ULTRA AĞIR ÇEKİMDE Akustik Levitasyon - Smarter Every Day 134: İngilizce çalışma notları
SmarterEveryDay
Video özeti: Karşıt ultrasonik dalgalar köpük ve suyu havada tutan basınç bölgeleri oluşturur; hızlı çekim, akustik basınç yüzey gerilimini aştığında büyük damlaların parçalandığını gösterir. Başlıca İngilizce noktaları: 1. cut it out, — Deyimsel fiiller: burada istenmeyen ses frekanslarını kaldırma anlamını “şunu kes” emrinden bağlamla ayırmak. 2. wishing I had — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: wish ile geçmiş biçimi, mevcut bir eksikliği veya gerçek dışı isteği; örneğin o sırada bulunmayan ekipman ya da fırsatı anlatmak için kullanmak. 3. ramping up — Deyimsel fiiller: genlik ve basınçtaki kontrollü, kademeli artışı; ayrıca yoğunluk, ses, üretim veya etkinlik artışını anlatmak.
Bu derste
Anthony picked me up in his awesome Mustang and told me to come to this building Öbek fiiller
0:04Anthony beni harika Mustang'iyle aldı ve bu binaya gelmemi söyledi
picked me up: birini araçla gidip almak
Bu cümlede picked me up, bulunduğum yere arabayla gelip beni aldığı ve birlikte başka bir yere gidebildiğimiz anlamına gelir. Bu, pick up öbek fiilinin ulaşımla ilgili anlamıdır; birini fiziksel olarak yerden kaldırmak anlamında değildir. Nesne bir zamirse pick ile up arasına gelir: pick me up, pick her up veya pick them up. Pick up me denmez.
Alıştırma
pick up ifadesinin doğru geçmiş zaman biçimiyle cümleyi tamamlayın ve zamiri doğru yere koyun: “My aunt drove to the station to collect me. She ____ after work.”
Cevabı göster
picked me up
because we're going to film acoustic levitation.
0:10çünkü akustik levitasyon (sesle havada tutma) çekeceğiz.
which means that we only control things on one axis here. Anlatım akışı
0:16yani burada olayları sadece bir eksende kontrol ediyoruz demek.
which means that: önceki ifadeyi açıklamak
Which means that, önceki ifadenin açık bir sonucunu veya pratik açıklamasını sunar. Burada single axis teknik ifadesini pratik anlamına dönüştürür: kontrol yalnızca tek bir eksenle sınırlıdır. Which yalnızca axis ismine değil, önceki ifadenin tamamına gönderme yapar. Virgül, yan cümlenin ek bir açıklama olduğunu gösterir; that ise ardından gelen açıklamayı başlatır.
Alıştırma
Şu cümleyi okuyun: The road is closed, which means that we need another route. which neye gönderme yapıyor?
- Yalnızca road ismi.
- Yalnızca route ismi.
- Yolun kapalı olduğu gerçeğinin tamamı.
Cevabı göster
Yolun kapalı olduğu gerçeğinin tamamı.
Um Any time I see an oscilloscope I get excited. Dilbilgisi
0:23Ne zaman bir osiloskop görsem heyecanlanırım.
Any time I see ... I get ... ile tekrarlanan tepkiler
Any time I see ... ifadesi, “... her gördüğümde” anlamına gelir ve belirli tek bir olayı değil, tekrar tekrar gerçekleşen bir koşulu belirtir. Her iki cümlecikte de alışılmış bir tetikleyici ile sonucu göstermek için simple present kullanılır. Kalıp şöyledir: any time + koşul, özne + şimdiki/geniş zamanlı sonuç. Sonuç kısmındaki get + sıfat, “bir duruma gelmek” veya “öyle hissetmeye başlamak” anlamındadır; I get excited, heyecanlanmanın konuşanın alışılmış tepkisi olduğunu belirtir.
Alıştırma
Tetikleyici her ortaya çıktığında aynı tepkinin gerçekleştiğini anlatan cümle hangisidir?
- At any time, I can smell fresh bread.
- I smelled fresh bread once, and I got hungry.
- Any time I smell fresh bread, I get hungry.
Cevabı göster
Any time I smell fresh bread, I get hungry.
You'll so the main frequency we're using again is 22kHz
0:27Duyacaksın, tekrar söylüyorum, kullandığımız ana frekans 22kHz,
Um what you'll be hearing are sub-harmonic around 17-18kHz
0:32Hımm, senin duyacağın şey 17-18kHz civarındaki alt harmonikler.
But I can just put a low pass filter on the audio Kelime
0:35Ama ben sese sadece bir düşük geçiren filtre koyabilirim
low pass filter: düşük frekansları geçiren filtre
Düzenlenmiş teknik metinlerde çoğu zaman low-pass filter olarak yazılan low pass filter, bir sinyalin düşük frekanslı kısımlarını geçirirken belirlenen kesim frekansının üzerindeki frekansları azaltır. Low, geçmesine izin verilen frekans aralığının düşük olduğunu belirtir; filtrenin kalitesinin düşük olduğu anlamına gelmez. Bu cümlede filtreyi sese eklemek, istenmeyen yüksek frekanslı sesi azaltmanın bir yoludur.
Alıştırma
Bir ses kaydında istenmeyen yüksek frekanslı bir tıslama var. Düşük frekansları geçirip yüksek frekansları azaltmak için hangi araç tasarlanmıştır?
