Oidipus'a gerçekten ne oldu? - Stephen Esposito: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
695 kelime 134 kel/dk

Video özeti: Bu video, Oedipus mitini babasını öldürüp annesiyle evleneceğine dair kehanetten başlayarak Thebes’teki soruşturmasına, korkunç gerçeği öğrenmesine ve Sophocles’in onun sürgünü ile ölümünü anlatan sonraki oyununa kadar yeniden anlatıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Though Oedipus would dodge death, vanquish the monstrous Sphinx, and weather wrathful plagues, the truth would prove his greatest challenger. — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: Bir anlatı girişinin Though ile önce kahramanca başarıları sıralayıp sonra asıl çatışmaya döndüğünü görebilirsin; böylece karşıtlık ve gerilim kuran girişleri takip edebilir veya yazabilirsin. 2. divine plague would only relent if the killer of Thebes' previous king, Laius, was finally revealed, — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: only if yapısının tek gerekli koşulu belirttiğini fark edebilirsin. Bu, kuralları, kehanetleri ve bir şey değişmeden önce belirli bir olayın gerçekleşmesi gereken olay örgüsü dönüşlerini anlamaya yarar. 3. but it wouldn't be his final word on the tragic hero. — Kültür, medya ve gerçek dünya bağlamı: final word on ifadesinin hikâyeden, bir yazarın daha sonra aynı karakteri nasıl ele aldığına geçiş yaptığını anlayabilirsin; tragic hero ise Oedipus’un edebî rolünü adlandırır.

Bu derste

Though Oedipus would dodge death, Anlatım akışı

0:07

Oidipus ölümden kaçabilse de,

vanquish the monstrous Sphinx,

0:09

canavar Sfenks'i alt etse de,

and weather wrathful plagues, Kelime

0:11

ve korkunç vebaları atlatabilse de,

Kelime

weather wrathful plagues: fiil olarak weather

Burada weather, tehlikeli veya zor bir şeye dayanıp onu atlatmak anlamında kullanılan geçişli bir fiildir. Doğrudan nesnesi wrathful plagues olduğundan bu ifade Oidipus’un bu felaketlerden sağ çıktığını söyler; hava koşullarından söz etmez. Bu kullanım, zorluğu bir kişinin, grubun veya sistemin dayanmayı başardığı bir fırtına gibi ele alır.

Alıştırma

Weather fiilini doğru biçimde kullanın: The coastal town ____ the storm and reopened its harbor within a week.

Cevabı göster

weathered

the truth would prove his greatest challenger. Kelime

0:13

gerçeğin onun en büyük rakibi olduğu kanıtlanacaktı.

Anlatım akışı

Though ... the truth would prove his greatest challenger: ödünden asıl zorluğa geçiş

Though, Oidipus’un zaferlerini cümlenin ana fikri yapmak yerine arka plana yerleştirir. Bunları bir ödün ilişkisi içinde sunar: Ölümden kaçsa, Sfenks’i yense ve salgınlardan sağ çıksa bile bu başarılar asıl çatışmayı çözmez. Ana cümle odağı the truth üzerine taşır. ‘Though + ödün, ardından ana yargı’ kalıbı, daha önemli engeli açıklamadan önce etkileyici güçleri veya başarıları kabul etmeyi sağlar.

Alıştırma

Bu cümledeki başlangıç Though yan cümlesi ne işe yarar?

  1. Kahramanca başarıları bir ödün olarak sunar ve ardından ana cümlede daha derin zorluğu belirtir.
  2. Kahramanca başarılar listesini cümlenin nihai sonucu yapar.
  3. Bütün olayların tam olarak aynı anda gerçekleştiğini gösterir.
Cevabı göster

Kahramanca başarıları bir ödün olarak sunar ve ardından ana cümlede daha derin zorluğu belirtir.

Kelime

would prove his greatest challenger: prove + tümleç

Burada prove, sonuçta belli olmak veya sonunda bir şey hâline gelmek anlamında bağlayıcı fiil olarak kullanılır. Bir şeyi kanıtlarla ispatlamak anlamına gelmez. his greatest challenger ad öbeği, gerçeğin sonunda onun için nasıl bir rol üstleneceğini açıklayan özne tümlecidir. Would prove, geçmişten bakılan bir geleceği gösterir: anlatıcı, hikâyenin daha erken bir anından daha sonra netleşecek bir sonuca işaret eder. Aktarılabilir kalıp özne + prove + sıfat veya ad tümlecidir.

Alıştırma

Cümleyi would prove + complement kalıbındaki hedef fiille tamamlayın: The final mile would ____ the hardest part of the race.

Cevabı göster

prove

When Oedipus' mother, Queen Jocasta of Thebes,

0:17

Oidipus'un annesi, Thebai Kraliçesi İokaste,

gave birth to him,

0:20

onu doğurduğunda,

a grim air seized the occasion. Deyimler

0:22

ortama kasvetli bir hava hakimdi.

Deyimler

a grim air seized the occasion: edebî kişileştirme

Air, bir yeri veya olayı çevreleyen duygu ya da atmosfer anlamına gelebilir. Bu nedenle a grim air, fiziksel hava değil; karanlık, ciddi ve uğursuz bir atmosferdir. Seized burada kişileştirmedir: atmosfer, sanki o anın kontrolünü ele alabilirmiş gibi sunulur. İfade bütünüyle, o ana uğursuz bir atmosferin hâkim olduğu anlamına gelir. Bu anlatım, edebî bir metindeki kötü önseziyi ani ve güçlü hissettirir.

Alıştırma

Bu cümlede a grim air seized the occasion ne anlama gelir?

  1. Etkinlikteki fiziksel hava aniden soğudu.
  2. Birisi etkinlikten yararlanarak bir duyuru yaptı.
  3. O ana karanlık ve uğursuz bir atmosfer hâkim oldu.
Cevabı göster

O ana karanlık ve uğursuz bir atmosfer hâkim oldu.

Her husband,

0:25

Kocası,

King Laius,

0:26

Kral Laios,

had received a prophecy from Apollo's oracle

0:27

Apollon'un kâhininden bir kehanet almıştı;

foretelling that he would die at the hands of his own son. Deyimler

0:30

bu kehanet, kendi oğlunun ellerinde can vereceğini öngörüyordu.

Deyimler

at the hands of his own son: zarara yol açan kişiyi belirtme

At the hands of someone, başka bir kişinin ölümünden, acı çekmesinden, zarar görmesinden veya yenilgisinden sorumlu kişi ya da grubu belirtir. Burada ölümüne kendi oğlunun neden olacağı öngörülür; ifade fiziksel bir konumu anlatmaz. Nötr bir by yapısına göre bu ifade mağduru ve zararı veren tarafı daha çok öne çıkarır; bu yüzden ciddi ve çoğu zaman dramatik bir ton taşır.

Alıştırma

Bu cümlede “die at the hands of his own son” ne anlama gelir?

  1. Kendi oğlunun ölümüne o neden olacak.
  2. Kendi oğlu onun ölümüne neden olacak.
  3. Oğlunun ellerini fiziksel olarak tutarken ölecek.
Cevabı göster

Kendi oğlu onun ölümüne neden olacak.

Determined to escape this fate, Dilbilgisi

0:34

Bu kaderden kaçmaya kararlı olan

Dilbilgisi

Determined to escape this fate: motivasyonu gösteren baştaki niteleyici

Determined to escape this fate, cümlenin başına getirilen bir geçmiş ortaç öbeğidir. Ardından gelen ana cümlenin öznesinin zihinsel durumunu anlatır ve o öznenin neden harekete geçtiğini de açıklar. Tek başına tam bir yüklem değildir. Cümlede hâlâ bir ana cümle öznesi ve çekimli fiil bulunmalıdır; anlam Because he was determined to escape this fate, ... biçiminde açılabilir.

Alıştırma

Baştaki öbeği hedef biçimle tamamlayın: ____ to solve the problem, Maya tested a new approach.

Cevabı göster

Determined

Laius had the newborn's ankles pierced, Dilbilgisi

0:36

Laios, yeni doğan bebeğin ayak bileklerini deldirtti,

Dilbilgisi

had the newborn's ankles pierced: have + nesne + geçmiş zaman ortacı

had the newborn's ankles pierced ifadesindeki had, have fiilinin geçmiş zaman biçimidir ve have + nesne + geçmiş zaman ortacı kalıbında kullanılır. Laios'un ayak bileklerini başka birine deldirdiğini veya bu işi ayarladığını anlatır; burada had sahiplik bildirmez ve eylemi mutlaka Laios'un yaptığını göstermez. Nesne olan the newborn's ankles eylemden etkilenir; pierced ise tamamlanmış sonucu anlatır. Bu kalıp çoğu zaman işi yapan kişiden çok, ayarlanarak ortaya çıkan sonuca odaklanır.

