ULTRA AĞIR ÇEKİMDE Akustik Levitasyon - Smarter Every Day 134: İngilizce çalışma notları

SmarterEveryDay

Öğrenme zorluğu
949 kelime 221 kel/dk

Video özeti: Karşıt ultrasonik dalgalar köpük ve suyu havada tutan basınç bölgeleri oluşturur; hızlı çekim, akustik basınç yüzey gerilimini aştığında büyük damlaların parçalandığını gösterir. Başlıca İngilizce noktaları: 1. cut it out, — Deyimsel fiiller: burada istenmeyen ses frekanslarını kaldırma anlamını “şunu kes” emrinden bağlamla ayırmak. 2. wishing I had — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: wish ile geçmiş biçimi, mevcut bir eksikliği veya gerçek dışı isteği; örneğin o sırada bulunmayan ekipman ya da fırsatı anlatmak için kullanmak. 3. ramping up — Deyimsel fiiller: genlik ve basınçtaki kontrollü, kademeli artışı; ayrıca yoğunluk, ses, üretim veya etkinlik artışını anlatmak.

Bu derste

Hey, it's me Destin.

0:00

Hey, ben Destin.

Welcome back to Smarter Every Day.

0:01

Smarter Every Day'e tekrar hoş geldiniz.

I am in Chicago.

0:03

Chicago'dayım.

Anthony picked me up in his awesome Mustang and told me to come to this building Öbek fiiller

0:04

Anthony beni harika Mustang'iyle aldı ve bu binaya gelmemi söyledi

Öbek fiiller

picked me up: birini araçla gidip almak

Bu cümlede picked me up, bulunduğum yere arabayla gelip beni aldığı ve birlikte başka bir yere gidebildiğimiz anlamına gelir. Bu, pick up öbek fiilinin ulaşımla ilgili anlamıdır; birini fiziksel olarak yerden kaldırmak anlamında değildir. Nesne bir zamirse pick ile up arasına gelir: pick me up, pick her up veya pick them up. Pick up me denmez.

Alıştırma

pick up ifadesinin doğru geçmiş zaman biçimiyle cümleyi tamamlayın ve zamiri doğru yere koyun: “My aunt drove to the station to collect me. She ____ after work.”

Cevabı göster

picked me up

because we're going to film acoustic levitation.

0:10

çünkü akustik levitasyon (sesle havada tutma) çekeceğiz.

What is this?

0:12

Bu nedir?

This is an acoustic levitator.

0:14

Bu bir akustik levitatör.

Uh it's single axis,

0:15

Şey, bu tek eksenli,

which means that we only control things on one axis here. Anlatım akışı

0:16

yani burada olayları sadece bir eksende kontrol ediyoruz demek.

Anlatım akışı

which means that: önceki ifadeyi açıklamak

Which means that, önceki ifadenin açık bir sonucunu veya pratik açıklamasını sunar. Burada single axis teknik ifadesini pratik anlamına dönüştürür: kontrol yalnızca tek bir eksenle sınırlıdır. Which yalnızca axis ismine değil, önceki ifadenin tamamına gönderme yapar. Virgül, yan cümlenin ek bir açıklama olduğunu gösterir; that ise ardından gelen açıklamayı başlatır.

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: The road is closed, which means that we need another route. which neye gönderme yapıyor?

  1. Yalnızca road ismi.
  2. Yalnızca route ismi.
  3. Yolun kapalı olduğu gerçeğinin tamamı.
Cevabı göster

Yolun kapalı olduğu gerçeğinin tamamı.

Um so we have two horns or transducers.

0:20

Hımm, böylece iki tane boynuz veya dönüştürücümüz var.

Um Any time I see an oscilloscope I get excited. Dilbilgisi

0:23

Ne zaman bir osiloskop görsem heyecanlanırım.

Dilbilgisi

Any time I see ... I get ... ile tekrarlanan tepkiler

Any time I see ... ifadesi, “... her gördüğümde” anlamına gelir ve belirli tek bir olayı değil, tekrar tekrar gerçekleşen bir koşulu belirtir. Her iki cümlecikte de alışılmış bir tetikleyici ile sonucu göstermek için simple present kullanılır. Kalıp şöyledir: any time + koşul, özne + şimdiki/geniş zamanlı sonuç. Sonuç kısmındaki get + sıfat, “bir duruma gelmek” veya “öyle hissetmeye başlamak” anlamındadır; I get excited, heyecanlanmanın konuşanın alışılmış tepkisi olduğunu belirtir.

Alıştırma

Tetikleyici her ortaya çıktığında aynı tepkinin gerçekleştiğini anlatan cümle hangisidir?

  1. At any time, I can smell fresh bread.
  2. I smelled fresh bread once, and I got hungry.
  3. Any time I smell fresh bread, I get hungry.
Cevabı göster

Any time I smell fresh bread, I get hungry.

So am I gonna hear it on the camera?

0:25

Peki bunu kamerada duyabilecek miyim?

You'll so the main frequency we're using again is 22kHz

0:27

Duyacaksın, tekrar söylüyorum, kullandığımız ana frekans 22kHz,

which is higher than human hearing.

0:30

bu da insan duyma sınırından daha yüksek.

Um what you'll be hearing are sub-harmonic around 17-18kHz

0:32

Hımm, senin duyacağın şey 17-18kHz civarındaki alt harmonikler.

But I can just put a low pass filter on the audio Kelime

0:35

Ama ben sese sadece bir düşük geçiren filtre koyabilirim

Kelime

low pass filter: düşük frekansları geçiren filtre

Düzenlenmiş teknik metinlerde çoğu zaman low-pass filter olarak yazılan low pass filter, bir sinyalin düşük frekanslı kısımlarını geçirirken belirlenen kesim frekansının üzerindeki frekansları azaltır. Low, geçmesine izin verilen frekans aralığının düşük olduğunu belirtir; filtrenin kalitesinin düşük olduğu anlamına gelmez. Bu cümlede filtreyi sese eklemek, istenmeyen yüksek frekanslı sesi azaltmanın bir yoludur.

Alıştırma

Bir ses kaydında istenmeyen yüksek frekanslı bir tıslama var. Düşük frekansları geçirip yüksek frekansları azaltmak için hangi araç tasarlanmıştır?