- a high-pass filter
- a low-pass filter
- a gain control
Cevabı göster
a low-pass filter
cut it out: bir kaydın bir bölümünü çıkarmak
Bu cümlede cut it out, kaydın veya sinyalin bir bölümünü çıkarmak anlamına gelir. it zamiri yüksek frekanslı sesi gösterir; dolayısıyla konuşan kişi bu sesin kaldırıldığını veya filtrelendiğini tahmin etmektedir. cut + nesne + out yapısı, kayıttan istenmeyen bir sesi, filmden bir sahneyi veya paragraftan bir cümleyi çıkarmak gibi, daha büyük bir bütünden bir şeyi kaldırmayı anlatabilir.
Alıştırma
Cümleyi okuyun ve cut the hiss out ifadesinin anlamını seçin: “The producer cut the hiss out of the interview recording.”
- Yapımcıya kötü davranmayı bırakmasını söylemek
- Röportaj kaydındaki dip gürültüsünü kaldırmak
- Dip gürültüsünü daha yüksek yapmak
Cevabı göster
Röportaj kaydındaki dip gürültüsünü kaldırmak
Turn it up: ayrılabilen bir öbek fiille düzeyi artırmak
Turn it up, bir cihazın çıkışını, ses düzeyini veya yoğunluğunu artırmak anlamına gelir. Burada it, ses cihazını veya onun düzeyini gösterir; up ise fiziksel olarak yukarı yönü değil, “daha yüksek bir ayara” anlamını taşır. Turn up ayrılabilen bir öbek fiildir. Nesne it zamiri olduğunda onu turn ile up arasına koyun: turn it up. Turn up it standart İngilizce değildir.
Alıştırma
Cümleyi turn up ve it zamirini kullanarak tamamlayın: The music is too quiet. Please ____.
Cevabı göster
turn it up
the two waves from each of the two horns.
0:42iki boynuzun her birinden gelen iki dalgayı göreceksin.
Well, let's stinking levitate something, dude. Kelime
0:45Hadi artık bir şeyleri havada tutalım dostum.
Gayriresmî bir pekiştirici olarak stinking
Buradaki stinking kötü bir kokudan söz etmez. Daha fazla duygu taşıyan really gibi, gayriresmî bir pekiştiricidir ve levitate something ifadesini daha güçlü kılar. Fiilden önce kullanılması, konuşanın sabırsız heyecanını gösterir: beklemeyi bırakıp şimdi yapalım. Zarfa benzeyen bu kullanım şakacı ve standart dışıdır; bu yüzden birebir çeviriden çok ton önemlidir.
Alıştırma
"Let's stinking build this robot already!" cümlesinde stinking sözcüğünün temel görevi nedir?
- Cümleyi resmî ve nazik hâle getirir.
- Robotun kötü koktuğunu söyler.
- Heyecanlı veya sabırsız bir vurgu ekler.
Cevabı göster
Heyecanlı veya sabırsız bir vurgu ekler.
Şaşkınlık ve inanamama bildiren No way
No way konuşmada kullanılan kalıplaşmış bir tepkidir. Burada “Buna inanamıyorum!” anlamına gelir ve beklenmedik bir sonuç karşısındaki şaşkınlığı gösterir; gerçek anlamda bir yoldan söz etmez. Aynı sözler “Kesinlikle olmaz” gibi güçlü bir reddi de anlatabilir. Anlamı bağlam ve tonlama belirler: şaşırtıcı bir habere tepki olarak genellikle inanamamayı, bir isteğe cevap olarak ise reddetmeyi gösterebilir.
Alıştırma
Bir arkadaşın sana on kitabı taşıyan küçük bir kâğıt köprü gösteriyor. Sen "No way!" diyorsun. Bu tepki büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Şaşkınım ve buna inanamıyorum.
- Bir yol bulamıyorum.
- Herhangi bir köprü yapmayı kesinlikle reddediyorum.
Cevabı göster
Şaşkınım ve buna inanamıyorum.
Amaçlanan anlamı kontrol etmek için By X, you mean Y?
“By X, you mean Y?” kalıbı, birinin X sözcüğünü ya da ifadesini kullanırken Y’yi kast edip etmediğini kontrol eder. Burada sound konuşulan terim, pressure ise önerilen yorumdur. Bu kalıpta by X, “X derken” veya “X ile demek istediğin...” anlamına gelir; bir şeyin hangi araçla yapıldığını anlatmaz. Düz cümle sırasındaki you mean Y, konuşmada genellikle yükselen tonlamayla bir onay sorusu olarak kullanılabilir.
Alıştırma
Açıklama sorusunu tam olarak By X, you mean Y? kalıbıyla tamamlayın: ____ 'backup,' ____ saving a second copy?
Cevabı göster
By · you mean
Yeah, the sound waves, which are pressure waves.
0:57Evet, ses dalgaları, ki bunlar basınç dalgalarıdır.
but you can see the wave length spacing basically between these.
