Hiç yaşamamış en büyük matematikçi - Pratik Aghor: İngilizce çalışma notları
TED-Ed
Video özeti: Video, bir grup Fransız matematikçinin ortak bir mantıksal dil etrafında matematiği yeniden kurmak için Nicolas Bourbaki’yi nasıl icat ettiğini ve akademik bir reform projesini kalıcı bir mirasa nasıl dönüştürdüğünü anlatıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. did not exist. — Söylem, anlatı ve retorik: Biyografik bir girişten sonra çok kısa bir olumsuz cümlenin nasıl vurucu bir son söz gibi çalıştığını ve dinleyicinin beklentisini açıkça tersine çevirdiğini öğrenirsin. 2. as the project grew, so did their ambition. — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: İki gelişmenin birlikte ilerlediğini göstermek için kullanılan kısa “as A changed, so did B” kalıbını anlarsın; “so”dan sonra devrik yapı gelir ve tüm fiil öbeği tekrar edilmez. 3. under a collective pseudonym, — Kelime anlamı ve kullanım düzeyi: Yayın ve yazarlık bağlamlarında “under”ın “bu ad ya da kimlikle” anlamına gelebildiğini fark eder, “collective pseudonym” ifadesinin bir grubun ortak kullandığı takma adı anlattığını kavrarsın.
Bu derste
When Nicolas Bourbaki applied to the American Mathematical Society in the 1950s, Kalıp ifadeler
0:07Nicolas Bourbaki 1950'lerde Amerikan Matematik Derneği'ne başvurduğunda,
applied to the American Mathematical Society: bir kuruma başvurmak
Burada applied to, American Mathematical Society'ye “başvuruda bulundu” anlamına gelir. To edatı başvuruyu alan kuruluşu gösterir; bu cümlede apply “kullanmak” veya “geçerli olmak” anlamında değildir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp apply to + kurum biçimindedir; ardından okul, şirket, kulüp veya dernek gelebilir.
Alıştırma
“Bir kuruma başvurmak” anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: Mina plans to ____ three universities this year.
Cevabı göster
apply to
he was already one of the most influential mathematicians of his time. Dilbilgisi
0:12zaten zamanının en etkili matematikçilerinden biriydi.
one of the most influential mathematicians of his time: döneminin en etkili matematikçilerinden biri
One of the most influential mathematicians of his time, onun kendi döneminde en büyük etkiye sahip küçük bir matematikçi grubunda yer aldığı anlamına gelir. Bu güçlü bir övgüdür, ancak onun tek veya mutlak biçimde en etkili matematikçi olduğunu söylemez. Kalıp one of the + en üstünlük derecesi + çoğul isim + of/in + grup veya dönem biçimindedir. Daha büyük bir gruptan bir kişi seçildiği için mathematicians çoğuldur; of his time karşılaştırma dönemini belirler.
Alıştırma
Cümleyi “violinist” sözcüğünün doğru biçimiyle tamamlayın: Rina is one of the most talented ____ in her school.
Cevabı göster
violinists
He'd published articles in international journals, Dilbilgisi
0:17Uluslararası dergilerde makaleler yayımlamıştı
He'd published: he had + past participle
He'd published, he had published ifadesinin kısaltmasıdır. had + past participle yapısındaki past perfect kullanılır. Bu biçim, yayımlama eylemini daha sonraki başvurusu gibi başka bir geçmiş olaydan önceye yerleştirir. Yayınları, o ana kadar tamamlanmış bir başarı olarak sunar. Burada published, 'd ifadesinin would değil had anlamına geldiğini gösterir.
Alıştırma
Cümleyi he had kısaltması ve prepare fiilinin past participle biçimiyle tamamlayın: Before the guests arrived, ____ the meal.
Cevabı göster
he'd prepared
and his textbooks were required reading. Kelime
0:19ve ders kitapları okunması zorunlu kaynaklardı.
required reading: insanların okuması beklenen materyal
Required reading, insanların okuması beklenen veya okumalarının istendiği kitap, makale ya da diğer materyalleri belirten bir isim öbeğidir. Burada reading, okuma eylemini değil, okunacak materyali adlandırır. Bu cümlede ders kitapları bu kabul edilmiş statüye sahipti. Onlara required reading denmesi, yalnızca birilerinin okuduğu kitaplar değil, önemli ve yaygın kullanılan kaynaklar olduklarını gösterir.
Alıştırma
Cümleyi herkesin okuması gereken materyal anlamındaki kalıpla tamamlayın: The safety guide is ____ for all new employees.
Cevabı göster
required reading
Yet his application was firmly rejected for one simple reason. Anlatım akışı
0:22Ancak başvurusu basit bir nedenden dolayı kesin bir dille reddedildi.
Yet his application was firmly rejected: yet ile beklentiyi tersine çevirmek
Yet cümlenin başında, önceki olumlu bilgilerin oluşturduğu beklentiyi tersine çevirir. Önceki başarılar başvurunun kabul edilebileceğini düşündürür; ancak yet sonrasındaki bölüm beklenmedik sonucu verir. Bilgi düzeni şöyledir: beklenti → yet → karşıt sonuç. Bir hikâyede bu yapı reddedilmeyi şaşırtıcı gösterir ve dinleyiciyi nedeni beklemeye yöneltir.
Alıştırma
Yet bu cümlede ne yapıyor: Yet his application was firmly rejected?
- Reddedilmenin önceki başarılar nedeniyle gerçekleştiğini gösterir.
- Aynı türden başka bir başarı ekler.
- Reddedilmeyi önceki olumlu bilgilerle beklenmedik bir karşıtlık olarak gösterir.
Cevabı göster
Reddedilmeyi önceki olumlu bilgilerle beklenmedik bir karşıtlık olarak gösterir.
for one simple reason: açıklamanın geleceğini bildirmek
for one simple reason ifadesi nedeni henüz açıklamaz. Net bir açıklamanın gelmekte olduğunu bildirir ve sonraki cümle veya bölüm gerçek nedeni verir. Bu da kısa bir merak anı oluşturur. Sonuç + for one simple reason + açıklama düzeninde for, sonucu nedenine bağlar. One ve simple, nedeni belirli ve kolayca ifade edilebilir şekilde sunar; başka hiçbir etken olmadığını kanıtlamaz.
Alıştırma
Net bir açıklamanın geleceğini bildiren dört sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The museum was closed ____: a pipe had burst.
Cevabı göster
for one simple reason
did not exist: kısa bir anlatısal açığa çıkarma
Geçmiş zaman yapısındaki did not exist, Nicolas Bourbaki’nin gerçek bir kişi olmadığı anlamına gelir. Cümle, önceki kurguyu çözüme bağlar: tek bir kişiye aitmiş gibi sunulan ad, aslında bir grubun kullandığı ortak takma addır. Kritik düzeltmenin çok kısa ve bağımsız bir cümle olarak verilmesi, dinleyicinin varsayımını keskin biçimde tersine çevirir. İngilizce anlatılarda kısa bir ifade, gerçeği açığa çıkarmak için hazırlığın sonuna sıkça yerleştirilir.
Alıştırma
Bu parçada “Nicolas Bourbaki did not exist.” kısa cümlesinin temel işlevi nedir?
- Bourbaki’nin biyografisine önemsiz bir tarih ekler.
- Biyografik hazırlığı tersine çevirerek Bourbaki’nin gerçek bir kişi olmadığını açıklar.
- Bourbaki’nin matematik çalışmalarının kaybolduğunu söyler.
Cevabı göster
Biyografik hazırlığı tersine çevirerek Bourbaki’nin gerçek bir kişi olmadığını açıklar.
Two decades earlier: geçmişe dönüşü gösteren zaman işareti
Two decades earlier, anlatıda az önce sözü edilen zamandan yirmi yıl öncesini belirtir. earlier sözcüğünün referans noktası çevresindeki hikâyeden gelir; otomatik olarak şimdiki zaman değildir. Cümlenin başında yer alan ve ardından virgül gelen bu ifade bir zaman işareti görevi görür. Anlatının devam etmeden önce daha eski bir arka plan vermek üzere geçmişe döndüğünü dinleyiciye bildirir.
Alıştırma
Bir tarih anlatısı kasabanın 1995 yılındaki durumundan söz ediyor ve sonra 1975’e dönüyor. Yeni bölümü en iyi hangi cümle başlatır?
- For two decades, the town had only one school.
- Two decades earlier, the town had only one school.
- Two decades ago, the town had only one school.
Cevabı göster
Two decades earlier, the town had only one school.
in disarray: düzensizlik içinde
In disarray, ciddi bir düzensizlik veya kötü örgütlenme durumu içinde olmak demektir. Genellikle parçaları artık açık ve uyumlu biçimde çalışmayan bir grubu, planı, sistemi ya da alanı anlatır; yalnızca bir nesnenin dağınık görünmesinden daha kapsamlıdır. Bu cümlede was in disarray, mathematics alanını düzen ve koordinasyondan yoksun bir bütün olarak gösterir. be in disarray kalıbı, genel bir durumu anlatmak için başka bağlamlarda da kullanılabilir.
Alıştırma
The organization was in disarray ne anlama gelir?
- Ofisi az önce temizlenmişti.
- Düzenli bir biçimde büyüyordu.
- Çalışmaları ve planları ciddi biçimde düzensizdi.
Cevabı göster
Çalışmaları ve planları ciddi biçimde düzensizdi.
Many established mathematicians had lost their lives in the First World War, Notlar
0:34Pek çok tanınmış matematikçi Birinci Dünya Savaşı'nda hayatını kaybetmiş
had lost their lives: öldüklerini resmî biçimde söylemek
Lose one's life, die demenin resmî ve dolaylı bir yoludur. many mathematicians çoğul bir özne olduğu için one's, their olur ve life da çoğul isim lives biçimine geçer; bu nedenle had lost their lives, onların ölmüş olduğu anlamına gelir. Had lost, past perfect yapısındadır. Ölümleri, geçmiş anlatıdaki başka bir noktadan veya gelişmeden daha önceye yerleştirir. Ciddi tarih yazılarında tüm ifade, cümleye saygılı ve ağırbaşlı bir ton verir.
