Kuzey Koreliler Amerika'yı Nasıl Görüyor?: İngilizce çalışma notları

The Infographics Show

Öğrenme zorluğu
1.323 kelime 181 kel/dk

Video özeti: Video, Kuzey Korelilerin ABD'yi nasıl gördüğünü propaganda, Kore Savaşı anıları, gizli Amerikan filmleri, kültürel farklar ve yakın dönem diplomasisiyle inceliyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. filter down to — Öbeksi fiiller: Bir gerilim, politika veya düşüncenin toplum katmanlarından geçerek sıradan insanlara yavaş yavaş ulaşmasını anlatmak. 2. not the done thing — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Bir davranışın normlara aykırı olduğunu belirten Britanya İngilizcesi ifadesini done sözcüğünü gerçek anlamıyla okumadan tanımak. 3. in light of — Kalıplaşmış söz öbekleri ve eşdizimler: Yeni gerçekleri veya olayları resmî biçimde sunarak bir görüşü yeniden değerlendirmek.

Bu derste

With a closed media and a fierce propaganda program, Dilbilgisi

0:00

Kapalı bir medya ve şiddetli bir propaganda programı ile,

North Korea might be considered to be a nation gripped in fear of the outside world. Dilbilgisi

0:03

Kuzey Kore'nin dış dünya korkusuyla sarmalanmış bir ulus olduğu düşünülebilir.

Dilbilgisi

With a closed media and a fierce propaganda program, …: arka plan koşulları

Burada With + isim öbeği, ana cümleden önce arka plan koşullarını verir. Kapalı medya ve sert propaganda programı, sonraki değerlendirmeyi destekleyen koşullar olarak sunulur; Kuzey Kore’ye eşlik eden şeyler anlamına gelmez. Bu yapı, bir koşulu veya çevresel durumu kısa bir başlangıç öbeğinde topladığı için özellikle açıklayıcı ve resmî anlatımlarda kullanışlıdır. Ana fikir yine ana cümlede bulunur.

Alıştırma

Hangi cümle, ana cümle için bir arka plan koşulu sunmak üzere cümle başında With + isim öbeğini kullanır?

  1. With the deadline approaching, the editor shortened the article.
  2. With the editor, the writer revised the article.
  3. Because the deadline was approaching, the editor shortened the article.
Cevabı göster

With the deadline approaching, the editor shortened the article.

Dilbilgisi

might be considered to be: ihtiyatlı bir değerlendirme

Might be considered to be, might ile pasif değerlendirme yapısı olan be considered to beyi birleştirir. Özne, başkalarının yargısına konu olabilecek bir varlık olarak sunulur; yargıyı kimin verdiği belirtilmez. Bu ifade iddiayı yumuşatır: konuşan kişi Kuzey Kore’nin böyle bir ülke olduğunu doğrudan ileri sürmez. Mevcut kanıtlara dayalı ihtiyatlı bir yoruma işaret eder; bu kullanım analiz ve haber metinlerinde yaygındır.

Alıştırma

Yargı: At that price, the device might be considered to be a luxury item cümlesi kesin bir sonuç değil, ihtiyatlı bir değerlendirme ifade eder.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Doğru

But what do these people think about the outside world

0:08

Fakat bu insanlar dış dünya

and in particular the USA?

0:10

ve özellikle de ABD hakkında ne düşünüyor?

Relations have been tense between the two nations since the ceasefire of the Korean War in 1953. Dilbilgisi

0:12

1953'teki Kore Savaşı ateşkesinden bu yana iki ulus arasındaki ilişkiler gergin olmuştur.

Dilbilgisi

have been tense ... since: günümüze kadar süren bir durum

have been tense ifadesinde have been, be fiilinin present perfect biçimidir; tense ise ilişkilerin süregelen gergin durumunu anlatır. Cümle, bu durumun konuşma anında da geçerli olduğunu belirtir. Since başlangıç noktasını, yani 1953'teki ateşkesi gösterir. have/has been + sıfat + since + başlangıç noktası kalıbı, geçmişte başlayıp günümüze kadar süren bir durumu anlatmak için kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi be fiilinin tam present perfect biçimi ve tense sıfatıyla tamamlayın: Relations between the teams ____ since last year's final.

Cevabı göster

have been tense

But does this historic tension filter down to the common man and woman on the streets in North Korea? Notlar

0:18

Peki bu tarihi gerginlik Kuzey Kore sokaklarındaki sıradan erkek ve kadınlara kadar iniyor mu?

Öbek fiiller

filter down to: alt düzeylere aşamalı olarak ulaşmak

Burada filter down to, 'daha alt ya da daha geniş bir düzeye zamanla ulaşıp oradaki insanları etkilemek' demektir. Soru, hükûmetler arasındaki siyasi gerginliğin sıradan insanların günlük tutumlarını veya deneyimlerini de etkileyip etkilemediğini sorar. Bu ifade; etki, bilgi, kaynak veya kararların bir toplumun ya da kuruluşun katmanlarından geçerek ilerlediğini anlatır. Mecazidir; fiziksel bir filtreden geçen bir şey yoktur.

Alıştırma

Bu bağlamda filter down to ordinary people ne anlama gelir?

  1. Fiziksel olarak daha alt bir kata inmek
  2. Sıradan insanları bir gruptan çıkarmak
  3. Sıradan insanlara aşamalı olarak ulaşıp onları etkilemek
Cevabı göster

Sıradan insanlara aşamalı olarak ulaşıp onları etkilemek

Kelime

The common man and woman on the streets: sıradan insanlar

The common man and woman, halkın sıradan üyelerini, özellikle de siyasi gücü olmayan ve seçkin kesime ait bulunmayan kişileri ifade eder. Burada common, «ortak» veya «aşağı» değil, «sıradan» anlamındadır. On the streets, bu grubu resmî kurumların dışındaki gündelik toplumsal yaşamın içine yerleştirir. İfade, halkın deneyimiyle hükümetlerin veya seçkinlerin düşünceleri arasında geniş bir karşıtlık kurar; belirli yayaları göstermez ve evsizliği ima etmez.

Alıştırma

Bu cümlede the common man and woman on the streets kimleri ifade ediyor?

  1. Siyasi liderler ve diğer güçlü seçkinler
  2. Gündelik yaşamlarını sürdüren sıradan halk üyeleri
  3. Yalnızca o anda dışarıda yürüyen kişiler
Cevabı göster

Gündelik yaşamlarını sürdüren sıradan halk üyeleri

This is what we will be exploring as we look at the history between the two decades-long enemies

0:24

Bu yıllarca süren iki düşman arasındaki tarihi incelerken

and how current events might change the course the political future seems to be heading in.

0:29

ve güncel olayların siyasi geleceğin gidişatını nasıl değiştirebileceğine bakarken keşfedeceğimiz şey tam olarak budur.

In today's episode of the Infographics Show,

0:34

The Infographics Show'un bugünkü bölümünde,

we look at what do North Koreans think of America?

0:36

Kuzey Koreliler Amerika hakkında ne düşünüyor konusuna bakıyoruz.

While most of those who live in Eastern civilization live in a collective society,

0:40

Doğu medeniyetinde yaşayanların çoğu kolektif bir toplumda yaşarken,

those from the West live in an individual society.

0:44

Batı'dan gelenler bireyci bir toplumda yaşarlar.

Perhaps nowhere on the planet can we witness the extremes of collective and individual society Dilbilgisi

0:47

Belki de gezegenin hiçbir yerinde kolektif ve bireyci toplumun aşırılıklarına

as in the People's Republic of North Korea and the United States of America.

0:52

Kuzey Kore Halk Cumhuriyeti ve Amerika Birleşik Devletleri'ndeki kadar tanık olamayız.

