Tüm Bluey Mini Bölümleri - 1. Kısım 💙 | Bingo 3000, Üç Küçük Domuzcuk, Açım ve Hayvanlar | Bluey: İngilizce çalışma notları

Bluey - Official Channel

Öğrenme zorluğu
1.063 kelime 202 kel/dk

Video özeti: Bu aile komedisi, bozuk bir Bingo 3000 ve karmaşık bir teknik destek aramasından oldukça modernleşmiş bir Üç Küçük Domuz hikâyesine, ardından da açlık, sonuçlar ve hayvanlar üzerine kurulu hayali oyun sahnelerine geçer. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Don't get me started. — Deyimler ve mecazi ifadeler: Bunun, konuşanın çok şikâyeti olduğunu ve uzun bir yakınmaya başlamak istemediğini gösteren bir uyarı olduğunu anlayabilirsin; bir şeyi gerçekten başlatmaktan söz etmez. 2. cops aren't buying that — Deyimler ve mecazi ifadeler: Burada “buying” bir bahaneye ya da anlatılan hikâyeye inanmak demektir; yani polis kurdun açıklamasını kabul etmez, gerçek anlamda bir satın alma yoktur. 3. It might have been — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: Bu kalıbı, şu anki bir sonucun geçmişteki olası nedenini tahmin etmek için kullanabilirsin; örneğin birinin neden kötü hissettiğini, daha önce olmuş bir şeye bağlayarak açıklarsın.

Bu derste

Uh, what?

0:00

Hı, ne?

All right,

0:01

Pekâlâ,

All right,

0:06

Pekâlâ,

A brand new Bingo 3000. Kalıp ifadeler

0:07

Yepyeni bir Bingo 3000.

Kalıp ifadeler

brand new: tamamen yeni

Brand new, “tamamen yeni” anlamına gelen kalıplaşmış bir sıfat ifadesidir. Genellikle yeni satın alınmış, yeni üretilmiş veya henüz kullanılmamış bir şeyi anlatır. Burada Bingo 3000'i niteler; brand, new sözcüğünü güçlendirir ve ürün markası anlamına gelmez. Brand new ifadesini tek bir bütün olarak düşün. a brand new device örneğindeki gibi bir isimden önce ya da The device is brand new. örneğindeki gibi bir bağ fiilinden sonra gelebilir.

Alıştırma

The team received a brand new computer cümlesindeki brand new ne anlama gelir?

  1. Eski ve kullanılmış olsa bile ekip için yeni
  2. Yeni kurulmuş bir marka tarafından üretilmiş
  3. Tamamen yeni ve muhtemelen hiç kullanılmamış
Cevabı göster

Tamamen yeni ve muhtemelen hiç kullanılmamış

Can't wait to check it out. Notlar

0:08

Denemek için sabırsızlanıyorum.

Kalıp ifadeler

Can't wait to + fiil: güçlü beklenti

Can't wait to + fiilin yalın hâli, yakında bir şey yapacağı için çok heyecanlı ve istekli olduğunu söylemenin samimi bir yoludur. Genellikle beklemenin gerçekten imkânsız olduğunu değil, coşkulu bir abartıyı ifade eder. Tam biçimi I can't wait to check it out. şeklindedir. Bu altyazıda kısa ve gündelik tepkilerde açıkça anlaşılan özne sık sık düşürüldüğü için I kullanılmamıştır. to sonrasında fiilin yalın hâli gelir: can't wait to see, try veya go.

Alıştırma

Güçlü beklenti ifade eden bu dersteki üç sözcüklü kalıpla cümleyi tamamla: I ____ visit the new library tomorrow.

Cevabı göster

can't wait to

Öbek fiiller

check it out: bir şeye bakmak veya onu denemek

Check it out, az önce sözü edilen şeye bakmak, onu incelemek ya da nasıl olduğunu görmek için denemek demektir. Burada it yeni eşyayı gösterir ve check ... out tek bir öbek fiil olarak çalışır; otelden ayrılma anlamındaki check out değildir. Nesne bir zamirse check ile out arasına gelir: check it out denir, check out it denmez. me, them ve diğer nesne zamirlerinde de aynı sıra kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi bakmak veya denemek anlamındaki üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: This new game looks fun. I can't wait to ____.

Cevabı göster

check it out

Just pop these down. Öbek fiiller

0:10

Şunları şuraya koyalım.

Öbek fiiller

Just pop these down: bunları bırakıver demenin gündelik yolu

Pop these down, bu eşyaları hızlı ve rahat bir şekilde bir yere bırakmak demektir. Burada pop, bırakma hareketini kolay ve kısa bir iş gibi gösterir; patlamak anlamına gelmez. These, pop ile down arasında bulunan nesnedir. Just, yönergeyi yumuşatıp daha az buyurgan duyurur; sanki yalnızca basit bir adım isteniyormuş gibi bir hava verir. Yeniden kullanılabilen kalıp just pop + nesne + down biçimindedir.

Alıştırma

Yönergeyi pop ve them zamirini içeren gündelik kalıpla tamamlayın: Just ____ by the door.

Cevabı göster

pop them down

Hey, what?

0:12

Hey, ne?

Well, that's not right.

0:15

Şey, bu doğru değil.

There we go. Kalıp ifadeler

0:18

İşte böyle.

Kalıp ifadeler

There we go: başarılı bir sonucu belirtmek

There we go, bir hareket, ayarlama veya küçük bir sorun istenen sonuca ulaştığında kullanılan kalıplaşmış bir konuşma ifadesidir. Bu cümlede “İşte oldu” veya “Şimdi doğru” anlamına gelir. Burada there bir yeri göstermez ve we go bir yere gitmeyi anlatmaz. İfadenin tamamı, konuşanın bir şeyi başarıyla bulduğunu veya doğru konuma getirdiğini belirtir.

Alıştırma

Eğri duran bir çerçeveyi düzeltip sonuçtan memnun kaldınız. En doğal tepki hangisidir?

  1. Where do we go?
  2. There we go.
  3. Here we go.
Cevabı göster

There we go.

Hey!

0:19

Hey!

Oh man, this thing's busted. Kelime

0:20

Oh dostum, bu şey bozuk.

Kelime

thing's busted: bir nesnenin bozuk olduğunu söylemek

Thing's, thing is ifadesinin kısaltmasıdır. Bu cümlede busted, bozuk veya çalışmıyor anlamına gelir; dolayısıyla this thing's busted nesnenin arızalandığını söyler. Thing, bir nesne için kullanılan belirsiz bir addır ve busted gündelik bir sözcüktür. Birlikte kullanıldıklarında tarafsız bir teknik açıklamadan çok, günlük ve kısa bir şikâyet gibi duyulurlar.

Alıştırma

Cümleyi bu derste öğrendiğiniz, “bozuk” anlamındaki gündelik sıfatla tamamlayın: The toaster won't turn on. It's ____.

Cevabı göster

busted

Must be a number on here somewhere. Dilbilgisi

0:22

Buralarda bir yerde bir numara olmalı.

Dilbilgisi

Must be ...: There must be ... yapısının günlük konuşmadaki kısa biçimi

Bu cümlede Must be a number ..., konuşma dilinde There must be a number ... yapısının kısaltılmış hâlidir. Söylenmeyen there, bir şeyin varlığını anlatır: Konuşan kişi, nesnenin bir yerinde kesinlikle bir numara olduğunu düşünmektedir. Buradaki must bir emir ya da zorunluluk değil, duruma dayanan güçlü bir çıkarım ifade eder. Başka bağlamlarda must ifadesinin “bunun doğru olduğundan eminim” mi yoksa “bu gerekli” mi anlamına geldiğini belirlemek için özneye ve must sonrasındaki sözlere bakın.

Alıştırma

Bu güçlü çıkarımı, vurgulanan iki sözcüklük ifadeyle tamamlayın: ____ a spare key in here somewhere.

Cevabı göster

Must be

Here we go.

0:25

İşte buradaymış.

333 444 533 Typical. Technical support.

0:26

333 444 533 Tipik. Teknik destek.

Uh, yeah, hello?

0:37

Ee, evet, alo?

Yes, I'm fine.

0:38

Evet, ben iyiyim.

Yeah, look, I just bought a Bingo 3000. Ton ve niyet

0:39

Evet, bakın, yeni bir Bingo 3000 aldım.

Ton ve niyet

Yeah, look,: ana noktayı tanıtan bir söylem belirteci

Yeah, look, ... ifadesinde look bir söylem belirtecidir. Karşıdaki kişiye gözleriyle bakmasını söylemez. Dinleyenin dikkatini çeker ve konuşan kişinin ana noktayı söylemek üzere olduğunu belirtir. Burada konuşan kişi müşteri hizmetlerine bir sorunu açıklamaya başlar. Yeah önceki konuşmayı kısaca kabul ederken look, sözü daha doğrudan hâle getirir ve sabırsızlık ya da hayal kırıklığı hissettirebilir.

Alıştırma

“Yeah, look, I need help with my order,” telefon cümlesinde look ne işe yarar?

  1. Dikkati konuşan kişinin ana noktasına geri çeker.
  2. Siparişin güzel göründüğünü söyler.
  3. Dinleyenden siparişe bakmasını ister.
Cevabı göster

Dikkati konuşan kişinin ana noktasına geri çeker.

I'm having some problems with the bottom, kind of legs bit. Kelime

0:41

Alt kısmıyla, hani şu ayaklara benzeyen kısımla ilgili bazı sorunlar yaşıyorum.

Kelime

kind of legs bit: bir parça için yaklaşık ad

Kind of legs bit, konuşanın tam adını bilmediği bir parçaya o anda verdiği yaklaşık bir addır. Kind of “kabaca ... gibi” anlamına gelir, bit ise burada “parça” demektir; dolayısıyla konuşan alt taraftaki bacağa benzeyen kısmı kasteder. Bu gevşek isim öbeği, özenli yazı dilinden çok konuşurken düşünmeyi yansıtır. Adını bilmediğiniz bir parçayı belirtmek için bit sözcüğünün önüne şekli veya işlevi anlatan bir sözcük koyabilirsiniz.

Alıştırma

the kind of legs bit ifadesinde konuşan kişi büyük olasılıkla neyi kastediyor?

  1. Az miktarda gerçek bacak
  2. Bir bacak bileşeninin resmî adı
  3. Kabaca bacağa benzeyen bir parça
Cevabı göster

Kabaca bacağa benzeyen bir parça

Yeah, you straighten them out and they just go back up. Öbek fiiller

0:45

Evet, onları düzleştiriyorsunuz ve hemen geri yukarı çıkıyorlar.

Öbek fiiller

straighten them out: bükülmüş parçaları düzeltmek

Straighten them out, parçaları düz hâle getirmek veya düzgünce açmak anlamına gelir. Straighten değişimi anlatırken out, hareketin düz veya açılmış sonuca ulaştığını gösterir; burada “dışarı taşımak” anlamına gelmez. Straighten out ayrılabilen bir fiil öbeğidir. Them gibi bir zamir kullanıldığında zamiri straighten ile out arasına koyun: straighten them out denir, straighten out them denmez. Nesne bir isimse hem straighten the wires out hem de straighten out the wires kullanılabilir.

Alıştırma

Talimatı tamamlamak için straighten ... out yapısını ve zamirin doğru konumunu kullanın: These metal tabs are bent. Gently ____ before closing the lid.

Cevabı göster

straighten them out

Öbek fiiller

go back up: yeniden daha yukarıdaki konuma dönmek

Bu cümlede go back up, yeniden daha yukarıdaki bir konuma dönmek demektir. Back, parçaların önceki konumlarına veya durumlarına döndüğünü; up ise yönün yukarı olduğunu gösterir. Parçalar henüz düzeltilmiş olsa da kendiliğinden tekrar yukarı hareket eder. Bu ifade, onların bir yere gidip merdiven çıktığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Örnekteki they just go back up ne anlama gelir?