Alıştırma

have fiilinin geçmiş zaman biçimi ve repair fiilinin geçmiş zaman ortacıyla tamamlayın: Before the trip, Maya ____ her car ____ by a mechanic.

Cevabı göster

had · repaired

and Jocasta ordered a shepherd to abandon him on Mount Cithaeron to perish. Dilbilgisi

0:39

ve İokaste bir çobana onu ölmesi için Kithairon Dağı'na terk etmesini emretti.

Dilbilgisi

ordered a shepherd to abandon him: order + nesne + to-infinitive

ordered a shepherd to abandon him ifadesindeki ordered, order + nesne + to-infinitive kalıbında kullanılan bir fiildir. A shepherd emri alan kişidir; to abandon him ise bu kişinin yapması istenen eylemdir. Order basit bir rica değil, güçlü ve otoriter bir emir ifade eder. Bu kalıp hem kimin harekete geçmesi gerektiğini hem de ne yapması gerektiğini açıkça gösterir.

Alıştırma

order fiilinin geçmiş zaman biçimi ve gerekli mastar işaretiyle tamamlayın: During the drill, the captain ____ the crew ____ leave the ship immediately.

Cevabı göster

ordered · to

But divine prophecies can be quite stubborn. Deyimler

0:45

Ancak ilahi kehanetler oldukça inatçı olabilir.

Deyimler

divine prophecies can be quite stubborn: değiştirilemeyeni kişileştirme

Stubborn genellikle değişmeyi reddeden bir kişiyi anlatır, ancak burada divine prophecies ifadesini niteler. Bu kişileştirme, kehanetlerin kendi iradeleri varmış ve insanların onları değiştirme girişimlerine direniyormuş gibi görünmesini sağlar. Asıl anlatılmak istenen, kehanetlerin bildirdiği kaderi değiştirmenin veya ondan kaçmanın zor olduğudur; kehanetin gerçekten insani bir kişiliği olduğu değildir.

Alıştırma

divine prophecies can be quite stubborn ifadesindeki kişileştirme neyi ima eder?

  1. Kehanetlerin bildirdiği kaderi değiştirmek veya ondan kaçmak zordur.
  2. Kehanetler zor karakterli insanları öngörüyor.
  3. Kehanetlerin metni dil bilgisi bakımından yanlıştır.
Cevabı göster

Kehanetlerin bildirdiği kaderi değiştirmek veya ondan kaçmak zordur.

The shepherd took pity on the baby and gave him to another shepherd, Kalıp ifadeler

0:50

Çoban bebeğe acıdı ve onu başka bir çobana verdi,

Kalıp ifadeler

take pity on someone: acıyıp merhametli bir tepki vermek

Take pity on someone, sıkıntı içindeki bir insana veya hayvana acımak anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Took, take fiilinin geçmiş zaman biçimidir ve on, acıma duygusunun yöneldiği kişiyi gösterir; burada took bir şeyi alıp götürmek anlamına gelmez. Hikâyelerde bu ifade çoğu zaman merhametli veya yardımsever bir tepkiyi başlatır. Acıma duygusu tek başına eylemi garanti etmez, ancak devamındaki bağlam genellikle kişinin bu duygu nedeniyle ne yaptığını gösterir.

Alıştırma

Cümleyi take pity on ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Seeing the shivering dog, Maya ____ it and brought it inside.

Cevabı göster

took pity on

this one from Corinth.

0:54

bu çoban Korinthos'tandı.

He decided to bring the baby to the childless Corinthian king and queen,

0:56

O da bebeği, çocukları olmayan Korinthos kralı ve kraliçesine,

Polybus and Merope.

1:01

Polybos ve Merope'ye götürmeye karar verdi.

They called the boy Oedipus,

1:03

Çocuğa Oidipus adını verdiler,

or swollen foot, Kültür

1:05

yani "şiş ayaklı",

Kültür

or swollen foot: açıklayıcı or ve Oedipus adının anlamı

Oedipus, or swollen foot ifadesinde or bir açıklama başlatır: swollen foot, Oedipus adının geleneksel anlamını verir. Buradaki or, that is veya in other words anlamına yakındır; iki ad arasında seçim sunmaz. Bu ad, onun bebekken ayak bileklerinden yaralanmasına gönderme yapar. Mit içinde rastgele bir lakap değil, kimliğine ve geçmişine ilişkin bir ipucudur.

Alıştırma

Anlatıcı neden Oedipus adından sonra or swollen foot ifadesini ekliyor?

  1. Çocuğun yarasının çoktan kaybolduğunu söylemek için.
  2. Adın geleneksel anlamını açıklamak ve onu önceki ayak bileği yaralanmasıyla ilişkilendirmek için.
  3. Dinleyicinin seçmesi için ilgisiz ikinci bir ad sunmak amacıyla.
Cevabı göster

Adın geleneksel anlamını açıklamak ve onu önceki ayak bileği yaralanmasıyla ilişkilendirmek için.

and raised him as their own, Kalıp ifadeler

1:07

ve onu kendi çocuklarıymış gibi büyüttüler,

Kalıp ifadeler

raised him as their own: bir çocuğu aileden biri olarak büyütmek

Raise someone as one's own yapısında raise, bir çocuğa büyürken bakmak, yol göstermek ve onu yetiştirmek anlamına gelir. As one's own aile ilişkisini ekler: kişi yalnızca kısa bir süre yardım görmekle kalmaz, öz çocuk gibi muamele görür. Burada their own, child sözcüğünün anlaşıldığı bir ad öbeğidir. İfade yetiştirilme biçimini ve aileye aidiyeti anlatır; tek başına yasal bir evlat edinmenin gerçekleştiğini söylemez.

Alıştırma

Cümleyi raise ... as one's own yapısının geçmiş zamanıyla tamamlayın: After Nora's parents died, her aunt and uncle ____.

Cevabı göster

raised her as their own

never revealing his true origin.

1:09

gerçek kökenini ona asla açıklamadılar.

Years passed till one night a drunken reveler

1:13

Yıllar geçti, ta ki bir gece sarhoş bir eğlence düşkünü

told Oedipus that he was not Polybus and Merope's son by birth, Kelime

1:16

Oidipus'a doğuştan Polybos ve Merope'nin oğlu olmadığını söyleyene dek,

Kelime

son by birth: biyolojik soy bağıyla oğul

son by birth ifadesindeki by birth, “biyolojik soy bağıyla” anlamına gelir. Cümle, başka bir anlamda ebeveynleri olarak kabul edilseler bile Oidipus'un Polybos ve Merope'nin biyolojik oğlu olmadığını söyler. Burada by birth, aile içindeki kimliğin kaynağını açıklar; “doğum anında” anlamına gelmez. Aynı yapı, milliyeti veya bir statüyü nasıl edinildiğine göre sınıflandırabilir.

Alıştırma

“Biyolojik soy bağıyla” anlamına gelen, derste öğrenilen iki kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: Nora is their daughter ____, not through adoption.

Cevabı göster

by birth

an allegation they staunchly denied. Kalıp ifadeler

1:21

ki kral ve kraliçe bu iddiayı kesin bir dille reddetmişti.

Kalıp ifadeler

an allegation they staunchly denied: kararlılıkla reddedilen kanıtlanmamış bir iddia

Allegation, henüz kanıtlanmamış ve çoğu zaman ciddi ya da olumsuz bir iddiadır. Bir şeyi allegation diye adlandırmak, doğruluğunun teyit edilmediğini gösterir. Staunchly denied, onu kararlılıkla ve hiç tereddüt etmeden reddettiler anlamına gelir. Dil bilgisi bakımından they staunchly denied, allegation sözcüğünü niteleyen bir ilgi yan cümlesidir. İlgi zamiri that düşürülmüştür: an allegation that they staunchly denied. Bu kısa yapı, resmî anlatımda ve habercilikte yaygındır.

Alıştırma

an allegation they staunchly denied ifadesinin en doğru yorumu hangisidir?

  1. Onların yanlış olduğunu söyleyerek kararlılıkla reddettiği ciddi veya tartışmalı bir iddia.
  2. Daha önce kanıtlanmış ve onların sakince kabul ettiği bir gerçek.
  3. Kısmen katıldıkları neşeli bir öneri.
Cevabı göster

Onların yanlış olduğunu söyleyerek kararlılıkla reddettiği ciddi veya tartışmalı bir iddia.

But the seeds of doubt burrowed into Oedipus' mind. Deyimler

1:24

Ancak şüphe tohumları Oidipus'un zihnine çoktan kök salmıştı.

