Hiç yaşamamış en büyük matematikçi - Pratik Aghor: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
657 kelime 139 kel/dk

Video özeti: Video, bir grup Fransız matematikçinin ortak bir mantıksal dil etrafında matematiği yeniden kurmak için Nicolas Bourbaki’yi nasıl icat ettiğini ve akademik bir reform projesini kalıcı bir mirasa nasıl dönüştürdüğünü anlatıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. did not exist. — Söylem, anlatı ve retorik: Biyografik bir girişten sonra çok kısa bir olumsuz cümlenin nasıl vurucu bir son söz gibi çalıştığını ve dinleyicinin beklentisini açıkça tersine çevirdiğini öğrenirsin. 2. as the project grew, so did their ambition. — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: İki gelişmenin birlikte ilerlediğini göstermek için kullanılan kısa “as A changed, so did B” kalıbını anlarsın; “so”dan sonra devrik yapı gelir ve tüm fiil öbeği tekrar edilmez. 3. under a collective pseudonym, — Kelime anlamı ve kullanım düzeyi: Yayın ve yazarlık bağlamlarında “under”ın “bu ad ya da kimlikle” anlamına gelebildiğini fark eder, “collective pseudonym” ifadesinin bir grubun ortak kullandığı takma adı anlattığını kavrarsın.

Bu derste

When Nicolas Bourbaki applied to the American Mathematical Society in the 1950s, Kalıp ifadeler

0:07

Nicolas Bourbaki 1950'lerde Amerikan Matematik Derneği'ne başvurduğunda,

Kalıp ifadeler

applied to the American Mathematical Society: bir kuruma başvurmak

Burada applied to, American Mathematical Society'ye “başvuruda bulundu” anlamına gelir. To edatı başvuruyu alan kuruluşu gösterir; bu cümlede apply “kullanmak” veya “geçerli olmak” anlamında değildir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp apply to + kurum biçimindedir; ardından okul, şirket, kulüp veya dernek gelebilir.

Alıştırma

“Bir kuruma başvurmak” anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: Mina plans to ____ three universities this year.

Cevabı göster

apply to

he was already one of the most influential mathematicians of his time. Dilbilgisi

0:12

zaten zamanının en etkili matematikçilerinden biriydi.

Dilbilgisi

one of the most influential mathematicians of his time: döneminin en etkili matematikçilerinden biri

One of the most influential mathematicians of his time, onun kendi döneminde en büyük etkiye sahip küçük bir matematikçi grubunda yer aldığı anlamına gelir. Bu güçlü bir övgüdür, ancak onun tek veya mutlak biçimde en etkili matematikçi olduğunu söylemez. Kalıp one of the + en üstünlük derecesi + çoğul isim + of/in + grup veya dönem biçimindedir. Daha büyük bir gruptan bir kişi seçildiği için mathematicians çoğuldur; of his time karşılaştırma dönemini belirler.

Alıştırma

Cümleyi “violinist” sözcüğünün doğru biçimiyle tamamlayın: Rina is one of the most talented ____ in her school.

Cevabı göster

violinists

He'd published articles in international journals, Dilbilgisi

0:17

Uluslararası dergilerde makaleler yayımlamıştı

Dilbilgisi

He'd published: he had + past participle

He'd published, he had published ifadesinin kısaltmasıdır. had + past participle yapısındaki past perfect kullanılır. Bu biçim, yayımlama eylemini daha sonraki başvurusu gibi başka bir geçmiş olaydan önceye yerleştirir. Yayınları, o ana kadar tamamlanmış bir başarı olarak sunar. Burada published, 'd ifadesinin would değil had anlamına geldiğini gösterir.

Alıştırma

Cümleyi he had kısaltması ve prepare fiilinin past participle biçimiyle tamamlayın: Before the guests arrived, ____ the meal.

Cevabı göster

he'd prepared

and his textbooks were required reading. Kelime

0:19

ve ders kitapları okunması zorunlu kaynaklardı.

Kelime

required reading: insanların okuması beklenen materyal

Required reading, insanların okuması beklenen veya okumalarının istendiği kitap, makale ya da diğer materyalleri belirten bir isim öbeğidir. Burada reading, okuma eylemini değil, okunacak materyali adlandırır. Bu cümlede ders kitapları bu kabul edilmiş statüye sahipti. Onlara required reading denmesi, yalnızca birilerinin okuduğu kitaplar değil, önemli ve yaygın kullanılan kaynaklar olduklarını gösterir.

Alıştırma

Cümleyi herkesin okuması gereken materyal anlamındaki kalıpla tamamlayın: The safety guide is ____ for all new employees.

Cevabı göster

required reading

Yet his application was firmly rejected for one simple reason. Anlatım akışı

0:22

Ancak başvurusu basit bir nedenden dolayı kesin bir dille reddedildi.

Anlatım akışı

Yet his application was firmly rejected: yet ile beklentiyi tersine çevirmek

Yet cümlenin başında, önceki olumlu bilgilerin oluşturduğu beklentiyi tersine çevirir. Önceki başarılar başvurunun kabul edilebileceğini düşündürür; ancak yet sonrasındaki bölüm beklenmedik sonucu verir. Bilgi düzeni şöyledir: beklenti → yet → karşıt sonuç. Bir hikâyede bu yapı reddedilmeyi şaşırtıcı gösterir ve dinleyiciyi nedeni beklemeye yöneltir.

Alıştırma

Yet bu cümlede ne yapıyor: Yet his application was firmly rejected?

  1. Reddedilmenin önceki başarılar nedeniyle gerçekleştiğini gösterir.
  2. Aynı türden başka bir başarı ekler.
  3. Reddedilmeyi önceki olumlu bilgilerle beklenmedik bir karşıtlık olarak gösterir.
Cevabı göster

Reddedilmeyi önceki olumlu bilgilerle beklenmedik bir karşıtlık olarak gösterir.

Anlatım akışı

for one simple reason: açıklamanın geleceğini bildirmek

for one simple reason ifadesi nedeni henüz açıklamaz. Net bir açıklamanın gelmekte olduğunu bildirir ve sonraki cümle veya bölüm gerçek nedeni verir. Bu da kısa bir merak anı oluşturur. Sonuç + for one simple reason + açıklama düzeninde for, sonucu nedenine bağlar. One ve simple, nedeni belirli ve kolayca ifade edilebilir şekilde sunar; başka hiçbir etken olmadığını kanıtlamaz.

Alıştırma

Net bir açıklamanın geleceğini bildiren dört sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The museum was closed ____: a pipe had burst.

Cevabı göster

for one simple reason

Nicolas Bourbaki did not exist. Anlatım akışı

0:27

Nicolas Bourbaki diye biri yoktu.

Anlatım akışı

did not exist: kısa bir anlatısal açığa çıkarma

Geçmiş zaman yapısındaki did not exist, Nicolas Bourbaki’nin gerçek bir kişi olmadığı anlamına gelir. Cümle, önceki kurguyu çözüme bağlar: tek bir kişiye aitmiş gibi sunulan ad, aslında bir grubun kullandığı ortak takma addır. Kritik düzeltmenin çok kısa ve bağımsız bir cümle olarak verilmesi, dinleyicinin varsayımını keskin biçimde tersine çevirir. İngilizce anlatılarda kısa bir ifade, gerçeği açığa çıkarmak için hazırlığın sonuna sıkça yerleştirilir.

Alıştırma

Bu parçada “Nicolas Bourbaki did not exist.” kısa cümlesinin temel işlevi nedir?

  1. Bourbaki’nin biyografisine önemsiz bir tarih ekler.
  2. Biyografik hazırlığı tersine çevirerek Bourbaki’nin gerçek bir kişi olmadığını açıklar.
  3. Bourbaki’nin matematik çalışmalarının kaybolduğunu söyler.
Cevabı göster

Biyografik hazırlığı tersine çevirerek Bourbaki’nin gerçek bir kişi olmadığını açıklar.

Two decades earlier, Anlatım akışı

0:31

Yirmi yıl önce,

mathematics was in disarray. Kelime

0:32

matematik bir karmaşa içindeydi.

Anlatım akışı

Two decades earlier: geçmişe dönüşü gösteren zaman işareti

Two decades earlier, anlatıda az önce sözü edilen zamandan yirmi yıl öncesini belirtir. earlier sözcüğünün referans noktası çevresindeki hikâyeden gelir; otomatik olarak şimdiki zaman değildir. Cümlenin başında yer alan ve ardından virgül gelen bu ifade bir zaman işareti görevi görür. Anlatının devam etmeden önce daha eski bir arka plan vermek üzere geçmişe döndüğünü dinleyiciye bildirir.

Alıştırma

Bir tarih anlatısı kasabanın 1995 yılındaki durumundan söz ediyor ve sonra 1975’e dönüyor. Yeni bölümü en iyi hangi cümle başlatır?

  1. For two decades, the town had only one school.
  2. Two decades earlier, the town had only one school.
  3. Two decades ago, the town had only one school.
Cevabı göster

Two decades earlier, the town had only one school.

Kelime

in disarray: düzensizlik içinde

In disarray, ciddi bir düzensizlik veya kötü örgütlenme durumu içinde olmak demektir. Genellikle parçaları artık açık ve uyumlu biçimde çalışmayan bir grubu, planı, sistemi ya da alanı anlatır; yalnızca bir nesnenin dağınık görünmesinden daha kapsamlıdır. Bu cümlede was in disarray, mathematics alanını düzen ve koordinasyondan yoksun bir bütün olarak gösterir. be in disarray kalıbı, genel bir durumu anlatmak için başka bağlamlarda da kullanılabilir.

Alıştırma

The organization was in disarray ne anlama gelir?

  1. Ofisi az önce temizlenmişti.
  2. Düzenli bir biçimde büyüyordu.
  3. Çalışmaları ve planları ciddi biçimde düzensizdi.
Cevabı göster

Çalışmaları ve planları ciddi biçimde düzensizdi.

Many established mathematicians had lost their lives in the First World War, Notlar

0:34

Pek çok tanınmış matematikçi Birinci Dünya Savaşı'nda hayatını kaybetmiş

Kalıp ifadeler

had lost their lives: öldüklerini resmî biçimde söylemek

Lose one's life, die demenin resmî ve dolaylı bir yoludur. many mathematicians çoğul bir özne olduğu için one's, their olur ve life da çoğul isim lives biçimine geçer; bu nedenle had lost their lives, onların ölmüş olduğu anlamına gelir. Had lost, past perfect yapısındadır. Ölümleri, geçmiş anlatıdaki başka bir noktadan veya gelişmeden daha önceye yerleştirir. Ciddi tarih yazılarında tüm ifade, cümleye saygılı ve ağırbaşlı bir ton verir.

