Öz Şefkat: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
510 kelime 159 kel/dk

Video Özeti: Bu konuşma, öz şefkatin başarısızlığı zorluk, şans, başarının ötesindeki değer, iyilik, düşük beklentiler ve dinlenme açısından yorumlayarak öz eleştiriyi nasıl durdurduğunu anlatır. Başlıca İngilizce Noktaları: 1. "so good are we at this that" — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: so ile sıfat başa geldiğinde oluşan resmî devrik yapıyı tanıyın; soru sanmadan neden-sonuç anlamını izleyin. 2. "To this end," — Söylem ve Retorik: belirtilen amacı ardından tanıtılan yönteme bağlayın. 3. "Take each new hour as it comes" — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: bir krizi, geleceğin tamamını öngörmek yerine, yönetilebilir birer saat hâlinde karşılama öğüdünü anlayın.

Bu derste

To survive in this high-pressured crazy world,

0:10

Bu yüksek baskılı çılgın dünyada hayatta kalmak için,

most of us have to become highly adept at self-criticism.

0:13

çoğumuzun özeleştiri konusunda oldukça yetkin hale gelmesi gerekiyor.

We learn how to tell ourselves off for our failures Öbek fiiller

0:18

Başarısızlıklarımız için kendimizi nasıl azarlayacağımızı öğreniriz,

and for not working hard or smart enough.

0:21

ve yeterince sıkı ya da akıllıca çalışmadığımız için.

Öbek fiiller

Tell ourselves off for our failures: başarısızlıklarımız için kendimizi azarlamak

Tell someone off, birisi yanlış bir şey yaptığı için onunla öfkeli biçimde konuşup onu azarlamak demektir. Burada ourselves eylemi dönüşlü yapar: hem azarlayan hem de azarlanan kişiler biziz. Kalıp tell + kişi + off + for + neden şeklindedir. Zamir tell ile off arasına gelir; for sonrasında bir isim öbeği veya -ing biçimi kullanılabilir: tell myself off for the mistake; tell myself off for forgetting.

Alıştırma

Cümleyi tell ... off for kalıbının geçmiş biçimi ve Mia nesnesiyle tamamlayın: The coach ____ missing practice.

Cevabı göster

told Mia off for

But so good are we at this Dilbilgisi

0:24

Ancak bu konuda o kadar iyiyiz ki,

that we're sometimes in danger of falling prey Deyimler

0:25

bazen kurbanı olma tehlikesiyle karşı karşıya kalırız

to an excessive version of self-criticism,

0:28

aşırı bir özeleştiri versiyonunun,

Dilbilgisi

So good are we at this that: öne alınmış so ... that devrikliği

Baştaki so + sıfat grubu vurgu için öne alınmıştır. Good öne geldiği için are fiili we öznesinden önce gelir: So good are we .... Are we sırasına rağmen bu bir soru değil, bildirme cümlesidir. That, bu yüksek derecenin sonucunu belirtir. Nötr sıra We are so good at this that ... biçimindedir. Buradaki this, hemen önce söz edilen kendimizi eleştirme alışkanlığını anlatır.

Alıştırma

Resmî, öne alınmış so ... that kalıbını kullanarak yeniden yazın: The storm was so severe that all flights were canceled. → ____ that all flights were canceled.

Cevabı göster

So severe was the storm

Deyimler

fall prey to: zarar görmek veya kontrolü altına girmek

Fall prey to, tehlikeli veya zararlı bir şeyin “zararına uğramak, kontrolüne girmek ya da onun tarafından kandırılmak” demektir. İfade, bir hayvanın başka bir hayvanın avı olması görüntüsünden gelir ancak genellikle mecazi anlamda kullanılır. Bu cümlede aşırı öz eleştiri, zararlı bir güç gibi ele alınıyor. Kalıp fall prey to + isim veya -ing biçimidir; to bir edattır, mastarın parçası değildir.

Alıştırma

Uyarıyı “zarar görmek veya kontrolü altına girmek” anlamındaki üç sözcüklü deyimle tamamlayın: Even confident performers can ____ fear before an important event.

Cevabı göster

fall prey to

what we might call self-flagellation, Kelime

0:31

buna kendini kırbaçlama da diyebiliriz,

a rather dangerous state

0:33

ki bu oldukça tehlikeli bir durumdur,

which just ushers in depression and underperformance. Öbek fiiller

0:34

sadece depresyona ve düşük performansa yol açar.

Kelime

self-flagellation: aşırı ve cezalandırıcı öz eleştiri

Self-flagellation sözcüğü gerçek anlamıyla kişinin kendisini kırbaçlamasını anlatır. Bu cümlede ise kişinin kendisini tekrar tekrar suçlaması ve zihinsel olarak cezalandırması için kullanılan güçlü bir mecazdır. Konuşmacı bu resmî ve çarpıcı sözcükle sakin bir değerlendirmeyi veya yararlı bir düzeltmeyi değil, zararlı hâle gelmiş öz eleştiriyi adlandırıyor.

Alıştırma

Hangi durum, self-flagellation sözcüğünün mecazi anlamıyla en iyi anlatılır?

  1. Bir kişi küçük bir hata yüzünden kendisine sürekli başarısız diyor ve zihinsel olarak kendisini cezalandırıyor.
  2. Bir kişi nelerin iyi gittiğini ve nelerin geliştirilmesi gerektiğini sakin biçimde sıralıyor.
  3. Bir kişi zor bir işi bitirmesini kutluyor.
Cevabı göster

Bir kişi küçük bir hata yüzünden kendisine sürekli başarısız diyor ve zihinsel olarak kendisini cezalandırıyor.

Öbek fiiller

ushers in: yeni bir dönemi başlatmak

Bu cümlede ushers in, “başlangıcına yol açar” veya “başlatır” anlamındadır. Tehlikeli ruh hâli, depresyon ve düşük performanstan oluşan yeni ve daha kötü bir duruma götürür. Usher in kalıp fiili, bir değişimi bir dönemin, eğilimin veya durumun başlangıcı olarak sunar. Özne genellikle değişimin başlamasına neden olan olay veya gelişmedir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki “yeni bir dönemin başlamasına yardımcı olmak” anlamına gelen fiil kalıbıyla tamamlayın: The discovery could ____ a new era of medicine.