Alıştırma
Cümleyi lose their lives ifadesinin past perfect biçimiyle tamamlayın: Before the safety rules changed, several workers ____ in preventable accidents.
Cevabı göster
had lost their lives
the First World War ve World War I
Bu cümlede the First World War, 1914 ile 1918 arasında yaşanan küresel savaş olan World War I anlamına gelir. Birçok tanınmış matematikçinin neden öldüğüne ilişkin tarihsel arka planı verir. First, savaşın adının bir parçasıdır; bunun belirli bir ülkenin ilk savaşı olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi ifade the First World War ile aynı tarihsel olayı belirtir?
- the Cold War
- World War II
- World War I
Cevabı göster
World War I
field had become fragmented: alan parçalanmıştı
Burada field, tarla veya spor sahası değil, bir çalışma alanı olan matematik demektir. Fragmented, bir bütünün artık iyi iletişim kurmayan ya da birbirine uymayan ayrı parçalara bölündüğünü anlatır. Had become, bu bölünmüş durumun anlatıdaki geçmiş bir noktaya gelindiğinde zaten oluşmuş olduğunu gösterir. a field, market, or system had become fragmented kalıbı, bir zamanlar bağlantılı olan bir bütünün koordinasyonu zayıf parçalara ayrılmasını anlatır.
Alıştırma
'By 2010, the field of online education had become fragmented' cümlesi ne anlama gelir?
- Konu tamamen birleşik bir hâle gelmişti.
- Çalışma alanı, aralarındaki bağlantı zayıf olan parçalara ayrılmıştı.
- Tarım arazisi daha küçük parsellere bölünmüştü.
Cevabı göster
Çalışma alanı, aralarındaki bağlantı zayıf olan parçalara ayrılmıştı.
Different branches used disparate methodology to pursue their own goals, Notlar
0:41Farklı dallar, kendi hedeflerine ulaşmak için birbirinden kopuk yöntemler kullanıyor
disparate methodology: belirgin biçimde farklı metodoloji
disparate methodology ifadesinde disparate, yalnızca küçük bir farkı değil, nitelik bakımından belirgin biçimde farklı olmayı anlatır. Yaklaşımların ortak bir çerçeveye kolayca uymadığını düşündürebilir. Methodology, düzenli bir yöntemler sistemini veya yol gösteren ilkeleri ifade eder. Bu cümlede ifade, dalların hedeflerine ulaşmak için önemli ölçüde farklı çalışma yolları kullandığını gösterir.
Alıştırma
Bu cümlede disparate methodology en güçlü biçimde neyi düşündürüyor?
- yalnızca kolay olduğu için seçilen bir yaklaşım
- diğer dalların kullandığı yaklaşımlardan keskin biçimde ayrılan bir yaklaşım
- bütün dallarda tamamen aynı olan bir yaklaşım
Cevabı göster
diğer dalların kullandığı yaklaşımlardan keskin biçimde ayrılan bir yaklaşım
to pursue their own goals: amaç ve pursue + goals kalıbı
To pursue a goal, bir hedefe ulaşmak için çalışmayı sürdürmek anlamına gelir. Pursue etkin ve devam eden bir çabayı anlatır; anlamı birini veya bir şeyi fiziksel olarak kovalamakla sınırlı değildir. Mastar yapısı to pursue, bu yöntemleri kullanmanın amacını gösterir. Their own goals, dalların tek bir ortak hedef yerine ayrı hedefleri olduğunu vurgular; own tek başına bencillik anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi pursue one's own goals ifadesiyle tamamlayın ve iyelik sözcüğünü çoğul özneye uyacak biçimde değiştirin: Without a shared plan, the teams continued to ____.
Cevabı göster
pursue their own goals
and the lack of a shared mathematical language made it difficult to share or expand their work. Dilbilgisi
0:45ve ortak bir matematik dilinin olmaması, çalışmalarını paylaşmalarını veya geliştirmelerini zorlaştırıyordu.
lack of ... made it difficult to ...: bir şeyin eksikliği bir eylemi zorlaştırdı
The lack of + isim, eksik olan şeyi belirtir ve bu eksikliği neden olarak sunar. Bu cümlede the lack of a shared mathematical language öznedir; made ise bu eksikliğin doğurduğu sonucu anlatır. make it difficult to + fiil yapısında it belirli bir şeyi göstermez. Nesne konumunu geçici olarak doldurur; ardından gelen to'lu mastar ise hangi eylemin zor olduğunu açıklar: to share or expand their work. Yapı The lack of X made it difficult to do Y şeklinde başka durumlarda da kullanılabilir.
Alıştırma
Hedef neden-sonuç yapısını kullanarak iki boşluğu da tamamlayın: The ____ clear instructions ____ assemble the shelf.
Cevabı göster
lack of · made it difficult to
a group of French mathematicians were particularly fed up. Kelime
0:53bir grup Fransız matematikçi bu durumdan özellikle bıkmıştı.
particularly fed up: özellikle bıkmış ve artık katlanmak istemeyen
Fed up, bir durum çok uzun sürdüğü veya çok fazla tekrarlandığı için çok rahatsız olmak ve artık ona katlanmak istememek anlamına gelir. Particularly dereceyi güçlendirir; bu nedenle particularly fed up, özellikle bıkmış olmak demektir. Cümle, bu duygunun nedenini hemen söylemez. Neden bağlamdan açıkça anlaşılıyorsa fed up, be fiilinden sonra tek başına kullanılabilir.
Alıştırma
'Yeterince katlandığı için rahatsız olmak' anlamındaki iki sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: After the third cancellation, everyone was ____.
Cevabı göster
fed up
While studying at the prestigious École Normale Supérieure, Notlar
0:57Prestijli École Normale Supérieure'de eğitim görürlerken,
While studying at: kısaltılmış bir while yan cümlesi
While studying at ... yapısı, while they were studying at ... yan cümlesinin kısaltılmış hâlidir. While, ana olayla aynı anda süren arka plan eylemini verir. They öznesi ve were fiili çıkarıldığında studying -ing biçiminde kalır. Bu kısaltma, studying fiilinin örtük öznesi ile ana cümlenin öznesi aynı, yani they, olduğu için kullanılabilir. Bir deneyimin arka planını kısa ve öz biçimde ekler.
Alıştırma
Cümleyi while Lena was studying yapısının kısaltılmış biçimiyle tamamlayın: While ____ at university, Lena worked part-time at a library.
Cevabı göster
studying
prestigious École Normale Supérieure: akademik statü ve bağlam
Prestigious sıfatı, École Normale Supérieure'ün büyük saygı gördüğünü ve güçlü bir akademik itibara sahip olduğunu belirtir. ENS, ileri düzey akademik eğitimiyle tanınan, öğrenci kabulünde çok seçici bir Fransız yükseköğretim kurumudur. Kurumun adının verilmesi, öğrencileri güçlü bir akademik eğitim almış kişiler olarak gösterir. Hikâyenin genelinde bu ayrıntı, mevcut ders kitaplarına yönelik eleştirilerine ve onları yeniden yazma isteklerine daha fazla ağırlık kazandırır.
Alıştırma
Bu cümlede prestigious, École Normale Supérieure hakkında ne anlatıyor?
- Büyük saygı görür ve güçlü bir akademik itibara sahiptir.
- Çok az tanınır ve özel bir statüsü yoktur.
- Çok öğrencisi olduğu için büyüktür.
Cevabı göster
Büyük saygı görür ve güçlü bir akademik itibara sahiptir.
they found the textbook for their calculus class so disjointed Dilbilgisi
1:00kalkülüs derslerinin kitabını o kadar tutarsız buldular ki,
so disjointed that they decided to write: sonuca yol açan derece
so + sıfat + that + yan cümle kalıbı, güçlü bir dereceyi onun sonucuna bağlar. Burada so, disjointed sözcüğünün derecesini artırır; that ile başlayan bölüm ise sonucu verir: kitabın kötü düzenlenmiş olması, onları daha iyi bir kitap yazmaya karar vermeye yöneltmiştir. Bu kalıp yalnızca bir şeyin çok kopuk olduğunu söylemez. Bu durumun derecesinin, ardından gelen eyleme yol açacak kadar yüksek olduğunu gösterir.
Alıştırma
Cümleyi so ... that sonuç kalıbındaki iki sözcükle tamamlayın: The puzzle was ____ difficult ____ Mia asked for a hint.
Cevabı göster
so · that
The small group quickly took on new members, Öbek fiiller
1:07Bu küçük grup hızla yeni üyeler aldı,
quickly took on new ...: insanları bir gruba katmak
took on new members ifadesindeki took on, yeni insanları kabul edip gruba eklemek anlamına gelir. Quickly, grubun ne kadar kısa sürede büyüdüğünü belirtir. Take on birden fazla anlama sahiptir; doğru anlamı seçmek için nesnesine bakın. Nesne members, staff veya clients olduğunda genellikle insanları bir kuruluşa katmak ya da onlara hizmet vermeye başlamak anlamına gelir.
Alıştırma
"The club took on new members," cümlesindeki took on ne anlama gelir?
- insanları kabul etti veya gruba ekledi
- üyelerle yarıştı
- üyelere daha fazla iş verdi
Cevabı göster
insanları kabul etti veya gruba ekledi
As the project grew, so did their ambition: bağlantılı değişim ve devrik yapı
Burada as, “bir şey değiştikçe” veya “o değişimle birlikte” anlamına gelir. Proje büyüdü ya da gelişti ve onların hırsı da buna paralel olarak arttı. So did their ambition, önceki grew fiilini devrik bir yapıyla tekrar etmeden karşılar. Did geçmiş zamanı taşır ve grew yerine kullanılır; bu yüzden tam anlam their ambition grew too olur. Hırsın bir şey “yaptığı” anlamına gelmez.
Alıştırma
“As the library grew, so did its collection,” cümlesindeki “so did its collection” ne anlama gelir?
- Koleksiyon da büyüdü.
