Zeki İnsanlar Daha Mı Yalnızdır?: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
725 kelime 152 kel/dk

Video özeti: Deneme duygusal zekâyı iç yaşama dürüst dikkat olarak tanımlar, bu açıklığın neden insanı yalnızlaştırabildiğini açıklar ve sanatı sıradan konuşmanın taşıyamadığı zihinlerle temas olarak sunar. Başlıca İngilizce noktaları: 1. pass off / as a virtue. - Öbek fiiller: Bir zayıflığı övgüye değer nitelik gibi gösteren aldatıcı girişimi eleştirmek için pass off A as B kalıbını öğrenin. 2. humanity's secret diary, - Deyimler ve mecazlı ifadeler: Sanatın toplumun söylemediği deneyimleri saklayan özel günlüğe neden benzetildiğini anlayın. 3. ever more prevalent / ever less necessary - Dilbilgisi ve cümle kalıpları: Süren eğilimler için ever ile karşılaştırma kullanın ve finalde daha çok sanattan ona daha az ihtiyaç duymaya geçişi izleyin.

Bu derste

It sounds like a very mean and undemocratic thought,

0:01

Kulağa çok kaba ve antidemokratik bir düşünce gibi geliyor,

trading off the peculiar glamour that isolation has in a romantic culture, Öbek fiiller

0:04

romantik bir kültürde yalnızlığın barındırdığı o tuhaf cazibeyi kullanıp,

Öbek fiiller

Fiil olarak trading off

Bu cümlede trading off, yalnızlığın sıra dışı çekiciliğini başka bir yarar, yani üstünlük duygusu, kazanmak için verilen değer olarak gösterir. Daha genel olarak trade off, bir yarar elde etmek için başka bir avantajdan vazgeçmek, onu azaltmak ya da bedel olarak kullanmak anlamına gelir. Temel fikir, iki yararın da aynı anda bütünüyle korunamamasıdır.

Alıştırma

“Bir avantajdan vazgeçip başka bir avantaj kazanmak” anlamındaki fiil öbeğiyle cümleyi tamamlayın: The app is ____ image quality for faster uploads.

Cevabı göster

trading off

in order to gain an oblique sense of superiority

0:09

dolaylı bir üstünlük hissi elde etmek

and perhaps pass off an absence of social skills as a virtue. Öbek fiiller

0:12

ve belki de sosyal beceri eksikliğini bir erdemmiş gibi yutturmak.

Öbek fiiller

pass off A as B kalıbı

pass off A as B kalıbında A, bir şeyin gerçekte ne olduğudur; B ise birinin başkalarına kabul ettirmek istediği kimlik veya özelliktir. Burada A, an absence of social skills; B ise a virtue ifadesidir. Bu ifade genellikle basit bir betimlemeyi değil, yanıltıcı bir sunumu anlatır. Konuşan kişi, bir zayıflığı olumlu bir özellik gibi gösterme girişimini eleştirir.

Alıştırma

İki boşluğu pass off A as B kalıbıyla tamamlayın: The vendor tried to ____ a cheap copy ____ an original.

Cevabı göster

pass off · as

It's important, therefore, to be clear what is meant here by intelligence. Dilbilgisi

0:17

Bu yüzden, burada zekadan ne kastedildiğini netleştirmek önemlidir.

Dilbilgisi

What is meant here by intelligence: bu bağlamdaki tanım

Edilgen what is meant by X yapısı, X için amaçlanan tanımın ne olduğunu sorar. Bu cümlede konuşmacının intelligence sözcüğünü hangi anlamda kullandığı sorulur; bir eylemi kimin yaptığı sorulmaz. Here, tanımı mevcut tartışmayla sınırlar. Bu yapı, bir terimin belirli bir bağlamdaki anlamını daha geniş günlük anlamından ayırmaya yardımcı olur.

Alıştırma

Konuşmacı what is meant here by intelligence diye sorduğunda okuyucu neyi belirlemelidir?

  1. Bu tartışmada intelligence için amaçlanan tanım
  2. Zekâyı ölçmek için genellikle kullanılan test
  3. Zeki davranan kişi
Cevabı göster

Bu tartışmada intelligence için amaçlanan tanım

It has nothing to do with degrees or any of the criteria by which we ordinarily measure cleverness. Kalıp ifadeler

0:22

Bunun diplomalarla veya genellikle zekayı ölçtüğümüz herhangi bir kriterle alakası yoktur.

Kalıp ifadeler

Has nothing to do with: hiçbir ilgisi olmamak

Kalıplaşmış has nothing to do with ifadesi, “hiçbir ilgisi olmamak” anlamına gelir. Burada, bu intelligence anlayışı ile diplomalar veya zekâyı ölçmek için kullanılan sıradan ölçütler arasında herhangi bir bağ olmadığı belirtilir. Yapı, have/has nothing to do with + isim, zamir veya -ing biçimidir. Özneye göre have ya da has kullanın.

Alıştırma

Hedef kalıp have nothing to do with ile cümleyi tamamlayın; gerekirse have biçimini değiştirin: The color of the box ____ what is inside.

Cevabı göster

has nothing to do with

What is meant is emotional intelligence,

0:29

Kastedilen şey duygusal zekadır;

which exists or not in every strata and nook of society. Dilbilgisi

0:31

bu da toplumun her tabakasında ve köşesinde bulunabilir veya bulunmayabilir.

Dilbilgisi

every strata: stratum ve strata ile sayı uyumu

Strata, stratum sözcüğünün çoğuludur. Every normalde tekil ve sayılabilen bir ismi niteler; bu nedenle altyazıdaki every strata standart İngilizcede uygun değildir. Standart tekil ifade every stratum şeklindedir. Tabakaların tümünden topluca söz ederken all strata kullanılır. Başka isimlere de uygulanabilen kalıp every + tekil isim, buna karşılık all + çoğul isimdir.

Alıştırma

Cümleyi strata sözcüğünün tekil biçimiyle tamamlayın: The study looks at every ____ of the organization.

Cevabı göster

stratum

Emotional intelligence means a capacity for self-honesty and self-observation.

0:38

Duygusal zeka, kendine karşı dürüst olma ve kendini gözlemleme kapasitesi anlamına gelir.

It means a knack for opening oneself up to the stranger, Notlar

0:43

İnsanın kendini daha yabancı,

Kalıp ifadeler

a knack for opening: a knack for + -ing kalıbı

A knack for something, özel ve çoğu zaman doğal görünen bir yetenek ya da eğilim demektir. Burada a knack for opening oneself up, kişinin bilinmeyen veya kabul etmesi zor bir şeye açık hâle gelme konusunda özellikle yetenekli olması anlamına gelir. Bu kalıpta for bir edattır; bu nedenle ardından gelen fiil -ing biçimini alır: a knack for opening. Kullanılabilir yapı a knack for + isim veya ulaçtır; a knack to open değildir.

