterir.

Alıştırma

Bu numaralandırılmış argümanda Therefore, three, üçüncü noktanın hangi rolünü gösterir?

  1. Üçüncü nokta, birinci ve ikinci noktalardan çıkarılan bir sonuçtur.
  2. Üçüncü nokta yalnızca zaman bakımından sonraki olaydır.
  3. Konuşmacı ikinci noktanın ifadesini düzeltiyor.
Cevabı göster

Üçüncü nokta, birinci ve ikinci noktalardan çıkarılan bir sonuçtur.

But let's take this logic one step further Anlatım akışı

1:01

Ama bu mantığı bir adım daha ileri götürelim

and imagine the universe before anything has been created.

1:04

ve henüz hiçbir şey yaratılmadan önceki evreni hayal edelim.

Anlatım akışı

Argümanı ilerleten take this logic one step further geçişi

Take this logic one step further mecazi bir geçiş ifadesidir: önceden kurulmuş akıl yürütmeyi sürdürüp daha derin bir varsayıma veya sonuca genişletmek anlamına gelir. Step burada fiziksel bir hareketi değil, düşüncedeki bir aşamayı belirtir. Bu cümlede and imagine... bir sonraki aşamanın ne olduğunu açıklar: herhangi bir şey var olmadan önceki evreni düşünmek. Böylece ifade, mevcut argümanı daha kapsamlı bir düşünce deneyine bağlar.

Alıştırma

Geçişi vurgulanan ifadeyle tamamlayın: If lower prices increase demand, what follows for production? Let's ____ and consider how factories might respond.

Cevabı göster

take this logic one step further

Here we have a Bayes box Kültür

1:07

Burada bir Bayes kutumuz var;

where we have our two possibilities of God existing and no God existing.

1:09

bu kutuda Tanrı'nın var olduğu ve olmadığı iki olasılık bulunuyor.

Kültür

Hipotez ve gözlemleri çaprazlayan bir tablo olarak Bayes box

Bu videoda Bayes box, Tanrı'nın var olması veya olmaması gibi birbiriyle yarışan hipotezleri olası gözlem veya sonuçlarla çaprazlayan bir tabloyu belirtir. Buradaki box, fiziksel bir kap değil, bir şema veya tablo anlamındadır. Bu tablo Bayesçi akıl yürütmeyi düzenler: her hücre bir hipotez-gözlem birleşimini temsil eder. Kanıtla bağdaşmayan birleşimler çıkarılabilir ve ardından kalan olasılıkların olabilirlikleri karşılaştırılabilir.

Alıştırma

Bu cümlede Bayes box neyi ifade ediyor?

  1. Hiçbir gözlem içermeden yalnızca Tanrı'nın var olup olmadığını gösteren bir kutu.
  2. Üzerinde iki tahmin yazılı kâğıtları tutan fiziksel bir kap.
  3. Birbiriyle yarışan hipotezleri olası gözlemlerle çaprazlayarak kanıtla ne kadar uyuştuklarını karşılaştıran bir tablo.
Cevabı göster

Birbiriyle yarışan hipotezleri olası gözlemlerle çaprazlayarak kanıtla ne kadar uyuştuklarını karşılaştıran bir tablo.

On the other side,

1:13

Diğer tarafta ise

our possibilities are that humans exist or that humans don't exist.

1:14

insanların var olması ya da olmaması olasılıkları var.

If no God is true,

1:17

Tanrı'nın olmadığı varsayımı doğruysa,

then most would agree that human existence

1:19

çoğu kişi insanın var olmasının

takes a lot of specific factors to come about.

1:21

pek çok özel faktör gerektirdiği konusunda hemfikir olacaktır.

So, let's make up a tiny probability Öbek fiiller

1:23

Öyleyse çok küçük bir olasılık uyduralım

Öbek fiiller

make up: örnek için bir değer uydurmak

Burada make up, “uydurmak” veya “hesaplamadan seçmek” anlamına gelir. Konuşmacı yalnızca bir düşünceyi açıklamak için çok küçük bir olasılık oluşturuyor. Make up; sayı, hikâye veya bahane gibi bir nesne aldığında, o şeyi kanıtlardan bulmak yerine oluşturmak anlamına gelebilir. Birden fazla anlamı olan bu öbeksi fiilin hangi anlamda kullanıldığını bağlam gösterir.

Alıştırma

Cümleyi “bu örnek için uydurmak” anlamındaki iki kelimelik öbeksi fiille tamamlayın: We do not need real data, so let's ____ a number.

Cevabı göster

make up

and say that there's a one in 4 billion billion chance Dilbilgisi

1:25

ve dört milyar kere milyarda bir ihtimal bulunduğunu söyleyelim:

of humanity coming into existence in a world with no God. Kalıp ifadeler

1:29

Tanrı'nın olmadığı bir dünyada insanlığın ortaya çıkma ihtimali.