  1. İlk kez düz hâle gelirler.
  2. Oradan ayrılıp merdiven çıkarlar.
  3. Daha yukarıdaki önceki konumlarına dönerler.
Cevabı göster

Daha yukarıdaki önceki konumlarına dönerler.

Yeah, I tried that.

0:48

Evet, onu denedim.

Doesn't work.

0:48

İşe yaramıyor.

Oh, okay, yeah.

0:50

Oh, tamam, evet.

I'll try that.

0:51

Bunu deneyeceğim.

So, grab this bit, yeah?

0:52

Yani, bu parçayı tutacağım, öyle mi?

Now what?

0:53

Şimdi ne olacak?

Just jiggle it?

0:54

Sadece sallayacak mıyım?

Okay.

0:55

Tamam.

Jiggle, jiggle, jiggle.

0:56

Salla, salla, salla.

Okay.

0:58

Tamam.

I jiggled it.

0:59

Salladım.

Just try this again.

0:59

Bir daha deneyin mi diyorsunuz.

Nah, didn't work, mate. Ton ve niyet

1:01

Yok, işe yaramadı dostum.

Ton ve niyet

Nah, didn't work, mate: son derece gündelik bir olumsuz yanıt

Nah, didn't work, mate. önerilen bir çözümün veya yapılan bir denemenin başarısız olduğunu bildiren, son derece gündelik bir ifadedir. Nah gündelik bir no anlamına gelir; didn't work ifadesinden önce bağlamdan anlaşılan it öznesi düşürülmüştür. Daha eksiksiz biçimi No, it didn't work, mate. olur. Burada work, beklenen etkiyi göstermek anlamındadır. Mate doğrudan dinleyiciye hitap eder; bu kullanımda kişinin mutlaka yakın bir arkadaş olduğu anlamına gelmez. Cümlenin tamamı, ses tonuna göre dostça veya sabırsız gelebilir.

Alıştırma

Yargılayın: Nah, didn't work, mate. resmî bir onarım raporu için uygun bir ifadedir.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

What else you got? Dilbilgisi

1:03

Başka neyin var?

Dilbilgisi

What else you got?: başka bir seçenek istemenin gündelik yolu

What else you got?, What else have you got? ifadesinin konuşma dilindeki çok gündelik bir biçimidir. Yardımcı fiil have düşürülmüştür. Burada got esas olarak sahip olunan eşyaları sormaz; bütün soru başka bir öneri, seçenek veya çözüm ister. Bu yapı, standart yazı dilindeki dil bilgisinden daha kısa olabilen gündelik konuşmaları anlamaya yardımcı olur. Konuşanın başka ne istediğini belirlemek için çevredeki durumu kullanın.

Alıştırma

Bir destek görüşmesinde What else you got? büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Nereye gidiyorsunuz?
  2. Başka bir öneriniz var mı?
  3. Ne satın aldınız?
Cevabı göster

Başka bir öneriniz var mı?

Yeah, okay.

1:04

Evet, tamam.

I'm looking underneath.

1:05

Altına bakıyorum.

Just poke around? Öbek fiiller

1:07

Sadece biraz kurcalayayım mı?

Öbek fiiller

poke around: gündelik ve sistemsiz biçimde aramak veya kontrol etmek

Poke around, açık bir yöntem veya kesin bir hedef olmadan gündelik biçimde aramak, keşfetmek ya da kontrol etmek anlamına gelir. Eşyalara dokunmayı veya onları hareket ettirmeyi içerebilir; ayrıca menüler, dosyalar ve internet siteleri gibi dijital alanlar için de kullanılabilir. Just poke around? cümlesindeki kısa tekrar sorusu, talimatın kesin bir onarım adımını uygulamak yerine gerçekten gelişigüzel araştırmak veya elle yoklamak olup olmadığını kontrol eder.

Alıştırma

Cümleyi poke around ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: I did not know where the option was, so I ____ in the settings.

Cevabı göster

poked around

Okay, can do. Kalıp ifadeler

1:08

Tamam, yapabilirim.

Kalıp ifadeler

Kısa bir yanıt olarak Can do

Can do, “Yes, I can do that” veya “No problem” anlamına gelen kısa ve samimi bir yanıttır. Özne olan I ile nesne olan that söylenmez; bağlamdan anlaşılır. Burada bir istek ya da talimat kabul edilir. Bu, konuşanın genel becerisi hakkında basit bir açıklama değildir.

Alıştırma

Kısa ve samimi yanıtı “Yes, I can do that” anlamına gelen iki kelimelik İngilizce ifadeyle tamamlayın: A: Could you send the invoice this afternoon? B: ____.

Cevabı göster

Can do

Nah, mate, didn't work.

1:13

Yok dostum, işe yaramadı.

Still busted.

1:14

Hâlâ bozuk.

Now what?

1:15

Şimdi ne olacak?

Poke the front bit?

1:16

Ön kısmı mı kurcalayayım?

Okay.

1:17

Tamam.

Nah, look, mate, I want my money back. Kalıp ifadeler

1:22

Yok, bak dostum, ben paramı geri istiyorum.

Kalıp ifadeler

Doğrudan iade talebi olarak I want my money back

I want my money back, konuşanın ödediği paranın kendisine geri verilmesini istediği anlamına gelir. get, want veya ask for your money back gibi ifadelerde back, paranın ödeyen kişiye geri dönmesini belirtir. want kullanımı, bunu tarafsız bir soru yerine açık ve güçlü bir talep hâline getirir. Bu cümlede konuşanın memnun olmadığını ve başka bir çözüm yerine para iadesinde ısrar ettiğini gösterir.

Alıştırma

Doğrudan para iadesi talebini, derste geçen, my ile başlayıp back ile biten üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: This camera stopped working on the first day. I want ____.

Cevabı göster

my money back

What?

1:24

Ne?

Mate, I'm not driving all the way back into you guys, all right? Kalıp ifadeler

1:25

Dostum, sizin oraya kadar geri süremeyeceğim, tamam mı?

Kalıp ifadeler

all the way back: geri dönüş yolculuğunun tamamını vurgulama

All the way back ifadesinde back, daha önce bulunulan bir yere geri dönmeyi; all the way ise mesafenin tamamını vurgular. Burada önerilen araba yolculuğunu hızlı ve basit bir dönüşten ziyade uzun ve zahmetli gösterir. Aktarılabilir kalıp go, come, drive veya walk + all the way back biçimindedir ve ardından sık sık to ya da bir varış yeri gelir. İfade kendi başına nötr de olabilir; bu cümledeki ret ve rahatsızlık, genel ifadeden ve ses tonundan kaynaklanır.

Alıştırma

Cümleyi ‘geri dönüş yolculuğunun tamamı’ anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: After reaching the airport, I had to drive ____ home for my passport.

Cevabı göster

all the way back

I've got finals footy this arv. You guys come pick it up. Notlar

1:28

Bu öğleden sonra futbol finalim var. Gelip siz alın.

Kültür

finals footy this arv: gayriresmî Avustralya spor dili

Finals footy, Avustralya İngilizcesinde kullanılan gayriresmî bir spor ifadesidir. Footy, football anlamına gelir; ancak Avustralya'da bölgeye ve bağlama göre Avustralya futbolu, ragbi ligi, ragbi birliği veya futbolu ifade edebilir. Finals genellikle sezon sonundaki final aşamasını ya da final serisini anlatır; mutlaka şampiyonu belirleyen tek bir son maç demek değildir. This arv, this afternoon yani “bu öğleden sonra” anlamına gelir; burada arv, afternoon sözcüğünün son derece gündelik bir kısaltmasıdır. Cümlenin bütünü, konuşanın bu öğleden sonra final aşamasındaki football ile ilgili bir programı olduğunu söyler. Oynayacağı, etkinliğe gideceği ya da izleyeceği belirtilmediği için en güvenli yorum, etkinliğin programında olduğudur.

Alıştırma

Bu Avustralya İngilizcesi cümlesinde “I've got finals footy this arv” en güvenli biçimde ne anlama gelir?

  1. Bu öğleden sonra okul bitirme sınavlarım var.
  2. Bu öğleden sonra final aşamasında bir football etkinliğim var.
  3. Bu öğleden sonra bir football hakemiyle randevum var.
Cevabı göster

Bu öğleden sonra final aşamasında bir football etkinliğim var.

Öbek fiiller

come pick it up: buraya gelip onu almak

Come pick it up, “benim bulunduğum yere gel ve onu al” anlamına gelir. Come, konuşmacıya veya konuşmacının temsil ettiği yere doğru hareketi belirtirken pick ... up bu bağlamda bir şeyi teslim almak ya da alıp götürmek demektir. It bir zamir olduğu için pick ile up arasına gelir: pick it up. Bu cümlede it, arızalı Bingo 3000’i ifade eder. Bu ifade “onu seç” anlamına gelmez ve burada söz konusu olan şey yalnızca yerden kaldırmak değil, ürünü teslim almaktır.

Alıştırma

Bir tamir dükkânı çalışanı dükkândan konuşuyor. Hangi cümle Maya’ya oraya gelip dizüstü bilgisayarını almasını söyler?

  1. Your laptop is ready. Please come pick it up.
  2. Your laptop is ready. Please come choose it.
  3. Your laptop is ready. Please go pick it up.
Cevabı göster

Your laptop is ready. Please come pick it up.

I don't know.

1:31

Bilmiyorum.

Send a taxi.

1:32

Bir taksi gönderin.

What do you mean you're not going to do that? Ton ve niyet

1:33

Bunu yapmayacaksınız da ne demek?

Ton ve niyet

What do you mean you're not going to do that?: bir ret cevabına itiraz etmek

Bu cümlede What do you mean ...? tarafsız biçimde bir tanım istemez. Konuşmacı, diğer kişinin reddini—you're not going to do that—tekrarlayarak şaşkınlık ve hoşnutsuzluk gösterir ve karara karşı çıkar. What do you mean + ifade? yapısı, konuşmacının kabul etmekte zorlandığı bir iddia veya kararın açıklanmasını isteyebilir. Ne kadar sert duyulduğunu bağlam ve ses tonu belirler.

Alıştırma

Bir şirket daha önce söz verdiği para iadesini az önce reddetti. Bu bağlamda “What do you mean you won't refund me?” sorusu hangi tutumu ifade edebilir?

  1. Refund kelimesinin sözlük anlamını tarafsızca sorma
  2. Ret cevabına itiraz eden şaşkınlık ve hoşnutsuzluk
  3. Ret cevabını dostça kabul etme
Cevabı göster

Ret cevabına itiraz eden şaşkınlık ve hoşnutsuzluk

Ah, forget you. Ton ve niyet

1:35

Ah, canınız cehenneme.

Ton ve niyet

Öfkeli bir tersleme olarak Ah, forget you.

Burada forget you hafızayla ilgili değildir. Öfkeli bir şekilde karşı tarafı başından savmaktır; kabaca “git”, “beni rahat bırak” veya “seninle konuşmam bitti” anlamına gelir. Daha ağır bir hakaretin yumuşatılmış alternatifi olarak kullanılabilir, ancak yine de düşmanca duyulur. Ah, öfke ve bıkkınlık katar ve konuşanın diyaloğu bitirdiğini gösterir.

Alıştırma

Bu bağlamda Ah, forget you. ne anlama geliyor?

  1. Konuşan kişi sinirlenmiştir ve konuşmayı bitirmek istiyordur.
  2. Konuşan kişi karşısındakinin adını unutmuştur.
  3. Konuşan kişi birinden bir anıyı silmesini istiyordur.
Cevabı göster

Konuşan kişi sinirlenmiştir ve konuşmayı bitirmek istiyordur.