- Koleksiyon büyümeyi bıraktı.
- Koleksiyon kütüphanenin büyümesini sağladı.
Cevabı göster
Koleksiyon da büyüdü.
The result was: süreçten sonuca geçiş
The result was, dinleyiciye sıradaki isim grubunun az önce anlatılan eylem veya gelişmelerin sonucu olduğunu bildirir. Süreç anlatımını kapatıp sonuca geçerek bilgiyi düzenler; was fiilinden sonra belirli ürün, olay veya değişim gelir.
Alıştırma
Dersteki ifadeyle süreçten sonuca geçişi tamamla: The team tried several layouts. ____ a clearer map.
Cevabı göster
The result was
Bourbaki'nin incelemesinin adı: Éléments de mathématique
Éléments de mathématique, Bourbaki'nin çok ciltli temel matematik incelemesinin Fransızca adıdır. Bu cümlede, grubun ortaya koyduğu eserin özel adıdır; “ögeler” hakkında genel bir ifade ya da bir kişinin adı değildir. Bu başlığı tanımak, yakındaki treatise, text ve publications gibi sözcüklerin bu eseri ve daha geniş yayın projesini anlattığını anlamaya yardımcı olur.
Alıştırma
Bu cümlede Éléments de mathématique neyi ifade ediyor?
- Bir matematikçinin adı
- Bir matematik formülünün adı
- Bourbaki'nin matematik incelemesinin başlığı
Cevabı göster
Bourbaki'nin matematik incelemesinin başlığı
a treatise that sought to create a consistent logical framework Notlar
1:16tutarlı bir mantıksal çerçeve oluşturmayı amaçlayan bir eser olan
that sought to create: bir amacı resmî biçimde belirtmek
that, a treatise ifadesini niteleyen bir ilgi cümleciğini başlatır. Bu cümlecik incelemenin amacını açıklar: tutarlı bir mantıksal çerçeve oluşturmaya çalışmıştır. sought, seek fiilinin geçmiş zaman biçimidir. seek to + fiilin yalın hâli yapısında seek, “aramak” değil, “yapmaya çalışmak” veya “amaçlamak” anlamına gelir. Bu ifade hedeflenen amacı anlatır; amacın tamamen gerçekleştiğini söylemez.
Alıştırma
Cümleyi vurgulanan resmî ifadeyle tamamlayın: The reform ____ a fairer system.
Cevabı göster
sought to create
a consistent logical framework: kendi içinde tutarlı bir sistem
a consistent logical framework ifadesinde fikirler ve kurallar birbirleriyle çelişmeden uyum içinde çalışır. Burada consistent, “sık görülen” veya yalnızca “değişmeyen” değil, kendi içinde uyumlu anlamına gelir. Framework, kavramları ve akıl yürütmeyi düzenleyen soyut bir yapıdır. Bu isim öbeğinin tamamı, bütünlüklü bir düşünce sistemini anlatan akademik veya teknik yazılarda doğal bir kullanımdır.
Alıştırma
Bu cümlede a consistent logical framework ne anlama geliyor?
- Sık kullanılan ancak kendi içinde çelişebilen bir çerçeve
- Biçimi hiç değişmeyen fiziksel bir çerçeve
- Mantıksal akıl yürütmeyi düzenleyen, kendi içinde tutarlı bir sistem
Cevabı göster
Mantıksal akıl yürütmeyi düzenleyen, kendi içinde tutarlı bir sistem
unifying every branch of mathematics: framework sonrasında kullanılan -ing'li öbek
Tam cümlede unifying every branch of mathematics, framework sözcüğünün hemen ardından gelir ve bu çerçevenin ne yapmasının amaçlandığını açıklar. Bu, bir isimden sonra kullanılan -ing'li ortaç öbeğidir; yeni bir ana cümle değildir. a framework that would unify every branch of mathematics gibi bir ilgi cümleciğini kısaltır. İsim + -ing kalıbı, tam bir ilgi cümleciğini tekrarlamadan ismin işlevini veya onu tanımlayan bir özelliği eklemeyi sağlar.
Alıştırma
Hangi cümle, bir ismin işlevini açıklamak için isimden sonra -ing'li bir öbeği doğru kullanıyor?
- The school launched a website gave families daily updates.
- The school launched a website giving families daily updates.
- The school launched a website to giving families daily updates.
Cevabı göster
The school launched a website giving families daily updates.
The text began with a set of simple axioms, Kalıp ifadeler
1:22Metin, argümanını inşa etmek için kullanacağı basit aksiyomlar,
began with a set of: başlangıçtaki grubu belirtmek
Began with bir metnin, sürecin veya olayın başlangıç noktasını belirtir. Burada metin, sonraki içeriği geliştirmeden önce bazı basit aksiyomları sunar. began with a set of + çoğul isim yapısındaki a set of, “birbiriyle ilişkili bir grup öğe” anlamına gelir. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp begin/began with a set of + çoğul isimdir.
Alıştırma
“Birbiriyle ilişkili bir grupla başladı” anlamındaki beş sözcüklü hedef kalıpla cümleyi tamamlayın: The workshop ____ warm-up questions.
Cevabı göster
began with a set of
laws, and assumptions it would use to build its argument. Kalıp ifadeler
1:26kurallar ve varsayımlar kümesiyle başlıyordu.
to build its argument: gerekçeli bir argüman geliştirmek
to build its argument mastar ifadesi, yasa ve varsayımların amacını belirtir: Metin bunları kendi akıl yürütmesini geliştirmek ve desteklemek için kullanacaktır. Its sözcüğü metni gösterir. Build an argument, akıl yürütmeyi iddialar, gerekçeler, kanıtlar veya varsayımlarla adım adım kurulan bir yapı gibi ele alır. Buradaki argument, kavga değil, düzenli ve gerekçeli bir argümandır.
Alıştırma
The report uses evidence to build its argument cümlesinde build its argument ne anlama gelir?
- malzemelerden yapılmış fiziksel bir yapı
- destekleyici unsurlarla geliştirilmiş gerekçeli bir argüman
- insanlar arasında yüksek sesli bir tartışma
Cevabı göster
destekleyici unsurlarla geliştirilmiş gerekçeli bir argüman
its authors derived more and more complex theorems Dilbilgisi
1:30yazarları, alanda yapılan çalışmalarla örtüşen
From there: önceki bir noktadan ilerlemek
From there, daha önce sözü edilen bir noktayı, sonucu veya fikirler bütününü sonraki adımın başlangıcı kabul ederek yeni aşamayı başlatır. Buradaki there, mutlaka fiziksel bir yeri değil, daha önce belirtilen mantıksal temeli gösterir. Bu ifade açıklamayı bir sıra içinde düzenler: önce bir temel kurulur, ardından sonraki teoremler bu temelden türetilir. Başka bağlamlarda da bir süreci, savı veya anlatıyı ileri taşıyabilir.
Alıştırma
Tamamlanan taslağı sonraki adımın temeli olarak gösteren ve From ile başlayan iki kelimelik ifadeyi yazın: We finished the outline. ____, we can write the first draft.
Cevabı göster
From there
more and more complex theorems: karmaşıklığın giderek artması
more and more + sıfat, zaman geçtikçe veya bir süreç ilerledikçe bir niteliğin derecesinin sürekli arttığını gösterir. more and more complex theorems ifadesinde more and more complex bölümünün tamamı theorems sözcüğünü niteler: her aşamada karmaşıklık düzeyi daha yüksek teoremler ortaya çıkar. Bu yapı, derecesi değişebilen sıfatlarla kullanılır. complex gibi uzun sıfatlarda more and more yapısı özellikle yaygındır. Tek bir anda derecenin yüksek olmasına değil, kademeli değişime odaklanır.
Alıştırma
more ile başlayan ve increasingly anlamına gelen üç kelimelik tekrarlı yapıyla cümleyi tamamlayın: As the storm moved closer, the wind became ____ powerful.
Cevabı göster
more and more
that corresponded with work being done across the field. Kalıp ifadeler
1:33gittikçe karmaşıklaşan teoremler türettiler.
corresponded with: uyum veya açık karşılık
Bu cümlede corresponded with, “... ile uyuşuyordu” veya “... ile belirgin bir karşılık gösteriyordu” demektir. Anlatılan şeyin, alanın başka yerlerinde yürütülen çalışmalarla aynı doğrultuda olduğunu belirtir; yalnızca konuların bağlantılı olduğunu söylemez. Kalıp correspond with + isim şeklindedir. Akademik ya da analitik bağlamlarda bulguların, verilerin, fikirlerin veya örüntülerin uyuştuğunu ya da açık bir karşılık taşıdığını anlatır.
Alıştırma
“The survey results corresponded with the classroom observations.” cümlesinde corresponded with ne anlama gelir?
- Yalnızca gözlemlerle aynı genel konuyla ilgiliydiler.
- Gözlemlerle uyuşuyor veya onları yakından yansıtıyorlardı.
- Gözlemlerin tamamen yerini aldılar.
Cevabı göster
Gözlemlerle uyuşuyor veya onları yakından yansıtıyorlardı.
But to truly reveal common ground, Anlatım akışı
1:37Ancak ortak noktaları gerçekten ortaya çıkarmak için,
But to truly reveal common ground: karşıtlıktan sonra amaç
But bir yön değişikliğini belirtir: daha önce söylenenler tek başına yeterli değildir. Başa alınmış mastar öbeği to truly reveal common ground, ardından gelecek ana cümleyi gerekli kılan amacı açıklar. Virgül, cümlenin henüz tamamlanmadığını gösterir; sonraki ana cümle bu amaca ulaşmak için ne yapılması gerektiğini söylemelidir. Burada common ground mecazidir. Gerçek bir toprak parçasını değil, paylaşılan ilkeleri, özellikleri veya uzlaşma noktalarını ifade eder. Truly, yüzeysel bir benzerlik yerine gerçek ya da kapsamlı bir ortaklığın bulunmasını vurgular.
Alıştırma
“But to truly reveal common ground,” başlangıcı bilgiyi nasıl düzenler?