  1. a high-pass filter
  2. a low-pass filter
  3. a gain control
Cevabı göster

a low-pass filter

and I can I'm guessing that you cut it out, Öbek fiiller

0:37

ve sanırım sen bunu kesip atacaksın,

Öbek fiiller

cut it out: bir kaydın bir bölümünü çıkarmak

Bu cümlede cut it out, kaydın veya sinyalin bir bölümünü çıkarmak anlamına gelir. it zamiri yüksek frekanslı sesi gösterir; dolayısıyla konuşan kişi bu sesin kaldırıldığını veya filtrelendiğini tahmin etmektedir. cut + nesne + out yapısı, kayıttan istenmeyen bir sesi, filmden bir sahneyi veya paragraftan bir cümleyi çıkarmak gibi, daha büyük bir bütünden bir şeyi kaldırmayı anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi okuyun ve cut the hiss out ifadesinin anlamını seçin: “The producer cut the hiss out of the interview recording.”

  1. Yapımcıya kötü davranmayı bırakmasını söylemek
  2. Röportaj kaydındaki dip gürültüsünü kaldırmak
  3. Dip gürültüsünü daha yüksek yapmak
Cevabı göster

Röportaj kaydındaki dip gürültüsünü kaldırmak

yeah. Okay.

0:39

evet. Tamam.

Turn it up Öbek fiiller

0:39

Sesi aç

Öbek fiiller

Turn it up: ayrılabilen bir öbek fiille düzeyi artırmak

Turn it up, bir cihazın çıkışını, ses düzeyini veya yoğunluğunu artırmak anlamına gelir. Burada it, ses cihazını veya onun düzeyini gösterir; up ise fiziksel olarak yukarı yönü değil, “daha yüksek bir ayara” anlamını taşır. Turn up ayrılabilen bir öbek fiildir. Nesne it zamiri olduğunda onu turn ile up arasına koyun: turn it up. Turn up it standart İngilizce değildir.

Alıştırma

Cümleyi turn up ve it zamirini kullanarak tamamlayın: The music is too quiet. Please ____.

Cevabı göster

turn it up

and on the oscilloscope you'll see

0:40

ve osiloskopta

the two waves from each of the two horns.

0:42

iki boynuzun her birinden gelen iki dalgayı göreceksin.

Well, let's stinking levitate something, dude. Kelime

0:45

Hadi artık bir şeyleri havada tutalım dostum.

Kelime

Gayriresmî bir pekiştirici olarak stinking

Buradaki stinking kötü bir kokudan söz etmez. Daha fazla duygu taşıyan really gibi, gayriresmî bir pekiştiricidir ve levitate something ifadesini daha güçlü kılar. Fiilden önce kullanılması, konuşanın sabırsız heyecanını gösterir: beklemeyi bırakıp şimdi yapalım. Zarfa benzeyen bu kullanım şakacı ve standart dışıdır; bu yüzden birebir çeviriden çok ton önemlidir.

Alıştırma

"Let's stinking build this robot already!" cümlesinde stinking sözcüğünün temel görevi nedir?

  1. Cümleyi resmî ve nazik hâle getirir.
  2. Robotun kötü koktuğunu söyler.
  3. Heyecanlı veya sabırsız bir vurgu ekler.
Cevabı göster

Heyecanlı veya sabırsız bir vurgu ekler.

So that's just a Styrofoam ball.

0:47

İşte bu sadece bir strafor top.

And the spoon has all those slots and

0:48

Kaşığın üzerinde de tüm o delikler var ve

so the sound passes right through it.

0:51

böylece ses tam içinden geçip gidiyor.

No way. Ton ve niyet

0:53

Yok artık.

Ton ve niyet

Şaşkınlık ve inanamama bildiren No way

No way konuşmada kullanılan kalıplaşmış bir tepkidir. Burada “Buna inanamıyorum!” anlamına gelir ve beklenmedik bir sonuç karşısındaki şaşkınlığı gösterir; gerçek anlamda bir yoldan söz etmez. Aynı sözler “Kesinlikle olmaz” gibi güçlü bir reddi de anlatabilir. Anlamı bağlam ve tonlama belirler: şaşırtıcı bir habere tepki olarak genellikle inanamamayı, bir isteğe cevap olarak ise reddetmeyi gösterebilir.

Alıştırma

Bir arkadaşın sana on kitabı taşıyan küçük bir kâğıt köprü gösteriyor. Sen "No way!" diyorsun. Bu tepki büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Şaşkınım ve buna inanamıyorum.
  2. Bir yol bulamıyorum.
  3. Herhangi bir köprü yapmayı kesinlikle reddediyorum.
Cevabı göster

Şaşkınım ve buna inanamıyorum.

And then I can just...

0:54

Sonra sadece...

And by sound you mean pressure? Ton ve niyet

0:55

Ses derken basıncı mı kastediyorsun?

Ton ve niyet

Amaçlanan anlamı kontrol etmek için By X, you mean Y?

“By X, you mean Y?” kalıbı, birinin X sözcüğünü ya da ifadesini kullanırken Y’yi kast edip etmediğini kontrol eder. Burada sound konuşulan terim, pressure ise önerilen yorumdur. Bu kalıpta by X, “X derken” veya “X ile demek istediğin...” anlamına gelir; bir şeyin hangi araçla yapıldığını anlatmaz. Düz cümle sırasındaki you mean Y, konuşmada genellikle yükselen tonlamayla bir onay sorusu olarak kullanılabilir.

Alıştırma

Açıklama sorusunu tam olarak By X, you mean Y? kalıbıyla tamamlayın: ____ 'backup,' ____ saving a second copy?

Cevabı göster

By · you mean

Yeah, the sound waves, which are pressure waves.

0:57

Evet, ses dalgaları, ki bunlar basınç dalgalarıdır.

I mean,

0:59

Yani,

but you can see the wave length spacing basically between these.

0:59

ama bunların arasındaki dalga boyu boşluğunu temel olarak görebilirsin.

That's stinking awesome.

1:04

Bu gerçekten inanılmaz.

You may have seen sound drawn like this,

1:05

Sesin daha önce böyle çizildiğini görmüş olabilirsin,

but it's a bit too simplified. Dilbilgisi

1:07

ama bu biraz fazla basitleştirilmiş.

Dilbilgisi

a bit too + sıfat: kabul edilebilir düzeyin biraz ötesinde

a bit too simplified ifadesinde too simplified, bir şeyin yararlı veya kabul edilebilir noktayı aşacak kadar basitleştirildiğini anlatır. Konuşan kişi yalnızca bunun basit olduğunu söylemez; basitleştirme sırasında önemli bir şeyin dışarıda bırakıldığını belirtir. a bit, aşırılığın küçük görünmesini sağlayarak eleştiriyi yumuşatır. Ancak too anlamını ortadan kaldırmaz; dolayısıyla ifade hâlâ gerçek bir sorun olduğunu söyler.