0:59ama bunların arasındaki dalga boyu boşluğunu temel olarak görebilirsin.
a bit too + sıfat: kabul edilebilir düzeyin biraz ötesinde
a bit too simplified ifadesinde too simplified, bir şeyin yararlı veya kabul edilebilir noktayı aşacak kadar basitleştirildiğini anlatır. Konuşan kişi yalnızca bunun basit olduğunu söylemez; basitleştirme sırasında önemli bir şeyin dışarıda bırakıldığını belirtir. a bit, aşırılığın küçük görünmesini sağlayarak eleştiriyi yumuşatır. Ancak too anlamını ortadan kaldırmaz; dolayısıyla ifade hâlâ gerçek bir sorun olduğunu söyler.
Alıştırma
Bir sınıf arkadaşının açıklamasında önemli bir adım eksik. Hangi cümle yumuşak ama gerçek bir eleştiri ifade eder?
- Your explanation is a bit too simplified.
- Your explanation is very simplified.
- Your explanation is a bit simplified.
Cevabı göster
Your explanation is a bit too simplified.
When you have two identical sound waves and you line them up just right, Notlar
1:17İki özdeş ses dalganız olduğunda ve bunları tam olarak hizaladığınızda,
line them up: onları hizalamak
Line them up, birkaç şeyi konumları birbirine uyacak şekilde yerleştirmek veya ayarlamak anlamına gelen ayrılabilir bir phrasal verbdür. Burada iki ses dalgası doğru hizaya getiriliyor; dalgalar sıraya sokulmuyor. Line them up ifadesinde them nesnedir ve line ile up arasına gelir. Nesne bir isim olduğunda line the waves up ve line up the waves biçimleri mümkündür; zamir nesne olduğunda normal yer orta kısımdır.
Alıştırma
Dalgaları hizalamak anlamındaki phrasal verbü kullanarak cümleyi tamamlayın: When you have two identical sound waves and you ____ just right,
Cevabı göster
line them up
just right: tam kararında
Just right, bir durum için tam olarak uygun olmak anlamına gelir; derece, konum, boyut veya zamanlama doğru ölçüdedir. Burada dalgaların yalnızca yaklaşık olarak değil, gereken kesin biçimde hizalandığını anlatır. Bu, kesin bir sayı vermeden bir sonucun tam uygun olduğunu anlatan esnek ve konuşma dilinde yaygın bir ifadedir. Bu cümlede right, “doğru” veya “uygun” anlamındadır; yön olarak “sağ” anlamında değildir.
Alıştırma
“Tam olarak uygun” anlamını vermek için bu cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? The soup is ___, so we do not need to add anything.
- just enough
- just right
- right away
Cevabı göster
just right
they no longer act like waves moving across the room. Dilbilgisi
1:20artık odada ilerleyen dalgalar gibi davranmazlar.
Artık dalgalar gibi davranmamak
No longer, geçmişte doğru olan bir durumun veya davranışın artık doğru olmadığını gösterir. Act like, benzer bir şekilde davranmak veya çalışmak demektir; burada sahnede rol yapmak anlamında değildir. Cümle, önceki durumla şimdiki durum arasındaki değişimi vurgular: dalgalar daha önce odayı geçen dalgalar gibi davranıyordu, ancak artık bu özelliğe sahip değiller.
Alıştırma
Önceki davranışın sona erdiğini gösteren ifadeyi ekleyerek cümleyi tamamlayın: After the software update, the old buttons ____ shortcuts.
Cevabı göster
no longer act like
Duran dalga denilen şey
What's called + bir isim, az önce açıklanan bir şeyin yaygın veya teknik adını tanıtır. What's, what is ifadesinin kısaltmasıdır ve bu yapı doğrudan bir soru değildir. Bu cümlede birleşen dalgalar, a standing wave teknik terimiyle tanımlanır. Yapı, açıklamayı bir olgudan o olgunun kullanılan adına taşır.
Alıştırma
Bir açıklamayı bir adla bağlamak için what's called yapısını kullanan cümleyi seçin.
- The pattern is known as a constellation.
- The pattern is calling a constellation.
- What do you call the pattern?
- The pattern is what's called a constellation.
Cevabı göster
The pattern is what's called a constellation.
Duran dalga: sabit bir dalga deseni
Duran dalga, uzayda ilerlemek yerine aynı yerlerde kalan bir dalga desenidir. Düğümleri, yani hareketsiz kalan noktaları, ve karınları sabit konumlardadır. Bu cümlede they become what's called, oluşan desene standart bilimsel adını verir. Standing, dalganın dik durduğu anlamına gelmez: desen sabit görünse de ortamın bazı bölümleri hâlâ ileri geri hareket edebilir.
Alıştırma
Bilimsel bir açıklamada standing wave neyi adlandırır?
- Yüzeyin üzerinde dik duran bir dalga
- Düğümleri ve karınları sabit olan bir dalga deseni
- Bir yerden başka bir yere ilerleyen bir dalga deseni
Cevabı göster
Düğümleri ve karınları sabit olan bir dalga deseni
You get a spot right here where there's a pressure flipping on and off
1:28Tam burada basıncın açılıp kapandığı bir nokta elde edersiniz
and a spot right here where the pressure isn't changing at all.
1:31ve tam şurada basıncın hiç değişmediği bir nokta elde edersiniz.
If you flip this thing upright and then you put something tiny right inside that little pocket,
1:35Eğer bu şeyi dik çevirirseniz ve o küçük cebin tam içine minik bir şey koyarsanız,
you can use that air pressure to bump something up against the force of gravity.