That's it. Kalıp ifadeler

1:37

Bu kadar yeter.

Kalıp ifadeler

Kesin bir bitiriş veya nihai karar için That's it.

Bu bağlamda That's it. bir sınır veya nihai karar bildirir: “Yeter; bu şimdi sona eriyor.” it sözcüğü belirli bir nesneyi değil, genel olarak tüm durumu veya etkinliği gösterir. Aynı ifade başka bağlamlarda bir şeyi gösterebilir veya tamamlanmayı belirtebilir; bu yüzden işlevini bağlam ve ses tonu belirler. Burada diyaloğu kapatır ve artık tartışma ya da çaba olmayacağını gösterir.

Alıştırma

Hangi cümlede That's it. “Yeter; bu şimdi sona eriyor” anlamında kullanılmıştır?

  1. You remembered every item. That's all.
  2. The argument has gone on long enough. That's it.
  3. Yes, your answer is correct. That's right.
Cevabı göster

The argument has gone on long enough. That's it.

It worked!

1:43

İşe yaradı!

It worked!

1:44

İşe yaradı!

Bingo 3000? Magazine.

1:51

Bingo 3000 mu? Dergi.

Hmm.

1:56

Hmm.

I thought this thing would be faster. Dilbilgisi

1:57

Ben bu şeyin daha hızlı olacağını düşünmüştüm.

Dilbilgisi

I thought ... would ...: yanlış çıkan bir beklenti

I thought ... would ... geçmişte var olan bir beklentiyi anlatır. Şimdiki durum bu beklentinin yanlış olduğunu gösterir: konuşan kişi bunun daha hızlı olmasını beklemiştir, ancak beklediği kadar hızlı değildir. Buradaki would, geçmişteki o noktadan bakıldığında olası görünen sonucu anlatır. Yalnızca geleceğe ilişkin bir tahmin değildir. Bu yapı çoğu zaman hayal kırıklığı veya şaşkınlık ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi I thought ... would ... yapısıyla tamamlayın: The room is tiny. I ____ it ____ be bigger.

Cevabı göster

thought · would

Don't get me started. Deyimler

1:59

Beni hiç konuşturmayın.

Deyimler

Don't get me started: çok sayıda şikâyeti olduğunu ima etmek

Don't get me started, bir konu çok sayıda şikâyeti veya güçlü görüşü akla getirdiğinde kullanılan bir deyimdir. Yaklaşık olarak “Konuşmaya başlarsam uzun süre devam edebilirim” anlamına gelir. Konuşan kişi fiziksel olarak çalıştırılmamasını istemez. Bu ifade, uzun bir şikâyete başlamadan rahatsızlığı abartılı ve mizahi bir biçimde göstermenin yoludur.

Alıştırma

Bir konuşmada Don't get me started. genellikle ne anlama gelir?

  1. Konuşan kişinin çok sayıda şikâyeti veya güçlü görüşü olduğunu ima eder.
  2. Birinden bir makineyi açmasını ister.
  3. Konuşan kişinin konuyu incelemeye yeni başladığını söyler.
Cevabı göster

Konuşan kişinin çok sayıda şikâyeti veya güçlü görüşü olduğunu ima eder.

Can we have a story, Dad?

2:06

Bize bir masal anlatır mısın baba?

Okay.

2:07

Tamam.

How about the Three Little Pigs? Ton ve niyet

2:08

Üç Küçük Domuzcuk'a ne dersiniz?

Ton ve niyet

How about the ...?: bir seçenek önerme

How about + isim veya -ing biçimi? kalıbı bir seçenek sunmak ya da öneride bulunmak için kullanılır. Burada konuşan kişi anlatılacak hikâye olarak Üç Küçük Domuz'u öneriyor. Bu kullanımda how, bir şeyin nasıl yapılacağını sormaz. Soru, karşı tarafa fikri kabul etme, reddetme veya konuşma fırsatı verecek şekilde nazikçe sunulur.

Alıştırma

Hangi cümle kısa bir ara vermeyi doğal biçimde önerir?

  1. How about taking a short break?
  2. How about to take a short break?
  3. How do about taking a short break?
Cevabı göster

How about taking a short break?

Yeah!

2:09

Evet!

Can you make it funny? Dilbilgisi

2:10

Komik anlatabilir misin?

Dilbilgisi

make it funny: make + nesne + sıfat

make it funny ifadesinde make + nesne + sıfat yapısı, “nesnenin o özelliğe sahip olmasını sağlamak” anlamına gelir. it anlatılacak hikâyeyi gösterir; funny ise konuşanın istediği sonucu belirtir. Sıfat doğrudan nesneden sonra gelir: make it funny denir, make it to funny denmez. make the room brighter örneğinde olduğu gibi hem nesne hem sıfat değiştirilebilir.

Alıştırma

Müziğin sesi çok yüksek. İsteği make + nesne + sıfat yapısıyla tamamlayın: Please ____ quieter.

Cevabı göster

make it

Okay.

2:11

Tamam.

One day, there were these three little pigs called Jingo, Gruey and Jimmy, or something. Notlar

2:12

Bir zamanlar Jingo, Gruey ve Jimmy, ya da öyle bir şey, adında üç küçük domuzcuk varmış.

Anlatım akışı

One day, there were these ... ile rahat bir hikâye başlangıcı

One day hikâyeyi geçmişteki belirsiz bir zamana yerleştirir, there were ise yeni karakterleri tanıtır. Bu kalıp, dinleyiciyi hikâyenin başlangıcından hikâyedeki kişilere yönlendirir. Rahat bir sözlü anlatımda these, kişileri veya nesneleri konuşmacı onları dinleyicinin önüne getiriyormuş gibi tanıtabilir. Fiziksel olarak yakında olduklarını belirtmesi gerekmez; burada başlangıcı canlı ve doğaçlama gösterir.

Alıştırma

Bu hikâye başlangıcında these sözcüğünün temel işlevi nedir?

  1. Konuşmacının domuzlardan daha önce söz ettiğini gösterir.
  2. Yeni karakterleri canlı ve rahat bir biçimde tanıtır.
  3. Domuzların konuşmacının yakınında durduğunu gösterir.
Cevabı göster

Yeni karakterleri canlı ve rahat bir biçimde tanıtır.

Ton ve niyet

or something: bir ayrıntıyı belirsiz bırakmak

Bir ifadenin sonunda or something, «ya da benzer bir şey» veya «aşağı yukarı öyle» anlamına gelir. Konuşmacı önceki ayrıntıyı doğrulamaz ya da onun önemsiz olduğunu belirtir. Burada isimlerin gelişigüzel uydurulmuş ve kontrol edilmeye değmez görünmesini sağlar. Söylenmemiş, belirli bir başka seçeneğe işaret etmez.

Alıştırma

Kesin etkinliği açık bırakan, dersteki iki sözcüklü ifadeyle bu rahat öneriyi tamamlayın: We could play a board game ____.

Cevabı göster

or something

But Jimmy was on a team building course for work, Kültür

2:16

Ama Jimmy iş için bir ekip çalışması kursundaymış,

so we won't see him much. Anlatım akışı

2:18

bu yüzden onu pek görmeyeceğiz.

Kültür

on a team building course for work: bir masalda iş yeri eğitimi

Burada on a team building course for work, Jimmy'nin iş arkadaşlarının birlikte çalışmasını geliştirmek için düzenlenen bir iş yeri etkinliğine katıldığı için uzakta olduğunu anlatır. Course kısa bir programı veya eğitim etkinliğini ifade eder; mutlaka okul dersi demek değildir. For work ise katılma nedeninin işi olduğunu açıklar. Modern ofis dili bilerek bir masal ortamına yerleştirilir. Bu uyumsuzluk açıklamayı komik kılarken Jimmy'nin neden ortalıkta olmadığını da hızlıca açıklar.

Alıştırma

Bu cümlede on a team building course for work içindeki course ne anlama gelir?

  1. Düzenlenmiş bir iş yeri eğitim programı
  2. Bir yarışta kullanılan rota
  3. Normal bir okul programındaki ders
Cevabı göster

Düzenlenmiş bir iş yeri eğitim programı

Anlatım akışı

so we won't see him much: bir karakterin azalan rolünü açıklamak

Bu cümlede so, Jimmy'nin uzakta olmasının sonucunu aktarır: seyirci onu yalnızca ara sıra görecektir. Won't see him much, onun tamamen kaybolduğu anlamına gelmez; seyrek görünmesinin beklendiğini anlatır. Bir anlatım hamlesi olarak bu yan cümle, bir karakterin neden daha küçük bir rolü olacağını hızla açıklar. Böyle kısa bir neden-sonuç bağlantısı, karakter hakkında ayrı bir sahne eklemeden hikâyenin ilerlemesini sağlar.

Alıştırma

so we won't see him much burada hangi anlatı görevini yerine getirir?

  1. Ekip oluşturma kursu sırasında neler olduğunu açıklar.
  2. Jimmy'nin yokluğunu, yalnızca ara sıra görüneceği sonucuna bağlar.
  3. Jimmy'nin ana karakter olmak üzere olduğunu duyurur.
Cevabı göster

Jimmy'nin yokluğunu, yalnızca ara sıra görüneceği sonucuna bağlar.

So, the first pig, Jingo, built her house out of straw. Kalıp ifadeler

2:20

Neyse, ilk domuzcuk Jingo evini samandan yapmış.

Kalıp ifadeler

out of straw: bir şeyi yaparken kullanılan malzemeyi belirtmek

build something out of + material kalıbında out of, bir şeyi yapmakta veya inşa etmekte kullanılan malzemeyi belirtir. Burada built her house out of straw, evin yapım malzemesinin saman olduğunu anlatır. Bu, out of ifadesinin malzeme bildiren kullanımıdır. Evin samanın içinden çıktığı anlamına gelmez.

Alıştırma

build something out of + material kalıbını tamamlayın: Lena built a toy castle ____ cardboard.

Cevabı göster

out of

And one day, the big bad wolf rocks up and says, Öbek fiiller

2:23

Ve bir gün, büyük kötü kurt çıkagelmiş ve demiş ki,

Öbek fiiller

rocks up: gündelik biçimde gelmek ya da ortaya çıkmak

Rock up, gelmek, varmak veya ortaya çıkmak anlamına gelen gündelik bir öbek fiildir. Burada rocks up, kurdun rahat ve belki de beklenmedik bir biçimde sahneye geldiğini anlatır. Geniş zaman kullanımı hikâyeyi canlı ve o anda oluyormuş gibi gösterir. Bu ifadede rock sözcüğünün müzikle ilgili bir anlamı yoktur.

Alıştırma

"The wolf rocks up at the gate," cümlesinde rocks up ne anlama gelir?

  1. kapıyı sallar
  2. gelir ya da ortaya çıkar
  3. rock müzik çalmaya başlar
Cevabı göster

gelir ya da ortaya çıkar

"Little pig, little pig, let me in." Öbek fiiller

2:26

"Küçük domuzcuk, küçük domuzcuk, içeri girmeme izin ver."

Öbek fiiller

let me in: içeri girmek için izin istemek

Let me in, “içeri girmeme izin ver” anlamına gelir. Let sözcüğünden sonra izin verilen kişiyi gösteren me gelir; in ise dışarıdan içeriye doğru hareketi belirtir. “İçeri girme” anlamını taşıyan sözcük in'dir. Bu bağlamda yalnızca let me demek, konuşanın içeri girmek istediğini anlatmaz.

Alıştırma

“İçeri girmeme izin ver” anlamındaki hedef ifadeyi tamamlayın: Please let me ____.