Dilbilgisi

a one in 4 billion billion chance: çok düşük ihtimalleri ifade etmek

a one in N chance kalıbı, karşılaştırılabilir N olasılık içindeki bir olumlu sonucu ifade eder. N büyüdükçe olasılık küçülür; bu nedenle 4 billion billion, olayın olağanüstü derecede düşük bir ihtimale sahip olduğunu anlatır. Olayı belirtmek için chance sözcüğünden sonra of + isim veya -ing biçimi gelebilir; chance of humanity coming into existence buna bir örnektir. Buradaki çok büyük sayı önceki cümlede açıklama amacıyla uydurulmuştur; ölçülmüş bilimsel bir sonuç değildir.

Alıştırma

Olasılık ifadesini “bir milyon olasılık içinde bir olumlu sonuç” anlamına gelen İngilizce sözcüklerle tamamlayın: There is a ____ chance of finding the special ticket.

Cevabı göster

one in a million

Kalıp ifadeler

coming into existence: var olmaya başlamak

“Humanity coming into existence” ifadesinde “come into existence”, “var olmaya başlamak” veya “oluşmak” anlamına gelir. Yalnızca görülmeyi ya da fark edilmeyi değil, var olmama durumundan var olma durumuna geçişi vurgular. “Chance of” sonrasında fiil -ing biçimini alır; bu yüzden “come”, “coming” olur: “a chance of humanity coming into existence”.

Alıştırma

“Come into existence” ifadesindeki eksik sözcüklerle cümleyi tamamlayın: The organization came ____ in 1998.

Cevabı göster

into existence

And if God is real,

1:32

Tanrı gerçekten varsa,

even though we don't know that God would make humans, Dilbilgisi

1:34

insanları yaratacağını bilmesek de

certainly he could. Dilbilgisi

1:36

bunu kesinlikle yapabilir.

Dilbilgisi

even though: gerçek olmasına rağmen

“Even though” bir ödünleme ilişkisi kurar: Ana fikre aykırı görünebilecek bir gerçeği veya kabul edilmiş durumu sunar. Burada, Tanrı'nın insanları yaratıp yaratmayacağını bilmemek, bunu yapabilecek güce sahip olduğu iddiasını geçersiz kılmaz. “Even though”dan sonraki yan cümle gerçek veya kabul edilmiş bir durum olarak ele alınır. Ana cümledeki “could”, daha önce geçen “could make humans” eyleminin yerine kullanılır.

Alıştırma

Konuşmacının yağmuru bir gerçek olarak kabul ettiğini, ancak maçın devam ettiğini en iyi anlatan cümle hangisidir?

  1. Because it was raining, the game continued.
  2. Even if it was raining, the game continued.
  3. Even though it was raining, the game continued.
Cevabı göster

Even though it was raining, the game continued.

Dilbilgisi

certainly he could: kiplik yardımcı fiilinden sonra eksiltme

certainly he could ifadesinde could, daha önce geçen make humans fiil öbeğinin yerini tutar. Bağlam eksik kısmın anlaşılmasını sağlıyorsa İngilizcede kiplik yardımcı fiilinden sonra tekrarlanan fiil öbeği sıkça düşürülür; burada he could, he could make humans anlamındadır. Certainly, konuşanın yetenek veya olasılık değerlendirmesindeki güvenini güçlendirir. Could, eylemin gerçekleştiğini ya da Tanrı'nın gerçekten bunu yapmayı seçeceğini söylemez; yalnızca bunun onun gücü dâhilinde veya mümkün olduğunu belirtir.

Alıştırma

Hangi tamamlama Ava'nın sorunu çözme yeteneği olduğunu, fakat bunu kesinlikle yapacağını söylemeden belirtir ve solve the problem ifadesini tekrarlamaz? Ava may not choose to solve the problem, but ...

  1. she certainly did.
  2. she certainly would.
  3. she certainly could.
Cevabı göster

she certainly could.

So, let's give it a higher probability of one in 4 million.

1:38

Bu yüzden daha yüksek bir olasılık verelim: dört milyonda bir.

Of course,

1:42

Elbette,

if we examine the evidence,

1:42

kanıtları incelediğimizde

we know we exist.

1:44

var olduğumuzu biliyoruz.

So, we can get rid of the other row. Öbek fiiller

1:45

Dolayısıyla diğer satırı çıkarabiliriz.

Öbek fiiller

get rid of: istenmeyen bir şeyi kaldırmak

Get rid of, istenmeyen veya artık ihtiyaç duyulmayan bir şeyi kaldırmak, atmak ya da elemek anlamına gelir. Burada get rid of the other row, diğer satırı tablodan ve sonraki değerlendirmelerden çıkarmak demektir. İfade tek bir birim gibi çalışır. Get, zamana veya özne uyumuna göre gets rid of ve got rid of biçimlerini alır; ancak rid of birlikte kalır ve of, kaldırılan şeyi tanıtır.

Alıştırma

Cümleyi elemek veya kaldırmak anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Before sending the report, let's ____ the duplicate chart.

Cevabı göster

get rid of

And as many who have used the argument by design point out, Öbek fiiller

1:46

Tasarım argümanını kullanan pek çok kişinin belirttiği gibi,

a human-made world with God seems much, much more likely Dilbilgisi

1:50

Tanrı'nın ve insanların bulunduğu bir dünya çok ama çok daha olası görünüyor;

rationally and statistically.