Alıştırma

Hangi cümlede a knack for ifadesinden sonra standart fiil biçimi kullanılmıştır?

  1. Nina has a knack for solving tricky puzzles.
  2. Nina has a knack to solving tricky puzzles.
  3. Nina has a knack for solve tricky puzzles.
Cevabı göster

Nina has a knack for solving tricky puzzles.

Öbek fiiller

opening oneself up to: kabul etmeye açık hâle gelmek

Opening oneself up to something, duygusal veya zihinsel savunmaları azaltarak bir şeyi deneyimlemeye, düşünmeye ya da kabul etmeye istekli hâle gelmek demektir. Bu cümlede 'the stranger', mutlaka tanımadığınız bir kişiyi değil, insanın kendi iç dünyasındaki yabancı bir yönü anlatır. Başka durumlarda da kullanılabilen yapı open + dönüşlülük zamiri + up to + isim veya -ing biçimidir. Dönüşlülük zamiri özneyle uyumlu olmalıdır: I open myself..., she opens herself..., people open themselves....

Alıştırma

Parantez içindeki sözcükleri doğru biçime getirerek cümleyi tamamlayın: To learn from feedback, you need to ____ new ideas. (open / yourself / up to)

Cevabı göster

open yourself up to

more exciting, less easily admissible aspects of oneself.

0:46

daha heyecan verici ve kabullenilmesi daha zor yönlerine açma becerisidir.

And at the same time,

0:50

Ve aynı zamanda,

for noticing the many beautiful, peculiar, and profound experiences and sensations passing through consciousness.

0:51

bilinçten geçen pek çok güzel, tuhaf ve derin deneyimi ile duyumları fark edebilme yetisidir.

We 're not really used to doing this. Dilbilgisi

0:58

Bunu yapmaya pek alışkın değiliz.

Dilbilgisi

be used to doing: bir etkinliğe alışkın olmak

Be used to doing, bir etkinliğe alışkın olmak ve bu yüzden onu normal ya da tanıdık bulmak demektir. Burada we're not really used to doing this, bu etkinliğin bize henüz tanıdık gelmediğini anlatır. Bu yapıda to bir edattır; bu yüzden ardından isim, zamir veya -ing biçimi gelir: used to noise, used to it, used to working. Be fiilinin biçimi özneye ve zamana göre değişir.

Alıştırma

Parantez içindeki sözcükleri doğru biçime getirerek cümleyi tamamlayın: After several weeks, Nina is ____ lunch at noon. (used to / eat)

Cevabı göster

used to eating

We cleave tightly to reassuring notions of what normal people are like, Kelime

1:00

Normal insanların nasıl olduğuna dair o güven verici fikirlere sıkıca tutunuruz;

Kelime

cleave tightly to: bir düşünceye sıkı sıkıya bağlı kalmak

Bu cümlede cleave tightly to, “bir şeye çok sıkı tutunmak” veya “ona güçlü biçimde bağlı kalmak” anlamına gelir. Nesnesi reassuring notions olduğundan ifade, bir şeyi bölmekten değil, normal olana ilişkin rahatlatıcı düşünceleri bırakmayı reddetmekten söz eder. Kalıp, cleave to + düşünce, inanç, gelenek veya kişi şeklindedir. Tightly, bağlılığın sürmesi anlamını güçlendirir ve bu bağlılığı özellikle kuvvetli gösterir.

Alıştırma

“Even after the evidence changed, he continued to cleave to the old theory,” cümlesinde cleave to ne anlama gelir?

  1. eski teoriyi düzenleyerek kısaltmak
  2. eski teoriyi iki parçaya bölmek
  3. eski teoriye sıkı sıkıya bağlı kalmak
Cevabı göster

eski teoriye sıkı sıkıya bağlı kalmak

which means we exclude a lot,

1:06

bu da pek çok şeyi dışladığımız anlamına gelir,

often the richest bit,

1:08

ve bu genellikle en zengin kısımdır:

of what we truly feel, want, and think.

1:10

gerçekte ne hissettiğimizin, ne istediğimizin ve ne düşündüğümüzün.

We edit out our more generous, wilder, more impatient, more terrifying sides, Öbek fiiller

1:13

Daha cömert, daha vahşi, daha sabırsız, daha korkutucu yönlerimizi kırparız,

Öbek fiiller

edit out: son sürümden çıkarmak

Edit out, bir şeyin son sürümde görünmemesi için bilinçli olarak çıkarılması demektir. Film, ses kaydı veya yazıda bir editör istenmeyen malzemeyi gerçek anlamda edit out edebilir. Burada ifade mecazidir: insanlar başkalarına gösterdikleri hâllerinden bazı yanlarını gizler. Bu ifade, o yanları yalnızca iyileştirmek veya değiştirmek değil, seçerek ortadan kaldırmak anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi, edit fiilinin “düzenleme sırasında çıkarıldı” anlamına gelen doğru iki sözcüklü biçimiyle tamamlayın: The producer ____ the mistake before the episode was released.

Cevabı göster

edited out

leaving only the socially admissible husk that we artfully pretend is who we are. Deyimler

1:19

geriye sadece ustalıkla kendimizmiş gibi davrandığımız, toplumca kabul gören bir kabuk bırakırız.

Deyimler

the socially admissible husk metaforu

İfadede husk sözcüğü mecaz olarak kullanılır. Husk, gerçek anlamıyla bir tohumun veya meyvenin kuru dış kabuğudur; burada ise daha zengin düşünce ve duygular gizlendikten sonra kişiden geriye kalan dış görünüşü anlatır. Socially admissible, toplumsal beklentilere göre kabul edilebilir veya izin verilebilir demektir. Bütün imge kişinin kendisini sansürlemesini eleştirir: Başkalarının gördüğü şey kabul edilebilir olabilir, ancak bu yalnızca ince bir dış katmandır; kişinin eksiksiz veya gerçek benliği değildir.

Alıştırma

“His perfect public image was only a socially admissible husk,” cümlesinde socially admissible husk ne anlama gelir?

  1. Satışına izin verilmiş gerçek bir tohum kabuğu
  2. Daha eksiksiz bir benliği gizleyen, toplumca kabul edilebilir dış görünüş
  3. Onun eksiksiz ve dürüst kişiliği
Cevabı göster

Daha eksiksiz bir benliği gizleyen, toplumca kabul edilebilir dış görünüş

And simultaneously,

1:25

Ve eşzamanlı olarak,

we ensure that we're never far from something that can take us powerfully away from ourselves. Deyimler

1:26

bizi kendimizden güçlü bir şekilde uzaklaştıracak şeylerden asla uzak kalmadığımızdan emin oluruz.

