HAWAİİ GERÇEKLERİ!: İngilizce çalışma notları
Vsauce
Video özeti: Michael, Hawaii gezisini Pearl Harbor batığı, Tarih Değiştirme Çizgisi, yerel yemekler, Diamond Head ve Mauna Kea ile ilişkilendiriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. grew my beard back out, — Öbek fiiller: grow something out saçı veya sakalı uzatmak, back ise kesildikten sonra önceki duruma dönmek demektir. 2. tears that have continued to flow — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Yakıt sızıntısı süren “gözyaşlarına” dönüştürülerek fiziksel olgu kalıcı yasla bağlanır; gerçek ağlama anlatılmaz. 3. if measured from its seafloor base, — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: Edilgen koşulu if it is measured biçiminde açın ve karşılaştırmanın ölçüm başlangıcını belirtmek için kullanın.
Bu derste
Geçmişteki olası bilgi farkı için may not have known
May not have known, modal may + not + perfect yapı have known biçimindedir. Burada may olasılık bildirir; have known ise olası bilgisizliği konuşanın şu anki açıklamasından önceki bir zamana yerleştirir. Not, bilme durumunu olumsuz yapar; seyahatin gerçekleşip gerçekleşmediğini sorgulamaz. Bu giriş, olası bir bilgi farkını nazikçe belirtir: dinleyici bir şeyi daha önce bilmiyor olabilir ve konuşan şimdi yeni bir arka plan bilgisi verecektir. Dinleyicinin geçmişte ne bildiği konusunda kesin bir iddiada bulunmadığı için You didn't know ifadesinden daha dolaylıdır.
Alıştırma
Hangi cümle, dinleyicinin bu bilgiyi daha önce bilmiyor olabileceğini nazikçe belirtir?
- You may not know, but the library changed its hours last month.
- You may not have known, but the library changed its hours last month.
- You must not have known, because the library changed its hours last month.
Cevabı göster
You may not have known, but the library changed its hours last month.
The one hiding: the one + -ing niteleyicisi
The one hiding ifadesinde one, bağlamdan zaten belirlenebilen bir kişinin yerini tutan zamirdir. Ardından gelen -ing niteleyicisi hiding, hangi kişiden söz edildiğini belirtir: the one who is hiding. Kısa the one + -ing yapısı, devam eden bir eylem aracılığıyla bilinen bir grubun bir üyesini belirler. Bu cümlede right there kişinin konumunu bildirir; temel yapının bir parçası değildir.
Alıştırma
Cümleyi saklanan kişi anlamındaki kısa ifadeyle tamamlayın: Of all the children in the room, Mia is ____ behind the curtain.
Cevabı göster
the one hiding
worked on my tan: work on + bir hedef
Work on + bir şey, onu iyileştirmek veya ilerletmek için zaman ve çaba harcamak demektir. Buradaki tan, güneşte koyulaşan ten rengidir. Bu yüzden worked on my tan, “bilerek bronzlaşmaya zaman ayırdım” demenin hafif ve esprili bir yoludur. Work on burada sözcüğü sözcüğüne “bir şeyin üzerinde çalışmak” anlamında değildir. Ardından project, skill veya buradaki tan gibi emek verilen hedef gelir.
Alıştırma
Cümleyi “iyileştirmek için zaman harcamak” anlamındaki iki sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: I need to ____ my science project tonight.
Cevabı göster
work on
grew my beard back out: grow ... back out yapısı
Grow a beard out, sakalın uzaması için büyümeye devam etmesine izin vermek demektir. grow my beard out örneğinde olduğu gibi nesne grow ile out arasına gelebilir. Back, “yeniden” veya “önceki bir duruma dönme” anlamını ekler. Bu nedenle grew my beard back out, kısaltılmış ya da tıraş edilmiş sakalı yeniden uzatmak demektir. Out, vücuttan dışarıya doğru bir hareketi değil, büyümenin sürmesini anlatır.
Alıştırma
Kai’nin uzun bir sakalı vardı; sakalını tıraş etti ve şimdi yeniden uzatmak istiyor. Hangi cümle bunu ifade eder?
- He wants to grow back out his beard.
- He wants to grow his beard over.
- He wants to grow his beard back out.
Cevabı göster
He wants to grow his beard back out.
En önemli noktayı belirten most importantly
Most importantly, fikirleri önem sırasına koyan bir işaret ifadesidir. Dinleyiciye “Listemdeki en önemli nokta bu” mesajını verir. Burada çok şey öğrenmek, önceki maddelerden daha üst sıraya çıkarılır. Bu ifade, learned eyleminin nasıl gerçekleştiğini değil, ardından gelen düşüncenin tamamının önemini değerlendirir. Bir listenin son maddesinden veya ana sonucundan önce kullanışlıdır.
Alıştırma
Son noktayı en yüksek öncelik olarak sunan iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: The route is short and safe. ____, it is easy to follow.
Cevabı göster
most importantly
And I wanted to share some of that knowledge with you today.
0:15Bugün öğrendiklerimin bir kısmını sizinle paylaşmak istedim.