Dilbilgisi

Nowhere on the planet can we witness: başa alınan nowhere sonrasında devriklik

Nowhere gibi olumsuz veya sınırlayıcı bir zarf tümleci cümlenin başına geldiğinde İngilizcede normalde özne-yardımcı fiil devrikliği kullanılır. Sıralama nowhere içeren ifade + yardımcı veya kiplik fiil + özne + ana fiil şeklindedir; bu yüzden we can witness değil, can we witness kullanılır. Nowhere ifadesini başa almak, başka hiçbir yerin bu görüntüyü sunmadığı iddiasını güçlü biçimde vurgular. Perhaps, iddianın mutlaklığını yumuşatır ancak devrik sözcük sırasını değiştirmez.

Alıştırma

Can ve we sözcüklerini doğru sıraya koyarak resmî cümleyi tamamlayın: Nowhere else ____ witness a contrast this sharp.

Cevabı göster

can we

Collectivism puts an emphasis on the cohesiveness among individuals Kalıp ifadeler

0:56

Kolektivizm, bireyler arasındaki bağlılığa vurgu yapar,

Kalıp ifadeler

puts an emphasis on: önem vermek

Put an emphasis on, bir şeyi özellikle önemli veya dikkate değer saymak demektir. Bu cümlede kolektivizmin özel önem verdiği özellik, bireyler arasındaki bağlılıktır. Kalıp put an emphasis on + isim veya -ing biçimidir. an içeren biçim dil bilgisi bakımından doğrudur, ancak put emphasis on ve place emphasis on çoğu zaman daha yaygındır.

Alıştırma

Cümleyi put an emphasis on ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The program ____ hands-on experience.

Cevabı göster

puts an emphasis on

to the extent that the group is more important than the individual. Dilbilgisi

1:01

öyle ki grup bireyden daha önemlidir.

Dilbilgisi

to the extent that: … ölçüde

To the extent that, bir şeyin belirli bir dereceye ulaştığını anlatır; sonuç bildiren bu kullanımda o kadar ki anlamına gelir. that yan cümlesi, önceki ifadenin ne ölçüde geçerli olduğunu gösterir. Burada bağlılık o kadar güçlü biçimde vurgulanır ki grup bireyden daha önemli kabul edilir. Kullanılabilir kalıp ifade + to the extent that + tam yan cümledir. İkinci yan cümle ilk ifadenin derecesini veya sonucunu kesin biçimde tanımladığı için analitik açıklamalarda yararlıdır.

Alıştırma

Bu cümleyi okuyun: The storm damaged the roads to the extent that several villages were cut off. Burada to the extent that neyi gösterir?

  1. Köylerin bağlantısı yol hasarı meydana gelmeden önce kesilmişti.
  2. Yol hasarı, birkaç köyün dış dünyayla bağlantısını kesecek dereceye ulaştı.
  3. Hasar yalnızca köylerin içindeki fiziksel alanı etkiledi.
Cevabı göster

Yol hasarı, birkaç köyün dış dünyayla bağlantısını kesecek dereceye ulaştı.

Collective societies work together towards a common understood aim.

1:05

Kolektif toplumlar, anlaşılan ortak bir amaca doğru birlikte çalışırlar.

Individualism, on the other hand, Anlatım akışı

1:09

Öte yandan bireycilik,

puts the worth on the individual.

1:11

değeri bireyin üzerine koyar.

Anlatım akışı

Karşıtlığı düzenleyen on the other hand

On the other hand, daha önce belirtilen bir yönle karşıtlık oluşturan ikinci bir yönü tanıtır. Burada kolektivizmden bireyciliğe geçişi gösterir ve dinleyicinin iki düşünceyi karşıt bakış açıları olarak düzenlemesine yardımcı olur. Bu bir söylem bağlayıcısıdır; zaman sırası bildiren bir ifade değildir. Virgül, ifadeyi ardından gelen cümleden ayırır.

Alıştırma

İlk ifadenin yanlış olduğunu söylemeden karşıt ikinci bir yön sunan bağlayıcıyı seçin: “Living downtown is convenient. ___, it can be noisy at night.”

  1. On the other hand
  2. As a result
  3. On the contrary
Cevabı göster

On the other hand

This ideology believes that the individual's rights and beliefs should come before the rights of the state or social group. Öbek fiiller

1:13

Bu ideoloji, bireyin hak ve inançlarının, devletin veya sosyal grubun haklarından önce gelmesi gerektiğine inanır.

Öbek fiiller

Öncelik bildiren come before

Bu cümlede come before, daha erken gelmek veya fiziksel olarak önde durmak değil, “daha yüksek önceliğe sahip olmak” anlamına gelir. A comes before B yapısı, önem bakımından A'yı B'nin üstüne koyar. Should ile kullanıldığında cümle, mevcut bir sıralamayı bildirmek yerine neyin öncelikli olması gerektiğine dair bir değer yargısı sunar.

Alıştırma

Cümleyi “daha yüksek önceliğe sahip olmak” anlamındaki iki kelimelik İngilizce ifadeyle tamamlayın: Safety should ____ convenience.

Cevabı göster

come before

When understanding Eastern and Western civilization,

1:19

Doğu ve Batı medeniyetlerini anlarken,

it is important to make this distinction first and foremost. Kalıp ifadeler

1:22

öncelikle bu ayrımı yapmak önemlidir.

Kalıp ifadeler

Make this distinction: bu ayrımı yapmak

“Make a distinction”, iki fikir, grup veya durum arasındaki farkı belirleyip açıkça ifade etmek demektir. Buradaki “this distinction”, daha önce sunulan toplulukçu ve bireyci toplumsal bakış açıları arasındaki karşıtlığa gönderme yapar; dolayısıyla make fiziksel bir nesne üretmek anlamına gelmez. Kalıp “make a distinction between A and B” şeklindedir. Farkın, sav ilerlemeden önce açıklığa kavuşturulması gereken karşılaştırma ve açıklamalarda özellikle kullanışlıdır.

Alıştırma

Hangi cümle, daha önce açıklanan bir farka gönderme yapmak için this distinction ifadesini doğal biçimde kullanır?

  1. The article separates reliable sources from rumors. Readers should distinguish this distinction before sharing a claim.
  2. The article separates reliable sources from rumors. Readers should do this distinction before sharing a claim.
  3. The article separates reliable sources from rumors. Readers should make this distinction before sharing a claim.
Cevabı göster

The article separates reliable sources from rumors. Readers should make this distinction before sharing a claim.

Kalıp ifadeler

First and foremost: her şeyden önce ve en yüksek öncelikle

“First and foremost”, “her şeyden önce ve en yüksek öncelik olarak” anlamına gelen kalıplaşmış, vurgulu bir ifadedir. Bu cümlede, ayrımın analizin geri kalanından önce yapılması gerektiğini ve bunun en önemli başlangıç adımı olduğunu belirtir. İfadenin tamamı tek bir zarf birimi olarak çalışır. Foremost, first sözcüğünü güçlendirir; ayrı bir ikinci eylem sunmaz.

Alıştırma

Hangi cümle, güvenliğin hem ilk kontrol edilmesi gereken şey hem de en yüksek öncelik olduğunu en açık şekilde belirtir?

  1. At first, everyone seemed safe.
  2. First and foremost, make sure everyone is safe.
  3. First, make sure everyone is safe.
Cevabı göster

First and foremost, make sure everyone is safe.

In 1910, Korea was annexed by Japan. Kelime

1:26

1910 yılında Kore, Japonya tarafından ilhak edildi.

Kelime

was annexed by: siyasi anlamı ve edilgen yapısı

Annex, bir toprağı ele geçirip genellikle tek taraflı ve çoğu zaman güç kullanarak bir devletin topraklarına veya denetimine resmen katmak demektir. Bu cümlede was annexed by, basit geçmiş zamanın edilgen yapısıdır: Korea eylemden etkilenen taraftır, by Japan ise eylemi yapanı belirtir. Eylemden etkilenen toprak odaktaysa be + annexed (+ by ...) kullanılır. Bu fiil, yalnızca hareket etmeyi veya tarafsız bir şekilde üye olmayı değil, siyasi bir katılmayı ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi annex fiilinin üç kelimelik basit geçmiş zaman edilgen biçimiyle tamamlayın: After the invasion, the region ____ the neighboring state.