1:54

hem akıl hem de istatistik açısından.

Öbek fiiller

Point out: bir olguya veya görüşe dikkat çekmek

Bu cümlede point out, ardından gelen iddiayı sunar: tasarım argümanını kullanan kişiler, dinleyicinin fark etmesi gereken bir şey olarak bu iddiaya açıkça dikkat çeker. Nötr say fiilinden farklı olarak point out, bilgiyi ilgili, kayda değer veya gözden kaçması kolay bir unsur olarak sunar. Burada parmakla fiziksel olarak işaret etmek anlamına gelmez ve out bu öbek fiilin temel bir parçasıdır.

Alıştırma

Cümleyi, “dikkat çekmek” anlamındaki bu derste geçen iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: The reviewer will ____ any unsupported claims.

Cevabı göster

point out

Dilbilgisi

Much, much more likely: karşılaştırmayı güçlü biçimde vurgulamak

Much, more likely karşılaştırma ifadesini niteler ve böylece belirtilen olasılık farkının büyüklüğünü artırır. Much sözcüğünü tekrarlamak vurguyu güçlendirir ve ifadeyi daha konuşma diline yakın hâle getirir: konuşmacı farkı çok büyük olarak sunar. Karşılaştırma, daha önce tartışılan alternatifle yapılırken rationally and statistically yargının dayanağını belirtir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki vurgulu ve tekrarlı karşılaştırma ifadesiyle tamamlayın: After the new evidence appeared, this explanation became ____, ____.

Cevabı göster

much · much more likely

And while this is true in some ways, Anlatım akışı

1:55

Bu bazı açılardan doğru olsa da

it forgets an important point,

1:58

önemli bir noktayı gözden kaçırıyor:

that we have assumed there are only two major theories.

1:59

yalnızca iki temel teori olduğunu varsaydık.

Anlatım akışı

While this is true in some ways: sınırlı bir ödün belirtmek

Burada while, ‘-se de’ anlamındadır; ‘-dığı sırada’ anlamında değildir. Başlangıçtaki yan cümle, önceki iki seçenekli savın kısmen geçerli olduğunu kabul eder. in some ways ise ne ölçüde kabul edildiğini bilinçli olarak sınırlar. Bu ödünün ardından asıl eleştiri olan it forgets an important point gelir. While X is true in some ways, Y kalıbı, konuşanın X'i tamamen yanlış ilan etmek yerine ona adil yaklaşmasını ve aynı zamanda eksik olduğunu göstermesini sağlar.

Alıştırma

Örnekteki while this is true in some ways başlangıç yan cümlesinin işlevi nedir?

  1. Önceki savı kısmen kabul edip ardından bir sınırlamaya dikkat çeker.
  2. İki olayın aynı anda gerçekleştiğini söyler.
  3. Önceki sava tamamen katılır ve tartışmayı bitirir.
Cevabı göster

Önceki savı kısmen kabul edip ardından bir sınırlamaya dikkat çeker.

But we know this isn't true.

2:03

Oysa bunun doğru olmadığını biliyoruz.

Many societies have believed in multiple gods Kalıp ifadeler

2:04

Birçok toplum birden fazla tanrıya inanmıştır

Kalıp ifadeler

Believe in multiple gods: believe in + nesne

believed in multiple gods ifadesinde believe in, tanrıların var olduğunu kabul etmek anlamına gelir. in edatı bu anlamın bir parçasıdır ve nesnesi multiple gods ifadesidir. Daha genel olarak believe in + bir tanrı, fikir, değer veya sistem; onun varlığını kabul etmek ya da ilkelerini desteklemek anlamına gelebilir. Bu yapı, believe + kişi veya ifade yapısından farklıdır. İkinci yapı genellikle kişinin doğru söylediğini ya da ifadenin doğru olduğunu düşünmek anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi believe fiilinin doğru geçmiş zaman biçimi ve gerekli edatla tamamlayın: The society ____ multiple gods.

Cevabı göster

believed in

and given that there are some aspects of this life

2:07

ve bu yaşamın bazı yönlerinin

that aren't nearly as beautifully complex Dilbilgisi

2:09

aynı ölçüde güzel ve karmaşık olmadığı

or seemingly intentional,

2:12

ya da kasıtlı yaratılmış gibi görünmediği düşünülürse,

Dilbilgisi

aren't nearly as beautifully complex: karşılaştırma ölçütünün çok altında

aren't nearly as beautifully complex ifadesinde not nearly as + sıfat öbeği, “karşılaştırma ölçütü kadar olmaktan çok uzak” anlamına gelir. Ölçüt önceki betimlemeden anlaşılır ve burada tekrarlanmaz. Nearly, bu olumsuz yapının içinde “neredeyse aynı derecede” demek değildir. Beautifully, life'ı ya da fiili değil complex'i niteler. Karmaşıklığın zarif veya etkileyici olduğu fikrini katar. Dolayısıyla ifade, bu tür karmaşıklıkta büyük bir fark olduğunu söyler; hiç karmaşıklık olmadığını değil.