Cevabı göster

usher in

We might simply lose the will to get out of bed. Kalıp ifadeler

0:38

Sırf bu yüzden yataktan çıkma isteğimizi kaybedebiliriz.

Kalıp ifadeler

lose the will to: harekete geçme isteğini kaybetmek

Lose the will to do something, bir şeyi yapmak için gereken iç kararlılığı veya zihinsel gücü artık taşımamak demektir. Burada motivasyon, yataktan çıkmak bile imkânsız görünecek kadar düşer. Will burada kararlılık veya istek anlamında bir isimdir. Ardından to + fiilin yalın hâli gelir: lose the will to continue, speak veya try.

Alıştırma

Cümleyi dersteki “harekete geçmek için gereken iç kararlılığı kaybetmek” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: After months of painful rehabilitation, Leo began to ____ continue.

Cevabı göster

lose the will to

For those moments,

0:41

Bu anlar için,

we need a corrective.

0:42

düzeltici bir şeye ihtiyacımız var.

We need to carve out time Öbek fiiller

0:43

Zaman ayırmamız gerekiyor

for an emotional state

0:45

bir duygu durumu için,

of which many of us are profoundly suspicious,

0:46

çoğumuzun derinden şüphe duyduğu,

self-compassion.

0:49

öz şefkat.

Öbek fiiller

carve out time: programda bilinçli olarak zaman açmak

Carve out time, zaten yoğun olan bir programda bilinçli olarak belirli bir süreyi kullanılabilir hâle getirmek demektir. Bu cümlede, boş zamanın kendiliğinden ortaya çıkmasını beklemek yerine öz şefkate yer açmamız isteniyor. Bu öbek fiil, zamanı diğer sorumlulukların arasından çıkarılan bir şey gibi gösterir. Yaygın kalıplar carve out time for + isim ve carve out time to + fiildir.

Alıştırma

Hedef ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: My schedule is packed, but I will ____ to help my brother with his project.

Cevabı göster

carve out time

We're suspicious because that sounds horribly close to self-pity. Kalıp ifadeler

0:51

Şüphe duyuyoruz çünkü bu kulağa kendine acımaya korkunç derecede yakın geliyor.

Kalıp ifadeler

sounds horribly close to self-pity: rahatsız edici bir benzerliği ifade etmek

Sounds close to, bir fikrin verdiği izlenime göre başka bir şeye benzer görünmesi demektir. Burada that, öz şefkati ifade eder ve cümle insanların bunun kendine acımaya benzediğinden endişe ettiğini söyler; close kavramsal benzerliktir, fiziksel mesafe değildir. Horribly, konuşanın tutumunu gösteren bir zarftır. Close sözcüğünü güçlendirir ve olası benzerliğin rahatsız edici veya kabul edilemez olduğunu gösterir; çirkin bir sesi tanımlamaz.

Alıştırma

Bu cümlede sounds horribly close to self-pity ne anlama geliyor?

  1. Fiziksel olarak kendine acımanın yakınında bulunuyor.
  2. Kendine acımanın yanında hoş olmayan bir ses çıkarıyor.
  3. Kendine acımaya rahatsız edici derecede benzer görünüyor.
Cevabı göster

Kendine acımaya rahatsız edici derecede benzer görünüyor.

But because depression and self-hatred

0:54

Ancak depresyon ve kendinden nefret etme

are serious enemies of a good life,

0:57

iyi bir hayatın ciddi düşmanları olduğundan,

we need to appreciate the role of self-care

0:59

öz bakımın rolünü takdir etmemiz gerekir,

in a good ambitious and fruitful life.

1:02

iyi, hırslı ve verimli bir hayattaki.

To this end, Anlatım akışı

1:06

Bu amaçla,

Anlatım akışı

To this end: bir hedefi yönteme bağlamak

To this end, ‘az önce belirtilen hedefe ulaşmak için’ anlamına gelir. Buradaki end, ‘bitiş’ değil, ‘hedef’ veya ‘amaç’ demektir. Önce daha önce belirtilen hedefe gönderme yapar, ardından bu hedefe ulaşmak için planlanan eylemi veya yöntemi tanıtır. Yaygın bilgi düzeni şöyledir: hedef. To this end, yöntem.

Alıştırma

İkinci cümlenin belirtilen hedefe ulaşma yöntemini sunduğunu en iyi gösteren bağlaç hangisidir? We want to reduce food waste. ___, the cafeteria will serve smaller portions first.

  1. As a result
  2. To this end
  3. On the other hand
Cevabı göster

To this end

we can perform what we've called

1:07

adlandırdığımız şeyi yapabiliriz

a self-compassion exercise,

1:08

bir öz şefkat egzersizi,

a structured meditation lasting 15 minutes or so, Kalıp ifadeler

1:11

yaklaşık 15 dakika süren yapılandırılmış bir meditasyon,

Kalıp ifadeler

Bir miktardan sonra or so: tahmin belirtmek

Bir miktardan sonra kullanılan or so, ‘yaklaşık’ veya ‘aşağı yukarı’ anlamına gelir. a structured meditation lasting 15 minutes or so ifadesinde süre bir tahmindir, kesin bir sınır değildir. Yaygın yapı sayı + birim + or so şeklindedir: ten minutes or so, twenty people or so. Bu ifade sayıyı daha az kesin hâle getirir ve tahminin doğal duyulmasını sağlar.

Alıştırma

‘about 20 minutes’ ifadesini bu derste öğrenilen, miktardan sonra gelen ifadeyle yeniden yazın: The walk takes 20 minutes ____.

Cevabı göster

or so

lying in bed or perhaps a bath,

1:15

yatakta ya da belki banyoda uzanırken,

turn over a sequence of thoughts Öbek fiiller

1:17

bir dizi düşünceyi evirip çevirin

that interrupt and correct the flow

1:18

akışı kesen ve düzelten,

of your worst self-accusations.

1:21

kendinize yönelttiğiniz en kötü suçlamalarınızın.

