Ya Hitler Kazansaydı?: İngilizce çalışma notları
The Infographics Show
Video özeti: Bu karşı-olgusal tarih, Nazi Almanyası'nın İkinci Dünya Savaşı'nı nasıl kazanabileceğini soruyor; ardından anlaşmaları, zulmü, nükleer rekabeti ve istikrarsızlığı ele alıyor. Başlıca İngilizce noktaları: 1. “had Germany not made” ve “we might have been living” devrik bir gerçek dışı koşuldur (dil bilgisi ve cümle kalıpları); gerçekleşmemiş geçmişi hayali bir şimdiyle ilişkilendirir. 2. “so-called undesirables” mesafeli bir etikettir (sözcük anlamı ve kullanım düzeyi): so-called adı sorgular ve Nazilerin insanlıktan çıkarıcı dilini açığa vurur. 3. “panned out,” bir durumun belirsiz etkenler altında sonunda nasıl geliştiğini anlatan gündelik bir öbek fiildir.
Bu derste
the largest and most costly war in all of human history,
0:01gelmiş geçmiş en büyük ve en maliyetli savaşı olan II. Dünya Savaşı,
is still within living memory of some of us around the world. Kalıp ifadeler
0:04dünyanın dört bir yanındaki bazılarımızın hafızalarında hala taze.
within living memory: yaşayan insanların hâlâ hatırladığı bir dönem
Within living memory, günümüzde hayatta olan insanların en azından bir bölümünün kişisel olarak hatırlayabildiği dönem içinde anlamına gelir. Bu cümlede II. Dünya Savaşı, tamamen uzak bir geçmiş olarak değil, hâlâ hayatta olan görgü tanıklarıyla bağlantısı bulunan bir tarih olarak sunuluyor. Bu ifade bir zaman sınırı oluşturur: is still within living memory of some of us, olayın tarihsel ölçekte, dünyanın bazı yerlerindeki insanların onu kendi deneyimleriyle hatırlayabileceği kadar yakın zamanda gerçekleştiğini söyler. Hatıranın özellikle canlı olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi sabit zaman ifadesiyle tamamlayın: The first moon landing is still ____ for many adults who remember watching it.
Cevabı göster
within living memory
And the fallout of this massive conflict is still visible 70 years after the event. Kelime
0:07Ve bu devasa çatışmanın kalıntıları, olaydan 70 yıl sonra hala görülebiliyor.
fallout: bir olayın kalıcı ve zararlı etkileri
Fallout, bir olayın zararlı ve uzun süre devam eden sonuçları anlamına gelen bir isimdir. the fallout of this massive conflict ifadesinde of bölümü, çatışmayı bu sonuçların kaynağı olarak gösterir; fallout ise çatışmanın ardından ortaya çıkan ve devam eden sonuçları adlandırır. Kelime, patlamadan sonra düşüp yayılan radyoaktif maddeler imgesinden gelir; ancak bu cümlede mecaz anlamdadır. Still visible, siyasi, toplumsal veya ekonomik değişiklikler gibi etkilerin hâlâ gözlemlenebildiğini anlatır; mutlaka gerçek radyoaktif tozu ifade etmez.
Alıştırma
Zararlı ve devam eden sonuçları en iyi vurgulayan ismi seçin: The company is still dealing with the ___ from the data breach.
- outcome
- fallout
- impact
Cevabı göster
fallout
The aftermath of the war gave rise to a massive displacement and migration of citizens in Europe. Kalıp ifadeler
0:11Savaşın sonu, Avrupa'daki vatandaşların büyük çaplı yer değiştirmesine ve göçüne yol açtı.
gave rise to: neden ve sonucu resmî biçimde ifade etmek
Burada gave rise to, “neden oldu” veya “ortaya çıkmasına yol açtı” anlamına gelir. Savaşın ardından yaşananlar neden, kitlesel yerinden edilme ve göç ise sonuçtur. Kalıp, neden veya koşul + give rise to + sonucu adlandıran isim ya da isim öbeği biçimindedir. Sonuç tek ve basit bir eylemden değil, daha geniş koşullardan doğduğunda özellikle kullanışlıdır.
Alıştırma
Cümleyi dersteki üç sözcüklü resmî ifadeyle tamamlayın: The prolonged drought ____ severe water shortages across the region.
Cevabı göster
gave rise to
In a modern world where it's difficult to establish just who are the good guys and who are the bad guys,
0:17Kimin iyi, kimin kötü olduğunu belirlemenin zor olduğu modern bir dünyada,
the Second World War leaves little in the way of ambiguity. Kalıp ifadeler
0:21İkinci Dünya Savaşı belirsizliğe neredeyse hiç yer bırakmaz.
leaves little in the way of ambiguity: neredeyse hiç belirsizlik kalmadığını söylemek
Burada leaves little in the way of ambiguity, neredeyse hiç belirsizlik kalmadığı anlamına gelir: savaş, iyi ile kötü arasında görece açık bir ahlaki ayrım varmış gibi sunulur. Little burada olumsuz bir anlam taşır ve “neredeyse hiç” ifadesine yakındır. Tekrar kullanılabilen leave(s) little in the way of + isim kalıbı, bir şeyin o ismin belirttiği unsurdan neredeyse hiç sunmadığını veya içermediğini anlatır. Buradaki in the way of, “bakımından” ya da “miktar olarak” demektir; yolu kapatmak anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi dersteki resmî kalıbın geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The final report ____ about what had happened.
Cevabı göster
left little in the way of ambiguity
A madman set to take over the world had to be stopped by a morally responsible world stage. Notlar
0:24Dünyayı ele geçirmeye kararlı bir deli, ahlaki sorumluluk sahibi bir dünya sahnesi tarafından durdurulmalıydı.
set to + fiilin yalın hâli
Set to + fiilin yalın hâli, bir kişinin veya şeyin eylemi yapmaya hazır, eylemi yapması beklenen ya da eylemi yapacak konumda olduğunu anlatır. Burada set to take over, deliyi dünya hâkimiyetine girişmeye hazır ve görünüşe göre bunu yapmaya niyetli biri olarak sunar. Set, a madman ifadesini niteleyen geçmiş zaman ortacı kökenli bir sıfattır. Bu ifade kısaltılmış bir ilgi cümleciğidir; burada a madman who was set to take over ile eş değerdir ve cümlenin geçmiş zamandaki ana fiili değildir.