Cevabı göster

in

But Jingo says, "No way, mate, I'm making nachos." Ton ve niyet

2:27

Ama Jingo demiş ki, "İmkânı yok dostum, nacho yapıyorum."

Ton ve niyet

No way, mate: güçlü ve gündelik bir ret

No way, güçlü ve gündelik bir reddetme ifadesidir; bu cümlede “kesinlikle olmaz” anlamına gelir. Basit bir no yanıtından daha güçlüdür. Mate, karşıdaki kişiye seslenmek için kullanılan bir hitap sözcüğüdür. Ses tonuna göre dostça ya da meydan okuyan bir hava taşıyabilir, ancak reddin gücünü azaltmaz.

Alıştırma

Bir isteğe yanıt olarak söylenen No way, mate ifadesine en uygun anlam hangisidir?

  1. Birine yöneltilen kararlı ve gündelik bir ret
  2. Kibar ve resmî bir kabul
  3. Dostça bir yardım isteği
Cevabı göster

Birine yöneltilen kararlı ve gündelik bir ret

So, the wolf is like, "Ah, I just wanna talk to you about your electricity provider." Notlar

2:30

Bunun üzerine kurt, "Ah, ben sadece seninle elektrik sağlayıcın hakkında konuşmak istedim," demiş.

Kelime

is like: alıntılanan sözü başlatmanın gündelik yolu

be like + alıntılanan sözler yapısında is like, yaklaşık olarak söyler veya söyleyerek tepki verir anlamına gelir. Burada kurdun sözünü başlatır; kurdu başka bir şeyle karşılaştırmaz. Hikâye anlatanlar geçmişteki bir olayı aktarırken bile sık sık şimdiki zaman biçimi is like kullanır. Bu, anlatımı daha canlı ve konuşma diline yakın yapar. Aktarılan sözler de kişinin tepkisini yansıtabilir ve birebir alıntı olmak zorunda değildir.

Alıştırma

Emma'nın tepkisini başlatmak için be like yapısını şimdiki zamanda kullanın: Emma ____, "No way!"

Cevabı göster

is like

Kültür

electricity provider: elektrik sağlayan şirket

Electricity provider, evlere veya işletmelere elektrik hizmeti sağlayan ya da satan şirkettir. Günlük dilde elektrik planınız veya faturanızla bağlantılı olan şirketi anlatır; kabloları onaran bir elektrikçi değildir. Kurdun iş dünyasına özgü ifadesi, masaldaki tehdidi modern bir satış veya müşteri hizmetleri bahanesine dönüştürür. Günlük modern yaşamdan gelen bu durum şakayı oluşturur.

Alıştırma

"We called our electricity provider about a billing error," cümlesinde kimi aradık?

  1. Elektrikli cihaz satan bir mağaza
  2. Kabloları onaran bir elektrikçi
  3. Bize elektrik sağlayan veya elektrik hizmetini faturalandıran şirket
Cevabı göster

Bize elektrik sağlayan veya elektrik hizmetini faturalandıran şirket

Jingo's like, "Oh, that sounds good."

2:34

Jingo, "Oh, bu kulağa hoş geliyor," demiş.

And she's about to open the door and then she remembers, Dilbilgisi

2:35

Ve tam kapıyı açacakmış ki aklına gelmiş,

Dilbilgisi

be about to open: gerçekleşmesine birkaç an kalan eylem

be about to + fiilin yalın hâli yapısında about to open, kapıyı açma eyleminin neredeyse hemen gerçekleşeceğini anlatır. Burada kapıyı açma noktasına gelir, ancak bir şey hatırlaması eylemi kesintiye uğratır. Bu yapı çok yakın geleceği anlatır. About, sabit be about to yapısının bir parçasıdır; burada “hakkında” anlamına gelmez.

Alıştırma

Çok yakın geleceği anlatan sabit ifadeyi tamamlayın: The match is ____ start, so take your seat.

Cevabı göster

about to

"Hang on, I've got solar. Notlar

2:38

"Bir saniye, benim güneş enerjim var.

Kalıp ifadeler

Hang on: aniden bir şey hatırlayınca duraklamak

Hang on, konuşma İngilizcesinde “bir dakika bekle” anlamına gelir. Burada konuşan kişi yararlı bir bilgiyi aniden hatırladığı için kendi düşünce akışını kesmek amacıyla bu ifadeyi kullanır. Bu ifade, konuşan kişi devam etmeden veya bir şeyi düzeltmeden önce başka bir kişiyi, bir eylemi ya da konuşmayı kısa süreliğine durdurabilir.

Alıştırma

Samimi bir şekilde konuşurken aniden yanlış tarihe baktığınızı fark ediyorsunuz. Hangi cümle, kendinizi düzeltmeniz için konuşmayı doğal biçimde durdurur?

  1. Never mind, I checked the wrong date.
  2. Hang on, I checked the wrong date.
  3. Go ahead, I checked the wrong date.
Cevabı göster

Hang on, I checked the wrong date.

Kelime

got solar: güneş enerjisi sistemine sahip olmak

“I've got solar” ifadesinde have got, “sahip olmak” anlamına gelir. Solar burada kurulmuş güneş panelleri gibi ev tipi bir güneş enerjisi sistemini anlatan, tek başına kullanılan gündelik bir kısaltmadır. Enerji bağlamı zaten açıksa bu kısa kullanım doğaldır. Konuşanın güneş enerjisinden zaten yararlandığını ve farklı bir elektrik teklifine ihtiyaç duymayabileceğini belirtir.

Alıştırma

“Bir güneş enerjisi sistemine sahip olmak” anlamındaki iki sözcüklük gündelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: Our roof already has panels, so we've ____.

Cevabı göster

got solar

Jog on, chief." Deyimler

2:39

İkile, şef."

Deyimler

Jog on, chief: sabırsız bir kovma ifadesi

Jog on, Britanya İngilizcesinde “git başımdan” veya “beni rahatsız etmeyi bırak” anlamına gelen gündelik bir kovma ifadesidir; egzersiz yapma önerisi değildir. Emir yapısı karşıdaki kişiye gitmesini söyler ve sabırsız ya da alaycı duyulur. Chief burada gerçek bir görev unvanı değil, kişiye doğrudan hitap etme biçimidir. Kovma ifadesinin sonuna geldiğinde takılma, iğneleme veya tepeden bakma havası verebilir.

Alıştırma

Konuşan kişi “Jog on, chief” diyerek ne yapıyor?

  1. Karşıdaki kişiyi birlikte koşmaya davet ediyor.
  2. Karşıdaki kişiyi sabırsız ve alaycı bir biçimde başından savıyor.
  3. Karşıdaki kişiyi resmen lider olarak tanıyor.
Cevabı göster

Karşıdaki kişiyi sabırsız ve alaycı bir biçimde başından savıyor.

So, the big bad wolf huffed and puffed and blew the house in. Deyimler

2:40

Ve büyük kötü kurt öfleyip püflemiş ve evi üfleyerek yıkmış.

Deyimler

huffed and puffed: masalda güçlü biçimde solumak ve üflemek

Bu cümlede huffed and puffed ritmik bir ikili olarak kullanılır. Kurtun birbiriyle ilgisiz iki hareket yaptığını değil, gürültülü biçimde soluk alıp tekrar tekrar büyük bir güçle üflediğini gösterir. Bu ifade Üç Küçük Domuzcuk masalıyla güçlü biçimde ilişkilidir. Kurdun bir evi üfleyerek yıkmaya hazırlanırken duyulan tanıdık ve dramatik ritmi verir. Daha genel olarak huff and puff, yorucu bir çabadan dolayı sesli ve güçlükle nefes almayı da anlatabilir.

Alıştırma

Bu masal cümlesinde huffed and puffed neyi gösteriyor?

  1. Kurdun evden uzaklaştığı anlamına gelir.
  2. Kurdun güçlükle nefes alıp büyük bir güçle üflediğini gösterir.
  3. Kurdun evi sessizce tamir ettiğini söyler.
Cevabı göster

Kurdun güçlükle nefes alıp büyük bir güçle üflediğini gösterir.

Dad.

2:43

Baba.

So, Jingo called the police, and the police came.

2:45

Sonra Jingo polisi aramış ve polis gelmiş.

And the little pig Jingo is cackin' herself and filming it all on a phone Kelime

2:49

Ve küçük domuzcuk Jingo gülmekten kırılıyormuş ve her şeyi telefonuyla kaydedip

Kelime

is cackin' herself: aşırı bir tepkiyi anlatan kaba argo

Is cackin' herself, is cacking herself ifadesinin gündelik yazılış biçimidir. Jingo'nun tepkisini aşırı ve kontrolsüz olarak gösterir; bu cümlede bedensel bir hareketi kelimesi kelimesine bildirmek için kullanılmamıştır. Hangi duyguyu anlattığı lehçeye ve bağlama bağlıdır. Britanya argosunda cack oneself genellikle aşırı derecede korkmak anlamına gelir ve bu, bir kurt saldırısı bağlamına uyar. Bazı Avustralya ve Yeni Zelanda kullanımlarında, özellikle bağlamda gülmekten söz ediliyorsa, kontrolsüzce gülmek anlamına gelebilir. Burada en güvenli yorum, çekim yaparken büyük olasılıkla korkudan kendini kaybetmesidir.

Alıştırma

Bu kurt sahnesinde is cackin' herself için en uygun yorum hangisidir?

  1. Yalnızca gülmek anlamına gelebilen tarafsız bir ifadedir.
  2. Sakin bir şekilde çekim yaptığını söylemenin resmî bir yoludur.
  3. Aşırı bir tepkiyi anlatan kaba ve gündelik argodur; burada büyük olasılıkla korku anlamındadır.
Cevabı göster

Aşırı bir tepkiyi anlatan kaba ve gündelik argodur; burada büyük olasılıkla korku anlamındadır.

and posting it on the 'gram and getting heaps of new followers. Notlar

2:52

Insta'da paylaşmış ve bir sürü yeni takipçi kazanmış.

Kültür

posting it on the 'gram: Instagram'da paylaşmak

The 'gram, Instagram adının oldukça gayriresmî biçimde kısaltılmış hâlidir. Post something on the 'gram yapısında post, içeriği o platformda yayımlamak veya paylaşmak demektir. Bu nedenle posting it on the 'gram, içeriği Instagram'a koymak anlamına gelir. Kesme işareti, Instagram adının baş kısmının atıldığını gösterir. Geleneksel bir hikâyedeki olay, gönderi paylaşmak ve takipçi kazanmak gibi sosyal medya diliyle anlatılır. Bu modern ortam espriyi oluşturur; gram burada ağırlık birimi değildir.

Alıştırma

Bu cümlede posting it on the 'gram ne anlama gelir?

  1. Onu Instagram'da yayımlamak.
  2. Onu postayla göndermek.
  3. Onu gram cinsinden ölçmek.
Cevabı göster

Onu Instagram'da yayımlamak.

Kelime

getting heaps of: çok sayıda elde etmek

Heaps of, a lot of anlamına gelen gayriresmî bir miktar ifadesidir. Getting heaps of new followers sözünde heaps of çoğul followers ismini nitelerken getting onları kazanmak anlamına gelir. Heaps of, heaps of messages örneğindeki gibi çoğul sayılabilen isimlerden veya heaps of time örneğindeki gibi sayılamayan isimlerden önce kullanılabilir. Sözcük bu yapıda gerçek yığınları anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi bu derste öğrendiğiniz, 'a lot of' anlamındaki tam gayriresmî ifadeyle tamamlayın: We received ____ messages after the concert.

Cevabı göster

heaps of

And the wolf is all like, "I didn't do nothing." Dilbilgisi

2:55

Ve kurt, "Ben hiçbir şey yapmadım" falan diyormuş.