1:40bu hava basıncını kullanarak yerçekimi kuvvetine karşı bir şeyi yukarı doğru itebilirsiniz.
So it ends up looking like this Ping-Pong paddle. Öbek fiiller
1:44Böylece sonunda bu ping-pong raketine benzer.
Sonunda ... gibi görünmek: nihai benzerliği anlatmak
Ends up looking like, bir süreçten sonra ulaşılan görünümü anlatır. Bu cümlede bir şey yavaş yavaş masa tenisi raketine benzeyen son bir şekil alır; bu ifade önce yukarı doğru hareket edip sonra bir şeye bakmak anlamına gelmez. End up ifadesinden sonra looking, yani -ing biçimi gelir; çünkü looking like ulaşılan sonucu adlandırır. Bu kalıp, baştan planlanmamış olabilecek sonuçlar için de kullanılabilir: end up + -ing + like + isim.
Alıştırma
Bu cümlede ends up looking like neyi vurgular?
- Bir süreçten sonra ulaşılan nihai görünüş
- Bir nesnenin değişmeden önce yukarı doğru hareket etmesi
- Kalıcı bir kimlik veya meslek
Cevabı göster
Bir süreçten sonra ulaşılan nihai görünüş
but it keeps getting knocked back up by the high pressure wave below it. Dilbilgisi
1:47ancak altındaki yüksek basınç dalgası tarafından sürekli yukarı itilir.
keeps getting knocked back up: tekrar tekrar yukarı geri itilmek
“keeps getting knocked back up” tekrarlanan edilgen bir olayı anlatır. Özne kendini yukarı itmez; başka bir şey ona tekrar tekrar çarpar ve onu her seferinde daha yüksek bir konuma geri gönderir. Keep + getting + past participle yapısı eylemi devam eden bir tekrar olarak sunar. Back up ise daha yüksek bir konuma geri dönme yönünü ekler. Böylece yapı aynı anda tekrarı, dışarıdan gelen kuvveti ve yukarı doğru hareketi anlatır.
Alıştırma
Bir nesnenin dışarıdan gelen bir kuvveti tekrar tekrar alıp yukarı geri gönderilmesini doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?
- The beach ball keeps getting knocked back down by the waves.
- The beach ball keeps getting knocked back up by the waves.
- The beach ball keeps knocking itself back up in the waves.
Cevabı göster
The beach ball keeps getting knocked back up by the waves.
Anthony uses a syringe to balance little drops of water on top of that oscillating wave.
1:55Anthony, salınım yapan bu dalganın tepesinde küçük su damlalarını dengelemek için bir şırınga kullanıyor.
Another cool thing is the fact that if I make the water drops too big,
2:05Bir başka harika şey ise, su damlalarını çok büyük yaparsam,
Why would it do that?: bunu yapmasına ne sebep olabilir?
“Why would it do that?” beklenmedik bir davranışın arkasındaki olası nedeni veya mekanizmayı sorar. Buradaki would geçmişteki bir gelecek zamanı göstermez; konuşanın bu davranış karşısında şaşırdığını ve onu açıklamaya çalıştığını anlatır. Do that az önce gözlemlenen davranışa gönderme yapar. Bu nedenle tüm soru, “Onun öyle davranmasına ne sebep olabilir?” anlamına gelir. Konuşanın tonuna göre şaşkınlık veya şüphe taşıyabilir.
Alıştırma
Bir makine tasarımına aykırı görünen garip bir eylem gerçekleştiriyor. Onu böyle davranmaya itebilecek olası nedeni sormak istiyorsunuz. Hangi soru en uygundur?
- Why would it do that?
- Why is it doing that?
- Why did it do that?
Cevabı göster
Why would it do that?
It happens just a little too fast to see with the naked eye. Notlar
2:11Çıplak gözle görülemeyecek kadar biraz hızlı gerçekleşiyor.
too fast to see: aşırı hız sonucu
too fast to see, hızın bir şeyi net görmeye izin veren sınırı aştığını anlatır. too, fast'i sadece güçlendirmez; kişinin onu net göremediği sonucunu da ima eder. too + sıfat veya zarf + to + fiil yapısı, derecenin to'dan sonraki eylemin gerçekleşemeyeceği kadar yüksek olduğunu belirtir. Burada eylem see olduğu için ifade, doğrudan görmenin neden mümkün olmadığını açıklar.
Alıştırma
Kamera küçük hareketi gerçek zamanlı olarak net gösteremiyor. Hızın görmeyi engellediğini hangi ifade anlatır?
- so fast that you can see
- too fast to see
- fast enough to see
- very fast
Cevabı göster
too fast to see
the naked eye: araçsız insan görüşü
The naked eye, mikroskop, kamera, büyüteç veya başka bir gözlem aracı olmadan kullanılan normal insan görüşünü ifade eder. Bu cümlede, bir kişinin doğrudan görebileceği şeylerin sınırını belirler. Naked eye burada kalıplaşmış bir ifadedir; naked çıplak bir bedeni anlatmaz. İfade, özellikle çok küçük veya hızlı bir olayın araçsız gözlem sınırlarını vurgular.
Alıştırma
Tabela uzaktan okunamayacak kadar küçük, ancak yakından çıplak gözle okunabiliyor. Burada with the naked eye ne anlama gelir?