Öbek fiiller

turn over: bir şeyi dikkatle düşünüp değerlendirmek

Burada turn over, bir şeyi zihinde tekrar tekrar ve dikkatle incelemek anlamına gelir. Nesnesinin a sequence of thoughts olması, hareketin fiziksel değil zihinsel olduğunu gösterir. Bu anlam, bir yargıya varmadan önce bir fikre zaman ayırmayı ve ona farklı yönlerden bakmayı ifade eder. Fikirler, sorular, seçenekler ve anılarla kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede turn over örnektekiyle aynı zihinsel anlama sahiptir?

  1. Before answering, Maya turned the proposal over in her mind.
  2. The guard turned the visitor over to the police.
  3. Leo turned the pancake over in the pan.
Cevabı göster

Before answering, Maya turned the proposal over in her mind.

For a time,

1:23

Bir süreliğine,

adopt an entirely kindly perspective on your setbacks. Kalıp ifadeler

1:24

aksiliklerinize tamamen nazik bir bakış açısıyla yaklaşın.

Kalıp ifadeler

adopt a kindly perspective on your setbacks: aksiliklerine şefkatli bir bakış açısıyla yaklaşmak

Adopt a ... perspective on something yapısında adopt, bir şeyi görme veya değerlendirme biçimini bilinçli olarak seçip kullanmaya başlamak anlamına gelir. Perspective bakış açısıdır; on ise bu bakış açısıyla ele alınan konuyu tanıtır. Burada entirely kindly, setbacks yani ilerlemeni yavaşlatan zorluklar veya gerilemeler karşısında tamamen şefkatli ve cezalandırıcı olmayan bir bakış açısını anlatır. Yönerge, sorunları görmezden gelmeni değil, başarısızlığı yorumlama biçimini geçici olarak değiştirmeni ister.

Alıştırma

Cümleyi adopt ve perspective sözcüğünden sonra gelen doğru edatla tamamla: During the review, we decided to ____ a more patient perspective ____ the team's mistakes.

Cevabı göster

adopt · on

The self-compassion exercise goes like this. Anlatım akışı

1:28

Öz şefkat egzersizi şöyle ilerler.

Anlatım akışı

goes like this: sıradaki gösterimi tanıtmak

Bu cümlede goes like this, bir şeyin biçiminin veya içeriğinin birazdan gösterileceği anlamına gelir. Buradaki go fiziksel hareket bildirmez. İfade, konuşmada bir yönlendirme işareti görevi görür: egzersizin asıl sözlerinin veya adımlarının sırada olduğunu bildirir. Yaygın kalıp özne + goes like this biçimindedir ve ardından genellikle iki nokta, alıntı, örnek veya adımlar gelir.

Alıştırma

Konuşmacının bir oyunun adımlarını açıklamak üzere olduğunu doğal biçimde belirten cümle hangisidir?

  1. The board looks like this: it is round and blue.
  2. The alarm sounds like this: two short beeps.
  3. The game goes like this: each player draws one card.
Cevabı göster

The game goes like this: each player draws one card.

We're so in love with success, Deyimler

1:36

Başarıya o kadar aşığız ki,

Deyimler

in love with success: bir fikre mecazi bağlılık

Be in love with genellikle bir kişiye duyulan romantik aşkı anlatır. in love with success örneğinde olduğu gibi nesnesi bir fikir veya şey olduğunda mecazi anlam taşır: o fikre güçlü biçimde çekilmek veya derinden bağlanmak demektir. So sözcüğü bu tutumu güçlendirir. Burada ifade yalnızca başarıyı övmez; insanların başarıya gereğinden fazla değer verdiğini düşündürür ve cümleye eleştirel bir ton katar.

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: “Leo is in love with the idea of living by the sea.” Burada in love with ne anlama geliyor?

  1. Leo bir fikirle romantik ilişki yaşıyor.
  2. Leo bu fikre güçlü biçimde ilgi duyuyor.
  3. Leo denizi başarılı yapmak istiyor.
Cevabı göster

Leo bu fikre güçlü biçimde ilgi duyuyor.

we fail to notice the scale

1:38

ölçeğini fark edemiyoruz

of the challenges we routinely set ourselves. Kalıp ifadeler

1:40

rutin olarak kendimize koyduğumuz zorlukların.

Kalıp ifadeler

düzenli olarak kendimize koyduğumuz hedefler

set ourselves a challenge yapısında set, bir görev ya da hedefi “seçmek veya belirlemek” anlamına gelir. Ourselves, bu zorlu görevin verildiği kişileri gösteren dolaylı nesnedir; a challenge ise doğrudan nesnedir. Burada the challenges ad öbeği, onu açıklayan ilgi cümleciğinden önce gelir: the challenges (that) we routinely set ourselves. set ourselves ifadesinden sonraki doğrudan nesne yeri boştur, çünkü the challenges ifadesine gönderme yapar. set ourselves bölümünü tek başına “kendimizi bir yere yerleştirmek” anlamında tamamlanmış bir ifade olarak okumayın.

Alıştırma

Cümleyi set oneself a challenge ile aynı çift nesneli kalıbı kullanarak tamamlayın: We reached the goals we ____ before the season began.

Cevabı göster

set ourselves

There is nothing remotely normal Dilbilgisi

1:43

Zerre kadar normal olan hiçbir şey yok

about what we've tried to achieve.

1:45

başarmaya çalıştıklarımız hakkında.

Dilbilgisi

… hakkında uzaktan yakından normal hiçbir şey olmaması

There is nothing + adjective + about + topic kalıbı, konunun hiçbir yönünün o sıfatla tanımlanamayacağını belirtir. Burada, başarmaya çalıştığımız şeyin kesinlikle normal olmadığı yönünde güçlü bir yargı verir. nothing gibi olumsuz bir ifadede remotely, “hiç” veya “en ufak ölçüde bile” anlamına gelir. Olumsuzluğu güçlendirir; burada “uzak bir yerden” anlamına gelmez.

Alıştırma

“There is nothing remotely normal about this situation” cümlesi ne anlama gelir?