Alıştırma

Cümleyi lose their lives ifadesinin past perfect biçimiyle tamamlayın: Before the safety rules changed, several workers ____ in preventable accidents.

Cevabı göster

had lost their lives

Kültür

the First World War ve World War I

Bu cümlede the First World War, 1914 ile 1918 arasında yaşanan küresel savaş olan World War I anlamına gelir. Birçok tanınmış matematikçinin neden öldüğüne ilişkin tarihsel arka planı verir. First, savaşın adının bir parçasıdır; bunun belirli bir ülkenin ilk savaşı olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi ifade the First World War ile aynı tarihsel olayı belirtir?

  1. the Cold War
  2. World War II
  3. World War I
Cevabı göster

World War I

and the field had become fragmented. Kelime

0:39

ve bu alan parçalanmış bir hale gelmişti.

Kelime

field had become fragmented: alan parçalanmıştı

Burada field, tarla veya spor sahası değil, bir çalışma alanı olan matematik demektir. Fragmented, bir bütünün artık iyi iletişim kurmayan ya da birbirine uymayan ayrı parçalara bölündüğünü anlatır. Had become, bu bölünmüş durumun anlatıdaki geçmiş bir noktaya gelindiğinde zaten oluşmuş olduğunu gösterir. a field, market, or system had become fragmented kalıbı, bir zamanlar bağlantılı olan bir bütünün koordinasyonu zayıf parçalara ayrılmasını anlatır.

Alıştırma

'By 2010, the field of online education had become fragmented' cümlesi ne anlama gelir?

  1. Konu tamamen birleşik bir hâle gelmişti.
  2. Çalışma alanı, aralarındaki bağlantı zayıf olan parçalara ayrılmıştı.
  3. Tarım arazisi daha küçük parsellere bölünmüştü.
Cevabı göster

Çalışma alanı, aralarındaki bağlantı zayıf olan parçalara ayrılmıştı.

Different branches used disparate methodology to pursue their own goals, Notlar

0:41

Farklı dallar, kendi hedeflerine ulaşmak için birbirinden kopuk yöntemler kullanıyor

Kelime

disparate methodology: belirgin biçimde farklı metodoloji

disparate methodology ifadesinde disparate, yalnızca küçük bir farkı değil, nitelik bakımından belirgin biçimde farklı olmayı anlatır. Yaklaşımların ortak bir çerçeveye kolayca uymadığını düşündürebilir. Methodology, düzenli bir yöntemler sistemini veya yol gösteren ilkeleri ifade eder. Bu cümlede ifade, dalların hedeflerine ulaşmak için önemli ölçüde farklı çalışma yolları kullandığını gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede disparate methodology en güçlü biçimde neyi düşündürüyor?

  1. yalnızca kolay olduğu için seçilen bir yaklaşım
  2. diğer dalların kullandığı yaklaşımlardan keskin biçimde ayrılan bir yaklaşım
  3. bütün dallarda tamamen aynı olan bir yaklaşım
Cevabı göster

diğer dalların kullandığı yaklaşımlardan keskin biçimde ayrılan bir yaklaşım

Kalıp ifadeler

to pursue their own goals: amaç ve pursue + goals kalıbı

To pursue a goal, bir hedefe ulaşmak için çalışmayı sürdürmek anlamına gelir. Pursue etkin ve devam eden bir çabayı anlatır; anlamı birini veya bir şeyi fiziksel olarak kovalamakla sınırlı değildir. Mastar yapısı to pursue, bu yöntemleri kullanmanın amacını gösterir. Their own goals, dalların tek bir ortak hedef yerine ayrı hedefleri olduğunu vurgular; own tek başına bencillik anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi pursue one's own goals ifadesiyle tamamlayın ve iyelik sözcüğünü çoğul özneye uyacak biçimde değiştirin: Without a shared plan, the teams continued to ____.

Cevabı göster

pursue their own goals

and the lack of a shared mathematical language made it difficult to share or expand their work. Dilbilgisi

0:45

ve ortak bir matematik dilinin olmaması, çalışmalarını paylaşmalarını veya geliştirmelerini zorlaştırıyordu.

Dilbilgisi

lack of ... made it difficult to ...: bir şeyin eksikliği bir eylemi zorlaştırdı

The lack of + isim, eksik olan şeyi belirtir ve bu eksikliği neden olarak sunar. Bu cümlede the lack of a shared mathematical language öznedir; made ise bu eksikliğin doğurduğu sonucu anlatır. make it difficult to + fiil yapısında it belirli bir şeyi göstermez. Nesne konumunu geçici olarak doldurur; ardından gelen to'lu mastar ise hangi eylemin zor olduğunu açıklar: to share or expand their work. Yapı The lack of X made it difficult to do Y şeklinde başka durumlarda da kullanılabilir.

Alıştırma

Hedef neden-sonuç yapısını kullanarak iki boşluğu da tamamlayın: The ____ clear instructions ____ assemble the shelf.

Cevabı göster

lack of · made it difficult to

In 1934,

0:52

1934 yılında,

a group of French mathematicians were particularly fed up. Kelime

0:53

bir grup Fransız matematikçi bu durumdan özellikle bıkmıştı.

Kelime

particularly fed up: özellikle bıkmış ve artık katlanmak istemeyen

Fed up, bir durum çok uzun sürdüğü veya çok fazla tekrarlandığı için çok rahatsız olmak ve artık ona katlanmak istememek anlamına gelir. Particularly dereceyi güçlendirir; bu nedenle particularly fed up, özellikle bıkmış olmak demektir. Cümle, bu duygunun nedenini hemen söylemez. Neden bağlamdan açıkça anlaşılıyorsa fed up, be fiilinden sonra tek başına kullanılabilir.

Alıştırma

'Yeterince katlandığı için rahatsız olmak' anlamındaki iki sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: After the third cancellation, everyone was ____.

Cevabı göster

fed up

While studying at the prestigious École Normale Supérieure, Notlar

0:57

Prestijli École Normale Supérieure'de eğitim görürlerken,

Dilbilgisi

While studying at: kısaltılmış bir while yan cümlesi

While studying at ... yapısı, while they were studying at ... yan cümlesinin kısaltılmış hâlidir. While, ana olayla aynı anda süren arka plan eylemini verir. They öznesi ve were fiili çıkarıldığında studying -ing biçiminde kalır. Bu kısaltma, studying fiilinin örtük öznesi ile ana cümlenin öznesi aynı, yani they, olduğu için kullanılabilir. Bir deneyimin arka planını kısa ve öz biçimde ekler.

Alıştırma

Cümleyi while Lena was studying yapısının kısaltılmış biçimiyle tamamlayın: While ____ at university, Lena worked part-time at a library.

Cevabı göster

studying

Kültür

prestigious École Normale Supérieure: akademik statü ve bağlam

Prestigious sıfatı, École Normale Supérieure'ün büyük saygı gördüğünü ve güçlü bir akademik itibara sahip olduğunu belirtir. ENS, ileri düzey akademik eğitimiyle tanınan, öğrenci kabulünde çok seçici bir Fransız yükseköğretim kurumudur. Kurumun adının verilmesi, öğrencileri güçlü bir akademik eğitim almış kişiler olarak gösterir. Hikâyenin genelinde bu ayrıntı, mevcut ders kitaplarına yönelik eleştirilerine ve onları yeniden yazma isteklerine daha fazla ağırlık kazandırır.

Alıştırma

Bu cümlede prestigious, École Normale Supérieure hakkında ne anlatıyor?

  1. Büyük saygı görür ve güçlü bir akademik itibara sahiptir.
  2. Çok az tanınır ve özel bir statüsü yoktur.
  3. Çok öğrencisi olduğu için büyüktür.
Cevabı göster

Büyük saygı görür ve güçlü bir akademik itibara sahiptir.

they found the textbook for their calculus class so disjointed Dilbilgisi

1:00

kalkülüs derslerinin kitabını o kadar tutarsız buldular ki,

that they decided to write a better one.

1:05

daha iyisini yazmaya karar verdiler.

Dilbilgisi

so disjointed that they decided to write: sonuca yol açan derece

so + sıfat + that + yan cümle kalıbı, güçlü bir dereceyi onun sonucuna bağlar. Burada so, disjointed sözcüğünün derecesini artırır; that ile başlayan bölüm ise sonucu verir: kitabın kötü düzenlenmiş olması, onları daha iyi bir kitap yazmaya karar vermeye yöneltmiştir. Bu kalıp yalnızca bir şeyin çok kopuk olduğunu söylemez. Bu durumun derecesinin, ardından gelen eyleme yol açacak kadar yüksek olduğunu gösterir.

Alıştırma

Cümleyi so ... that sonuç kalıbındaki iki sözcükle tamamlayın: The puzzle was ____ difficult ____ Mia asked for a hint.

Cevabı göster

so · that

The small group quickly took on new members, Öbek fiiller

1:07

Bu küçük grup hızla yeni üyeler aldı,

Öbek fiiller

quickly took on new ...: insanları bir gruba katmak

took on new members ifadesindeki took on, yeni insanları kabul edip gruba eklemek anlamına gelir. Quickly, grubun ne kadar kısa sürede büyüdüğünü belirtir. Take on birden fazla anlama sahiptir; doğru anlamı seçmek için nesnesine bakın. Nesne members, staff veya clients olduğunda genellikle insanları bir kuruluşa katmak ya da onlara hizmet vermeye başlamak anlamına gelir.

Alıştırma

"The club took on new members," cümlesindeki took on ne anlama gelir?

  1. insanları kabul etti veya gruba ekledi
  2. üyelerle yarıştı
  3. üyelere daha fazla iş verdi
Cevabı göster

insanları kabul etti veya gruba ekledi

and as the project grew, Dilbilgisi

1:10

ve proje büyüdükçe,

so did their ambition.

1:12

hedefleri de büyüdü.

Dilbilgisi

As the project grew, so did their ambition: bağlantılı değişim ve devrik yapı

Burada as, “bir şey değiştikçe” veya “o değişimle birlikte” anlamına gelir. Proje büyüdü ya da gelişti ve onların hırsı da buna paralel olarak arttı. So did their ambition, önceki grew fiilini devrik bir yapıyla tekrar etmeden karşılar. Did geçmiş zamanı taşır ve grew yerine kullanılır; bu yüzden tam anlam their ambition grew too olur. Hırsın bir şey “yaptığı” anlamına gelmez.

Alıştırma

“As the library grew, so did its collection,” cümlesindeki “so did its collection” ne anlama gelir?

  1. Koleksiyon da büyüdü.
  2. Koleksiyon büyümeyi bıraktı.
  3. Koleksiyon kütüphanenin büyümesini sağladı.
Cevabı göster

Koleksiyon da büyüdü.