Deyimler

Şüphe tohumları Oidipus'un zihnine işledi

Bu ifade bir metafor kullanır: şüphe tohumlar olarak tasvir edilirken burrowed, şüphenin Oidipus'un düşüncelerinin derinliklerine doğru ilerlediği izlenimini verir. Burada gerçek tohumlardan söz edilmez. Bu imgeler birlikte, geçici bir sorudan fazlasını anlatır. Kuşku kök salmaya başlamıştır ve muhtemelen onun düşüncelerini ve davranışlarını etkilemeye devam edecektir.

Alıştırma

Bu cümlede the seeds of doubt burrowed into Oedipus' mind ne anlama gelir?

  1. Gerçek tohumlar kafasının içine girdi.
  2. Şüpheleri kök salmaya ve düşüncelerinde kalmaya başladı.
  3. Bütün gerçeği hemen öğrendi.
Cevabı göster

Şüpheleri kök salmaya ve düşüncelerinde kalmaya başladı.

He left to seek counsel Kalıp ifadeler

1:28

Danışmak için evden ayrılıp,

from Apollo's oracle at Delphi,

1:29

Delphi'deki Apollon kâhinine gitti,

Kalıp ifadeler

Delphi'deki Apollon kehanet merkezinden öğüt istemek için yola çıktı

left to seek ... yapısındaki to + fiil, amacı belirtir: yolculuğa rehberlik almak için çıktı. Seek counsel from, bir kişiden veya yetkili bir kaynaktan tavsiye ya da yönlendirme istemek anlamına gelir; from ise bu kaynağı tanıtır. Bu cümlede kaynak, insanların ilahi yanıtlar aradığı bir Antik Yunan dinî kurumu olan Delphi'deki Apollon kehanet merkezidir. Counsel burada tavsiye veya rehberlik anlamındadır.

Alıştırma

Cümleyi seek counsel from ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Before accepting the offer, Maya ____ an experienced attorney.

Cevabı göster

sought counsel from

who instead delivered a deeply disturbing prophecy. Kalıp ifadeler

1:32

ancak kâhin bunun yerine ona son derece rahatsız edici bir kehanet sundu.

Kalıp ifadeler

deliver a deeply disturbing prophecy: son derece rahatsız edici bir kehaneti resmen iletmek

Deliver a prophecy ifadesinde deliver, “bir şeyi başka bir yere götürmek” değil, “resmî biçimde iletmek veya duyurmak” anlamındadır. Prophecy, söylenen önemli içeriktir. Deeply, disturbing sözcüğünün derecesini artırır; bu nedenle kehanet son derece rahatsız edicidir. Başka durumlara aktarılabilen yapı deliver + önemli sözlü veya resmen duyurulan içerik şeklindedir; deliver a speech, verdict, message, warning veya prophecy gibi.

Alıştırma

Bu cümlede delivered a deeply disturbing prophecy ne anlama gelir?

  1. Yazılı bir kehaneti fiziksel olarak başka bir yere götürdü.
  2. Son derece rahatsız edici bir kehaneti resmî biçimde iletti.
  3. Rahatsız edici bir kehanetin duyurulmasını engelledi.
Cevabı göster

Son derece rahatsız edici bir kehaneti resmî biçimde iletti.

Oedipus would murder his father

1:36

Oidipus babasını öldürecek

and have children with his mother.

1:38

ve annesinden çocukları olacaktı.

Horrified,

1:41

Dehşete düşen

Oedipus determined to stay far from Corinth

1:42

Oidipus, Korinthos'tan uzak durmaya karar verdi

and the only parents he'd ever known. Dilbilgisi

1:45

ve tanıdığı tek ebeveynlerinden de.

Dilbilgisi

the only parents he'd ever known: o zamana dek anne babası olarak bildiği tek insanlar

The only parents he'd ever known, o ana kadar anne babası olarak tanıyıp kabul ettiği tek kişiler anlamına gelir. Burada he'd, known geçmiş zaman ortacı olduğu için he had kısaltmasıdır; he would anlamına gelmez. Tam yapı, nesne görevindeki ilgi zamirinin atıldığı the only parents (that) he had ever known biçimidir. Past perfect, geçmişteki bir noktadan daha önceye bakar; ever ise o ana kadarki tüm deneyimi kapsar. Bu bağlamda known, biriyle kısa süreliğine karşılaşmış veya tanışmış olmaktan daha güçlü bir anlam taşır.

Alıştırma

It was the only home she'd ever known. cümlesinde she'd ne anlama gelir ve ever known hangi zaman aralığını kapsar?

  1. she had; tam o anda yaşanan tek ve kısa bir olay
  2. she would; o andan sonraki geleceğe ilişkin bir olasılık
  3. she had; geçmişteki o ana kadarki tüm deneyimi
Cevabı göster

she had; geçmişteki o ana kadarki tüm deneyimi

He ventured towards Thebes

1:48

Thebai'ye doğru yola çıktı

and thus unwittingly towards the city Anlatım akışı

1:50

ve böylece farkında olmadan

where his birth parents reigned.

1:53

öz anne babasının hüküm sürdüğü şehre doğru ilerledi.

Anlatım akışı

and thus unwittingly towards: farkında olmadan bir sonuca yönelmek

Bu cümlede thus, ardından gelen kısmı Thebai'ye yönelmenin bir sonucu olarak gösterir: bu yolculuk onu aynı zamanda biyolojik anne babasının hüküm sürdüğü şehre götürür. Unwittingly, onun hareketinin gerçek sonucunu bilmediğini anlatır. Anlatıcı, karakterin göremediği bir sonucu seyirciye göstererek trajik ironi yaratır; bu sözcük yalnızca dikkatsizce ilerlediği anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede and thus unwittingly towards neyi gösteriyor?

  1. Yolculuğunun sonucu olarak, şehrin önemini fark etmeden oraya doğru ilerledi.
  2. Orayı kimin yönettiğini tamamen bildiği hâlde şehre isteksizce ilerledi.
  3. Biyolojik anne babasıyla tanışmak istediği için şehri bilinçli olarak seçti.
Cevabı göster

Yolculuğunun sonucu olarak, şehrin önemini fark etmeden oraya doğru ilerledi.

At a crossroads on the way,

1:55

Yoldaki bir kavşakta,

a fancy carriage threatened to run Oedipus off the road, Öbek fiiller

1:57

gösterişli bir at arabası Oidipus'u yoldan çıkarmakla tehdit etti

Öbek fiiller

threatened to run Oedipus off the road: yaklaşan zorlayıcı bir sonuç

Run someone off the road, bir kişiyi veya onun aracını yoldan çıkmaya zorlamak anlamına gelir. Bu, run + nesne + off the road biçiminde bir sonuç yapısıdır; off the road eylemin sonunda oluşan konumu belirtir. Buradaki threatened to, at arabasının bu tehlikeli sonuca yol açacak gibi göründüğü anlamındadır. At arabasının sözlü bir tehditte bulunmasını değil, yaklaşan bir riski anlatır.

Alıştırma

Kamyonun bizi neredeyse yoldan çıkmaya zorladığını anlatacak şekilde cümleyi tamamlayın: The truck nearly ran us ____ the road.

Cevabı göster

off

and a lethal fight ensued. Kelime

2:01

ve ölümcül bir kavga koptu.

Kelime

a lethal fight ensued: ensued sözcüğünün resmî anlatımdaki kullanımı

Burada ensued geçmiş zamandaki yüklemdir: a lethal fight daha sonra gerçekleşen olaydır. Ensued, fight sözcüğünü bir sıfat gibi nitelemez. Ensue, “bir sonuç olarak veya hemen ardından gerçekleşmek” anlamına gelir. Kavgayı önceki olaya bağlar ve resmî anlatıyı ilerletir.

Alıştırma

Cümleyi ensue fiilinin geçmiş zamanıyla tamamlayın: After the referee's decision, a heated argument ____.

Cevabı göster

ensued

Little did Oedipus know, Dilbilgisi

2:04

Oidipus'un hiç haberi yoktu,

Dilbilgisi

Little did Oedipus know: başa alınan little ve devrik yapı

Burada Little olumsuz bir anlamla başa alınmıştır: Oedipus temel gerçeği bilmiyordu ya da bu konuda neredeyse hiçbir şey bilmiyordu. Little başa geldiği için özne ile yardımcı fiil devrik sırada kullanılır: Little + did + özne + fiilin yalın hâli know. Hikâye anlatımında Little did X know, izleyicinin karakterin bilmediği önemli bir bilgiyi birazdan öğreneceğini gösterir. Bu yapı merak veya dramatik ironi yaratır.

Alıştırma

Merak uyandıran devrik yapıyı did + özne + know ile tamamlayın: Little ____ that the message had already been sent.

