Beyninizi Yakacak İnanılmaz Gerçekler Bölüm 3: İngilizce çalışma notları

AsapSCIENCE

Öğrenme zorluğu
463 kelime 208 kel/dk

Video özeti: Şaşırtıcı gerçekler görme gecikmesini yıldız ışığı, Dünya'nın hareketi, ölçekler, varsayımlar, biyoloji ve zaman ile fikirler üzerine bir düşünceyle bağlar. Başlıca İngilizce noktaları: 1. look forward to — Öbek fiil: olumlu beklenti anlatın ve to sözcüğünün edat olduğunu hatırlayın; böylece beklenen olay ya da eylemlerden doğal biçimde söz edin. 2. Speaking of — Söylem geçişi: yeni anılan konuyu okyanuslarla ilgili bir gerçeğe köprü yapın; bağlantıyı koruyarak konuyu akıcı biçimde değiştirin. 3. it turns out that — Kalıplaşmış öbek: birkaç gerçekten sonra şaşırtıcı bir sonuç sunun; açıklamanın mantığını bozmadan sonucu açığa çıkarın ya da beklentiyi düzeltin.

Bu derste

We all look forward to the future, Öbek fiiller

0:00

Hepimiz geleceği dört gözle bekliyoruz,

but have you ever realized that we only see the past?

0:02

ama aslında yalnızca geçmişi gördüğümüzü hiç fark ettiniz mi?

Öbek fiiller

look forward to + isim veya -ing biçimi

Look forward to, bir şey gerçekleşeceği için mutlu veya heyecanlı biçimde beklemek anlamına gelir. Burada geleceğe yönelik olumlu beklentiyi ifade eder ve yalnızca geçmişi gördüğümüz düşüncesiyle karşıtlık kurar. Bu ifadede to bir edattır. Ardından isim, zamir veya -ing biçimi gelir: look forward to the trip, look forward to it ya da look forward to seeing you. Doğrudan fiilin yalın biçimi gelmez.

Alıştırma

Cümleyi look forward to ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: We are ____ the school concert next week.

Cevabı göster

looking forward to

It actually takes 80 milliseconds for your brain to process information, Dilbilgisi

0:04

Aslında beyninizin bilgiyi işlemesi 80 milisaniye sürer,

meaning we're never truly living in the now. Deyimler

0:08

yani hiçbir zaman gerçekten şu anı yaşamıyoruz.

Dilbilgisi

It takes ... for someone to do something kalıbı

It takes + süre + for someone or something + to do something kalıbı, bir eylemin ne kadar zaman gerektirdiğini belirtir. It biçimsel öznedir; zaman ifadesi süreyi verir. Bu cümlede for your brain, to process information eylemini yapanın beyin olduğunu gösterir; for amaç bildirmez. Actually, şaşırtıcı gelebilse de bu gecikmenin gerçek olduğunu vurgular.

Alıştırma

Cümleyi It takes ... for ... to ... kalıbıyla tamamlayın: ____ ten minutes ____ Leo ____ finish the puzzle.

Cevabı göster

It takes · for · to

Deyimler

living in the now: şimdiki ana odaklanmak

Bu cümlede living in the now, dikkati ve deneyimi içinde bulunulan ana yöneltmek anlamına gelir. The now, mevcut anı soyut biçimde adlandırır; fiziksel bir yer değildir. Bu ifade, şimdiki anın farkında olmayı zihnin geçmiş veya gelecekle meşgul olmasıyla karşılaştırır. Buradaki we're never truly living in the now, deneyimimizin her zaman çok az gecikmeli olduğu anlamına gelir; insanların hayattan zevk alamadığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi dersteki ifadenin aynısıyla tamamlayın: During the quiet walk, Maya stopped planning tomorrow and began ____.

Cevabı göster

living in the now

Not to mention, Anlatım akışı

0:11

Üstelik,

it takes time for light from an object to reach your eyes.

0:11

bir nesneden gelen ışığın gözlerinize ulaşması da zaman alır.

Anlatım akışı

Not to mention: başka bir destekleyici nokta eklemek

Not to mention, ek bilgi sunan bir söylem belirtecidir. Daha önce verilmiş bir nedene gönderme yapar ve aynı savı güçlendiren başka bir olguyu ekler. Sözcükler bir şeyden söz edilmemesini isteyen bir ifade gibi görünse de kullanımda tam tersini yapar: ek noktayı özellikle gündeme getirir. Burada, daha önceki işlem gecikmesinden sonra ışığın yol alması için gereken süreyi de ekler.

Alıştırma

Örnekte Not to mention hangi işlevi görüyor?

  1. Dinleyiciye sıradaki konudan kaçınılması gerektiğini söyler.
  2. Önceki nedeni düzeltir ve onun yerine geçer.
  3. Devam etmekte olan bir sava başka bir destekleyici neden ekler.
Cevabı göster

Devam etmekte olan bir sava başka bir destekleyici neden ekler.

So technically,

0:14

Yani teknik olarak,

you see how they looked a fraction of a second ago. Kalıp ifadeler

0:15

nesneyi, saniyenin küçük bir kesri kadar önceki hâliyle görürsünüz.