- Önceki bir sınırlamadan yön değiştirir ve ardından gelen ana cümlenin amacını tanıtır.
- Başka bir yan cümle gerektirmeyen, tamamlanmış bir sonuç verir.
- Birkaç kişinin paylaştığı fiziksel bir yeri anlatır.
Cevabı göster
Önceki bir sınırlamadan yön değiştirir ve ardından gelen ana cümlenin amacını tanıtır.
the group needed to identify consistent rules that applied to a wide range of problems. Kalıp ifadeler
1:39grubun çok çeşitli problemlere uygulanabilecek tutarlı kurallar belirlemesi gerekiyordu.
çok çeşitli problemlere uygulanan tutarlı kurallar
consistent rules, birbiriyle çelişmeyen veya öngörülemez biçimde değişmeyen kuralları anlatır. that applied to a wide range of problems ilgi cümleciği, bu kuralların hangi alanlarda işe yaradığını belirtir. Burada apply to “bir şeye uygulanmak veya uygun olmak”, a wide range of ise “birçok farklı türde” anlamına gelir. İfade bir bütün olarak kuralların yalnızca özel bir problemle sınırlı olmadığını, geniş ölçüde yararlı olduğunu gösterir.
Alıştırma
Cümleyi “birçok farklı türde vakaya uygundur” anlamındaki ders kalıbıyla tamamlayın: These principles ____ cases.
Cevabı göster
apply to a wide range of
To accomplish this: bir hedefi yönteme bağlamak
To accomplish this, “az önce belirtilen hedefe ulaşmak için” anlamına gelir. This önceki hedefe gönderme yaparken, to ile kurulan mastar yapısı amaç bildirir. Geçiş ifadesi olarak bilgiyi önce hedef, sonra yöntem düzeninde organize eder: önce neyin başarılması gerektiği belirtilir, ardından yapılan eylemi tanıtmak için To accomplish this, kullanılır.
Alıştırma
En uygun geçiş ifadesini seçin: The library wanted to make books easier to find. _____, it created clearer shelf labels.
- In contrast
- For example
- To accomplish this
Cevabı göster
To accomplish this
they gave new clear definitions to some of the most important mathematical objects, Kalıp ifadeler
1:47fonksiyonlar da dahil olmak üzere
including the function.
1:52en önemli matematiksel nesnelerden bazılarına yeni ve net tanımlar getirdiler.
gave new clear definitions to + kavramlar
give a definition/definitions to + kavram kalıbı, o kavramın ne anlama geldiğini belirtmek demektir. Bu cümlede gave geçmiş zamandadır; to'dan sonra gelen nesneler, bir şey alan kişiler değil, tanımlanan şeylerdir. New ve clear sözcüklerinin ikisi de definitions sözcüğünü niteler. İfade, tanımların yeni biçimde oluşturulduğunu ve kolay anlaşılır olduğunu söyler; yerleşik terimler söz konusuysa bu, onları yeniden tanımlamak anlamına gelebilir.
Alıştırma
“Yeni yazılmış, anlaşılması kolay tanımlar sağladı” anlamındaki hedef ifadeyi aynen kullanarak tamamlayın: The editors ____ several familiar terms.
Cevabı göster
gave new clear definitions to
It's reasonable to think of functions as machines Dilbilgisi
1:54Fonksiyonları, girdileri kabul eden
think of X as Y: X'i Y benzetmesiyle ele almak
think of X as Y yapısı, X'i anlamak veya açıklamak için Y'yi bir yol olarak kullanmak demektir. Burada makineler fonksiyonları anlamaya yarayan bir modeldir; fonksiyonların gerçekten fiziksel makineler olduğu iddia edilmez. It's reasonable to... yapısında to think... mastarı, makul olduğu düşünülen eylemi belirtir. Bu çerçeve, tanıdık bir karşılaştırma soyut bir fikri daha kolay anlaşılır hâle getirdiğinde kullanışlıdır.
Alıştırma
Karşılaştırmayı think of X as Y kalıbını tam olarak kullanarak tamamlayın: You can ____ a password ____ a key to your account.
Cevabı göster
think of · as
that accept inputs and produce an output. Kalıp ifadeler
1:57ve bir çıktı üreten makineler olarak düşünmek mantıklıdır.
accept inputs and produce an output: girdiden çıktıya süreci anlatmak
Bu teknik açıklamada accept inputs, işlenecek verileri, değerleri veya sinyalleri almak; produce an output ise bir sonuç üretmek anlamına gelir. Buradaki accept, «bir görüşe katılmak» anlamında değildir. İki fiil öbeği and ile bağlanarak bir sistemin girdiden sonuca uzanan işleyişini anlatır. Bu kalıp; fonksiyonların, programların, makinelerin veya sistemlerin ne yaptığını açıklarken yaygın olarak kullanılır.
Alıştırma
Standart teknik açıklamayı hedef ifadelerle tamamlayın: A simple function can ____ and ____.
Cevabı göster
accept inputs · produce an output
But if we think of functions as bridges between two groups, Dilbilgisi
2:01Fakat eğer fonksiyonları iki grup arasındaki köprüler olarak düşünürsek,
But if we think of X as Y: bir benzetme kurmak
But, fikri açıklamanın farklı bir yoluna geçildiğini gösterir. if yan cümlesi, dinleyiciden fonksiyonları geçici olarak iki grup arasındaki köprüler şeklinde düşünmesini ister; bu bir benzetmedir, gerçek anlamlı bir iddia değildir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp if we think of X as Y biçimindedir ve ardından bir sonuç ya da çıkarım gelir. Önce bir bakış açısı kurar, sonra bu açıdan neyin daha kolay görüldüğünü gösterir.
Alıştırma
think of X as Y benzetme kalıbını tamamlayın: If we ____ the brain ____ a network, its many connections are easier to picture.
Cevabı göster
think of · as
we can start to make claims about the logical relationships between them. Kalıp ifadeler
2:04onlar arasındaki mantıksal ilişkiler hakkında iddialarda bulunmaya başlayabiliriz.
start to make claims about: analitik savlar ileri sürmeye başlamak
start to make claims about, bir konu hakkında neyin doğru olduğunu düşündüğünüzü söylemeye başlamak demektir. Bu cümlede konu, gruplar arasındaki mantıksal ilişkilerdir. Buradaki claim, yalnızca bir şeyin adını söylemek veya bir şeyi fark etmek değildir; desteklenebilen, sınanabilen ya da sorgulanabilen bir savdır. Bu ifade, bilgiyi gözlemlemekten o bilgiye dayanarak sonuç çıkarmaya geçişi gösterir.
Alıştırma
Kanıta dayalı bir analizde cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? After checking the results from three trials, we can ___ whether the new material is stronger.
- start to take notes about
- start to make claims about
- start to ask questions about
Cevabı göster
start to make claims about
consider a group of numbers and a group of letters. Ton ve niyet
2:10bir grup sayı ve bir grup harf düşünün.
For example: somut bir örnek sunmak
For example, dinleyiciye sıradaki bilginin az önce sözü edilen genel düşünceyi açıklayan belirli bir örnek olduğunu bildiren bir söylem işaretidir. Açıklamayı soyut bir noktadan somut bir duruma geçirerek düzenler. Burada bir sayı grubunu ve bir harf grubunu düşünme yönergesini tanıtır. Bu örnek, yeni ve ilgisiz bir konu başlatmak yerine daha genel ilişkiyi açıklamaya yardımcı olur.
Alıştırma
Bir konuşmacı az önce "Some materials change when they get warm." dedi. Sonraki cümlelerden hangisi belirli bir örneği doğru biçimde tanıtır?
- Therefore, chocolate melts when it gets warm.
- For example, chocolate melts when it gets warm.
- However, chocolate melts when it gets warm.
Cevabı göster
For example, chocolate melts when it gets warm.
Consider + isim öbeği: varsayımsal bir örnek sunmak
Bu cümlede consider bir emir yapısını başlatır. Özne olan you söylenmez; yapı consider + isim öbeği biçimindedir. Burada anlamı “bu örnek üzerinde düşünün” veya “böyle bir şey olduğunu varsayın”dır; “inanmak” değildir. Derslerde ve açıklamalarda bu emir yapısı, dinleyiciyi incelenecek bir duruma yönlendirir. Gerçek dünyada yapılacak bir eylem için sert bir emir vermek yerine akıl yürütmenin sonraki adımını düzenler.
Alıştırma
“Consider a group of numbers and a group of letters,” cümlesinde konuşmacı esas olarak ne yapıyor?
- Dinleyiciyi varsayımsal bir örnek üzerinde düşünmeye davet etmek
- Dinleyiciye gerçek sayıları ve harfleri hemen toplamasını emretmek
- İki grubun varlığının zaten kanıtlandığını belirtmek
Cevabı göster
Dinleyiciyi varsayımsal bir örnek üzerinde düşünmeye davet etmek
where every numerical input corresponds to the same alphabetical output. Dilbilgisi
2:14bir fonksiyon tanımlayabilirdik.
Where ... Corresponds to ...: bir tanımın içindeki ilişki
Burada where, a function ifadesini niteler ve onu tanımlayan kuralı sunar: her sayısal girdi aynı harf çıktısına karşılık gelir. Fiziksel bir yere gönderme yapmak yerine “onun içinde” veya “bu fonksiyon içinde” şeklinde anlaşılabilir. Matematiksel ve teknik açıklamalarda where; bir sistemi, durumu veya düzenlemeyi kavramsal bir ortam olarak gösterebilir. Where sonrasındaki yan cümle de bu ortamın nasıl işlediğini açıklar.
Alıştırma
“The app uses a system where every user has a unique ID,” cümlesinde where neyi sunuyor?