Alıştırma
Haber üslubundaki cümleyi, set ile kurulan ve 'açılması planlanmak' anlamına gelen iki kelimelik biçimle tamamlayın: The new library is ____ open in September.
Cevabı göster
set to
take over: kontrolü ele geçirmek
Take over, bir şeyin kontrolünü ele geçirmek veya devralmak anlamına gelir. Burada nesnesi the world olduğu için ifade fiziksel olarak bir şeyi alıp götürmeyi değil, hâkimiyet kurmayı anlatır. Bu ayrılabilen bir öbek fiildir; take over the company veya take the company over denebilir. Nesne bir zamirse ortaya gelmelidir: take it over doğrudur, take over it değildir.
Alıştırma
'Kontrolü devralmak' anlamındaki öbek fiille cümleyi tamamlayın: After the director resigned, Lena had to ____ the department.
Cevabı göster
take over
But in today's episode of The Infographics Show,
0:32Ancak The Infographics Show'un bugünkü bölümünde
This must be one of the biggest what-ifs in history. Kelime
0:37Bu, tarihteki en büyük varsayımlardan biri olsa gerek.
Sayılabilen bir isim olarak what-ifs
Burada what-ifs, sayılabilen what-if isminin çoğul biçimidir. A what-if; varsayımsal bir soru, olasılık veya alternatif sonuçtur. Yani olayların farklı gelişmesi hâlinde neler olabileceğini düşünürken hayal edilen durumu anlatır. one of the biggest what-ifs ifadesinde one of the + çoğul isim yapısı, daha büyük bir kümenin içindeki tek bir öğeyi belirtir. Kısa çizgi, what-if ifadesinin tamamlanmamış bir if yan tümcesini başlatmadığını, isim olarak kullanıldığını gösterir.
Alıştırma
Cümleyi what-if ifadesinin doğru çoğul biçimiyle tamamlayın: History is full of fascinating ____.
Cevabı göster
what-ifs
And had Germany not made the double error of first invading the Soviet Union Dilbilgisi
0:39Ve Almanya, önce Sovyetler Birliği'ni işgal edip
we might have been living in a world where the Nazis had been the victors.
0:45Nazilerin galip geldiği bir dünyada yaşıyor olabilirdik.
Had Germany not made ... we might have been living
Had Germany not made, past perfect ile kurulmuş devrik bir koşuldur. If Germany had not made ile aynı anlama gelir. had yardımcı fiilini özneden önce getirip if sözcüğünü kaldırmak, resmî bir geçmişe aykırı varsayım üslubu oluşturur; olumsuz not özneden sonra kalır. Bu bir koşuldur, soru değildir. Sonuç bölümü we might have been living, might + have been + -ing yapısını kullanarak geçmişteki gerçek dışı koşulun oluşturacağı belirsiz ve devam eden alternatif bir durumu hayal eder. Cümle, farklı bir geçmiş kararını insanların şimdiki referans noktasına kadar deneyimlemeye devam edebileceği bir dünyaya bağlar.
Alıştırma
Cümleyi Had ... not ... yapısı ve might have been + -ing ile tamamlayın: ____ the city ____ the rail network, commuters ____ driving for hours each day.
Cevabı göster
Had · not expanded · might have been
The citizens of the Soviet Union were the ones who paid the dearest for the Allied victory. Deyimler
0:48Müttefiklerin zaferi için en büyük bedeli ödeyenler Sovyetler Birliği vatandaşlarıydı.
paid the dearest: en ağır bedeli ödemek
paid the dearest ifadesinde pay para vermek anlamına değil, bir bedel ödemek veya kayba uğramak anlamına gelir. Burada dear, eski bir kullanımla pahalı anlamındadır; üstünlük derecesi olan dearest ise bedelin ya da kaybın en büyük olduğunu gösterir. The dearest ifadesinden sonra price veya cost anlaşılır; bu yüzden bütün ifade en yüksek bedeli ödemek demektir. Buradaki bedel maddi değil, insani ve toplumsaldır. İfade, Sovyet vatandaşlarının karşılaştırmadaki en ağır sonuçları yaşadığını vurgular.
Alıştırma
Cümleyi dersteki üstünlük dereceli ifadeyle tamamlayın: Of all the towns hit by the flood, the low-lying villages ____ because their homes were destroyed.
Cevabı göster
paid the dearest
And if it were not for their determination and resistance, Dilbilgisi
0:52Ve eğer onların kararlılığı ve direnişi olmasaydı,
we may well be speaking German and chomping on bratwurst right now.
0:55şu anda pekala Almanca konuşuyor ve bratwurst yiyor olabilirdik.
if it were not for ... may well be: ... olmasaydı, şimdi ... olabilirdik
if it were not for, mevcut duruma aykırı bir koşul sunar: Gerçekte var olan bir destek unsurunun bulunmadığını varsayar. Bu cümlede onların kararlılığı ve direnişi, farklı bir bugünü önleyen unsur olarak gösterilir. may well be, bir durumun oldukça muhtemel olduğunu anlatır. Well olasılığı güçlendirir; iyi bir şekilde anlamına gelmez ve may well sonucu kesinleştirmez. Right now ile birlikte bu yapı, gerçekleşmemiş koşulun bugünkü olası sonucu hakkında gerekçeli bir tahmin kurar. İki -ing yapısı hayal edilen mevcut yaşam biçimini anlatır.
Alıştırma
Şimdiki zamana ait karşı-olgusal bir koşulu ve şu an için güçlü ama kesin olmayan bir olasılığı birlikte kullanan cümleyi seçin.
- If it were not for the community clinic, many families would be skipping meals right now.
- If it had not been for the community clinic, many families may well be skipping meals right now.
- If it were not for the community clinic, many families may well be skipping meals right now.
Cevabı göster
If it were not for the community clinic, many families may well be skipping meals right now.
for this to have happened: for + isim/zamir + bitmiş mastar
for + isim/zamir + to have + geçmiş zaman ortacı yapısında for, bitmiş mastarın mantıksal öznesini tanıtır. Burada this, to have happened yapısının mantıksal öznesidir; bitmiş mastar, olayı konuşanın şu anki analizinden önce tamamlanmış olarak sunar. Cümlenin başındaki bu ifade, gerekli koşullara yönelik bir analiz çerçevesi kurar: konuşan, varsayımsal geçmiş sonucun meydana gelmesi için nelerin doğru olması gerektiğini açıklamak üzeredir. Baştaki But, önceki söylemle karşıtlık kurar; but for ifadesinin bir parçası değildir.