Cevabı göster

did he know

one of the casualties was King Laius of Thebes,

2:05

ölenlerden biri Thebai Kralı Laios'tu,

his own birth father.

2:09

yani kendi öz babası.

In killing him,

2:11

Onu öldürerek,

Oedipus had fulfilled the first half of Apollo's prophecy. Kalıp ifadeler

2:12

Oidipus Apollon'un kehanetinin ilk yarısını gerçekleştirmiş oldu.

Kalıp ifadeler

had fulfilled the first half of Apollo's prophecy: Apollon'un kehanetinin ilk yarısını gerçekleştirmişti

fulfill a prophecy ifadesinde fulfill, bir olayın veya eylemin önceden bildirilen şeyi gerçekten meydana getirmesi anlamına gelir. Burada Oidipus'un adamı öldürmesi, Apollon'un kehanetinin ilk bölümünü gerçekleştirir; fulfill bir dileği tatmin etmek anlamına gelmez. had fulfilled biçimindeki past perfect, bu gerçekleşmeyi hikâyedeki daha sonraki bir geçmiş zamandan önceye yerleştirir. Bu yapı, anlatıcının bir olayın sonraki geçmiş olaydan önce tamamlandığını göstermesine yardımcı olur.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için fulfill the prophecy ifadesinin geçmiş zaman biçimini kullanın: The prince's return ____.

Cevabı göster

fulfilled the prophecy

When Oedipus reached the gates of Thebes,

2:16

Oidipus Thebai kapılarına ulaştığında,

he was met by the treacherous Sphinx. Kültür

2:19

kurnaz Sfenks tarafından karşılandı.

Kültür

the treacherous Sphinx: Yunan mitindeki tehlikeli Sfenks

Bu Yunan mitinde Sfenks, sıradan bir hayvan veya anıt değil, Thebai yakınlarında yaşayan bir canavardır. Yolculara bir bilmece sorar, cevap veremeyenleri öldürür veya yer ve böylece Thebai ile bağlantılı krize yol açar. treacherous burada tehlikeli ve güvenilmez anlamındadır. Sfenks'le karşılaşmanın sıradan bir buluşma değil, ölümcül bir tehdit olduğunu gösterir.

Alıştırma

Bu Yunan miti bağlamında the treacherous Sphinx neyi ifade eder?

  1. Oidipus'u koruyan güvenilir bir rehber
  2. Ziyaretçiler için yapılmış sıradan bir taş heykel
  3. Yolculara bilmece soran ve cevap veremeyenleri öldüren mitolojik bir yaratık
Cevabı göster

Yolculara bilmece soran ve cevap veremeyenleri öldüren mitolojik bir yaratık

She'd ravaged the city,

2:22

Sfenks şehri kırıp geçirmiş,

posing a bewildering riddle to those she encountered, Kalıp ifadeler

2:23

karşılaştığı kişilere şaşırtıcı bir bilmece soruyor,

Kalıp ifadeler

posing a bewildering riddle to those she encountered: karşılaştığı kişilere kafa karıştırıcı bir bilmece sunmak

pose a riddle to someone kalıbında pose, karşıdaki kişinin yanıtlaması için bir bilmece sunmak ya da ortaya atmak demektir. Burada karşılaştığı herkese kafa karıştırıcı bir bilmece sunmuştur; pose, fotoğraf için belirli bir duruşa geçmeyi anlatmaz. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp pose + a question/riddle/problem + to + kişi veya grup şeklindedir. Genellikle dinleyenin yanıtlaması, değerlendirmesi ya da çözmesi gereken bir şeyi ortaya koyar.

Alıştırma

“The moderator posed a riddle to the panel,” cümlesinde moderatör ne yaptı?

  1. Kurulun sunduğu bir bilmeceyi çözdü.
  2. Kurulun çözmesi için bir bilmece sundu.
  3. Kurulun fotoğrafını çekebilmesi için belirli bir duruşa geçti.
Cevabı göster

Kurulun çözmesi için bir bilmece sundu.

and mercilessly devouring all who answered incorrectly. Dilbilgisi

2:26

ve yanlış cevap verenleri acımasızca yutuyordu.

Dilbilgisi

all who answered incorrectly = yanlış cevap veren herkes

all who answered incorrectly ifadesindeki all who, everyone who ile aynı anlama gelir ve belirli bir şeyi yapan herkes demektir. answered incorrectly yan cümlesi hangi kişilerin dâhil olduğunu belirler; bu yüzden ifadenin tamamı yanlış yanıt veren her kişiyi anlatır. all who + fiilli yan cümle kalıbı tek bir isim öbeği olarak çalışır. Resmî anlatımda, bir eylem veya koşulla tanımlanan grubun tamamını kısa biçimde ifade etmeyi sağlar.

Alıştırma

Resmî all who yapısını eksik ilgi zamiriyle tamamlayın: All ____ register by Friday will receive a confirmation.

Cevabı göster

who

But when she fixed her keen expectant gaze on Oedipus, Kalıp ifadeler

2:31

Fakat keskin ve beklenti dolu bakışlarını Oidipus'a diktiğinde,

Kalıp ifadeler

Keskin ve beklenti dolu bakışlarını birine dikmek

Fix one's gaze on someone or something, gözleri o hedefe yöneltip bakışı sabit tutmak demektir. Buradaki fixed, “tamir etti” anlamına gelmez; bir şeyi belirli bir konumda tutma anlamındaki fix fiilinin geçmiş zamanıdır. Keen, keskin ve son derece dikkatli bir bakışı; expectant ise bir yanıtı ya da sonucu beklemeyi anlatır. Bu iki niteleyici, bakışın sıradan değil, odaklanmış ve baskı yaratan bir bakış olduğunu gösterir.

Alıştırma

Cümleyi fix one's gaze on ifadesinin geçmiş zamanıyla tamamlayın: As the winner was announced, everyone ____ the screen.

Cevabı göster

fixed their gaze on

he gave the correct response.

2:35

Oidipus doğru cevabı verdi.

Thebes celebrated the Sphinx's defeat,

2:38

Thebai, Sfenks'in yenilgisini kutladı,

and Oedipus married the city's recently widowed queen, Kelime

2:40

ve Oidipus şehrin yakın zamanda dul kalan kraliçesiyle evlendi,

Jocasta.

2:44

yani İokaste'yle.

Kelime

Şehrin kısa süre önce dul kalan kraliçesi

Recently widowed queen ifadesinde widowed, kişinin eşinin öldüğünü belirten bir sıfattır; recently ise bunun kısa süre önce gerçekleştiğini gösterir. Yalnızca evli olmamak, tek başına yaşamak ya da boşanmış olmak anlamına gelmez. Recently, queen sözcüğünü değil widowed sözcüğünü niteler: yakın zamanda gerçekleşen şey dul kalmadır. Widowed, kraliçenin medeni durumunu belirtmek için queen sözcüğünden önce gelir.

Alıştırma

A recently widowed queen ifadesinde recently widowed ne anlama gelir?

  1. Hiç evlenmedi.
  2. Evliliği kısa süre önce boşanmayla sona erdi.
  3. Eşi kısa süre önce öldü.
Cevabı göster

Eşi kısa süre önce öldü.

They had four children,

2:46

Dört çocukları oldu,

neither realizing they were in fact mother and son, Dilbilgisi

2:47

ikisi de aslında anne-oğul olduklarını

Dilbilgisi

neither realizing...: ikisinin de farkında olmadığını anlatma

Burada neither, They ile belirtilen iki kişiyi ifade eder. neither realizing ... yapısında neither, realizing fiilinin öznesidir; dolayısıyla ifade, iki kişiden hiçbirinin ardından gelen gerçeği fark etmediğini anlatır. Bu -ing yan cümlesi, iki kişinin ortak farkında olmayışını ana eyleme kısa ve yoğun bir ek bilgi olarak katar. Yapı, and neither of them realized they were in fact mother and son şeklinde açılabilir.

Alıştırma

Cümleyi neither ve realize fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The two managers approved the plan, ____ it depended on outdated data.

Cevabı göster

neither realizing

or that they'd completed the second half of Apollo's prophecy. Anlatım akışı

2:51

veya Apollon'un kehanetinin ikinci yarısını tamamladıklarını fark etmemişti.

Anlatım akışı

that they'd completed the second half of Apollo's prophecy: anlatıda ilk yarıya geri gönderme

that yan cümlesi, önceki realizing fiiline bağlı ikinci bir gerçeği ekler: kim olduklarını da, eylemlerinin kehanetin o bölümünü gerçekleştirdiğini de fark etmediler. Burada completed, “verilen bir görevi bitirmek” değil, “gerçekleşmesini sağlamak” anlamındadır. The second half, aynı kehanetin daha önce anlatılan first half bölümüne gönderme yapar. first half ile second half eşleşmesi, hikâyenin farklı noktalarında gerçekleşen olayları birbirine bağlar ve öngörünün kalan kısmının da artık gerçekleştiğini gösterir.