The result was the Éléments de mathématique, Notlar

1:13

Sonuç, matematiğin her dalını birleştiren

Anlatım akışı

The result was: süreçten sonuca geçiş

The result was, dinleyiciye sıradaki isim grubunun az önce anlatılan eylem veya gelişmelerin sonucu olduğunu bildirir. Süreç anlatımını kapatıp sonuca geçerek bilgiyi düzenler; was fiilinden sonra belirli ürün, olay veya değişim gelir.

Alıştırma

Dersteki ifadeyle süreçten sonuca geçişi tamamla: The team tried several layouts. ____ a clearer map.

Cevabı göster

The result was

Kültür

Bourbaki'nin incelemesinin adı: Éléments de mathématique

Éléments de mathématique, Bourbaki'nin çok ciltli temel matematik incelemesinin Fransızca adıdır. Bu cümlede, grubun ortaya koyduğu eserin özel adıdır; “ögeler” hakkında genel bir ifade ya da bir kişinin adı değildir. Bu başlığı tanımak, yakındaki treatise, text ve publications gibi sözcüklerin bu eseri ve daha geniş yayın projesini anlattığını anlamaya yardımcı olur.

Alıştırma

Bu cümlede Éléments de mathématique neyi ifade ediyor?

  1. Bir matematikçinin adı
  2. Bir matematik formülünün adı
  3. Bourbaki'nin matematik incelemesinin başlığı
Cevabı göster

Bourbaki'nin matematik incelemesinin başlığı

a treatise that sought to create a consistent logical framework Notlar

1:16

tutarlı bir mantıksal çerçeve oluşturmayı amaçlayan bir eser olan

Kelime

that sought to create: bir amacı resmî biçimde belirtmek

that, a treatise ifadesini niteleyen bir ilgi cümleciğini başlatır. Bu cümlecik incelemenin amacını açıklar: tutarlı bir mantıksal çerçeve oluşturmaya çalışmıştır. sought, seek fiilinin geçmiş zaman biçimidir. seek to + fiilin yalın hâli yapısında seek, “aramak” değil, “yapmaya çalışmak” veya “amaçlamak” anlamına gelir. Bu ifade hedeflenen amacı anlatır; amacın tamamen gerçekleştiğini söylemez.

Alıştırma

Cümleyi vurgulanan resmî ifadeyle tamamlayın: The reform ____ a fairer system.

Cevabı göster

sought to create

Kalıp ifadeler

a consistent logical framework: kendi içinde tutarlı bir sistem

a consistent logical framework ifadesinde fikirler ve kurallar birbirleriyle çelişmeden uyum içinde çalışır. Burada consistent, “sık görülen” veya yalnızca “değişmeyen” değil, kendi içinde uyumlu anlamına gelir. Framework, kavramları ve akıl yürütmeyi düzenleyen soyut bir yapıdır. Bu isim öbeğinin tamamı, bütünlüklü bir düşünce sistemini anlatan akademik veya teknik yazılarda doğal bir kullanımdır.

Alıştırma

Bu cümlede a consistent logical framework ne anlama geliyor?

  1. Sık kullanılan ancak kendi içinde çelişebilen bir çerçeve
  2. Biçimi hiç değişmeyen fiziksel bir çerçeve
  3. Mantıksal akıl yürütmeyi düzenleyen, kendi içinde tutarlı bir sistem
Cevabı göster

Mantıksal akıl yürütmeyi düzenleyen, kendi içinde tutarlı bir sistem

unifying every branch of mathematics. Dilbilgisi

1:20

Éléments de mathématique idi.

Dilbilgisi

unifying every branch of mathematics: framework sonrasında kullanılan -ing'li öbek

Tam cümlede unifying every branch of mathematics, framework sözcüğünün hemen ardından gelir ve bu çerçevenin ne yapmasının amaçlandığını açıklar. Bu, bir isimden sonra kullanılan -ing'li ortaç öbeğidir; yeni bir ana cümle değildir. a framework that would unify every branch of mathematics gibi bir ilgi cümleciğini kısaltır. İsim + -ing kalıbı, tam bir ilgi cümleciğini tekrarlamadan ismin işlevini veya onu tanımlayan bir özelliği eklemeyi sağlar.

Alıştırma

Hangi cümle, bir ismin işlevini açıklamak için isimden sonra -ing'li bir öbeği doğru kullanıyor?

  1. The school launched a website gave families daily updates.
  2. The school launched a website giving families daily updates.
  3. The school launched a website to giving families daily updates.
Cevabı göster

The school launched a website giving families daily updates.

The text began with a set of simple axioms, Kalıp ifadeler

1:22

Metin, argümanını inşa etmek için kullanacağı basit aksiyomlar,

Kalıp ifadeler

began with a set of: başlangıçtaki grubu belirtmek

Began with bir metnin, sürecin veya olayın başlangıç noktasını belirtir. Burada metin, sonraki içeriği geliştirmeden önce bazı basit aksiyomları sunar. began with a set of + çoğul isim yapısındaki a set of, “birbiriyle ilişkili bir grup öğe” anlamına gelir. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp begin/began with a set of + çoğul isimdir.

Alıştırma

“Birbiriyle ilişkili bir grupla başladı” anlamındaki beş sözcüklü hedef kalıpla cümleyi tamamlayın: The workshop ____ warm-up questions.

Cevabı göster

began with a set of

laws, and assumptions it would use to build its argument. Kalıp ifadeler

1:26

kurallar ve varsayımlar kümesiyle başlıyordu.

Kalıp ifadeler

to build its argument: gerekçeli bir argüman geliştirmek

to build its argument mastar ifadesi, yasa ve varsayımların amacını belirtir: Metin bunları kendi akıl yürütmesini geliştirmek ve desteklemek için kullanacaktır. Its sözcüğü metni gösterir. Build an argument, akıl yürütmeyi iddialar, gerekçeler, kanıtlar veya varsayımlarla adım adım kurulan bir yapı gibi ele alır. Buradaki argument, kavga değil, düzenli ve gerekçeli bir argümandır.

Alıştırma

The report uses evidence to build its argument cümlesinde build its argument ne anlama gelir?

  1. malzemelerden yapılmış fiziksel bir yapı
  2. destekleyici unsurlarla geliştirilmiş gerekçeli bir argüman
  3. insanlar arasında yüksek sesli bir tartışma
Cevabı göster

destekleyici unsurlarla geliştirilmiş gerekçeli bir argüman

From there, Anlatım akışı

1:29

Oradan yola çıkarak,

its authors derived more and more complex theorems Dilbilgisi

1:30

yazarları, alanda yapılan çalışmalarla örtüşen

Anlatım akışı

From there: önceki bir noktadan ilerlemek

From there, daha önce sözü edilen bir noktayı, sonucu veya fikirler bütününü sonraki adımın başlangıcı kabul ederek yeni aşamayı başlatır. Buradaki there, mutlaka fiziksel bir yeri değil, daha önce belirtilen mantıksal temeli gösterir. Bu ifade açıklamayı bir sıra içinde düzenler: önce bir temel kurulur, ardından sonraki teoremler bu temelden türetilir. Başka bağlamlarda da bir süreci, savı veya anlatıyı ileri taşıyabilir.

Alıştırma

Tamamlanan taslağı sonraki adımın temeli olarak gösteren ve From ile başlayan iki kelimelik ifadeyi yazın: We finished the outline. ____, we can write the first draft.

Cevabı göster

From there

Dilbilgisi

more and more complex theorems: karmaşıklığın giderek artması

more and more + sıfat, zaman geçtikçe veya bir süreç ilerledikçe bir niteliğin derecesinin sürekli arttığını gösterir. more and more complex theorems ifadesinde more and more complex bölümünün tamamı theorems sözcüğünü niteler: her aşamada karmaşıklık düzeyi daha yüksek teoremler ortaya çıkar. Bu yapı, derecesi değişebilen sıfatlarla kullanılır. complex gibi uzun sıfatlarda more and more yapısı özellikle yaygındır. Tek bir anda derecenin yüksek olmasına değil, kademeli değişime odaklanır.

Alıştırma

more ile başlayan ve increasingly anlamına gelen üç kelimelik tekrarlı yapıyla cümleyi tamamlayın: As the storm moved closer, the wind became ____ powerful.

Cevabı göster

more and more

that corresponded with work being done across the field. Kalıp ifadeler

1:33

gittikçe karmaşıklaşan teoremler türettiler.

Kalıp ifadeler

corresponded with: uyum veya açık karşılık

Bu cümlede corresponded with, “... ile uyuşuyordu” veya “... ile belirgin bir karşılık gösteriyordu” demektir. Anlatılan şeyin, alanın başka yerlerinde yürütülen çalışmalarla aynı doğrultuda olduğunu belirtir; yalnızca konuların bağlantılı olduğunu söylemez. Kalıp correspond with + isim şeklindedir. Akademik ya da analitik bağlamlarda bulguların, verilerin, fikirlerin veya örüntülerin uyuştuğunu ya da açık bir karşılık taşıdığını anlatır.

Alıştırma

“The survey results corresponded with the classroom observations.” cümlesinde corresponded with ne anlama gelir?

  1. Yalnızca gözlemlerle aynı genel konuyla ilgiliydiler.
  2. Gözlemlerle uyuşuyor veya onları yakından yansıtıyorlardı.
  3. Gözlemlerin tamamen yerini aldılar.
Cevabı göster

Gözlemlerle uyuşuyor veya onları yakından yansıtıyorlardı.

But to truly reveal common ground, Anlatım akışı

1:37

Ancak ortak noktaları gerçekten ortaya çıkarmak için,

Anlatım akışı

But to truly reveal common ground: karşıtlıktan sonra amaç

But bir yön değişikliğini belirtir: daha önce söylenenler tek başına yeterli değildir. Başa alınmış mastar öbeği to truly reveal common ground, ardından gelecek ana cümleyi gerekli kılan amacı açıklar. Virgül, cümlenin henüz tamamlanmadığını gösterir; sonraki ana cümle bu amaca ulaşmak için ne yapılması gerektiğini söylemelidir. Burada common ground mecazidir. Gerçek bir toprak parçasını değil, paylaşılan ilkeleri, özellikleri veya uzlaşma noktalarını ifade eder. Truly, yüzeysel bir benzerlik yerine gerçek ya da kapsamlı bir ortaklığın bulunmasını vurgular.

Alıştırma

“But to truly reveal common ground,” başlangıcı bilgiyi nasıl düzenler?