Kalıp ifadeler

a fraction of a second: son derece kısa bir süre

Bu cümlede a fraction of a second, bir saniyenin çok küçük bir kısmını, yani son derece kısa bir gecikmeyi ifade eder. Buradaki fraction kesin bir miktar belirtmez. Bu ifade, bir olayın veya gecikmenin bir saniyeden çok daha kısa sürdüğünü söylemenin doğal ve kesin bir yoludur.

Alıştırma

‘Bir saniyeden çok daha kısa’ anlamını vermek için cümleyi a fraction of + a time unit yapısıyla tamamlayın: The sensor responds in ____, so the delay is almost impossible to notice.

Cevabı göster

a fraction of a second

Similarly,

0:18

Benzer şekilde,

when you look up at the stars,

0:19

yıldızlara baktığınızda,

you're actually seeing light that has taken years to travel to Earth,

0:20

aslında Dünya'ya ulaşması yıllar süren ışığı görürsünüz,

thus seeing how the stars looked in the past. Anlatım akışı

0:24

dolayısıyla yıldızların geçmişteki hâllerini görürsünüz.

Anlatım akışı

thus seeing: thus + -ing ile sonuç belirtme

Burada thus ‘bunun sonucunda’ anlamına gelir ve seeing bir -ing yan cümlesini başlatır. Örtük öznesi you'dur: ışığın Dünya'ya ulaşması yıllar sürdüğü için yıldızları geçmişteki hâlleriyle görürsünüz. Kısa thus + -ing kalıbı, yeni bir tam cümle başlatmadan önceki ifadenin sonucunu sunar. Nedeni sonuca bağlar; zaman sırasındaki ‘sonra’ anlamına gelmez.

Alıştırma

Örnekte thus seeing nasıl bir ilişki ifade ediyor?

  1. Yıldızların geçmişteki hâlini görmek, ışığın uzun yolculuğunun bir sonucudur.
  2. Yıldızların geçmişteki hâlini görmek, bir dizideki sonraki adım olarak gerçekleşir.
  3. Yıldızların geçmişteki hâlini görmek, ışığın uzun yolculuk süresiyle karşıtlık oluşturur.
Cevabı göster

Yıldızların geçmişteki hâlini görmek, ışığın uzun yolculuğunun bir sonucudur.

The next time you're looking,

0:27

Bir dahaki sefere bir şeye baktığınızda,

you may want to consider that that light has traveled all the way through the universe Notlar

0:28

o ışığın tüm evreni boydan boya geçtiğini ve

until it bumped into you. Öbek fiiller

0:32

sonunda size çarptığını düşünün.

Ton ve niyet

Düşük baskılı tavsiye için may want to consider

Bu cümlede may want to consider, that yan cümlesini dinleyicinin üzerinde düşünmesi için bir fikir olarak sunar. Consider that... gibi doğrudan bir talimatı nazik ve düşük baskılı bir davete dönüştürür. Buradaki may esas olarak öneriyi yumuşatır; fikrin gerçekleşme olasılığını belirtmez. Yeniden kullanılabilecek kalıp özne + may want to consider + isim, -ing biçimi veya that yan cümlesidir.

Alıştırma

Hangi cümle tavsiyeyi en temkinli ve en düşük baskılı biçimde veriyor?

  1. You should consider leaving a little earlier.
  2. You may want to consider leaving a little earlier.
  3. You must leave a little earlier.
Cevabı göster

You may want to consider leaving a little earlier.

Kalıp ifadeler

Eksiksiz bir yol için all the way through

All the way through, through ifadesini güçlendirir: ışık evrenin yalnızca bir kısmından değil, tamamını aşan yolun tümünden geçmiştir. Bu ifade, mesafenin ne kadar büyük olduğunu güçlü biçimde hissettirir. Yeniden kullanılabilecek kalıp all the way through + yer, süreç veya malzemedir. Başlangıçtan ya da bir taraftan sona veya diğer tarafa kadar süren hareketi ve ilerlemeyi vurgular.

Alıştırma

'Baştan sona' anlamına gelen bu dersteki dört sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: I read the instructions ____ before starting.

Cevabı göster

all the way through

Öbek fiiller

bumped into: kazara temas ve tesadüfi karşılaşmalar

Burada bumped into iki anlamı üst üste bindirir. Kelime anlamıyla bump into, bir kişi veya nesneyle kazara fiziksel temas kurmak demektir; cümle, ışığın sana ulaşıp dokunduğunu hayal ettirir. Günlük konuşmada bump into someone daha çok o kişiyle beklenmedik şekilde karşılaşmak anlamına gelir. Bu tanıdık mecaz anlam, insanlar arasında sıradan bir çarpışma olmasa bile teması tesadüfi bir karşılaşma gibi gösterir.

Alıştırma

“I bumped into Maya at the library after ten years,” cümlesindeki “bumped into Maya” en doğal biçimde ne anlama gelir?