Alıştırma
Cümleyi disappear fiilinin bitmiş mastarıyla tamamlayın: For the files ____, someone must have deleted them.
Cevabı göster
to have disappeared
factor in: bir unsuru değerlendirmeye veya hesaplamaya dâhil etmek
Factor in, bir hesaplama, plan veya değerlendirme yapılırken ilgili bir unsuru dâhil etmek anlamına gelen ayrılabilir bir öbek fiildir. Bu cümlede değişkenlerin yalnızca fark edilmesi değil, analizin bir parçası hâline gelmesi gerekir.
Alıştırma
Cümleyi “hesaplamaya dâhil etmek” anlamındaki iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: Before setting the ticket price, remember to ____ taxes and service fees.
Cevabı göster
factor in
and reverse engineer a scenario that gives Hitler and Germany a good fighting chance of winning the war. Notlar
1:01ve Hitler'e ve Almanya'ya savaşı kazanma konusunda iyi bir şans veren bir senaryoyu tersine mühendislikle kurgulamamız gerekiyor.
reverse engineer a scenario: sonuçtan geriye doğru senaryo kurmak
Burada reverse engineer a scenario, istenen sonucu —Almanya’nın gerçekçi bir kazanma ihtimaline sahip olmasını— başlangıç noktası olarak alıp bu sonuca yol açabilecek koşulları ve olayları geriye doğru düşünerek kurmak demektir. Nesne varsayımsal bir senaryodur; fiziksel bir ürünün parçalarına ayrılması söz konusu değildir. Başka durumlara aktarılabilen kalıp reverse engineer + süreç, plan, strateji veya senaryo şeklindedir: bilinen ya da hedeflenen bir sonuçtan hareketle onu ortaya çıkaran adımlar çıkarılır veya kurulur.
Alıştırma
Cümleyi, ‘bilinen bir sonuçtan geriye doğru düşünmek’ anlamına gelen iki sözcüklü fiille tamamlayın: We know the deadline, so let's ____ a schedule that gets us there.
Cevabı göster
reverse engineer
a good fighting chance: oldukça gerçekçi bir başarı şansı
A fighting chance, zor bir durumda başarıya ulaşmak için gerçek fakat kesin olmayan bir olasılığı anlatan bir deyimdir. A good fighting chance ifadesindeki good bu anlamı güçlendirir: olasılığın çok küçük değil, kayda değer olduğunu gösterir. Bu cümlede ifade, savaşma fırsatını değil savaşı kazanma olasılığını anlatır. Yaygın kalıplar have a fighting chance ve give someone a fighting chance şeklindedir.
Alıştırma
Cümleyi, ‘zorluğa rağmen gerçek bir başarı olasılığı’ anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: With two more weeks of training, Maya will have ____ of making the team.
Cevabı göster
a good fighting chance
he would have had to have gained a lot more land than he had.
1:08sahip olduğundan çok daha fazla toprak kazanmış olması gerekirdi.
For ... to have declared ... ve would have had to have gained yapısı
For Hitler to have declared victory, for + isim + perfect infinitive yapısından oluşan öne alınmış bir yan cümledir. Geçmişte tamamlanmış olduğu varsayılan bir sonucu kurar ve bu açıklamanın mümkün olması için neyin gerekli olacağını gösterir. he would have had to have gained içinde would + have had to gerekliliği varsayımsal geçmişe yerleştirirken sondaki have + gained, toprak kazanımının zafer ilanından önce tamamlanmasını gösteren perfect infinitive yapısıdır. Tüm yapı, çok daha fazla toprak kazanmanın bu tarihsel senaryoda gerçekleşmemiş bir ön koşul olduğunu anlatır.
Alıştırma
would have had to have ve leave fiilinin geçmiş zaman ortacıyla tamamlayın: For Lena to have caught the 6:00 train, she ____ home before five.
Cevabı göster
would have had to have left
The likelihood of Great Britain and the United States ceding their territory is very slim. Kelime
1:11İngiltere ve ABD'nin kendi topraklarını devretme olasılığı çok düşüktür.
ceding their territory: toprağın resmî devri
Cede, mülkiyeti, yetkiyi veya yasal hakları başka bir tarafa devretmek anlamına gelen resmî bir fiildir. Buradaki ceding their territory, toprağın yalnızca geçici kullanımına izin vermek değil, toprak üzerindeki denetimden veya egemenlikten resmen vazgeçmek anlamındadır. the likelihood of Great Britain and the United States ceding... yapısında ceding, olasılığı değerlendirilen eylemi adlandıran -ing yan cümlesinin merkezidir. Yeniden kullanılabilir kalıp cede something to someone biçimindedir.
Alıştırma
Hedef fiil cede'in doğru biçimiyle tamamlayın: Under the peace treaty, the kingdom agreed to ____ the coastal territory to its neighbor.
Cevabı göster
cede
Yet it is possible that some kind of ceasefire would have occurred
1:15Ancak, bir tür ateşkesin gerçekleşmiş olması
whereby Germany would have temporary control over the Allied Nations. Kelime
1:19ve Almanya'nın Müttefik Devletler üzerinde geçici bir kontrole sahip olması mümkündür.
Bir düzenlemenin nasıl işlediğini anlatan whereby
Bu cümlede whereby, olası ateşkes düzenlemesinin neye yol açacağını açıklar: Almanya bu düzenleme kapsamında Müttefik Devletler üzerinde geçici kontrol elde edecektir. “Bu düzenleme aracılığıyla” veya “bu düzenleme kapsamında” anlamına gelir; “hangi yerde” anlamına gelmez. whereby sözcüğünü bir sistem, anlaşma veya süreci belirten isimden sonra, bunun işleyişini ya da sonucunu açıklamak için kullanın: a plan whereby X happens. Önceki düşünceyi, sonraki yan cümledeki sonucu mümkün kılan araç veya düzenleme olarak sunar.