  1. Önceki bir sınırlamadan yön değiştirir ve ardından gelen ana cümlenin amacını tanıtır.
  2. Başka bir yan cümle gerektirmeyen, tamamlanmış bir sonuç verir.
  3. Birkaç kişinin paylaştığı fiziksel bir yeri anlatır.
Cevabı göster

Önceki bir sınırlamadan yön değiştirir ve ardından gelen ana cümlenin amacını tanıtır.

the group needed to identify consistent rules that applied to a wide range of problems. Kalıp ifadeler

1:39

grubun çok çeşitli problemlere uygulanabilecek tutarlı kurallar belirlemesi gerekiyordu.

Kalıp ifadeler

çok çeşitli problemlere uygulanan tutarlı kurallar

consistent rules, birbiriyle çelişmeyen veya öngörülemez biçimde değişmeyen kuralları anlatır. that applied to a wide range of problems ilgi cümleciği, bu kuralların hangi alanlarda işe yaradığını belirtir. Burada apply to “bir şeye uygulanmak veya uygun olmak”, a wide range of ise “birçok farklı türde” anlamına gelir. İfade bir bütün olarak kuralların yalnızca özel bir problemle sınırlı olmadığını, geniş ölçüde yararlı olduğunu gösterir.

Alıştırma

Cümleyi “birçok farklı türde vakaya uygundur” anlamındaki ders kalıbıyla tamamlayın: These principles ____ cases.

Cevabı göster

apply to a wide range of

To accomplish this, Anlatım akışı

1:45

Bunu başarmak için,

Anlatım akışı

To accomplish this: bir hedefi yönteme bağlamak

To accomplish this, “az önce belirtilen hedefe ulaşmak için” anlamına gelir. This önceki hedefe gönderme yaparken, to ile kurulan mastar yapısı amaç bildirir. Geçiş ifadesi olarak bilgiyi önce hedef, sonra yöntem düzeninde organize eder: önce neyin başarılması gerektiği belirtilir, ardından yapılan eylemi tanıtmak için To accomplish this, kullanılır.

Alıştırma

En uygun geçiş ifadesini seçin: The library wanted to make books easier to find. _____, it created clearer shelf labels.

  1. In contrast
  2. For example
  3. To accomplish this
Cevabı göster

To accomplish this

they gave new clear definitions to some of the most important mathematical objects, Kalıp ifadeler

1:47

fonksiyonlar da dahil olmak üzere

including the function.

1:52

en önemli matematiksel nesnelerden bazılarına yeni ve net tanımlar getirdiler.

Kalıp ifadeler

gave new clear definitions to + kavramlar

give a definition/definitions to + kavram kalıbı, o kavramın ne anlama geldiğini belirtmek demektir. Bu cümlede gave geçmiş zamandadır; to'dan sonra gelen nesneler, bir şey alan kişiler değil, tanımlanan şeylerdir. New ve clear sözcüklerinin ikisi de definitions sözcüğünü niteler. İfade, tanımların yeni biçimde oluşturulduğunu ve kolay anlaşılır olduğunu söyler; yerleşik terimler söz konusuysa bu, onları yeniden tanımlamak anlamına gelebilir.

Alıştırma

“Yeni yazılmış, anlaşılması kolay tanımlar sağladı” anlamındaki hedef ifadeyi aynen kullanarak tamamlayın: The editors ____ several familiar terms.

Cevabı göster

gave new clear definitions to

It's reasonable to think of functions as machines Dilbilgisi

1:54

Fonksiyonları, girdileri kabul eden

Dilbilgisi

think of X as Y: X'i Y benzetmesiyle ele almak

think of X as Y yapısı, X'i anlamak veya açıklamak için Y'yi bir yol olarak kullanmak demektir. Burada makineler fonksiyonları anlamaya yarayan bir modeldir; fonksiyonların gerçekten fiziksel makineler olduğu iddia edilmez. It's reasonable to... yapısında to think... mastarı, makul olduğu düşünülen eylemi belirtir. Bu çerçeve, tanıdık bir karşılaştırma soyut bir fikri daha kolay anlaşılır hâle getirdiğinde kullanışlıdır.

Alıştırma

Karşılaştırmayı think of X as Y kalıbını tam olarak kullanarak tamamlayın: You can ____ a password ____ a key to your account.

Cevabı göster

think of · as

that accept inputs and produce an output. Kalıp ifadeler

1:57

ve bir çıktı üreten makineler olarak düşünmek mantıklıdır.

Kalıp ifadeler

accept inputs and produce an output: girdiden çıktıya süreci anlatmak

Bu teknik açıklamada accept inputs, işlenecek verileri, değerleri veya sinyalleri almak; produce an output ise bir sonuç üretmek anlamına gelir. Buradaki accept, «bir görüşe katılmak» anlamında değildir. İki fiil öbeği and ile bağlanarak bir sistemin girdiden sonuca uzanan işleyişini anlatır. Bu kalıp; fonksiyonların, programların, makinelerin veya sistemlerin ne yaptığını açıklarken yaygın olarak kullanılır.

Alıştırma

Standart teknik açıklamayı hedef ifadelerle tamamlayın: A simple function can ____ and ____.

Cevabı göster

accept inputs · produce an output

But if we think of functions as bridges between two groups, Dilbilgisi

2:01

Fakat eğer fonksiyonları iki grup arasındaki köprüler olarak düşünürsek,

Dilbilgisi

But if we think of X as Y: bir benzetme kurmak

But, fikri açıklamanın farklı bir yoluna geçildiğini gösterir. if yan cümlesi, dinleyiciden fonksiyonları geçici olarak iki grup arasındaki köprüler şeklinde düşünmesini ister; bu bir benzetmedir, gerçek anlamlı bir iddia değildir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp if we think of X as Y biçimindedir ve ardından bir sonuç ya da çıkarım gelir. Önce bir bakış açısı kurar, sonra bu açıdan neyin daha kolay görüldüğünü gösterir.

Alıştırma

think of X as Y benzetme kalıbını tamamlayın: If we ____ the brain ____ a network, its many connections are easier to picture.

Cevabı göster

think of · as

we can start to make claims about the logical relationships between them. Kalıp ifadeler

2:04

onlar arasındaki mantıksal ilişkiler hakkında iddialarda bulunmaya başlayabiliriz.

Kalıp ifadeler

start to make claims about: analitik savlar ileri sürmeye başlamak

start to make claims about, bir konu hakkında neyin doğru olduğunu düşündüğünüzü söylemeye başlamak demektir. Bu cümlede konu, gruplar arasındaki mantıksal ilişkilerdir. Buradaki claim, yalnızca bir şeyin adını söylemek veya bir şeyi fark etmek değildir; desteklenebilen, sınanabilen ya da sorgulanabilen bir savdır. Bu ifade, bilgiyi gözlemlemekten o bilgiye dayanarak sonuç çıkarmaya geçişi gösterir.

Alıştırma

Kanıta dayalı bir analizde cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? After checking the results from three trials, we can ___ whether the new material is stronger.

  1. start to take notes about
  2. start to make claims about
  3. start to ask questions about
Cevabı göster

start to make claims about

For example, Anlatım akışı

2:09

Örneğin,

consider a group of numbers and a group of letters. Ton ve niyet

2:10

bir grup sayı ve bir grup harf düşünün.

Anlatım akışı

For example: somut bir örnek sunmak

For example, dinleyiciye sıradaki bilginin az önce sözü edilen genel düşünceyi açıklayan belirli bir örnek olduğunu bildiren bir söylem işaretidir. Açıklamayı soyut bir noktadan somut bir duruma geçirerek düzenler. Burada bir sayı grubunu ve bir harf grubunu düşünme yönergesini tanıtır. Bu örnek, yeni ve ilgisiz bir konu başlatmak yerine daha genel ilişkiyi açıklamaya yardımcı olur.

Alıştırma

Bir konuşmacı az önce "Some materials change when they get warm." dedi. Sonraki cümlelerden hangisi belirli bir örneği doğru biçimde tanıtır?

  1. Therefore, chocolate melts when it gets warm.
  2. For example, chocolate melts when it gets warm.
  3. However, chocolate melts when it gets warm.
Cevabı göster

For example, chocolate melts when it gets warm.

Ton ve niyet

Consider + isim öbeği: varsayımsal bir örnek sunmak

Bu cümlede consider bir emir yapısını başlatır. Özne olan you söylenmez; yapı consider + isim öbeği biçimindedir. Burada anlamı “bu örnek üzerinde düşünün” veya “böyle bir şey olduğunu varsayın”dır; “inanmak” değildir. Derslerde ve açıklamalarda bu emir yapısı, dinleyiciyi incelenecek bir duruma yönlendirir. Gerçek dünyada yapılacak bir eylem için sert bir emir vermek yerine akıl yürütmenin sonraki adımını düzenler.

Alıştırma

“Consider a group of numbers and a group of letters,” cümlesinde konuşmacı esas olarak ne yapıyor?

  1. Dinleyiciyi varsayımsal bir örnek üzerinde düşünmeye davet etmek
  2. Dinleyiciye gerçek sayıları ve harfleri hemen toplamasını emretmek
  3. İki grubun varlığının zaten kanıtlandığını belirtmek
Cevabı göster

Dinleyiciyi varsayımsal bir örnek üzerinde düşünmeye davet etmek

We could define a function

2:13

Her sayısal girdinin aynı alfabetik çıktıya karşılık geldiği

where every numerical input corresponds to the same alphabetical output. Dilbilgisi

2:14

bir fonksiyon tanımlayabilirdik.

Dilbilgisi

Where ... Corresponds to ...: bir tanımın içindeki ilişki

Burada where, a function ifadesini niteler ve onu tanımlayan kuralı sunar: her sayısal girdi aynı harf çıktısına karşılık gelir. Fiziksel bir yere gönderme yapmak yerine “onun içinde” veya “bu fonksiyon içinde” şeklinde anlaşılabilir. Matematiksel ve teknik açıklamalarda where; bir sistemi, durumu veya düzenlemeyi kavramsal bir ortam olarak gösterebilir. Where sonrasındaki yan cümle de bu ortamın nasıl işlediğini açıklar.

Alıştırma

“The app uses a system where every user has a unique ID,” cümlesinde where neyi sunuyor?

  1. Sistemin nasıl çalıştığını tanımlayan ilişki
  2. Uygulamanın fiziksel konumu
  3. Kullanıcıların kimlik aldığı zaman
Cevabı göster

Sistemin nasıl çalıştığını tanımlayan ilişki

But this doesn't establish a particularly interesting relationship. Kalıp ifadeler

2:19

Ancak bu, özellikle ilginç bir ilişki kurmaz.

Kalıp ifadeler

establish a ... relationship: soyut bir ilişki kurmak

establish a relationship ifadesinde establish, yalnızca bir kuruluş kurmak değil, bir bağlantı oluşturmak, tanımlamak veya ortaya koymak anlamına gelir. Buradaki relationship, bir fonksiyonun girdiler ile çıktılar arasında oluşturduğu bağlantı gibi soyut bir ilişkidir. Olumsuz ifade ilişkinin niteliğine odaklanır: ilişkinin özellikle ilginç olduğunu reddeder. Bağlama göre yine de bir tür ilişki var olabilir.