Dilbilgisi

I didn't do nothing: standart dışı çift olumsuzluk

Bu cümlede didn't ve nothing, standart dışı bir çift olumsuzluk oluşturur. Kurdun söylemek istediği “I didn't do anything”dir: kötü bir şey yaptığını reddediyor; mantıksal olarak bir şey yaptığını ileri sürmüyor. Standart İngilizcede tek bir olumsuz yapı kullanılır: I didn't do anything veya I did nothing.

Alıştırma

Hangi cümle, I didn't do nothing ile aynı inkârı standart İngilizceyle ifade eder?

  1. I didn't do anything.
  2. I didn't do something.
  3. I didn't do nothing.
Cevabı göster

I didn't do anything.

But the cops aren't buying that and they're all like, Deyimler

2:57

Ama polisler bunu yutmamış ve demişler ki,

Deyimler

cops aren't buying that: bir iddiaya inanmamak

Buradaki buying, bir şey için para ödemek anlamına gelmez. Buy fiilinin nesnesi bir iddia, hikâye veya bahane olduğunda, ona inanmak ya da onu doğru kabul etmek anlamına gelir. Cops aren't buying that, polisin bu açıklamaya inanmadığı demektir. Olumsuz not buy + iddia, hikâye veya bahane yapısı etkin bir kuşkuyu gösterir: konuşan kişi açıklamayı duymuştur ancak reddeder.

Alıştırma

Buy fiilinin gündelik deyim anlamını ve doğru çekimini kullanarak cümleyi tamamlayın: I'm not ____ that excuse.

Cevabı göster

buying

"You got three priors, mate, and that Monaro's stolen, Kültür

2:59

"Üç sabıkan var ahbap, ve o Monaro da çalıntı,

so tell it to the judge, buddy." Deyimler

3:02

bunu yargıca anlat, dostum."

Kültür

got three priors: üç sabıkası olmak

got three priors ifadesinde got, “sahip olmak” anlamındadır. Priors ise prior convictions, yani önceki mahkûmiyetler ifadesinin gayriresmî ve sayılabilen isim olarak kullanılan kısaltmasıdır. Bu nedenle three priors, üç önceki mahkûmiyet ya da üç sabıka anlamına gelir. Polisin sözü, kişinin zaten bir suç kaydı bulunduğunu belirtir. Buradaki prior, sıradan “önceki” sıfatı değildir.

Alıştırma

Bu polis sözünde “You got three priors” ne anlama geliyor?

  1. Üç acil görevin var.
  2. Üç kişiden önce geldin.
  3. Daha önce üç kez mahkûm oldun.
Cevabı göster

Daha önce üç kez mahkûm oldun.

Kültür

that Monaro's stolen: bir otomobil modeli ve is kısaltması

that Monaro's stolen ifadesinde Monaro bir otomobil modelinin adıdır. Bu nedenle that Monaro belirli bir otomobili anlatır, bir kişiyi değil. 's, is sözcüğünün kısaltmasıdır: that Monaro is stolen. Avustralya'ya ait model adı söze yerel bir renk katar, ancak otomobilin geçmişini bilmek gerekmez. Polis yalnızca aracın çalıntı olduğunu belirtiyor.

Alıştırma

Bu sözde “that Monaro's stolen” ifadesine hangi anlam uyar?

  1. Monaro adlı bir kişi bir şey çalmıştır.
  2. Birisi Monaro'ya ait bir eşyayı çalmıştır.
  3. Belirli olan o Monaro çalıntı bir otomobildir.
Cevabı göster

Belirli olan o Monaro çalıntı bir otomobildir.

Deyimler

so tell it to the judge: o yüzden bunu hâkime anlat

Tell it to the judge, “Açıklamanı kabul etmiyorum; savunmanı mahkemede yap” anlamına gelen sert bir karşılıktır. Buradaki it, karşı tarafın öne sürdüğü bahaneyi veya anlattığı hikâyeyi ifade eder. Baştaki so, daha önce söylenen kanıtlarla bu karşılığı birbirine bağlar: konuşan kişi bahaneye inanmadığı için meseleyi hâkime bırakır. Bu ifade dostça sohbet önermek yerine tartışmayı sürdürmeyi reddeder.

Alıştırma

Bu ifadeyi değerlendirin: Bu cümlede tell it to the judge, karşı tarafı hâkimle dostça konuşmaya davet eden kibar bir ifadedir.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

So, they put the wolf in jail. Kalıp ifadeler

3:03

Böylece kurdu hapse atmışlar.

Kalıp ifadeler

put the wolf in jail: birini hapse atmak

They put the wolf in jail cümlesindeki yapı put + kişi + in jail şeklindedir. Burada put, bir nesneyi yalnızca bir yere koymak değil, bir kişinin o yere veya duruma girmesine neden olmak anlamına gelir. In jail eylemin sonucunu anlatır: onların eyleminden sonra kurt hapsedilmiştir. the wolf yerine başka bir kişi veya nesne durumundaki bir zamir kullanılabilir; örneğin put him in jail.

Alıştırma

Hedef yapı olan put someone in jail ifadesini tamamlayın: After arresting the thief, the police put him ____.

Cevabı göster

in jail

Then, the other pig, Gruey, came and helped rebuild Jingo's house.

3:05

Sonra diğer domuzcuk Gruey gelmiş ve Jingo'nun evini yeniden yapmasına yardım etmiş.

But this time, she used besser blocks. Kültür

3:09

Ama bu kez briket bloklar kullanmış.

Kültür

used besser blocks: Avustralya'da böyle adlandırılan beton yapı bloklarını seçti

Avustralya İngilizcesinde besser blocks, beton yapı bloklarını, yani beton duvar örgü birimlerini ifade eder. Bu cümlede used besser blocks, onun bu blokları yapı malzemesi olarak seçtiği anlamına gelir. Hikâyede bu malzeme seçimi, yapının bu kez daha sağlam olduğuna işaret eder. Burada Besser malzeme adının bir parçasıdır; onun kullandığı bir kişinin adı değildir.

Alıştırma

Bu cümlede 'she used besser blocks' ne anlama gelir?

  1. Yapı malzemesi olarak beton bloklar seçti.
  2. Blokları dondurmadan yaptı.
  3. Besser adında birini işe aldı.
Cevabı göster

Yapı malzemesi olarak beton bloklar seçti.

Dad, wait.

3:11

Baba, bekle.

Uh, yep.

3:12

Eh, evet.

And they build a rad pool shaped like an ice cream cone Notlar

3:14

Ve dondurma külahı şeklinde çok havalı bir havuz inşa etmişler

Kelime

rad: havalı demenin çok gündelik bir yolu

Rad, ‘çok havalı, heyecan verici veya etkileyici’ anlamına gelen son derece gündelik bir sıfattır. Burada pool sözcüğünü niteler ve konuşanın eğlenceli tasarımı çok beğendiğini gösterir. Bu kullanım argodur. Havuzu nesnel biçimde tarif etmek yerine coşkulu ve eğlenceli bir görüş bildirir.

Alıştırma

'They built a rad skate park,' cümlesinde rad ne anlama gelir?

  1. tehlikeli derecede radyoaktif
  2. çok havalı ve etkileyici
  3. kusursuz biçimde yuvarlak
Cevabı göster

çok havalı ve etkileyici

Kalıp ifadeler

shaped like an ice cream cone: dondurma külahı şeklinde

Shaped like an ice cream cone, havuzun dondurma külahına benzer bir biçimi olduğu anlamına gelir. Yeniden kullanılabilen kalıp isim + shaped like + karşılaştırılan nesne şeklindedir. Burada shaped like an ice cream cone, pool sözcüğünden sonra gelir ve havuzun görünüşünü anlatır. Like burada “sevmek” değil, “benzemek” anlamındadır.

Alıştırma

Hedef yapıyla şekil tarifini tamamlayın: The children made a kite ____ a fish.

Cevabı göster

shaped like

and filled it with lemonade. Kalıp ifadeler

3:17

ve içini limonatayla doldurmuşlar.

Kalıp ifadeler

filled it with lemonade: fill A with B yapısı

Filled it with lemonade, fill A with B kalıbını kullanır: A kap veya alandır, B ise içine konan maddedir. Burada it havuzu, lemonade ise havuzun içine konan şeyi ifade eder. Geçmiş zamanda fill, filled olur. İçeriğin önünde with kullanılır: filled the pool with lemonade.

Alıştırma

Eksik edatı yazarak fill A with B kalıbını tamamlayın: They filled the basket ____ snacks.

Cevabı göster

with

Wow, good idea.

3:18

Vay canına, iyi fikir.

Meanwhile, the big bad Wolf's got a softie judge and was out of jail on good behavior. Notlar

3:20

Bu arada, büyük kötü kurt yumuşak bir yargıca denk gelmiş ve iyi halden hapisten çıkmış.

Anlatım akışı

Meanwhile: başka bir hikâye çizgisine geçiş

Meanwhile, tüm cümleyi etkileyen ve dikkati o an anlatılan olaydan aynı genel zaman aralığındaki başka bir olaya kaydıran bir zarftır. Bu cümlenin başında bir kamera geçişi gibi çalışır: hikâye bir olay çizgisinden ayrılıp Kurt'a döner. İlgisiz bir bilgi eklemek yerine birbiriyle bağlantılı iki olay çizgisini bağlar.

Alıştırma

Aynı anda gerçekleşen başka bir eyleme geçmek için bu dersteki anlatı geçiş sözcüğünü kullanın: Ava waited inside the station. ____, Ben searched the platform.

Cevabı göster

Meanwhile

Kelime

a softie judge: hoşgörülü hâkim için gündelik bir niteleme

Bu ifadede softie, judge sözcüğünden önce kullanılan gündelik bir isimdir. Yufka yürekli, kolayca duygulanan veya pek katı olmayan birini anlatır; bu nedenle a softie judge, konuşanın hoşgörülü gördüğü bir hâkim demektir. İfade özneldir ve hafif alaycıdır. Hâkimin Kurt'a karşı gereğinden fazla yumuşak davrandığını ima eder; hâkimin fiziksel olarak yumuşak olduğunu anlatmaz.

Alıştırma

Bu cümlede a softie judge ne anlama gelir?

  1. en ağır cezaları vermesiyle tanınan bir hâkim
  2. yumuşak bir sandalyede oturan bir hâkim
  3. yufka yürekli ve hoşgörülü görülen bir hâkim
Cevabı göster

yufka yürekli ve hoşgörülü görülen bir hâkim

Kültür

was out of jail on good ... behavior: iyi hâl nedeniyle salıverilme

Vurgulanan bölüm, ardından gelen behavior ile birlikte was out of jail on good behavior olarak anlaşılmalıdır. Burada was out of jail, kurdun serbest bırakılmış olduğunu; on good behavior ise cezaevindeyken kurallara uymasının bu salıverilmenin gerekçesi olduğunu anlatır. Bu, hukuk veya cezaevi bağlamına ait bir ifadedir; yalnızca “iyi davrandı” diye övmek değildir. Erken ya da belirli bir düzenlemeye bağlı salıverilmeyi düşündürebilir, ancak tek başına şartlı tahliye gibi belirli bir hukuki sürecin adı değildir.

Alıştırma

Bu cümlede “was out of jail on good behavior” ne anlama geliyor?

  1. Kurallara uyduğu için hapisten çıkmasına izin verildi.
  2. Yalnızca hapisten çıktıktan sonra iyi davranmaya başladı.
  3. İyi bir iş yapabilmek için hapisten çıktı.
Cevabı göster

Kurallara uyduğu için hapisten çıkmasına izin verildi.