Alıştırma

Güvenilirlikte büyük bir fark göstermek için cümleyi dersteki yapıyla tamamlayın: The backup system isn't ____ reliable as the main system.

Cevabı göster

nearly as

perhaps a variety of squabbling gods created the world.

2:13

belki de dünyayı birbiriyle didişen çeşitli tanrılar yarattı.

Mathematician Jordan Ellenberg uses the probability of one in 400,000

2:17

Matematikçi Jordan Ellenberg, 400.000'de bir olasılık kullanıyor:

that a universe with multiple gods would create humans.

2:21

birden fazla tanrının bulunduğu bir evrenin insanları yaratma olasılığı.

But it's important to remember that the exact numbers don't actually matter. Notlar

2:24

Ancak kesin sayıların aslında önemli olmadığını unutmamak gerekir.

Kalıp ifadeler

it's important to remember that: temel bir öncülü vurgulamak

it's important to remember that yapısında it, yer tutucu öznedir. Asıl akılda tutulması gereken içerik that yan cümlesinde verilir; burada bu, dinleyicinin akıl yürütürken etkin biçimde aklında tutması gereken noktadır. Bu yapı, birinden geçmişteki olayı hatırlamasını istemez. Gözden kaçması kolay fakat sonrasını anlamak için önemli olan bir gerçeği, sınırı veya öncülü vurgular.

Alıştırma

Cümleyi dersteki hatırlatma yapısıyla tamamlayın: ____ one test result cannot prove a general rule.

Cevabı göster

It's important to remember that

What does matter is that we can agree,

2:28

Önemli olan şu konuda hemfikir olabilmemizdir:

rationally,

2:30

Akılcı bir bakışla,

that a universe with more gods has a higher chance of creating humans Dilbilgisi

2:31

daha fazla tanrının bulunduğu bir evrenin insanları yaratma ihtimali,

than one with a single God or none at all.

2:35

tek Tanrılı ya da tanrısız bir evreninkinden daha yüksektir.

Anlatım akışı

the exact numbers don't actually matter ... What does matter is that: ayrıntıyı dışarıda bırakıp yeniden odaklanma

İlk cümlecik, kesin sayısal değerleri akıl yürütmenin ana hattından çıkarır: sonuç bu ayrıntıya bağlı değildir. Buradaki actually düzeltme vurgusunu güçlendirir; sayıların genel olarak hiçbir zaman önemli olmadığı anlamına gelmez. İkinci cümlecik dikkati temel iddiaya yöneltir. What does matter is that bir soru değil, bildirme işlevli bir odaklama yapısıdır: what “önemli olan şey” anlamına gelir; does ise matter ile don't matter arasında karşıtlık kuran vurgulu bir yardımcı fiildir. Aktarılabilir bilgi düzeni şöyledir: X doesn't/don't matter ile ikincil bir ayrıntıyı dışarıda bırakmak, ardından What does matter is that + clause ile belirleyici noktayı öne çıkarmak.

Alıştırma

İlk cümlecikte actually, ikinci cümlecikte vurgulu do kullanarak karşıtlığı tamamlayın: The exact figures ____. ____ is that both plans reduce the risk.

Cevabı göster

don't actually matter · What does matter

Dilbilgisi

has a higher chance of ... than: olasılık karşılaştırma

has a higher chance of creating humans than ifadesinde has a higher chance, olasılık karşılaştırması başlatır. of edatından sonra gelen creating ulaç biçimi olası olayı adlandırır; than ise bu olasılığın karşılaştırıldığı alternatifi getirir. Bu karşılaştırma A has a higher chance of doing X than B biçiminde başka durumlara aktarılabilir. Altyazıda one, a universe ifadesinin yerini tutar; dolayısıyla cümle insanlarla tanrıları değil, evren türlerini karşılaştırır.

Alıştırma

İki seçeneği karşılaştırmak için has a higher chance of + gerund + than yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The updated app has a higher chance of working smoothly than the old one.
  2. The updated app has a higher chance to working smoothly than the old one.
  3. The updated app has a higher chance of working smoothly then the old one.
Cevabı göster

The updated app has a higher chance of working smoothly than the old one.

It's also important to remember that we're not comparing Anlatım akışı

2:38

Ayrıca şunu da unutmamak gerekir: Karşılaştırdığımız şey,

the probability of gods or no gods

2:40

tanrıların var olma ya da hiç var olmama

existing. We're asking ourselves if the God option is true,

2:42

olasılığı değildir. Kendimize şunu soruyoruz: Tanrı seçeneği doğruysa,

what is the likelihood of him making humans? Dilbilgisi

2:46

onun insanları yaratma ihtimali nedir?

Anlatım akışı

Kapsamı düzeltmek için We're not comparing ... We're asking ...