Alıştırma

Cümleyi establish a relationship içindeki hedef fiille tamamlayın: The survey did not ____ a relationship between homework time and test scores.

Cevabı göster

establish

Alternatively, Anlatım akışı

2:23

Alternatif olarak,

we could define a function

2:24

her sayısal girdinin farklı bir alfabetik çıktıya karşılık geldiği

Anlatım akışı

Alternatively,: başka bir seçenek sunmak

Alternatively, farklı bir olası seçeneği veya yöntemi bildiren bir cümle bağlayıcısıdır. Burada açıklamayı bir fonksiyon tanımlama yönteminden başka bir yönteme geçirir. Fikirleri seçenekler olarak düzenler: sonraki yöntem, öncekinin yerine değerlendirilebilir. Tek başına önceki yöntemin yanlış olduğunu söylemez.

Alıştırma

Alternatively, burada neyi bildiriyor? Alternatively, we could define a function.

  1. Sırada başka bir olası yöntem sunulacak.
  2. İlk yöntem bir gerekçeyle açıklanıyor.
  3. İlk yöntemin imkânsız olduğu kanıtlandı.
Cevabı göster

Sırada başka bir olası yöntem sunulacak.

where every numerical input corresponds to a different alphabetical output.

2:26

bir fonksiyon tanımlayabiliriz.

This second function sets up a logical relationship Öbek fiiller

2:31

Bu ikinci fonksiyon, girdi üzerinde bir işlem gerçekleştirmenin

Öbek fiiller

sets up a logical relationship: set up ile ilişki kurmak

sets up a logical relationship ifadesinde set up öbek fiili “kurmak” veya “oluşturmak” anlamındadır. Fonksiyon, mantıksal bir bağlantının ya da yapının var olmasını sağlar; burada fiziksel olarak bir şeyi yerine koymak anlamı yoktur. a logical relationship, neyin kurulduğunu gösteren nesnedir. This second function geniş zamanda tekil özne olduğu için set, sets biçimini alır; up değişmez.

Alıştırma

Vurgulanan öbek fiili geniş zamandaki doğru biçimiyle kullanın: This formula ____ a direct relationship between distance and time.

Cevabı göster

sets up

where performing a process on the input has corresponding effects on its mapped output. Notlar

2:34

eşlenen çıktısı üzerinde karşılık gelen etkilere sahip olduğu mantıksal bir ilişki kurar.

Dilbilgisi

performing a process on the input: eylemi isimleştiren -ing öbeği

performing a process on the input, isim görevi gören bir -ing öbeğidir. performing biçimi, eylemin bir emir olarak değil, bir etkinlik ya da olay olarak, yani girdiyi işleme eylemi olarak ele alınmasını sağlar. Bu öbekte a process gerçekleştirilen şeyi, on the input ise işlemin uygulandığı öğeyi belirtir. Teknik açıklamalarda bir eylemin ne yaptığını veya neye yol açtığını anlatmak için bu tür isim benzeri yapılar sık kullanılır.

Alıştırma

performing a process on the input öbeği açıklamada ne işe yarar?

  1. Girdiye doğrudan bir komut verir.
  2. Girdiyi işleme eylemini bir etkinlik olarak adlandırır.
  3. Girdinin sahnede gösteri yaptığını söyler.
Cevabı göster

Girdiyi işleme eylemini bir etkinlik olarak adlandırır.

Kalıp ifadeler

has corresponding effects on ...: eşlenen bir sistemde bağlantılı sonuçlar

has effects on X kalıbı, bir şeyin X'i etkilediğini belirtir. Corresponding ise etkilerin ilgisiz olmadığını, önceki bir değişiklikle eşleştiğini veya ondan kaynaklandığını ekler. Burada its mapped output, bir eşleme yoluyla girdiye bağlanan çıktıdır. Bu nedenle ifade, bir taraftaki değişiklik veya işlemin çıktı tarafında bağlantılı sonuçlar doğurmasını anlatır.

Alıştırma

Şu İngilizce cümle ne anlama gelir: Adjusting a sensor has corresponding effects on a display.?

  1. Sensör ayarlandığında ekran da buna bağlı bir şekilde değişir.
  2. Ekran, sensörle hiçbir bağlantısı olmadan rastgele değişir.
  3. Ekranın sensörün yaptığı hiçbir şeyle bağlantısı yoktur.
Cevabı göster

Sensör ayarlandığında ekran da buna bağlı bir şekilde değişir.

The group began to define functions by how they mapped elements across domains. Dilbilgisi

2:40

Grup, fonksiyonları, elemanları tanım kümeleri arasında nasıl eşlediklerine göre tanımlamaya başladı.

Dilbilgisi

by how ...: yapılış biçimini tanımlama ölçütü olarak kullanmak

by how they mapped elements across domains ifadesinde by, fonksiyonları tanımlamak için kullanılan ölçütü; how ise eşlemenin nasıl yapıldığını belirtir. How ile başlayan yan cümlenin tamamı by'ın tümlecidir. Bu yapı, şeyleri yalnızca adlarına veya sonuçlarına göre değil, bir şeyi yapma biçimlerine göre tanımlamanızı, gruplandırmanızı veya değerlendirmenizi sağlar.

Alıştırma

Cümleyi “yapılma biçimine göre” anlamındaki iki sözcüklü yapıyla tamamlayın: The devices are classified ____ they use energy.

Cevabı göster

by how

If a function's output came from a unique input, Dilbilgisi

2:46

Eğer bir fonksiyonun çıktısı benzersiz bir girdiden geliyorsa,

Dilbilgisi

If a function's output came from a unique input: tanım koşulu belirlemek

Bu If yan cümlesi, sonraki cümlede fonksiyona bir sınıflandırma verilmeden önce karşılanması gereken koşulu belirtir. Burada unique, “yalnızca bir tane” demektir: çıktı birden fazla girdiye değil, tek bir girdiye bağlıdır. Matematiksel ve teknik açıklamalarda If bir ölçüt sunabilir: bir nesne X koşulunu karşılıyorsa Y kategorisine konur. Came, çevredeki geçmiş zamanlı anlatımla uyumludur; geçmiş zaman tek başına koşulun imkânsız veya gerçeğe aykırı olduğunu göstermez.

Alıştırma

Bu açıklamada If yan cümlesinin temel görevi nedir?

  1. Konuşanın fonksiyonların imkânsız olduğuna inandığını gösterir.
  2. Matematiksel sınıflandırmada kullanılan koşulu belirler.
  3. Çıktının fiziksel olarak nereden geldiğini sorar.
Cevabı göster

Matematiksel sınıflandırmada kullanılan koşulu belirler.

they defined it as injective. Kelime

2:49

bunu birebir (injektif) olarak tanımladılar.

Kelime

defined it as injective: define X as Y yapısı

Define X as Y, “X'e kesin Y tanımını veya sınıflandırmasını vermek” anlamına gelir. Bu cümlede it, önceki koşulu karşılayan fonksiyonu; injective ise o fonksiyona verilen matematik terimini belirtir. Yapı define + nesne + as + tanım veya kategori şeklindedir: They defined it as injective. Matematik, bilim, politika ve kesinlik gerektiren diğer açıklamalarda terim tanıtırken kullanışlıdır.

Alıştırma

Tanımı başlatan tek sözcüklük edatla cümleyi tamamlayın: In this glossary, we define a habitat ____ the natural home of a plant or animal.

Cevabı göster

as

If every output can be mapped onto at least one input, Kelime

2:52

Eğer her çıktı en az bir girdiyle eşleşebiliyorsa,

the function was surjective.

2:56

bu fonksiyon örtendi (surjektif).

Kelime

output can be mapped onto...: matematiksel bir fiil olarak map

Burada map, coğrafi bir görsel olan “harita” anlamındaki isim değil, “bir değeri bir fonksiyon kuralına göre başka bir değerle ilişkilendirmek” anlamındaki fiildir. can be mapped ifadesinde mapped, can + be + mapped biçimindeki kipli edilgen yapının geçmiş zaman ortacıdır. Onto, eşlemenin hedefi olarak ele alınan değeri veya kümeyi tanıtır; kümelerle ilgili matematik dilinde hedef kümenin tamamının kapsandığını da gösterebilir. At least one, “bir veya daha fazla” demektir. Örten fonksiyonun standart tanımında yön genellikle “every possible output is mapped to by at least one input” veya “for every possible output, at least one input maps to it” şeklinde ifade edilir. Altyazıdaki ifade normal eşleme yönünü tersine çeviriyor. Bu nedenle map fiilinin matematiksel kullanımını öğrenin, ancak cümlenin tamamını örnek bir tanım kalıbı olarak kullanmayın.

Alıştırma

Cümleyi map onto ifadesinin edilgen biçimiyle tamamlayın: Under this rule, the input set can ____ the entire output set.

Cevabı göster

be mapped onto

And in bijective functions, Kelime

2:58

Ve birebir ve örten (bijektif) fonksiyonlarda,

each element had perfect one-to-one correspondence. Kelime

3:00

her elemanın kusursuz bir birebir karşılığı vardı.

Kelime

in bijective functions: in + çoğul kategori ile kapsam belirleme

“In bijective functions”, cümlenin başına yerleştirilmiş bir edat öbeğidir. Buradaki in fiziksel bir yeri belirtmez; “bijektif fonksiyonlar sınıfı içinde” anlamına gelir. Bu öbek kapsamı belirler ve sonraki ifadenin o kategori için geçerli olduğunu gösterir. Teknik açıklamalar bilgiyi düzenlemek için sıklıkla in + çoğul sınıf adı yapısını kullanır: In right triangles,... veya In secure networks,... Bu kapsam öbeği başta olduğunda, onu ana ifadeden genellikle virgül ayırır.

Alıştırma

Baştaki “in bijective functions” öbeğinin temel görevi nedir?

  1. Sonraki ifadeyi bu fonksiyon sınıfıyla sınırlar.
  2. Her fonksiyonun girdisinin adını belirtir.
  3. Fonksiyonların fiziksel bir yere girdiğini anlatır.
Cevabı göster

Sonraki ifadeyi bu fonksiyon sınıfıyla sınırlar.

Kelime

one-to-one correspondence: tam bir bire bir eşleşme

One-to-one correspondence, iki küme arasındaki tam bir bire bir eşleşme demektir: iki taraftaki her öğe, diğer taraftaki tam olarak bir öğeyle eşleşir. Bu cümlede perfect, eşleşmenin eksiksiz olduğunu ve yinelenen ya da eşleşmeyen öğe bulunmadığını vurgular. Bu ifade matematikte ve veri analizinde yaygındır. İki grubu belirleyip her üyenin kendine özgü tek bir eşinin olup olmadığına bakın.