  1. Maya'yla orada buluşmayı önceden ayarladım.
  2. Kütüphanede Maya'ya çarpıp onu yere düşürdüm.
  3. Maya'yla orada beklenmedik şekilde karşılaştım.
Cevabı göster

Maya'yla orada beklenmedik şekilde karşılaştım.

So watch out, Ton ve niyet

0:33

O yüzden dikkat edin,

or not,

0:34

ya da etmeyin,

because seconds ago you were miles away.

0:35

çünkü birkaç saniye önce kilometrelerce ötedeydiniz.

Ton ve niyet

watch out, or not: uyarıda bulunup hemen geri çekmek

Watch out, yakınlarda tehlike veya sorun olabileceği için birine dikkatli olmasını söyleyen doğrudan bir uyarıdır. Eklenen or not bu uyarıyı hemen geri çeker. Konuşan kişi önce bir söz eylemine başlar, sonra durumu yeniden değerlendirip bunu mizahi biçimde iptal eder. Or not önceki uyarıya yöneliktir; because ile sunulan sonraki gerçeği inkâr etmez.

Alıştırma

“So watch out, or not, because seconds ago you were miles away,” cümlesinde “or not” ne yapar?

  1. Dinleyicinin kilometrelerce uzakta olduğunu inkâr eder.
  2. Gereksiz olduğu için uyarıyı geri çeker.
  3. Uyarıyı daha acil hâle getirir.
Cevabı göster

Gereksiz olduğu için uyarıyı geri çeker.

How?

0:37

Nasıl mı?

Well,

0:37

Şöyle:

the Earth is rotating while simultaneously revolving around the Sun. Kelime

0:38

Dünya, kendi ekseninde dönerken aynı anda Güneş'in etrafında da dolanıyor.

Kelime

rotating ile revolving around arasındaki fark

Rotating, Dünya'nın kendi ekseni etrafında dönmesini anlatır. Revolving around ise Dünya'nın merkezi başka bir nesne, burada Güneş, olan bir yörüngede hareket etmesini anlatır. Her iki -ing biçimi de Dünya'yı anlatır ve while simultaneously iki hareketin aynı anda gerçekleştiğini gösterir. Aralarında seçim yaparken hareketin merkezini belirleyin: nesnenin kendi ekseni mi, yoksa ayrı bir nesne mi?

Alıştırma

Cümleyi iki hareket terimiyle tamamlayın: The wheel is ____ on its axle, while the satellite is ____ Earth.

Cevabı göster

rotating · revolving around

But the Sun is also spinning around the galaxy,

0:42

Ama Güneş de galaksinin merkezi etrafında dönüyor,

which in turn is flying through the universe, Anlatım akışı

0:44

galaksi de evrende hızla ilerliyor,

Anlatım akışı

Zincirin sonraki halkasını gösteren in turn

Burada in turn, açıklamayı hareketin bir düzeyinden sonraki düzeyine taşır: Güneş galaksinin çevresinde hareket eder, ardından galaksinin kendisi de evrende hareket eder. X, which in turn Y yapısında which önceki nesneye veya duruma gönderme yapar; in turn ise Y'yi bağlantılı bir sonraki gerçek ya da sonuç olarak işaretler. Güneş ile galaksinin aynı eylemi sırayla yaptığı anlamına gelmez.

Alıştırma

“The road closure delayed the bus, which in turn made us late,” cümlesinde in turn neyi gösterir?

  1. Otobüsün gecikmesini sonraki sonuca, yani geç kalmamıza bağlar.
  2. Yolun kapanmasının her gün tekrarlanan bir olay olduğunu belirtir.
  3. Otobüs ile yolcuların sırayla araç kullandığını söyler.
Cevabı göster

Otobüsün gecikmesini sonraki sonuca, yani geç kalmamıza bağlar.

making your chance interaction with that light pretty incredible.

0:47

bu da o ışıkla tesadüfen karşılaşmanızı gerçekten inanılmaz kılıyor.

It sort of puts the size of things into perspective, Notlar

0:50

Bu da nesnelerin boyutlarını farklı bir açıdan görmemizi sağlıyor,

Ton ve niyet

Konuşmada yumuşatma ifadesi olarak sort of

Burada sort of, “bir dereceye kadar” veya “öyle de denebilir” anlamına gelen konuşma diline özgü bir yumuşatma ifadesidir. puts the size of things into perspective yargısının gücünü azaltır; böylece konuşmacı sonucu tamamen kesin değil, yaklaşık bir değerlendirme olarak sunar. sort of olmasaydı ifade daha doğrudan ve kesin duyulurdu. Burada bunu sort + of ile kurulmuş bir tür bildiren ifade olarak çözümlemeyin; ardından gelen düşüncenin tamamını niteler.

Alıştırma

“It sort of puts the size of things into perspective,” cümlesinde sort of ne işe yarar?

  1. Yargıyı yumuşatır ve daha az kesin hâle getirir.
  2. Farklı türlerden oluşan bir listeyi başlatır.
  3. Bir perspektif kategorisinin adını verir.
  4. Sonucun tamamen kesin olduğu anlamına gelir.
Cevabı göster

Yargıyı yumuşatır ve daha az kesin hâle getirir.