- Sistemin nasıl çalıştığını tanımlayan ilişki
- Uygulamanın fiziksel konumu
- Kullanıcıların kimlik aldığı zaman
Cevabı göster
Sistemin nasıl çalıştığını tanımlayan ilişki
But this doesn't establish a particularly interesting relationship. Kalıp ifadeler
2:19Ancak bu, özellikle ilginç bir ilişki kurmaz.
establish a ... relationship: soyut bir ilişki kurmak
establish a relationship ifadesinde establish, yalnızca bir kuruluş kurmak değil, bir bağlantı oluşturmak, tanımlamak veya ortaya koymak anlamına gelir. Buradaki relationship, bir fonksiyonun girdiler ile çıktılar arasında oluşturduğu bağlantı gibi soyut bir ilişkidir. Olumsuz ifade ilişkinin niteliğine odaklanır: ilişkinin özellikle ilginç olduğunu reddeder. Bağlama göre yine de bir tür ilişki var olabilir.
Alıştırma
Cümleyi establish a relationship içindeki hedef fiille tamamlayın: The survey did not ____ a relationship between homework time and test scores.
Cevabı göster
establish
Alternatively,: başka bir seçenek sunmak
Alternatively, farklı bir olası seçeneği veya yöntemi bildiren bir cümle bağlayıcısıdır. Burada açıklamayı bir fonksiyon tanımlama yönteminden başka bir yönteme geçirir. Fikirleri seçenekler olarak düzenler: sonraki yöntem, öncekinin yerine değerlendirilebilir. Tek başına önceki yöntemin yanlış olduğunu söylemez.
Alıştırma
Alternatively, burada neyi bildiriyor? Alternatively, we could define a function.
- Sırada başka bir olası yöntem sunulacak.
- İlk yöntem bir gerekçeyle açıklanıyor.
- İlk yöntemin imkânsız olduğu kanıtlandı.
Cevabı göster
Sırada başka bir olası yöntem sunulacak.
where every numerical input corresponds to a different alphabetical output.
2:26bir fonksiyon tanımlayabiliriz.
This second function sets up a logical relationship Öbek fiiller
2:31Bu ikinci fonksiyon, girdi üzerinde bir işlem gerçekleştirmenin
sets up a logical relationship: set up ile ilişki kurmak
sets up a logical relationship ifadesinde set up öbek fiili “kurmak” veya “oluşturmak” anlamındadır. Fonksiyon, mantıksal bir bağlantının ya da yapının var olmasını sağlar; burada fiziksel olarak bir şeyi yerine koymak anlamı yoktur. a logical relationship, neyin kurulduğunu gösteren nesnedir. This second function geniş zamanda tekil özne olduğu için set, sets biçimini alır; up değişmez.
Alıştırma
Vurgulanan öbek fiili geniş zamandaki doğru biçimiyle kullanın: This formula ____ a direct relationship between distance and time.
Cevabı göster
sets up
where performing a process on the input has corresponding effects on its mapped output. Notlar
2:34eşlenen çıktısı üzerinde karşılık gelen etkilere sahip olduğu mantıksal bir ilişki kurar.
performing a process on the input: eylemi isimleştiren -ing öbeği
performing a process on the input, isim görevi gören bir -ing öbeğidir. performing biçimi, eylemin bir emir olarak değil, bir etkinlik ya da olay olarak, yani girdiyi işleme eylemi olarak ele alınmasını sağlar. Bu öbekte a process gerçekleştirilen şeyi, on the input ise işlemin uygulandığı öğeyi belirtir. Teknik açıklamalarda bir eylemin ne yaptığını veya neye yol açtığını anlatmak için bu tür isim benzeri yapılar sık kullanılır.
Alıştırma
performing a process on the input öbeği açıklamada ne işe yarar?
- Girdiye doğrudan bir komut verir.
- Girdiyi işleme eylemini bir etkinlik olarak adlandırır.
- Girdinin sahnede gösteri yaptığını söyler.
Cevabı göster
Girdiyi işleme eylemini bir etkinlik olarak adlandırır.
has corresponding effects on ...: eşlenen bir sistemde bağlantılı sonuçlar
has effects on X kalıbı, bir şeyin X'i etkilediğini belirtir. Corresponding ise etkilerin ilgisiz olmadığını, önceki bir değişiklikle eşleştiğini veya ondan kaynaklandığını ekler. Burada its mapped output, bir eşleme yoluyla girdiye bağlanan çıktıdır. Bu nedenle ifade, bir taraftaki değişiklik veya işlemin çıktı tarafında bağlantılı sonuçlar doğurmasını anlatır.
Alıştırma
Şu İngilizce cümle ne anlama gelir: Adjusting a sensor has corresponding effects on a display.?
- Sensör ayarlandığında ekran da buna bağlı bir şekilde değişir.
- Ekran, sensörle hiçbir bağlantısı olmadan rastgele değişir.
- Ekranın sensörün yaptığı hiçbir şeyle bağlantısı yoktur.
Cevabı göster
Sensör ayarlandığında ekran da buna bağlı bir şekilde değişir.
The group began to define functions by how they mapped elements across domains. Dilbilgisi
2:40Grup, fonksiyonları, elemanları tanım kümeleri arasında nasıl eşlediklerine göre tanımlamaya başladı.
by how ...: yapılış biçimini tanımlama ölçütü olarak kullanmak
by how they mapped elements across domains ifadesinde by, fonksiyonları tanımlamak için kullanılan ölçütü; how ise eşlemenin nasıl yapıldığını belirtir. How ile başlayan yan cümlenin tamamı by'ın tümlecidir. Bu yapı, şeyleri yalnızca adlarına veya sonuçlarına göre değil, bir şeyi yapma biçimlerine göre tanımlamanızı, gruplandırmanızı veya değerlendirmenizi sağlar.
Alıştırma
Cümleyi “yapılma biçimine göre” anlamındaki iki sözcüklü yapıyla tamamlayın: The devices are classified ____ they use energy.
Cevabı göster
by how
If a function's output came from a unique input, Dilbilgisi
2:46Eğer bir fonksiyonun çıktısı benzersiz bir girdiden geliyorsa,
If a function's output came from a unique input: tanım koşulu belirlemek
Bu If yan cümlesi, sonraki cümlede fonksiyona bir sınıflandırma verilmeden önce karşılanması gereken koşulu belirtir. Burada unique, “yalnızca bir tane” demektir: çıktı birden fazla girdiye değil, tek bir girdiye bağlıdır. Matematiksel ve teknik açıklamalarda If bir ölçüt sunabilir: bir nesne X koşulunu karşılıyorsa Y kategorisine konur. Came, çevredeki geçmiş zamanlı anlatımla uyumludur; geçmiş zaman tek başına koşulun imkânsız veya gerçeğe aykırı olduğunu göstermez.
Alıştırma
Bu açıklamada If yan cümlesinin temel görevi nedir?
- Konuşanın fonksiyonların imkânsız olduğuna inandığını gösterir.
- Matematiksel sınıflandırmada kullanılan koşulu belirler.
- Çıktının fiziksel olarak nereden geldiğini sorar.
Cevabı göster
Matematiksel sınıflandırmada kullanılan koşulu belirler.
defined it as injective: define X as Y yapısı
Define X as Y, “X'e kesin Y tanımını veya sınıflandırmasını vermek” anlamına gelir. Bu cümlede it, önceki koşulu karşılayan fonksiyonu; injective ise o fonksiyona verilen matematik terimini belirtir. Yapı define + nesne + as + tanım veya kategori şeklindedir: They defined it as injective. Matematik, bilim, politika ve kesinlik gerektiren diğer açıklamalarda terim tanıtırken kullanışlıdır.
Alıştırma
Tanımı başlatan tek sözcüklük edatla cümleyi tamamlayın: In this glossary, we define a habitat ____ the natural home of a plant or animal.
Cevabı göster
as
output can be mapped onto...: matematiksel bir fiil olarak map
Burada map, coğrafi bir görsel olan “harita” anlamındaki isim değil, “bir değeri bir fonksiyon kuralına göre başka bir değerle ilişkilendirmek” anlamındaki fiildir. can be mapped ifadesinde mapped, can + be + mapped biçimindeki kipli edilgen yapının geçmiş zaman ortacıdır. Onto, eşlemenin hedefi olarak ele alınan değeri veya kümeyi tanıtır; kümelerle ilgili matematik dilinde hedef kümenin tamamının kapsandığını da gösterebilir. At least one, “bir veya daha fazla” demektir. Örten fonksiyonun standart tanımında yön genellikle “every possible output is mapped to by at least one input” veya “for every possible output, at least one input maps to it” şeklinde ifade edilir. Altyazıdaki ifade normal eşleme yönünü tersine çeviriyor. Bu nedenle map fiilinin matematiksel kullanımını öğrenin, ancak cümlenin tamamını örnek bir tanım kalıbı olarak kullanmayın.
Alıştırma
Cümleyi map onto ifadesinin edilgen biçimiyle tamamlayın: Under this rule, the input set can ____ the entire output set.
Cevabı göster
be mapped onto
each element had perfect one-to-one correspondence. Kelime
3:00her elemanın kusursuz bir birebir karşılığı vardı.
in bijective functions: in + çoğul kategori ile kapsam belirleme
“In bijective functions”, cümlenin başına yerleştirilmiş bir edat öbeğidir. Buradaki in fiziksel bir yeri belirtmez; “bijektif fonksiyonlar sınıfı içinde” anlamına gelir. Bu öbek kapsamı belirler ve sonraki ifadenin o kategori için geçerli olduğunu gösterir. Teknik açıklamalar bilgiyi düzenlemek için sıklıkla in + çoğul sınıf adı yapısını kullanır: In right triangles,... veya In secure networks,... Bu kapsam öbeği başta olduğunda, onu ana ifadeden genellikle virgül ayırır.
Alıştırma
Baştaki “in bijective functions” öbeğinin temel görevi nedir?
- Sonraki ifadeyi bu fonksiyon sınıfıyla sınırlar.
- Her fonksiyonun girdisinin adını belirtir.
- Fonksiyonların fiziksel bir yere girdiğini anlatır.