But the judge said, "You got to go say sorry to those pigs, Dilbilgisi

3:25

Ama yargıç demiş ki, "Gidip o domuzcuklardan özür dilemelisin,

or you're back in here, buddy." Ton ve niyet

3:27

yoksa buraya geri dönersin ahbap."

Dilbilgisi

You got to go say sorry: gündelik dilde zorunluluk

Bu replikte You got to go say sorry, “You have to go and apologize”, yani “gidip özür dilemek zorundasın” anlamına gelir. Got to zorunluluk bildirir; ardından gelen or you're back in here uyarısı da emri güçlü kılar. You got to, You've got to ifadesinin çok gündelik bir konuşma biçimidir. Go say sorry yapısında go fiilinin ardından doğrudan başka bir fiilin yalın hâli gelir. Bu, konuşma dilinde “gidip o eylemi yapmak” anlamındaki yaygın bir kalıptır.

Alıştırma

Burada “You got to go say sorry” ile aynı anlama gelen standart cümle hangisidir?

  1. You are allowed to go say sorry.
  2. You already went and said sorry.
  3. You have to go say sorry.
Cevabı göster

You have to go say sorry.

Ton ve niyet

or you're back in here: “yoksa” anlamındaki or

Bir emir veya zorunluluktan sonra or + sonuç geldiğinde or, “yoksa” veya “bunu yapmazsan” anlamına gelir. Eşit iki seçenek sunmaz. Burada istenen eylem domuzlardan özür dilemektir. You're back in here tehdit niteliğindeki sonucu belirtir: kurt yeniden hapishaneye gönderilecektir ve here sözcüğü hapishaneyi gösterir.

Alıştırma

“Go apologize, or you're back in jail” cümlesinde or ne işe yarıyor?

  1. Özür dilemenin hapishaneye döndükten sonra gerçekleştiğini gösterir.
  2. Hapishaneyi eşit derecede kabul edilebilir bir seçenek olarak sunar.
  3. Özür dilememenin sonucunu belirtir.
Cevabı göster

Özür dilememenin sonucunu belirtir.

So, the wolf went 'round to Jingo's new joint, Notlar

3:29

Böylece kurt Jingo'nun yeni mekanına gitmiş,

Öbek fiiller

went 'round: ziyarete gitmek

Burada went 'round to + bir kişinin evi veya bulunduğu yer, oraya gitmek ve genellikle ziyarete gitmek anlamına gelir. Hedefin Jingo's new joint olması bu anlamı açıkça gösterir; daire çizerek hareket etmekten söz edilmez. Kesme işaretli 'round, around sözcüğünün gayriresmî kısaltılmış biçimidir. Britanya İngilizcesinde bu yapıda kesme işareti olmayan round da yaygındır.

Alıştırma

“We went 'round to Sam's place after dinner” cümlesinde went 'round en doğal olarak ne anlama gelir?

  1. Sam'in evinin dışında daireler çizerek yürüdük.
  2. Sam'in evini yuvarlak yaptık.
  3. Sam'i ziyarete gittik.
Cevabı göster

Sam'i ziyarete gittik.

Kelime

new joint: “yeni yer veya ev” anlamında samimi bir ifade

Burada new joint, Jingo'nun yeni yaşadığı yeri ifade eder. Joint, bir yer için kullanılan samimi bir argo sözcüktür; bu yüzden bu cümlede vücuttaki bir eklem anlamına gelmez. Yerin tam olarak ne olduğu bağlama göre anlaşılır: joint bir ev, dükkân, restoran veya başka bir mekânı anlatabilir. Bu hikâyede yeniden yapılan evi ifade eder.

Alıştırma

Bu cümlede new joint büyük olasılıkla ne anlama gelir? Maya invited us to her new joint.

  1. Onun yeni yeri veya evi
  2. Vücudundaki bir eklem
  3. Yeni katıldığı bir grup
Cevabı göster

Onun yeni yeri veya evi

and Jingo and Gruey said, "Yeah, mate, it's all cool. Ton ve niyet

3:31

ve Jingo ile Gruey demiş ki, "Evet dostum, her şey yolunda.

Ton ve niyet

it's all cool: aramızda her şey yolunda

Burada it's all cool, “aramızda her şey yolunda; endişelenmeye veya tartışmayı sürdürmeye gerek yok” anlamına gelir. Jingo ve Gruey bunu kurdun özrünü kabul edip gerginliği azaltmak için kullanır. Cool burada fiziksel olarak soğuk olmayı değil, durumun kabul edilebilir olduğunu anlatır. All ise konunun tamamında sorun olmadığını vurgular.

Alıştırma

Bir arkadaşınız beş dakika geç kaldığı için özür diliyor. Siz It's all cool. diye yanıt veriyorsunuz. Bu, samimi bir konuşmada kızgın olmadığınızı doğal biçimde gösterir mi?

  1. Hayır, uygun değildir.
  2. Evet, uygundur.
Cevabı göster

Evet, uygundur.

Just don't try and eat us." Dilbilgisi

3:34

Yeter ki bizi yemeye çalışma."

Dilbilgisi

try and eat: try to eat yapısının gündelik biçimi

Bu cümlede try and eat, try to eat anlamına gelir. İki fiil ayrı eylemleri anlatmaz; try and + fiilin yalın hâli, bir şeyi denemeyi anlatan tek bir gündelik kalıp olarak kullanılır. try and yapısından sonra ikinci fiilin yalın hâli gelir: try and eat. Just don't try and eat us cümlesindeki olumsuz emir, dinleyiciye bunu denememesini söyler.

Alıştırma

Gündelik try and + fiilin yalın hâli yapısıyla yeniden yazın: I will try to call you after work. I'll ____ you after work.

Cevabı göster

try and call

And the wolf is like, "Yeah, fair enough. Ton ve niyet

3:35

Ve kurt demiş ki, "Evet, çok adil.

I'm going vegan anyway. Kültür

3:36

Zaten vegan olacağım.

Ton ve niyet

fair enough: makul bir görüşü kabul etmek

Fair enough, Bu mantıklı veya Söylediğini kabul ediyorum anlamına gelen bir konuşma yanıtıdır. Burada konuşmacının tartışmak yerine koşulu kabul ettiğini gösterir. Genellikle sakin, bazen de biraz mesafeli bir kabul anlatır. Bir nedeni veya kararı kabul ederken bundan memnun olduğunuzu ya da tamamen ikna olduğunuzu söylemiş olmazsınız.

Alıştırma

Bir arkadaşınız planı değiştirmek için makul bir neden sunuyor. Yanıt olarak Fair enough ne anlama gelir?

  1. Bu tamamen haksızlık.
  2. Bu nedeni kabul ediyorum.
  3. Yeterince zaman var.
Cevabı göster

Bu nedeni kabul ediyorum.

Kültür

I'm going vegan anyway: her hâlükârda vegan beslenmeye geçmek

Going vegan, vegan beslenmeye veya vegan bir yaşam tarzına geçmek demektir. Burada go bir yere gitmeyi anlatmaz; go + sıfat, go vegan örneğinde olduğu gibi bir durum değişikliğini gösterebilir. Anyway, “zaten”, “her hâlükârda” veya “ne olursa olsun” anlamı verir. Kurt, bu beslenme değişikliğini domuz yavrularını yemeyecek olmasının nedeni olarak sunar. Modern bir yaşam tarzı seçiminin masala girmesi şakayı oluşturur.

Alıştırma

Konuşan kişi “I'm going vegan anyway.” derken neyi kastediyor?

  1. Her hâlükârda vegan beslenmeye geçiyorum.
  2. Vegan adlı bir yere seyahat ediyorum.
  3. Yalnızca seyahat ederken vejetaryen yemek yiyorum.
Cevabı göster

Her hâlükârda vegan beslenmeye geçiyorum.

I just eat tofu."

3:37

Sadece tofu yiyorum."

So, they invited him in for a swim to try and make friends, Notlar

3:39

Böylece arkadaş olmaya çalışmak için onu yüzmeye davet etmişler,

Öbek fiiller

invited him in: birinden içeri girmesini istemek

Invited him in ifadesinde him davet edilen kişidir; in ise yön ekler: o kişiden ilgili yere girmesi istenir veya girmesine izin verilir. In olmadan invited him yalnızca onun davet edildiğini söyler. Birisi dışarıda ya da girişteyken onu bir odaya, eve veya başka bir alana kabul etmek için invite + kişi + in yapısını kullanın.

Alıştırma

Bir misafir Nora'nın kapısının dışında duruyor. Hangi cümle Nora'nın misafirden içeri girmesini istediği anlamına gelir?

  1. Nora invited the guest out.
  2. Nora invited the guest in.
  3. Nora invited the guest over.
Cevabı göster

Nora invited the guest in.

Kalıp ifadeler

try and make friends: arkadaş olmaya çalışmak

Bu cümlede try and make friends, “arkadaş olmaya çalışmak” demektir. Try and + fiilin yalın hâli, bir girişimi konuşma dilinde anlatmanın yaygın bir yoludur; make friends ise arkadaşça bir ilişki kurmak için kullanılan kalıplaşmış ifadedir. Burada make friends, düşmanca bir ilişkiyi iyileştirmeyi ima eder. Kelimesi kelimesine insan üretmek anlamına gelmez. Kiminle arkadaş olunduğunu belirtmek için make friends with someone kullanılır.

Alıştırma

“Arkadaşça ilişkiler kurmak” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyle cümleyi tamamlayın: After moving to a new town, Maya joined a club to ____.

Cevabı göster

make friends

but he kept peeing in the pool. Dilbilgisi

3:41

ama o havuza işeyip duruyormuş.

Dilbilgisi

kept peeing: devam eden veya tekrarlanan eylem için keep + -ing

Kept peeing ifadesinde keep fiilinin geçmiş biçimi kept, -ing biçimindeki peeing sözcüğünden önce gelir. Keep + -ing yapısında keep, “saklamak” ya da “muhafaza etmek” değil, “devam etmek” anlamındadır. Bu yapı, bir eylemin sürdüğünü veya tekrar tekrar gerçekleştiğini gösterir. Burada tek bir olayı anlatmak yerine davranışın durmadığını vurgular.

Alıştırma

Cümleyi keep + -ing yapısının geçmiş biçimi ve bark fiiliyle tamamlayın: Even after we closed the window, the dog ____ all night.

Cevabı göster

kept barking

So, the pigs were like, "Stop peeing in our pool, mate.

3:45

Domuzcuklar, "Havuzumuza işemeyi bırak dostum.

It's lemonade, and we're trying to drink it."

3:47

O limonata ve biz onu içmeye çalışıyoruz," demişler.

But really, even if it wasn't lemonade, Dilbilgisi

3:49

Ama gerçekten, limonata olmasa bile,

you shouldn't do it anyway.

3:51

yine de bunu yapmamalısın.

Dilbilgisi

even if it wasn't lemonade: sonucu değiştirmeyen bir koşul

Even if it wasn't lemonade, sonucu değiştirmeyen bir varsayımsal koşul sunar. Konuşan kişi kısa süreliğine başka bir olasılığı —onun limonata olmamasını— düşünür ve ana sonuç olan you shouldn't do it ifadesinin yine de geçerli olduğunu söyler. Olası veya varsayımsal bir koşul ana sonucu değiştirmiyorsa even if + yan cümle kullanın. Bu koşul gerçekleşebilir de gerçekleşmeyebilir de.

Alıştırma

Hangi cümle yağmurun yalnızca olası bir koşul olduğunu ve planı değiştirmeyeceğini anlatır?

  1. Even if it rains, we'll play outside.
  2. If it rains, we'll play outside.
  3. Even though it's raining, we'll play outside.
Cevabı göster

Even if it rains, we'll play outside.