  1. Durum yalnızca uzaktan normal görünüyor.
  2. Durum biraz sıra dışı ama büyük ölçüde normal.
  3. Durum hiç normal değil.
Cevabı göster

Durum hiç normal değil.

We've failed,

1:47

Başarısız olduk,

but given the mountain we were trying to climb, Deyimler

1:48

ama tırmanmaya çalıştığımız dağı göz önüne alırsak,

the conclusion doesn't have to be Dilbilgisi

1:51

varılacak sonuç şu olmak zorunda değil,

that we're simply fools.

1:53

bizim sadece aptal olduğumuz.

Deyimler

given the mountain we were trying to climb: zorlu hedefi göz önüne almak

Burada given, “göz önüne alındığında” veya “hesaba katıldığında” anlamına gelir. Başarısızlığın nasıl değerlendirileceğini etkilemesi gereken zor bir arka planı tanıtır. The mountain we were trying to climb gerçek bir dağ değil, olağanüstü zor bir hedefi anlatan benzetmedir. İfade bir bütün olarak “hedefimizin ne kadar zor olduğunu göz önüne alırsak” demektir.

Alıştırma

Bu cümlede given the mountain we were trying to climb ne anlama geliyor?

  1. Hedefimizin ne kadar zor olduğunu göz önüne alırsak, başarısızlık otomatik olarak aptal olduğumuz anlamına gelmez.
  2. Gerçekten bir dağa tırmanmaya çalıştık ve başarısız olmamız aptal olduğumuzu kanıtladı.
  3. Başarısız olmadan önce biri bize bir dağ verdi.
Cevabı göster

Hedefimizin ne kadar zor olduğunu göz önüne alırsak, başarısızlık otomatik olarak aptal olduğumuz anlamına gelmez.

Dilbilgisi

doesn't have to be that: sonuç mutlaka böyle olmak zorunda değil

Doesn't have to be that, mümkün olan ancak zorunlu veya kaçınılmaz olmayan bir sonucu tanıtır. Konuşan kişi, başarısızlığın yalnızca tek bir yoruma götürdüğü fikrini reddeder. Bu yapı, sonucun kesinlikle yanlış olduğunu iddia etmez. Başka bir açıklamaya yer bırakır: belki de hedef sadece çok zordu.

Alıştırma

Hangi seçenek şu cümleyle en iyi eşleşir: The conclusion doesn't have to be that the plan was foolish?

  1. Plan hakkında herhangi bir sonuca varmak yasaktır.
  2. Plan kesinlikle aptalca değildi.
  3. Plan aptalca olabilir, ancak mümkün olan tek sonuç bu değildir.
Cevabı göster

Plan aptalca olabilir, ancak mümkün olan tek sonuç bu değildir.

We have tricky family histories,

2:01

Karmaşık aile geçmişlerimiz var,

we all do.

2:03

hepimizin var.

There were things which happened to us

2:04

Başımıza gelen şeyler oldu

at the hands of others Deyimler

2:06

başkalarının ellerinden

which can help to explain

2:07

açıklamaya yardımcı olabilecek

some of our current troubles.

2:08

şu anki dertlerimizin bazılarını.

Deyimler

“at the hands of others”:başkalarının yol açtığı zarar

At the hands of others, yaşanan olayın başkaları tarafından gerçekleştirildiğini veya başkalarının verdiği bir zarar olduğunu anlatır; özellikle zararlı ya da adaletsiz olaylar için kullanılır. Bu kişileri sorumlu gösterir ve gerçek anlamda onların ellerinden söz etmez. Bu cümlede ifade, mevcut sıkıntıları açıklamaya yardımcı olabilecek geçmişteki zararın kaynağı olarak başkalarını gösterir. Deneyimi acı çeken kişinin bakış açısından sunar ve suçlama anlamı taşır.

Alıştırma

Yozlaşmış yetkililerin kötü muameleye neden olduğunu anlatan resmî ifadeyle cümleyi tamamlayın: The villagers suffered years of abuse ____ corrupt officials.

Cevabı göster

at the hands of

We're not entirely sane or well, Dilbilgisi

2:11

Tamamen aklı başında ya da iyi değiliz,

but none of us are.

2:14

ama hiçbirimiz öyle değiliz.

Dilbilgisi

“none of us are”: “none of us are sane or well” ifadesindeki tümlecin düşürülmesi

none of us are yapısında, daha önce kullanılan entirely sane or well sıfat tümleci are fiilinden sonra tekrarlanmayıp düşürülür. Dinleyen kişi bu içeriği ilk cümlecikten tamamlar; dolayısıyla son cümlecik “hiçbirimiz tamamen aklı başında ya da iyi değiliz” anlamına gelir, “hiçbirimiz var değiliz” anlamına gelmez. Bu yapı tekrarı önler: özne ile gerekli be biçimi korunur, zaten açık olan tümleç ise söylenmez. Burada but, konuşanın kendisiyle ilgili kabulünü daha genel bir gözleme dönüştürür: konuşan tamamen iyi durumda değildir, ancak bu kusur herkes tarafından paylaşılır.

Alıştırma

Bu cümlenin son cümleciği ne anlama gelir? We're not entirely sane or well, but none of us are.

  1. Hiçbirimizin tamamen aklı başında ya da iyi olmadığı anlamına gelir.
  2. Hiçbirimizin orada bulunmadığı anlamına gelir.
  3. Hiçbirimizin ne olduğunu bilmediği anlamına gelir.
Cevabı göster

Hiçbirimizin tamamen aklı başında ya da iyi olmadığı anlamına gelir.

We weren't well set up Öbek fiiller

2:15

Bizler iyi hazırlanmamıştık

to carry out certain tasks. Öbek fiiller

2:16

belirli görevleri yerine getirmeye.

Öbek fiiller

well set up to: harekete geçmek için gerekli koşullara sahip olmak

Be well set up to do something, bir eylemi mümkün kılan veya eylemin iyi sonuçlanma ihtimalini artıran kaynaklara, düzene, becerilere ya da koşullara sahip olmak demektir. Well, set up ifadesindeki hazırlık derecesini güçlendirir. Bu yüzden cümle, konuşan kişilerin belirli görevler için bu koşullara yeterince sahip olmadığını anlatır. Burada set up bir hazırlık durumunu anlatır; ekipman kurmak ya da birine tuzak kurmak anlamına gelmez. Kalıp be + (well/not well) set up + to + fiil şeklindedir.