Alıştırma

second half of Apollo's prophecy ifadesinin bilgiyi düzenlemedeki temel rolü nedir?

  1. Bitirmeyi planladıkları sıradan bir görevin ikinci adımını anlatır.
  2. Daha önceki first half bölümüne gönderme yapar ve aynı kehanetin kalan kısmının da artık gerçekleştiğini gösterir.
  3. Önceki olaylarla ilgisi olmayan yeni bir kehanet ortaya koyar.
Cevabı göster

Daha önceki first half bölümüne gönderme yapar ve aynı kehanetin kalan kısmının da artık gerçekleştiğini gösterir.

Eventually,

2:55

Sonunda,

a devastating plague descended on Thebes. Deyimler

2:56

yıkıcı bir veba Thebai'nin üzerine çöktü.

Deyimler

a devastating plague descended on Thebes: descend on ifadesinin mecaz anlamı

Burada descended on, salgının fiziksel olarak aşağı doğru hareket ettiğini anlatmaz. Yıkıcı salgının Thebai'yi ansızın vurduğunu ve kentin üzerine yayıldığını ifade eder. Bir şey + descend on + yer kalıbı; bir felaketi, karanlığı, sessizliği veya kalabalığı bir yere ani bir güçle geliyor gibi betimleyebilir. Yalnızca orada bir şey olduğunu söylemekten daha canlı ve dramatiktir.

Alıştırma

"a devastating plague descended on Thebes," cümlesinde "descended on Thebes" ne anlama gelir?

  1. Thebai halkı daha alçakta bulunan başka bir kente gitti.
  2. Yıkıcı bir hastalık Thebai'yi ansızın vurup etkisi altına aldı.
  3. Hastalık Thebai'den fiziksel olarak aşağı doğru hareket etti.
Cevabı göster

Yıkıcı bir hastalık Thebai'yi ansızın vurup etkisi altına aldı.

To save the city,

2:59

Şehri kurtarmak için,

Oedipus sent his brother-in-law to consult Apollo's oracle. Kalıp ifadeler

3:00

Oidipus kayınbiraderini Apollon kâhinine danışması için gönderdi.

Kalıp ifadeler

to consult Apollo's oracle: yetkili bir kaynaktan rehberlik istemek

to consult Apollo's oracle mastar öbeği, görevin amacını belirtir: Apollon'un kehanetine başvurup yol gösterici bilgi almak. Bu mitolojik bağlamda oracle, tanrısal rehberlik sunan yetkili bir kaynak olarak görülür. Consult, bir uzmandan veya yetkili bir kaynaktan bilinçli olarak tavsiye ya da bilgi istemek demektir. Genellikle kişi veya kaynak doğrudan nesne olur: consult a doctor, consult an expert ya da consult the manual.

Alıştırma

Ek bir edat kullanmadan consult fiilinin doğru biçimini yazın: Before signing the contract, you should ____ a lawyer.

Cevabı göster

consult

She declared that the divine plague would only relent Dilbilgisi

3:05

Kâhin, ilahi vebanın ancak şu şartla dineceğini bildirdi:

if the killer of Thebes' previous king,

3:08

Thebai'nin önceki kralının katili,

Laius,

3:11

yani Laios'un,

was finally revealed,

3:12

sonunda açığa çıkarılıp,

Dilbilgisi

would only relent if ...: gerekli koşul bildiren only if

would only relent if... ifadesinde only if, salgının hafiflemesi için gerekli koşulu belirtir: katil ortaya çıkarılmalıdır. Only, hafiflemenin biçimini veya derecesini değil, if yan cümlesini sınırlar. A only if B kalıbı, A'nın yalnızca B doğru olduğunda gerçekleşebileceği anlamına gelir. Burada A salgının hafiflemesi, B ise katilin ortaya çıkarılmasıdır. B, A için gereklidir; ancak cümle B'nin tek başına A'yı kesin olarak sağlayacağını söylemez.

Alıştırma

Geçerli bir karta sahip olmayı gerekli koşul yapan iki kelimelik tam İngilizce ifadeyi yazın: You may enter the lab ____ you have a valid badge.

Cevabı göster

only if

then driven out or avenged with blood. Kelime

3:13

sürülürse veya kanla intikamı alınırsa.

Kelime

driven out or avenged with blood: sürgün ve kanlı öç

Bu yan cümle, katil belirlendikten sonra uygulanacak iki ağır çözümü sunar. Then, bunların bir sonraki adım olduğunu gösterir. Driven out, şehirden veya topluluktan zorla sürülmek demektir. Avenged with blood, Laios'un öldürülmesine kan dökülerek karşılık verilmesi, hatta katilin öldürülmesi anlamına gelebilir. Bu ifade, yüksek ve mitolojik trajediye özgü bir anlatım taşır. With blood, avenge fiilini sıradan bir misillemeden çok daha güçlü hâle getirir ve şiddeti bir ölümün bedeli olarak sunar.

Alıştırma

Bu mitolojik bağlamda driven out or avenged with blood ne anlatır?

  1. Suçlu sürülür ya da Laios'un öldürülmesine kan dökülerek karşılık verilir.
  2. Suçlu sorgulanır ve özür diledikten sonra affedilir.
  3. Suçlu gönüllü olarak ayrılır ya da maddi tazminat öder.
Cevabı göster

Suçlu sürülür ya da Laios'un öldürülmesine kan dökülerek karşılık verilir.

Oedipus hastily opened an investigation. Kalıp ifadeler

3:17

Oidipus aceleyle bir soruşturma başlattı.

Kalıp ifadeler

opened an investigation: resmî bir soruşturma başlatmak

opened an investigation ifadesinde open, bir şeyi fiziksel olarak açmak değil, “başlatmak veya resmen harekete geçirmek” anlamına gelir. Investigation, başlatılabilen düzenli bir süreç olarak ele alınır. İsim merkezli bu eşdizim, began to investigate ifadesine göre daha resmî ve usule dönük bir tını taşır. İncelenen konu open an investigation into + konu kalıbıyla belirtilir.

Alıştırma

Cümleyi open an investigation resmî eşdiziminin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After receiving the complaint, the agency ____.

Cevabı göster

opened an investigation

He interrogated Tiresias,

3:20

Teiresias'ı sorguladı,

a blind prophet,

3:21

bu kör bir kâhindi,

who stayed silent before suggesting that Oedipus himself was the killer. Dilbilgisi

3:23

başlarda sessiz kaldı, ardından katilin Oidipus'un ta kendisi olduğunu ima etti.

Dilbilgisi

stayed silent before suggesting that...: iki eylemi zaman sırasına koymak

Stayed silent before suggesting that... iki eylemi zaman sırasına dizer: kişi önce sessiz kaldı, ardından bir fikir öne sürdü. before + -ing yapısında suggesting sözcüğünün anlaşılmış öznesi, stayed silent ifadesinin öznesiyle aynı kişidir. Burada suggest that + yan cümle, “bir eylemi tavsiye etmek” değil, “bir fikri öne sürmek veya ima etmek” anlamına gelir. That yan cümlesi fikrin içeriğini verir: Oedipus himself was the killer.

Alıştırma

Cümleyi before + suggest fiilinin -ing biçimi + that ile tamamlayın: Lena stayed quiet ____ the deadline should move.

Cevabı göster

before suggesting that

Oedipus denied and deflected the accusation, Kalıp ifadeler

3:28

Oidipus suçlamayı reddedip geçiştirdi,

Kalıp ifadeler

deny and deflect an accusation: bir suçlamayı reddetmek ve konuyu başka yöne çekmek

To deny an accusation, bir suçlamanın doğru olmadığını söylemektir. To deflect an accusation ise suçlamayla doğrudan ilgilenmek yerine dikkati, sorumluluğu veya sorgulamayı başka yöne çekmektir. Buradaki suçlama, Oidipus'un katil olduğu iddiasıdır. Geçmiş zamandaki iki fiilin birlikte kullanılması iki aşamalı bir savunma tepkisi gösterir: Oidipus iddiayı reddeder ve iddianın yarattığı baskıyı da kendisinden uzaklaştırmaya çalışır.

Alıştırma

Hangi cümle, bir kişinin önce bir iddiayı yanlış diye reddettiğini ve ardından sonraki soruları başka yöne çektiğini gösterir?

  1. The candidate investigated the accusation and asked for more evidence.
  2. The candidate denied the accusation and deflected further questions.
  3. The candidate admitted that the charge was true and answered every question directly.
Cevabı göster

The candidate denied the accusation and deflected further questions.

but it stuck with him. Öbek fiiller

3:31

ama bu içine dert oldu.