Alıştırma
“Bu düzenleme kapsamında” anlamındaki bağlayıcıyla resmî cümleyi tamamlayın: The school created a program ____ students can borrow laptops for the entire semester.
Cevabı göster
whereby
Hitler was by some accounts terrified of the United States becoming part of the Allied Forces. Kalıp ifadeler
1:22Bazı kaynaklara göre Hitler, ABD'nin Müttefik Kuvvetlerin bir parçası olmasından çok korkuyordu.
Kaynakların kapsamını sınırlayan by some accounts
by some accounts, “bazı haber veya olay anlatımlarına göre” anlamına gelir. Hitler’in korkusuyla ilgili iddianın belirli kaynaklarca desteklendiğini, herkesin kabul ettiği bir gerçek olarak sunulmadığını gösterir. Buradaki account, banka hesabı değil, olaylarla ilgili bir haber veya anlatım demektir. İfade, konuşanın iddiaya bağlılığını sınırlar ve başka anlatımların farklı olabileceğini bildirir.
Alıştırma
Yalnızca bazı kaynakların bu iddiada bulunduğunu belirten cümle hangisidir?
- The expedition certainly turned back before reaching the summit.
- By all accounts, the expedition turned back before reaching the summit.
- By some accounts, the expedition turned back before reaching the summit.
Cevabı göster
By some accounts, the expedition turned back before reaching the summit.
Having, as they did, large resources: ara sözle doğrulama
Ana dilbilgisel yapı Having large resources ifadesidir. Virgüller arasına giren as they did, Amerika Birleşik Devletleri'nin bu kaynaklara gerçekten sahip olduğunu doğrular ve bu gerçeği ayrıca vurgular. Buradaki did, had large resources ifadesinin yerini tutar; “onların davrandığı şekilde davrandılar” anlamına gelmez. Bu resmî yapı, bir nedeni belirtirken o nedenin gerçekten doğru olduğunu ara sözle doğrulamayı sağlar.
Alıştırma
Araştırmacıların gerçekten güçlü kanıtlara sahip olduğunu doğrulayan resmî ara söz yapısını tamamlayın: Having, ____, strong evidence, the investigators reopened the case.
Cevabı göster
as they did
Capturing land across the oceans would have been unlikely.
1:32Okyanusların ötesindeki toprakları ele geçirmek pek olası değildi.
the USA would have had to agree to become passive in the conflict,
1:36ABD'nin çatışmada pasif kalmayı kabul etmesi
leaving Germany to have its way with Europe. Deyimler
1:39ve Avrupa'da Almanya'yı kendi bildiğini okumaya bırakması gerekecekti.
have its way with: bir hedef üzerinde sınırsız kontrol
have its way with Europe ifadesinde its, Almanya'ya gönderme yapar. Deyim, Almanya'nın etkili bir direnişle karşılaşmadan Avrupa'yı istediği gibi kontrol edebileceği, sömürebileceği veya ona istediği gibi davranabileceği anlamına gelir. Kalıp have + iyelik + way with + hedef şeklindedir. Bir güç dengesizliği ve genellikle olumsuz bir değerlendirme aktarır; yalnızca do what it wants demekten daha güçlü ve tehditkârdır.
Alıştırma
“With no regulators to stop it, the company could have its way with the market,” cümlesinde have its way with the market ne anlama gelir?
- Piyasanın davranışını taklit etmek
- Piyasayı istediği gibi kontrol etmek veya yönlendirmek
- Piyasadan izin almak
- Piyasada adil kurallarla rekabet etmek
Cevabı göster
Piyasayı istediği gibi kontrol etmek veya yönlendirmek
It would have had to have made economic sense for the USA Kalıp ifadeler
1:41ABD için, tek tek ülkeler yerine
to continue to do deals with a German-led Europe rather than the individual countries. Kalıp ifadeler
1:44Almanya'nın öncülük ettiği bir Avrupa ile anlaşmalar yapmaya devam etmek ekonomik olarak mantıklı olmalıydı.
Made economic sense: ekonomik açıdan mantıklıydı
made economic sense ifadesinde made, make + değerlendirme ölçütü + sense kalıbındaki make fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Bu ifade, düzenlemenin sürdürülmesinin ABD için mali veya ticari açıdan makul olması gerektiğini anlatır; “ekonomik bir anlam yaratmak” demek değildir. Bu kalıp, değerlendirmenin hangi açıdan yapıldığını gösterebilir: make practical sense, make legal sense veya make strategic sense. Burada economic, değerlendirmeyi maliyetler, faydalar ve ekonomik çıkarlarla sınırlar.
Alıştırma
Cümleyi “mali açıdan makuldü” anlamındaki kalıpla tamamlayın: Given the lower rent, moving the office ____.
Cevabı göster
made economic sense
Do deals with: biriyle anlaşmalar yapmak
do deals with ifadesinde do fiildir, deals ise çoğul bir isimdir. İfade, başka bir tarafla ticari veya siyasi anlaşmalar müzakere etmek, yapmak ya da yürütmek anlamına gelir; burada devam eden ekonomik işlemleri belirtir. Kalıp do deals + with + diğer taraf şeklindedir. Tek bir anlaşma için do a deal with, çoğul, tekrarlanan veya genel anlaşmalar için do deals with kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi do ile başlayan ve “biriyle ticari anlaşmalar yapmak” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Small companies often ____ overseas distributors.
Cevabı göster
do deals with
and Italy would continue to be a German ally.
1:51ve İtalya Almanya'nın müttefiki olmaya devam edecekti.
Spain and Portugal would find themselves aligned with Germany, Dilbilgisi
1:54İspanya ve Portekiz kendilerini Almanya ile aynı hizada bulacak,
find themselves aligned with: planlanmamış bir konumda kalmak
Find oneself + tümleç, öznenin bilinçli planından çok olayların o yönde gelişmesi sonucunda belirli bir durumda kalmasını ifade eder. Burada themselves, Spain and Portugal ifadesine döner; aligned with Germany ise ortaya çıkan siyasi konumu anlatan tümleçtir. Bu varsayımsal ifadede find, aramak veya keşfetmek anlamına gelmez. Kalıpla bir kişinin sonunda yalnız kalması, bir görevden sorumlu hâle gelmesi veya beklenmedik bir ortakla çalışması gibi sonradan ortaya çıkan durumlar anlatılabilir.