Cevabı göster

was annexed by

After the Japanese surrendered towards the end of the Second World War,

1:29

İkinci Dünya Savaşı'nın sonuna doğru Japonların teslim olmasının ardından,

Korea was divided into the North occupied by the Soviet Union

1:33

Kore, Sovyetler Birliği tarafından işgal edilen Kuzey

and the South occupied by the USA.

1:36

ve ABD tarafından işgal edilen Güney olarak ikiye bölündü.

The two sides were unable to rejoin as a nation

1:39

İki taraf tek bir ulus olarak yeniden birleşemedi

and in 1948, separate governments were assembled.

1:42

ve 1948'de ayrı hükümetler kuruldu.

North Korea invaded the South in 1950

1:45

Kuzey Kore 1950'de Güney'i işgal etti

and a 3-year war followed until both sides agreed on a ceasefire. Kültür

1:48

ve her iki taraf da ateşkes üzerinde anlaşana kadar 3 yıllık bir savaş yaşandı.

Kültür

a ceasefire: barış antlaşması olmadan çatışmayı durdurmak

Ceasefire, karşıt tarafların çatışmayı durdurduğu bir anlaşma veya durumdur. Geçici, bölgesel ya da süresi belirsiz olabilir. Burada agreed on a ceasefire, iki tarafın da çatışmayı durdurmayı kabul ettiği anlamına gelir. Bu ifade, bir peace treaty imzaladıklarını veya anlaşmazlığı çözdüklerini söylemez.

Alıştırma

Bu ifadenin doğru olup olmadığına karar verin: The two countries agreed to a ceasefire, so they must also have signed a peace treaty.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

North Korea calls itself a self-reliant socialist state and has formal elections.

1:53

Kuzey Kore kendini kendi kendine yeten sosyalist bir devlet olarak tanımlar ve resmi seçimler yapar.

State-run enterprises and collectivized farms are the means of the country's production.

1:58

Devlet tarafından yönetilen işletmeler ve kolektifleştirilmiş çiftlikler ülkenin üretim araçlarıdır.

Healthcare, education, housing, and food production are state-funded.

2:03

Sağlık, eğitim, barınma ve gıda üretimi devlet tarafından finanse edilir.

Following the election of President George W. Bush in 2001, the US considered North Korea a rogue state Kelime

2:07

2001'de Başkan George W. Bush'un seçilmesinin ardından ABD, Kuzey Kore'yi haydut bir devlet olarak değerlendirdi

Kelime

değer yüklü bir siyasi etiket olarak rogue state

Rogue state, diplomaside ve siyasi yorumlarda uluslararası normlara karşı geldiği ve tehdit oluşturduğu öne sürülen bir ülke için kullanılan değer yüklü bir etikettir. Burada rogue, state sözcüğünü niteler; state bir durumu veya kişiyi değil, ülkeyi ifade eder. Bu ifade, onu kullanan tarafın bakış açısını aktarır. Tarafsız ve evrensel olarak kabul edilmiş bir hukuk kategorisi değildir; bu nedenle etiketi kimin ve hangi amaçla kullandığına bakmak gerekir.

Alıştırma

Bu bağlamda rogue state ne ifade ediyor?

  1. Uluslararası hukuka göre otomatik olarak verilen tarafsız bir hukuk kategorisi
  2. Uluslararası normları ihlal ettiği ve tehdit oluşturduğu öne sürülen bir ülkeye yönelik değer yüklü bir etiket
  3. Dürüst olmayan tek bir kişinin tanımı
Cevabı göster

Uluslararası normları ihlal ettiği ve tehdit oluşturduğu öne sürülen bir ülkeye yönelik değer yüklü bir etiket

as the North Koreans worked hard at acquiring nuclear weapons.

2:14

çünkü Kuzey Koreliler nükleer silah elde etmek için çok çalışıyordu.

By the first term of President Barack Obama,

2:17

Başkan Barack Obama'nın ilk dönemine gelindiğinde,

a policy of strategic patience was adopted. Kültür

2:19

stratejik sabır politikası benimsenmişti.

Kültür

bir politika yaklaşımının adı olarak strategic patience

Bu cümlede strategic patience, stratejik biçimde sabırlı olmaya yönelik bir öğüt değil, bir politika yaklaşımının adıdır. Obama yönetiminin Kuzey Kore politikası bağlamında, hemen taviz vermek yerine baskıyı sürdürmeyi ve Kuzey Kore’nin davranışını değiştirmesini beklemeyi ifade eder. policy of ifadesinden sonra kapsamı geniş ve olumlu duyulan bir söz öbeği geldiğinde, bunun tanınmış bir politika etiketi olarak kullanılıp kullanılmadığını kontrol edin. Çevrede belirtilen hükümet, dönem ve konu, ifadenin özel anlamını belirler.

Alıştırma

Bu cümlede strategic patience neyi ifade ediyor?

  1. Herhangi bir karar vermeden önce sakince bekleme alışkanlığı
  2. Hiçbir koşul olmadan hemen taviz önerme
  3. Baskıyı sürdürüp karşı tarafın davranışını değiştirmesini bekleyen, belirli bir adı olan politika yaklaşımı
Cevabı göster

Baskıyı sürdürüp karşı tarafın davranışını değiştirmesini bekleyen, belirli bir adı olan politika yaklaşımı

North Korea's supreme leader Kim Jong-il died of a heart attack

2:22

Kuzey Kore'nin en yüksek lideri Kim Jong-il kalp krizinden öldü

on December 17th, 2011

2:26

17 Aralık 2011 tarihinde

and was swiftly succeeded by his youngest son Kim Jong-un. Kelime

2:29

ve yerine hızla en küçük oğlu Kim Jong-un geçti.

Kelime

was swiftly succeeded by: sonraki görev sahibini belirleme

was swiftly succeeded by ifadesindeki succeeded, succeed fiilinin geçmiş zaman ortacıdır ve burada resmî olarak ‘bir görevde birinden sonra gelmek’ anlamındadır. Edilgen X was succeeded by Y yapısı, Y'nin X'in yerini aldığını belirtir. Burada Kim Jong-un, Kim Jong-il'den sonra gelmiştir; tersi değildir. Swiftly, succeeded fiilini niteler ve değişimin hızlı gerçekleştiğini belirtir. Buradaki anlam bir makamın devriyle ilgilidir; bir hedefe ulaşmada başarılı olmakla ilgili değildir.

Alıştırma

Hangi cümle Maya'nın Leo'dan sonra editörlük görevini devraldığı anlamına gelir?

  1. Maya was succeeded by Leo as editor.
  2. Leo succeeded Maya as editor.
  3. Leo was succeeded by Maya as editor.
Cevabı göster

Leo was succeeded by Maya as editor.

On June 12th, 2018,

2:33

12 Haziran 2018'de,

Kim Jong-un met with US President Donald Trump in Singapore.

2:35

Kim Jong-un, Singapur'da ABD Başkanı Donald Trump ile buluştu.

This summit, along with an earlier meeting

2:38

Bu zirve, daha önce silahlandırılmış sınırda

between North and South Korean premiers on the militarized border,

2:41

Kuzey ve Güney Kore başbakanları arasında yapılan toplantıyla birlikte,

was considered internationally as a firm step towards peace Deyimler

2:44

uluslararası alanda Kuzey Kore, Güney Kore ve ABD arasında

between North Korea, South Korea, and the USA.

2:48

barışa doğru atılmış sağlam bir adım olarak değerlendirildi.

Deyimler

a firm step towards peace: tamamlanma değil, anlamlı ilerleme

Burada step mecazidir: a step towards a goal, bir hedef doğrultusunda ilerleme sağlayan eylem veya olaydır. Firm, bu adımı zayıf ya da yalnızca sembolik değil; belirgin, ciddi ve anlamlı olarak niteler. İfade, zirveyi barışa yönelik anlamlı bir ilerleme olarak değerlendirir. Towards yön bildirir; dolayısıyla barış hâlâ bir hedeftir. Barışın zaten sağlandığını veya garanti edildiğini söylemez.