- özel bir gözlem ekipmanı olmadan
- gözler kapalıyken
- kamera yakınlaştırmasıyla
- mikroskopla
Cevabı göster
özel bir gözlem ekipmanı olmadan
and a high-speed camera.
2:17yüksek hızlı bir kamerayı bir araya getirebileceğim bir yol dileyerek eve uçtum.
wishing I had: o sırada olmayan bir şeyi dilemeyi anlatmak
wishing I had ... ifadesi, kişinin o sırada sahip olmadığı bir şeye sahip olmayı dilediğini gösterir. Geçmiş biçim olan had, bu eksikliği gerçek dışı ya da gerçeklere aykırı olarak belirtir; kişinin bu kaynağa zaten sahip olduğunu bildirmez. -ing yapısı, eve uçarken duyulan pişmanlığı veya isteği ekler. Henüz gerçekleşmesi mümkün görünen bir gelecek planını değil, o sırada eksik olan bir koşula duyulan özlemi anlatır.
Alıştırma
Kişinin o sırada sahip olmadığı bir şeyi istediğini en iyi hangi ifade gösterir?
- knowing I had
- wishing I had
- hoping I can
Cevabı göster
wishing I had
bringing together: unsurları ortak bir amaç için birleştirmek
Bringing together, ayrı insanları, nesneleri veya kaynakları tek bir koordineli grup ya da düzen içinde birlikte çalışabilecek şekilde birleştirmek demektir. Burada konuşan kişi, levitasyon makinesiyle kamerayı aynı deneyde birlikte kullanmasını sağlayacak bir yöntem istiyor; anlamı onları yalnızca aynı yere taşımak değildir. Some way of bringing together yapısında bringing, of edatından sonra gelen bir gerund'dür; together ise ortak kullanımı veya amacı vurgular. Bu nedenle ifade yalnızca fiziksel hareketi değil, işlevsel koordinasyonu da anlatabilir.
Alıştırma
Ayrı insanları veya kaynakları ortak bir amaç için birleştirmeyi en iyi hangi ifade anlatır?
- bringing together
- taking apart
- putting together
Cevabı göster
bringing together
Went by: zaman geçti
Bu cümlede went by, zamanın “geçtiği” anlamına gelir. Özne 10 months gibi bir zaman dilimi olduğu için bu ifade, o aylardaki her olayı anlatmadan hikâyeyi ileri taşır. Dakikalar, günler, aylar veya yıllar geçerken go by bu anlamda kullanılabilir. Burada bir yerin yanından geçmek, belirli bir ad kullanmak veya bir kurala uymak anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi “zaman geçmek” anlamındaki go by ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Three quiet weeks ____ before we heard any news.
Cevabı göster
went by
Had no way of doing: pratik bir sınırlamayı anlatmak
Had no way of doing, bir şeyi yapmak için kullanılabilir bir yöntem, araç veya gerçekçi seçenek olmadığını anlatır. have no way of + fiil-ing yapısında of bir edattır; bu nedenle ardından gelen fiil -ing biçimini alır. Yaygın bir alternatif had no way to do this biçimidir. Hem have no way of doing something hem de have no way to do something aynı pratik sınırlamayı ifade edebilir.
Alıştırma
Cümleyi have no way of doing yapısının geçmiş zaman biçimiyle ve contact fiilini kullanarak tamamlayın: I was alone in a cabin with no phone or internet, so I ____ my family.
Cevabı göster
had no way of contacting
They wanted to know if I could do any sound experiments Dilbilgisi
2:23Hollywood'daki American Idol programında
on American Idol out in Hollywood.
2:25herhangi bir ses deneyi yapıp yapamayacağımı bilmek istediler.
wanted to know if I could: dolaylı bir evet-hayır sorusu
Wanted to know if, evet ya da hayırla yanıtlanan bir soruyu dolaylı biçimde aktarır. Buradaki if, whether yani “olup olmadığını” anlamına gelir; konuşanın ses deneyleri yapma olasılığını soruyorlardı. If'ten sonra düz cümle dizilişi kullanılır: özne + kip belirten yardımcı fiil veya fiil. Bu yüzden I could doğrudur, could I değil. Could, geçmiş zamandaki aktarım fiili wanted ile uyumludur ve aktarılan soruyu bağımsız bir doğrudan sorudan daha az doğrudan yapar.
Alıştırma
Doğal bir dolaylı evet-hayır sorusu oluşturan seçeneği belirleyin: Leo wanted to know ___ use the telescope after class.
- could he if
- if he could
- if could he
Cevabı göster
if he could
We have 2 hours with the most amazing setup I've ever worked with, Dilbilgisi
2:27Şimdiye kadar çalıştığım en muazzam kurulumla 2 saatimiz var,
the most amazing setup I've ever worked with: kişisel deneyime dayalı en üstünlük
The most amazing setup, en üstünlük derecesi içeren bir isim grubudur. I've ever worked with, present perfect biçimindeki bir ilgi cümleciğidir ve karşılaştırmanın kapsamını konuşanın şimdiye kadarki tüm düzenek deneyimleri olarak belirler. Setup, anlam bakımından with'in nesnesidir: konuşan bu düzenekle çalışmıştır. Günlük İngilizcede with'i cümleciğin sonunda bırakmak doğaldır.
Alıştırma
Konuşanın bugüne kadarki deneyimini doğal biçimde anlatan cümleyi seçin.