Alıştırma

Hangi durum one-to-one correspondence gösterir?

  1. Bir anahtar binadaki bütün dolapları açar.
  2. Her dolabın kendine özgü bir anahtarı vardır ve her anahtar yalnızca o dolabı açar.
  3. Üç dolabın hiç anahtarı yoktur.
Cevabı göster

Her dolabın kendine özgü bir anahtarı vardır ve her anahtar yalnızca o dolabı açar.

This allowed mathematicians to establish logic Dilbilgisi

3:04

Bu, matematikçilerin

that could be translated across the function's domains in both directions. Kalıp ifadeler

3:07

fonksiyonun tanım kümeleri boyunca her iki yönde de çevrilebilecek bir mantık kurmalarını sağladı.

Dilbilgisi

allow + nesne + to-infinitive: bir eylemi mümkün kılmak

Allow + nesne + to-infinitive yapısı, bir şeyin bir kişi veya grubun harekete geçmesini mümkün kıldığını anlatır. Burada This bunu mümkün kılan nedendir, mathematicians nesnedir ve to establish onların yapabildiği eylemdir. Açıklayıcı metinlerde allow çoğu zaman bir kişinin verdiği izinden çok ortaya çıkan bir sonucu anlatır. That could be translated ilgi cümleciği logic sözcüğünü niteler; allow + nesne + to-infinitive yapısını değiştirmez.

Alıştırma

Cümleyi allow fiilinin geçmiş zaman biçimi ve mastar işaretiyle tamamlayın: The new software ____ the team ____ spot errors automatically.

Cevabı göster

allowed · to

Kalıp ifadeler

across ... in both directions: alanlar arasında iki yönlü aktarım

Across the function's domains, kuralın veya ilişkinin bir alandan başka bir alana taşındığını anlatır. Bu bağlamda translated, bir dilden başka bir dile çevrilmek değil, dönüştürülmek veya başka bir alana aktarılmak anlamındadır. In both directions, aktarımın iki yönde de çalıştığını ekler: ilk alandan ikinciye ve ikinci alandan tekrar ilkine. Bu iki bölüm birlikte, tek yönlü olmayan alanlar arası bir aktarımı anlatır.

Alıştırma

across the function's domains in both directions, aktarım hakkında ne anlatıyor?

  1. Alanlar arasında iki yönde de çalışabilir.
  2. Alanlar arasında sadece tek yönde ilerler.
  3. Yalnızca tek bir alanın içinde kalır.
Cevabı göster

Alanlar arasında iki yönde de çalışabilir.

Their systematic approach to abstract principles

3:12

Soyut ilkelere yönelik bu sistematik yaklaşımları,

was in stark contrast to the popular belief that math was an intuitive science, Kalıp ifadeler

3:15

matematiğin sezgisel bir bilim olduğu

Kalıp ifadeler

was in stark contrast to: güçlü ve belirgin bir fark

Was in stark contrast to, bir şeyin başka bir şeyden açıkça ve büyük ölçüde farklı olduğu anlamına gelir. A is in stark contrast to B kalıbı, farkın öne çıkması için A ile B'yi yan yana koyar. Burada sistematik yaklaşım, matematiğin sezgisel olduğu yönündeki yaygın inanışın karşısına konur. Stark, contrast sözcüğünü güçlendirir; bu nedenle ifade küçük bir farkı değil, büyük ve belirgin bir farkı anlatır.

Alıştırma

“Açıkça ve büyük ölçüde farklı” anlamındaki sabit ifadeyle cümleyi tamamlayın: The quiet reading room was ____ the noisy hallway.

Cevabı göster

in stark contrast to

Kalıp ifadeler

popular belief that + yan cümle: inancın tam içeriği

popular belief that math was an intuitive science ifadesinde belief bir isimdir ve that ile başlayan yan cümle inancın tüm içeriğini, yani math was an intuitive science önermesini verir. Popular, bu görüşün birçok kişi tarafından benimsendiğini gösterir. Kalıp isim + that + tam yan cümle şeklindedir. the belief that the plan will succeed örneğinde olduğu gibi, bir iddiayı ya da görüşü isim öbeği hâline getirir.

Alıştırma

Hangi ifade the plan will work önermesini bir inancın tam içeriği olarak sunar?

  1. the belief in the plan
  2. the belief that the plan will work
  3. the belief about the plan
Cevabı göster

the belief that the plan will work

and an over-dependence on logic constrained creativity. Kelime

3:21

ve mantığa aşırı bağımlılığın yaratıcılığı kısıtladığı yönündeki yaygın inançla taban tabana zıttı.

Kelime

Mantığa aşırı bağımlılık yaratıcılığı kısıtladı

Bu cümlede an over-dependence on logic nedendir, constrained geçmiş zaman fiilidir ve creativity sınırlanan şeydir. Over-dependence, yararlı olan düzeyden daha fazla bağımlı olmak demektir. Constrain, bir şeyin gelişme ya da işleme özgürlüğünü, kapsamını veya kapasitesini azaltmak demektir. Burada yaratıcılığın hareket alanının daraldığını söyler; yaratıcılığın tamamen yok edildiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle, sınırlı paranın projenin yapabileceklerini azalttığını ancak projenin tamamen durduğunu söylemediğini belirtir?

  1. Limited funding constrained the project's scope.
  2. Limited funding had no effect on the project.
  3. Limited funding destroyed the project.
Cevabı göster

Limited funding constrained the project's scope.

But this rebellious band of scholars gleefully ignored conventional wisdom. Notlar

3:25

Fakat bu asi bilginler grubu, yerleşik anlayışı neşeyle görmezden geldi.

Kelime

this rebellious band of scholars: canlı biçimde betimlenen küçük bir grup

Bu ifadede band, ortak bir amaçla bir araya gelmiş küçük bir insan grubunu anlatır; müzik grubu anlamına gelmez. Akademisyenlere a band denmesi, onları bir hikâyede birlikte hareket eden sıkı bir ekip gibi gösterir. Rebellious, kabul görmüş düşüncelere veya kurallara meydan okuduklarını belirtir. Bu nedenle this rebellious band of scholars, tarafsız bir adlandırma yerine eğlenceli ve dramatik bir ton taşır.

Alıştırma

Band bu ifadeye nasıl bir anlam katıyor?

  1. Akademisyenleri canlı biçimde betimlenen, birlik içindeki küçük bir grup olarak sunar.
  2. Akademisyenlere resmî bir akademik unvan verir.
  3. Akademisyenlerin birlikte müzik yaptığını söyler.
Cevabı göster

Akademisyenleri canlı biçimde betimlenen, birlik içindeki küçük bir grup olarak sunar.

Deyimler

gleefully ignored conventional wisdom: kabul gören görüşü keyifle reddetmek

Conventional wisdom, birçok kişinin doğru olduğunu varsaydığı için geniş ölçüde kabul edilen bir inanç veya görüş demektir. Burada görmezden gelinen ana akım düşünceyi anlatır; gelenek yoluyla aktarılan bilgeliği değil. Gleefully ifadeye bir tutum ekler: Akademisyenler bu kabul gören görüşü belirgin bir sevinç veya oyuncu bir heyecanla görmezden gelmiştir. Böylece reddedişleri isteksiz ya da tarafsız değil, hevesli görünür.

Alıştırma

“Geniş ölçüde kabul edilen bir inanç” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyle cümleyi tamamlayın: The new evidence challenged ____.

Cevabı göster

conventional wisdom

They were revolutionizing the field,

3:30

Alanlarında devrim yaratıyorlardı

and they wanted to mark the occasion with their biggest stunt yet. Notlar

3:32

ve bu durumu, o güne kadarki en büyük numaralarıyla taçlandırmak istediler.

Kalıp ifadeler

wanted to mark the occasion: özel bir anı anlamlı kılmak

Burada mark the occasion, özel veya önemli bir anı anlamlı kılmak için bir şey yapmak demektir. Mark, bir şeyin üzerine yazılı bir işaret koymak anlamına gelmez; bir eylem yoluyla o anı unutulmaz hâle getirmeyi anlatır. Yaygın kalıp mark the occasion with + isim şeklindedir: bu anı dikkat çekici bir gösteriyle anmak istiyorlardı. Belirli anma eylemini söylemek için mark the occasion by + -ing yapısı da kullanılabilir.

Alıştırma

“Bu önemli anı anlamlı kılmak” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: After the team won its first trophy, everyone posed for a photo to ____.

Cevabı göster

mark the occasion

Kelime

biggest stunt yet: o zamana kadarki en büyük dikkat çekme eylemi

Bu cümlede stunt, film veya sirkte yapılan bir gösteriden ibaret değildir; dikkat çekmek ya da bir etki yaratmak için planlanmış çarpıcı bir eylem anlamına gelir. Buna their biggest stunt denmesi eyleme eğlenceli ve gösterişli bir hava katar. yet, biggest gibi bir üstünlük derecesinden sonra geldiğinde “o zamana kadar” anlamını taşır. Bu nedenle their biggest stunt yet, o zamana kadar yaptıkları en büyük veya en cesur dikkat çekme eylemi demektir.

Alıştırma

Bu bağlamda their biggest stunt yet ne anlama gelir?

  1. o zamana kadarki en büyük dikkat çekme eylemleri
  2. en sessiz ve sıradan planları
  3. gelecekteki en zor film sahneleri
Cevabı göster

o zamana kadarki en büyük dikkat çekme eylemleri

They decided to publish Éléments de mathématique

3:36

Éléments de mathématique'i

and all their subsequent work under a collective pseudonym, Kelime

3:39

ve sonraki tüm çalışmalarını kolektif bir takma ad altında yayımlamaya karar verdiler:

Nicolas Bourbaki.

3:43

Nicolas Bourbaki.

Kelime

under a collective pseudonym: ortak bir takma adla yayımlamak

under a collective pseudonym ifadesindeki under, bir eser yayımlanırken belirli bir adın veya kimliğin kullanıldığını belirtir. Fiziksel bir konumu anlatmaz. Collective pseudonym, bir grubun ortak kullandığı uydurma tek bir addır. Burada Nicolas Bourbaki, grubun sonraki çalışmalarına verilen addır.

Alıştırma

Cümleyi 'yayımlarken bu adı kullanmak' anlamına gelen edatla tamamlayın: The journalist published the report ____ a pseudonym.