Cevabı göster
Sonraki ifadeyi bu fonksiyon sınıfıyla sınırlar.
one-to-one correspondence: tam bir bire bir eşleşme
One-to-one correspondence, iki küme arasındaki tam bir bire bir eşleşme demektir: iki taraftaki her öğe, diğer taraftaki tam olarak bir öğeyle eşleşir. Bu cümlede perfect, eşleşmenin eksiksiz olduğunu ve yinelenen ya da eşleşmeyen öğe bulunmadığını vurgular. Bu ifade matematikte ve veri analizinde yaygındır. İki grubu belirleyip her üyenin kendine özgü tek bir eşinin olup olmadığına bakın.
Alıştırma
Hangi durum one-to-one correspondence gösterir?
- Bir anahtar binadaki bütün dolapları açar.
- Her dolabın kendine özgü bir anahtarı vardır ve her anahtar yalnızca o dolabı açar.
- Üç dolabın hiç anahtarı yoktur.
Cevabı göster
Her dolabın kendine özgü bir anahtarı vardır ve her anahtar yalnızca o dolabı açar.
that could be translated across the function's domains in both directions. Kalıp ifadeler
3:07fonksiyonun tanım kümeleri boyunca her iki yönde de çevrilebilecek bir mantık kurmalarını sağladı.
allow + nesne + to-infinitive: bir eylemi mümkün kılmak
Allow + nesne + to-infinitive yapısı, bir şeyin bir kişi veya grubun harekete geçmesini mümkün kıldığını anlatır. Burada This bunu mümkün kılan nedendir, mathematicians nesnedir ve to establish onların yapabildiği eylemdir. Açıklayıcı metinlerde allow çoğu zaman bir kişinin verdiği izinden çok ortaya çıkan bir sonucu anlatır. That could be translated ilgi cümleciği logic sözcüğünü niteler; allow + nesne + to-infinitive yapısını değiştirmez.
Alıştırma
Cümleyi allow fiilinin geçmiş zaman biçimi ve mastar işaretiyle tamamlayın: The new software ____ the team ____ spot errors automatically.
Cevabı göster
allowed · to
across ... in both directions: alanlar arasında iki yönlü aktarım
Across the function's domains, kuralın veya ilişkinin bir alandan başka bir alana taşındığını anlatır. Bu bağlamda translated, bir dilden başka bir dile çevrilmek değil, dönüştürülmek veya başka bir alana aktarılmak anlamındadır. In both directions, aktarımın iki yönde de çalıştığını ekler: ilk alandan ikinciye ve ikinci alandan tekrar ilkine. Bu iki bölüm birlikte, tek yönlü olmayan alanlar arası bir aktarımı anlatır.
Alıştırma
across the function's domains in both directions, aktarım hakkında ne anlatıyor?
- Alanlar arasında iki yönde de çalışabilir.
- Alanlar arasında sadece tek yönde ilerler.
- Yalnızca tek bir alanın içinde kalır.
Cevabı göster
Alanlar arasında iki yönde de çalışabilir.
Their systematic approach to abstract principles
3:12Soyut ilkelere yönelik bu sistematik yaklaşımları,
was in stark contrast to the popular belief that math was an intuitive science, Kalıp ifadeler
3:15matematiğin sezgisel bir bilim olduğu
was in stark contrast to: güçlü ve belirgin bir fark
Was in stark contrast to, bir şeyin başka bir şeyden açıkça ve büyük ölçüde farklı olduğu anlamına gelir. A is in stark contrast to B kalıbı, farkın öne çıkması için A ile B'yi yan yana koyar. Burada sistematik yaklaşım, matematiğin sezgisel olduğu yönündeki yaygın inanışın karşısına konur. Stark, contrast sözcüğünü güçlendirir; bu nedenle ifade küçük bir farkı değil, büyük ve belirgin bir farkı anlatır.
Alıştırma
“Açıkça ve büyük ölçüde farklı” anlamındaki sabit ifadeyle cümleyi tamamlayın: The quiet reading room was ____ the noisy hallway.
Cevabı göster
in stark contrast to
popular belief that + yan cümle: inancın tam içeriği
popular belief that math was an intuitive science ifadesinde belief bir isimdir ve that ile başlayan yan cümle inancın tüm içeriğini, yani math was an intuitive science önermesini verir. Popular, bu görüşün birçok kişi tarafından benimsendiğini gösterir. Kalıp isim + that + tam yan cümle şeklindedir. the belief that the plan will succeed örneğinde olduğu gibi, bir iddiayı ya da görüşü isim öbeği hâline getirir.
Alıştırma
Hangi ifade the plan will work önermesini bir inancın tam içeriği olarak sunar?
- the belief in the plan
- the belief that the plan will work
- the belief about the plan
Cevabı göster
the belief that the plan will work
and an over-dependence on logic constrained creativity. Kelime
3:21ve mantığa aşırı bağımlılığın yaratıcılığı kısıtladığı yönündeki yaygın inançla taban tabana zıttı.
Mantığa aşırı bağımlılık yaratıcılığı kısıtladı
Bu cümlede an over-dependence on logic nedendir, constrained geçmiş zaman fiilidir ve creativity sınırlanan şeydir. Over-dependence, yararlı olan düzeyden daha fazla bağımlı olmak demektir. Constrain, bir şeyin gelişme ya da işleme özgürlüğünü, kapsamını veya kapasitesini azaltmak demektir. Burada yaratıcılığın hareket alanının daraldığını söyler; yaratıcılığın tamamen yok edildiği anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle, sınırlı paranın projenin yapabileceklerini azalttığını ancak projenin tamamen durduğunu söylemediğini belirtir?
- Limited funding constrained the project's scope.
- Limited funding had no effect on the project.
- Limited funding destroyed the project.
Cevabı göster
Limited funding constrained the project's scope.
But this rebellious band of scholars gleefully ignored conventional wisdom. Notlar
3:25Fakat bu asi bilginler grubu, yerleşik anlayışı neşeyle görmezden geldi.
this rebellious band of scholars: canlı biçimde betimlenen küçük bir grup
Bu ifadede band, ortak bir amaçla bir araya gelmiş küçük bir insan grubunu anlatır; müzik grubu anlamına gelmez. Akademisyenlere a band denmesi, onları bir hikâyede birlikte hareket eden sıkı bir ekip gibi gösterir. Rebellious, kabul görmüş düşüncelere veya kurallara meydan okuduklarını belirtir. Bu nedenle this rebellious band of scholars, tarafsız bir adlandırma yerine eğlenceli ve dramatik bir ton taşır.
Alıştırma
Band bu ifadeye nasıl bir anlam katıyor?
- Akademisyenleri canlı biçimde betimlenen, birlik içindeki küçük bir grup olarak sunar.
- Akademisyenlere resmî bir akademik unvan verir.
- Akademisyenlerin birlikte müzik yaptığını söyler.
Cevabı göster
Akademisyenleri canlı biçimde betimlenen, birlik içindeki küçük bir grup olarak sunar.
gleefully ignored conventional wisdom: kabul gören görüşü keyifle reddetmek
Conventional wisdom, birçok kişinin doğru olduğunu varsaydığı için geniş ölçüde kabul edilen bir inanç veya görüş demektir. Burada görmezden gelinen ana akım düşünceyi anlatır; gelenek yoluyla aktarılan bilgeliği değil. Gleefully ifadeye bir tutum ekler: Akademisyenler bu kabul gören görüşü belirgin bir sevinç veya oyuncu bir heyecanla görmezden gelmiştir. Böylece reddedişleri isteksiz ya da tarafsız değil, hevesli görünür.
Alıştırma
“Geniş ölçüde kabul edilen bir inanç” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyle cümleyi tamamlayın: The new evidence challenged ____.
Cevabı göster
conventional wisdom
and they wanted to mark the occasion with their biggest stunt yet. Notlar
3:32ve bu durumu, o güne kadarki en büyük numaralarıyla taçlandırmak istediler.
wanted to mark the occasion: özel bir anı anlamlı kılmak
Burada mark the occasion, özel veya önemli bir anı anlamlı kılmak için bir şey yapmak demektir. Mark, bir şeyin üzerine yazılı bir işaret koymak anlamına gelmez; bir eylem yoluyla o anı unutulmaz hâle getirmeyi anlatır. Yaygın kalıp mark the occasion with + isim şeklindedir: bu anı dikkat çekici bir gösteriyle anmak istiyorlardı. Belirli anma eylemini söylemek için mark the occasion by + -ing yapısı da kullanılabilir.
Alıştırma
“Bu önemli anı anlamlı kılmak” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: After the team won its first trophy, everyone posed for a photo to ____.
Cevabı göster
mark the occasion
biggest stunt yet: o zamana kadarki en büyük dikkat çekme eylemi
Bu cümlede stunt, film veya sirkte yapılan bir gösteriden ibaret değildir; dikkat çekmek ya da bir etki yaratmak için planlanmış çarpıcı bir eylem anlamına gelir. Buna their biggest stunt denmesi eyleme eğlenceli ve gösterişli bir hava katar. yet, biggest gibi bir üstünlük derecesinden sonra geldiğinde “o zamana kadar” anlamını taşır. Bu nedenle their biggest stunt yet, o zamana kadar yaptıkları en büyük veya en cesur dikkat çekme eylemi demektir.
Alıştırma
Bu bağlamda their biggest stunt yet ne anlama gelir?
- o zamana kadarki en büyük dikkat çekme eylemleri
- en sessiz ve sıradan planları
- gelecekteki en zor film sahneleri
Cevabı göster
o zamana kadarki en büyük dikkat çekme eylemleri
under a collective pseudonym: ortak bir takma adla yayımlamak
under a collective pseudonym ifadesindeki under, bir eser yayımlanırken belirli bir adın veya kimliğin kullanıldığını belirtir. Fiziksel bir konumu anlatmaz. Collective pseudonym, bir grubun ortak kullandığı uydurma tek bir addır. Burada Nicolas Bourbaki, grubun sonraki çalışmalarına verilen addır.
Alıştırma
Cümleyi 'yayımlarken bu adı kullanmak' anlamına gelen edatla tamamlayın: The journalist published the report ____ a pseudonym.