Öbek fiiller

it stuck with him: aklından çıkmadı

Burada it stuck with him, suçlamanın onun zihninde kaldığı ve onu etkilemeye devam ettiği anlamına gelir. Bu mecazlı bir kullanımdır; fiziksel olarak ona yapışmış bir şey yoktur. Özne bir fikir, uyarı, görüntü, ders veya deneyim olduğunda stick with someone, “akılda kalmak veya etkisini sürdürmek” anlamına gelir. Bu etki olumlu, olumsuz ya da yalnızca düşündürücü olabilir.

Alıştırma

Cümleyi “hafızamda kaldı” anlamındaki stick with yapısının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The coach's advice ____ long after the season ended.

Cevabı göster

stuck with me

Jocasta likewise insisted that Laius' killer couldn't have been Oedipus, Dilbilgisi

3:32

İokaste de aynı şekilde Laios'un katilinin Oidipus olamayacağında ısrar etti,

Dilbilgisi

couldn't have been Oedipus: geçmişe ilişkin güçlü bir olumsuz çıkarım

couldn't have been Oedipus ifadesinde couldn't have + geçmiş zaman ortacı, geçmişteki bir durum hakkında güçlü bir olumsuz çıkarım yapar. Been, be fiilinin geçmiş zaman ortacıdır; dolayısıyla Oidipus'un katil olma ihtimali elenir. Burada Oidipus'un bir şeyi yapabilme yeteneğinden söz edilmez. Konuşan kişi, kanıt saydığı bilgilere dayanarak geçmişteki bir olasılığı dışlar. Aynı kiplik fiili tamamlanmışlık yapısı, couldn't have left veya couldn't have known örneklerindeki gibi geçmiş eylemleri de değerlendirebilir.

Alıştırma

Geçmişteki bir kimlik hakkındaki güçlü olumsuz çıkarımı couldn't have been ile tamamlayın: The caller ____ Mia; she was sitting beside me.

Cevabı göster

couldn't have been

for she'd heard that Laius was killed at a crossroads by robbers. Kelime

3:37

zira Laios'un bir kavşakta soyguncular tarafından öldürüldüğünü duymuştu.

Kelime

for she'd heard that: because anlamındaki edebî for

Burada for, because anlamına gelen bir eş bağlayıcıdır. She'd heard that ... yan cümlesi önceki iddianın nedenini verir; for burada amaç veya yararlanan kişiyi gösteren bir edat değildir. Neden bildiren for genellikle açıkladığı ifadeden sonra gelir ve onu destekleyen bir gerekçe ekler. Bu yapıyı tanımak resmî, edebî veya geleneksel anlatı üslubundaki metinleri anlamaya yardımcı olur.

Alıştırma

Cümleyi because anlamına gelen ve genellikle ana ifadeden sonra kullanılan tek sözcüklü eş bağlayıcıyla tamamlayın: The path must be wet, ____ it rained all night.

Cevabı göster

for

Yet,

3:42

Ancak,

through conversations with a messenger from Corinth,

3:42

Korinthos'tan gelen bir ulağın

and finally the shepherd who'd rescued him as an infant,

3:45

ve son olarak da onu bebekken kurtaran çobanın anlattıklarıyla,

the truth came bearing down upon Oedipus. Deyimler

3:49

gerçek tüm ağırlığıyla Oidipus'un üzerine çöktü.

Deyimler

the truth came bearing down upon Oedipus: kaçınılmaz baskı

Bu ifade gerçeği, Oidipus'a doğru ilerleyip onu baskı altına alan bir güç gibi kişileştirir. Yukarıdan fiziksel olarak düşen bir şeyi anlatmaz; kanıtlar biriktikçe Oidipus'un gerçekten kaçması imkânsız hâle gelir. Bear down on/upon, tehdit edici ya da zorlayıcı bir şeyin yaklaşıp giderek artan bir baskı oluşturmasını anlatabilir. Buradaki came bearing down, gerçeğin ortaya çıkışını yaklaşan bir felaket gibi hissettirerek anlatının gerilimini artırır.

Alıştırma

Bu cümlede the truth came bearing down upon Oedipus ne anlatıyor?

  1. Biriken gerçek, kaçınılmaz bir baskıyla onu kuşattı.
  2. Gerçek fiziksel olarak yukarıdan onun üzerine düştü.
  3. Oidipus başka birini gerçeği kabul etmeye zorladı.
Cevabı göster

Biriken gerçek, kaçınılmaz bir baskıyla onu kuşattı.

In searching for Laius' murderer, Anlatım akışı

3:52

Laios'un katilini ararken,

he'd been looking for himself,

3:54

aslında kendini arıyordu,

Anlatım akışı

In searching for Laius' murderer ... looking for himself: arayış Oidipus'un kendisine dönüyor

Başlangıçtaki ifade dışarıya yönelik bir arama sunar: Oidipus, Laios'un katilinin bulması gereken başka biri olduğuna inanır. Ana cümle ise bu aramayı yeniden Oidipus'a yöneltir: aradığı kişi kendisidir. Cümle, bu düzeltmeyi sona bırakarak bilgiyi anlatısal bir tersine dönüş biçiminde düzenler. Burada looking for himself, soruşturma içinde gerçek anlamıyla kullanılır; kişinin kimliğini ya da hayat amacını keşfetmesi anlamına gelmez. Oidipus hem soruşturmacı hem de farkında olmadan soruşturmanın hedefidir. He'd been looking, he had been looking anlamına gelir ve devam eden aramayı daha sonraki gerçeğin ortaya çıkışından önceye yerleştirir.

Alıştırma

Hangi cümle önce dışarıdaki bir hedefi ortaya koyup ardından aramanın arayan kişinin kendisine yöneldiğini açıklayan aynı bilgi düzenini kullanıyor?

  1. He thought he was tracking a stranger, but the evidence finally showed that he had been tracking himself.
  2. He stopped tracking the stranger because he wanted time to think about his identity.
  3. He looked at his reflection while waiting for the investigation to end.
Cevabı göster

He thought he was tracking a stranger, but the evidence finally showed that he had been tracking himself.

and Apollo's prophecy had come to pass in all its dreadful detail. Notlar

3:56

ve Apollon'un kehaneti tüm o korkunç detaylarıyla gerçekleşmişti.

Deyimler

Apollo's prophecy had come to pass: Apollon'un kehaneti gerçekleşmişti

Come to pass, gerçekleşmek veya gerçeğe dönüşmek anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Özne prophecy olduğunda, önceden bildirilen şeyin gerçekleştiğini anlatır; fiziksel bir hareketi ifade etmez. Had come to pass, past perfect yapısındadır. Kehanetin gerçekleşmesini anlatıda söz edilen geçmiş zamandan daha önceye yerleştirir.

Alıştırma

Gerçeğe dönüştü anlamındaki kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: The prediction finally came to ____.

Cevabı göster

pass

Kalıp ifadeler

in all its dreadful detail: tüm korkunç ayrıntılarıyla

In all its dreadful detail, kehanetin dehşet verici her bir ayrıntı dâhil olmak üzere eksiksiz gerçekleştiğini anlatır. All bütünlüğü vurgular, dreadful ise anlatıcının olumsuz değerlendirmesini ekler. Its, Apollo's prophecy ifadesine gönderme yapar. Detail burada tekildir; çünkü ayrı ayrı ayrıntıları saymak yerine tüm ayrıntılar tek ve eksiksiz bir tablo olarak sunulur.

Alıştırma

Aynı yapıyı eksiksiz ve olumsuz değerlendirilen bir tabloyu sunmak için doğal biçimde kullanan cümle hangisidir?

  1. The report described the collapse in all their painful detail.
  2. The report described the collapse in all its painfully details.
  3. The report described the collapse in all its painful detail.
Cevabı göster

The report described the collapse in all its painful detail.

Full of fury, resentment, and shame, Dilbilgisi

4:01

Öfke, hınç ve utançla dolan

Dilbilgisi

Full of fury, resentment, and shame: başa alınmış durum öbeği

Full of fury, resentment, and shame, ana cümleden önce yer alan bir sıfat öbeğidir. Ardından gelen cümlenin öznesinin eylem anındaki duygusal durumunu anlatır; tam bağlamda bu özne Oedipus'tur. Bu öbek tek başına tam bir cümle değildir ve full ana fiil değildir. Durumu başa almak, anlatıcının eylemden önce duyguyu sunmasını sağlar. Böylece eylemin nedeni hemen hissedilir ve edebî anlatım daha yoğun olur.

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: “Full of doubt, Nina opened the results email.” Kuşku içinde olan kimdir?