Alıştırma

Bu cümle ne anlama gelir? 'The new policy is a firm step towards cleaner rivers.'

  1. Politika anlamlı bir ilerlemedir, ancak daha temiz nehirler hâlâ ulaşılması gereken bir hedeftir.
  2. Politika nehirlerin yanında yürümek için gerçek bir yoldur.
  3. Politika bütün nehirleri şimdiden tamamen temizlemiştir.
Cevabı göster

Politika anlamlı bir ilerlemedir, ancak daha temiz nehirler hâlâ ulaşılması gereken bir hedeftir.

The North Korean government censors art and media,

2:51

Kuzey Kore hükümeti sanatı ve medyayı sansürler,

but Western films are available at private showings

2:54

ancak Batı filmleri yüksek rütbeli parti üyelerine

to high-ranking party members

2:57

özel gösterimlerde sunulur

and certain Western films are allowed to be viewed.

2:59

ve bazı Batı filmlerinin izlenmesine izin verilir.

Titanic, for example,

3:01

Örneğin Titanic,

is often viewed by university students as an example of Western culture.

3:03

Batı kültürünün bir örneği olarak genellikle üniversite öğrencileri tarafından izlenir.

Also, it is key to note that many more Western films Anlatım akışı

3:07

Ayrıca, çok daha fazla Batı filminin

are smuggled through as DVDs or aired by border TV and radio stations.

3:10

DVD'ler aracılığıyla kaçak olarak sokulduğunu veya sınır televizyon ve radyo istasyonları tarafından yayınlandığını belirtmek önemlidir.

Anlatım akışı

it is key to note that: önemli bilgiyi vurgulamak

It is key to note that, konuşmacının dinleyicinin çok önemli saymasını istediği bir olguyu tanıtır. Burada key, önemli veya vazgeçilmez anlamında bir sıfattır; dikkat edilmesi gereken olgu ise that yan cümlesinde yer alır. Baştaki it is ileriye gönderme yapar: asıl bilgi that sonrasında gelir. Also, bu önemli noktanın önceki açıklamaya eklendiğini gösterir. Böylece kalıp hem bilginin önemini hem de sav içindeki yerini işaretler.

Alıştırma

Ardından gelen olguyu çok önemli olarak işaretleyen tam kalıpla cümleyi tamamlayın: ____ the budget excludes travel costs.

Cevabı göster

It is key to note that

So much of what North Koreans think about America comes from three sources. Anlatım akışı

3:15

Dolayısıyla Kuzey Korelilerin Amerika hakkındaki düşüncelerinin çoğu üç kaynaktan gelir.

One, from what the government tells and teaches them.

3:19

Birincisi, hükümetin onlara söylediklerinden ve öğrettiklerinden.

Two, from what they see on television and hear on radio.

3:22

İkincisi, televizyonda gördükleri ve radyoda duyduklarından.

And three, from what they experienced themselves from the 1950s

3:25

Ve üçüncüsü, 1950'lerden bu yana bizzat deneyimledikleri şeylerden

or what the elder generations tell them about Americans during the conflict.

3:29

veya yaşlı kuşakların çatışma sırasında onlara Amerikalılar hakkında anlattıklarından.

Anlatım akışı

comes from three sources ... One, Two, And three: listeyi önceden bildirip numaralandırmak

Konuşmacı önce comes from three sources ile toplam sayıyı bildirir, ardından One, Two ve And three ifadelerini sözlü yön işaretleri olarak kullanır. Böylece dinleyiciler ayrıntılardan önce bir harita edinir ve kapsamlı üç kaynağı daha kolay takip eder. Buradaki sayılar, tek tek cümlelerin içindeki miktarları değil, bütün liste maddelerini etiketler. Her madde önceki comes from ifadesine bağlıdır; bu nedenle tekrarlanan sözler çıkarılabilir. three önündeki And son maddeyi belirtir ve vaat edilen üç bölümlü listeyi kapatır.

Alıştırma

Bu sözlü taslağı One, Two ve And three sayı işaretlerini doğru sırada kullanarak tamamlayın: The plan has three stages. ____, we collect the data. ____, we check the results. ____, we present our recommendation.

Cevabı göster

One · Two · And three

So what do most North Koreans think about the West

3:33

Peki çoğu Kuzey Koreli Batı hakkında

and in particular the United States?

3:35

ve özellikle Amerika Birleşik Devletleri hakkında ne düşünüyor?

Well, many North Koreans assume North Americans have lots of guns,

3:37

Birçok Kuzey Koreli Kuzey Amerikalıların çok sayıda silahı olduğunu varsayıyor,

probably owing to the smuggled television shows and movies they get to see. Kalıp ifadeler

3:41

muhtemelen izleme şansı buldukları kaçak televizyon programları ve filmler nedeniyle.

Kalıp ifadeler

owing to + ad öbeği

“Owing to”, “because of” anlamına gelen bir ilgeç öbeğidir. Burada bu izlenimin varsayılan nedenini, yani insanların izleyebildiği kaçak televizyon programlarını ve filmleri belirtir. Ardından bir ad öbeği veya -ing biçimi gelir; öznesi ve fiili bulunan tam bir yan cümle doğrudan gelemez. “Probably”, bu neden-sonuç açıklamasının kesin değil, tahmine dayalı olduğunu gösterir.

Alıştırma

Cümleyi “because of” anlamına gelen resmî ifadeyle tamamlayın: The school trip was postponed ____ flooding.

Cevabı göster

owing to

Many think Americans are all gun owners.

3:44

Çoğu, Amerikalıların hepsinin silah sahibi olduğunu düşünüyor.

Many North Koreans also assume that all Americans are rich,

3:47

Birçok Kuzey Koreli ayrıca tüm Amerikalıların zengin olduğunu,

live in big houses, and drive expensive cars.

3:51

büyük evlerde yaşadığını ve pahalı arabalar kullandığını varsayıyor.

Americans will hold hands and kiss on a first date,

3:53

Amerikalıların ilk buluşmada el ele tutuşup öpüşeceklerini,

which is not the done thing in a collective Asian society. Deyimler

3:56

bunun Asya'daki kolektif bir toplumda yapılmayan bir şey olduğunu düşünüyorlar.

Deyimler

not the done thing: yazılı olmayan bir toplumsal kural

“Not the done thing”, çoğunlukla Britanya İngilizcesinde kullanılan ve bir davranışın belirli bir grupta toplumca kabul edilmediğini ya da uygun görülmediğini belirten bir deyimdir. Burada done, “tamamlanmış” anlamına gelmez. Bu cümlede which, ilk buluşmada el ele tutuşup öpüşme eylemlerinin tamamına gönderme yapar. Konuşmacı bu davranışları yasa ihlali olarak değil, yazılı olmayan bir toplumsal kurala aykırı olarak sunar. Bu tür kurallar gruba göre değişir ve zamanla dönüşebilir.

Alıştırma

Hangi durum not the done thing ifadesine en iyi uyar?

  1. Resmî bir kulüp yemeğinde konukların kot pantolon giymemesi örtük olarak beklenir.
  2. Bir şehir yasası, yasak yere park etmeye para cezası uygular.
  3. Bir köprü hâlâ yapım aşamasındadır ve tamamlanmamıştır.
Cevabı göster

Resmî bir kulüp yemeğinde konukların kot pantolon giymemesi örtük olarak beklenir.