Cevabı göster

under

Over the next two decades, Anlatım akışı

3:45

Sonraki yirmi yıl boyunca,

Bourbaki's publications became standard references, Kalıp ifadeler

3:47

Bourbaki'nin yayınları standart referanslar haline geldi

Anlatım akışı

Over the next two decades: anlatıyı zamanda ileri taşımak

Over the next two decades, hikâyenin o anki noktasında başlayıp sonraki yirmi yılı kapsayan bir zaman aralığı belirler. Next, bugüne değil, anlatıdaki o noktaya göre “sonraki” anlamındadır. Cümlenin başındaki bu ifade, anlatımı tek bir olaydan daha uzun bir gelişim dönemine taşır. Buradaki over, “süresince” anlamına gelir ve değişimin bu zaman aralığında geliştiğini gösterir; “yirmi yıldan fazla” demek değildir.

Alıştırma

Hangi cümle, bir gelişmenin belirtilen dönem boyunca oluştuğunu göstermek için over the next + zaman aralığı yapısını kullanıyor?

  1. For the next three seasons, the stadium remained closed.
  2. After three seasons, the coach left.
  3. Over the next three seasons, the young team became much stronger.
Cevabı göster

Over the next three seasons, the young team became much stronger.

Kalıp ifadeler

became standard references: güvenilir bir başvuru kaynağı statüsü kazanmak

Bu cümlede became standard references, yayınların zamanla kendi alanlarında geniş ölçüde kabul edilen ve güvenilir bilgi için düzenli olarak başvurulan kaynaklar hâline geldiğini anlatır. Became, yalnızca başlangıçta ne olduklarını değil, statülerindeki değişimi gösterir. Standard reference, insanların bilgi ararken sık sık başvurduğu bir kaynaktır. Standard, geniş kabul ve kullanışlılık bildirir; kaynağın resmî olduğunu veya hiç hata içermediğini garanti etmez.

Alıştırma

Bu cümlede became standard references ne anlama geliyor?

  1. insanların sık sık başvurduğu, geniş ölçüde kabul edilmiş kaynaklar hâline geldi
  2. kimsenin sorgulayamayacağı resmî kurallar hâline geldi
  3. tavsiye mektubu yazan kişiler hâline geldi
Cevabı göster

insanların sık sık başvurduğu, geniş ölçüde kabul edilmiş kaynaklar hâline geldi

and the group's members took their prank as seriously as their work. Dilbilgisi

3:51

ve grup üyeleri şakalarını çalışmaları kadar ciddiye aldılar.

Dilbilgisi

took their prank as seriously as their work: as ... as ile eşit derece anlatımı

Take something seriously, bir şeye gerçekten dikkat etmek ve önem vermek demektir. took their prank as seriously as their work ifadesinde take A as seriously as B kalıbı, iki şeye nasıl yaklaşıldığını karşılaştırır ve ciddiyet derecesinin eşit olduğunu belirtir. Prank ile work sözcüklerini eşleştirmek mizahi bir karşıtlık yaratır: Şaka normalde eğlencelidir, ancak üyeler ona gerçek işleriyle aynı ciddi çabayı göstermiştir. Başka durumlarda kullanılabilecek kalıp take A as seriously as B biçimindedir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki eşitlik kalıbıyla tamamlayın: Maya took the rehearsal ____ the live show.

Cevabı göster

as seriously as

Their invented mathematician claimed to be a reclusive Russian genius Notlar

3:55

Yarattıkları matematikçi, yalnızca seçtiği çalışma arkadaşlarıyla görüşen

Kalıp ifadeler

claimed to be: doğrulanmamış bir kimliği aktarmak

Claimed to be, birinin belirli bir kişi veya statüde olduğunu “iddia ettiğini”, ancak bu sözün doğru olduğunun onaylanmadığını belirtir. Yapı claim to be + isim öbeği veya sıfattır; burada a reclusive Russian genius iddia edilen kimliktir. Claim, söylenen sözü aktarırken anlatıcıyla bu sözün doğruluğu arasında mesafe bırakır. Tek başına kişinin yalan söylediği anlamına gelmez; ancak çevredeki bağlam iddianın yanlış olduğunu gösterebilir.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki ifadeyle tamamlayın: Bir yabancı doktor olduğunu söyledi, ancak bunu kimse doğrulamamıştı. The stranger ____ a doctor.

Cevabı göster

claimed to be

Kelime

reclusive Russian genius: reclusive sözcüğünün kattığı anlam

Reclusive Russian genius ifadesinde genius kişiyi adlandırır, Russian kişinin milliyetini belirtir ve reclusive başkalarından ayrı yaşayan, sosyal veya kamusal temasların çoğundan kaçınan birini anlatır. Reclusive, yalnızca sessiz veya utangaç olmaktan daha güçlüdür. Bu cümlede ulaşılması zor bir kişi görüntüsü oluşturur ve uydurulan matematikçiyi neden çok az kişinin gördüğünü açıklamaya yardımcı olur.

Alıştırma

Hangi açıklama a reclusive scientist ifadesine en uygundur?

  1. Her ay yeni bir makale yayımlar.
  2. Her hafta sonu büyük kalabalıklara konuşmaktan hoşlanır.
  3. Kamusal ilgiden kaçınır ve diğer insanlarla nadiren görüşür.
Cevabı göster

Kamusal ilgiden kaçınır ve diğer insanlarla nadiren görüşür.

who would only meet with his selected collaborators. Dilbilgisi

4:00

inzivaya çekilmiş bir Rus dehası olduğunu iddia ediyordu.

Dilbilgisi

would only meet with: anlatıda alışkanlık bildiren bir eylem

Bu cümlede would + meet, geçmişteki veya bir hikâyedeki tekrarlanan ya da kişiye özgü bir davranışı anlatır: ne zaman bir görüşme olsa bu kişi yalnızca belirli insanlarla görüşürdü. Sadece gelecekteki bir görüşmeyi öngörmez. Only, kiminle görüşüldüğünü sınırlar; meet with ise çoğunlukla konuşmak veya iş birliği yapmak amacıyla “biriyle görüşmek” demektir. Geçmiş veya hikâye zamanı açıkça kurulduğunda would + fiilin yalın hâli, birinin düzenli olarak yaptığı şeyi anlatabilir.

Alıştırma

“Years ago, during each expedition, the leader would only meet with two trusted guides,” cümlesinde would en doğal olarak neyi gösterir?

  1. Rehberlerin katılmasını isteyen bir rica.
  2. Gelecek için planlanmış bir görüşme.
  3. O geçmiş durumdaki tekrarlanan veya tipik bir davranış.
Cevabı göster

O geçmiş durumdaki tekrarlanan veya tipik bir davranış.

They sent telegrams in Bourbaki's name, Kalıp ifadeler

4:04

Bourbaki adına telgraflar gönderdiler,

Kalıp ifadeler

sent telegrams in Bourbaki's name: bir adı gönderen olarak kullanmak

In Bourbaki's name, telgrafların görünürdeki kaynağı olarak Bourbaki'nin adının veya kimliğinin kullanıldığı anlamına gelir. send something in someone's name kalıbı, bir şeyi o kişinin adı ya da yetkisi altında göndermek demektir. İfade tek başına bu kullanımın izinli olup olmadığını söylemez. Birinin o kişiyi meşru biçimde temsil mi ettiği yoksa adını izinsiz mi kullandığı bağlamdan anlaşılır.

Alıştırma

“Belediye başkanının adını resmî gönderen olarak kullanmak” anlamını vermek için cümleyi in someone's name kalıbıyla tamamlayın: The message was sent ____.

Cevabı göster

in the mayor's name

announced his daughter's wedding,

4:06

kızının düğününü duyurdular

and publicly insulted anyone who doubted his existence. Ton ve niyet

4:08

ve onun varlığından şüphe duyan herkese açıkça hakaret ettiler.

Ton ve niyet

publicly insulted anyone who doubted his existence: onun varlığından şüphe eden herkese herkesin önünde hakaret etmek

Bu cümlede publicly insulted, yalnızca toplum içinde görüş ayrılığı belirtmeyi değil, açıkça sözlü saldırıda bulunmayı anlatır. Anyone who doubted his existence, onun gerçekten var olup olmadığını sorgulayan herkes demektir. Şüphe edenlere cevap vermek yerine saldırıldığını gösteren anlatı, bu davranışı baskıcı ve göz korkutucu olarak sunar. Daha genel olarak fiil + anyone who + yan cümle kalıbı, birinin belirli bir koşulu karşılayan herkese nasıl davrandığını gösterir.

Alıştırma

Hangi açıklama publicly insulted ifadesinin gücünü en iyi korur?

  1. Onlara saldırmak için açıkça hakaret içeren sözler kullandı.
  2. Onlardan özel olarak daha fazla kanıt istedi.
  3. Toplum içinde onlarla sakince aynı fikirde olmadığını söyledi.
Cevabı göster

Onlara saldırmak için açıkça hakaret içeren sözler kullandı.

In 1968,

4:12

1968'de,

when they could no longer maintain the ruse, Kelime

4:14

numarayı daha fazla sürdüremeyecek duruma geldiklerinde,

Kelime

could no longer maintain the ruse: aldatmacayı artık sürdürememek

Could no longer, o noktaya gelindiğinde daha önce var olan bir yeteneğin veya durumun sona erdiğini belirtir. Maintain the ruse, başkalarının inanmaya devam etmesi için kasıtlı bir aldatmacayı veya sahte görünümü sürdürmek demektir. İfade bir bütün olarak aldatmacayı sürdürmenin imkânsız hâle geldiği anı gösterir. Başka durumlara da aktarılabilen could no longer + fiilin yalın hâli kalıbı, önceden mümkün olan ancak artık mümkün olmayan bir şeyi anlatır.

Alıştırma

Bu derste geçen ve maintain ile başlayan üç sözcüklük ifadeyi tamamlayın: Once the evidence appeared, they could no longer ____.

Cevabı göster

maintain the ruse

the group ended their joke the only way they could. Dilbilgisi

4:16

grup bu şakayı yapabilecekleri tek şekilde sonlandırdı.

Dilbilgisi

the only way they could: kiplik yardımcı fiilinden sonra eksiltme

the only way they could ifadesinde could bir kiplik yardımcı fiilidir; ardından gelen ve önceki sözlerden anlaşılan fiil öbeği düşürülmüştür: the only way they could end their joke. end their joke ifadesini tekrarlamak gerekmez. Bu eksiltme cümleyi daha kısa ve öz yapar. Anlamak için eksik eylemi aynı cümleden veya yakın bağlamdan tamamlayın; the only way ayrıca kullanılabilecek başka bir yöntem olmadığını belirtir.

Alıştırma

Cümleyi “kullanabileceğim tek işe yarar yöntemi kullanarak” anlamındaki eksiltmeli kalıpla tamamlayın: I repaired the old chair ____.