Alıştırma

Hangi cümle ekibin hızlı yanıt vermek için gerekli kaynaklara ve organizasyona sahip olduğunu belirtir?

  1. The team is used to responding quickly.
  2. The team is about to respond quickly.
  3. The team is well set up to respond quickly.
Cevabı göster

The team is well set up to respond quickly.

Öbek fiiller

carry out: bir görevi gerçekleştirmek veya uygulamak

Carry out; bir görevi, planı, talimatı, testi veya başka bir düzenli işi gerçekleştirmek ya da uygulamaya koymak demektir. Cümlede carry out certain tasks, belirli görevleri yapmak anlamına gelir; nesneleri fiziksel olarak dışarı taşımak anlamına gelmez. Carry out, nesne aldığında ayrılabilir: carry the task out mümkündür. Nesne bir zamirse ortaya konur: carry it out denir, carry out it denmez.

Alıştırma

Carry out ifadesinin düzenli bir eylemi gerçekleştirmek anlamına geldiği cümleyi seçin.

  1. The technicians will carry on after a short break.
  2. The unused budget will carry over into next year.
  3. The technicians will carry out the safety inspection tomorrow.
Cevabı göster

The technicians will carry out the safety inspection tomorrow.

It isn't wholly our fault

2:18

Bu tamamen bizim suçumuz değil

in the here and now. Deyimler

2:20

şu an ve burada.

Deyimler

In the here and now: şimdiki anı anlatan isim öbeği

The here and now, şimdiki anı veya mevcut gerçekliği ifade eden kalıplaşmış bir isim öbeğidir. Here ve now birlikte tek bir kavram oluşturur; ayrı ayrı bir yer ve zamanı belirtmez. Bu cümlede in the here and now, mevcut durumu geçmişten gelen etkilerle karşılaştırır. The tanımlığı ifadenin tamamını bir isim öbeği olarak işaretlediği için ifade in, focus on veya live in gibi yapıların ardından gelebilir.

Alıştırma

'Şimdiki anda' anlamına gelen beş kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın. Stop worrying about tomorrow and notice what is happening ____.

Cevabı göster

in the here and now

From the media,

2:26

Medyaya bakılırsa,

you'd think everyone was rich Dilbilgisi

2:27

herkesin zengin olduğunu düşünürsünüz

and famous and successful,

2:29

ve ünlü ve başarılı,

Dilbilgisi

You'd think ... was ...: yanlış olabilecek bir izlenim

You'd think, you would think ifadesinin kısaltılmış biçimidir. you'd think + yan cümle kalıbı, eldeki bilgilerin bir sonucu doğal gösterdiği anlamına gelir: burada medya, herkesin zengin, ünlü ve başarılı olduğu izlenimini yaratır. Konuşan kişi genellikle bu sonuçla arasına mesafe koyar ve gerçeğin farklı olduğunu ima eder. Buradaki was mutlaka geçmiş zamanı göstermez; you'd think sonrasında görünürdeki durumu sunar.

Alıştırma

Bu bağlamda You'd think everyone was rich neyi ima ediyor?

  1. Konuşan kişi dinleyicinin fikrini soruyor.
  2. Medya bu izlenimi yaratıyor, ancak doğru olmayabilir.
  3. Herkes kesinlikle zengindir.
Cevabı göster

Medya bu izlenimi yaratıyor, ancak doğru olmayabilir.

but in reality, Anlatım akışı

2:31

ama gerçekte,

undramatic quiet failure

2:32

dramatik olmayan sessiz başarısızlık,

is by a huge margin Kalıp ifadeler

2:34

çok büyük bir farkla

the statistical norm.

2:36

istatistiksel normdur.

Anlatım akışı

Düzeltici karşıtlık işareti olarak but in reality,

but in reality, konuşmacının az önce belirtilen bir izlenimi reddettiğini veya düzelttiğini dinleyiciye gösterir. Burada, herkesin zengin, ünlü ve başarılı olduğu görüntüsünden uzaklaşır ve konuşmacının gerçek durum olarak sunduğu eğilimi açıklar. İki bölümün görevleri farklıdır: but karşıtlığı işaretler, in reality ise düzeltmeyi sunar. Birlikte argümanı düzenler ve sonraki iddianın önceki izlenime karşı bir görüş olduğunu gösterir.

Alıştırma

İlk izlenimi düzeltmek için dersteki üç sözcüklük ifadeyi aynen kullanın: The advertisement makes the job look effortless, ____, it takes years of training.

Cevabı göster

but in reality

Kalıp ifadeler

Çok büyük bir fark için by a huge margin

by a huge margin, iki taraf, sonuç veya miktar arasında çok büyük bir fark bulunduğunu belirtir. Bu cümlede sessiz başarısızlığın, kamuya sunulan başarı görüntüsünden çok daha yaygın olduğu söylenir. Kalıp by + a + büyüklük belirten sözcük + margin şeklindedir: by a narrow margin, by a wide margin, by a huge margin. Burada margin sayfa kenarı değil, aradaki farkın büyüklüğü anlamındadır.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve çok büyük bir fark anlamına gelen dört sözcüklük ifadeyle tamamlayın: The score was 92 to 41. The blue team won ____.

Cevabı göster

by a huge margin

We shouldn't tear ourselves apart Deyimler

2:38

Kendimizi parçalamamalıyız

for not managing to beat what were, Deyimler

2:40

yenmeyi başaramadığımız için,

in truth,

2:42

aslında,

awesome odds.

2:43

müthiş zorlukları.

Deyimler

tear ourselves apart: kendini ağır biçimde suçlamak

Bu cümlede tear ourselves apart mecaz anlamdadır. Fiziksel olarak kendimize zarar vermek değil, ağır öz eleştiriyle kendimizi duygusal olarak hırpalamak demektir. Yapı tear + dönüşlülük zamiri + apart şeklindedir. Zamir özneye göre değişir: I tear myself apart, she tears herself apart ve we tear ourselves apart. Buradaki for, kişinin kendini suçlama nedenini belirtir.