Alıştırma

Bir sınıf arkadaşının açıklamasında önemli bir adım eksik. Hangi cümle yumuşak ama gerçek bir eleştiri ifade eder?

  1. Your explanation is a bit too simplified.
  2. Your explanation is very simplified.
  3. Your explanation is a bit simplified.
Cevabı göster

Your explanation is a bit too simplified.

A real sound wave actually looks like this.

1:09

Gerçek bir ses dalgası aslında şöyle görünür.

The bright parts are the higher pressure

1:11

Parlak kısımlar daha yüksek basınçtır

and the darker parts are the low pressure.

1:13

ve koyu kısımlar ise düşük basınçtır.

These ripples move along at the speed of sound.

1:14

Bu dalgacıklar ses hızında ilerler.

When you have two identical sound waves and you line them up just right, Notlar

1:17

İki özdeş ses dalganız olduğunda ve bunları tam olarak hizaladığınızda,

Öbek fiiller

line them up: onları hizalamak

Line them up, birkaç şeyi konumları birbirine uyacak şekilde yerleştirmek veya ayarlamak anlamına gelen ayrılabilir bir phrasal verbdür. Burada iki ses dalgası doğru hizaya getiriliyor; dalgalar sıraya sokulmuyor. Line them up ifadesinde them nesnedir ve line ile up arasına gelir. Nesne bir isim olduğunda line the waves up ve line up the waves biçimleri mümkündür; zamir nesne olduğunda normal yer orta kısımdır.

Alıştırma

Dalgaları hizalamak anlamındaki phrasal verbü kullanarak cümleyi tamamlayın: When you have two identical sound waves and you ____ just right,

Cevabı göster

line them up

Kalıp ifadeler

just right: tam kararında

Just right, bir durum için tam olarak uygun olmak anlamına gelir; derece, konum, boyut veya zamanlama doğru ölçüdedir. Burada dalgaların yalnızca yaklaşık olarak değil, gereken kesin biçimde hizalandığını anlatır. Bu, kesin bir sayı vermeden bir sonucun tam uygun olduğunu anlatan esnek ve konuşma dilinde yaygın bir ifadedir. Bu cümlede right, “doğru” veya “uygun” anlamındadır; yön olarak “sağ” anlamında değildir.

Alıştırma

“Tam olarak uygun” anlamını vermek için bu cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? The soup is ___, so we do not need to add anything.

  1. just enough
  2. just right
  3. right away
Cevabı göster

just right

they no longer act like waves moving across the room. Dilbilgisi

1:20

artık odada ilerleyen dalgalar gibi davranmazlar.

Dilbilgisi

Artık dalgalar gibi davranmamak

No longer, geçmişte doğru olan bir durumun veya davranışın artık doğru olmadığını gösterir. Act like, benzer bir şekilde davranmak veya çalışmak demektir; burada sahnede rol yapmak anlamında değildir. Cümle, önceki durumla şimdiki durum arasındaki değişimi vurgular: dalgalar daha önce odayı geçen dalgalar gibi davranıyordu, ancak artık bu özelliğe sahip değiller.

Alıştırma

Önceki davranışın sona erdiğini gösteren ifadeyi ekleyerek cümleyi tamamlayın: After the software update, the old buttons ____ shortcuts.

Cevabı göster

no longer act like

If you have a wave coming from this side

1:23

Eğer bu taraftan gelen bir dalganız

and another wave coming from the other side,

1:24

ve diğer taraftan gelen başka bir dalganız varsa,

they become what's called a standing wave. Notlar

1:26

duran dalga denilen şeye dönüşürler.

Dilbilgisi

Duran dalga denilen şey

What's called + bir isim, az önce açıklanan bir şeyin yaygın veya teknik adını tanıtır. What's, what is ifadesinin kısaltmasıdır ve bu yapı doğrudan bir soru değildir. Bu cümlede birleşen dalgalar, a standing wave teknik terimiyle tanımlanır. Yapı, açıklamayı bir olgudan o olgunun kullanılan adına taşır.

Alıştırma

Bir açıklamayı bir adla bağlamak için what's called yapısını kullanan cümleyi seçin.

  1. The pattern is known as a constellation.
  2. The pattern is calling a constellation.
  3. What do you call the pattern?
  4. The pattern is what's called a constellation.
Cevabı göster

The pattern is what's called a constellation.

Kelime

Duran dalga: sabit bir dalga deseni

Duran dalga, uzayda ilerlemek yerine aynı yerlerde kalan bir dalga desenidir. Düğümleri, yani hareketsiz kalan noktaları, ve karınları sabit konumlardadır. Bu cümlede they become what's called, oluşan desene standart bilimsel adını verir. Standing, dalganın dik durduğu anlamına gelmez: desen sabit görünse de ortamın bazı bölümleri hâlâ ileri geri hareket edebilir.

Alıştırma

Bilimsel bir açıklamada standing wave neyi adlandırır?

  1. Yüzeyin üzerinde dik duran bir dalga
  2. Düğümleri ve karınları sabit olan bir dalga deseni
  3. Bir yerden başka bir yere ilerleyen bir dalga deseni
Cevabı göster

Düğümleri ve karınları sabit olan bir dalga deseni

You get a spot right here where there's a pressure flipping on and off

1:28

Tam burada basıncın açılıp kapandığı bir nokta elde edersiniz

and a spot right here where the pressure isn't changing at all.

1:31

ve tam şurada basıncın hiç değişmediği bir nokta elde edersiniz.

There's no oscillation.

1:34

Hiç salınım yoktur.

If you flip this thing upright and then you put something tiny right inside that little pocket,

1:35

Eğer bu şeyi dik çevirirseniz ve o küçük cebin tam içine minik bir şey koyarsanız,

you can use that air pressure to bump something up against the force of gravity.

1:40

bu hava basıncını kullanarak yerçekimi kuvvetine karşı bir şeyi yukarı doğru itebilirsiniz.

So it ends up looking like this Ping-Pong paddle. Öbek fiiller

1:44

Böylece sonunda bu ping-pong raketine benzer.