I'm gonna release a brand new Vsauce Leanback made out of videos from producers all over YouTube Kalıp ifadeler
0:19YouTube'un dört bir yanındaki içerik üreticilerinin videolarından oluşan yepyeni bir Vsauce Leanback yayımlayacağım
Bir şeyi oluşturan parçalar için made out of
Made out of, bir bütünü hangi malzemelerin veya bileşenlerin oluşturduğunu belirtir. Burada videolar, yeni bir Vsauce Leanback oluşturmak için birleştirilen parçalar olarak ele alınır; böylece yapı, fiziksel malzemelerden medya içeriğine doğal biçimde genişler. Bir isimden sonra gelen made out of o ismi açıklar. Tam biçim a Vsauce Leanback that is made out of videos olurdu, ancak burada that is çıkarılmıştır. something is made out of material or pieces kalıbını başka durumlarda da kullanabilirsiniz.
Alıştırma
Konuşan kişi eski kutuların yapı malzemesi olarak yeniden kullanıldığını vurgulamak istediğinde hangi ifade en uygundur? The playhouse was ____ old cardboard boxes.
- made by
- made in
- made out of
Cevabı göster
made out of
that I was inspired to watch after learning things in Hawaii.
0:24Hawaii'de öğrendiklerim bana bu videoları izleme ilhamı verdi.
let's get started and begin with Pearl Harbor. Anlatım akışı
0:29başlayalım ve ilk olarak Pearl Harbor'a bakalım.
Let's get started and begin with ...: başlamak ve ilk konuyu belirtmek
Let's get started, konuşmacının kendisini ve dinleyicileri ana etkinliğe birlikte başlamaya davet eder. Buradaki get started, “burada yapmak için bulunduğumuz işe başlamak” anlamına gelir; bir nesneyi çalıştırmak anlamına gelmez. Ardından begin with, Pearl Harbor'ı ilk konu olarak belirtir. İki bölüm birlikte konuşmayı girişten ana içeriğe taşır ve önce neyin geleceğini gösterir.
Alıştırma
Herkesi başlamaya davet eden ve ilk konuyu belirten ifadeyle sunucunun geçiş cümlesini tamamlayın: "____ today's schedule."
Cevabı göster
Let's get started and begin with
more than 300 Japanese fighters attacked the US naval base at Pearl Harbor. Kültür
0:34300'den fazla Japon savaş uçağı Pearl Harbor'daki ABD deniz üssüne saldırdı.
Pearl Harbor: yer ve 1941 saldırısı
Pearl Harbor, Hawaii'deki Oahu adasında bulunan bir liman ve oradaki ABD deniz üssünün adıdır. Bu cümlede, Japon uçaklarının 1941'de saldırdığı yeri belirtir. Tarihî bir anlatımda Pearl Harbor, saldırının kendisini de temsil edebilir. Tek bir geminin adı değildir; hem yer hem de olay anlamı taşıması, oradaki anıtların ve batık gemilerin neden özel bir öneme sahip olduğunu açıklar.
Alıştırma
Örnek cümlede Pearl Harbor neyi ifade ediyor?
- Hawaii'deki liman ve 1941'de orada saldırıya uğrayan ABD deniz üssü
- Pasifik'teki herhangi bir askerî liman
- Belirli bir ABD savaş gemisi
Cevabı göster
Hawaii'deki liman ve 1941'de orada saldırıya uğrayan ABD deniz üssü
The USS Arizona was one of the many battleships damaged or sunk, Dilbilgisi
0:39USS Arizona, hasar gören veya batan çok sayıdaki savaş gemisinden biriydi
battleships damaged or sunk: kısaltılmış bir ilgi cümleciği
“battleships damaged or sunk” ifadesinde damaged ve sunk, battleships sözcüğünü niteleyen geçmiş zaman ortaçlarıdır. İfade “battleships that were damaged or sunk” anlamına gelir; that were çıkarılmıştır. Bu, kısaltılmış bir ilgi cümleciğidir. Gemiler hasar gördü ya da battı. Başka bir şeye zarar verip onu batırmadılar. Aynı yapı açıklamaları kısaltabilir: isim + geçmiş zaman ortacı.
Alıştırma
Hangi tam ilgi cümleciği “battleships damaged or sunk” ile aynı anlama gelir?
- battleships that damaged or sank other ships
- battleships that were damaged or sunk
- battleships that were damaging or sinking
Cevabı göster
battleships that were damaged or sunk
right where: kesin yeri vurgulama
“right where it sank” ifadesinde right, where sözcüğünü vurgular. “Tam olarak ... olduğu yerde” anlamına gelir; yani gemi battığı noktanın aynısında bırakılmıştır. Burada right, “doğru” ya da “solun tersi olan yön” anlamına gelmez. Başka durumlarda da kullanılabilen right where + yan cümle yapısı kesin bir konumu gösterir.
Alıştırma
“The picnic blanket is right where we left it” cümlesindeki right ne anlama gelir?
- doğru biçimde
- sağ tarafta
- tam olarak
Cevabı göster
tam olarak
It once held more than a million gallons of fuel,
0:58Bir zamanlar bir milyon galondan fazla yakıt taşıyordu,
it continues to leak 5 gallons of gas every day into the ocean.
1:03okyanusa her gün 5 galon yakıt sızdırmaya devam ediyor.
The Navy hasn't fixed it yet because the leak is seen as a constant reminder of what happened Notlar
1:10Donanma sızıntıyı henüz onarmadı, çünkü bu sızıntı yaşananları sürekli hatırlatan bir simge
hasn't fixed it yet: yet ile present perfect
Hasn't fixed, İngilizcedeki olumsuz present perfect yapısıdır: has not + geçmiş zaman ortacı fixed. Şimdiki zamandan geçmişe bakar ve beklenen onarımın konuşma anına kadar gerçekleşmediğini belirtir. Yet, “şimdiye kadar” anlamını güçlendirir ve olumsuz cümleciklerin sonunda sıkça kullanılır. Onarımın daha sonra gerçekleşme ihtimalini açık bırakır; burada yet, “ancak” anlamındaki bağlaç değildir.