Alıştırma

“We shouldn't tear ourselves apart after one failed attempt” cümlesinde tear ourselves apart ne anlama gelir?

  1. Çalışmamızı yırtıp çöpe atmamalıyız.
  2. Olanları düşünmekten kaçınmamalıyız.
  3. Ağır öz eleştiriyle kendimize eziyet etmemeliyiz.
Cevabı göster

Ağır öz eleştiriyle kendimize eziyet etmemeliyiz.

Deyimler

beat what were ... awesome odds: son derece zorlu koşulları aşmak

Burada beat “üstesinden gelmek”, odds ise olumsuz ihtimaller veya koşullar anlamındadır. Awesome, günlük dildeki “harika” anlamında değil, daha geniş olan “hayranlık uyandıracak kadar güçlü” veya “çetin” anlamında kullanılır. İfade not managing to sonrasında geldiği için cümle, bu son derece zor mücadelenin üstesinden gelemediklerini anlatır. what were, in truth, awesome odds şeklindeki what yan cümlesinin tamamı beat fiilinin nesnesidir. Genel kullanım olan the odds isim grubuna bir betimleme ekler; in truth ise bunun zorluğa ilişkin dürüst bir değerlendirme olduğunu vurgular. Bu, beat the odds ifadesinin daha edebî bir şekilde genişletilmiş hâlidir.

Alıştırma

“A tiny bookstore survived for fifty years and beat the odds” cümlesinde beat the odds ne anlama gelir?

  1. Odds adlı bir rakip grubunu yendi.
  2. Başarıyı düşük ihtimalli yapan koşullara rağmen başarılı oldu.
  3. Başarı ihtimalini tam olarak hesapladı.
Cevabı göster

Başarıyı düşük ihtimalli yapan koşullara rağmen başarılı oldu.

Tough self-critical people

2:50

Zorlu, özeleştiri yapan insanlar

don't allow themselves the indulgence

2:51

kendilerine şımartılma izni vermezler

of believing in luck.

2:53

şansa inanmak gibi.

They take responsibility for everything. Kalıp ifadeler

2:55

Her şeyin sorumluluğunu alırlar.

Kalıp ifadeler

Take responsibility for: bir şeyin sorumluluğunu üstlenmek

“Take responsibility for”, bir eylem, karar, sorun veya sonuçtan sorumlu olduğunu kabul etmek anlamına gelir. “For”dan sonraki nesne, neyin sorumluluğunun kabul edildiğini belirtir. Bu cümlede bu kişiler her sonucu kendi sorumlulukları olarak görür. İfade tek başına her şeye onların neden olduğu ya da tüm suçu kabul ettikleri anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi “sorumluluğunu üstlenmek” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: The manager agreed to ____ the mistake.

Cevabı göster

take responsibility for

They think winners make their own luck, Deyimler

2:57

Kazananların kendi şanslarını yarattığını düşünürler,

but they don't for the most part. Kalıp ifadeler

3:00

ama çoğunlukla yaratmazlar.

Deyimler

Make your own luck: kendi şansını yaratmak

“Make your own luck”, hazırlık, çaba, seçimler ve eylem yoluyla başarı ihtimalini artırmayı anlatan bir benzetmedir. Şansı gerçekten üretmek veya her sonucu kontrol etmek anlamına gelmez. Burada make their own luck, bu kişilerin neye inandığını sunar. Ardından gelen but, konuşanın bu inancın genel olarak doğru olup olmadığını sorguladığını gösterir.

Alıştırma

Hangi durum “make your own luck” düşüncesini en iyi gösterir?

  1. Şans hiçbir zaman önemli olmadığı için Leo her sonucu kontrol edebilir.
  2. Leo rastgele bir olayın gerçekleşmesini bekler ve hiçbir şey yapmaz.
  3. Leo dikkatle hazırlanır ve başarılı olmak için birkaç fırsat yaratır.
Cevabı göster

Leo dikkatle hazırlanır ve başarılı olmak için birkaç fırsat yaratır.

Kalıp ifadeler

for the most part: genel olarak

“For the most part”, “genel olarak” veya “çoğu durumda” anlamına gelir ve bazı istisnalara yer bırakır. Bu cümlede iddiayı yumuşatır: Kazananlar genellikle kendi şanslarını yaratmazlar, ancak istisnalar olabilir. Bu kalıplaşmış ifade, bir önermenin ne ölçüde doğru olduğunu belirtir. Bir yan cümlenin başında veya sonunda kullanılabilir.

Alıştırma

“Genel olarak, bazı istisnalarla” anlamındaki dört kelimelik ifadeyi kullanın: ____, the class enjoyed the museum trip.

Cevabı göster

For the most part

Luck is a genuine feature of existence.

3:02

Şans varoluşun gerçek bir özelliğidir.

We're robbing ourselves of fair consolation Kalıp ifadeler

3:05

Kendimizi adil bir teselliden mahrum bırakıyoruz

by believing that we're entirely in control Anlatım akışı

3:08

her şeyin tamamen kontrolümüzde olduğuna inanarak

and therefore entirely to blame when we crash. Deyimler

3:10

ve bu yüzden çöktüğümüzde tamamen suçlanacak kişi olduğumuza.

Kalıp ifadeler

rob ourselves of fair consolation: kendimizi haklı bir teselliden mahrum bırakmak

“Rob someone of something”, birinden değerli bir şeyi almak veya o kişinin buna sahip olmasını engellemek anlamına gelir. Burada “robbing ourselves of fair consolation”, kendimizi makul bir teselli kaynağından mahrum bırakmak demektir. Kalıp rob + person + of + thing biçimindedir. “Ourselves”, “we” sözcüğüne gönderme yapar ve kayba kendi inancımızın yol açtığını gösterir; burada gerçek anlamda hırsızlık yoktur.

Alıştırma

Sabit rob kalıbını bir edatla tamamlayın: Constant interruptions can rob you ____ the time you need to think.