Deyimler

Zihinsel bir metafor olarak take us powerfully away from ourselves

Burada take us away from ourselves fiziksel hareketi değil, zihinsel bir durumu anlatır. Dikkatimizi dışarıya öylesine güçlü biçimde çekmek demektir ki kendi düşünce ve duygularımızı fark etmeyi veya onlarla yüzleşmeyi bırakırız. Powerfully, bu dikkat dağılmasının veya kaçışın gücünü vurgular. Başka bağlamlarda something takes someone away from themselves keyifli bir dalıp gitme hâlini anlatabilir; ancak burada eleştirel bir ton vardır: Dışarıdan gelen dikkat dağıtıcı şeyler insanların iç dünyalarından kaçınmasına yardımcı olur.

Alıştırma

Duygusal kaçışla ilgili bir konuşmada “The music took Lena away from herself for a while” en olası olarak ne anlama gelir?

  1. Lena'yı fiziksel olarak başka bir yere götürdü.
  2. Lena'nın kendisini daha açık biçimde anlamasını sağladı.
  3. Lena'nın bir süre kendi düşünce ve duygularına odaklanmamasına yardımcı oldu.
Cevabı göster

Lena'nın bir süre kendi düşünce ve duygularına odaklanmamasına yardımcı oldu.

And so we miss out on the troubling wonders that streak across the mental horizon at every instant. Notlar

1:31

Böylece her an zihin ufkumuzda parlayan o rahatsız edici mucizeleri kaçırırız.

Öbek fiiller

miss out on: bir fırsatı veya deneyimi kaçırmak

Bu cümlede miss out on, “mümkün veya erişilebilir olan bir şeyi yaşayamamak ya da elde edememek” anlamına gelir. Konuşmacı, zihinden geçen rahatsız edici ama değerli iç deneyimleri fark edemediğimizi ve yaşayamadığımızı söylüyor. Kalıp miss out on + isim veya -ing biçimidir. Yalnızca bir şeyin yokluğunu fark etmeye değil, kişinin yaşayamadığı şeye odaklanır.

Alıştırma

Cümleyi “bir şeyi yaşayamamak” anlamındaki üç sözcüklü öbek fiille tamamlayın. Mia left the festival early, so she ____ the fireworks.

Cevabı göster

missed out on

Deyimler

Zihinsel ufukta hızla geçen rahatsız edici harikalar

Cümle tek bir görüntü kuruyor: zihin bir gökyüzüne, “zihinsel ufuk” ise bilincin sınırına benzetiliyor. “Rahatsız edici harikalar”, gerçek gökyüzündeki nesneler değil; zorlayıcı ama dikkat çekici düşünce veya duygulardır. Streak across, bunları ışık parlamaları gibi hızlı ve kısa gösterir. Bu imge, iç deneyimlerin biz onları tam olarak fark etmeden önce ortaya çıkıp kaybolabileceğini anlatır.

Alıştırma

Bu cümlede “troubling wonders that streak across the mental horizon” imgesi neyi anlatıyor?

  1. Kısa ve karmaşık iç deneyimler bilincin içinden hızla geçer.
  2. Gerçek ışıklar konuşmacının üzerindeki gökyüzünde ilerler.
  3. Konuşmacı tek bir düşünceyi uzun süre sakince inceler.
Cevabı göster

Kısa ve karmaşık iç deneyimler bilincin içinden hızla geçer.

Most of what is in our minds remains unfelt and unseen,

1:38

Zihnimizde olan bitenlerin çoğu hissedilmeden ve görülmeden kalır,

troubling us only in the small hours. Deyimler

1:42

bizi sadece gecenin geç saatlerinde rahatsız eder.

Deyimler

in the small hours: gece yarısından sonra, şafaktan önce

In the small hours, gece yarısından sonraki ve şafaktan önceki çok geç gece saatlerini anlatan bir deyimdir. Kesin olmayan bir gece zamanını belirtir; az sayıda saat anlamına gelmez. Burada bu ifade, rahatsız edici düşünceleri gündüz bastırıldıktan sonra geri döndükleri sessiz şafak öncesi döneme yerleştirir.

Alıştırma

Cümleyi ‘gece yarısından sonra ama şafaktan önce’ anlamına gelen deyimle tamamlayın: I woke up ____ and heard rain against the window.

Cevabı göster

in the small hours

Insomnia is the revenge for all that we tried so hard not to notice in the daylight. Deyimler

1:45

Uykusuzluk, gün ışığında görmezden gelmek için onca çaba sarf ettiğimiz her şeyin intikamıdır.

Deyimler

Bir metafor olarak Insomnia is the revenge for all that...

Cümle bir metafor kullanır: Uykusuzluk, gündüz bilinçten uzaklaştırılan düşünce ve duyguların aldığı intikam gibi gösterilir. Revenge sözcüğü gerçek anlamda değildir ve tıbbi bir açıklama sunmaz; bu deneyimlerin gecikmiş dönüşünü güçlü ve kaçınılmaz hissettirir. All that, kişinin gündüz fark etmemek için çok uğraştığı her şey anlamına gelir. X is the revenge for Y yapısı, daha sonra ortaya çıkan bir sorunu önceki kaçınmanın dramatik sonucu olarak sunar.

Alıştırma

Hangi yorum metafora en uygun açıklamadır?

  1. Gündüz görmezden gelinen duygular gece geri dönüp bizi uyanık tutabilir.
  2. Gün ışığı fiziksel olarak uykusuzluğa neden olur.
  3. Uykusuzluk yalnızca intikam almak isteyen kişileri bilerek cezalandırır.
Cevabı göster

Gündüz görmezden gelinen duygular gece geri dönüp bizi uyanık tutabilir.

In this context,

1:52

Bu bağlamda,

emotional intelligence emerges as a species of courage directed at vanquishing not an external enemy, Notlar

1:53

duygusal zeka dışarıdaki bir düşmanı değil,

Kelime

a species of courage: soyut bir kategori olarak species

a species of courage ifadesinde species, biyolojik bir grup değil, “belirli bir tür ya da biçim” anlamına gelir. İfade, duygusal zekâyı cesaretin bir biçimi olarak sınıflandırır. Resmî a species of + soyut isim kalıbı, bir düşünceyi daha geniş bir kategorinin içine yerleştirir. Burada duygusal zekâyı dışarıdaki bir düşmana değil, insanın içine yönelmiş bir cesaret olarak sunar.