Deyimler

put ... into perspective: daha geniş bir bağlamda değerlendirmek

Put something into perspective, bir şeyi daha geniş bir bağlamla karşılaştırarak göreli boyutunun, öneminin veya ciddiyetinin daha açık anlaşılmasını sağlamak demektir. Burada daha geniş karşılaştırma, dinleyicinin nesnelerin boyutunu tek başına değil, göreli olarak değerlendirmesine yardımcı olur. Yapı put + nesne + into perspective şeklindedir. Burada perspective, görsel derinliği değil, değerlendirme için kullanılan referans çerçevesini ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi put something into perspective ifadesinin eksik bölümüyle tamamlayın: The ten-year chart puts this month's sales drop ____.

Cevabı göster

into perspective

like the fact that a dust particle is roughly halfway between the size of Earth and a subatomic particle. Dilbilgisi

0:52

örneğin bir toz zerreciği, boyut olarak Dünya ile atom altı bir parçacığın yaklaşık tam ortasındadır.

Dilbilgisi

roughly halfway between A and B: A ile B arasındaki orta noktaya yaklaşık olarak

Bu cümlede roughly halfway between ..., toz parçacığını Dünya ile atom altı bir parçacığın referans noktaları olduğu bir büyüklük ölçeğinin orta noktasına yakın bir yere koyar. Burada fiziksel konum değil, büyüklük karşılaştırılır. roughly halfway between A and B kalıbı konumları veya değerleri karşılaştırmak için de kullanılabilir. Halfway orta noktayı, roughly sonucun yaklaşık olduğunu belirtir; between ise and ile bağlanan iki uç nokta alır.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifadeyle tamamlayın: The campsite is ____ the lake and the village.

Cevabı göster

roughly halfway between

Meanwhile,

0:58

Öte yandan,

there are more atoms in a glass of water Dilbilgisi

0:58

bir bardak sudaki atomların sayısı

than there are glasses of water in all of Earth's oceans.

1:00

Dünya'daki tüm okyanusların içerdiği bardak dolusu su sayısından daha fazladır.

Dilbilgisi

there are more A than there are B: A'nın sayısı B'den fazladır

there are more A than there are B kalıbı, sayılabilen iki grubun sayılarını karşılaştırır. Burada A bir bardak sudaki atomlar, B ise Dünya'nın tüm okyanuslarındaki bardak dolusu sulardır. Sayılan birimler atoms ve glasses sözcükleridir; water maddesinin kendisi değildir. There are ifadesinin tekrarlanması, her iki tarafa da kendi varlık cümleciğini verir: there are more A / than there are B. İkinci there are anlamsız bir tekrar değildir; özellikle isim grupları uzun olduğunda miktar karşılaştırmasını tamamen açık hâle getirir.

Alıştırma

Cümleyi tam sayı karşılaştırma kalıbıyla tamamlayın: In this box, ____ red balls ____ blue balls.

Cevabı göster

there are more · than there are

Speaking of oceans, Anlatım akışı

1:04

Okyanuslardan söz etmişken,

if all the oxygen on Earth disappeared for just 5 seconds, Dilbilgisi

1:05

Dünya'daki tüm oksijen yalnızca 5 saniyeliğine yok olsaydı,

the ocean's hydrogen atoms would be free and evaporate completely into space.

1:08

okyanuslardaki hidrojen atomları serbest kalıp tamamen uzaya buharlaşırdı.

Anlatım akışı

Speaking of ile ilgili bir konuya geçiş yapma

Speaking of, az önce anılan bir konuyu alıp ilgili yeni bir noktaya geçiş köprüsü olarak kullanan bir söylem belirtecidir. Burada okyanuslar zaten konuşulduğu için Speaking of oceans, oksijenle ilgili varsayımı doğal biçimde başlatır. Bu ifade, birinin gerçekten konuşma eylemini gerçekleştirdiği anlamına gelmez. Yeniden kullanılabilen kalıp Speaking of + isim veya -ing biçimidir; ardından ilgili bir yorum, hatırlatma ya da soru gelir.

Alıştırma

Fırtına hakkında konuşuyorduk. Sonraki cümlelerden hangisi ilgili bir konuya geçiş ifadesini doğru kullanıyor?

  1. By the way, I bought a new notebook.
  2. Speaking of the weather, should we cancel the picnic?
  3. For example, the picnic starts at noon.
Cevabı göster

Speaking of the weather, should we cancel the picnic?

Dilbilgisi

Uzak varsayımlar için if + geçmiş zaman ... would + fiilin yalın hâli

Cümle, gerçeklikten uzak kabul edilen bir durumu kurmak için disappeared içindeki if + geçmiş zaman yapısını, hayal edilen sonucu belirtmek için de would be içindeki would + fiilin yalın hâli yapısını kullanır. Bu kalıp genellikle ikinci koşul cümlesi olarak adlandırılır. Buradaki geçmiş zaman biçimi geçmiş zamanı değil, varsayımsal uzaklığı gösterir. Oksijenin yok olmasını bir tahmin yerine düşünce deneyi olarak çerçeveler.