And Americans are so individual that families might split the bill at a restaurant, Kalıp ifadeler

4:00

Ve Amerikalıların o kadar bireyci olduklarını ve ailelerin bir restoranda hesabı bile bölüşebileceğini,

Kalıp ifadeler

Split the bill: hesabı bölüşmek

Split the bill, iki veya daha fazla kişinin restoran hesabını ödeme sorumluluğunu paylaşması demektir. Herkes üzerinde anlaşılan bir payı veya yalnızca kendi siparişini ödeyebilir; ifade tek başına herkesin tam olarak aynı tutarı ödeyeceğini belirtmez. Burada aile üyelerinin ayrı ayrı ödeme yapmasını anlatır ve sosyal hayattaki bireysel tercihe örnek olarak kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: At the end of lunch, Noah suggested, 'Let's ____ so one person doesn't have to pay for everyone.'

Cevabı göster

split the bill

unheard of in the collective East. Kelime

4:04

bunun kolektif Doğu'da duyulmamış bir şey olduğunu sanıyorlar.

Kelime

Güçlü bir yargı olarak unheard of

Unheard of, bir şeyin son derece sıra dışı veya bir grubun normal ya da kabul edilebilir saydığı sınırların dışında olması demektir. Genellikle uncommon sözcüğünden çok daha güçlü bir yargı taşır; kelimesi kelimesine hiç kimsenin o şeyi daha önce duymadığı anlamına gelmez. Bu cümlede ifade, önceki düşüncenin tamamı hakkında kısaltılmış bir yorumdur: '[That is] unheard of in the collective East.' Davranışı o ortamda şaşırtıcı olarak sunar; bunu her kişi veya aile hakkında kanıtlanmış bir gerçek olarak göstermez.

Alıştırma

'That kind of public insult is unheard of here,' cümlesinde unheard of ne anlama gelir?

  1. Burada son derece sıra dışı veya kabul edilemez sayılır.
  2. Burada bazen olur, ancak sık olmaz.
  3. Burada hiç kimse onu fiziksel olarak duyamadı.
Cevabı göster

Burada son derece sıra dışı veya kabul edilemez sayılır.

How much of all this is put together from watching TV shows, Öbek fiiller

4:06

Bütün bunların ne kadarının televizyon programlarını izleyerek bir araya getirildiğine,

we'll let you decide. Ton ve niyet

4:09

sizin karar vermenize izin vereceğiz.

Öbek fiiller

put together from: bilgi parçalarından bir fikir oluşturmak

Bu cümlede is put together from, “bir kaynaktan alınan bilgi parçalarının birleştirilmesiyle oluşturulmak” anlamına gelir. Parçalar, birinin TV programlarında gördüklerinden gelir ve ortaya fiziksel bir nesne değil, genel bir tablo veya izlenim çıkar. Edilgen be put together from + kaynak yapısı, sonucun nasıl oluşturulduğuna odaklanır. Çeşitli ipuçları, kayıtlar veya gözlemler birleştirilerek hazırlanan rapor, hikâye, teori, plan ya da izlenimleri anlatmak için sıkça kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi put together from ile tamamlayın: The documentary was ____ interviews, letters, and archival footage.

Cevabı göster

put together from

Ton ve niyet

we'll let you decide: kararı izleyiciye bırakmak

Burada we'll let you decide, konuşmacıların kesin bir cevap vermeyip izleyicileri kendi kararlarını vermeye davet ettikleri anlamına gelir. Bu ifade hem izleyiciyi konuşmaya katar hem de konuşmacıların kanıtlamadıkları bir iddiayla aralarına biraz mesafe koymalarını sağlar. let + kişi + fiilin yalın hâli yapısı, “birinin bir şey yapmasına izin vermek veya işi ona bırakmak” anlamına gelir: let you decide denir, let you to decide denmez. Sunucu dilinde bu ifade samimi ya da hafifçe şakacı olabilir; özellikle de kanıtlar belli bir cevaba işaret ediyor gibi görünüyorsa.

Alıştırma

Bir yorumcu birkaç ipucu göstermiş, ancak kesin bir sonuç söylemek istememektedir. Hangi cümle izleyiciyi karar vermeye en uygun şekilde davet eder?

  1. It's up to you to repair it.
  2. You must agree with us.
  3. We'll let you decide.
Cevabı göster

We'll let you decide.

Although in the past the North Korean government had declared that the USA is one of the country's enemies,

4:11

Geçmişte Kuzey Kore hükümeti ABD'nin ülkenin düşmanlarından biri olduğunu ilan etmiş olsa da,

many of North Korea's citizens don't feel that way nowadays.

4:15

günümüzde pek çok Kuzey Kore vatandaşı böyle hissetmiyor.

According to an article first published in the North Korea News,

4:19

North Korea News'de yayınlanan bir makaleye göre,

many people in North Korea's towns despise the Japanese,

4:22

Kuzey Kore'nin kasabalarındaki birçok insan Japonları aşağı görüyor,

but don't really hate Americans.

4:25

ancak Amerikalılardan gerçekten nefret etmiyorlar.

The North Korean regime lectures the people about its chosen ideologies,

4:27

Kuzey Kore rejimi halka kendi seçtiği ideolojiler hakkında dersler veriyor,

but doesn't succeed in totally brainwashing its people when it comes to the USA. Kalıp ifadeler

4:31

ancak konu ABD olduğunda halkının beynini tamamen yıkamakta başarılı olamıyor.

Kalıp ifadeler

when it comes to + konu: kapsamı belirli bir alana indirmek

Bu cümlede when it comes to, geniş kapsamlı bir ifadeyi belirli bir konuya, yani insanların ABD'ye yönelik tutumuna indirger. “Söz konusu olduğunda” veya “bu konu bakımından” anlamına gelir; come burada fiziksel hareketi anlatmaz. Yapı when it comes to + isim, zamir veya -ing biçimidir. Genel bir ifade belirli bir alanda değiştiğinde ya da bir istisna olduğunda özellikle kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi, comes içeren ve ifadeyi tek bir konuyla sınırlayan dört sözcüklük kalıpla tamamlayın: Lina enjoys every part of her job, but ____ early meetings, she struggles.

Cevabı göster

when it comes to

The elder generations who experienced the Korean War

4:35

Kore Savaşı'nı yaşamış yaşlı kuşaklar,

are aware that the US didn't commit the terrible war crimes Kalıp ifadeler

4:38

ABD'nin mevcut Kuzey Kore rejiminin iddia ettiği gibi

that the current North Korean regime claims they did.

4:41

o korkunç savaş suçlarını işlemediğinin farkındalar.

Kalıp ifadeler

commit ... war crimes: resmî eşdizim

Burada commit war crimes, “savaş suçu sayılan eylemleri gerçekleştirmek” anlamına gelen resmî bir fiil-nesne eşdizimidir. Bu yapıda commit, ciddi bir haksız veya yasa dışı eylem gerçekleştirmek demektir; “söz vermek” anlamına gelmez. Commit the terrible war crimes örneğinde olduğu gibi nesne öbeğinin içinde belirleyiciler ve sıfatlar bulunabilir. Bu ifade ciddi bir suçlama oluşturduğu için cümle, iddiayı kendiliğinden kanıtlanmış bir gerçek olarak sunmak yerine mevcut Kuzey Kore rejimine atfeder.

Alıştırma

Cümleyi commit fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: The court found that the commander had ____ war crimes.

Cevabı göster

committed

Some of the propaganda stories are horrific.

4:44

Propaganda hikayelerinin bazıları korkunçtur.

There are stories of US soldiers tearing off the limbs of North Koreans. Öbek fiiller

4:46

ABD askerlerinin Kuzey Korelilerin uzuvlarını kopardığı hikayeleri var.

They would cut out the eyes, rip off the noses,

4:50

Gözleri oyup, burunları kopardıkları

Öbek fiiller

Tearing off, cut out ve rip off

Burada tearing off, cut out ve rip off, vücut parçalarının şiddet içeren fiziksel eylemlerle çıkarılmasını anlatır. Off, parçayı bağlı olduğu yerden ayrılmış olarak; out ise içeriden veya çevresindeki maddeden çıkarılmış olarak gösterir. Vücut parçasının nesne olduğu bu bağlamda rip off, fiziksel ve gerçek anlamıyla zorla koparmaktır; kandırmak veya aşırı ücret almak şeklindeki ayrı anlamında değildir. Her fiili ve ardından gelen parçacığı tek bir anlam birimi olarak ele alın. Tear off ve rip off çekme ya da yırtma içerirken cut out kesme içerir. Cümle, bazı hikâyelerin iddia ettiği şeyi aktarır; kullanılan sözler olayların gerçekten yaşandığını tek başına kanıtlamaz.