Öbek fiiller

Sonunda ... gibi görünmek: nihai benzerliği anlatmak

Ends up looking like, bir süreçten sonra ulaşılan görünümü anlatır. Bu cümlede bir şey yavaş yavaş masa tenisi raketine benzeyen son bir şekil alır; bu ifade önce yukarı doğru hareket edip sonra bir şeye bakmak anlamına gelmez. End up ifadesinden sonra looking, yani -ing biçimi gelir; çünkü looking like ulaşılan sonucu adlandırır. Bu kalıp, baştan planlanmamış olabilecek sonuçlar için de kullanılabilir: end up + -ing + like + isim.

Alıştırma

Bu cümlede ends up looking like neyi vurgular?

  1. Bir süreçten sonra ulaşılan nihai görünüş
  2. Bir nesnenin değişmeden önce yukarı doğru hareket etmesi
  3. Kalıcı bir kimlik veya meslek
Cevabı göster

Bir süreçten sonra ulaşılan nihai görünüş

The particle wants to drop,

1:45

Parçacık düşmek ister,

but it keeps getting knocked back up by the high pressure wave below it. Dilbilgisi

1:47

ancak altındaki yüksek basınç dalgası tarafından sürekli yukarı itilir.

Dilbilgisi

keeps getting knocked back up: tekrar tekrar yukarı geri itilmek

“keeps getting knocked back up” tekrarlanan edilgen bir olayı anlatır. Özne kendini yukarı itmez; başka bir şey ona tekrar tekrar çarpar ve onu her seferinde daha yüksek bir konuma geri gönderir. Keep + getting + past participle yapısı eylemi devam eden bir tekrar olarak sunar. Back up ise daha yüksek bir konuma geri dönme yönünü ekler. Böylece yapı aynı anda tekrarı, dışarıdan gelen kuvveti ve yukarı doğru hareketi anlatır.

Alıştırma

Bir nesnenin dışarıdan gelen bir kuvveti tekrar tekrar alıp yukarı geri gönderilmesini doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. The beach ball keeps getting knocked back down by the waves.
  2. The beach ball keeps getting knocked back up by the waves.
  3. The beach ball keeps knocking itself back up in the waves.
Cevabı göster

The beach ball keeps getting knocked back up by the waves.

And that is acoustic levitation.

1:50

İşte bu akustik levitasyondur.

So if it works with foam,

1:52

Köpükle işe yarıyorsa,

it should work with water, right?

1:53

suyla da işe yaramalı, değil mi?

Anthony uses a syringe to balance little drops of water on top of that oscillating wave.

1:55

Anthony, salınım yapan bu dalganın tepesinde küçük su damlalarını dengelemek için bir şırınga kullanıyor.

Just like the Ping-Pong ball,

2:00

Tıpkı ping-pong topu gibi,

you can see it bouncing up and down.

2:01

aşağı yukarı zıpladığını görebilirsiniz.

Look at the one on the bottom

2:02

En alttakine bakın,

bouncing up and down trying to find its spot.

2:03

yerini bulmaya çalışarak aşağı yukarı zıplıyor.

Another cool thing is the fact that if I make the water drops too big,

2:05

Bir başka harika şey ise, su damlalarını çok büyük yaparsam,

they always seem to explode.

2:08

her zaman patlıyor gibi görünmeleri.

Why would it do that? Ton ve niyet

2:10

Bunu neden yapsın ki?

Ton ve niyet

Why would it do that?: bunu yapmasına ne sebep olabilir?

“Why would it do that?” beklenmedik bir davranışın arkasındaki olası nedeni veya mekanizmayı sorar. Buradaki would geçmişteki bir gelecek zamanı göstermez; konuşanın bu davranış karşısında şaşırdığını ve onu açıklamaya çalıştığını anlatır. Do that az önce gözlemlenen davranışa gönderme yapar. Bu nedenle tüm soru, “Onun öyle davranmasına ne sebep olabilir?” anlamına gelir. Konuşanın tonuna göre şaşkınlık veya şüphe taşıyabilir.

Alıştırma

Bir makine tasarımına aykırı görünen garip bir eylem gerçekleştiriyor. Onu böyle davranmaya itebilecek olası nedeni sormak istiyorsunuz. Hangi soru en uygundur?

  1. Why would it do that?
  2. Why is it doing that?
  3. Why did it do that?
Cevabı göster

Why would it do that?

It happens just a little too fast to see with the naked eye. Notlar

2:11

Çıplak gözle görülemeyecek kadar biraz hızlı gerçekleşiyor.

Dilbilgisi

too fast to see: aşırı hız sonucu

too fast to see, hızın bir şeyi net görmeye izin veren sınırı aştığını anlatır. too, fast'i sadece güçlendirmez; kişinin onu net göremediği sonucunu da ima eder. too + sıfat veya zarf + to + fiil yapısı, derecenin to'dan sonraki eylemin gerçekleşemeyeceği kadar yüksek olduğunu belirtir. Burada eylem see olduğu için ifade, doğrudan görmenin neden mümkün olmadığını açıklar.

Alıştırma

Kamera küçük hareketi gerçek zamanlı olarak net gösteremiyor. Hızın görmeyi engellediğini hangi ifade anlatır?

  1. so fast that you can see
  2. too fast to see
  3. fast enough to see
  4. very fast
Cevabı göster

too fast to see

Kalıp ifadeler

the naked eye: araçsız insan görüşü

The naked eye, mikroskop, kamera, büyüteç veya başka bir gözlem aracı olmadan kullanılan normal insan görüşünü ifade eder. Bu cümlede, bir kişinin doğrudan görebileceği şeylerin sınırını belirler. Naked eye burada kalıplaşmış bir ifadedir; naked çıplak bir bedeni anlatmaz. İfade, özellikle çok küçük veya hızlı bir olayın araçsız gözlem sınırlarını vurgular.

Alıştırma

Tabela uzaktan okunamayacak kadar küçük, ancak yakından çıplak gözle okunabiliyor. Burada with the naked eye ne anlama gelir?

  1. özel bir gözlem ekipmanı olmadan
  2. gözler kapalıyken
  3. kamera yakınlaştırmasıyla
  4. mikroskopla
Cevabı göster

özel bir gözlem ekipmanı olmadan

I flew home wishing I had some way of bringing together the acoustic levitation machine Notlar

2:13

Akustik levitasyon makinesiyle

and a high-speed camera.

2:17

yüksek hızlı bir kamerayı bir araya getirebileceğim bir yol dileyerek eve uçtum.