It's full of nitrates, and now we're going to have to put heaps of algicide in. Notlar

3:52

İçi nitrat dolu ve şimdi içine bir ton yosun öldürücü koymak zorunda kalacağız.

Kalıp ifadeler

It's full of nitrates: be full of + isim

Be full of + isim, “büyük miktarda içermek” veya “çok sayıda bulundurmak” anlamına gelir. Burada suda çok fazla nitrat olduğunu söyler; havuzun her kısmının kelimenin tam anlamıyla nitratlarla dolu olmasını gerektirmez. Aynı kalıp a room full of smoke örneğindeki gibi fiziksel içeriği ya da a plan full of mistakes örneğindeki gibi çok sayıda özelliği veya sorunu anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi be full of ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: After the concert, the floor was ____ paper cups.

Cevabı göster

full of

Kelime

put heaps of algicide in: çok miktarda algisit eklemek

Bu ifade, put ... in yapısını günlük dilde kullanılan bir miktar ifadesiyle birleştirir. Put heaps of algicide in, “daha önce sözü edilen yere veya sıvıya çok miktarda algisit eklemek” demektir. Algicide, yosunları öldürmek veya kontrol altında tutmak için kullanılan bir kimyasaldır. Sondaki in, hareketin yönünü gösterir: kimyasal, bağlamdan anlaşılan havuzun ya da suyun içine girer. Hedef yer bağlamdan belliyse İngilizcede put some sugar in örneğindeki gibi tekrar söylenmeyebilir.

Alıştırma

Bu cümlede “put heaps of algicide in” ne anlama geliyor?

  1. Sudaki yosun kontrol kimyasalının tamamını çıkarmak.
  2. Suya küçük ve kesin ölçülmüş bir doz nitrat eklemek.
  3. Suya çok miktarda yosun kontrol kimyasalı eklemek.
Cevabı göster

Suya çok miktarda yosun kontrol kimyasalı eklemek.

But the big bad wolf kept saying, "Look, I didn't pee in the pool."

3:55

Ama büyük kötü kurt sürekli, "Bakın, havuza ben işemedim," deyip duruyormuş.

And the pigs are like, "Yeah, you did." Dilbilgisi

3:59

Ve domuzcuklar da "Evet, sen işedin," diyormuş.

Dilbilgisi

Yeah, you did: did ile güçlü biçimde karşı çıkmak

Yeah, you did ifadesinde did, karşıdaki kişinin az önce inkâr ettiği geçmiş eylemin yerini tutar. Konuşan kişi fiil grubunun tamamını tekrarlamak yerine geçmiş zamana uygun yardımcı fiili kullanır: “I didn't do it.” “Yeah, you did.” Did olumlu biçimde olduğu ve vurgulanabildiği için bu kısa cevap güçlü bir itirazdır: konuşan kişi geçmişteki eylemin gerçekten gerçekleştiğini söyler. Yeah bu olumlu iddiayı kabul eder, ancak cevabın bütünü karşıdaki kişinin inkârını reddeder.

Alıştırma

Called fiilinin yerini tutan geçmiş zaman yardımcı fiiliyle cevabı tamamlayın: “You didn't call me.” “Yes, I ____.”

Cevabı göster

did

And he's like, "Nah, I don't do that sort of thing. Kalıp ifadeler

4:00

O da, "Hayır, ben öyle şeyler yapmam.

Kalıp ifadeler

do that sort of thing: bir davranış türünü genel biçimde ifade etmek

Burada do that sort of thing, “o tür davranışlarda bulunmak” demektir. That daha önce konuşulan davranışa gönderme yapar, sort “tür” anlamındadır ve thing ifadeyi bilerek genel bırakır. I don't ile birlikte kullanıldığında konuşmacı yalnızca tek bir olayı değil, o davranış türüyle herhangi bir ilişkisi olduğunu da reddeder. Kesin eylem zaten belliyse veya ayrıntıları tekrarlamak gerekmiyorsa bu kalıp kullanışlıdır.

Alıştırma

Kopya çekmeyi benzer davranışlarla aynı grupta toplayan bu açıklamadaki ifadeyi yazın: I would never cheat on a test; I don't ____.

Cevabı göster

do that sort of thing

It's against my religion." Deyimler

4:02

Benim dinime aykırı," diyormuş.

Deyimler

It's against my religion: ciddi bir gerekçeyle yapılan abartılı inkâr

It's against my religion ifadesi, sözcük anlamıyla, bir kişinin dini inançlarının bir şeyi yasakladığını belirtir. Bu sahnede ciddi iddia abartılı bir bahane olarak kullanılır: konuşmacı davranışı asla yapmayacağı bir şeymiş gibi sunar. Mizah, küçük bir kötü davranış için ağır ve kesin bir gerekçe kullanılmasından doğar. Bu söz tek başına karakterin gerçek bir dini inancı olduğunu kanıtlamaz; bağlam, niyetin sözcük anlamının dışında olduğunu gösterir.

Alıştırma

Sahneyle ilgili şu iddiayı değerlendirin: “It's against my religion” karakterin inancı hakkında mutlaka sözcük anlamıyla söylenmiş bir ifade olmalıdır.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

So, the next day, they put this stuff in the pool that makes lemonade turn purple if you pee in it. Dilbilgisi

4:04

Ertesi gün, havuza biri işediğinde limonatanın rengini mora çeviren o şeyden koymuşlar.

Dilbilgisi

makes lemonade turn purple: make + nesne + fiilin yalın hâli + sıfat

makes lemonade turn purple ifadesinde make ettirgen anlam taşır: özne, limonatanın değişmesine neden olur. Lemonade, makes fiilinin nesnesidir; turn değişimi, purple ise ortaya çıkan durumu anlatır. Etken yapıdaki ettirgen make fiilinden sonra nesne + fiilin yalın hâli kullanılır. Bu yüzden turn öncesinde to bulunmaz: make something turn + adjective.

Alıştırma

Bir değişimi anlatmak için make + nesne + fiilin yalın hâli yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The soap makes the water to turn blue.
  2. The soap makes the water turn blue.
  3. The soap makes turn the water blue.
Cevabı göster

The soap makes the water turn blue.

They didn't tell this to the big bad wolf.

4:09

Bunu büyük kötü kurda söylememişler.

And he's there swimming, eating some couscous, talking about the Broncos. Notlar

4:10

Ve o da orada yüzüyor, kuskus yiyor, Broncos takımı hakkında konuşuyormuş.

Anlatım akışı

he's there swimming: sözlü anlatıda bir sahneyi çerçevelemek

he's there swimming ifadesinde anlatıcı, kişiyi dinleyenin gözünde canlandırabileceği bir eylemin içine yerleştirmek için şimdiki zaman kalıbı he's there + -ing kullanır. There yine sahneyi gösterir, ancak yalnızca kesin bir konum belirtmez; hikâyenin görüntüsü birden ona dönmüş gibi dikkati kişinin üzerine çeker. Ardından gelen eating some couscous ve talking about the Broncos gibi -ing yapıları, aynı sahnede gerçekleşen eylemleri ekler. Böylece sözlü anlatı, canlı görüntüler dizisi hâlinde düzenlenir.

Alıştırma

Sözlü bir hikâyede 'He's there swimming' ifadesindeki there esas olarak ne katar?

  1. Başka bir yere gitmek üzere olduğunun belirtilmesi
  2. Eylemin ortasındaki kişiye canlı bir sahne odağı verilmesi
  3. Yüzme bilmediğinin iddia edilmesi
Cevabı göster

Eylemin ortasındaki kişiye canlı bir sahne odağı verilmesi

Kültür

talking about the Broncos: Avustralyalı bir spor takımına gönderme

Burada the Broncos, Avustralya'daki bir spor takımına yapılan göndermedir; yabani ya da eğitilmemiş atları anlatmaz. Bunun bir takım adı olduğunu bilmek yeterlidir; cümleyi anlamak için tam olarak hangi kulüp olduğunu veya tarihini bilmek gerekmez. Tanıdık bir spor takımı hakkında konuşmak, karakteri gündelik bir yerel sohbet yapan insan gibi gösterir. Bu sıradan ayrıntı, alışılmadık sahneyi daha komik kılar.

Alıştırma

Bu cümlede talking about the Broncos büyük olasılıkla ne anlama geliyor?

  1. Broncos adlı bir spor takımını konuşmak
  2. Eğitilmemiş atları konuşmak
  3. Yeni bir yüzme hareketine ad vermek
Cevabı göster

Broncos adlı bir spor takımını konuşmak

But then he goes all quiet and stares into space for a second Notlar

4:14

Ama sonra birden sessizleşmiş ve bir an için boşluğa bakmış

Kalıp ifadeler

goes all quiet: durum değişikliği için go + sıfat

goes all quiet ifadesinde go, hareket bildirmez; become anlamında bir bağ fiilidir. go + sıfat kalıbı yeni bir duruma geçişi anlatır. Bu nedenle go quiet, sessizleşmek demektir. Buradaki all, konuşma dilinde kullanılan bir pekiştiricidir. Değişimin belirgin ve çoğu zaman ani olduğunu hissettirir: kişi konuşmayı bırakır ve tamamen ya da alışılmadık ölçüde sessizleşir.

Alıştırma

Cümleyi go all quiet ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: When I asked Sam about the broken window, he ____.

Cevabı göster

went all quiet

Deyimler

stares into space: boşluğa dalıp dikkatini kaybetmek

stare into space ifadesinde space, uzay değil, kişinin önündeki boş alan demektir. İfadenin bütünü, belirli bir şeye odaklanmadan ileriye bakmayı anlatır; burada onun kısa süreliğine dalıp gittiği ya da düşüncelere daldığı anlamına gelir. Bu ifade, anlatıcının birinin dikkatinin başka yere kaydığını hareket yoluyla göstermesini sağlar. Düşünmeyi, hayal kurmayı veya kısa süreli dikkat dağınıklığını ima edebilir; kesin nedeni bağlam belirler.

Alıştırma

Cümleyi bu nottaki ifadeyle tamamlayın: During the long announcement, Ben ____ and missed the final instruction.

Cevabı göster

stared into space

with this sort of far away look in his eyes. Deyimler

4:17

gözlerinde böyle uzaklara bakan bir bakışla.

Deyimler

far away look in his eyes: uzaklara dalmış, dalgın bir ifade

a far away look in his eyes isim öbeği, birinin zihnen uzaklarda görünmesini sağlayan bir ifadeyi anlatır. Far away, look sözcüğünü niteler: bakışları odaksız görünür ve dikkati başka yerde gibidir; bu, gözlerinin gerçekten çok uzak bir mesafeyi görebildiği anlamına gelmez. Bu, görünür bir ayrıntı aracılığıyla iç dünyayı dolaylı biçimde göstermenin bir yoludur. Bir anıyı, hayale dalmayı, kaygıyı veya başka bir iç düşünceyi ima edebilir; ancak ifade tek başına kesin duyguyu belirtmez.

Alıştırma

a far away look in someone's eyes en doğal olarak neyi ima eder?

  1. Kişi fiziksel olarak çok uzaktaki bir şeyi görebilir.
  2. Kişinin dikkati veya düşünceleri başka yerde gibi görünür.
  3. Kişinin gözleri hızla sağa sola hareket etmektedir.
Cevabı göster

Kişinin dikkati veya düşünceleri başka yerde gibi görünür.

And the kids are like, "Here we go." Ton ve niyet

4:18

Ve çocuklar, "İşte başlıyoruz," diye düşünmüşler.

Ton ve niyet

Here we go: tanıdık bir sorunun yeniden başlayacağını beklemek

Burada Here we go, bir durumun başlamak üzere olduğunu belirtir. Çocuklar işaretleri fark edip tanıdık bir sorunun geri döneceğini bekler. Bu yüzden ifade, bir yere gitme anlamından çok öngörü ve bıkkınlık taşır. Bu ifade her zaman sorun bildirmez. Heyecanlı bir bağlamda Here we go! yalnızca “Başlıyoruz!” anlamına gelebilir. Konuşma tonu ve bağlam, tutumu belirler.