Cevabı göster

the only way I could

They printed Bourbaki's obituary,

4:20

Bourbaki'nin ölüm ilanını

complete with mathematical puns. Kalıp ifadeler

4:22

matematiksel kelime oyunlarıyla doldurarak bastırdılar.

Kalıp ifadeler

complete with mathematical puns: ek bir ayrıntı eklemek

Complete with + isim, “bu ek özelliği içeren veya onunla donatılmış” anlamına gelir. Burada complete bir sıfattır ve ifade mathematical puns ögesini ölüm ilanının dikkat çekici bir ayrıntısı olarak ekler; ölüm ilanını tamamlama eylemini anlatmaz. Virgülden sonra kullanıldığında ifade, az önce sözü edilen şeyin veya durumun tamamını betimleyebilir. Ek ayrıntıyı çoğu zaman son bir dokunuş gibi sunar ve bazen “bu bile vardı” şeklinde eğlenceli bir anlam verir.

Alıştırma

“Bu ek özelliği de içeren” anlamındaki kalıp ifadeyi yazın: The toy castle had everything, ____ a working drawbridge.

Cevabı göster

complete with

Despite his apparent death, Dilbilgisi

4:25

Onun görünürdeki ölümüne rağmen,

Dilbilgisi

Despite his apparent death: despite + isim öbeği

Despite, sonrasında gelen sonucu şaşırtıcı gösterebilecek bir durumu belirtir. Burada bir edattır; bu nedenle his apparent death, “ölmüş gibi görünmesi” anlamına gelen bir isim öbeğidir. Bu başlangıç bir ödünleme ilişkisi kurar: görünürdeki bu engele rağmen ana cümle, bir şeyin yine de gerçekleştiğini ya da geçerliliğini koruduğunu söyler.

Alıştırma

Hangi cümlede despite doğru kullanılmıştır?

  1. Despite of the heavy rain, the game continued.
  2. Despite it was raining heavily, the game continued.
  3. Despite the heavy rain, the game continued.
Cevabı göster

Despite the heavy rain, the game continued.

the group bearing Bourbaki's name lives on today. Notlar

4:27

Bourbaki adını taşıyan grup bugün hala yaşıyor.

Dilbilgisi

group bearing Bourbaki's name: isimden sonra gelen ortaç öbeği

bearing Bourbaki's name, hangi grubun kastedildiğini belirtmek için group sözcüğünden sonra yer alan bir present participle öbeğidir. that bears Bourbaki's name ilgi cümleciğiyle açılarak yazılabilir. Burada bear, “katlanmak” değil, “bir adı taşımak, kullanmak veya sergilemek” anlamındadır. Öbek, grubun Bourbaki adını kullandığını veya taşıdığını belirtir.

Alıştırma

“Üzerinde göstermek” anlamını vermek için cümleyi bear fiilinin present participle biçimiyle tamamlayın: The folder ____ the school logo is on my desk.

Cevabı göster

bearing

Öbek fiiller

lives on today: günümüze kadar varlığını sürdürmek

Bu cümlede lives on, “varlığını veya etkisini sürdürür” anlamına gelir. Özne, Bourbaki'nin adını taşıyan gruptur; dolayısıyla ifade, grubun ya da mirasının yok olmak yerine devam ettiğini anlatır. Today, bu devamlılığın ulaştığı zamanı gösterir: günümüze kadar sürmüştür. Live on'ın bu kullanımı genellikle zaman geçtikten sonra da kalan bir geleneği, anıyı, kuruluşu, hikâyeyi veya etkiyi anlatır.

Alıştırma

Bu derste geçen ve “varlığını sürdürmek” anlamına gelen iki kelimelik öbek fiille tamamlayın: The founder is gone, but her vision ____ in the company.

Cevabı göster

lives on

Though he's not associated with any single major discovery, Dilbilgisi

4:30

Tek bir büyük keşifle ilişkilendirilmese de,

Dilbilgisi

Though he's not associated with...: dengeli bir ödünleme sunmak

Though bir ödünleme yan cümlesi başlatır: ardından gelecek iddiayı zayıflatıyor gibi görünebilecek bir gerçeği kabul eder. Vurgulanan bölüm virgülle bittiği için dinleyiciyi daha sonra gelecek ana düşünceye hazırlar. He's not associated with any single major discovery, belirli bir büyük keşfin onunla güçlü biçimde ilişkilendirilmediği anlamına gelir. Any single sınırlamanın kapsamını daraltır: onun hiç etkisi ya da katkısı olmadığını söylemez. İfade bir bütün olarak dengeli bir değerlendirme kurar — önce bir sınırlama, ardından daha önemli bir iddia.

Alıştırma

Hangi cümle, ana olumlu noktayı vermeden önce bir sınırlamayı kabul eden cümle başı ödünleme yapısını doğru kullanır?

  1. Though the library is small, it offers many useful services.
  2. Despite the library is small, it offers many useful services.
  3. Though the library is small, but it offers many useful services.
Cevabı göster

Though the library is small, it offers many useful services.

Bourbaki's influence informs much current research, Kelime

4:34

Bourbaki'nin etkisi günümüzdeki birçok araştırmaya yön veriyor

Kelime

informs much current research: inform fiilinin etkilemek veya şekillendirmek anlamı

Bu cümlede informs, “haber verir” değil, “etkiler veya şekillenmesine yardımcı olur” anlamındadır. İfade, Bourbaki’nin etkisinin günümüzdeki pek çok araştırmaya hâlâ yön verdiğini anlatır. Bu anlamda özne genellikle deneyim, kanıt, gelenek veya etki gibi soyut bir kaynaktır; nesne ise araştırma, politika, düşünce veya sanat olabilir.

Alıştırma

“The data informed the team's decision,” cümlesinde informed ne anlama gelir?

  1. onu şekillendirmeye veya yönlendirmeye yardımcı oldu
  2. onun tamamen yerini aldı
  3. ona bir mesaj gönderdi
Cevabı göster

onu şekillendirmeye veya yönlendirmeye yardımcı oldu

and the modern emphasis on formal proofs owes a great deal to his rigorous methods. Kalıp ifadeler

4:37

ve biçimsel ispatlara verilen modern önem, büyük ölçüde onun titiz yöntemlerine dayanıyor.

Kalıp ifadeler

owes a great deal to his rigorous methods: önemli bir kaynağın katkısını belirtmek

A owes a great deal to B yapısı, B’nin A’nın başarısının, gelişiminin veya özelliklerinin önemli bir kaynağı olduğu anlamına gelir. Bu cümlede biçimsel kanıtlara günümüzde verilen önemin, onun titiz yöntemlerinden güçlü biçimde etkilendiği anlatılır. A great deal, katkının veya etkinin büyük olduğunu vurgular. Buradaki owe mecazidir: mali bir borcu değil, bir etkiyi veya nedeni belirtir.

Alıştırma

“Büyük ölçüde ... sayesinde olmuştur” anlamındaki bu dersin ifadesiyle cümleyi tamamlayın: The museum's success ____ its dedicated volunteers.

Cevabı göster

owes a great deal to

Nicolas Bourbaki may have been imaginary, Dilbilgisi

4:43

Nicolas Bourbaki hayali biri olabilir,

but his legacy is very real.

4:46

ancak mirası fazlasıyla gerçek.

Dilbilgisi

may have been ... but ...: karşıtlıktan önce bir noktayı kabul etmek

Bu cümlede may have been imaginary bir ödün verme işlevi görür: Konuşan kişi, Nicolas Bourbaki'nin gerçek bir birey olmadığını kabul eder. Tamamlanmışlık bildiren may have been, geçmişte zaten geçerli olan bu duruma dönüp bakar; onun şimdi hayalî hâle gelebileceği anlamına gelmez. But, odağı karşıt ve daha önemli noktaya taşır: Bu adın bıraktığı mirasın gerçek etkileri vardır. Başka durumlarda da kullanılabilen may have been A, but B kalıbı önce A'yı kabul eder, sonra B'yi vurgular.

Alıştırma

Önce geçmişteki bir özelliği kabul eden, ardından karşıt bir sonucu vurgulayan seçeneği belirleyin: The story ___ the lesson is useful.

  1. may have been strange, but
  2. may be strange, so
  3. must have been strange, because
Cevabı göster

may have been strange, but

For more stories of infamous imposters, Kelime

4:49

Kötü şöhretli sahtekârların daha fazla hikayesi için,

Kelime

infamous imposters: kötü nedenlerle tanınan sahtekârlar

stories of infamous imposters ifadesinde infamous, imposters sözcüğünü niteler. Bu kişilerin kötü eylemleri veya kötü itibarları nedeniyle yaygın biçimde tanındığını belirtir; sözcüğün kendisi güçlü bir olumsuz değerlendirme taşır. Imposter, başka biriymiş gibi davranan ya da gerçekte sahip olmadığı bir kimliğe veya role sahipmiş gibi görünen kişidir. Bu nedenle ifade, yaptığı hilelerle geniş çapta tanınan sahtekârlar hakkındaki hikâyeler anlamına gelir.

Alıştırma

Bir dolandırıcı yüzlerce kişiyi kandırdığı için yaygın biçimde tanındı. En uygun sözcüğü seçin: He was ___ for running a massive scam.

  1. infamous
  2. popular
  3. famous
Cevabı göster

infamous

check out this video on one of history's most notorious art forgers,

4:52

tarihin en ünlü sanat eseri kalpazanlarından birini anlatan bu videoya,

or this video on Prester John, Kültür

4:57

veya gerçekte hiç yaşamamış etkili bir kral olan

Kültür

Prester John: efsanevi bir Hristiyan kral

Prester John, Orta Çağ Avrupa'sında anlatılan hikâyelerdeki efsanevi bir Hristiyan kraldır. Gerçek bir hükümdar olarak yaşadığı, güvenilir tarihî kayıtlarla doğrulanmış değildir. Burada Prester John, videonun sonunda önerilen başka bir videonun konusudur. Bu kültürel göndermeyi anlamak için onun ünlü bir efsane figürü olduğunu ve bu nedenle gerçekte yaşamamış etkili kişiler temasına uyduğunu bilmek yeterlidir.

Alıştırma

Bu öneride Prester John'ı en doğru biçimde tanımlayan seçenek hangisidir?

  1. Orta Çağ hükümdarları hakkında videolar yapan modern bir tarihçi
  2. Orta Çağ Avrupa'sı hikâyelerindeki efsanevi bir Hristiyan kral
  3. Orta Çağ'da bir Avrupa ülkesini yönettiği belgelerle kanıtlanmış bir kral
Cevabı göster

Orta Çağ Avrupa'sı hikâyelerindeki efsanevi bir Hristiyan kral

the influential king who never actually existed.

5:00

Rahip John hakkındaki bu videoya göz atın.