Dilbilgisi

wishing I had: o sırada olmayan bir şeyi dilemeyi anlatmak

wishing I had ... ifadesi, kişinin o sırada sahip olmadığı bir şeye sahip olmayı dilediğini gösterir. Geçmiş biçim olan had, bu eksikliği gerçek dışı ya da gerçeklere aykırı olarak belirtir; kişinin bu kaynağa zaten sahip olduğunu bildirmez. -ing yapısı, eve uçarken duyulan pişmanlığı veya isteği ekler. Henüz gerçekleşmesi mümkün görünen bir gelecek planını değil, o sırada eksik olan bir koşula duyulan özlemi anlatır.

Alıştırma

Kişinin o sırada sahip olmadığı bir şeyi istediğini en iyi hangi ifade gösterir?

  1. knowing I had
  2. wishing I had
  3. hoping I can
Cevabı göster

wishing I had

Öbek fiiller

bringing together: unsurları ortak bir amaç için birleştirmek

Bringing together, ayrı insanları, nesneleri veya kaynakları tek bir koordineli grup ya da düzen içinde birlikte çalışabilecek şekilde birleştirmek demektir. Burada konuşan kişi, levitasyon makinesiyle kamerayı aynı deneyde birlikte kullanmasını sağlayacak bir yöntem istiyor; anlamı onları yalnızca aynı yere taşımak değildir. Some way of bringing together yapısında bringing, of edatından sonra gelen bir gerund'dür; together ise ortak kullanımı veya amacı vurgular. Bu nedenle ifade yalnızca fiziksel hareketi değil, işlevsel koordinasyonu da anlatabilir.

Alıştırma

Ayrı insanları veya kaynakları ortak bir amaç için birleştirmeyi en iyi hangi ifade anlatır?

  1. bringing together
  2. taking apart
  3. putting together
Cevabı göster

bringing together

10 months went by. Öbek fiiller

2:18

10 ay geçti.

Öbek fiiller

Went by: zaman geçti

Bu cümlede went by, zamanın “geçtiği” anlamına gelir. Özne 10 months gibi bir zaman dilimi olduğu için bu ifade, o aylardaki her olayı anlatmadan hikâyeyi ileri taşır. Dakikalar, günler, aylar veya yıllar geçerken go by bu anlamda kullanılabilir. Burada bir yerin yanından geçmek, belirli bir ad kullanmak veya bir kurala uymak anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi “zaman geçmek” anlamındaki go by ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Three quiet weeks ____ before we heard any news.

Cevabı göster

went by

I had no way of doing this, Kalıp ifadeler

2:19

Bunu yapmamın bir yolu yoktu,

Kalıp ifadeler

Had no way of doing: pratik bir sınırlamayı anlatmak

Had no way of doing, bir şeyi yapmak için kullanılabilir bir yöntem, araç veya gerçekçi seçenek olmadığını anlatır. have no way of + fiil-ing yapısında of bir edattır; bu nedenle ardından gelen fiil -ing biçimini alır. Yaygın bir alternatif had no way to do this biçimidir. Hem have no way of doing something hem de have no way to do something aynı pratik sınırlamayı ifade edebilir.

Alıştırma

Cümleyi have no way of doing yapısının geçmiş zaman biçimiyle ve contact fiilini kullanarak tamamlayın: I was alone in a cabin with no phone or internet, so I ____ my family.

Cevabı göster

had no way of contacting

but then I got a call from Ford.

2:21

ama sonra Ford'dan bir telefon aldım.

They wanted to know if I could do any sound experiments Dilbilgisi

2:23

Hollywood'daki American Idol programında

on American Idol out in Hollywood.

2:25

herhangi bir ses deneyi yapıp yapamayacağımı bilmek istediler.

Dilbilgisi

wanted to know if I could: dolaylı bir evet-hayır sorusu

Wanted to know if, evet ya da hayırla yanıtlanan bir soruyu dolaylı biçimde aktarır. Buradaki if, whether yani “olup olmadığını” anlamına gelir; konuşanın ses deneyleri yapma olasılığını soruyorlardı. If'ten sonra düz cümle dizilişi kullanılır: özne + kip belirten yardımcı fiil veya fiil. Bu yüzden I could doğrudur, could I değil. Could, geçmiş zamandaki aktarım fiili wanted ile uyumludur ve aktarılan soruyu bağımsız bir doğrudan sorudan daha az doğrudan yapar.

Alıştırma

Doğal bir dolaylı evet-hayır sorusu oluşturan seçeneği belirleyin: Leo wanted to know ___ use the telescope after class.

  1. could he if
  2. if he could
  3. if could he
Cevabı göster

if he could

We have 2 hours with the most amazing setup I've ever worked with, Dilbilgisi

2:27

Şimdiye kadar çalıştığım en muazzam kurulumla 2 saatimiz var,

Dilbilgisi

the most amazing setup I've ever worked with: kişisel deneyime dayalı en üstünlük

The most amazing setup, en üstünlük derecesi içeren bir isim grubudur. I've ever worked with, present perfect biçimindeki bir ilgi cümleciğidir ve karşılaştırmanın kapsamını konuşanın şimdiye kadarki tüm düzenek deneyimleri olarak belirler. Setup, anlam bakımından with'in nesnesidir: konuşan bu düzenekle çalışmıştır. Günlük İngilizcede with'i cümleciğin sonunda bırakmak doğaldır.

Alıştırma

Konuşanın bugüne kadarki deneyimini doğal biçimde anlatan cümleyi seçin.

  1. This is the best camera I've used yesterday.
  2. This is the best camera I ever use.
  3. This is the best camera I've ever used.
Cevabı göster

This is the best camera I've ever used.

an ultrasonic levitation device

2:30

ultrasonik bir levitasyon cihazı

and two really fast high-speed cameras.

2:34

ve gerçekten hızlı iki adet yüksek hızlı kamera.

We're gonna do 20,000 frames per second with the V2511

2:36

V2511 ile saniyede 20.000 kare çekeceğiz

and we're gonna do 7500 frames per second with the V711.

2:40

ve V711 ile saniyede 7500 kare çekeceğiz.

I didn't want to just make a TV segment. Anlatım akışı

2:43

Sadece bir TV bölümü yapmak istemedim.