  1. sonuçların yer aldığı e-posta
  2. adı belirtilmeyen bir anlatıcı
  3. Nina
Cevabı göster

Nina

Oedipus rushed to kill Jocasta,

4:03

Oidipus, İokaste'yi öldürmeye koştu,

but she too had realized the truth and taken her own life. Deyimler

4:06

ancak o da gerçeği fark etmiş ve kendi hayatına son vermişti.

Deyimler

taken her own life: intihar için kullanılan bir örtmece

Take one's own life, intihar ederek ölmek anlamına gelen kalıplaşmış bir örtmecedir. Bu cümlede taken her own life, onun hayatını bilerek sona erdirdiğini dolaylı biçimde anlatır; bir hayatı sahip olunan bir şey gibi almak anlamına gelmez. İyelik biçimi özneye göre değişir: take his own life, take her own life, take their own life veya take my own life. Burada taken geçmiş zaman ortacıdır ve had realized ile had yardımcı fiilini paylaşır: she had realized ... and [had] taken ....

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: “The report said that he had taken his own life.” taken his own life ne anlama gelir?

  1. Kendisine ait bir şeyi geri aldı.
  2. Tehlikeli bir durumdan sağ kurtuldu.
  3. İntihar ederek öldü.
Cevabı göster

İntihar ederek öldü.

Using brooches from her dress,

4:11

Onun elbisesindeki broşları kullanan

Oedipus blinded himself in anguish,

4:13

Oidipus ızdırap içinde kendini kör etti,

expunging his deceitful sense of sight, Kelime

4:16

o aldatıcı görme duyusunu söküp atarak,

which had kept him from truly seeing so much. Deyimler

4:19

kendisini onca gerçeği görmekten alıkoyan o duyuyu.

Kelime

expunging his deceitful sense of sight: tamamen silme

Expunging, bir şeyi silinmiş sayılacak kadar tamamen ortadan kaldırmak demektir. Burada his deceitful sense of sight ile mecazi biçimde kullanılır: Oidipus kendini kör ederek bakmasını sağlayan fakat gerçeği göstermeyen yetiyi yok eder. -ing yan cümlesi, blinded himself eyleminin sonucunu ve simgesel anlamını ekler. Resmî expunge fiili, eylemi sıradan bir temizlik ya da basit kaldırma değil, bütünüyle hükümsüz kılma gibi gösterir.

Alıştırma

Hangi cümlede expunge en doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. Please expunge the dishes after dinner.
  2. The court agreed to expunge the old charge from her record.
  3. Could you expunge the chair into the hallway?
Cevabı göster

The court agreed to expunge the old charge from her record.

Deyimler

which had kept him from truly seeing: fiziksel görüş ve anlayış

Which, önceki his deceitful sense of sight ifadesine gönderme yapar. keep someone from doing something kalıbı, birinin bir şeyi yapmasını engellemek demektir; dolayısıyla yan cümle, fiziksel görme yetisinin onun gerçekten görmesini engellediğini söyler. Burada see, I see what you mean örneğindeki gibi gerçeği anlamak ya da fark etmek anlamına da gelir. İki anlam da etkindir: Oidipus gözleriyle görebiliyor, fakat gerçeği göremiyordu. Bu nedenle ifade yalnızca görme yetisiyle ilgili değildir; trajik bir söz oyunudur.

Alıştırma

Bu cümlede truly seeing, fiziksel görmenin ötesinde temel olarak hangi anlamı ekler?

  1. Gerçeği fark etmek ve anlamak
  2. Uzaktaki nesneleri daha net fark etmek
  3. Bir şeyi uzun süre izlemek
Cevabı göster

Gerçeği fark etmek ve anlamak

Oedipus begged for exile,

4:23

Oidipus sürgüne gönderilmeyi yalvardı,

but was led back into the castle to await word from Apollo's oracle. Kalıp ifadeler

4:24

ancak Apollon kâhininden gelecek haberi beklemesi için şatoya geri götürüldü.

Kalıp ifadeler

await word from: bir yerden resmî olarak haber veya yanıt beklemek

await word from Apollo's oracle ifadesinde word, tek bir sözcüğü değil; haber, yanıt veya talimatı ifade eder. From, bu bilginin kaynağını gösterir. Await resmî ve geçişli bir fiildir; bu nedenle nesnesini doğrudan alır: await word. to await ... mastar yapısı, kaleye geri götürülme amacını belirtir. Başka bağlamlarda await word from X, X'ten gelecek resmî bir haber veya kararı beklemeyi anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi “bir yerden haber beklemek” anlamındaki üç sözcüklü resmî ifadeyle tamamlayın: After the interview, Maya will ____ the hiring committee.

Cevabı göster

await word from

Thus ends Sophocles' first play centering Oedipus, Anlatım akışı

4:30

Sophokles'in Oidipus'u merkezine alan ilk oyunu böyle sona erer,

Anlatım akışı

Thus ends ...: devrik yapıyla resmî anlatı kapanışı

Thus ends ... yapısı, “... böyle sona erer” veya “ve böylece ... son bulur” anlamına gelen resmî bir anlatı kapanış kalıbıdır. Thus, az önce anlatılan olaylara dönüp onları bir sonuç özeti hâline getirir ve anlatının bir sonraki bölüme geçeceğini bildirir. Cümlede edebî bir özne-fiil devrikliği vardır: ends fiili, Sophocles' first play centering Oedipus biçimindeki tam isim öbeği özneden önce gelir. Öznenin önce geldiği nötr biçim Sophocles' first play ... ends this way olurdu, ancak bunun bilinçli kapanış etkisi daha zayıftır.

Alıştırma

Resmî bir anlatıda “Thus ends the first chapter” cümlesindeki başa alma ve devrik yapı temel olarak ne yapar?

  1. İlk bölümün nasıl sona ereceğini sorar.
  2. Bölümün yeni bir olay yüzünden sona erdiğini söyler.
  3. Önceki bölümün bittiğini resmî biçimde belirtir.
Cevabı göster

Önceki bölümün bittiğini resmî biçimde belirtir.

but it wouldn't be his final word on the tragic hero. Kültür

4:34

ancak trajik kahraman hakkındaki son sözü bu olmayacaktı.

Kültür

final word on the tragic hero: trajik kahraman üzerine son söz

Bu cümlede someone's final word on a subject, bir kişinin bir konu hakkındaki son önemli açıklaması ya da konuyu yaratıcı bir eserde son kez ele alması demektir; kelimenin tam anlamıyla söylediği son sözcük değildir. Olumsuz wouldn't be his final word yapısı, bu trajik kişiyi daha sonraki bir eserde yeniden ele alacağını gösterir. A tragic hero, seçimleri, ciddi bir kusuru ya da kaderi yüzünden ağır acıya veya yıkıma sürüklenen trajedinin merkez kişisidir. Burada terim Oidipus'un edebî rolünü belirtir ve anlatımı tek bir oyundan, yazarın aynı kişiyi daha sonra yeniden ele alışına taşır.

Alıştırma

Burada 'it wouldn't be his final word on the tragic hero' ne anlama geliyor?

  1. Daha sonraki bir eserde trajik kahramanı yeniden ele alacaktı.
  2. Trajik kahraman son repliği söyleyecekti.
  3. Oyunun son sözcüğünü unutmuştu.
Cevabı göster

Daha sonraki bir eserde trajik kahramanı yeniden ele alacaktı.

Decades later,

4:38

On yıllar sonra,

a roughly 89-year-old Sophocles wrote its sequel Dilbilgisi

4:39

yaklaşık 89 yaşındaki Sophokles onun devamını yazdı,

set in Colonus,

4:43

oyun Kolonos'ta geçiyordu,

his own birthplace.

4:44

kendi doğduğu yerde.

Dilbilgisi

sequel set in Colonus: set in + yer

sequel set in Colonus ifadesindeki set in Colonus, sequel sözcüğünden sonra gelen geçmiş zaman ortacı öbeğidir. a sequel that is set in Colonus yapısının kısaltılmış hâlidir ve devam eserinin hikâyesinin nerede geçtiğini anlatır. Bir kitap, oyun, film veya video oyunu için be set in + yer ya da dönem yapısı hikâyenin geçtiği ortamı anlatır. Buradaki set, birinin fiziksel olarak bir nesneyi bir yere koyması anlamına gelmez.

Alıştırma

'a remote mountain village' ifadesini hikâyenin geçtiği yer yapan iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: They recommended a mystery novel ____ a remote mountain village.

Cevabı göster

set in

It finds Oedipus,

4:46

Oyunda Oidipus'u buluruz,

now aged and exiled,

4:47

artık yaşlı ve sürgündedir,

confronted with accusations of incest and patricide. Kelime

4:49

ensest ve baba katli suçlamalarıyla yüzleşmektedir.