- This is the best camera I've used yesterday.
- This is the best camera I ever use.
- This is the best camera I've ever used.
Cevabı göster
This is the best camera I've ever used.
We're gonna do 20,000 frames per second with the V2511
2:36V2511 ile saniyede 20.000 kare çekeceğiz
and we're gonna do 7500 frames per second with the V711.
2:40ve V711 ile saniyede 7500 kare çekeceğiz.
hang out with: biriyle rahatça vakit geçirmek
Hang out with someone, o kişiyle rahat ve samimi bir şekilde sosyal zaman geçirmek anlamına gelir. Genellikle resmî bir görüşme yapmaktan veya belirli bir işi tamamlamaktan çok, gündelik biçimde birlikte olmayı anlatır. Burada konuşmacı, katılımcılarla yalnızca kamera önünde bulunmak değil, gerçekten rahatça vakit geçirmek istiyor. Yapı hang out with + kişi veya grup şeklindedir; buradaki hang sözcüğü gerçek anlamıyla ‘asmak’ değildir.
Alıştırma
Birisiyle rahatça sosyal zaman geçirmek anlamına gelen gündelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: After soccer practice, I like to ____ my teammates.
Cevabı göster
hang out with
and teach them something new about sound.
2:47ve onlara ses hakkında yeni bir şeyler öğretmek istedim.
Yalnızca... istemiyordum; aslında... istiyordum
I didn't want to just make a TV segment ifadesinde just, ilk hedefi yalnızca televizyon bölümünü hazırlamakla sınırlar. Olumsuzluk, hedefin bu sınırlı hâlini reddeder; konuşmacının hiçbir televizyon bölümü istemediği anlamına gelmez. I actually wanted to ... yapısı, odağı daha kapsamlı ve önemli olan asıl niyete çevirir. Burada actually, dinleyicide oluşabilecek bir izlenimi düzeltir ve grupla vakit geçirip onlara bir şey öğretme amacını öne çıkarır. Başka durumlara aktarılabilen bilgi düzeni şöyledir: yalnızca X'i dışla, ardından gerçek veya daha derin Y'yi vurgula.
Alıştırma
Örnekteki karşıtlığı en iyi hangi yorum ifade eder?
- Konuşmacı hiçbir televizyon bölümü istemedi ve yalnızca sosyalleşmeyi seçti.
- Konuşmacı yanlışlıkla bir televizyon bölümü hazırladı ve daha sonra sesi açıklamaya karar verdi.
- Televizyon bölümü hazırlamak hedefin tamamı değildi; daha derin hedef grupla vakit geçirip onlara bir şeyler öğretmekti.
Cevabı göster
Televizyon bölümü hazırlamak hedefin tamamı değildi; daha derin hedef grupla vakit geçirip onlara bir şeyler öğretmekti.
so we're not gonna pretend like these guys don't know what's up Notlar
2:53bu çocuklar neler olup bittiğini bilmiyormuş gibi davranmayacağız
pretend like + yan cümle
Burada pretend like, these guys don't know what's up tam yan cümlesini başlatır. “O durum gerçekmiş gibi davranmak” anlamına gelir. Olumsuz yapı we're not gonna pretend like ... gerçeğe aykırı bu görüntüyü reddeder. Konuşan kişi, bu insanların durumu zaten anladığını açıkça kabul edecektir.
Alıştırma
Vurgulanan gündelik yapıyı kullanarak cümleyi tamamlayın: We ____ we had never met before.
Cevabı göster
pretended like
know what's up deyimi
Know what's up, “ne olduğunu anlamak” veya “durumun nasıl işlediğini bilmek” anlamına gelir. Dil bilgisi açısından what's up, know sözcüğünden sonra gelen ve soru biçiminde olan bir yan cümledir; dinleyiciye doğrudan soru sormaz. Bu cümlede, bu insanların zaten bilgi sahibi olduğu kabul edilir. Bu kullanım, tek başına kullanılan What's up? selamlamasından farklıdır.
Alıştırma
“Durumu anlıyor” anlamındaki vurgulanan deyimi kullanın ve know sözcüğünü Lena ile uyumlu biçime getirin: Lena ____, so you can skip the basic explanation.
Cevabı göster
knows what's up
and they're actually you know how this works now, right?
2:57ve aslında bunun artık nasıl çalıştığını biliyorsunuz, değil mi?
Come over here and let's show everybody how it works.
3:02Buraya gelin ve herkese nasıl çalıştığını gösterelim.
It looks to me like: kişisel bir izlenim belirtmek
It looks to me like kalıbı, ardından gelen düşünceyi konuşanın kişisel izlenimi olarak sunar. Burada konuşan kişi, cihazın görünüşüne bakarak onun muhtemelen yalnızca bir amfi olduğunu düşünüyor; bunu kanıtlanmış bir gerçek olarak belirtmiyor. Kalıp It looks to + kişi + like + isim veya yan cümle biçimindedir. to me eklendiğinde bunun kimin görüşü olduğu belirtilir ve iddia yumuşatılır; böylece başkasının doğrulaması veya farklı düşünmesi için yer bırakılır.
Alıştırma
Bir kablo görüyorsunuz ancak ne olduğundan tam emin değilsiniz. Hangi cümle yargıyı kişisel izleniminiz olarak sunar?