Alıştırma

“Her willingness to ask for help was a species of courage,” cümlesinde a species of ne anlama gelir?

  1. belirli bir tür
  2. biyolojik bir popülasyon
  3. bir eksiklik
Cevabı göster

belirli bir tür

but a fear of being weird or of going mad.

2:00

tuhaf olma veya çıldırma korkusunu alt etmeye yönelik bir cesaret türü olarak ortaya çıkar.

Anlatım akışı

not an external enemy, but a fear: not X, but Y düzeltmesi

not X, but Y kalıbı önce beklenen yorum X’i reddeder, sonra onun yerine anlatılmak istenen Y’yi getirir. Burada X “an external enemy”, Y ise “a fear of being weird or of going mad.” ifadesidir. Vanquishing iki bölüme de uygulanır: cesaret bir kişiyi yenmeye değil, korkunun üstesinden gelmeye yöneliktir. Y’nin but sonrasına yerleştirilmesi, içteki korkuyu ana odak yapar.

Alıştırma

Düzeltmeyi not X, but Y kalıbıyla tamamlayın: The problem is ____ the price, ____ the delivery time.

Cevabı göster

not · but

A certain sort of intelligent person is above all else a superior and more committed reporter of their inner states. Notlar

2:03

Belli bir zeka türüne sahip insan, her şeyden önce kendi iç dünyasının üstün ve daha sadık bir muhabiridir.

Kalıp ifadeler

above all else: en yüksek önceliği belirtmek

Above all else, “diğer her şeyden daha önemli olarak” anlamına gelir. Ardından gelen içsel durumları daha iyi ve daha özverili biçimde aktarma niteliğini sıralamanın en üstüne yerleştirir. Burada ifade fiziksel konumu değil, önceliği belirtir. En önemli sayılması gereken bir niteliği, hedefi veya değeri tanıtmak için kullanılabilir.

Alıştırma

“Safety matters above all else,” cümlesinde above all else ne anlama gelir?

  1. diğer her şeyden daha fazla
  2. bir ek nedenden dolayı
  3. fiziksel olarak daha yüksek bir konumda
  4. yalnızca çoğu zaman
Cevabı göster

diğer her şeyden daha fazla

Deyimler

reporter of their inner states benzetmesi

Buradaki reporter bir meslek adı değil, benzetmedir. Kişi kendi düşünce ve duygularını gözlemler, ardından iyi bir muhabirin bilgi toplayıp sunması gibi bunları dikkatli ve dürüst biçimde aktarır. Superior ve more committed nitelemeleri bu görüntüyü keskinleştirir: Önemli beceri yalnızca içsel durumlara sahip olmak değil, onları doğru biçimde fark etmek ve sadakatle anlatmayı sürdürmektir.

Alıştırma

“a reporter of their inner states” benzetmesini en iyi hangi yorum açıklar?

  1. İçlerinde olup biteni dikkatle fark eder ve doğru biçimde anlatırlar.
  2. Yalnızca özel haberleri bildiren bir gazeteci olarak çalışırlar.
  3. Düşünce ve duygularını incelemekten veya bunlar hakkında konuşmaktan kaçınırlar.
  4. Düşünce ve duyguları hiç değişmez.
Cevabı göster

İçlerinde olup biteni dikkatle fark eder ve doğru biçimde anlatırlar.

Or as Emerson once put it, Anlatım akışı

2:11

Veya Emerson'ın bir zamanlar ifade ettiği gibi,

Anlatım akışı

as Emerson once put it: başka birinin sözlerini aktarmak

“As Emerson once put it”, dinleyiciye ardından gelen sözlerin Emerson’a ait olduğunu bildirir. Buradaki put it, “fikri sözcüklerle ifade etti” anlamındadır; “bir şeyi bir yere koydu” anlamında değildir. Bu ifade, konuşmacının kendi açıklamasından başka birinin alıntısına veya akılda kalan anlatımına geçiş sağlar. Once, “geçmişte bir zaman” demektir; kişinin bunu yalnızca bir kez söylediği anlamına gelmez.

Alıştırma

Antrenörün tam sözlerini tanıtan ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: ____, “Small steps still move us forward.”

Cevabı göster

As our coach once put it

"In the minds of geniuses,

2:13

"Dâhilerin zihinlerinde,

we find once more our own neglected thoughts."

2:15

kendi ihmal ettiğimiz düşüncelerimizi bir kez daha buluruz."

It's almost certain that people who have devoted themselves to self-honesty and self-observation Kalıp ifadeler

2:20

Kendini dürüstlüğe ve iç gözleme adamış insanların

Kalıp ifadeler

devoted themselves to + isim veya -ing biçimi

Devoted themselves to, bir şeye ciddi ve uzun süreli biçimde kendilerini adadıkları anlamına gelir. Dönüşlülük zamiri people sözcüğüne döner; bu nedenle çoğul people ile themselves kullanılır. Bu yapıda to bir edattır. Ardından bir isim öbeği veya -ing biçimi gelmelidir: devote oneself to a cause; devote oneself to learning. Altyazıda self-honesty and self-observation, bu bağlılığın yöneldiği uygulamaları belirtir.

Alıştırma

Devote oneself to ifadesini geçmiş zamanda kullanın ve dönüşlülük zamirini Lena ile uyumlu yapın: After receiving the scholarship, Lena ____ studying public health.

Cevabı göster

devoted herself to

have an above-average chance of meeting with incomprehension, Kalıp ifadeler

2:25

anlaşılmazlık,

Kalıp ifadeler

chance of meeting with incomprehension: bir tepkiyle karşılaşmak

Bu cümlede meet with, biriyle buluşma ayarlamak anlamına gelmez. Bir ifade, öneri veya eylem bir tepkiyle meets with olduğunda, o tepkiyi alır ya da o tepkiyle karşılaşır. Bu nedenle meeting with incomprehension, insanların söyleneni anlamadığını görmek demektir. chance of ifadesinden sonra of bir edat olduğu için meet, -ing biçimi olan meeting şeklinde kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi “bu tepkiyi aldı” anlamına gelen resmî iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The safety proposal was clear, but it ____ strong resistance from the committee.

Cevabı göster

met with

irritation, censorship, or boredom

2:30

rahatsızlık, sansür veya can sıkıntısıyla karşılaşma olasılığı ortalamanın üzerindedir,

when they attempt to share the data from their own minds frankly in company. Kelime

2:33

kendi zihinlerinden geçenleri toplum içinde açıkça paylaşmaya kalktıklarında.