Cevabı göster

of

Anlatım akışı

entirely in control and therefore entirely to blame ifadesindeki paralel neden-sonuç mantığı

entirely sözcüğünün tekrarı, entirely in control ... entirely to blame şeklinde paralel bir yapı kurar. Aynı pekiştirici, kontrolün derecesi ile sorumluluğun derecesini birbirine bağlar. Therefore, ikinci düşünceyi ilk düşünceden çıkan bir sonuç olarak gösterir: her sonucu kontrol ettiğimize inanırsak her başarısızlığı tamamen kendi hatamız saymaya yöneliriz. Burada to blame, birini suçlamak değil, ters giden şeyden sorumlu olmak demektir. X and therefore Y kalıbı bu akıl yürütmeyi açıkça gösterir.

Alıştırma

entirely in control and therefore entirely to blame nasıl bir mantıksal ilişki ifade ediyor?

  1. Tam kontrolün başarısızlığı önlediği ve sorumluluğu ortadan kaldırdığı anlatılıyor.
  2. Kontrol ve sorumluluk birbiriyle ilgisiz iki düşünce olarak sunuluyor.
  3. Tam kontrolün, başarısızlık için tam sorumluluğa yol açtığı anlatılıyor.
Cevabı göster

Tam kontrolün, başarısızlık için tam sorumluluğa yol açtığı anlatılıyor.

Deyimler

Ciddi başarısızlık için mecaz olarak crash

when we crash ifadesindeki crash mecaz anlamdadır. Hayatımızın, işimizin, planlarımızın veya esenliğimizin ciddi biçimde başarısız olması ya da çoğu zaman ani veya çarpıcı bir şekilde krize girmesi anlamına gelir. Burada bir araç çarpışması veya bilgisayar arızası kastedilmez. Bu canlı fiil başarısızlığı sert bir çarpma veya bozulma gibi betimler; bu yüzden yaşanan aksilik, nötr fail fiiliyle anlatılandan daha ağır hissedilir.

Alıştırma

Bu cümlede when we crash büyük olasılıkla ne anlama geliyor?

  1. Bilgisayarımız aniden yanıt vermeyi bıraktığında.
  2. Aracımız bir şeye çarptığında.
  3. Ciddi bir başarısızlık veya çöküş yaşadığımızda.
Cevabı göster

Ciddi bir başarısızlık veya çöküş yaşadığımızda.

You are not only your achievements. Dilbilgisi

3:21

Sen sadece başarılarından ibaret değilsin.

Status and material success

3:23

Statü ve maddi başarı

are one bit of you, Kelime

3:25

senin sadece bir parçan,

but there are others as well.

3:27

ama başka şeyler de var.

Dilbilgisi

Cümlelere yayılan not only ... but ... as well

You are not only your achievements cümlesinde not only yargının kapsamını sınırlar: başarıların kimliğinin bir parçasıdır, ama tamamı değildir. Bu, başarılarının seninle ilgisiz olduğu anlamına gelmez. Ardından gelen but ... as well başka yönler ekler; others ise seni oluşturan diğer parçalar demektir. Bu kullanım, not only X but also Y kalıbının cümlelere yayılmış daha serbest bir biçimidir. Önce doğru olan X öğesini verir, sonra Y'yi ekleyerek resmi genişletir.

Alıştırma

Cümlelere yayılan not only ... but ... as well kalıbını tamamlayın: The museum is ____ a place to see old objects. It preserves the past, ____ it invites new questions as well.

Cevabı göster

not only · but

Kelime

One bit of you: bir yön anlamındaki bit

Buradaki bit, kırılmış fiziksel bir parça anlamına gelmez. Daha büyük bir bütünün bir parçasını veya yönünü anlatan gündelik bir sözdür. One bit of you, kişinin kimliğini birçok parçadan oluşan bir bütün olarak gösterir. Bu nedenle statü ve maddi başarı bu kimliğe aittir, ama kimliğin tamamını tanımlamaz. Fiziksel olmayan isimlerle a bit of, a bit of the story veya a bit of advice örneklerindeki gibi küçük bir parçayı ya da miktarı anlatabilir. Hangi anlamın uygun olduğunu isim ve bağlam belirler.

Alıştırma

“The music is one bit of what makes the game exciting,” cümlesinde one bit ne anlama gelir?

  1. Bir parça veya yön
  2. Kırılmış fiziksel bir parça
  3. Nedenin tamamı
Cevabı göster

Bir parça veya yön

Those who loved you in childhood knew this

3:29

Seni çocukken sevenler bunu biliyordu

and in their best moments

3:31

ve en iyi anlarında

helped you to feel it.

3:32

bunu hissetmene yardımcı oldular.

Rehearse the internalized voices Kelime

3:34

İçselleştirilmiş seslerin provasını yap

of all those who've been kind to you.

3:36

sana karşı nazik olan tüm o insanların.

Kelime

internalized voices: içselleştirilmiş mesajlar

Internalized, başka insanlardan alınan bir şeyin kişinin düşünme biçiminin parçası hâline gelmesi demektir. Buradaki voices sözcüğü mecazdır; o insanların sözlerini, tutumlarını ve sana davranış biçimlerini anlatır, dışarıdan gelen gerçek sesleri değil. Internalized voices, rehearse fiilinin nesnesidir. Yönerge, sana iyi davranan kişilerin destekleyici mesajlarını bilinçli olarak zihninde tekrarlamanı ve bu mesajların kendi kendinle konuşma biçimine yön vermesini ister.

Alıştırma

Altyazıda internalized voices neyi ifade ediyor?

  1. Kişinin dışından yüksek sesle duyulan sesler
  2. Başka insanların seslerinin kusursuz biçimde hatırlanan gerçek tınısı
  3. Kişinin iç konuşmasının parçası hâline gelmiş destekleyici sözler ve tutumlar
Cevabı göster

Kişinin iç konuşmasının parçası hâline gelmiş destekleyici sözler ve tutumlar

Bathe in the memory of a love Deyimler

3:38

Bir sevginin anısında yıkan,

independent of achievement.

3:41

başarıdan bağımsız.