Alıştırma

Uzak varsayımı would ve be fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: If our school had a garden, science lessons ____ more hands-on.

Cevabı göster

would be

By the way, Anlatım akışı

1:12

Bu arada,

you can't actually see the Great Wall of China from space.

1:13

Çin Seddi'ni aslında uzaydan göremezsiniz.

Anlatım akışı

By the way: bağlantılı bir ara bilgi eklemek

By the way, ardından gelen bilgiyi bir akıl yürütmenin sonraki adımı olarak değil, mevcut konuyla bağlantılı ek bilgi olarak sunan bir söylem belirtecidir. Burada konuşmacının başka bir gerçeği kısaca eklediğini gösterir. Dinleyicinin bilgilerin önem derecesini anlamasına yardımcı olur: yeni nokta dikkate değerdir, ancak bir ara bilgidir. İfade gerçek bir yol, rota veya yöntemden söz etmez.

Alıştırma

By the way şu cümlede neyi gösterir: "By the way, the library closes early today."?

  1. Kütüphanenin bugün erken kapanması, mevcut konuyla gevşek biçimde bağlantılı ek bir bilgidir.
  2. Kütüphanenin bugün erken kapanması, önceki bir noktanın mantıksal sonucudur.
  3. Konuşmacı kütüphaneye giden yolu tarif etmektedir.
Cevabı göster

Kütüphanenin bugün erken kapanması, mevcut konuyla gevşek biçimde bağlantılı ek bir bilgidir.

You can, Anlatım akışı

1:15

Görebileceğiniz şeyse

however,

1:16

bunun aksine

see the air pollution.

1:16

hava kirliliğidir.

Anlatım akışı

You can, however, see ...: cümle ortasında karşıtlık

However, karşıtlık bildiren bir cümle zarfıdır. You can, however, see ... yapısında olumlu ifadenin önceki olumsuz ifadeyle karşıt olduğunu gösterir: bir şey görülemezken başka bir şey görülebilir. However, modal can sözcüğünden sonra yer aldığında ara söz görevi görür ve virgüllerle ayrılır. Bu orta konum, cümlenin temel özne + modal + fiilin yalın hâli düzenini korurken düzeltmeyi öne çıkarır.

Alıştırma

Cümle ortasındaki however sözcüğünü karşıtlık belirtmek için doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The book is long. It however, does have lots of pictures.
  2. The book is long. It does, however, have lots of pictures.
  3. The book is long, however it has lots of pictures.
Cevabı göster

The book is long. It does, however, have lots of pictures.

Feeling disoriented? Dilbilgisi

1:17

Yönünüzü mü şaşırdınız?

Dilbilgisi

Feeling disoriented?: Are you ögesi atılmış kısa soru

“Feeling disoriented?”, “Are you feeling disoriented?” sorusunun konuşma dilindeki kısaltılmış biçimidir. Konuşan kişi dinleyenin o anki durumunu sorar. “Feeling”, eksik kısmı tamamlandığında oluşan “are feeling” şimdiki zaman yapısındaki -ing biçimidir; tam bir bildirme cümlesinin çekimli fiili olarak tek başına kullanılmaz. İngilizcede hızlı ve samimi sorularda, kimden söz edildiği açıksa “you” öznesi ile “are” yardımcı fiili atılabilir. Soru işareti ve konuşmadaki soru tonlaması bir yanıt beklendiğini gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle “Are you feeling dizzy?” sorusunun hem özneyi hem de yardımcı fiili atan hızlı ve samimi biçimidir?

  1. You are feeling dizzy.
  2. Are you feeling dizzy?
  3. Feeling dizzy?
Cevabı göster

Feeling dizzy?

If you travel north, Dilbilgisi

1:19

Kuzeye doğru giderseniz,

you'll eventually go south.

1:20

eninde sonunda güneye doğru ilerlemeye başlarsınız.

Dilbilgisi

If you travel ..., you'll ...: gerçekçi bir gelecek sonucu

Bu cümle birinci koşul yapısını kullanır: if + geniş zaman (“travel”) gelecekteki olası bir koşulu, will + fiilin yalın biçimi (“will ... go”) ise tahmin edilen sonucu verir. Konuşan kişi, koşul gerçekleşirse sonucu gerçekçi bir sonuç olarak görür. “Eventually”, sonucun biraz zaman geçtikten veya hareket sürdükten sonra ortaya çıktığını belirtir. If yan cümlesi gelecekten söz etse de standart ve tarafsız koşul cümlelerinde genellikle “will travel” değil, geniş zaman biçimi “travel” kullanılır.

Alıştırma

Birinci koşul cümlesini arrive fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: “If the bus ____ late, we'll take a taxi.”

Cevabı göster

arrives

But if you travel west,

1:21

Ama batıya doğru giderseniz,

you'll always be traveling west.

1:22

daima batıya gidiyor olursunuz.

Travel to buy a lottery ticket Dilbilgisi

1:24

Bir piyango bileti almaya giderken,

and your chance of dying on the way is actually higher than winning.