Alıştırma

Şekli sayfadan çıkarmak için makas kullanıldığında cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? “Please ___ the star along the dotted line.”

  1. rip off
  2. cut out
  3. tear off
Cevabı göster

cut out

and routinely hang North Koreans naked on trees.

4:52

ve rutin olarak Kuzey Korelileri ağaçlara çıplak astıkları anlatılır.

These older North Koreans who were there at the time

4:55

O dönemde orada bulunan bu yaşlı Kuzey Koreliler,

recall American soldiers treating the women and children well

4:58

bir haber kaynağına göre,

and even gifting the children with chocolate and snacks, Kalıp ifadeler

5:01

Amerikan askerlerinin kadınlara ve çocuklara iyi davrandığını

according to one news source.

5:03

ve hatta çocuklara çikolata ve atıştırmalık hediye ettiğini hatırlıyor.

Kalıp ifadeler

Gifting the children with…: çocuklara bir şeyi hediye etmek

Gifting the children with chocolate and snacks ifadesinde gift bir fiildir. Yapı gift + alıcı + with + şey biçimindedir; dolayısıyla the children alıcıları, chocolate and snacks ise hediyeleri belirtir. Gifting, treating ile paralel kullanılan -ing biçimidir. Bu yapı bir şeyi hediye olarak vermek anlamına gelir, ancak give someone something yapısından daha resmî ve belirgindir. Sıradan bir aktarımdan çok, eylemin hediye verme olduğunu özellikle vurgular.

Alıştırma

Sıradan, günlük bir durumda hangi cümle en doğal seçimdir?

  1. I gifted my coworker with the file after lunch.
  2. I gave my coworker the file after lunch.
Cevabı göster

I gave my coworker the file after lunch.

And then there is the unbeatable power of television. Anlatım akışı

5:05

Ve bir de televizyonun yenilmez gücü var.

Anlatım akışı

And then there is: önemli bir ek unsuru sunmak

And then there is + isim öbeği, daha önce bazı noktalar ele alındıktan sonra bir unsur daha sunar. Burada yeni unsur televizyonun gücüdür. Bu yapı yalnızca sıradan bir liste yapmaz: and then düşüncenin ilerlediğini gösterirken there is yeni unsuru odağa taşır. Bir şeyin nerede olduğunu söyleyen değil, söylemi düzenleyen bir yapıdır.

Alıştırma

Bir önemli unsur daha sunmak için cümleyi And then there is ile tamamlayın: We have considered the schedule and the budget. ____ the question of safety.

Cevabı göster

And then there is

As mentioned before, American action movies are popular,

5:08

Daha önce de belirtildiği gibi, Amerikan aksiyon filmleri popülerdir,

although illegal in North Korea. Dilbilgisi

5:11

Kuzey Kore'de yasadışı olmasına rağmen.

Dilbilgisi

although illegal: kısaltılmış bir ödünleme yan cümlesi

Although illegal, kısaltılmış bir ödünleme yan cümlesidir. Tam biçimi although they are illegal şeklindedir ve buradaki they, American action movies ifadesine gönderme yapar. Özne ve be biçimi ana cümleden anlaşılabildiği için çıkarılmıştır. Bu kısaltmayı yalnızca çıkarılan özne ana cümlenin öznesiyle aynı olduğunda kullanın. Although yine de ödünleme bildirir: filmler yasa dışı statülerine rağmen popülerdir.

Alıştırma

Kısaltılmış bir ödünleme yan cümlesinde although ve muddy sıfatını kullanın: The trail, ____, remained open to hikers.

Cevabı göster

although muddy

When was the last time you saw the Americans playing the bad guys in an international thriller? Kelime

5:13

Uluslararası bir gerilim filminde Amerikalıların kötü adamları oynadığını en son ne zaman gördünüz?

Kelime

Playing the bad guys: play + rol

Burada playing, bir oyuna katılmak değil, bir filmdeki karakterleri canlandırmak anlamındadır. Kalıp play + rol şeklindedir: oyuncular play heroes, villains, parents ve başka karakterler diyerek farklı rolleri canlandırabilir. The bad guys, kötü karakterleri veya karşı tarafı anlatan gündelik bir hikâye etiketidir. Bu retorik soruda konuşan kişi, Amerikalıların böyle rollere seçilmesini nadir bir durum olarak sunar. İfade medyadaki rollerle ilgilidir; Amerikalıların gerçekte kötü insanlar olduğunu iddia etmez.

Alıştırma

Film eleştirisi cümlesini dersteki oyunculuk ifadesiyle tamamlayın: In this comedy, the two lead actors are ____.

Cevabı göster

playing the bad guys

Some of the most popular movie franchises in the People's Republic are the James Bond series,

5:17

Halk Cumhuriyeti'ndeki en popüler film serilerinden bazıları James Bond serisi,

Mission Impossible, and Home Alone.

5:22

Görevimiz Tehlike ve Evde Tek Başına'dır.

North Koreans love to watch the adventures of American heroes.

5:24

Kuzey Koreliler Amerikan kahramanlarının maceralarını izlemeye bayılırlar.

They also dig all the high-tech pageantry Kelime

5:27

Aynı zamanda yüksek teknolojili şatafatı da seviyorlar,

as these are beyond the normal reach of the average North Korean. Deyimler

5:29

çünkü bunlar ortalama bir Kuzey Korelinin normal erişiminin ötesindedir.

Kelime

“Beğenmek veya takdir etmek” anlamındaki dig

Burada dig, “beğenmek”, “hoşlanmak” veya “takdir etmek” anlamına gelen gündelik bir argo sözcüktür. Onlar ileri teknoloji gösterisini beğeniyor; kimse fiziksel olarak kazı yapmıyor. Bu anlamda dig genellikle doğrudan nesne alır: dig the music, dig your style veya dig that idea. Çevredeki bağlam olumlu bir tepki olduğunu gösterir.

Alıştırma

“I really dig the new design,” cümlesinde dig ne anlama gelir?

  1. Onda bir çukur açıyorum.
  2. Onu gözden uzaklaştırıyorum.
  3. Onu beğeniyor ve takdir ediyorum.
Cevabı göster

Onu beğeniyor ve takdir ediyorum.

Deyimler

Olağan erişim sınırları için “beyond the normal reach of”

“Beyond the normal reach of + kişi veya grup”, bir şeyin normal koşullarda onlar için genellikle mevcut, maddi olarak karşılanabilir ya da erişilebilir olmadığı anlamına gelir. Burada yüksek teknolojili gösteri, sıradan bir Kuzey Korelinin normalde deneyimleyemeyeceği bir şeydir. “Reach” mecazidir: yalnızca bir kolun uzanabileceği mesafeyi değil, birinin para, fırsat, bilgi, teknoloji veya erişim bakımından sınırlarını da anlatabilir. “Normal” gündelik koşulları ölçüt olarak belirlerken “beyond” söz konusu şeyi bu sınırın dışına yerleştirir.

Alıştırma

“The specialist equipment is beyond the normal reach of most small schools,” cümlesinde beyond the normal reach of ne anlama gelir?

  1. Çoğu küçük okul ekipmana dokunacak kadar fiziksel olarak uzağa uzanamaz.
  2. Çoğu küçük okul ekipmanı kontrol etmekten sorumludur.
  3. Çoğu küçük okul normalde bu ekipmanın ücretini karşılayamaz veya ekipmana erişemez.
Cevabı göster

Çoğu küçük okul normalde bu ekipmanın ücretini karşılayamaz veya ekipmana erişemez.