Deyimler

Duygusal bir mecaz olarak Bathe in the memory of a love

Bathe in normalde suyla çevrili olmayı anlatır, ancak burada duyusal bir mecazdır. Bathe in the memory, bir anının seni duygusal olarak sarmasına izin vermek ve onun sıcaklığı ya da tesellisi içinde kalmak demektir. Buradaki a love, sevilme deneyimini veya bir sevgi biçimini anlatır; mutlaka romantik aşk anlamına gelmez. İfadenin tamamı, başarıya bağlı olmayan bir ilginin anısında dinlenmeye çağırır.

Alıştırma

“After reading the old letter, Maya bathed in the memory of her grandmother's care,” cümlesinde bathed in ne anlama geliyor?

  1. Anının kendisini bütünüyle sarmasına ve teselli etmesine izin verdi
  2. Her gerçek ayrıntıyı kontrol etmek için anıyı inceledi
  3. Anıyı düşünürken yıkandı
Cevabı göster

Anının kendisini bütünüyle sarmasına ve teselli etmesine izin verdi

It seems it will never end.

3:51

Sanki hiç bitmeyecekmiş gibi geliyor.

That's not the truth, Ton ve niyet

3:53

Bu gerçek değil,

it's just how a crisis feels.

3:54

sadece bir krizin nasıl hissettirdiğidir.

Ton ve niyet

Bu gerçek değil; kriz sırasında insana yalnızca böyle gelir

That's not the truth, acının hiç bitmeyeceği düşüncesinin nesnel bir gerçek olduğunu reddeder. Durumun bunaltıcı hissettirdiğini inkâr etmez. it's just how a crisis feels, bu umutsuz düşünceyi kriz içinde bulunmanın yarattığı geçici bir algı olarak yeniden çerçeveler. Buradaki just, düşüncenin neyi kanıtladığını sınırlar; krizi önemsiz göstermez. Bu kalıp gerçek bir duyguyu, doğru olmayabilecek bir sonuçtan ayırır.

Alıştırma

Dersin kalıbıyla rahatlatıcı ifadeyi tamamlayın: When everything feels permanent, remind yourself: That's not the truth; ____.

Cevabı göster

it's just how a crisis feels

You need to reduce expectations Kalıp ifadeler

3:57

Beklentilerini düşürmen gerekiyor

to zero for a time.

3:59

bir süreliğine sıfıra.

Kalıp ifadeler

beklentileri sıfıra indirmek

reduce expectations to zero ifadesinde reduce sözcüğünden sonra değişen şey olan expectations gelir; ardından to ve son düzey olan zero kullanılır. Kalıp reduce + nesne + to + düzey şeklindedir. Burada zero güçlü ve söylemsel bir son noktadır: sınırlı bir süre boyunca kendinizden normal üretkenliğinizi beklemeyin. Bu ifade, hedeflerden sonsuza dek vazgeçmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi reduce ... to ... ve son nokta zero ile tamamlayın: During the emergency, we had to ____ for a few days.

Cevabı göster

reduce expectations to zero

Take each new hour as it comes Deyimler

4:01

Gelen her yeni saati olduğu gibi kabul et,

Deyimler

Take each ... as it comes: her şeyi geldiği zaman ele almak

Bu cümlede take each new hour as it comes, “her saat geldiğinde o saatle başa çıkmak” anlamına gelir. Take burada “ele almak veya başa çıkmak”, as it comes ise “olay gerçekleştiğinde veya geliştiğinde” demektir; fiziksel olarak bir şeyi almak ya da bir şeyin konuşana doğru hareket etmesi kastedilmez. Daha yaygın olan day yerine hour kullanılması, tavsiyeyi daha yakın zamana odaklar: belirsizlik sırasında geleceğin tamamı için kaygılanmak yerine kısa ve başa çıkılabilir bir zaman dilimine odaklanılır.

Alıştırma

Olaylarla yalnızca gerçekleştikleri zaman ilgilenmeyi anlatan dersteki deyimle cümleyi tamamlayın: We cannot control tomorrow, so let's take each day ____.

Cevabı göster

as it comes

and, without being banal, Ton ve niyet

4:04

ve, sıradan olmak istemem ama,

what you need most of all Dilbilgisi

4:06

en çok ihtiyacın olan şey

is some rest.

4:07

biraz dinlenmek.

Ton ve niyet

without being banal: tavsiyeden önce kullanılan bir çekince

Without being banal, konuşanın kendi söz seçimi hakkında yorum yaptığı bir giriş ifadesidir. Burada konuşan kişi, “biraz dinlenmen gerekiyor” tavsiyesinin bariz veya klişe gelebileceğini bilir ve tavsiyeyi vermeden önce bunu kabul eder. Bu ifade konuşanın güvenilirliğini korur ve dinleyicinin gösterebileceği direnci yumuşatır. Dinlenmenin önemsiz olduğu anlamına gelmez; konuşan kişi dinlenmeyi hâlâ en önemli ihtiyaç olarak sunar.

Alıştırma

“Without being banal, the first step is to ask for help.” cümlesindeki giriş ifadesi ne yapar?

  1. Tavsiyeyi vermeden önce tavsiyenin bariz veya klişe gelebileceğini kabul eder.
  2. Yardım istemenin kaba olduğu konusunda uyarır.
  3. Konuşanın herhangi bir tavsiye vermeyi reddettiğini söyler.
Cevabı göster

Tavsiyeyi vermeden önce tavsiyenin bariz veya klişe gelebileceğini kabul eder.

Dilbilgisi

What you need most of all is... odak yapısı

Burada What you need most of all bir soru değildir. “En çok ihtiyaç duyduğun şey” anlamına gelir ve what ile başlayan bölümün tamamı cümlenin öznesidir. Buna kaynaşmış ilgi yan cümlesi denir. What + özne + fiil + is + odak yapısı, temel cevabı is sözcüğünden sonra verir. most of all en yüksek önceliği gösterdiği için some rest en önemli ihtiyaç olarak vurgulanır.

Alıştırma

Öğrenilen odak yapısını aynen kullanarak tavsiyeyi tamamlayın: After three late nights, ____ a full night's sleep.

Cevabı göster

what you need most of all is