I actually wanted to hang out with these guys Öbek fiiller

2:45

Aslında bu çocuklarla takılmak

Öbek fiiller

hang out with: biriyle rahatça vakit geçirmek

Hang out with someone, o kişiyle rahat ve samimi bir şekilde sosyal zaman geçirmek anlamına gelir. Genellikle resmî bir görüşme yapmaktan veya belirli bir işi tamamlamaktan çok, gündelik biçimde birlikte olmayı anlatır. Burada konuşmacı, katılımcılarla yalnızca kamera önünde bulunmak değil, gerçekten rahatça vakit geçirmek istiyor. Yapı hang out with + kişi veya grup şeklindedir; buradaki hang sözcüğü gerçek anlamıyla ‘asmak’ değildir.

Alıştırma

Birisiyle rahatça sosyal zaman geçirmek anlamına gelen gündelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: After soccer practice, I like to ____ my teammates.

Cevabı göster

hang out with

and teach them something new about sound.

2:47

ve onlara ses hakkında yeni bir şeyler öğretmek istedim.

Anlatım akışı

Yalnızca... istemiyordum; aslında... istiyordum

I didn't want to just make a TV segment ifadesinde just, ilk hedefi yalnızca televizyon bölümünü hazırlamakla sınırlar. Olumsuzluk, hedefin bu sınırlı hâlini reddeder; konuşmacının hiçbir televizyon bölümü istemediği anlamına gelmez. I actually wanted to ... yapısı, odağı daha kapsamlı ve önemli olan asıl niyete çevirir. Burada actually, dinleyicide oluşabilecek bir izlenimi düzeltir ve grupla vakit geçirip onlara bir şey öğretme amacını öne çıkarır. Başka durumlara aktarılabilen bilgi düzeni şöyledir: yalnızca X'i dışla, ardından gerçek veya daha derin Y'yi vurgula.

Alıştırma

Örnekteki karşıtlığı en iyi hangi yorum ifade eder?

  1. Konuşmacı hiçbir televizyon bölümü istemedi ve yalnızca sosyalleşmeyi seçti.
  2. Konuşmacı yanlışlıkla bir televizyon bölümü hazırladı ve daha sonra sesi açıklamaya karar verdi.
  3. Televizyon bölümü hazırlamak hedefin tamamı değildi; daha derin hedef grupla vakit geçirip onlara bir şeyler öğretmekti.
Cevabı göster

Televizyon bölümü hazırlamak hedefin tamamı değildi; daha derin hedef grupla vakit geçirip onlara bir şeyler öğretmekti.

Hi, I'm Jax.

2:49

Merhaba, ben Jax.

I'm Rayvon.

2:50

Ben Rayvon.

I'm Clark.

2:51

Ben Clark.

I'm Tyanna.

2:51

Ben Tyanna.

I'm Nick.

2:52

Ben Nick.

All right,

2:53

Pekala,

so we're not gonna pretend like these guys don't know what's up Notlar

2:53

bu çocuklar neler olup bittiğini bilmiyormuş gibi davranmayacağız

Kelime

pretend like + yan cümle

Burada pretend like, these guys don't know what's up tam yan cümlesini başlatır. “O durum gerçekmiş gibi davranmak” anlamına gelir. Olumsuz yapı we're not gonna pretend like ... gerçeğe aykırı bu görüntüyü reddeder. Konuşan kişi, bu insanların durumu zaten anladığını açıkça kabul edecektir.

Alıştırma

Vurgulanan gündelik yapıyı kullanarak cümleyi tamamlayın: We ____ we had never met before.

Cevabı göster

pretended like

Deyimler

know what's up deyimi

Know what's up, “ne olduğunu anlamak” veya “durumun nasıl işlediğini bilmek” anlamına gelir. Dil bilgisi açısından what's up, know sözcüğünden sonra gelen ve soru biçiminde olan bir yan cümledir; dinleyiciye doğrudan soru sormaz. Bu cümlede, bu insanların zaten bilgi sahibi olduğu kabul edilir. Bu kullanım, tek başına kullanılan What's up? selamlamasından farklıdır.

Alıştırma

“Durumu anlıyor” anlamındaki vurgulanan deyimi kullanın ve know sözcüğünü Lena ile uyumlu biçime getirin: Lena ____, so you can skip the basic explanation.

Cevabı göster

knows what's up

cuz we've already done a segment

2:56

çünkü zaten bir bölüm çektik

and they're actually you know how this works now, right?

2:57

ve aslında bunun artık nasıl çalıştığını biliyorsunuz, değil mi?

Yeah, okay.

3:01

Evet, tamam.

Come over here and let's show everybody how it works.

3:02

Buraya gelin ve herkese nasıl çalıştığını gösterelim.

It looks to me like just an amp. Ton ve niyet

3:03

Bana sadece bir amfi gibi görünüyor.

Ton ve niyet

It looks to me like: kişisel bir izlenim belirtmek

It looks to me like kalıbı, ardından gelen düşünceyi konuşanın kişisel izlenimi olarak sunar. Burada konuşan kişi, cihazın görünüşüne bakarak onun muhtemelen yalnızca bir amfi olduğunu düşünüyor; bunu kanıtlanmış bir gerçek olarak belirtmiyor. Kalıp It looks to + kişi + like + isim veya yan cümle biçimindedir. to me eklendiğinde bunun kimin görüşü olduğu belirtilir ve iddia yumuşatılır; böylece başkasının doğrulaması veya farklı düşünmesi için yer bırakılır.

Alıştırma

Bir kablo görüyorsunuz ancak ne olduğundan tam emin değilsiniz. Hangi cümle yargıyı kişisel izleniminiz olarak sunar?

  1. It looks to me like the cable is disconnected.
  2. The cable is definitely disconnected.
  3. It looks the cable is disconnected to me.
Cevabı göster

It looks to me like the cable is disconnected.

Okay.

3:06

Tamam.

And when I turn up the amplitude,

3:06

Ve genliği artırdığımda,

the sound waves through the horns

3:09

boynuzlardan geçen ses dalgaları

will come down against each other

3:12

birbirlerine karşı aşağıya inecek

and it'll make a column

3:14

ve bir sütun oluşturacak,

where you can actually suspend liquid or you know things of physical

3:15

burada sıvıları ya da fiziksel nesneleri gerçekten askıda tutabilirsiniz.

That's right.

3:22

Doğru.

That's right.

3:23

Aynen öyle.

Did he get it right?

3:24

Doğru anladı mı?

I think he did.

3:25

Sanırım anladı.

There's an equation that dictates how big a raindrop can be, okay? Kelime

3:26

Bir yağmur damlasının ne kadar büyük olabileceğini belirleyen bir denklem var, tamam mı?