Cevabı göster
under
Bourbaki's publications became standard references, Kalıp ifadeler
3:47Bourbaki'nin yayınları standart referanslar haline geldi
Over the next two decades: anlatıyı zamanda ileri taşımak
Over the next two decades, hikâyenin o anki noktasında başlayıp sonraki yirmi yılı kapsayan bir zaman aralığı belirler. Next, bugüne değil, anlatıdaki o noktaya göre “sonraki” anlamındadır. Cümlenin başındaki bu ifade, anlatımı tek bir olaydan daha uzun bir gelişim dönemine taşır. Buradaki over, “süresince” anlamına gelir ve değişimin bu zaman aralığında geliştiğini gösterir; “yirmi yıldan fazla” demek değildir.
Alıştırma
Hangi cümle, bir gelişmenin belirtilen dönem boyunca oluştuğunu göstermek için over the next + zaman aralığı yapısını kullanıyor?
- For the next three seasons, the stadium remained closed.
- After three seasons, the coach left.
- Over the next three seasons, the young team became much stronger.
Cevabı göster
Over the next three seasons, the young team became much stronger.
became standard references: güvenilir bir başvuru kaynağı statüsü kazanmak
Bu cümlede became standard references, yayınların zamanla kendi alanlarında geniş ölçüde kabul edilen ve güvenilir bilgi için düzenli olarak başvurulan kaynaklar hâline geldiğini anlatır. Became, yalnızca başlangıçta ne olduklarını değil, statülerindeki değişimi gösterir. Standard reference, insanların bilgi ararken sık sık başvurduğu bir kaynaktır. Standard, geniş kabul ve kullanışlılık bildirir; kaynağın resmî olduğunu veya hiç hata içermediğini garanti etmez.
Alıştırma
Bu cümlede became standard references ne anlama geliyor?
- insanların sık sık başvurduğu, geniş ölçüde kabul edilmiş kaynaklar hâline geldi
- kimsenin sorgulayamayacağı resmî kurallar hâline geldi
- tavsiye mektubu yazan kişiler hâline geldi
Cevabı göster
insanların sık sık başvurduğu, geniş ölçüde kabul edilmiş kaynaklar hâline geldi
and the group's members took their prank as seriously as their work. Dilbilgisi
3:51ve grup üyeleri şakalarını çalışmaları kadar ciddiye aldılar.
took their prank as seriously as their work: as ... as ile eşit derece anlatımı
Take something seriously, bir şeye gerçekten dikkat etmek ve önem vermek demektir. took their prank as seriously as their work ifadesinde take A as seriously as B kalıbı, iki şeye nasıl yaklaşıldığını karşılaştırır ve ciddiyet derecesinin eşit olduğunu belirtir. Prank ile work sözcüklerini eşleştirmek mizahi bir karşıtlık yaratır: Şaka normalde eğlencelidir, ancak üyeler ona gerçek işleriyle aynı ciddi çabayı göstermiştir. Başka durumlarda kullanılabilecek kalıp take A as seriously as B biçimindedir.
Alıştırma
Cümleyi dersteki eşitlik kalıbıyla tamamlayın: Maya took the rehearsal ____ the live show.
Cevabı göster
as seriously as
Their invented mathematician claimed to be a reclusive Russian genius Notlar
3:55Yarattıkları matematikçi, yalnızca seçtiği çalışma arkadaşlarıyla görüşen
claimed to be: doğrulanmamış bir kimliği aktarmak
Claimed to be, birinin belirli bir kişi veya statüde olduğunu “iddia ettiğini”, ancak bu sözün doğru olduğunun onaylanmadığını belirtir. Yapı claim to be + isim öbeği veya sıfattır; burada a reclusive Russian genius iddia edilen kimliktir. Claim, söylenen sözü aktarırken anlatıcıyla bu sözün doğruluğu arasında mesafe bırakır. Tek başına kişinin yalan söylediği anlamına gelmez; ancak çevredeki bağlam iddianın yanlış olduğunu gösterebilir.
Alıştırma
Cümleyi bu dersteki ifadeyle tamamlayın: Bir yabancı doktor olduğunu söyledi, ancak bunu kimse doğrulamamıştı. The stranger ____ a doctor.
Cevabı göster
claimed to be
reclusive Russian genius: reclusive sözcüğünün kattığı anlam
Reclusive Russian genius ifadesinde genius kişiyi adlandırır, Russian kişinin milliyetini belirtir ve reclusive başkalarından ayrı yaşayan, sosyal veya kamusal temasların çoğundan kaçınan birini anlatır. Reclusive, yalnızca sessiz veya utangaç olmaktan daha güçlüdür. Bu cümlede ulaşılması zor bir kişi görüntüsü oluşturur ve uydurulan matematikçiyi neden çok az kişinin gördüğünü açıklamaya yardımcı olur.
Alıştırma
Hangi açıklama a reclusive scientist ifadesine en uygundur?
- Her ay yeni bir makale yayımlar.
- Her hafta sonu büyük kalabalıklara konuşmaktan hoşlanır.
- Kamusal ilgiden kaçınır ve diğer insanlarla nadiren görüşür.
Cevabı göster
Kamusal ilgiden kaçınır ve diğer insanlarla nadiren görüşür.
who would only meet with his selected collaborators. Dilbilgisi
4:00inzivaya çekilmiş bir Rus dehası olduğunu iddia ediyordu.
would only meet with: anlatıda alışkanlık bildiren bir eylem
Bu cümlede would + meet, geçmişteki veya bir hikâyedeki tekrarlanan ya da kişiye özgü bir davranışı anlatır: ne zaman bir görüşme olsa bu kişi yalnızca belirli insanlarla görüşürdü. Sadece gelecekteki bir görüşmeyi öngörmez. Only, kiminle görüşüldüğünü sınırlar; meet with ise çoğunlukla konuşmak veya iş birliği yapmak amacıyla “biriyle görüşmek” demektir. Geçmiş veya hikâye zamanı açıkça kurulduğunda would + fiilin yalın hâli, birinin düzenli olarak yaptığı şeyi anlatabilir.
Alıştırma
“Years ago, during each expedition, the leader would only meet with two trusted guides,” cümlesinde would en doğal olarak neyi gösterir?
- Rehberlerin katılmasını isteyen bir rica.
- Gelecek için planlanmış bir görüşme.
- O geçmiş durumdaki tekrarlanan veya tipik bir davranış.
Cevabı göster
O geçmiş durumdaki tekrarlanan veya tipik bir davranış.
sent telegrams in Bourbaki's name: bir adı gönderen olarak kullanmak
In Bourbaki's name, telgrafların görünürdeki kaynağı olarak Bourbaki'nin adının veya kimliğinin kullanıldığı anlamına gelir. send something in someone's name kalıbı, bir şeyi o kişinin adı ya da yetkisi altında göndermek demektir. İfade tek başına bu kullanımın izinli olup olmadığını söylemez. Birinin o kişiyi meşru biçimde temsil mi ettiği yoksa adını izinsiz mi kullandığı bağlamdan anlaşılır.
Alıştırma
“Belediye başkanının adını resmî gönderen olarak kullanmak” anlamını vermek için cümleyi in someone's name kalıbıyla tamamlayın: The message was sent ____.
Cevabı göster
in the mayor's name
and publicly insulted anyone who doubted his existence. Ton ve niyet
4:08ve onun varlığından şüphe duyan herkese açıkça hakaret ettiler.
publicly insulted anyone who doubted his existence: onun varlığından şüphe eden herkese herkesin önünde hakaret etmek
Bu cümlede publicly insulted, yalnızca toplum içinde görüş ayrılığı belirtmeyi değil, açıkça sözlü saldırıda bulunmayı anlatır. Anyone who doubted his existence, onun gerçekten var olup olmadığını sorgulayan herkes demektir. Şüphe edenlere cevap vermek yerine saldırıldığını gösteren anlatı, bu davranışı baskıcı ve göz korkutucu olarak sunar. Daha genel olarak fiil + anyone who + yan cümle kalıbı, birinin belirli bir koşulu karşılayan herkese nasıl davrandığını gösterir.
Alıştırma
Hangi açıklama publicly insulted ifadesinin gücünü en iyi korur?
- Onlara saldırmak için açıkça hakaret içeren sözler kullandı.
- Onlardan özel olarak daha fazla kanıt istedi.
- Toplum içinde onlarla sakince aynı fikirde olmadığını söyledi.
Cevabı göster
Onlara saldırmak için açıkça hakaret içeren sözler kullandı.
when they could no longer maintain the ruse, Kelime
4:14numarayı daha fazla sürdüremeyecek duruma geldiklerinde,
could no longer maintain the ruse: aldatmacayı artık sürdürememek
Could no longer, o noktaya gelindiğinde daha önce var olan bir yeteneğin veya durumun sona erdiğini belirtir. Maintain the ruse, başkalarının inanmaya devam etmesi için kasıtlı bir aldatmacayı veya sahte görünümü sürdürmek demektir. İfade bir bütün olarak aldatmacayı sürdürmenin imkânsız hâle geldiği anı gösterir. Başka durumlara da aktarılabilen could no longer + fiilin yalın hâli kalıbı, önceden mümkün olan ancak artık mümkün olmayan bir şeyi anlatır.
Alıştırma
Bu derste geçen ve maintain ile başlayan üç sözcüklük ifadeyi tamamlayın: Once the evidence appeared, they could no longer ____.
Cevabı göster
maintain the ruse
the group ended their joke the only way they could. Dilbilgisi
4:16grup bu şakayı yapabilecekleri tek şekilde sonlandırdı.
the only way they could: kiplik yardımcı fiilinden sonra eksiltme
the only way they could ifadesinde could bir kiplik yardımcı fiilidir; ardından gelen ve önceki sözlerden anlaşılan fiil öbeği düşürülmüştür: the only way they could end their joke. end their joke ifadesini tekrarlamak gerekmez. Bu eksiltme cümleyi daha kısa ve öz yapar. Anlamak için eksik eylemi aynı cümleden veya yakın bağlamdan tamamlayın; the only way ayrıca kullanılabilecek başka bir yöntem olmadığını belirtir.