Kelime

frankly in company: başkalarının yanında açıkça konuşmak

Frankly, paylaşımın nasıl yapıldığını anlatır: düşündüklerini saklamadan açık ve dürüst biçimde. In company, başka insanlar varken veya sosyal bir ortamdayken anlamına gelir. Burada company bir işletmeyi değil, başka insanların varlığını ifade eder. frankly in company bütünü, başkalarının yanında çok açık konuşmanın taşıdığı riski vurgular.

Alıştırma

Cümleyi “başka insanlar varken” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Leo sings freely at home but becomes shy ____.

Cevabı göster

in company

Their thoughts,

2:38

Düşünceleri;

it might be on politics or architecture, family life or sexuality,

2:39

politika, mimari, aile hayatı veya cinsellik üzerine olabilir,

will sound more threatening, more intense, oblique, or tender than is allowed. Dilbilgisi

2:43

izin verilenden daha tehditkâr, daha yoğun, alışılmadık veya hassas duyulacaktır.

Dilbilgisi

more ... than is allowed: toplumsal bir sınırı aşmak

More threatening, more intense, oblique ve tender betimlemeleri eş görevli olarak sıralanır ve sondaki than is allowed yan cümlesi listenin tamamına uygulanır. Bu, düşüncelerin bu yönlerden birinde veya birkaçında çevredeki normların kabul ettiğinden daha güçlü duyulduğu anlamına gelir. Allowed edilgen yapıdadır ve yargıyı kimin verdiğini belirtmez. Burada en doğal anlam, bir yasa veya resmî kuraldan çok örtük bir toplumsal sınırdır. more + sıfat + than is allowed kalıbı, bir grubun tutum, duygu veya davranışların kabul edilebilir derecesini nasıl sınırladığını gösterebilir.

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: At the ceremony, his joke was more personal than is allowed. Cümlenin en olası anlamı nedir?

  1. Bir yasa özellikle onun şakasını yasaklıyordu.
  2. Şakası insanların beklediğinden daha az kişiseldi.
  3. Şakası, törende kişisel yorumlar için kabul edilen toplumsal sınırı aştı.
Cevabı göster

Şakası, törende kişisel yorumlar için kabul edilen toplumsal sınırı aştı.

That feels lonely if one's in the mood to frame things like this. Kelime

2:49

Eğer insan olayları böyle bir çerçeveden görme eğilimindeyse, bu yalnız hissettirir.

Kelime

frame things like this: seçilen bir bakış açısından yorumlamak

Burada frame things, olayların nasıl anlaşılacağını düzenleyen bir bakış açısı seçmek anlamına gelir. Like this, hemen önce sunulan belirli yoruma işaret eder; dolayısıyla konuşmacı, bir kişi duruma bu mercekten bakarsa durumun yalnız hissettirdiğini söyler. Bir şeyi frame etmek otomatik olarak onu uydurmak veya çarpıtmak anlamına gelmez. Çerçeveleme, neyin vurgulanacağını ve olguların nasıl ilişkilendirileceğini seçer; böylece dinleyicinin ulaştığı sonucu yönlendirebilir.

Alıştırma

Cümleyi bu nottaki hedef fiille tamamlayın: The coach tried to ____ the loss as a useful lesson.

Cevabı göster

frame

There are simply fewer people at large committed to self-honesty and self-observation Kelime

2:53

Basitçe, etrafta kendine karşı dürüst olmaya ve iç gözleme kendini adamış,

Kelime

toplumun genelini ifade eden at large

Bu cümlede at large, “toplumun tamamında” ya da “genel halk arasında” demektir. people ifadesinin kapsamını belirli bir topluluk veya özel bir grubun ötesine genişletir. Anlamı yakındaki isim belirler. people, the public veya society gibi topluluk bildiren bir isimden sonra at large, özellikle resmî yorumlarda çoğunlukla “bir bütün olarak” anlamına gelir.

Alıştırma

Bu cümlede at large ne anlama gelir: “There are fewer people at large committed to careful self-observation”?

  1. genel olarak toplumdaki insanlar arasında
  2. kaçmış insanlar arasında
  3. çok büyük bir kalabalığın içinde
Cevabı göster

genel olarak toplumdaki insanlar arasında

and therefore up for exchanging notes on what it's truly like to be alive. Notlar

2:58

ve dolayısıyla hayatta olmanın gerçekten nasıl bir his olduğu üzerine fikir alışverişinde bulunmaya hevesli çok daha az insan vardır.

Ton ve niyet

be up for + isim veya -ing biçimi

Be up for something, bir şeye katılmaya istekli veya ilgili olmak demektir. Burada up for exchanging notes, hayatta olmanın nasıl hissettirdiğine dair düşünceleri paylaşmaya ve karşılaştırmaya istekli olmayı anlatır. Yapı be up for + isim veya -ing biçimidir. Tam cümlede daha önce kullanılan are, bu eş görevli açıklama için de geçerlidir; bu nedenle up for önünde ikinci bir be biçimi kullanılmaz.

Alıştırma

Cümleyi, derste öğrendiğiniz ve “istekli olmak” anlamına gelen iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: Are you ____ helping us after school?

Cevabı göster

up for

Deyimler

exchanging notes on: deneyimleri paylaşmak ve karşılaştırmak

Bu cümlede exchanging notes on, bir konu hakkındaki kişisel gözlem ve deneyimleri paylaşıp karşılaştırmak demektir. Notes burada mecazidir; mutlaka yazılı notları değil, her kişinin fark ettiği veya yaşadığı şeyleri anlatır. Bu ifade, konuşmayı iki yönlü ve iş birliğine dayalı bir paylaşım olarak gösterir. Her iki taraf da bir şey sunar ve karşısındakinden öğrenir.

Alıştırma

Cümleyi exchange notes on ile tamamlayın: After the conference, the researchers met to ____ their latest fieldwork.

Cevabı göster

exchange notes on

Yet,

3:04

Yine de,

there is one resource that is exceptionally well suited to addressing the feelings of disconnection Kalıp ifadeler

3:04

bu kopukluk hissini gidermek için olağanüstü derecede uygun olan

Kalıp ifadeler

well suited to addressing: suited to + -ing yapısı

Well suited to addressing, bir şeyin bir konuyu ele alma amacına çok uygun olduğu anlamına gelir. Well, suited sözcüğünü güçlendirir; addressing ise kaynağın iyi eşleştiği etkinliği adlandırır. be suited to ifadesinin bu kullanımında to bir edattır, mastarın parçası değildir. Ardından fiil gelirse -ing biçimi kullanılır: suited to addressing, suited to teaching ve suited to working. Bu yapı bir kişinin, aracın veya yöntemin bir görevle ne kadar iyi eşleştiğini değerlendirir.