Kelime

dictates: bir kural sınırı belirler

Burada dictates, “belirler” veya “sonucu kontrol eden sınırı koyar” anlamındadır. Denklem bir insan gibi emir vermez; matematiksel ilişkisi, belirtilen koşullarda bir yağmur damlasının ulaşabileceği en büyük boyutu belirler. Yapı X dictates + sonuç veya soru sözcüklü yan cümle biçimindedir. dictates how big a raindrop can be ifadesinde how ile başlayan yan cümle, denklemin kontrol ettiği sonucu belirtir.

Alıştırma

Odanın boyutları sahnenin nereye yerleştirilebileceğini kesin biçimde belirliyor. Bu güçlü kısıtlamayı hangi cümle anlatır?

  1. The room's dimensions predict where the stage can go.
  2. The room's dimensions dictate where the stage can go.
  3. The room's dimensions influence where the stage can go.
Cevabı göster

The room's dimensions dictate where the stage can go.

So the pressure that's on the inside of the drop

3:29

Yani damlanın içindeki basınç,

is determined by two times the surface tension Notlar

3:31

yüzey geriliminin iki katının

divided by the radius.

3:34

yarıçapa bölünmesiyle belirlenir.

Kalıp ifadeler

is determined by: sonucu neyin belirlediğini söylemek

Bu cümlede is determined by, “tarafından belirlenir veya kontrol edilir” anlamına gelen edilgen bir fiil öbeğidir. Basınç sonuçtur; by sonrasındaki matematiksel ifade ise değerini belirleyen etkenleri verir. Başka durumlarda da kullanılabilen X is determined by Y kalıbı önce X’i öne çıkarır, ardından Y’yi belirleyici neden, koşul, kural veya hesaplama olarak tanıtır. Buradaki determined, bir kişinin “kararlı” olduğunu anlatmaz.

Alıştırma

Sonucu neyin belirlediğini gösteren resmî edilgen ifadeyle cümleyi tamamlayın: The final score ____ the number of correct answers.

Cevabı göster

is determined by

Kelime

two times X divided by Y: 2X ÷ Y ifadesini sesli söylemek

Sözlü two times X divided by Y kalıbı (2 × X) ÷ Y anlamına gelir. Burada X yüzey gerilimi, Y ise yarıçaptır; önce yüzey geriliminin iki katı alınır, sonra bu çarpım yarıçapa bölünür. Times çarpmayı, divided by ise bölmeyi gösterir. Konuşmada gruplandırma yazılı bir formüldeki kadar görünür değildir; bu nedenle sıra ve kullanılan sözler hangi niceliklerin birlikte olduğunu anlamaya yardımcı olur.

Alıştırma

2 × length ÷ width ifadesini dersteki sözlü matematik kalıbıyla söyleyin: The value is ____.

Cevabı göster

two times the length divided by the width

If the drop gets too big,

3:36

Eğer damla çok büyürse,

what happens?

3:37

ne olur?

It explodes.

3:38

Patlar.

It explodes.

3:39

Patlar.

We're recording high-speed video of these drops that we're levitating

3:39

Havada tuttuğumuz bu damlaların yüksek hızlı videosunu kaydediyoruz

and then we're ramping up the amplitude, Öbek fiiller

3:43

ve sonra genliği artırıyoruz,

which is the same as changing the pressure, right?

3:45

bu da basıncı değiştirmekle aynı şey, değil mi?

Öbek fiiller

Ramping up: bir şeyi kademeli olarak artırmak

Bu cümlede ramping up, genliği kontrollü ve adım adım artırmak demektir. Tek bir ani sıçramayı değil, bir süreci anlatır. Burada daha yüksek genlik aynı zamanda daha yüksek basınç anlamına gelir. Ramp burada fiziksel bir eğim değildir. Kalıp ramp up + isim biçimindedir; örneğin ramp up the amplitude. Artan şey zaten belliyse nesne olmadan da kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi kademeli olarak artırmak anlamındaki öbek fiille tamamlayın: The lab will ____ testing over the next three weeks.

Cevabı göster

ramp up

So once we do that,

3:48

Bunu bir kez yaptığımızda,

the pressure gets so great Dilbilgisi

3:50

basınç o kadar büyük olur ki

that the surface tension can't hold the drop together any more Öbek fiiller

3:51

yüzey gerilimi damlayı artık bir arada tutamaz

and then it just ruptures.

3:54

ve sonra öylece parçalanır.

Dilbilgisi

So great that: bir dereceyi sonucuna bağlamak

so + sıfat + that + yan cümle kalıbı, bir niteliğin that ile başlayan yan cümledeki sonucu doğuracak dereceye ulaştığını anlatır. Burada basınç o kadar yükselir ki yüzey gerilimi artık damlayı bir arada tutamaz. Great burada mükemmel bir şeyi değil, basıncın büyüklüğünü veya şiddetini anlatır. That sonucu başlatır; bir nesneyi işaret etmez.

Alıştırma

Sonuç kalıbını tamamlayın: The music was ____ loud ____ we could not hear the announcement.

Cevabı göster

so · that

Öbek fiiller

hold the drop together: bir şeyi bütün hâlinde tutmak

Bu cümlede hold the drop together, “damlanın dağılmaması için onu tek bir bütün hâlinde tutmak” anlamına gelir. Yüzey gerilimi damlanın şeklini korur; basınç çok fazla arttığında bunu artık yapamaz. Başka durumlara aktarılabilen yapı hold + nesne + together şeklindedir. Fiziksel parçaları birleşik tutmayı anlatabileceği gibi bir grubun, planın veya ilişkinin bir bütün olarak işlemeye devam etmesini de anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi hold ... together yapısının iki bölümüyle tamamlayın: The straps ____ the boxes ____ during transport.

Cevabı göster

hold · together

It overcomes that internal pressure

3:55

Bu iç basıncın üstesinden gelir

and you get an explosion.

3:57

ve bir patlama elde edersiniz.

All right,

5:45

Pekala,

I hope you enjoyed this episode of Smarter Every Day.

5:45

umarım Smarter Every Day'in bu bölümünü beğenmişsinizdir.

I'm not obligated to say anything about any product, Kelime

5:47

Herhangi bir ürün hakkında bir şey söylemek zorunda değilim,

but Ford was awesome.

5:50

ama Ford harikaydı.