Bu ikili çerçeve önce X'i reddeder, ardından Y'yi sunarak argümanın kapsamını yeniden belirler. We're not comparing ... dinleyicinin ilgi çekici ama farklı bir soruyu değerlendirmeyi sürdürmesini engeller; We're asking ourselves ... ise yanıtlanması gereken soruyu açıkça belirtir. Burada X, tanrıların var olması ya da hiçbir tanrının var olmaması olasılığıdır. Y ise belirli bir seçeneğin doğru olduğu koşulu altında insanların yaratılma olasılığıdır. Bu koşul varsayımsaldır; Tanrı'nın var olduğunu öne sürmez.

Alıştırma

Kapsam düzeltmesini not comparing ... asking ourselves ikili çerçevesiyle tamamlayın: "We're ____ how popular the method is; we're ____ whether it is accurate."

Cevabı göster

not comparing · asking ourselves

And then we're asking separately,

2:49

Ardından ayrı olarak şunu soruyoruz:

if the multiple gods option is true,

2:50

Birden fazla tanrı seçeneği doğruysa,

what is the likelihood that they would make humans?

2:53

onların insanları yaratma ihtimali nedir?

Dilbilgisi

likelihood of ... making ... ile likelihood that ... would make ... karşılaştırması

Likelihood iki farklı tümleç yapısı alabilir. likelihood of him making humans ifadesinde of, isim işlevi gören bir -ing yan tümcesini başlatır. Him, making fiilinin anlamca öznesidir; olasılığı değerlendirilen olay him making humans ifadesidir. likelihood that they would make humans yapısında ise that, çekimli bir yan tümceyi başlatır: they bu yan tümcenin öznesi, would make ise fiil öbeğidir. İki yapı da olasılığı sorar, ancak likelihood sonrasındaki dil bilgisi kendi içinde tutarlı olmalıdır: of + isim veya -ing yan tümcesi ya da that + çekimli yan tümce.

Alıştırma

İki standart tümleç yapısını tamamlayın: "What is the likelihood ____ the team winning, and what is the likelihood ____ they will win?"

Cevabı göster

of · that

Now, let's take this even further

2:55

Şimdi bunu daha da ileri götürüp

to theories of us simply living in a simulation like that of the Sims, Kültür

2:56

The Sims benzeri bir simülasyonda yaşadığımızı söyleyen teorilere bakalım;

which individuals like Elon Musk and Oxford philosopher Nick Bostrom believe.

3:00

Elon Musk ve Oxford filozofu Nick Bostrom gibi kişilerin inandığı teorilere.

Kültür

The Sims’tekine benzer bir simülasyonda yaşamak

Bu ifade simülasyon hipotezini tanıtır: İnsanların deneyimlediği dünyanın daha gelişmiş bir uygarlık tarafından işletilen yapay bir ortam olabileceği düşüncesini. Bir yaşam simülasyonu video oyunu olan The Sims, tasarlanmış bir dünyada yaşayan simüle edilmiş insanları hayal etmek için tanıdık bir model sunar. like that of the Sims ifadesinde that, daha önce geçen a simulation ifadesinin yerine kullanılır. Bu nedenle ifade, “The Sims’teki simülasyon gibi” anlamına gelir. Bu, bazı kişilerin değerlendirdiği bir teori olarak sunulur; gerçekliğin bir oyun olduğunun kanıtı değildir.

Alıştırma

Vurgulanan ifade cümleye ne katıyor?

  1. Simülasyon hipotezini tanıtır ve The Sims’i bir benzetme olarak kullanır.
  2. Gerçekliğin kesinlikle bir video oyunu olduğunu kanıtlar.
  3. Elon Musk ile Nick Bostrom’un The Sims’i yarattığını söyler.
Cevabı göster

Simülasyon hipotezini tanıtır ve The Sims’i bir benzetme olarak kullanır.

As technology advances, Dilbilgisi

3:04

Teknoloji ilerledikçe,

it's almost a certainty that future humans will make extremely realistic human simulations Kalıp ifadeler

3:06

gelecekteki insanların son derece gerçekçi insan simülasyonları yapacağı neredeyse kesindir;

Dilbilgisi

As technology advances: bir tahmin için değişen süreç arka planı

Burada As, “gelişim devam ettikçe” anlamına gelir. As technology advances yan cümlesi ana tahmin için değişen bir arka plan oluşturur: Bir süreç gelişir ve tahmin edilen sonuç da onunla birlikte ilerler. Burada “aynı şekilde” anlamına gelmez ve yalnızca bir neden belirtmez. Ana cümle geleceğe yönelik olsa da As yan cümlesinde geniş zaman biçimi advances kullanılır. İngilizcede bu tür zaman yan cümlelerinde genellikle şimdiki zaman biçimi kullanılır: As technology advances, future humans will make...

Alıştırma

Vurgulanan kalıptaki iki harfli bağlaçla tahmini tamamlayın: ____ battery technology improves, electric cars will travel farther.

Cevabı göster

As

Kalıp ifadeler

it's almost a certainty that: neredeyse kesin bir tahmin

it's almost a certainty that + yan cümle kalıbı, yan cümlede anlatılan şeyin doğru çıkma olasılığının çok yüksek olduğunu gösterir. certainty ismi tahmine güçlü bir güven katarken almost bu güveni yüzde 100'ün altında tutar. Kanıtlar bir sonucu neredeyse kaçınılmaz gösterdiğinde, ancak gerçekleşmeme ihtimaline de küçük bir pay bırakmak istediğinde bu kalıbı kullanabilirsin.