Alıştırma
Önceden planlanmadan ortaya çıkan bir konumu anlatan en iyi seçeneği seçin: After several unexpected coalition shifts, the two smaller parties _____ the opposition.
- aligned themselves with
- searched themselves alongside
- found themselves aligned with
Cevabı göster
found themselves aligned with
For Germany to have won the Second World War,
1:59Almanya'nın İkinci Dünya Savaşı'nı kazanması için,
they would have had to have given up their ambitions to take the Soviet Union. Öbek fiiller
2:01Sovyetler Birliği'ni ele geçirme hırslarından vazgeçmeleri gerekirdi.
given up their ambitions: önceki hedeflerden vazgeçmek
Give up one's ambitions, daha önce ulaşılması amaçlanan hedeflerin peşinden gitmeyi bırakmak anlamına gelir. Cümlede their, Almanya'ya gönderme yapar; ambitions ise Almanya'nın yayılmacı hedefleridir. Given, give fiilinin geçmiş ortaç biçimidir. have given up tamamlanmış yapısında ve onun da içinde bulunduğu would have had to have given up dizisinde yer alır. Bu dizi, gerçek dışı bir geçmiş senaryoda bu hedeflerden vazgeçmeyi daha önce gerçekleşmesi gereken zorunlu bir koşul olarak sunar.
Alıştırma
Cümleyi hedeflerinin peşinden gitmeyi bıraktılar anlamındaki dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Faced with the treaty's strict limits, the leaders had ____ for territorial expansion.
Cevabı göster
given up their ambitions
So some kind of peace deal would have had to be brokered between the Soviets and Germany Kalıp ifadeler
2:06Dolayısıyla Hitler'in savaşı kazanması için
if Hitler were to win the war.
2:10Sovyetler ve Almanya arasında bir tür barış anlaşması sağlanmalıydı.
peace deal ... be brokered between: barış anlaşması ve arabuluculuk
Peace deal, bir çatışmayı sona erdirmeyi veya duraklatmayı amaçlayan anlaşma anlamındaki bir isim öbeğidir. Buradaki some kind of peace deal, anlaşmanın tam biçiminin ve şartlarının belirtilmediğini gösterir. Be brokered between the Soviets and Germany edilgen bir yapıdır: üçüncü bir taraf iki taraf arasındaki anlaşmayı düzenler veya arabuluculukla sağlar. Cümle anlaşmayı ve iki tarafı öne çıkarırken arabulucunun kim olduğunu söylemez. Brokered yalnızca Sovyetler ile Almanya'nın anlaşmayı imzaladığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Üçüncü bir tarafın anlaşmayı düzenlediğini belirten diplomasi ifadesini kullanarak cümleyi tamamlayın: The peace deal would have to ____ between the two countries.
Cevabı göster
be brokered
Germany would have had to have abandoned its plans to take Japan.
2:13Almanya'nın Japonya'yı ele geçirme planlarından vazgeçmesi gerekirdi.
there would be no real reason to pursue the East once they'd taken the lion's share of Europe. Deyimler
2:17Avrupa'nın aslan payını aldıktan sonra Doğu'nun peşinden gitmek için gerçek bir nedenleri kalmayacaktı.
the lion's share: en büyük pay
The lion's share, bir şeyin en büyük bölümünü, genellikle çoğunu ve çoğu zaman diğer bölümlerden çok daha fazlasını anlatan deyimsel bir ifadedir. Bu cümlede, Avrupa'nın büyük bölümünü ele geçirmiş olacakları anlamına gelir; lion burada gerçek anlamıyla kullanılmaz. Belirli artikel the genellikle bu kalıplaşmış ifadenin bir parçasıdır ve atlanmaz. İfadenin ardından çoğunlukla of ve bir isim gelir: the lion's share of Europe. İfade eşit olmayan bir dağılımı anlatır; bunun olumlu, olumsuz veya yalnızca önemli olarak görülmesi bağlama bağlıdır.
Alıştırma
En büyük bölüm anlamındaki deyimi kullanarak cümleyi tamamlayın: The research team received ____ of the grant.
Cevabı göster
the lion's share
Özet belirteci olarak In short,
Burada In short bir söylem belirtecidir: Dinleyiciye, konuşmacının önceki ayrıntıları tek bir ana sonuç hâlinde özetlemek üzere olduğunu bildirir. Zamanı değil, bilgiyi düzenler. “Kısa bir süre içinde” anlamına gelmez; bu ifadeyi duyduğunuzda konuşmacının temel sonucuna dikkat edin.
Alıştırma
Cümleyi dersteki iki sözcüklü özet belirteciyle tamamlayın: The plan is expensive, risky, and unlikely to work. ____, we should reject it.
Cevabı göster
In short
to let Germany carry on with its ambitions. Öbek fiiller
2:26Almanya'nın hırslarını sürdürmesine izin vermek için bir nedeni olmalıydı.
Siyasi bir benzetme olarak bigger players on the world stage
Bu siyasi benzetmede players, harekete geçip olayları etkileyebilen ülkeler veya diğer güçlü siyasi kuvvetlerdir; the world stage ise uluslararası ilişkiler alanıdır. Bigger, daha geniş toprakları değil, daha fazla etki veya gücü anlatır. Bu cümlede ifade, Almanya’nın emellerini sürdürüp sürdüremeyeceğini etkileyebilecek büyük güçlere işaret eder.
Alıştırma
“The bigger players on the world stage can shape the outcome,” cümlesinde bigger players on the world stage ne anlama gelir?
- Uluslararası etkisi daha büyük ülkeler veya siyasi güçler
- Toprak alanı en geniş ülkeler
- Uluslararası bir izleyici kitlesine gösteri yapan ünlü oyuncular
Cevabı göster
Uluslararası etkisi daha büyük ülkeler veya siyasi güçler
carry on with: bir etkinliğe veya plana devam etmek
Bu cümlede carry on with, “bir şeyi sürdürmek veya üzerinde çalışmaya devam etmek” anlamına gelir. Almanya'nın emellerini sürdürmesine izin verilmektedir. Kalıp carry on with + isim veya isim öbeği şeklindedir: carry on with the meeting, the plan ya da your work. Buradaki carry, bir öbek fiilin parçasıdır; fiziksel olarak bir şeyi tutmak veya taşımak anlamına gelmez.