Alıştırma

Cümleyi process fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: This software is well suited to ____ large files.

Cevabı göster

processing

liable to be felt by the emotionally intelligent. Kelime

3:10

ve duygusal zekası yüksek kişilerin hissetmesi muhtemel durumlara iyi gelen bir kaynak vardır:

Kelime

liable to be felt: edilgen yapıda olasılık

liable to be felt ifadesindeki liable to, “olması muhtemel” veya “eğilimli” anlamına gelir. Bu ifade, duygusal zekâsı yüksek kişilerin bu duyguyu gerçekten yaşama ihtimali olduğunu söyler; kimseyi suçlamaz. Kalıp be liable to + mastar biçimindedir. Buradaki mastar edilgendir: be felt. Böylece odak, duyguyu kimin oluşturduğunda değil, duygunun deneyimlenmesinde kalır.

Alıştırma

“Unprotected files are liable to be deleted during an update.” cümlesindeki “liable to be deleted” ne anlama gelir?

  1. diğer dosyaları silmeleri gerekir
  2. silinmeleri muhtemeldir
  3. güncellemeden hukuken sorumludurlar
Cevabı göster

silinmeleri muhtemeldir

Art. Anlatım akışı

3:14

Sanat.

Anlatım akışı

Art.: tek sözcükle yapılan açıklama

Art. bilinçli olarak tek sözcükten oluşturulmuş bir cümledir. Hemen öncesinde sözü verilen “tek kaynağın” ne olduğunu açıklar ve cevabı tek başına sunarak okuyucunun durup ona odaklanmasını sağlar. Bu, bilgiyi düzenleme yöntemidir: daha uzun hazırlık bölümü beklenti oluşturur, çok kısa cümle temel cevabı verir ve sonraki bölüm bu cevabı açıklayabilir. Aynı kalıp başka bir metinde tek bir çözümü, adı, seçimi veya fikri öne çıkarabilir.

Alıştırma

Bir paragrafta “Only one tool could solve the problem. Patience.” yazıyor. Ayrı kullanılan tek sözcüklü “Patience.” cümlesinin temel işlevi nedir?

  1. Temel cevabı açıklar ve güçlü biçimde vurgular.
  2. Sorunun nasıl çözüldüğüne dair ayrıntılı kanıtlar sunar.
  3. Sabrın ilgisiz bir listedeki maddelerden biri olduğunu gösterir.
Cevabı göster

Temel cevabı açıklar ve güçlü biçimde vurgular.

Works of art are humanity's secret diary, Deyimler

3:15

Sanat eserleri, insanlığın gizli günlüğüdür;

Deyimler

"humanity's secret diary" mecazı

Bu cümlede "humanity's secret diary" bir mecazdır. Sanat eserleri, bütün insanlığın paylaştığı özel bir günlüğe benzetilir: İnsanların günlük yaşamda açıkça söylemeyebileceği duyguları, korkuları, umutları ve deneyimleri saklarlar. Bu ifade, gerçekten tek bir günlüğün bulunduğu ya da her sanat eserinin gerçekleri kaydettiği anlamına gelmez. Sanatı, insan yaşamının gizli yönlerinin ifade edilip fark edilebildiği bir yer olarak sunar.

Alıştırma

"Works of art are humanity's secret diary," cümlesindeki mecaz temel olarak ne anlatır?

  1. Sanat, açıkça söylenmesi zor olabilecek özel insan duygularını ve deneyimlerini korur.
  2. Her sanat eseri, tarihî bir olayın gerçeklere dayalı anlatımını sunar.
  3. Sanatçılar başka hiç kimsenin okumasına izin verilmeyen tek bir gizli günlük tutar.
Cevabı göster

Sanat, açıkça söylenmesi zor olabilecek özel insan duygularını ve deneyimlerini korur.

records of all that could not be said in regular social contexts,

3:19

sıradan sosyal ortamlarda söylenemeyen her şeyin kayıtlarıdır,

but which have found a home in the more intimate, Deyimler

3:23

ama aynı zamanda kendilerine daha samimi bir yuva bulmuşlardır:

Deyimler

"found a home" ifadesinin mecaz anlamı

Burada "found a home" mecazidir. Söylenemeyen şeyler, ait olacak bir yer arıyormuş gibi düşünülür; sonunda daha samimi bir ifade biçiminde kendilerine uygun bir yer edinirler. Aktarılabilir kalıp find a home in + yer, ortam, grup veya sistem şeklindedir. Özne bir fikir, hikâye, proje ya da sanat eseri olduğunda, "kabul edilmek veya uygun bir ortam bulmak" anlamına gelir; "bir evin yerini bulmak" anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi, derste öğrenilen ve "uygun bir yerde kabul edildi" anlamına gelen üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: After several rejections, the story finally ____ in a children's magazine.

Cevabı göster

found a home

honest communication that can take place between an art work and its audience.

3:25

bir sanat eseri ile izleyicisi arasında kurulabilen o dürüst iletişimde.

The libraries, cinemas, and galleries

3:31

Kütüphaneler, sinemalar ve galeriler,

of the world are repositories for all the sensations Deyimler

3:33

dünyanın her yerinde, tüm o duygular için birer depodur;

Deyimler

Repositories for all the sensations: deneyimi koruyan yerler

Burada repositories, fiziksel duyumlarla dolu gerçek depolar anlamına gelmez. Kütüphaneleri, sinemaları ve galerileri; sanatın gündelik etkileşimlerde kolayca ifade edilemeyen duygu ve deneyimleri kaydedip koruduğu yerler olarak sunar. Bu, soyut bir kap benzetmesidir: repository, değerli bilgileri, anıları veya kültürü insanların daha sonra karşılaşabilmesi için saklayan bir yer, sistem ya da koleksiyon olabilir.

Alıştırma

Bu cümlede repositories for all the sensations ne anlama geliyor?

  1. İnsanların herhangi bir şey hissetmesini engellemek için tasarlanmış yerler
  2. Sanatın duygu ve deneyimleri koruyup aktardığı yerler
  3. Fiziksel duyguların raflarda saklandığı binalar
Cevabı göster

Sanatın duygu ve deneyimleri koruyup aktardığı yerler

that didn't easily make it into standard interactions Öbek fiiller

3:36

standart insan ilişkilerinde kolayca yer edinemeyen

Öbek fiiller

Make it into: girmeyi veya dâhil edilmeyi başarmak

make it into standard interactions ifadesinde make it into, ‘bir yere girmeyi ya da bir şeyin parçası olmayı başarmak’ anlamına gelir. Duygu ve duyumlar sıradan iletişim içinde kendilerine doğal bir yer bulamamıştır. Bu kalıptaki it, make it ifadesinin sabit bir parçasıdır; tek bir sensation sözcüğüne gönderme yapmaz. make it into the final round, make it into the industry veya make it into the report örneklerinde olduğu gibi hedef, into sözcüğünden sonra gelir.