Alıştırma

Hangi cümle, gerçekleşme olasılığı çok yüksek fakat tamamen garanti olmayan bir tahmini ifade eder?

  1. It's certain that the team will reach the final.
  2. Maybe the team will reach the final.
  3. It's almost a certainty that the team will reach the final.
Cevabı göster

It's almost a certainty that the team will reach the final.

based on the world that we live in,

3:11

bunlar, yaşadığımız dünyayı temel alacak

to study these humans like we study mice. Anlatım akışı

3:13

ve fareleri incelediğimiz gibi bu insanları incelemek için kullanılacaktır.

Anlatım akışı

like we study mice: bir benzetme kurmak

Burada like, we study mice yan cümlesini bir yöntem karşılaştırması olarak bağlar: gelecekteki araştırmacılar simülasyondaki insanları, günümüzdeki araştırmacıların fareleri incelemesine benzer bir şekilde inceleyecektir. Bu kısa benzetme soyut bir düşünceyi tanıdık bir görüntüye dönüştürür. Karşılaştırma araştırmacıları gözlemledikleri grubun dışına yerleştirdiği için mesafe, kontrol ve eşit olmayan bir güç ilişkisi de çağrıştırır. Burada like benzer bir şekilde anlamındadır; hoşlanmak anlamındaki fiil değildir.

Alıştırma

“The app sorts your photos like a librarian sorts books.” cümlesinde like ile başlayan yan cümle ne yapar?

  1. Uygulamanın kütüphaneciden hoşlandığını söyler.
  2. Uygulamanın fotoğrafları ne zaman düzenlediğini belirtir.
  3. Uygulamanın yöntemini kütüphanecinin yöntemiyle karşılaştırır.
Cevabı göster

Uygulamanın yöntemini kütüphanecinin yöntemiyle karşılaştırır.

Scientists already use simulations to understand nature and human behavior,

3:15

Bilim insanları doğayı ve insan davranışlarını anlamak için zaten simülasyonlardan yararlanıyor,

but in the future it's possible

3:19

ancak gelecekte

that the human test subjects will be conscious and think they're real. Kelime

3:20

insan deneklerin bilinç kazanması ve gerçek olduklarını düşünmesi mümkün.

Kelime

test subjects: incelenen insanlar veya hayvanlar

Bu cümlede test subjects, hayal edilen simülasyonun içine yerleştirilen ve bir deneyin parçası olarak gözlemlenen insanları ifade eder. Burada test, deneysel anlamındadır; subjects ise okul derslerini veya dil bilgisindeki özneleri değil, incelenen insanları ya da diğer canlıları belirtir. Bu birleşik isim insanları, hayvanları ve bazen bir testte kullanılan başka varlıkları ifade edebilir. Temel nokta rollerdir: araştırmayı yürüten değil, test edilen veya gözlemlenen taraftırlar.

Alıştırma

“The test subjects completed the memory task.” cümlesinde test subjects ne anlama gelir?

  1. Bir sınavın kapsadığı okul dersleri
  2. İncelenen insanlar veya hayvanlar
  3. Çalışmayı yürüten araştırmacılar
Cevabı göster

İncelenen insanlar veya hayvanlar

So, we can give this scenario a fairly high probability.

3:24

Bu nedenle bu senaryoya oldukça yüksek bir olasılık verebiliriz.

Again,

3:27

Yine,

the exact number doesn't matter,

3:28

kesin sayının önemi yok;

just that we can agree it's very likely

3:29

önemli olan, bunun çok muhtemel olduğu konusunda anlaşmamızdır:

that advanced humans would create these kinds of simulations

3:32

ileri düzey insanların bu tür simülasyonlar yaratması,

compared to the probability of a God or gods randomly deciding to make humans

3:35

bir Tanrı'nın ya da tanrıların rastgele insan yaratmaya karar vermesinden daha olasıdır;

when they don't need to or could make millions of other animals Dilbilgisi

3:39

üstelik buna ihtiyaçları yokken ya da milyonlarca başka hayvan

Dilbilgisi

don't need to ... could make: tekrarlanan fiil öbeğini atma

Bu cümlede don't need to, don't need to make humans anlamına gelir. Make humans fiil öbeği hemen önce geçtiği ve bağlamdan anlaşılabildiği için to sözcüğünden sonra söylenmemiştir. Bu nedenle yapının to ile bitmesi eksiklik değildir. Sonraki bölüm olan could make millions of other animals başka bir olası seçeneği belirtir. Yapı, gereklilik olmaması ile kullanılabilir bir alternatifi karşılaştırır: insanları yaratmak gerekli değildir ve başka bir şey yaratmak mümkündür.

Alıştırma

Yanıtı do not ifadesinin kısaltması ile need to kullanarak tamamlayın, ardından could kullanın. To sonrasında tekrarlanan eylemi söylemeyin: “Do we have to book a taxi?” “No, we ____; we ____ walk.”