- It looks to me like the cable is disconnected.
- The cable is definitely disconnected.
- It looks the cable is disconnected to me.
Cevabı göster
It looks to me like the cable is disconnected.
where you can actually suspend liquid or you know things of physical
3:15burada sıvıları ya da fiziksel nesneleri gerçekten askıda tutabilirsiniz.
There's an equation that dictates how big a raindrop can be, okay? Kelime
3:26Bir yağmur damlasının ne kadar büyük olabileceğini belirleyen bir denklem var, tamam mı?
dictates: bir kural sınırı belirler
Burada dictates, “belirler” veya “sonucu kontrol eden sınırı koyar” anlamındadır. Denklem bir insan gibi emir vermez; matematiksel ilişkisi, belirtilen koşullarda bir yağmur damlasının ulaşabileceği en büyük boyutu belirler. Yapı X dictates + sonuç veya soru sözcüklü yan cümle biçimindedir. dictates how big a raindrop can be ifadesinde how ile başlayan yan cümle, denklemin kontrol ettiği sonucu belirtir.
Alıştırma
Odanın boyutları sahnenin nereye yerleştirilebileceğini kesin biçimde belirliyor. Bu güçlü kısıtlamayı hangi cümle anlatır?
- The room's dimensions predict where the stage can go.
- The room's dimensions dictate where the stage can go.
- The room's dimensions influence where the stage can go.
Cevabı göster
The room's dimensions dictate where the stage can go.
is determined by: sonucu neyin belirlediğini söylemek
Bu cümlede is determined by, “tarafından belirlenir veya kontrol edilir” anlamına gelen edilgen bir fiil öbeğidir. Basınç sonuçtur; by sonrasındaki matematiksel ifade ise değerini belirleyen etkenleri verir. Başka durumlarda da kullanılabilen X is determined by Y kalıbı önce X’i öne çıkarır, ardından Y’yi belirleyici neden, koşul, kural veya hesaplama olarak tanıtır. Buradaki determined, bir kişinin “kararlı” olduğunu anlatmaz.
Alıştırma
Sonucu neyin belirlediğini gösteren resmî edilgen ifadeyle cümleyi tamamlayın: The final score ____ the number of correct answers.
Cevabı göster
is determined by
two times X divided by Y: 2X ÷ Y ifadesini sesli söylemek
Sözlü two times X divided by Y kalıbı (2 × X) ÷ Y anlamına gelir. Burada X yüzey gerilimi, Y ise yarıçaptır; önce yüzey geriliminin iki katı alınır, sonra bu çarpım yarıçapa bölünür. Times çarpmayı, divided by ise bölmeyi gösterir. Konuşmada gruplandırma yazılı bir formüldeki kadar görünür değildir; bu nedenle sıra ve kullanılan sözler hangi niceliklerin birlikte olduğunu anlamaya yardımcı olur.
Alıştırma
2 × length ÷ width ifadesini dersteki sözlü matematik kalıbıyla söyleyin: The value is ____.
Cevabı göster
two times the length divided by the width
We're recording high-speed video of these drops that we're levitating
3:39Havada tuttuğumuz bu damlaların yüksek hızlı videosunu kaydediyoruz
which is the same as changing the pressure, right?
3:45bu da basıncı değiştirmekle aynı şey, değil mi?
Ramping up: bir şeyi kademeli olarak artırmak
Bu cümlede ramping up, genliği kontrollü ve adım adım artırmak demektir. Tek bir ani sıçramayı değil, bir süreci anlatır. Burada daha yüksek genlik aynı zamanda daha yüksek basınç anlamına gelir. Ramp burada fiziksel bir eğim değildir. Kalıp ramp up + isim biçimindedir; örneğin ramp up the amplitude. Artan şey zaten belliyse nesne olmadan da kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi kademeli olarak artırmak anlamındaki öbek fiille tamamlayın: The lab will ____ testing over the next three weeks.
Cevabı göster
ramp up
that the surface tension can't hold the drop together any more Öbek fiiller
3:51yüzey gerilimi damlayı artık bir arada tutamaz
So great that: bir dereceyi sonucuna bağlamak
so + sıfat + that + yan cümle kalıbı, bir niteliğin that ile başlayan yan cümledeki sonucu doğuracak dereceye ulaştığını anlatır. Burada basınç o kadar yükselir ki yüzey gerilimi artık damlayı bir arada tutamaz. Great burada mükemmel bir şeyi değil, basıncın büyüklüğünü veya şiddetini anlatır. That sonucu başlatır; bir nesneyi işaret etmez.
Alıştırma
Sonuç kalıbını tamamlayın: The music was ____ loud ____ we could not hear the announcement.
Cevabı göster
so · that
hold the drop together: bir şeyi bütün hâlinde tutmak
Bu cümlede hold the drop together, “damlanın dağılmaması için onu tek bir bütün hâlinde tutmak” anlamına gelir. Yüzey gerilimi damlanın şeklini korur; basınç çok fazla arttığında bunu artık yapamaz. Başka durumlara aktarılabilen yapı hold + nesne + together şeklindedir. Fiziksel parçaları birleşik tutmayı anlatabileceği gibi bir grubun, planın veya ilişkinin bir bütün olarak işlemeye devam etmesini de anlatabilir.