Alıştırma
Elektrik geri geldi ve ekibin devam etmekte olan bir deneyi sürdürmesi gerekiyor. Boşluk için en uygun ifadeyi seçin: Now we can ___ the experiment.
- carry out
- carry
- carry on with
Cevabı göster
carry on with
This lack of interference would itself be morally wrong,
2:28Nazilerin nüfusun tüm kesimlerini yok etme girişimi göz önüne alındığında,
considering the Nazis attempt to exterminate entire sections of the population, Dilbilgisi
2:31bu müdahale eksikliği başlı başına ahlaki açıdan yanlış olurdu;
Cümle başındaki considering: bir yargının gerekçesini sunmak
Bu yan cümlenin başındaki considering, yapılan yargıyı etkilemesi gereken bir bilgiyi sunar. “Göz önüne alındığında” veya “dikkate alındığında” anlamına gelir; dolayısıyla ardından gelen gerçek, önceki ahlaki değerlendirmenin gerekçesidir. Buradaki considering, “bir seçeneği düşünmek” anlamındaki ana fiil değildir. Gerekçeyi sunan bir bağlama ögesi olarak çalışır ve ardından isim öbeği ya da yan cümle gelebilir.
Alıştırma
Hangi cümlede considering bir yargının gerekçesini sunmak için kullanılmıştır?
- Please consider taking the train.
- Maya is considering taking the train.
- Considering the heavy traffic, we should take the train.
Cevabı göster
Considering the heavy traffic, we should take the train.
so-called undesirables: insanlıktan çıkarıcı bir etikete mesafe koymak
Bu cümlede so-called, anlatıcının bir etiketi doğru ya da meşru kabul etmeden aktardığını gösterir. Sözlü tırnak işareti gibi çalışır ve çoğu zaman kuşku ya da eleştiri katar. Undesirables, insanları adlandırmak için kullanılan tarafsız bir isim değildir. Burada Nazi rejiminin zulmettiği gruplar için kullandığı insanlıktan çıkarıcı bir kategoridir. İfadenin tamamını anlatıcının kendi tanımı olarak değil, “rejimin istenmeyen diye damgaladığı insanlar” olarak anlayın.
Alıştırma
Bu cümlede so-called undesirables ne anlatıyor?
- Listelenen bütün gruplar için kullanılan tıbbi bir terim
- Anlatıcının kabul ettiği tarafsız bir kategori
- Zulmedenlerin kullandığı ancak anlatıcının onaylamadığı damgalayıcı bir etiket
Cevabı göster
Zulmedenlerin kullandığı ancak anlatıcının onaylamadığı damgalayıcı bir etiket
So if the Germans had won the Second World War Dilbilgisi
2:41Yani Almanlar İkinci Dünya Savaşı'nı kazansaydı
we would now be living in a world where inside the Greater German Reich,
2:46şu an Büyük Alman İmparatorluğu içinde,
these people would have been eliminated.
2:49bu insanların ortadan kaldırıldığı bir dünyada yaşıyor olurduk.
if the Germans had won ... we would now be living: geçmiş koşul ve şimdiki sonuç
Bu, koşul ve sonuç farklı zamanlara ait olduğu için karma bir gerçek dışı koşul cümlesidir. if the Germans had won, past perfect kullanarak gerçekleşmemiş bir geçmiş koşulu sunar: Almanlar savaşı kazanmadı. we would now be living, would + be + -ing yapısını now ile kullanarak günümüzde sürmekte olan hayalî bir durumu gösterir. Bu kalıp, gerçekleşmemiş bir geçmiş olayı onun sonucunda ortaya çıkacak farklı bir bugüne bağlar: If + had + past participle, ... would be/doing ... now.
Alıştırma
Maya bir bursu reddetti ve şu anda Kanada’da değil. Gerçekleşmemiş geçmiş seçimi ve hayalî şimdiki sonucu göstermek için accept ve study sözcüklerini kullanın: If Maya ____ the scholarship last year, she ____ at a university in Canada now.
Cevabı göster
had accepted · would be studying
Bir grubu zorla bölgeden uzaklaştırma terimi olarak ethnic cleansing
Ethnic cleansing, hedef alınan bir nüfusun, özellikle de etnik veya dinî bir grubun zorla sürgün, korku, şiddet ya da öldürme yoluyla bir bölgeden kasıtlı olarak uzaklaştırılması demektir. Bu cümlede ifade, Nazi zulmünü hedef alınan grupları bir topraktan planlı biçimde ortadan kaldırma çabası olarak sunar. Cleansing sözcüğünün gündelik İngilizcedeki olumlu çağrışımı, buradaki zorlamayı ve acıyı gizleyebilir.
Alıştırma
Ciddi bir haberde ethnic cleansing ifadesi en doğrudan neyi anlatır?
- Komşu gruplar arasında kültürel geleneklerin barışçıl biçimde paylaşılmasını
- Hedef alınan bir nüfusu zorlama veya şiddet yoluyla bir bölgeden uzaklaştırma kampanyasını
- Savaştan sonra kamu temizliğini iyileştirme çabasını
Cevabı göster
Hedef alınan bir nüfusu zorlama veya şiddet yoluyla bir bölgeden uzaklaştırma kampanyasını
in 1962 wrote one of the first alternate history novels to look at what would happen. Kültür
2:531962'de neler olacağını inceleyen ilk alternatif tarih romanlarından birini yazdı.
Bir kurgu türü olarak alternate history
Alternate history, geçmişte yapılan varsayımsal bir değişiklik üzerine kurulan kurgudur: gerçek bir tarihî olay farklı sonuçlanır ve hikâye bunun ortaya çıkardığı dünyayı inceler. Burada ifade, Philip K. Dick'in yazdığı roman türünü belirtir. Alternate, gerçek tarihten farklı anlamına gelir; sırayla anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir roman, uzay yarışının Sovyetler Birliği'nin Ay'daki ilk kalıcı üssü kurmasıyla sonuçlandığını hayal ediyor. Türü en iyi hangi ad açıklar?