Kelime

not obligated to: görev veya zorunluluk olmaması

Be obligated to + fiilin yalın hâli, “bir şeyi yapma yükümlülüğü veya resmî zorunluluğu bulunmak” anlamına gelir. Olumsuz biçim not obligated to, böyle bir yükümlülüğün olmadığını belirtir; ancak kişi yine de bunu yapmayı seçebilir. Burada konuşmacı, Ford hakkındaki olumlu yorumunun gönüllü olduğunu ve bir sözleşme ya da anlaşma gereği söylenmediğini belirtiyor. Bu ifade, yorum yapmasının yasak olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle imza atmanın yasak değil, isteğe bağlı olduğu anlamına gelir?

  1. I'm not allowed to sign the form.
  2. I'm not obligated to sign the form.
  3. I already signed the form.
Cevabı göster

I'm not obligated to sign the form.

Seriously, they let me do awesome science on national TV

5:51

Cidden, ulusal televizyonda harika bir bilim yapmama izin verdiler

and they made all that happen.

5:54

ve tüm bunların gerçekleşmesini sağladılar.

So thank you very much, Ford.

5:56

Bu yüzden çok teşekkür ederim, Ford.

I

5:57

Buna

appreciate that.

5:57

minnettarım.

Also, I did not have to get a Ford Focus at the airport, Dilbilgisi

5:58

Ayrıca havaalanında Ford Focus almak zorunda değildim,

but I wanted to check it out Öbek fiiller

6:00

ama onu incelemek istedim

and I'm happy with it.

6:01

ve ondan memnunum.

Dilbilgisi

did not have to ... I wanted to: zorunluluk değil, kişisel seçim

Did not have to, eylemin zorunlu olmadığını belirtir: kişi eylemi yapmakta veya yapmamakta özgürdü. Bu ifade eylemin yapılmadığı anlamına gelmez; bu cümlede konuşan kişi arabayı gerçekten almıştır. But I wanted to, nedenin kişinin kendi isteği olduğunu gösterir. Buradaki karşıtlık “zorunluluk yoktu ama gönüllü bir seçim vardı” anlamındadır.

Alıştırma

Cümleyi have to yapısının olumsuz geçmiş biçimi ve want to yapısının olumlu geçmiş biçimiyle tamamlayın: Maya ____ join the optional tour, but she ____ see the museum.

Cevabı göster

did not have to · wanted to

Öbek fiiller

check it out: bir şeyi denemek veya keşfetmek

Burada check it out, arabayı deneyerek nasıl bir şey olduğunu öğrenmek anlamına gelir. Anlamı yalnızca teknik bir incelemeyle sınırlı değildir. Check out ayrılabilen bir öbek fiildir. Nesne it zamiri olduğu için check ile out arasına gelir: check it out. Wanted to ifadesinden sonra check fiilinin yalın biçimi kullanılır.

Alıştırma

Daveti “bakmak veya denemek” anlamındaki samimi öbek fiille tamamlayın: This camera has a useful night mode. You should ____.

Cevabı göster

check it out

So, there you go.

6:02

İşte, hepsi bu kadar.

Please support Ford.

6:03

Lütfen Ford'u destekleyin.

They supported Smarter Every Day.

6:05

Onlar Smarter Every Day'i desteklediler.

I don't have to say that.

6:06

Bunu söylemek zorunda değilim.

I hope you believe me.

6:07

Umarım bana inanırsınız.

Also,

6:08

Ayrıca,

please consider subscribing if you learned something

6:09

bir şeyler öğrendiyseniz lütfen abone olmayı

or checking us out at Smarter Every Day on Patreon.

6:11

veya Patreon'da Smarter Every Day'e göz atmayı düşünün.

I am Destin.

6:14

Ben Destin.

You're getting smarter every day.

6:15

Her geçen gün daha da akıllanıyorsunuz.

Have a good one. Ton ve niyet

6:17

İyi günler.

Ton ve niyet

Gayriresmî bir veda olarak Have a good one.

Have a good one, karşıdaki kişiye iyi dilek de ileten rahat ve samimi bir vedalaşma sözüdür. Buradaki one, günün geri kalanı veya akşam gibi bundan sonraki zamanı genel olarak temsil eder; belirli bir nesne anlamına gelmez. Belirli bir zaman dilimi söylenmediği için ifade günün farklı saatlerinde kullanılabilir. Dinleyen kişi genellikle one ile neyin kastedildiğini sormadan bunu genel bir iyi dilek olarak anlar.

Alıştırma

Samimi bir konuşmanın sonunda “Have a good one.” en doğal olarak ne anlama gelir?

  1. Bundan sonraki zamanın senin için iyi geçmesini umuyorum.
  2. İyi bir nesne satın almanı umuyorum.
  3. Sahip olduğun iyi şeyin hangisi olduğunu söyle.
Cevabı göster

Bundan sonraki zamanın senin için iyi geçmesini umuyorum.

I'm with you.

6:24

Sana katılıyorum.

Okay,

6:24

Tamam,

teach me something else.

6:25

bana başka bir şey öğret.

Um so one kind of cool thing...

6:26

Hımm, bir tane de şöyle havalı bir şey...

Oh shit.

6:30

Ah kahretsin.

What could you be possibly doing that's more important than acoustic levitation? Ton ve niyet

6:31

Akustik levitasyondan daha önemli ne yapıyor olabilirsin ki?

Ton ve niyet

What could you be possibly doing ... more important than ...? ile şakacı abartı

Bu, ciddi bir bilgi isteği değil, şakacı bir retorik sorudur. Konuşan kişi, akustik levitasyon sanki neredeyse hiçbir şey ondan daha önemli olamazmış kadar önemliymiş gibi davranır. Could diğer etkinlikleri varsayımsal olasılıklar olarak sunar, possibly güçlü bir inanamama duygusu ekler ve more important than abartılı karşılaştırmayı kurar. Birlikte “Bundan daha önemli bir işin olamaz herhâlde” anlamını ima ederler.

Alıştırma

Konuşan kişi bu soruyla esas olarak ne yapıyor?

  1. Neredeyse hiçbir şeyin akustik levitasyondan daha önemli olamayacağını şakayla ima ediyor.
  2. Akustik levitasyonun önemli olmadığını kabul ediyor.
  3. Dinleyenin programındaki her şeyin ayrıntılı bir listesini istiyor.
Cevabı göster

Neredeyse hiçbir şeyin akustik levitasyondan daha önemli olamayacağını şakayla ima ediyor.