Alıştırma
Cümleyi “kullanabileceğim tek işe yarar yöntemi kullanarak” anlamındaki eksiltmeli kalıpla tamamlayın: I repaired the old chair ____.
Cevabı göster
the only way I could
complete with mathematical puns. Kalıp ifadeler
4:22matematiksel kelime oyunlarıyla doldurarak bastırdılar.
complete with mathematical puns: ek bir ayrıntı eklemek
Complete with + isim, “bu ek özelliği içeren veya onunla donatılmış” anlamına gelir. Burada complete bir sıfattır ve ifade mathematical puns ögesini ölüm ilanının dikkat çekici bir ayrıntısı olarak ekler; ölüm ilanını tamamlama eylemini anlatmaz. Virgülden sonra kullanıldığında ifade, az önce sözü edilen şeyin veya durumun tamamını betimleyebilir. Ek ayrıntıyı çoğu zaman son bir dokunuş gibi sunar ve bazen “bu bile vardı” şeklinde eğlenceli bir anlam verir.
Alıştırma
“Bu ek özelliği de içeren” anlamındaki kalıp ifadeyi yazın: The toy castle had everything, ____ a working drawbridge.
Cevabı göster
complete with
Despite his apparent death: despite + isim öbeği
Despite, sonrasında gelen sonucu şaşırtıcı gösterebilecek bir durumu belirtir. Burada bir edattır; bu nedenle his apparent death, “ölmüş gibi görünmesi” anlamına gelen bir isim öbeğidir. Bu başlangıç bir ödünleme ilişkisi kurar: görünürdeki bu engele rağmen ana cümle, bir şeyin yine de gerçekleştiğini ya da geçerliliğini koruduğunu söyler.
Alıştırma
Hangi cümlede despite doğru kullanılmıştır?
- Despite of the heavy rain, the game continued.
- Despite it was raining heavily, the game continued.
- Despite the heavy rain, the game continued.
Cevabı göster
Despite the heavy rain, the game continued.
the group bearing Bourbaki's name lives on today. Notlar
4:27Bourbaki adını taşıyan grup bugün hala yaşıyor.
group bearing Bourbaki's name: isimden sonra gelen ortaç öbeği
bearing Bourbaki's name, hangi grubun kastedildiğini belirtmek için group sözcüğünden sonra yer alan bir present participle öbeğidir. that bears Bourbaki's name ilgi cümleciğiyle açılarak yazılabilir. Burada bear, “katlanmak” değil, “bir adı taşımak, kullanmak veya sergilemek” anlamındadır. Öbek, grubun Bourbaki adını kullandığını veya taşıdığını belirtir.
Alıştırma
“Üzerinde göstermek” anlamını vermek için cümleyi bear fiilinin present participle biçimiyle tamamlayın: The folder ____ the school logo is on my desk.
Cevabı göster
bearing
lives on today: günümüze kadar varlığını sürdürmek
Bu cümlede lives on, “varlığını veya etkisini sürdürür” anlamına gelir. Özne, Bourbaki'nin adını taşıyan gruptur; dolayısıyla ifade, grubun ya da mirasının yok olmak yerine devam ettiğini anlatır. Today, bu devamlılığın ulaştığı zamanı gösterir: günümüze kadar sürmüştür. Live on'ın bu kullanımı genellikle zaman geçtikten sonra da kalan bir geleneği, anıyı, kuruluşu, hikâyeyi veya etkiyi anlatır.
Alıştırma
Bu derste geçen ve “varlığını sürdürmek” anlamına gelen iki kelimelik öbek fiille tamamlayın: The founder is gone, but her vision ____ in the company.
Cevabı göster
lives on
Though he's not associated with any single major discovery, Dilbilgisi
4:30Tek bir büyük keşifle ilişkilendirilmese de,
Though he's not associated with...: dengeli bir ödünleme sunmak
Though bir ödünleme yan cümlesi başlatır: ardından gelecek iddiayı zayıflatıyor gibi görünebilecek bir gerçeği kabul eder. Vurgulanan bölüm virgülle bittiği için dinleyiciyi daha sonra gelecek ana düşünceye hazırlar. He's not associated with any single major discovery, belirli bir büyük keşfin onunla güçlü biçimde ilişkilendirilmediği anlamına gelir. Any single sınırlamanın kapsamını daraltır: onun hiç etkisi ya da katkısı olmadığını söylemez. İfade bir bütün olarak dengeli bir değerlendirme kurar — önce bir sınırlama, ardından daha önemli bir iddia.
Alıştırma
Hangi cümle, ana olumlu noktayı vermeden önce bir sınırlamayı kabul eden cümle başı ödünleme yapısını doğru kullanır?
- Though the library is small, it offers many useful services.
- Despite the library is small, it offers many useful services.
- Though the library is small, but it offers many useful services.
Cevabı göster
Though the library is small, it offers many useful services.
Bourbaki's influence informs much current research, Kelime
4:34Bourbaki'nin etkisi günümüzdeki birçok araştırmaya yön veriyor
informs much current research: inform fiilinin etkilemek veya şekillendirmek anlamı
Bu cümlede informs, “haber verir” değil, “etkiler veya şekillenmesine yardımcı olur” anlamındadır. İfade, Bourbaki’nin etkisinin günümüzdeki pek çok araştırmaya hâlâ yön verdiğini anlatır. Bu anlamda özne genellikle deneyim, kanıt, gelenek veya etki gibi soyut bir kaynaktır; nesne ise araştırma, politika, düşünce veya sanat olabilir.
Alıştırma
“The data informed the team's decision,” cümlesinde informed ne anlama gelir?
- onu şekillendirmeye veya yönlendirmeye yardımcı oldu
- onun tamamen yerini aldı
- ona bir mesaj gönderdi
Cevabı göster
onu şekillendirmeye veya yönlendirmeye yardımcı oldu
and the modern emphasis on formal proofs owes a great deal to his rigorous methods. Kalıp ifadeler
4:37ve biçimsel ispatlara verilen modern önem, büyük ölçüde onun titiz yöntemlerine dayanıyor.
owes a great deal to his rigorous methods: önemli bir kaynağın katkısını belirtmek
A owes a great deal to B yapısı, B’nin A’nın başarısının, gelişiminin veya özelliklerinin önemli bir kaynağı olduğu anlamına gelir. Bu cümlede biçimsel kanıtlara günümüzde verilen önemin, onun titiz yöntemlerinden güçlü biçimde etkilendiği anlatılır. A great deal, katkının veya etkinin büyük olduğunu vurgular. Buradaki owe mecazidir: mali bir borcu değil, bir etkiyi veya nedeni belirtir.
Alıştırma
“Büyük ölçüde ... sayesinde olmuştur” anlamındaki bu dersin ifadesiyle cümleyi tamamlayın: The museum's success ____ its dedicated volunteers.
Cevabı göster
owes a great deal to
may have been ... but ...: karşıtlıktan önce bir noktayı kabul etmek
Bu cümlede may have been imaginary bir ödün verme işlevi görür: Konuşan kişi, Nicolas Bourbaki'nin gerçek bir birey olmadığını kabul eder. Tamamlanmışlık bildiren may have been, geçmişte zaten geçerli olan bu duruma dönüp bakar; onun şimdi hayalî hâle gelebileceği anlamına gelmez. But, odağı karşıt ve daha önemli noktaya taşır: Bu adın bıraktığı mirasın gerçek etkileri vardır. Başka durumlarda da kullanılabilen may have been A, but B kalıbı önce A'yı kabul eder, sonra B'yi vurgular.
Alıştırma
Önce geçmişteki bir özelliği kabul eden, ardından karşıt bir sonucu vurgulayan seçeneği belirleyin: The story ___ the lesson is useful.
- may have been strange, but
- may be strange, so
- must have been strange, because
Cevabı göster
may have been strange, but
For more stories of infamous imposters, Kelime
4:49Kötü şöhretli sahtekârların daha fazla hikayesi için,
infamous imposters: kötü nedenlerle tanınan sahtekârlar
stories of infamous imposters ifadesinde infamous, imposters sözcüğünü niteler. Bu kişilerin kötü eylemleri veya kötü itibarları nedeniyle yaygın biçimde tanındığını belirtir; sözcüğün kendisi güçlü bir olumsuz değerlendirme taşır. Imposter, başka biriymiş gibi davranan ya da gerçekte sahip olmadığı bir kimliğe veya role sahipmiş gibi görünen kişidir. Bu nedenle ifade, yaptığı hilelerle geniş çapta tanınan sahtekârlar hakkındaki hikâyeler anlamına gelir.
Alıştırma
Bir dolandırıcı yüzlerce kişiyi kandırdığı için yaygın biçimde tanındı. En uygun sözcüğü seçin: He was ___ for running a massive scam.
- infamous
- popular
- famous
Cevabı göster
infamous
check out this video on one of history's most notorious art forgers,
4:52tarihin en ünlü sanat eseri kalpazanlarından birini anlatan bu videoya,
Prester John: efsanevi bir Hristiyan kral
Prester John, Orta Çağ Avrupa'sında anlatılan hikâyelerdeki efsanevi bir Hristiyan kraldır. Gerçek bir hükümdar olarak yaşadığı, güvenilir tarihî kayıtlarla doğrulanmış değildir. Burada Prester John, videonun sonunda önerilen başka bir videonun konusudur. Bu kültürel göndermeyi anlamak için onun ünlü bir efsane figürü olduğunu ve bu nedenle gerçekte yaşamamış etkili kişiler temasına uyduğunu bilmek yeterlidir.
Alıştırma
Bu öneride Prester John'ı en doğru biçimde tanımlayan seçenek hangisidir?
- Orta Çağ hükümdarları hakkında videolar yapan modern bir tarihçi
- Orta Çağ Avrupa'sı hikâyelerindeki efsanevi bir Hristiyan kral
- Orta Çağ'da bir Avrupa ülkesini yönettiği belgelerle kanıtlanmış bir kral
Cevabı göster
Orta Çağ Avrupa'sı hikâyelerindeki efsanevi bir Hristiyan kral