- alternate history
- biography
- historical fiction
Cevabı göster
alternate history
The Empire of Japan includes all of Greater East Asia
3:04Japonya İmparatorluğu tüm Büyük Doğu Asya'yı içerirken,
with the United States divided between the Japanese puppet Pacific States of America
3:07ABD, Japon kuklası olan Amerika Pasifik Devletleri
puppet state: adı bağımsız, gerçekte kontrol altında
Puppet state, resmî olarak bağımsız görünen fakat özellikle önemli siyasi veya askerî kararlarında gerçekte daha güçlü bir yabancı devlet tarafından kontrol edilen ülke ya da hükûmettir. Bu kurgusal ortamda Rocky Mountain States için Nazi puppet state denmesi, bölgenin kendi adı ve yönetimi olsa bile gerçek gücün Nazi Almanyası’nın elinde olduğu anlamına gelir. Puppet burada mecazdır; gerçek bir oyuncak kuklayı ifade etmez.
Alıştırma
Hangi durum en iyi puppet state olarak tanımlanır?
- İki bağımsız ülke birbirini savunma konusunda anlaşır.
- Bir il, kendi ülkesinin parçası olarak doğrudan yönetilir.
- Bir ülkenin kendi hükûmeti vardır, ancak önemli kararlarını yabancı bir güç kontrol eder.
Cevabı göster
Bir ülkenin kendi hükûmeti vardır, ancak önemli kararlarını yabancı bir güç kontrol eder.
Canada avoids occupation in this scenario
3:15Bu senaryoda Kanada, Britanya İmparatorluğu'nun bir parçası olmasına
despite being part of the British Empire and being at war with the Nazis from the start. Dilbilgisi
3:17ve başından beri Nazilerle savaş halinde olmasına rağmen işgalden kurtulur.
despite being + tümleç
Despite bir karşıtlık ve ödünleme ilişkisi kurar: despite sonrasındaki gerçek, normalde ana cümledeki sonucun gerçekleşme ihtimalini azaltırdı. Being, be fiilinin -ing biçimidir; bu nedenle despite being part of the British Empire, Kanada’nın bu statüsünü işgalden kaçınmasıyla beklenmedik bir karşıtlık içinde sunar. Despite sonrasında tam bir özne-yüklem cümlesi değil, isim öbeği veya -ing biçimi kullanın. Tam cümleyi korumak için despite the fact that kullanın.
Alıştırma
Cümleyi beklenmedik gerçeği tanıtan iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: “Nora attended the meeting ____ sick.”
Cevabı göster
despite being
With the USA having obtained nuclear capability by 1945, Dilbilgisi
3:22ABD'nin 1945'e kadar nükleer kapasiteye sahip olmasıyla,
Nazi Germany would have been desperate to find their own weapons of mass destruction. Kültür
3:25Nazi Almanyası kendi kitle imha silahlarını bulmak için çaresiz kalırdı.
With the USA having obtained ...: tamamlanmış bir olayı arka plan olarak sunan yapı
With + isim öbeği + having + past participle, tamamlayıcı bir bağımsız yapı oluşturur. Burada the USA, having obtained yapısının örtük öznesidir ve nükleer kapasiteyi elde etme olayı ana cümledeki varsayılan sonuçtan önce gerçekleşmiştir. Bu yapı tamamlanmış olayı arka plana alır. ABD'nin daha önce nükleer kapasiteye ulaşmasının Nazi Almanyası'nın çaresizce silah aramasına yol açan koşulları veya baskıyı oluşturduğunu ima eder; with ile başlayan bölüm tek başına tam bir cümle değildir.
Alıştırma
İlk bölümü with + isim + having + past participle yapısıyla yeniden yazın: Maya raporu bitirdi, bu yüzden editör onu müşteriye gönderdi. ____, the editor sent it to the client.
Cevabı göster
With Maya having finished the report
weapons of mass destruction: her güçlü silah değil, güvenlik alanında bir kategori
weapons of mass destruction, güvenlik alanında belirli bir kategoriyi gösteren sabit bir çoğul ifadedir. Politika, askerî ve tarihî bağlamlarda genellikle nükleer, kimyasal ve biyolojik silahları kapsar; benzer ölçekte etkileri olan başka silahları da kapsayabilir. Bu cümlede ifade, yalnızca çok güçlü bir konvansiyonel silahı değil, bu kategoriye giren bir kapasiteyi veya cephaneliği anlatır. Çoğul biçim bir silah sınıfını belirtir; yaygın kısaltması WMD'dir.
Alıştırma
Güvenlik ve politika İngilizcesinde weapons of mass destruction en iyi hangi anlama gelir?
- Nükleer, kimyasal ve biyolojik silahları kapsayan resmî bir kategori
- Bir binaya zarar verebilen herhangi bir silah
- Günlük sorunlara yol açan bir nesne için kullanılan mizahi bir ad
Cevabı göster
Nükleer, kimyasal ve biyolojik silahları kapsayan resmî bir kategori
Nazism may have been discovered by its own people to be inherently evil
3:29Nazizm, bizzat kendi halkı tarafından doğası gereği kötü olarak keşfedilebilir
be overthrown from within: içeriden devrilmek
Bu cümlede be overthrown, iktidardaki bir rejimin zorla görevden uzaklaştırılarak gücünü kaybetmesi anlamına gelir. Edilgen yapı, rejimi deviren kişileri adlandırmak yerine devrilen rejime odaklanır. From within, eylemin kaynağının ülkenin, kurumun veya hareketin kendi içindeki insanlar ya da güçler olduğunu belirtir. Fiziksel bir mekânın içinden dışarı doğru hareketi değil, içeriden kaynaklanan siyasi veya örgütsel bir değişimi anlatır.
Alıştırma
Hangi cümle, bir kurumun içindeki kişilerin yönetimin iktidarı kaybetmesine yol açtığını açıkça belirtir?
- The leadership was overthrown from within.
- The leadership resigned after the election.
- The leadership was criticized from abroad.
Cevabı göster
The leadership was overthrown from within.
we will never know just how the world would have panned out, Öbek fiiller
3:36dikkate alınması gereken çok fazla değişken olduğundan,
panned out: bir durumun sonunda nasıl geliştiği
Pan out, bir şeyin gelişip sonunda belirli bir şekilde sonuçlanması anlamına gelen gayriresmî bir phrasal verb'dür. Bir planın, ilişkinin, olayın veya durumun yalnızca o anda ne olduğuna değil, nihai sonucuna odaklanır. Bu cümlede would have panned out, alternatif bir tarih yaşansaydı dünyanın sonunda nasıl gelişebileceğini sorar. Böyle bir tarih hiç yaşanmadığı için sonucu doğrulamak mümkün değildir.