Alıştırma
Fix fiilinin olumsuz present perfect biçimini kullanın; ardından it gelsin ve yet cümlenin sonunda olsun: The mechanic has worked for an hour, but the car is still broken. She ____.
Cevabı göster
hasn't fixed it yet
is seen as a constant reminder: görme değil, değerlendirme
Is seen as, değerlendirme bildiren edilgen bir kalıptır: be + seen + as + isim öbeği. Burada “olarak kabul edilir” veya “olarak anlaşılır” anlamındadır; birinin sızıntıyı gerçekten gözüyle görmesi anlamına gelmez. A constant reminder, bir olayı insanların zihnine tekrar tekrar veya sürekli getiren bir şeydir. İfade bir bütün olarak sızıntıyı, yaşananların anısını canlı tutan kalıcı bir simge olarak sunar.
Alıştırma
Bu cümlede vurgulanan yapı ne anlama geliyor? The memorial is seen as a constant reminder of the disaster.
- İnsanlar anıtı yalnızca bir hatırlatıcı bulunduğunda fiziksel olarak görebiliyor.
- Anıt, felaketlerin sabit bir sayısal oranda gerçekleştiğini gösteriyor.
- İnsanlar anıtı, felaketi zihinlerinde canlı tutan bir şey olarak kabul ediyor.
Cevabı göster
İnsanlar anıtı, felaketi zihinlerinde canlı tutan bir şey olarak kabul ediyor.
and as tears that have continued to flow ever since the day of the attack. Notlar
1:16ve saldırı gününden beri akmaya devam eden gözyaşları olarak görülüyor.
tears that have continued to flow ifadesindeki mecaz
Buradaki tears, bir insanın gözlerinden çıkan gerçek damlaları anlatmaz. Sözcük, enkazdan sızmaya devam eden yakıtı mecazi olarak “gözyaşları” diye adlandırır ve hasarlı gemiyi ağlayabilen bir varlık gibi gösterir. that have continued to flow ilgi cümleciği iki anlamı da canlı tutar: yakıt fiziksel olarak akar, akan gözyaşları ise kederin sona ermediğini düşündürür. Bu imge, olgusal bir anlatıma duygusal ve simgesel anlam katar.
Alıştırma
Bu cümlede tears that have continued to flow ne anlama geliyor?
- Olay yerindeki insanlar gerçekten hiç durmadan ağlıyor.
- Sızan yakıt, devam eden kederin bir imgesi olarak sunuluyor.
- Saldırı, geminin yanında doğal bir nehir oluşturdu.
Cevabı göster
Sızan yakıt, devam eden kederin bir imgesi olarak sunuluyor.
Ever since + geçmişteki bir başlangıç noktası
Ever since geçmişteki bir başlangıç noktasını belirtir ve o andan bugüne kadar geçen sürenin tamamını kapsar. Buradaki başlangıç noktası saldırının olduğu gündür; daha sonraki tek bir an değildir. Durum veya eylem hâlâ sürüyorsa ever since, have continued to flow örneğindeki gibi present perfect kullanılan bir ana cümleyle sıkça kullanılır. ever since ifadesinden sonra ever since 2020 gibi geçmiş bir zamanı adlandıran bir isim öbeği ya da ever since she moved gibi bir olayı adlandıran geçmiş zamanlı bir cümlecik gelebilir.
Alıştırma
Cümleyi “parkın açıldığı zamandan bugüne kadar” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Our street has been quieter ____ the new park opened.
Cevabı göster
ever since
the International Date Line: uzlaşmayla belirlenmiş bir takvim sınırı
Burada the International Date Line (Uluslararası Tarih Değiştirme Çizgisi), çoğunlukla Pasifik Okyanusu'ndan geçen ve aşıldığında takvim tarihini bir gün ileriye ya da geriye taşıyabilen, üzerinde anlaşılmış bir sınırdır. Bu, gözle görülen doğal bir oluşum değil, insanların belirlediği bir düzenlemedir. Yaklaşık olarak 180 derece boylamını izler, ancak ülkelerin ve adaların çevresinden dolaşır ve her saat dilimi sınırıyla aynı değildir.
Alıştırma
Bu cümlede International Date Line nedir?
- Pasifik Okyanusu boyunca inşa edilmiş fiziksel bir duvar
- Aşıldığında takvim tarihini değiştirebilen, insanların uzlaşmayla belirlediği bir sınır
- Her saat diliminin sınırı
- Yalnızca uçakların izlediği bir rota
Cevabı göster
Aşıldığında takvim tarihini değiştirebilen, insanların uzlaşmayla belirlediği bir sınır
when the sun rises in the morning for these Pacific Islands, Dilbilgisi
1:32bu Pasifik adalarında sabah güneş doğduğunda,
Açıklama belirteci olarak You see,
Burada You see, ardından bir açıklama geleceğini bildirir. Konuşan kişi, farklı günlerin nasıl aynı anda başlayabildiğini dinleyenin anlamasına yardımcı olmak için bu ifadeyi kullanır. Bu, konuşmada kullanılan bir söylem belirtecidir; bir şeye bakma talimatı değildir. Başka bağlamlarda bir nedeni sunabilir, gerekli arka plan bilgisini ekleyebilir veya bir varsayımı nazikçe düzeltebilir.