Alıştırma

Cümleyi ‘başarıyla dâhil edildi’ anlamına gelen hedef ifadeyle tamamlayın: The article was excellent, but it didn't ____ the final issue.

Cevabı göster

make it into

and that contain what we need to state and crave to hear as audiences

3:40

ve izleyici olarak ifade etmeye ihtiyaç duyduğumuz ve duymaya can attığımız şeyleri barındıran,

in our lonely states.

3:44

yalnızlık anlarımızda.

Therefore,

3:46

Bu nedenle,

while emotionally intelligent people may have an uncommonly hard time not being lonely with a person, Dilbilgisi

3:47

duygusal zekası yüksek insanlar, bir başkasıyla beraberken bile yalnız hissetmemekte alışılmadık derecede zorlanırken,

they have an unusually easy time finding company with people who are not in the room, Deyimler

3:53

odada olmayan insanlarla arkadaşlık kurmada olağanüstü bir kolaylık yaşarlar;

Dilbilgisi

an uncommonly hard time not being lonely ... an unusually easy time finding company karşıtlığı

While burada ödünlemeli bir karşıtlık kurar: Duygusal zekâsı yüksek kişiler bir tür sosyal durumda zorlanabilir, ancak ikinci cümlecik bunun karşısındaki avantajı gösterir. have an uncommonly hard time + fiil-ing ve have an unusually easy time + fiil-ing şeklindeki paralel yapılar zorluk ile kolaylığı karşılaştırır. hard time not being lonely ifadesinde not, being lonely kısmını olumsuz yapar: Başka biriyle birlikte olsalar bile yalnızlık duygusundan kaçınmaları zordur.

Alıştırma

Eva sınavlardan önce endişelenir, ancak sınav başlayınca kolayca rahatlar. has a hard time ve has an easy time ile tamamlayın: Eva ____ not worrying before a test, but she ____ relaxing once it begins.

Cevabı göster

has a hard time · has an easy time

Deyimler

finding company with people who are not in the room: orada olmayan insanlarda yoldaşlık bulmak

Burada finding company, bir şirket bulmak veya yalnızca yakındaki insanları bulmak değil, bir yoldaşlık ve eşlik edilme duygusu yaşamaktır. Bu insanlar fiziksel olarak orada değildir, ancak konuşan kişi onların ürettikleri aracılığıyla kendisini yine de onlara bağlı hissedebilir. Bu ifade okumayı, izlemeyi veya dinlemeyi uzaklık ya da zaman boyunca gerçekleşen bir tür buluşmaya dönüştürür. Sanatın, yaratıcı orada olmasa veya artık hayatta bulunmasa bile yalnız bir insana eşlik edilme duygusu verebildiğini anlatır.

Alıştırma

Through her favorite novels, Lena finds company with writers who lived centuries ago cümlesinde finds company ne anlama gelir?

  1. Yazarların sözleri aracılığıyla kendisine eşlik edildiğini hisseder.
  2. Yazarlarla birlikte bir şirket kurar.
  3. Yazarların fiziksel olarak yanında olduğunu keşfeder.
Cevabı göster

Yazarların sözleri aracılığıyla kendisine eşlik edildiğini hisseder.

the fancy term for what we call art.

3:59

ki bu da sanat dediğimiz şeyin süslü adıdır.

We've perhaps over-privileged certain standard notions of friendship. Kelime

4:03

Belki de dostluğa dair bazı standart kavramları çok fazla yücelttik.

Kelime

over-privileged: bir düşünceye gereğinden fazla otorite vermek

Burada over-privileged, over-privilege fiilinin geçmiş zaman ortacıdır ve bir düşünceye hak ettiğinden daha fazla otorite, ilgi veya öncelik vermek anlamına gelir. we've perhaps over-privileged ifadesinde İngilizcedeki present perfect yapısını oluşturur ve bugüne kadar süren bir eğilimi anlatır; bir arkadaşlığın maddi bir ayrıcalığa sahip olduğunu söylemez. over- ön eki “gereğinden fazla” eleştirisini ekler. Cümle, alışılmış arkadaşlık ölçütlerinin tek veya en iyi ölçütler olarak görülüp görülmediğini sorgular.

Alıştırma

Bu cümlede over-privileged ne anlama geliyor?

  1. Bu anlayışları ciddi tartışmaların dışına çıkarmak
  2. Bu arkadaşlıkları yasal olarak yalnızca ayrıcalıklı kişilere açmak
  3. Bu standart anlayışlara gereğinden fazla otorite veya öncelik vermek
  4. Bu anlayışları çok uzun süre incelemek
Cevabı göster

Bu standart anlayışlara gereğinden fazla otorite veya öncelik vermek

We may just have to accept that our best friends could have died 250 years ago Deyimler

4:07

En iyi arkadaşlarımızın 250 yıl önce ölmüş olabileceğini kabul etmemiz gerekebilir

and be chatting to us via dabs of paint or within rhyming pentameters.

4:12

ve bizimle boya dokunuşları ya da uyaklı dizeler aracılığıyla sohbet ettiklerini.

Deyimler

could have died ... be chatting to us: zamanlar arası bir konuşma olarak sanat

Cümlede genişletilmiş bir metafor kullanılır: eski resimleri veya şiirleri yaratan kişiler, hâlâ bizimle konuşabilen arkadaşlar olarak hayal edilir. dabs of paint resimleri, rhyming pentameters ise beş ölçü ayağından oluşan uyaklı dizelerle yazılmış şiirleri temsil eder. could have died 250 years ago yaratıcıları uzak geçmişe yerleştirirken be chatting eserlerini günümüzde süren bir konuşma gibi hissettirir. Bu iddia gerçek anlamlı değildir; sanat, yaratıcının düşünce ve duygularını zamanın ötesine taşıyarak hiç tanışmadığımız biriyle bir tür arkadaşlık kurmamızı sağlar.

Alıştırma

Eski arkadaşların boya veya şiir yoluyla sohbet ettiği imgesinin en iyi yorumu hangisidir?