Alıştırma
The pilot program did not pan out cümlesinin anlamını en iyi hangi seçenek açıklar?
- show up — gelmek veya görünür hâle gelmek
- pan out — gelişip umulan şekilde sonuçlanmak
- take off — uçmaya veya başarılı olmaya başlamak
Cevabı göster
pan out — gelişip umulan şekilde sonuçlanmak
as there are simply too many variables to take into consideration. Kalıp ifadeler
3:38dünyanın tam olarak nasıl bir seyir izleyeceğini asla bilemeyeceğiz.
The truth is: açıkça belirtilen bir sınıra geçiş
The truth is, konuşmacının tahmin veya tartışmadan kendi gördüğü temel ve açık noktaya geçtiğini dinleyiciye bildiren bir söylem belirtecidir. Burada sınırlayıcı bir sonuç sunar: varsayımsal sonucun ne olacağını hiç kimse kesin olarak bilemez. Bu ifade, sonraki iddianın nesnel olarak doğru olduğunu kanıtlamak yerine argümanı düzenler. Bağlama göre dinleyiciyi bir düzeltmeye, itirafa veya hoş olmayan bir gerçeğe de hazırlayabilir.
Alıştırma
Örnekte The truth is ifadesinin temel söylem işlevi nedir?
- Tutumu değiştirmeden başka bir hayalî sonuç sunmak
- Sonraki her ayrıntının nesnel olarak kesin olduğunu kanıtlamak
- Tahminden, neyin bilinemeyeceğine ilişkin açık bir ifadeye geçmek
Cevabı göster
Tahminden, neyin bilinemeyeceğine ilişkin açık bir ifadeye geçmek
take into consideration: bir unsuru değerlendirmeye dahil etmek
Take X into consideration, bir yargıya varırken, plan yaparken veya karar verirken X'i hesaba katmak demektir. Kalıp yapı şöyledir: take + dikkate alınan unsur + into consideration. Burada variables, too many variables to take into consideration yapısında to'lu mastardan önce gelir. take fiilinin nesnesi olarak anlaşılır: Birinin değerlendirmeye katamayacağı kadar çok değişken vardır. İfade, bir şeyi fiziksel olarak başka bir şeyin içine götürmekle değil, zihinsel değerlendirmeyle ilgilidir.
Alıştırma
Pil ömrünün dizüstü bilgisayar satın alma kararına dahil edilmesi gerektiğini hangi cümle doğru biçimde ifade eder?
- Take the battery life into consideration before you buy the laptop.
- Take the battery life in consideration before you buy the laptop.
- Take into the battery life consideration before you buy the laptop.
Cevabı göster
Take the battery life into consideration before you buy the laptop.
It is safe to say that the victory would probably be short-lived, Anlatım akışı
3:41Müttefikler bir kez daha yapılacak en doğru şeyin
It is safe to say that: temkinli bir sonuç sunmak
It is safe to say that kalıbı, konuşanın güçlü kanıtlara dayandığını ve yanlış olma olasılığının düşük olduğunu düşündüğü bir sonucu sunar. Safe burada fiziksel güvenliği değil, bu açıklamayı yapmanın fazla riskli olmamasını anlatır. Sonuç that yan cümlesinde yer alır. Kalıp güven duygusu verirken bu cümledeki probably, tahminin kesin duyulmasını önler.
Alıştırma
Cümleyi iyi desteklenen ancak temkinli bir sonuç sunan sabit kalıpla tamamlayın: Based on all three successful tests, ____ the device is reliable.
Cevabı göster
it is safe to say that
as the Allies decided once again that the right thing to do Kalıp ifadeler
3:45Hitler'i dünya sahnesinden sonsuza dek silmek olduğuna karar vereceği için,
would have been to remove Hitler from the world stage once and for all. Deyimler
3:48bu zaferin muhtemelen kısa ömürlü olacağını söylemek yanlış olmaz.
the right thing to do: doğru eylemi değerlendirmek
the right thing to do isim öbeği, ahlaken doğru veya uygulamada sorumlu görülen bir eylemi adlandırır. Right burada left sözcüğünün karşıtı olan yönü değil, doğru veya uygun olmayı ifade eder. to do mastarı, değerlendirilen eylemi belirterek thing sözcüğünü tamamlar. Yaygın bir kalıp the right thing to do is to + fiilin yalın hâlidir; would have been to + fiilin yalın hâli ise varsayımsal veya gerçekleşmemiş bir geçmiş eylem hakkında değerlendirme yapar.
Alıştırma
Cümleyi bir eylemi ahlaken veya uygulamada doğru olarak sunan ifadeyle tamamlayın: Even when nobody is watching, returning the lost wallet is ____.
Cevabı göster
the right thing to do
once and for all: kesin ve kalıcı biçimde sonuca bağlamak
Once and for all, aynı sorun yeniden ortaya çıkmasın diye bir şeyi kesin ve kalıcı biçimde sonuçlandırmak anlamına gelen kalıplaşmış bir deyimdir. once + for + all sözcüklerinin düz anlamlarının toplamı değildir. Burada remove fiilini niteler ve uzaklaştırmanın nihai olduğunu gösterir: amaç, Hitler'in yeniden iktidara gelmesini veya başka bir savaşa yol açmasını engellemek olurdu. Daha genel olarak bu ifade, bir eylemi tekrarlanan bir tehdidin, anlaşmazlığın veya sorunun kesin sonu olarak sunar.
Alıştırma
“Kesin ve kalıcı biçimde” anlamındaki deyimle cümleyi tamamlayın: Let's settle this ____ so we never have to argue about it again.
Cevabı göster
once and for all
what do you think would have happened if Hitler and Germany won the Second World War?
3:52sizce Hitler ve Almanya İkinci Dünya Savaşı'nı kazansaydı ne olurdu?
be sure to watch our other video called the top 10 dumbest reasons
3:57insanların tutuklanıp hapse atılmasının en aptalca 10 nedeni adlı