Alıştırma
Bu cümlede You see, ne işe yarıyor? You see, the library closes earlier on Fridays.
- Dinleyenin kütüphaneyi görüp göremediğini sorar.
- Konuşanın sohbeti bitirdiğini gösterir.
- Dinleyene kütüphaneye bakmasını emreder.
- Ardından gelen açıklamayı sunar.
Cevabı göster
Ardından gelen açıklamayı sunar.
Güneş doğduğunda... farklı günler başlıyor
when yan cümlesi ortak bir zaman çerçevesi kurar: bu adalarda güneş doğmaktadır. Ana cümle daha sonra bu çerçevede ne olduğunu belirtir: farklı adalar farklı yerel takvim günlerine girmektedir. Buradaki different days, güneşin ayrı günlerde doğduğu anlamına gelmez. Adalar Uluslararası Tarih Değiştirme Çizgisi'nin karşı taraflarında bulunduğu için neredeyse aynı gün doğumu farklı adlandırılmış tarihlere ait olabilir. Yeniden kullanılabilir kalıp, When + olay ve ardından o anda geçerli olan farklı durumlardır.
Alıştırma
Örnek cümle ne anlatıyor?
- Güneş adalarda tamamen ayrı sabahlarda doğar.
- Her ada güneşin farklı bir yönden doğduğunu görür.
- Ortak bir zaman referansı farklı yerel takvim günlerini içerebilir.
Cevabı göster
Ortak bir zaman referansı farklı yerel takvim günlerini içerebilir.
but just a few hundred miles away across the date line,
1:41tarih değiştirme çizgisinin ötesinde, yalnızca birkaç yüz mil uzakta,
This means that some pretty weird things can happen. Kelime
1:49Bu da oldukça tuhaf şeylerin yaşanabileceği anlamına geliyor.
Pretty weird: derece zarfı olarak pretty
pretty weird ifadesinde pretty, oldukça veya epey anlamına gelen gündelik bir derece zarfıdır. weird sıfatını niteler ve değerlendirmenin gücünü artırır. Burada güzel anlamına gelmez. İfade, bazı şeylerin belirgin biçimde sıra dışı olabileceğini söyler; ancak pretty, anlatımı otomatik olarak extremely weird kadar güçlü yapmaz.
Alıştırma
Oldukça tuhaf anlamına gelen bu dersteki ifadeyle gündelik cümleyi tamamlayın: The dream I had last night was ____.
Cevabı göster
pretty weird
Amelia Earhart disappeared without a trace Deyimler
1:52Amelia Earhart hiçbir iz bırakmadan kayboldu
Örnek belirteci olarak For instance,
For instance, hemen önce söylenen daha genel bir düşünceyi destekleyen belirli bir örnek sunar. Burada Amelia Earhart'ın kayboluşunun, söz edilen garip olaylardan biri olduğunu dinleyiciye gösterir. Bu ifade bilgiyi düzenler: önce genel düşünce, ardından onu destekleyen örnek gelir. Cümlenin başında kullanıldığında ifadenin ardından genellikle virgül gelir.
Alıştırma
Genel bir ifadenin belirli bir örneğini doğru biçimde sunan başlangıç hangisidir?
- At that instant, some birds travel thousands of miles each year.
- For instance, some birds travel thousands of miles each year.
- Without warning, some birds travel thousands of miles each year.
Cevabı göster
For instance, some birds travel thousands of miles each year.
disappeared without a trace: geride ipucu kalmaması
Disappear without a trace, bir kişinin ya da nesnenin nereye gittiğini gösteren hiçbir kanıt veya ipucu bırakmadan kaybolması demektir. Burada trace, bir resmi kopyalamak için üzerinden geçme eylemini değil, takip edilebilecek bir işareti ifade eder. Bu cümlede ifade, kayboluşu tamamen gerçekleşmiş ve açıklanamayan bir olay gibi gösterir.
Alıştırma
Hangi cümlede without a trace, geride hiçbir ipucu kalmadığını anlatır?
- The missing boat vanished without a trace during the storm.
- The missing boat left a clear trail of fuel on the water.
- The missing boat stayed out of sight behind the island.
Cevabı göster
The missing boat vanished without a trace during the storm.
while traveling from New Guinea to Howland Island. Dilbilgisi
1:56Yeni Gine'den Howland Adası'na giderken.
Kısaltılmış zaman yan cümlesi olarak while traveling
Bu cümlede while traveling, kısaltılmış bir zaman yan cümlesidir. while she was traveling anlamına gelir; özne she ve be fiilinin was biçimi çıkarılmıştır. Eksiltilen öznenin ana cümlenin öznesi Amelia Earhart olduğu anlaşılır. Bu kısa yapı, ana olayı odakta tutarken devam eden arka plan eylemini verir.
Alıştırma
Köşeli parantez içindeki zaman yan cümlesini while kullanarak kısaltın: Lena found the café [while she was traveling through Lisbon]. Lena found the café ____ through Lisbon.
Cevabı göster
while traveling
most definitely live: hayatta olduğunun güçlü biçimde doğrulanması
Burada live, “hayatta” veya “canlı” anlamına gelen bir sıfattır; “canlı yayında” anlamında değildir. Onun konuşması ve iletişim kurması, sözün yaşam durumuyla ilgili olduğunu gösterir. Most definitely çok güçlü bir kesinlik bildirir. İfadenin tamamı, onun 3 Temmuz’da hayatta ve etkin olduğuna dair ciddi bir şüphe bulunmadığını anlatır.