1:26

yolda ölme ihtimaliniz aslında kazanma ihtimalinizden daha yüksektir.

Dilbilgisi

Kısaltılmış bir if koşulu olarak Travel ... and your chance ...

Baştaki Travel to buy... bölümü biçim olarak emir cümlesidir; ancak konuşan kişi dinleyiciye yolculuk etmesini veya bilet almasını söylemez. Varsayımsal bir eylemi koşul olarak sunar ve yaklaşık olarak If you travel to buy a lottery ticket anlamına gelir. Burada and, bu koşulun sonucunu tanıtır. Emir biçimindeki veya yalın fiille başlayan bir bölümün ardından gelen and + bildirme cümlesi, koşul-sonuç ilişkisini kısaltabilir. Bu yapı uyarılarda, vaatlerde ve çarpıcı iddialarda sık görülür.

Alıştırma

Cümleyi 'If you ignore the warning, you could lose your data' anlamına gelecek şekilde tamamlayın: Ignore the warning, ____ you could lose your data.

Cevabı göster

and

Meanwhile,

1:29

Öte yandan,

when a pregnant woman suffers organ damage, Kalıp ifadeler

1:29

hamile bir kadın organ hasarı yaşadığında,

such as a heart attack,

1:31

örneğin kalp krizi geçirdiğinde,

the fetus sends stem cells to the damaged organ to help repair it. Dilbilgisi

1:33

fetüs, onarılmasına yardımcı olmak için hasarlı organa kök hücreler gönderir.

Kalıp ifadeler

Tıbbi eşdizim suffer organ damage

suffers organ damage ifadesinde suffer, mutlaka acı hissetmek değil, zararlı bir durum yaşamak veya buna maruz kalmak anlamına gelir. Kadın etkilenen kişidir; organ damage ise onun yaşadığı fiziksel hasardır. Bu, suffer + tıbbi sorun veya yaralanma biçimindeki resmî bir kalıptır. Burada damage normalde sayılamaz: suffer organ damage denir. suffer brain damage, suffer a heart attack ve suffer serious injuries de benzer kullanımlardır.

Alıştırma

Tıbbi raporu suffer + organ damage ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: After the crash, doctors confirmed that the patient had ____.

Cevabı göster

suffered organ damage

Dilbilgisi

to help repair it: to + fiil ile amaç belirtme

Bu cümlede to help repair it, amaç bildiren bir mastar yapısıdır. Fetüsün kök hücreleri hasarlı organa neden gönderdiğini açıklar: amaç, o organın onarılmasına yardımcı olmaktır. it zamiri the damaged organ ifadesine gönderme yapar. Başka durumlara aktarılabilen kalıp, amaç belirtmek için eylem + to + fiilin yalın hâli biçimindedir. İfadenin içinde help sözcüğünü yalın hâldeki repair fiili izler: help repair something. Daha önceki to the damaged organ içindeki to ise amaç değil, yön bildirir.

Alıştırma

Cümleyi help kullanan iki kelimelik amaç ifadesiyle tamamlayın: The nurse raised the head of the bed ____ the patient breathe more easily.

Cevabı göster

to help

Hot outside?

1:36

Dışarısı sıcak mı?

The resting temperature of testicles is around 35 degrees Celsius

1:37

Testislerin dinlenme hâlindeki sıcaklığı yaklaşık 35 santigrat derece

or 95 degrees Fahrenheit,

1:40

ya da 95 Fahrenhayt derecedir,

meaning on a hot day,

1:42

yani sıcak bir günde,

it's literally hot as balls. Deyimler

1:43

kelimenin tam anlamıyla taşaklarınız yanıyor demektir.

Deyimler

literally hot as balls: kaba argo ve sözcüğün gerçek anlamına dayalı kelime oyunu

Hot as balls, aşırı sıcak anlamına gelen kaba bir argo ifadedir. Balls aynı zamanda testisler için kullanılan müstehcen bir sözcüktür. Daha önce testislerden ve sıcaklıklarından söz edilmesi, literally sayesinde iki anlamın aynı anda etkinleşmesini sağlar: deyimsel olarak gün aşırı sıcaktır; kelimesi kelimesine okunduğunda ise testislerin sıcaklığıyla karşılaştırılır. Bu çift anlam espriyi yaratır. Burada literally yalnızca bilimsel kesinlik iddiası değil, kelime oyununun işaretidir.

Alıştırma

Bu bağlamda “literally hot as balls” ifadesini espri yapan nedir?

  1. Hot as balls “aşırı sıcak” anlamına gelirken balls aynı zamanda az önce sözü edilen testisleri kelimesi kelimesine belirtir.
  2. Literally, cümleyi santigrat ile fahrenhayt arasında kesin bir dönüşüme çevirir.
  3. Balls, resmî bilimsel İngilizcede “sıcak hava” anlamına gelir.
Cevabı göster

Hot as balls “aşırı sıcak” anlamına gelirken balls aynı zamanda az önce sözü edilen testisleri kelimesi kelimesine belirtir.