North Korean schools teach that those who saved their country are true heroes

5:32

Kuzey Kore okulları, ülkelerini kurtaranların gerçek kahramanlar olduğunu öğretir

and are taught about the importance of the everyday hero.

5:36

ve onlara günlük kahramanın önemi hakkında eğitim verilir.

However, such dreams can never be realized in their patriarchal, collective, and communist society.

5:39

Ancak bu tür hayaller onların ataerkil, kolektif ve komünist toplumlarında asla gerçekleştirilemez.

The individual overcoming repression as an entertainment medium

5:44

Bir eğlence aracı olarak baskının üstesinden gelen birey,

is a concept people understand and enjoy all across the world,

5:48

hangi toplumda yetiştirilmiş olurlarsa olsunlar,

no matter what society they have been brought up in. Notlar

5:51

tüm dünyada insanların anladığı ve keyif aldığı bir kavramdır.

Dilbilgisi

Değişmeyen bir sonuç için “no matter what”

“No matter what + isim veya yan cümle” bir ödünleme koşulu getirir: mümkün olan her seçim veya durum aynı sonuca götürür. Örnekte, insanların yetiştirildiği toplumun türü ana cümledeki sonucu değiştirmez. What sözcüğünden sonra açık bırakılan öğeyi ekleyin. Bu öğe “no matter what route” örneğindeki gibi bir isim öbeği veya “no matter what happens” örneğindeki gibi bir yan cümlenin parçası olabilir. Bu koşul başta geldiğinde, ardından değişmeyen sonucu belirten bir ana cümle getirin.

Alıştırma

Cümleyi “hangisi olursa olsun” anlamına gelen üç sözcüklük ifadeyle tamamlayın: ____ route we take, we will arrive before dark.

Cevabı göster

No matter what

Öbek fiiller

Brought up: bir toplumsal çevrede yetiştirilmiş

Bu cümlede have been brought up, bring someone up ifadesinin edilgen biçimidir ve “birini çocukluğu boyunca yetiştirip onunla ilgilenmek” anlamına gelir. Vurgu, onları yetiştiren kişilerden çok aldıkları yetiştirilme tarzındadır. no matter what yapısında what society, “hangi toplum olursa olsun” anlamına gelir; sondaki in ise bu toplumu brought up ifadesine bağlar. Bu kalıp, bir kişiyi büyürken şekillendiren yeri, kültürü, değerleri veya koşulları anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi “yetiştirilmek” anlamındaki bring up ifadesinin edilgen biçimiyle tamamlayın: Maya ____ by her grandparents in a bilingual home.

Cevabı göster

was brought up

Although most North Korean kids have never laid eyes on an American in person, Deyimler

5:54

Kuzey Koreli çocukların çoğu şahsen bir Amerikalıyı hiç görmemiş olsa da,

Deyimler

Laid eyes on: kendi gözleriyle görmek

Lay eyes on someone or something, “birini veya bir şeyi görmek” anlamına gelen bir deyimdir ve çoğu zaman ilk kez görme deneyimini vurgular. Gözleri fiziksel olarak bir yere koymak anlamına gelmez. have never ifadesinden sonra lay fiili geçmiş zaman ortacı laid biçimine girer: have never laid eyes on. Burada never, daha önce hiçbir görme deneyimi olmadığını belirtirken in person, birini fotoğraf veya videoda görmenin buna dâhil olmadığını açıklar.

Alıştırma

Cümleyi lay eyes on deyiminin doğru biçimiyle tamamlayın: Before the museum trip, Leo had never ____ a dinosaur skeleton.

Cevabı göster

laid eyes on

there is a museum in the town of Sinchon

5:58

Sinchon kasabasında Kuzey Kore/Amerika tarihine odaklanan

that focuses on North Korean/American history.

6:00

bir müze bulunmaktadır.

The Sinchon Museum of American War Atrocities shows Americans as sinister missionaries,

6:03

Sinchon Amerikan Savaşı Zulümleri Müzesi, Amerikalıları sinsi misyonerler,

vicious soldiers, and experts of evil torture.

6:09

acımasız askerler ve şeytani işkence uzmanları olarak gösteriyor.

This temple of anti-Americanism is open all spring and summer Deyimler

6:12

Bu Amerikan karşıtlığı tapınağı tüm ilkbahar ve yaz boyunca açıktır

Deyimler

temple of anti-Americanism metaforu

Burada temple bir metafordur; dini bir yapının adı değildir. Yazar müzeyi, Amerikan karşıtlığının sanki bir inanç gibi yüceltildiği ya da öğretildiği, bu ideolojiye adanmış bir yer olarak sunar. temple of + idea kalıbı, bir yeri belirli bir düşünceye yoğun biçimde adanmış olarak gösterebilir. Güçlü bir değer yargısı taşıdığı için yalnızca yeri tanımlamaz, yazarın tutumunu da açığa çıkarır.

Alıştırma

Bu cümlede temple of anti-Americanism neyi ima ediyor?

  1. Amerikan karşıtı fikirleri yaymaya yoğun biçimde adanmış olarak gösterilen bir yer
  2. Amerikan karşıtlığına gerçekten tapılan dini bir mekân
  3. Yalnızca mevsimlik okul gezileri için kullanılan tarafsız bir bina
Cevabı göster

Amerikan karşıtı fikirleri yaymaya yoğun biçimde adanmış olarak gösterilen bir yer

when school children are escorted on field trips

6:15

ve okul çocukları alan gezilerinde eşlik edilerek,

to receive a healthy dose of hatred for the good old USA. Notlar

6:18

eski güzel ABD'ye karşı sağlıklı bir dozda nefret almaları için götürülür.

Deyimler

a healthy dose of hatred ifadesindeki ironi

Burada dose, nefreti ölçülü miktarda verilebilen bir madde veya ilaç gibi ele alır. Healthy genellikle yararlı bir şeyi anlatır, ancak nefret zararlıdır; bu nedenle olumlu ifade ile olumsuz isim çatışır. Bu çatışma ironi yaratır: yazar nefreti onaylamaz. İfade, çocuklara düşmanlık sunulmasını sanki eğitimlerinin sağlıklı bir parçasıymış gibi gösterme fikriyle alay eder.

Alıştırma

a healthy dose of hatred burada neden ironiktir?

  1. Çünkü yararlı bir şey için kullanılan olumlu ifade hatred sözcüğüne uygulanarak onay değil eleştiri gösteriliyor.
  2. Çünkü dose, çocukların gerçek bir ilaç aldığı anlamına geliyor.
  3. Çünkü healthy, nefretin çocuklar için gerçekten iyi olduğunu söylüyor.
Cevabı göster

Çünkü yararlı bir şey için kullanılan olumlu ifade hatred sözcüğüne uygulanarak onay değil eleştiri gösteriliyor.

Ton ve niyet

good old USA ifadesindeki ironik sıcaklık

Good old normalde good old Sam veya the good old days örneklerinde olduğu gibi sevgi dolu bir aşinalık katar. Ancak burada, ABD'ye yönelik hatred ifadesinin hemen ardından USA sözcüğünü niteler. Olumlu hitap ile olumsuz bağlam arasındaki çatışma sözlü ironiyi gösterir. Yazar, düşmanlığı anlatırken sıcak ve onaylayıcı bir ifade kullanarak gerçek bir özlem ya da övgü yerine alaycı ve mesafeli bir ton oluşturur.

Alıştırma

Bu cümlede good old USA büyük olasılıkla nasıl bir tutum ifade ediyor?

  1. ABD'ye yönelik içten bir övgüdür ve hatred olumlu anlamda kullanılmaktadır.
  2. İfade sevgi dolu gelir, ancak hatred ile çatışması anlatımı ironik hâle getirir.
  3. ABD'nin resmî törensel adıdır.
Cevabı göster

İfade sevgi dolu gelir, ancak hatred ile çatışması anlatımı ironik hâle getirir.

The 1950 to 1953 Korean War ended with a ceasefire,

6:22

1950 - 1953 Kore Savaşı ateşkesle sona erdi,

but the war still has a place firmly in the hearts of many of the North Koreans.