Alıştırma
“She was talking, communicating, and most definitely live on July 3rd,” cümlesinde live ne anlama gelir?
- Hayatta ve ölmemiş
- Bir izleyici kitlesine gerçek zamanlı yayın yapıyor
- Belirli bir adreste ikamet ediyor
Cevabı göster
Hayatta ve ölmemiş
but then she crossed the date line and disappeared forever on July 2nd.
2:04ama sonra tarih değiştirme çizgisini geçti ve 2 Temmuz'da sonsuza dek kayboldu.
Anlatıda tersine dönüş olarak July 3rd, but then ... July 2nd
Cümle önce Amelia’yı 3 Temmuz’da hayatta ve iletişim kurarken gösterir. Ardından but then ile onun tarih değiştirme çizgisini geçmesine ve yerel tarihin 2 Temmuz olmasına döner. 3 Temmuz’u 2 Temmuz’dan önce vermek, takvim değişikliğini şaşırtıcı ve akılda kalıcı hâle getirir. Tarih değiştirme çizgisi yerel takvim tarihini değiştirir; Amelia’nın zamanda geriye gittiği anlamına gelmez. Cümle, dramatik etki yaratmak için onun kayboluşunu tarihlerin tersine dönmesiyle yan yana getirir, fakat çizgiyi geçmenin kaybolmasına yol açtığını söylemez.
Alıştırma
July 3rd ... but then ... July 2nd sıralaması ne anlatıyor?
- 3 Temmuz’dan geçmişe doğru fiziksel olarak zamanda geriye gitti.
- Tarih değiştirme çizgisini geçmesi, kaybolmasının nedeni olarak sunuluyor.
- Tarih değiştirme çizgisini geçtikten sonra yerel takvim tarihi değişti ve hikâyede şaşırtıcı bir tersine dönüş oluştu.
Cevabı göster
Tarih değiştirme çizgisini geçtikten sonra yerel takvim tarihi değişti ve hikâyede şaşırtıcı bir tersine dönüş oluştu.
you can take a train called the Pineapple Express and see coffee being grown. Dilbilgisi
2:12Pineapple Express adlı trene binip kahvenin nasıl yetiştirildiğini görebilirsiniz.
see coffee being grown: devam eden edilgen bir süreci gözlemlemek
Yapı see + object + being + past participle şeklindedir. Coffee, ziyaretçilerin gördüğü nesne ve grow eylemini alan şeydir; bu nedenle being grown edilgen ilerleyen bir tümleçtir. Bu yapı, yalnızca bitmiş bir ürünü göstermek yerine yetiştirme işini göz önünde devam eden bir süreç olarak sunar. Bir nesne eyleme maruz kalırken aynı yapı diğer algı fiillerinden sonra da kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için repair fiilinin edilgen ilerleyen biçimini kullanın: From the bus, we could see the road ____.
Cevabı göster
being repaired
Or you can visit Kona and toast the camera with coffee made from beans right below you. Ton ve niyet
2:17Ya da Kona'ya gidip hemen altınızda yetişen çekirdeklerden yapılmış kahveyle kameraya kadeh kaldırabilirsiniz.
Kahveyle kameraya doğru kadeh kaldırmak
Burada toast, bir içeceği dostça selam vermek veya kutlama yapmak amacıyla kaldırmak anlamındaki bir fiildir. Genellikle bu hareketle ilişkilendirilen şarap ya da şampanya yerine kahve kullanılır. Kamera, onun aracılığıyla izleyen seyircileri temsil eder. Bu nedenle toast the camera with coffee, kahveyi merceğe doğru kaldırarak seyirciyi selamlamak veya onlarla kutlama yapmak demektir; ekmek kızartmak ya da cihazın kendisini onurlandırmak değildir.
Alıştırma
“At the end of the livestream, Maya toasted her viewers with a cup of tea.” cümlesinde Maya ne yaptı?
- Seyirciler izlerken ekmek kızarttı.
- Çayını seyircilere doğru kaldırarak dostça selam verdi.
- Kameranın üzerine çay döktü.
Cevabı göster
Çayını seyircilere doğru kaldırarak dostça selam verdi.
grab a shaved ice from Matsumoto with red beans at the bottom. Kültür
2:26Matsumoto'dan dibinde kırmızı fasulye olan bir buz tatlısı alın.
Matsumoto'dan kırmızı fasulyeli rendelenmiş buz tatlısı
Shaved ice, bir buz kalıbının çok ince parçalara rendelenip üzerine aromalı şurup ve ek malzemeler konmasıyla yapılan bir tatlıdır. Burada red beans, tatlıyla sunulan, şekerle tatlandırılmış ve dibine yerleştirilmiş kırmızı fasulyeyi anlatır. Matsumoto, tatlının alındığı dükkânın adıdır. softer beans ifadesi, tatlıdaki fasulyeleri bir önceki cümledeki kahve çekirdeklerine esprili biçimde bağlar; ancak bunlar farklı yiyeceklerdir.
Alıştırma
“We ordered shaved ice with red beans at the bottom.” cümlesinde ne anlatılıyor?
- Pişmemiş fasulyelerin üstünde saklanan sade buz küpleri.
- Altında tatlandırılmış fasulye bulunan tatlı bir buz tatlısı.