Hopefully that made you smile,

1:45

Umarız bu sizi gülümsetmiştir,

because even faking a smile stimulates the same part of the brain as a real one, Dilbilgisi

1:47

çünkü sahte bir gülümseme bile beynin gerçek bir gülümsemeyle aynı bölgesini uyarır,

which can trigger endorphins and happiness.

1:51

bu da endorfin salgısını ve mutluluk hissini tetikleyebilir.

Dilbilgisi

“Even faking a smile”: özne görevindeki -ing yapısı

“even faking a smile” ifadesinde faking, gerund olarak kullanılan bir -ing biçimidir. faking a smile grubunun tamamı stimulates fiilinin dil bilgisel öznesidir; dolayısıyla faking burada progressive tense'in parçası değildir. Even, beklenmedik bir duruma odaklanır: etki yalnızca gerçek bir gülümsemeyle değil, biri bilinçli olarak gülümseme şekli yaptığında da ortaya çıkar. Daha genel olarak, bir eylemi belirten -ing grubu cümlenin konusu yapılabilir ve even bu durumun şaşırtıcı biçimde kapsandığını gösterir.

Alıştırma

“even faking a smile” cümlede hangi görevi üstleniyor?

  1. Uyarılmanın ne zaman gerçekleştiğini belirtir.
  2. Beynin şu anda ne yaptığını anlatan progressive bir fiildir.
  3. Öznedir ve even bunu şaşırtıcı bir durum olarak sunar.
Cevabı göster

Öznedir ve even bunu şaşırtıcı bir durum olarak sunar.

At the end of the day, Deyimler

1:53

Sonuçta,

humans are really just machines that turn energy into ideas. Öbek fiiller

1:54

insanlar aslında enerjiyi fikirlere dönüştüren makinelerden ibarettir.

Deyimler

“At the end of the day” ile nihai sonucu belirtmek

Burada “At the end of the day”, “bütün önemli gerçekler değerlendirildikten sonra” veya “sonuçta” anlamına gelir. Akşamı belirten bir zaman ifadesi değildir. Bu ifade, önceki ayrıntılardan sonra konuşanın nihai yargısını açıklayacağını bildirerek mesajı düzenler. Cümlenin başında tüm ifadeyi çerçevelediğinde ardından genellikle virgül gelir.

Alıştırma

Cümleyi “sonuçta” anlamına gelen beş sözcüklü İngilizce deyimle tamamlayın: We can debate the details, but ____, the customer needs a clear answer.

Cevabı göster

at the end of the day

Öbek fiiller

turn energy into ideas: turn X into Y yapısı

Turn X into Y, X'i dönüştürerek sonuçta Y elde etmek demektir. turn energy into ideas ifadesinde energy X'in, ideas ise Y'nin yerini doldurur; into bir hareket yönünü değil, yeni biçimi veya sonucu gösterir. Burada bu yapı bir metaforu destekler: İnsanlar, bir girdi alıp soyut bir çıktı üreten makinelere benzetilir. Aynı yapı fiziksel malzemeleri, durumları veya soyut kaynaklarla sonuçlar arasındaki dönüşümü de anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi turn X into Y yapısıyla tamamlayın: The workshop can ____ discarded glass ____ colorful tiles.

Cevabı göster

turn · into

And it turns out that all of history and time Kalıp ifadeler

1:57

Ve görünüşe göre tarihin ve zamanın tamamı

has led to you listening to these ideas right now. Kalıp ifadeler

1:59

sizi tam şu anda bu fikirleri dinlediğiniz noktaya getirdi.

Kalıp ifadeler

it turns out that: sonradan ortaya çıkan sonucu açıklamak

It turns out that, yaşananlar değerlendirildikten sonra netleşen, keşfedilen veya fark edilen bir gerçeği tam bir yan cümleyle tanıtır. Sonucun dikkate değer olduğunu ya da birinin beklentisinden farklı çıktığını sık sık ima eder. Bu cümlede ifade, şu anda dinliyor olmanızı önceki anlatımın ulaştığı sonuç olarak sunar. Dilbilgisel it belirli bir şeye gönderme yapmaz; that ise sonucu içeren yan cümleyi başlatır.

Alıştırma

Örnekte it turns out that neyi belirtir?

  1. Bir gerçek netleşmiştir ve beklentinin tersine çıkmış olabilir.
  2. Konuşmacı yalnızca bir neden-sonuç bağlacı kullanıyor.
  3. Konuşmacı henüz doğrulanmamış geçici bir tahminde bulunuyor.
Cevabı göster

Bir gerçek netleşmiştir ve beklentinin tersine çıkmış olabilir.

Kalıp ifadeler

has led to you listening: lead to + isim veya -ing biçimi

has led to you listening ifadesindeki lead to, bir şeye neden olmak veya bir sonuç doğurmak anlamına gelir. Tarihin ve zamanın bütün akışı, şu anki bir sonucu, yani şimdi dinliyor olmanı ortaya çıkarmış gibi sunulur. Buradaki to bir edattır; bu nedenle ardından gelen bölüm bir isim öbeği işlevi görür. you listening konuşma dilinde doğaldır, daha resmî yazılarda ise your listening görülebilir. Her iki biçimde de listening, fiilin yalın hâli değil, -ing biçimidir.