Kelime

confronted with accusations of incest and patricide: ciddi suçlamalarla yüzleşmek

Confronted with accusations of ... bir kişinin suçlamalarla yüzleşmek veya bunlara yanıt vermek zorunda kaldığı bir duruma sokulması anlamına gelir. Burada Oidipus'u betimleyen edilgen bir ortaç öbeğidir; onun başlattığı bir eylem değildir. Accusations of ifadesinden sonra suçlamaya konu olan eylemler gelir. Incest yakın akrabalar arasındaki cinsel ilişkiyi, patricide ise özellikle kişinin kendi babasını öldürmesini ifade eder. Accusations yalnızca suçlamaların ortaya atıldığını bildirir; tek başına suçun kanıtlandığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Haberi “... suçlamalarıyla yüzleşmek zorunda kaldı” anlamındaki resmî ifadeyle tamamlayın: At the hearing, the director was ____ fraud.

Cevabı göster

confronted with accusations of

Oedipus,

4:54

Oidipus,

having accepted the truth and released himself from its shame, Dilbilgisi

4:54

gerçeği kabullenmiş ve kendini utancından azat etmiş olarak,

Dilbilgisi

having accepted ... and released ...: ana cümleden önce tamamlanan eylemler

Having accepted the truth and released himself from its shame bir tamamlanmış ortaç yan cümlesidir. Having + geçmiş zaman ortacı, iki eylemin de ana cümledeki eylemden önce tamamlanmış olduğunu gösterir. Tek bir having, eş görevli accepted ve released ortaçları tarafından paylaşılır. Bu yan cümle Oedipus'u niteler; dolayısıyla iki eylemin de örtük öznesi Oedipus'tur. Cümlenin ana fiili olarak görev yapmak yerine daha önce gerçekleşen arka planı verir. Released himself from its shame, o utancın psikolojik denetiminden çıktığı anlamına gelir.

Alıştırma

İncelemenin önce gerçekleştiğini göstermek için cümleyi review fiilinin tamamlanmış ortaç biçimiyle tamamlayın: ____ the contract, Nina signed it.

Cevabı göster

Having reviewed

proclaims his innocence Kalıp ifadeler

4:58

masumiyetini ilan eder

and maintains that he committed these deeds unwittingly and unwillingly. Kelime

5:00

ve bu eylemleri bilmeden ve isteyemeyerek işlediğini savunur.

Kalıp ifadeler

proclaims his innocence and maintains that ...: resmî iddialar

proclaims his innocence, suçlu olmadığını açık ve güçlü biçimde ilan eden kamusal bir beyan sunar. maintains that ise özellikle iddia tartışmalı olduğunda, konuşanın doğru diye savunmayı sürdürdüğü açıklamayı başlatır; burada maintain, “bakım yapmak” veya “iyi durumda tutmak” değil, “ileri sürmeye devam etmek” anlamındadır. Bu iki fiil birlikte savunmayı gündelik bir açıklamadan çok resmî ve bilinçli bir tutum gibi gösterir. Bu yapı resmî veya kamusal bir konumu tanımaya yardımcı olur: proclaim + isim öbeği, ardından maintain that + yan cümle.

Alıştırma

Örnekte “proclaims his innocence and maintains that ...” ne anlatır?

  1. Suçlu olmadığını resmî biçimde ilan eder ve kendi açıklamasını doğru diye savunmayı sürdürür.
  2. Bir şeyi onarır ve çalışır durumda tutar.
  3. Suçlu olduğunu gelişigüzel kabul eder ve açıklamasını değiştirir.
Cevabı göster

Suçlu olmadığını resmî biçimde ilan eder ve kendi açıklamasını doğru diye savunmayı sürdürür.

Kelime

unwittingly and unwillingly: bilmemek ile istememek arasındaki fark

unwittingly, “kişinin ne yaptığını veya gerçek durumun ne olduğunu bilmeden ya da fark etmeden” anlamına gelir. unwillingly ise “yapmak istemeden” veya “gönülsüzce” demektir. İki sözcüğün birlikte kullanılması sorumlulukla ilgili iki soruyu birbirinden ayırır: Biliyor muydu? Özgür iradesiyle mi seçti? Cümle iki soruya da hayır yanıtını verir; bu nedenle sözcükler belirsiz bir “kazara” anlamında birleştirilmemelidir.

Alıştırma

Cümleyi unwittingly veya unwillingly ile tamamlayın. Her birini bir kez kullanın: Leo revealed the password ____ because he did not know the camera was recording, and Nora resigned ____ under intense pressure.

Cevabı göster

unwittingly · unwillingly

Finally,

5:06

Sonunda,

Oedipus knows it's time to go, Ton ve niyet

5:06

Oidipus gitme vaktinin geldiğini anlar,

Ton ve niyet

It's time to go: bağlama bağlı bir ölüm örtmecesi

Bu cümlede it's time to go, Oidipus'un yaşamının sona ermek üzere olduğunu dolaylı biçimde anlatır. Go hâlâ ayrılma fikrini taşır; ancak çevredeki ölüm göndermesi bunu yalnızca bir yerden ayrılmak değil, hayattan ayrılmak anlamında mecazi bir gidişe dönüştürür. Bu, bağlama dayalı bir yorumdur; ifadenin sabit tanımı değildir. Aynı ifade normalde gitme vaktinin geldiğini belirtir. Fakat yaşamın sonu, son bir veda veya ölümle ilgili ipuçları onu ölmek anlamına gelen yumuşak bir örtmeceye dönüştürebilir.

Alıştırma

Bir hikâyede ölmek üzere olan bir kraliçe gözlerini kapatıp “It's time to go.” diyor. İfade büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Bir toplantı için odadan çıkması gerekiyor.
  2. Başka bir kişiye gitmesini söylüyor.
  3. Hayatının sona ermek üzere olduğunu biliyor.
Cevabı göster

Hayatının sona ermek üzere olduğunu biliyor.

and a divine voice urges him on. Öbek fiiller

5:09

ve ilahi bir ses onu teşvik eder.

Öbek fiiller

Urge someone on: birini çabasını sürdürmeye teşvik etmek

Urge someone on, birini ilerlemeye veya çabalamayı sürdürmeye güçlü biçimde teşvik etmek ya da itmek anlamına gelir. Cümlede a divine voice bu teşvikin kaynağı, him ise ilerlemesi için teşvik edilen kişidir. Bu öbek fiilde nesne urge ile on arasına gelir: urge him on. On devam etme fikrini ekler; burada yer bildiren bir edat değildir.

Alıştırma

Cümleyi urge someone on ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle ve her nesnesini kullanarak tamamlayın: The runner was slowing down, so the crowd ____.

Cevabı göster

urged her on

Having said his loving farewells,

5:11

Sevgi dolu vedalarını ettikten sonra,

Oedipus then transcends peacefully and marvelously into death. Kelime

5:14

Oidipus huzurlu ve mucizevi bir şekilde ölüme intikal eder.

Kelime

transcends peacefully and marvelously into death: ölümün yüce bir dille betimlenmesi

Bu cümlede transcends ... into death bir yere doğru fiziksel hareketi anlatmaz. Transcend normal sınırların ötesine geçmek anlamına gelir; bu nedenle ifade, yalnızca Oidipus’un öldüğünü söylemek yerine ölümü fani yaşamın ötesine uzanan bir geçiş olarak mecazen sunar. peacefully ve marvelously zarfları bu geçişe huzurlu ve olağanüstü bir hava verir. Sözcükler birlikte ciddi, mitik bir ton yaratır ve ölümü sıra dışı bir dönüşüm olarak çerçeveler.

Alıştırma

Bu cümlede vurgulanan ifade temel olarak ne yapıyor?

  1. Oidipus’un fiziksel olarak ölüm adlı bir yere gittiğini söyler.
  2. Oidipus’un öldüğünü tarafsız bir tıbbi ifadeyle bildirir.
  3. Ölümü sıradan fani yaşamın ötesine geçen huzurlu ve olağanüstü bir geçiş olarak sunar.
Cevabı göster

Ölümü sıradan fani yaşamın ötesine geçen huzurlu ve olağanüstü bir geçiş olarak sunar.

Follow another more ancient king

5:22

Bu videoyla kaderine karşı savaşan

as he struggles against his fate with this video,

5:24

daha eski başka bir kralı takip edin,

or delve into a dark tale of fickle realities,

5:28

veya değişken gerçekliklerin,

familial strife,

5:31

ailevi çekişmelerin,

and tragic misfortune with this one.

5:33

ve trajik talihsizliklerin karanlık hikâyesine bununla dalın.