- Alışılmadık derecede yumuşak kahve çekirdeklerinden yapılan kahve.
Cevabı göster
Altında tatlandırılmış fasulye bulunan tatlı bir buz tatlısı.
Or eat some shrimp so fresh that they were grown in ponds right behind the shrimp shack. Dilbilgisi
2:31Ya da karides büfesinin hemen arkasındaki havuzlarda yetiştirilmiş, son derece taze karideslerden yiyin.
so fresh that: derecenin ardından gelen that cümlesi
so fresh that ... yapısında so, fresh sıfatının derecesini güçlendirir. that ile başlayan yan cümle, bu derecenin ne kadar yüksek olduğunu gösteren bir sonuç, kanıt veya somut belirti verir. Burada karideslerin restoranın hemen arkasındaki havuzlarda yetiştirilmesi, olağanüstü tazeliğin kanıtı olarak sunulur; dil bilgisi yapısının kendisi, yakında yetiştirilen ürünlerin her zaman taze olacağını söylemez. Aktarılabilir kalıp so + sıfat/zarf + that + cümledir.
Alıştırma
Cümleyi açıklamadaki derece ve sonuç kalıbıyla tamamlayın: The water was ____ cold ____ nobody wanted to swim.
Cevabı göster
so · that
This is the hospital Barack Obama was born in, Dilbilgisi
2:37Burası Barack Obama'nın doğduğu hastane,
the hospital Barack Obama was born in: atılan ilgi zamiri ve sondaki edat
hospital sözcüğünden sonraki bölüm, hangi hastanenin kastedildiğini belirleyen bir ilgi cümleciğidir. Günlük İngilizcede nesne görevindeki ilgi zamiri atılabilir: the hospital (that) Barack Obama was born in. Edat olan in sonda kalır, ancak onun anlaşılmış nesnesi hospital sözcüğüdür: Barack Obama was born in that hospital. Bu kalıp, bir yeri orada gerçekleşen bir olay aracılığıyla anlatmayı sağlar.
Alıştırma
Hangi cümlede ilgi zamiri doğal biçimde atılmış ve edat sonda bırakılmıştır?
- This is the house in I grew up.
- This is the house I grew up in.
- This is the house I grew up.
Cevabı göster
This is the house I grew up in.
Diamond Head, volkanik bir tüf konisi
Diamond Head, Honolulu'daki tanınmış bir yeryüzü şeklinin özel adıdır. Burada sözcüklerin düz anlamıyla bir “elmas kafa” değil, bu yer kastedilir. Tüf konisi, başlıca sıkışmış volkanik kül ve parçalardan oluşan koni biçimli volkanik bir yeryüzü şeklidir. A volcanic tuff cone ad öbeği açıklayıcı bir eş görevli ifadedir: Diamond Head'i başka sözlerle yeniden adlandırır ve nasıl bir yer olduğunu açıklar. Virgüller bunun ek bir arka plan bilgisi olduğunu gösterir; cümlenin ana iddiası hâlâ zirvenin şehre harika bir manzara sunduğudur.
Alıştırma
Örnek cümlede a volcanic tuff cone ne işe yarıyor?
- Diamond Head'in ne tür bir yeryüzü şekli olduğunu açıklar.
- Diamond Head'in elmastan yapıldığını söyler.
- Güçlü rüzgârın sonucunu verir.
Cevabı göster
Diamond Head'in ne tür bir yeryüzü şekli olduğunu açıklar.
but it's so windy that all around the steep sides are clumps of lost hats. Dilbilgisi
2:46ama rüzgâr o kadar güçlü ki dik yamaçların her yanında uçup gitmiş şapka yığınları var.
so windy that: sonuca yol açan derece
So windy that ... yapısında so, windy sıfatının derecesini artırır; that ile başlayan yan cümle de bunun sonucunu verir. Buradaki sonuç, uçup kaybolan şapkaların dik yamaçların çevresinde toplanmış olmasıdır. Aşırı bir dereceyi gözle görülebilen bir sonuçla bağlamak istediğinizde so + adjective/adverb + that + result clause kalıbını kullanın. Burada so, eşleşen sonuç yapısının bir parçasıdır; “bu nedenle” anlamına gelen bağımsız bir bağlayıcı değildir.
Alıştırma
Sonuç kalıbını iki sözcükle tamamlayın: The trail was ____ slippery ____ we had to walk slowly.
Cevabı göster
so · that
Yeri başa alan devrik yapı: all around ... are clumps ...
Cümle, okuyucunun orada ne olduğunu keşfetmeden önce ortamı görmesi için yer bildiren "all around the steep sides" ifadesini başa getirir. Ardından "are" fiili, "clumps of lost hats" öznesinden önce gelir. Öznenin başta olduğu olağan sıralamada cümle "Clumps of lost hats are all around the steep sides." olurdu. Özne, "sides" değil, çoğul "clumps" ismidir; bu nedenle "are", "clumps" ile uyumludur. Yerin başa alındığı bu yapı, betimlemede yeni bir şeyi sahneye sokmaya yardımcı olur.
Alıştırma
Hangi cümle önce yeri belirtip ardından uçurtmaları tanıtmak için fiil-özne devrikliğini kullanır?
- Across the dark sky flew three bright kites.
- Three bright kites flew across the dark sky.
- Across the dark sky, three bright kites flew.