Alıştırma
Cümleyi hold ... together yapısının iki bölümüyle tamamlayın: The straps ____ the boxes ____ during transport.
Cevabı göster
hold · together
I hope you enjoyed this episode of Smarter Every Day.
5:45umarım Smarter Every Day'in bu bölümünü beğenmişsinizdir.
not obligated to: görev veya zorunluluk olmaması
Be obligated to + fiilin yalın hâli, “bir şeyi yapma yükümlülüğü veya resmî zorunluluğu bulunmak” anlamına gelir. Olumsuz biçim not obligated to, böyle bir yükümlülüğün olmadığını belirtir; ancak kişi yine de bunu yapmayı seçebilir. Burada konuşmacı, Ford hakkındaki olumlu yorumunun gönüllü olduğunu ve bir sözleşme ya da anlaşma gereği söylenmediğini belirtiyor. Bu ifade, yorum yapmasının yasak olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle imza atmanın yasak değil, isteğe bağlı olduğu anlamına gelir?
- I'm not allowed to sign the form.
- I'm not obligated to sign the form.
- I already signed the form.
Cevabı göster
I'm not obligated to sign the form.
Seriously, they let me do awesome science on national TV
5:51Cidden, ulusal televizyonda harika bir bilim yapmama izin verdiler
Also, I did not have to get a Ford Focus at the airport, Dilbilgisi
5:58Ayrıca havaalanında Ford Focus almak zorunda değildim,
did not have to ... I wanted to: zorunluluk değil, kişisel seçim
Did not have to, eylemin zorunlu olmadığını belirtir: kişi eylemi yapmakta veya yapmamakta özgürdü. Bu ifade eylemin yapılmadığı anlamına gelmez; bu cümlede konuşan kişi arabayı gerçekten almıştır. But I wanted to, nedenin kişinin kendi isteği olduğunu gösterir. Buradaki karşıtlık “zorunluluk yoktu ama gönüllü bir seçim vardı” anlamındadır.
Alıştırma
Cümleyi have to yapısının olumsuz geçmiş biçimi ve want to yapısının olumlu geçmiş biçimiyle tamamlayın: Maya ____ join the optional tour, but she ____ see the museum.
Cevabı göster
did not have to · wanted to
check it out: bir şeyi denemek veya keşfetmek
Burada check it out, arabayı deneyerek nasıl bir şey olduğunu öğrenmek anlamına gelir. Anlamı yalnızca teknik bir incelemeyle sınırlı değildir. Check out ayrılabilen bir öbek fiildir. Nesne it zamiri olduğu için check ile out arasına gelir: check it out. Wanted to ifadesinden sonra check fiilinin yalın biçimi kullanılır.
Alıştırma
Daveti “bakmak veya denemek” anlamındaki samimi öbek fiille tamamlayın: This camera has a useful night mode. You should ____.
Cevabı göster
check it out
please consider subscribing if you learned something
6:09bir şeyler öğrendiyseniz lütfen abone olmayı
or checking us out at Smarter Every Day on Patreon.
6:11veya Patreon'da Smarter Every Day'e göz atmayı düşünün.
Gayriresmî bir veda olarak Have a good one.
Have a good one, karşıdaki kişiye iyi dilek de ileten rahat ve samimi bir vedalaşma sözüdür. Buradaki one, günün geri kalanı veya akşam gibi bundan sonraki zamanı genel olarak temsil eder; belirli bir nesne anlamına gelmez. Belirli bir zaman dilimi söylenmediği için ifade günün farklı saatlerinde kullanılabilir. Dinleyen kişi genellikle one ile neyin kastedildiğini sormadan bunu genel bir iyi dilek olarak anlar.
Alıştırma
Samimi bir konuşmanın sonunda “Have a good one.” en doğal olarak ne anlama gelir?
- Bundan sonraki zamanın senin için iyi geçmesini umuyorum.
- İyi bir nesne satın almanı umuyorum.
- Sahip olduğun iyi şeyin hangisi olduğunu söyle.
Cevabı göster
Bundan sonraki zamanın senin için iyi geçmesini umuyorum.
What could you be possibly doing that's more important than acoustic levitation? Ton ve niyet
6:31Akustik levitasyondan daha önemli ne yapıyor olabilirsin ki?
What could you be possibly doing ... more important than ...? ile şakacı abartı
Bu, ciddi bir bilgi isteği değil, şakacı bir retorik sorudur. Konuşan kişi, akustik levitasyon sanki neredeyse hiçbir şey ondan daha önemli olamazmış kadar önemliymiş gibi davranır. Could diğer etkinlikleri varsayımsal olasılıklar olarak sunar, possibly güçlü bir inanamama duygusu ekler ve more important than abartılı karşılaştırmayı kurar. Birlikte “Bundan daha önemli bir işin olamaz herhâlde” anlamını ima ederler.
Alıştırma
Konuşan kişi bu soruyla esas olarak ne yapıyor?
- Neredeyse hiçbir şeyin akustik levitasyondan daha önemli olamayacağını şakayla ima ediyor.
- Akustik levitasyonun önemli olmadığını kabul ediyor.
- Dinleyenin programındaki her şeyin ayrıntılı bir listesini istiyor.
Cevabı göster
Neredeyse hiçbir şeyin akustik levitasyondan daha önemli olamayacağını şakayla ima ediyor.