Cevabı göster

don't need to · could

or other aspects of the universe.

3:42

veya evrenin başka unsurlarını yaratabilecekken.

After all, Anlatım akışı

3:44

Ne de olsa

humanity is obsessed with humans. Kalıp ifadeler

3:45

insanlık insanlara takıntılıdır.

Anlatım akışı

“After all,” destekleyici bir gerekçe sunar

After all, az önce söylenen veya ima edilen bir iddiayı destekleyen bir gerekçe sunar. Burada, insanlığın insanlara duyduğu yoğun ilginin, insanların insan simülasyonları yaratacağına inanmak için doğal bir gerekçe olduğunu belirtir. Bu ifade çoğu zaman gerekçeyi dinleyicinin kolayca kabul edebileceği bir şey olarak sunar. Bu kullanımda after all, “bu gerekçe göz önüne alındığında” veya “ne de olsa” demektir; “her şey olduktan sonra” anlamına gelmez.

Alıştırma

Kolayca kabul edilebilecek destekleyici bir gerekçe sunan iki kelimelik bağlayıcıyla cümleyi tamamlayın: We can trust Maya with the keys. ____, she has managed the building for ten years.

Cevabı göster

After all

Kalıp ifadeler

“obsessed with” aşırı zihinsel meşguliyeti belirtir

Be obsessed with someone or something, bir kişiyi veya şeyi, gösterilen ilgi aşırı ya da durdurulması zor görünecek kadar yoğun düşünmek veya ona odaklanmak demektir. Yapı be + obsessed + with + isim veya -ing biçimidir. Bu cümlede ifade, insanlığın kendisine yönelik sürekli ilgisini mizahi biçimde abartır. Very interested in ifadesinden daha güçlüdür ve mutlaka teşhis edilmiş bir tıbbi durumu anlatmaz.

Alıştırma

Konuşan kişi Noor’un ilgisinin yalnızca hevesli değil, aşırı olduğunu söylemek istiyorsa cümleyi en iyi hangi seçenek tamamlar? Noor checks every update about the mission and talks about it all day. She is ___ the mission.

  1. obsessed with
  2. very interested in
  3. addicted to
Cevabı göster

obsessed with

So, as you can see, Anlatım akışı

3:47

Gördüğünüz gibi,

Anlatım akışı

Sonuç işareti olarak as you can see

'As you can see' bir sonuç işaretleyicisidir. Burada see, mutlaka gözle bakmak değil, ‘az önce gösterilen veya savunulan şeyden hareketle anlamak’ demektir. Dinleyicilerden önceki karşılaştırmayı, ardından gelecek ifadenin dayanağı olarak görmelerini ister. Ayrıca dinleyicileri sonucu açık veya zaten kanıtlanmış olarak değerlendirmeye yöneltir. Böylece kanıttan sonuca giden ilişkiyi düzenler ve dinleyicileri çıkarımı kabul etmeye fark ettirmeden teşvik edebilir.

Alıştırma

Bu cümlede 'as you can see' dinleyiciden ne yapmasını istiyor?

  1. Önceki karşılaştırmayı sonucu destekleyen bir dayanak olarak görmek
  2. Görünür bir nesneye ilk kez bakmak
  3. Daha sonra sunulacak bir kanıtı beklemek
Cevabı göster

Önceki karşılaştırmayı sonucu destekleyen bir dayanak olarak görmek

while math can in fact show that the existence of life is evidence that God exists Anlatım akışı

3:49

matematik, yaşamın varlığının Tanrı'nın varlığına kanıt olduğunu gerçekten gösterebilse de,

compared to no God,

3:53

bu yalnızca Tanrı'nın olmadığı durumla karşılaştırıldığındadır;

the same math shows more compelling evidence

3:54

aynı matematik daha ikna edici kanıtlar sunar:

that we're a simulation by much smarter people.

3:57

çok daha zeki insanlar tarafından yaratılmış bir simülasyon olduğumuza dair.

Anlatım akışı

Ödünleyici bir dönüş olarak while ... the same math

Baştaki while yan cümlesi sınırlı bir sonucu kabul eder: Tanrı'nın varlığı ile yokluğunun karşılaştırıldığı daha dar çerçevede matematik, yaşamın varlığını Tanrı lehine bir kanıt olarak görebilir. Burada while, during the time that anlamında değil, although, yani ‘-se de’ anlamındadır. Ardından ana cümle the same math ile aynı dayanağa geri döner ve bu ortak yönteme daha güçlü bir sonuç bağlar: simülasyon hipotezini destekleyen kanıt daha ikna edicidir. Böylece yapı yerel bir sonucu kabul ederken farklı bir genel sonucu baskın hâle getirir; tekrarlanan the same math yeni bir dayanak sunmak yerine dönüşü oluşturur.

Alıştırma

'while ... the same math' ile düzenlenen savı en iyi hangi açıklama özetler?