Cevabı göster
Across the dark sky flew three bright kites.
the camera I've been using this entire time says it's waterproof. Dilbilgisi
2:54bunca zamandır kullandığım kameranın üzerinde su geçirmez olduğu yazıyor.
Konu değiştirme belirteci olarak By the way
"By the way", bağlantılı bir bilgi eklemek için ana konudan kısa süreliğine uzaklaşmayı sağlayan bir söylem belirtecidir. Dinleyiciye, sıradaki yorumun yararlı olduğunu ancak ana düşünce akışının bir parçası olmadığını bildirir. Burada dikkat, mevcut sahneden kamerayla ilgili bir yoruma kaydırılır. Cümlenin başında kullanıldığında virgül, ifadeden sonra genellikle verilen kısa arayı gösterir.
Alıştırma
Derste öğrenilen üç kelimelik konu değiştirme ifadesiyle cümleyi tamamlayın: ____, the meeting room has changed.
Cevabı göster
By the way
I've been using this entire time: geçmişten şimdiye kadar süren kullanım
the camera I've been using this entire time isim grubunda camera, using fiilinin nesnesidir. Tam biçim the camera that I've been using this entire time şeklindedir; nesne görevindeki ilgi zamiri that konuşmada sıkça atılır. I've been using, present perfect continuous yapısıdır. Kullanımın daha önce başlayıp şu ana kadar sürdüğünü veya tekrarlandığını gösterir. this entire time, “bu sürenin tamamı boyunca” anlamına gelir ve camera sözcüğünü değil, kullanma eylemini niteler.
Alıştırma
Cümleyi use fiilinin kısaltılmış present perfect continuous biçimiyle tamamlayın. The app ____ this entire time has an offline mode.
Cevabı göster
I've been using
find out if...: olup olmadığını öğrenmek
Find out; kontrol ederek, sorarak, araştırarak veya test ederek bir gerçeği öğrenmek ya da keşfetmek anlamına gelir. Ardından find out if..., find out what... veya find out about... gibi bilgi bildiren bir tamamlayıcı gelir. Burada to find out, planlanan testin amacını belirtir. if it is, “su geçirmez olup olmadığı” anlamındaki dolaylı bir evet-hayır sorusudur; if burada koşul bildirmez. waterproof, önceki cümleden anlaşıldığı için atılmıştır.
Alıştırma
Cümleyi “kontrol ederek öğrenmek” anlamındaki iki sözcüklü phrasal verb ile tamamlayın. We read the label to ____ whether the jacket was washable.
Cevabı göster
find out
and if measured from its seafloor base, Dilbilgisi
3:16ve deniz tabanındaki kaidesinden ölçüldüğünde,
Mauna Kea: deniz tabanından toplam yükseklik ve zirve rakımı
Mauna Kea, zirvesi Hawaii'nin en yüksek noktası olan bir yanardağdır. Dağın büyük bir bölümü okyanus yüzeyinin altındadır. Everest Dağı'ndan daha yüksek ifadesinde farklı bir ölçüm başlangıç noktası kullanılır: Mauna Kea, deniz tabanındaki kaidesinden zirvesine kadar ölçülür. Bu, Mauna Kea'nın zirvesinin deniz seviyesinden yüksekliğinin Everest'inkinden fazla olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi doğru açıklayan yorum hangisidir?
- Mauna Kea'nın zirvesi deniz seviyesinden Everest'in zirvesinden daha yüksektir.
- Mauna Kea Hawaii'nin en yüksek noktasıdır ve su altındaki kaidesinden ölçüldüğünde toplam yüksekliği daha fazladır.
- Ölçüm nereden başlarsa başlasın Mauna Kea Everest Dağı'ndan daha yüksektir.
Cevabı göster
Mauna Kea Hawaii'nin en yüksek noktasıdır ve su altındaki kaidesinden ölçüldüğünde toplam yüksekliği daha fazladır.
if measured from ...: kısaltılmış edilgen koşul yapısı
if measured from its seafloor base, kısaltılmış edilgen bir koşul yan tümcesidir. Tam biçimi if it is measured from its seafloor base şeklindedir. Atılan özne it, Mauna Kea'yı belirtir ve is de atılır; dağ ölçme eylemine maruz kaldığı için measured edilgen kalır. from its seafloor base ölçümün başlangıç noktasını belirtir. Karşılaştırma bu ölçüm yöntemi altında doğrudur; dolayısıyla if, birinin ölçüm yapıp yapmadığına ilişkin belirsizliği değil, yüksekliğin nasıl hesaplandığına ilişkin bir koşulu ifade eder.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için if the tower is measured from the riverbed bölümünü kısa biçimde yeniden yazın: ____ the riverbed, the tower is 180 meters tall.
Cevabı göster
If measured from
You literally drive into and through the cloudline. Kelime
3:25Kelimenin tam anlamıyla bulut katmanının içine girip içinden geçiyorsunuz.
Literally drive into and through the cloudline: bulut katmanına gerçekten girip içinden geçmek
Burada literally, bunun gerçekten yaşandığını belirtir. Araç gerçekten bulut katmanının içine girer; yani anlatım, etki yaratmak için kullanılan abartılı bir benzetme değildir. Into, bulutların içine girme anını gösterir. Through ise bulutların arasından karşı tarafa doğru ilerlenen yolu ekler. Into and through birlikte iki aşamayı gösterir: önce içeri girmek, sonra içinden geçmek.
Alıştırma
Cümleye en uygun yorum hangisidir?