Alıştırma

'miss' fiilinin -ing biçimiyle cümleyi tamamlayın: The broken alarm led to Mia ____ her train.

Cevabı göster

missing

So thanks for your time. Anlatım akışı

2:03

Bu yüzden, zaman ayırdığınız için teşekkürler.

Anlatım akışı

thanks for your time: nazik kapanış ve tematik gönderme

Thanks for your time, dinleyicilere ayırdıkları zaman ve gösterdikleri ilgi için teşekkür eden yaygın bir kapanış ifadesidir. Konuşmanın sona erdiğini bildirir ve önceki fikirlerin tamamlanmış bir bütün olarak sunulmasına yardımcı olur. Bu bağlamda time, geçmiş, şimdi ve zaman ölçekleriyle ilgili önceki konuşmayı da hatırlatır. Böylece sıradan nezaket ifadesi temaya yapılan bir gönderme işlevi görür ve günlük anlamını değiştirmeden kapanış etkisini güçlendirir.

Alıştırma

Bu bağlamda Thanks for your time neden son cümle olarak özellikle etkilidir?

  1. Konuşmanın şimdi başlayacağını duyurur.
  2. Konuşmayı nazikçe bitirirken zamanla ilgili ana temaya da gönderme yapar.
  3. Dinleyicilerden saatin kaç olduğunu söylemelerini ister.
Cevabı göster

Konuşmayı nazikçe bitirirken zamanla ilgili ana temaya da gönderme yapar.

If you want even more facts,

2:04

Daha fazla ilginç bilgi istiyorsanız,

make sure you're following our Facebook and Twitter

2:05

Facebook ve Twitter hesaplarımızı mutlaka takip edin,

where we post new science stuff every day. And if you want the inside scoop on upcoming episode ideas and behind the scenes, Deyimler

2:07

orada her gün yeni bilim içerikleri paylaşıyoruz. Yaklaşan bölümlere dair fikirler ve kamera arkasında yaşananlarla ilgili özel bilgiler edinmek istiyorsanız,

check out our personal Instagram and Twitter handles. Kelime

2:13

kişisel Instagram ve Twitter hesaplarımıza göz atın.

Deyimler

the inside scoop on: bir konu hakkındaki özel bilgiler

“The inside scoop on,” “on”dan sonra gelen konu hakkında özel ve çoğu zaman henüz kamuya açıklanmamış bilgiler anlamına gelir. Buradaki konu yaklaşan bölüm fikirleridir; yani konuşan kişi sıradan izleyicilerin henüz bilmeyebileceği ayrıntılar sunmaktadır. Burada “scoop,” kaşıkla bir şey alma eylemi değildir. İfadenin tamamı gündelik bir deyimdir ve “on” bilginin ilgili olduğu konuyu getirir: the inside scoop on something.

Alıştırma

Cümleyi çoğu kişinin sahip olmadığı özel bilgiler anlamındaki gündelik deyimle tamamlayın: The reporter promised readers ____ the team's new coach.

Cevabı göster

the inside scoop on

Deyimler

behind the scenes: halkın görmediği yerde yapılan işler

“Behind the scenes,” halkın normalde görmediği işleri, olayları veya içerikleri ifade eder. Bu cümlede sahnenin arkasındaki fiziksel bir yeri değil, bölümlerin nasıl yapıldığını gösteren içerikleri anlatır. İfade, “work behind the scenes.” örneğindeki gibi halkın gözünden uzakta yapılan faaliyetleri anlatabilir. Medya içeriği listelerinde “behind-the-scenes content” veya “behind-the-scenes footage” için kısa bir etiket görevi de görebilir; burada bu şekilde kullanılmıştır.

Alıştırma

Cümleyi “halkın gözünden uzakta” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyle tamamlayın: The volunteers coordinated the event ____.

Cevabı göster

behind the scenes

Kelime

Instagram ve Twitter handles: herkese açık hesap adları

Burada handles, insanların Instagram ve Twitter'da kullandığı tanımlayıcı adlar anlamına gelir. Başkaları bir kişiyi veya kuruluşu bulmak ya da ondan bahsetmek için handle kullanabilir; kesin biçim platforma göre değişse de genellikle @ ile gösterilir. Platform adları, handle kelimesinin bu çevrim içi anlamını gösterir. Platform + handle yapısında handle, hesabın tamamını veya profil sayfasını değil, hesaba bağlı adı belirtir.

Alıştırma

"Send me your Instagram handle" cümlesinde handle ne anlama gelir?

  1. Hesaba bağlı herkese açık tanımlayıcı ad
  2. Kişinin telefonundaki fiziksel bir tutacak
  3. Kişinin sosyal medyadaki tüm profili
Cevabı göster

Hesaba bağlı herkese açık tanımlayıcı ad

And subscribe for more weekly science videos.

2:15

Her hafta daha fazla bilim videosu için abone olun.