  1. Sınırlı bir sonucu kabul eder, ardından aynı dayanağı daha güçlü bir rakip sonucu desteklemek için kullanır
  2. Konuyu değiştirmeden önce ilk sonucu matematiksel olarak yanlış sayar
  3. İki hesabın aynı anda ve eşit güçte gerçekleştiğini anlatır
Cevabı göster

Sınırlı bir sonucu kabul eder, ardından aynı dayanağı daha güçlü bir rakip sonucu desteklemek için kullanır

Special thanks to Audible for supporting this episode

4:00

Bu bölümü desteklediği için Audible'a özellikle teşekkür ederiz;

to give you a free 30-day trial at audible.com/asap.

4:02

audible.com/asap adresinden 30 günlük ücretsiz denemeden yararlanabilirsiniz.

This week,

4:06

Bu hafta,

we wanted to recommend the book How Not to Be Wrong, Ton ve niyet

4:07

How Not to Be Wrong:

Ton ve niyet

We wanted to recommend: mevcut bir öneriyi yumuşatmak

Bu cümlede we wanted to recommend, konuşanların şu anda yaptığı bir öneriyi sunar. wanted geçmiş zamanda olsa da artık kitabı önermek istemedikleri anlamına gelmez. İngilizcede wanted to, mevcut bir rica, öneri veya amaçtan önce kullanılarak kibar bir mesafe yaratabilir. Böylece giriş, we want to recommend ifadesine göre daha yumuşak ve daha az ısrarcı duyulur.

Alıştırma

Bir iş arkadaşı “I wanted to recommend a quieter place for lunch.” diyor. Bu bağlamda wanted, şu anda yapılan bir öneriyi kibarca sunabilir.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Doğru

The Power of Mathematical Thinking by Jordan Ellenberg,

4:09

The Power of Mathematical Thinking adlı Jordan Ellenberg kitabını önermek istedik.

which was the main source for this episode

4:12

Bu kitap, bu bölümün ana kaynağıydı

and an incredible read on the hidden beauty and logic of our world Kelime

4:14

ve dünyamızın gizli güzelliğiyle mantığını anlatan harika bir eser;

through the lens of math, Deyimler

4:18

üstelik bunu matematiğin merceğinden,

Kelime

An incredible read: sayılabilen bir isim olarak read

Burada read, bir kitabı, metni veya onu okuma deneyimini belirten tekil ve sayılabilen bir isimdir. An incredible read, eseri özellikle keyifli, etkileyici veya okunmaya değer olduğu için över. an artikeli ve incredible sıfatı, read sözcüğünün fiil değil isim olarak kullanıldığını gösterir.

Alıştırma

Hangi cümlede read, okuma deneyimi anlamına gelen sayılabilen bir isimdir?

  1. The article is a fascinating read.
  2. Please read the first page.
  3. I read the article yesterday.
Cevabı göster

The article is a fascinating read.

Deyimler

through the lens of math: matematiksel bir bakış açısından yorumlamak

Burada through the lens of math, “bir şeyi anlamak için matematiği bakış açısı veya çerçeve olarak kullanarak” anlamına gelir. Lens mecazidir: matematik, kitabın hangi örüntüleri, ilişkileri ve açıklamaları öne çıkaracağını belirler. Aktarılabilir yapı through the lens of + isim veya isim öbeğidir; örneğin through the lens of history. Okuyucuya bir konuyu yorumlamak için hangi bakış açısının kullanıldığını gösterir.

Alıştırma

Cümleyi “matematiksel bir bakış açısından” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: The documentary explains the patterns in nature ____.

Cevabı göster

through the lens of math

but in a way that's accessible to everyone.

4:19

herkesin anlayabileceği bir şekilde yapıyor.

You can get a free 30-day trial at audible.com/asap

4:21

audible.com/asap adresinden 30 günlük ücretsiz deneme alabilir

and choose from a massive selection.

4:25

ve devasa bir seçki arasından seçim yapabilirsiniz.

We love them as they're great when you're on the go. Deyimler

4:26

Yoldayken çok kullanışlı olduğu için Audible'ı seviyoruz.

Deyimler

on the go: hareket hâlinde veya sürekli meşgul olmak

On the go, evden uzakta olup farklı yerler arasında hareket etmek veya genel olarak meşgul ve aktif olmak anlamına gelen bir deyimdir. Burada dinleyicilerin seyahat ettiği veya hareket hâlinde olduğu zamanları anlatır; sesli kitaplar bir sayfayı okumayı gerektirmediği için bu durumlarda kullanışlıdır. Bu ifade belirli bir ulaşım biçimini değil, kişinin durumunu anlatır. Yürürken, işe gidip gelirken, işlerinizi hallederken veya yoğun bir gün geçirirken on the go olabilirsiniz.

Alıştırma

Hangi cümlede on the go, hareket hâlinde veya meşgul olmak şeklindeki deyim anlamıyla kullanılmıştır?

  1. I put my headphones on the desk.
  2. My podcast app is ready to go.
  3. I often listen to podcasts when I'm on the go.
Cevabı göster

I often listen to podcasts when I'm on the go.

and subscribe for more weekly science videos.

4:29

Daha fazla haftalık bilim videosu için abone olun.