- Konuşmacı bulutları yalnızca yüksekte araç kullanmayı anlatan abartılı bir görüntü olarak kullanır.
- Araç gerçekten bulut katmanına girer ve katmanın içinden ilerlemeye devam eder.
- Araç bulut katmanına yalnızca yaklaşır, içine girmez.
Cevabı göster
Araç gerçekten bulut katmanına girer ve katmanın içinden ilerlemeye devam eder.
and Comair make it perfect for observing space.
3:30ve sakin hava, burayı uzayı gözlemlemek için kusursuz kılıyor.
Didn't get to use: kullanma fırsatını kaçırmak
Get to + fiilin yalın hâli, bir şeyi yapma fırsatına veya iznine sahip olmak anlamına gelir. Didn't get to use ifadesinde didn't, bu fırsatı geçmiş zamanda olumsuz yapar: konuşmacı sonunda teleskopları kullanma fırsatı bulamamıştır. Bu anlatım, kaçırılmış bir fırsata odaklanır ve çoğu zaman biraz hayal kırıklığı hissettirir. Yalnızca eylemin gerçekleşmediğini bildiren didn't use ifadesinden daha fazlasını anlatır.
Alıştırma
Kaçırılmış bir fırsatı göstermek için cümleyi get to ifadesinin geçmiş zaman olumsuz biçimiyle tamamlayın: The museum closed early, so Maya ____ try the telescope.
Cevabı göster
didn't get to
but people had smaller ones I could use pointed right at Saturn.
3:35ama oradaki insanlarda Satürn'e doğrultulmuş, kullanabileceğim daha küçük teleskoplar vardı.
the best I could do: geçmişteki sınırlamalar altında mümkün olan en iyi sonuç
Burada the best, elde edilebilen en iyi sonucu anlatır; sonucun mutlaka nesnel olarak çok iyi olduğu anlamına gelmez. I could do, the best ifadesini niteleyen bir ilgi yan cümleciğidir; ilgi zamiri that düşürülmüştür: the best that I could do. Could, yapabilme durumunu geçmişteki koşullar ve sınırlamalar içine yerleştirir. Konuşan kişi, ekipman ve koşullar göz önüne alındığında kendisinin daha iyi bir sonuç üretemediğini söylüyor.
Alıştırma
Cümleyi, geçmişteki sınırlamalar altında mümkün olan en iyi sonucu belirten ifadeyle tamamlayın: My old camera could not capture the tiny text clearly, so this blurry photo is ____.
Cevabı göster
the best I could do
To learn more about Saturn and Hawaii's volcanic activity and a whole host of other issues, Kalıp ifadeler
3:46Satürn, Hawaii'nin volkanik faaliyetleri ve daha pek çok konu hakkında daha fazla bilgi edinmek için
a whole host of other issues: daha birçok konu
A whole host of, çok sayıda ve çoğu zaman çok çeşitli anlamına gelir. Burada host bir miktar ifadesinin parçasıdır; sunucu ya da hizmet sağlayan bilgisayar anlamına gelmez. Whole ifadeyi güçlendirir. Other, ifadeyi daha önce adı geçen konulara bağlar: bunlar örnektir ve bunlara çok daha fazlası eklenmektedir. Issues burada geniş anlamlıdır ve yalnızca sorun veya anlaşmazlık değil, konu ya da başlık anlamına da gelebilir.
Alıştırma
Cümleyi, çok sayıda ek öğe anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: The museum website offers maps, videos, and ____ resources for young visitors.
Cevabı göster
a whole host of other
be sure to watch our Leanback coming out this Saturday. Öbek fiiller
3:51bu cumartesi çıkacak Leanback'imizi mutlaka izleyin.
Medya yayını için “coming out this Saturday”
Bu cümlede coming out, “yayımlanmak veya herkesin erişimine açılmak” anlamındadır. Leanback içeriğini nitelerken this Saturday yayımlanma gününü belirtir. Video, film, kitap, şarkı veya bölüm gibi medya içerikleri için come out, içeriğin ne zaman erişilebilir olacağını anlatabilir. Burada “bir yerden dışarı çıkmak” şeklindeki gerçek hareket anlamında değildir ve bir kişinin kimliğini kamuya açıklamasını da ifade etmez.
Alıştırma
Cümleyi “yayımlanmak” anlamındaki iki sözcüklü fiille tamamlayın: The new episode will ____ this Saturday.
Cevabı göster
come out
It's an autoplaying playlist that I host full of video clips from producers all over YouTube,
3:55Bu, benim sunduğum, YouTube'un dört bir yanındaki içerik üreticilerinin video klipleriyle dolu ve otomatik oynayan bir oynatma listesi,
Gelecekteki güncellemeler için “Stay tuned”
Stay tuned, “daha fazla bilgi veya içerik için takip etmeye devam edin” anlamına gelen bir medya ifadesidir. Bu cümlede izleyicilerden, daha önce sözü verilen gelecekteki yayını beklemeleri istenir. İfade, radyo veya televizyonu belirli bir kanala ayarlı tutmaktan gelir ancak günümüzde çoğunlukla mecaz anlamda kullanılır. Daha sonraki bir güncellemeye işaret edebilir; bu yüzden mutlaka “şu anda tam olarak bu programı izlemeye devam edin” demek değildir.
Alıştırma
Duyuruyu “güncellemeleri takip etmeye devam etmek” anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: More details are coming tomorrow, so ____.
Cevabı göster
stay tuned