  1. Konuşmacı yalnızca resim yapan veya uyak kullanan kişileri arkadaş sayar.
  2. Yaratıcılar her eserin içine gerçek konuşma mesajları saklamıştır.
  3. Uzun zaman önce ölen sanatçılar kullandıkları malzemeler aracılığıyla canlı sohbetler yapabilir.
  4. Resimler ve şiirler, yaratıcılarının iç dünyasını yüzyıllar sonraki insanlara taşıyabilir.
Cevabı göster

Resimler ve şiirler, yaratıcılarının iç dünyasını yüzyıllar sonraki insanlara taşıyabilir.

That said, Anlatım akışı

4:17

Bununla birlikte,

Anlatım akışı

That said, ile önceki görüşü kabul edip yön değiştirmek

That said kalıplaşmış bir söylem belirtecidir. Önceki görüşü kısaca kabul eder, ardından konuşanın bir sınırlandırma veya düzeltme ekleyeceğini ya da farklı bir yöne geçeceğini gösterir. Burada düşünce, sanatın sağladığı desteği değerli bulmaktan toplumun sanata giderek daha fazla ihtiyaç duymasının doğru olup olmadığını sorgulamaya geçer. Bu ifadeyi “yine de” veya “bunu kabul ettikten sonra” şeklinde anlayın; “bu söylendi” anlamına gelen edilgen bir cümle olarak okumayın. Yazarın aşırı kesin bir iddiadan kaçınmasını sağlar ve dinleyiciyi çekince içeren bir sonuca hazırlar.

Alıştırma

Bir konuşmacı yeni bir düşünceye That said ile başladığında dinleyici ne beklemelidir?

  1. Yönü değiştirmeden önceki görüşü tekrarlıyorum.
  2. Önceki görüşü kabul ediyorum, ancak şimdi ona bir sınır getirecek veya yönü değiştireceğim.
  3. Birinin tam olarak bu sözleri söylediğini bildiriyorum.
Cevabı göster

Önceki görüşü kabul ediyorum, ancak şimdi ona bir sınır getirecek veya yönü değiştireceğim.

the goal shouldn't be a society where art is ever more prevalent Dilbilgisi

4:18

hedef, sanatın giderek daha yaygın olduğu bir toplum olmamalıdır

and more available when loneliness strikes. Deyimler

4:22

ve yalnızlık baş gösterdiğinde daha ulaşılabilir olduğu.

Deyimler

When loneliness strikes: yalnızlık bastırdığında

when loneliness strikes ifadesindeki strikes fiili gerçek anlamda kullanılmaz. Yalnızlığı fiziksel bir saldırgan olarak değil, aniden ortaya çıkıp güçlü bir etki yaratabilen bir şey olarak gösterir. when yan cümlesi, bir şeyin hangi durumda gerekli veya yararlı hâle geldiğini belirtir. when + zor bir duygu veya durum + strikes kalıbı, beklenmedik bir deneyimi canlı ve acil gösterir.

Alıştırma

Yalnızlığın aniden ortaya çıktığını anlatan dersteki tam ifadeyle cümleyi tamamlayın: Keep a friend's number nearby ____.

Cevabı göster

when loneliness strikes

It's perhaps a society

4:25

Belki de hedef,

where art is ever less necessary

4:26

sanatın çok daha az gerekli olduğu bir toplumdur,

Dilbilgisi

Süren eğilimler için ever more ... ever less

Ever bir karşılaştırma biçiminin önüne geldiğinde, zaman veya koşullar geliştikçe tek yönde sürmeye devam eden bir değişimi gösterir. Ever more prevalent “giderek daha yaygın”, ever less necessary ise “giderek daha az gerekli” anlamına gelir. Birbirine paralel ever more ... ever less ifadeleri bilinçli bir terslik oluşturur. Cümle sanatın kötü olduğunu söylemez; sanatı giderek daha erişilebilir kılmak ile toplumsal koşulların yalnızlığa çare olarak sanatı giderek daha az gerekli hâle getirmesini ummak arasında karşıtlık kurar.

Alıştırma

“Remote work became ever more common over the decade” cümlesinde ever more common ne anlama gelir?

  1. Uzak geçmişte bir zamanlar yaygındı.
  2. On yıl ilerledikçe giderek daha yaygın hâle gelmeye devam etti.
  3. Bir eğilim anlamı olmadan yalnızca tek bir anda daha yaygındı.
Cevabı göster

On yıl ilerledikçe giderek daha yaygın hâle gelmeye devam etti.

because we have grown better at knowing how to share

4:29

çünkü nasıl paylaşacağımızı bilme konusunda daha iyi hale gelmişizdir:

more of who we are in the ordinary moments of our lives,

4:32

hayatımızın sıradan anlarında aslında kim olduğumuzun daha büyük bir kısmını;

where we have found a more direct and reliable path out from our loneliness. Deyimler

4:36

ve yalnızlığımızdan kurtulmak için daha doğrudan ve güvenilir bir yol bulduğumuz bir toplum.

Deyimler

Yalnızlığımızdan çıkmak için daha doğrudan ve güvenilir bir yol

a path out from our loneliness ifadesi bir yolculuk metaforu kullanır. Buradaki path fiziksel bir patika değildir; yalnızlıktan daha iyi bir duruma geçmeyi sağlayan bir yol veya yöntem anlamına gelir. more direct and reliable bu yöntemi değerlendirir: direct daha az engel veya ara adım olduğunu, reliable ise yöntemin düzenli biçimde işe yarayacağına güvenilebileceğini gösterir. İfade bir bütün olarak değişimi zor bir durumdan uzaklaşma hareketi şeklinde sunar.

Alıştırma

'The support group gave him a reliable path out of isolation,' cümlesinde 'path' ne anlama gelir?

  1. Toplantı yerinden uzaklaşan bir yol.
  2. Onun durumunu iyileştirmek için güvenilir bir yöntem.
  3. Diğer herkesten kaçınmak için bir program.
Cevabı göster

Onun durumunu iyileştirmek için güvenilir bir yöntem.

If you liked this film,

4:44

Eğer bu videoyu beğendiyseniz,

please subscribe to our channel and click the bell icon to turn on notifications.

4:45

lütfen kanalımıza abone olun ve bildirimleri açmak için zil simgesine tıklayın.

Most books that want to change us seek to make us richer or thinner.

4:50

Bizi değiştirmek isteyen kitapların çoğu, bizi daha zengin veya daha zayıf yapmayı amaçlar.

This book wants to help us to be nicer,

4:55

Bu kitap ise bizim daha nazik,

less irritable,

4:58

daha az sinirli,

readier to listen,

4:59

dinlemeye daha hazır,

warmer people.

5:00

daha sıcakkanlı insanlar olmamıza yardımcı olmak istiyor.