6:26

ancak savaş hala birçok Kuzey Korelinin kalbinde sağlam bir yere sahip.

Many Americans refer to the conflict as the forgotten war, Kültür

6:30

Birçok Amerikalı bu çatışmadan unutulmuş savaş olarak bahseder,

Kültür

the forgotten war kültürel adı

The forgotten war, ABD'de Kore Savaşı hakkında yapılan tartışmalarda kullanılan yaygın ve resmî olmayan bir addır. Forgotten, hiç kimsenin savaşı hatırlamadığı veya etkilerinin ortadan kalktığı anlamına gelmez. Bu ad, kamusal bellek hakkında bir değerlendirme yapar: Kore Savaşı, İkinci Dünya Savaşı veya Vietnam Savaşı gibi savaşlarla karşılaştırıldığında ABD popüler kültüründe ve kamu tartışmalarında çoğu zaman daha az sürekli ilgi görmüştür. Başlangıçtaki Many Americans ifadesi, bunun evrensel bir tanım değil ABD'ye ait bir bakış açısı olduğunu gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede the forgotten war en doğrudan neyi düşündürüyor?

  1. Çatışmanın resmî bir tarihsel adı yoktur.
  2. Her Amerikalı savaşın ne zaman gerçekleştiğini tamamen unutmuştur.
  3. Kore Savaşı, ABD kamusal belleğinde çoğu zaman göreceli olarak sınırlı ilgi görmüştür.
Cevabı göster

Kore Savaşı, ABD kamusal belleğinde çoğu zaman göreceli olarak sınırlı ilgi görmüştür.

but the war figures deeply in the propaganda and identity of North Korea as a nation. Kelime

6:33

ancak savaş, bir ulus olarak Kuzey Kore'nin kimliğinde ve propagandasında derin bir yer tutar.

Kelime

“figures deeply in”: önem bildiren bir fiil olarak figure

Burada figures, “önemli bir yere veya role sahip olmak” anlamına gelen bir fiildir. Savaşın Kuzey Kore'nin propagandasını ve ulusal kimliğini derinden şekillendirdiği anlatılır; figures burada “hesaplar” anlamına gelmez ve sayıları ifade etmez. figure in + isim yapısı, bir şeyin önem taşıdığı alanı, süreci veya anlatıyı belirtir. Bir zarf, bu önemin ne kadar güçlü ya da görünür olduğunu gösterebilir; burada deeply etkinin derinliğini vurgular.

Alıştırma

Bu cümlede figures deeply in ne anlama gelir?

  1. … içinde resimlerle gösterilir
  2. … üzerinde büyük ve derin bir etkiye sahiptir
  3. … içinde sayısal olarak hesaplanır
Cevabı göster

… üzerinde büyük ve derin bir etkiye sahiptir

It is thought and hoped that as new recent international relations Dilbilgisi

6:38

Yeni uluslararası ilişkiler

between the North and South are strengthened,

6:41

Kuzey ve Güney arasında güçlendikçe,

these sentiments will change.

6:44

bu duyguların değişeceği düşünülüyor ve umuluyor.

Dilbilgisi

“It is thought and hoped that”: kişisiz tutumları birleştirme

It, kendi başına anlam taşımayan biçimsel bir öznedir; asıl içerik that ile başlayan yan cümlede yer alır. Thought ve hoped, is yardımcı fiilini paylaşan eş görevli geçmiş zaman ortacı biçimleridir; bu nedenle yapı hem bir inanç veya beklentiyi hem de bir dileği aktarır. Edilgen yapı, böyle düşünen ve umut eden kişileri belirtmez. Bu, resmî ve kişisiz bir ton oluşturur; ancak iki fiilin gücü yine de farklıdır: thought bir değerlendirme sunarken hoped istenen bir sonucu ifade eder, ek kanıt sunmaz.

Alıştırma

Kişileri belirtmeden hem bir değerlendirme hem de bir dilek ifade eden kişisiz yapıyla cümleyi tamamlayın: ____ the talks will lead to a lasting agreement.

Cevabı göster

It is thought and hoped that

During the 2018 Winter Olympics opening ceremony,

6:45

2018 Kış Olimpiyatları açılış töreninde,

both North and South Koreans marched under a united flag.

6:48

hem Kuzey hem de Güney Koreliler birleşik bir bayrak altında yürüdüler.

And later in the year,

6:52

Ve yılın ilerleyen aylarında,

North Korean leader Kim Jong-un and the South Korean president Moon Jae-in

6:53

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve Güney Kore devlet başkanı Moon Jae-in,

shook hands after 65 years of animosity.

6:57

65 yıllık düşmanlığın ardından el sıkıştılar.

The two met at the militarized border

7:00

İkili silahlandırılmış sınırda buluştu

and the photographs of the event spread around the world,

7:02

ve olayın fotoğrafları tüm dünyaya yayılarak,

offering new hope for better relations between the two nations.

7:05

iki ulus arasında daha iyi ilişkiler için yeni bir umut sundu.

So, how do you think this newfound relationship with North Korea

7:08

Peki, Kuzey Kore ile dünya arasındaki

and the world will work out? Öbek fiiller

7:12

bu yeni ilişkinin nasıl sonuçlanacağını düşünüyorsunuz?

Öbek fiiller

How will ... work out?: ... nasıl sonuçlanacak?

Burada work out, “gelişip sonunda belirli bir sonuca ulaşmak” demektir. Soru, bu yeni ilişkinin gelecekte nasıl sonuçlanacağını sorar; sonucun iyi ya da kötü olacağını varsaymaz. Özne bir durum, plan, müzakere veya ilişki olduğunda how ... work out? belirsiz bir sonucu sormanın doğal bir yoludur. Work out ifadesinin hangi anlamda kullanıldığını özne ve bağlam gösterir.

Alıştırma

“No one knows how the new delivery plan will work out,” cümlesinde work out ne anlama gelir?

  1. Sayısal bir cevap hesaplamak
  2. Fiziksel egzersiz yapmak
  3. Gelişip sonunda belirli bir sonuca ulaşmak
Cevabı göster

Gelişip sonunda belirli bir sonuca ulaşmak

Was Donald Trump right to meet with Kim Jong-un in Singapore?

7:14

Donald Trump'ın Singapur'da Kim Jong-un ile görüşmesi doğru muydu?

And how do you think the average North Korean sees America in light of these new events? Kalıp ifadeler

7:17

Peki sizce ortalama bir Kuzey Koreli bu yeni olaylar ışığında Amerika'yı nasıl görüyor?

Kalıp ifadeler

in light of: ... ışığında; dikkate alarak

In light of, “dikkate alarak” veya “... ışığında” anlamına gelir. Burada yeni gelişmeler, ortalama bir Kuzey Korelinin Amerika'ya bakışını değiştirebilecek bilgilerdir. Bu ifade, bir gerçeği veya gelişmeyi bir yargı oluşturmanın ya da yeniden değerlendirmenin temeli olarak sunar. Basit bir neden-sonuç ilişkisi gerektirmez; bilginin değerlendirme açısından önemli olduğunu gösterir.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve “yeni kanıtları dikkate alarak” anlamına gelen resmî üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: ____ the new safety data, the engineers reviewed the design again.

Cevabı göster

In light of

Let us know your thoughts in the comments.

7:21

Düşüncelerinizi yorumlarda bize bildirin.

Also, be sure to check out our other video called USA versus North Korea,

7:23

Ayrıca, ABD Kuzey Kore'ye karşı,

who would win.

7:27

kim kazanırdı adlı diğer videomuza da göz atmayı unutmayın.

Thanks for watching.

7:28

İzlediğiniz için teşekkürler.

And as always, don't forget to like, share, and subscribe.

7:29

Ve her zaman olduğu gibi beğenmeyi, paylaşmayı ve abone olmayı unutmayın.

See you next time.

7:32

Bir dahaki sefere görüşmek üzere.