Alıştırma

İş arkadaşınız aynı tartışmayı üçüncü kez başlatıyor. En doğal tepki hangisidir?

  1. Here we go.
  2. There we go.
  3. Here you go.
Cevabı göster

Here we go.

And suddenly, the lemonade turns purple all around him.

4:20

Ve aniden, etrafındaki limonata mora dönmüş.

And the pigs are like, "Ah, see?

4:23

Ve domuzcuklar demiş ki, "Ah, gördün mü?

You're a grub." Kelime

4:25

Sen bir pisliksin."

Kelime

You're a grub: gayriresmî bir Avustralya hakareti

Bu cümlede grub, bir kişiye hakaret etmek için kullanılan bir isimdir; kelimesi kelimesine “böcek larvası” anlamında değildir. You're a grub, kişinin kirli, iğrenç veya aşağılık olduğunu söyler. Domuzlar bir böceğin adını söylemiyor, kurdun davranışını kınıyor. You're a + hakaret içeren isim yapısı, kişinin tamamına olumsuz bir etiket yapıştırır. Eleştirinin tam olarak ne olduğu bağlama göre değişir, ancak tek bir eylemi tarafsızca anlatmak yerine kişiye saldırır.

Alıştırma

Gayriresmî Avustralya İngilizcesinde You're a grub. hakaret olarak kullanıldığında büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Bir böcek larvasısın.
  2. Kirli, iğrenç veya aşağılık birisin.
  3. Bir gruba aitsin.
Cevabı göster

Kirli, iğrenç veya aşağılık birisin.

So, the wolf was really embarrassed and he ran off crying. Öbek fiiller

4:26

Kurt çok utanmış ve ağlayarak kaçmış.

Öbek fiiller

ran off crying: belirli bir durumdayken koşup uzaklaşmak

Bu cümlede ran off, “koşarak hızla uzaklaştı” anlamına gelir. Off, bulunulan yerden uzaklaşma hareketini gösterir; bir şeyin kapatıldığı anlamına gelmez. -ing biçimindeki crying, ana eylemle aynı anda devam eden durumu anlatır. Bu yüzden ran off crying, ayrılma eylemiyle kurdun durumunu birleştirir: kurt koşarak uzaklaşırken ağlıyordu.

Alıştırma

Hangi cümle Maya'nın hızla uzaklaşırken aynı anda ağladığını söyler?

  1. Maya ran off crying.
  2. Maya turned off the light while crying.
  3. Maya ran off and cried later.
Cevabı göster

Maya ran off crying.

They never saw him again.

4:28

Onu bir daha hiç görmemişler.

But apparently, he went on to become quite a successful tennis player. Kalıp ifadeler

4:29

Ama görünüşe göre, daha sonra oldukça başarılı bir tenis oyuncusu olmuş.

Kalıp ifadeler

went on to become: daha sonraki bir gelişmeyi anlatmak

Went on to become, önceki bir olaydan sonrasına bakarak bir kişinin daha sonra ne olduğunu anlatır. Hikâye anlatımında yeni bir aşamayı veya nihai sonucu tanıtmak için kullanılır; fiziksel olarak yürümeyi anlatmaz. Kalıp go on to + fiilin yalın hâlidir. Hikâye geçmiş zamanda olduğu için go, went olur; become ise to'dan sonra yalın hâlde kalır.

Alıştırma

“Daha sonra oldu” anlamındaki hedef yapıyla cümleyi tamamlayın: After years as an assistant, Leo ____ the team manager.

Cevabı göster

went on to become

So, you know, the system works. Anlatım akışı

4:32

Yani anlarsınız ya, sistem işe yarıyor.

Anlatım akışı

the system works: ironik bir kapanış yargısı

Bu cümlede the system, daha önce anlatılan hukuki veya kurumsal sürecin tamamını ifade eder; works ise bu süreci olumlu değerlendirir. Yorum, önceki olayları tek ve düzenli bir sonuca bağlayarak hikâyeyi kapatır. Önceki olaylar saçma olduğu için resmî tınlayan bu övgü doğrudan değil, ironiktir. Bu sözler samimi biçimde de kullanılabilir; buradaki ironi, olumlu sonuç ile hikâyenin içeriği arasındaki uyumsuzluktan doğar.

Alıştırma

Saçma bir sonuç doğuran hukuki süreci anlattıktan sonra konuşmacı “The system works.” diyerek bitiriyor. Bu kapanışın en olası işlevi nedir?

  1. Sürecin başarılı olmasını sağlayan teknik adımları açıklar.
  2. Resmî tınlayan olumlu bir yargı verir, ancak bu yargı bağlam içinde ironiktir.
  3. Bütün hukuk sistemlerinin iyi çalıştığını samimiyetle ileri sürer.
Cevabı göster

Resmî tınlayan olumlu bir yargı verir, ancak bu yargı bağlam içinde ironiktir.

The end.

4:33

Son.

Again!

4:34

Bir daha!

No.

4:35

Hayır.

Oh, man, I'm starving. Kelime

4:41

Oh, dostum, açlıktan ölüyorum.

Kelime

I'm starving: aşırı açlık için gündelik bir abartı

Günlük konuşmada I'm starving genellikle “Çok ama çok açım” anlamına gelir. Bu bir abartmadır: konuşmacı gerçekten hayati tehlikede olduğunu söylemeden açlık hissini güçlendirir. Bu ifade, yalnızca açlığı bildiren I'm hungry cümlesinden daha güçlü ve acil duyulur.

Alıştırma

Cümleyi bu derste geçen ve “Çok ama çok açım” anlamına gelen tam ifadeyle tamamlayın: I missed lunch, and now ____.

Cevabı göster

I'm starving

I need to eat something.

4:42

Bir şeyler yemem lazım.

Oh, no, Bandit.

4:44

Oh, hayır, Bandit.

What?

4:46

Ne?

Am I not allowed to eat food if I'm hungry? Ton ve niyet

4:46

Açsam yemek yememe izin yok mu?

Ton ve niyet

İtiraz bildiren bir soru olarak Am I not allowed to ...?

Am I not allowed to...? kalıbı, izin konusunu olumsuz biçimde soran bir yapıdır. Burada sakin bir şekilde bilgi istenmiyor. Konuşan kişi acıkınca yemek yemenin makul olduğunu düşünüyor ve bu soruyla kendini savunup kısıtlamaya karşı çıkıyor. Bu kalıp çoğu zaman “Elbette ... yapmama izin var, değil mi?” ya da “Neden ... yapmamı engelliyorsun?” anlamına gelir. İzin sorusuna şaşkınlık veya rahatsızlık katar.

Alıştırma

Hangi soru bir kısıtlamaya karşı yapılan itiraz gibi en açık biçimde duyuluyor?

  1. Can I take a short break, please?
  2. Am I allowed to take a short break?
  3. Am I not allowed to take a short break?
Cevabı göster

Am I not allowed to take a short break?

What kind of a regime is this? Ton ve niyet

4:48

Bu nasıl bir rejim?

Ton ve niyet

What kind of a regime is this? cümlesindeki regime

Regime bir yönetim sistemi veya denetim düzeni anlamına gelebilir ve siyasi kullanımda çoğu zaman ciddi ya da eleştirel duyulur. Burada konuşan kişi, bu ağır siyasi sözcüğü sıradan bir ev içi kısıtlamaya uyguluyor. Bu nedenle What kind of a regime is this? gerçek anlamda hükümet türünü belirlemeye çalışan bir soru değildir. Mizahi bir abartıdır: konuşan kişi, şikâyet etmek için küçük bir kuralı baskıcı bir denetimmiş gibi gösterir.

Alıştırma

Rahat bir oyun gecesinde biri “No snacks after eight? What kind of a regime is this?” diyor. Bu kişi ne yapıyor?

  1. Ülkenin hangi yönetim biçimine sahip olduğunu tarafsız biçimde soruyorlar.
  2. Atıştırmalıkları kimin hazırladığını soruyorlar.
  3. Küçük bir kuralı baskıcı siyasi denetime benzeterek şaka yapıyorlar.
Cevabı göster

Küçük bir kuralı baskıcı siyasi denetime benzeterek şaka yapıyorlar.

Carry on. Ton ve niyet

4:51

Devam et.

Ton ve niyet

Carry on: birinin devam etmesine izin vermek

Carry on, “devam etmek” anlamına gelen bir öbek fiildir. Burada kısa bir talimat olarak kullanılır ve diğer kişiye, bir duraklama ya da kesintiden önce yaptığı şeye devam edebileceğini söyler. Hangi eylemin devam edeceği bağlamdan anlaşılır. carry on with your work örneğinde olduğu gibi eylem ayrıca belirtilebilir.

Alıştırma

Cümleyi, bu derste geçen ve “devam etmek” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: Sorry, I interrupted you. Please ____.

Cevabı göster

carry on

I could go some chicken bucket. Kelime

4:52

Bir kova tavuk yiyebilirdim.

Kelime

I could go some chicken bucket: Avustralya İngilizcesinde could go + yiyecek

Samimi Avustralya İngilizcesinde could go + yiyecek veya içecek, “istemek” ya da “yemeyi veya içmeyi arzulamak” anlamına gelebilir. Bu nedenle I could go some chicken bucket, konuşanın şu anda o tavuğu yemek istediğini anlatır; bir yere gidebilme yeteneğini değil. Diğer birçok İngilizce türünde genellikle for eklenir: I could go for some fried chicken. Burada kullanılan, for içermeyen bölgesel kalıptır.

Alıştırma

Cümleyi, bu derste geçen ve “istemek” anlamına gelen iki sözcüklü Avustralya İngilizcesi ifadesiyle tamamlayın: After that long drive, I ____ a coffee right now.

Cevabı göster

could go

Oh, I don't want to get in the car, though.

4:54

Oh, ama arabaya binmek istemiyorum.

Too much traffic.

4:55

Çok trafik var.

That'll take ages. Kalıp ifadeler

4:57

Yüzyıllar sürer.

Kalıp ifadeler

That'll take ages: bir şeyin çok uzun süreceğini söylemek

That'll, that will ifadesinin kısaltılmış biçimidir. Take ages, “çok uzun sürmek” anlamına gelir; ages burada tarihî çağlardan söz etmez, abartı için kullanılır. Cümlenin tamamı bir şeyin çok zaman alacağını öngörür. Ayrıca çoğu zaman sabırsızlık gösterir veya o planı seçmemek için bir neden sunar.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “çok uzun sürmek” anlamına gelen iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: Backing up all these files will ____.

Cevabı göster

take ages

I'm hungry now.

4:58

Şu an açım.

I'm just going to eat one of the kids.

4:59

Çocuklardan birini yiyeceğim sanırım.

You know that kids don't agree with you. Deyimler

5:03

Çocukların midene dokunduğunu biliyorsun.

Deyimler

kids don't agree with: agree with ifadesinin bedensel anlamı

“Yiyecek veya içecek + doesn't agree with + kişi” yapısında agree with, bir şeyin o kişinin bedenine uygun gelmesi anlamındadır. Olumsuz biçim, çoğunlukla midede olmak üzere fiziksel rahatsızlığa neden olduğunu belirtir. Burada kids, yenmiş bir şeymiş gibi şaka yollu ele alınır. Bu nedenle kids don't agree with you, çocuk yemenin seni rahatsız ettiği anlamına gelir; çocukların senin görüşüne katılmadığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlenin anlamını seçin: Rich food doesn't agree with Maya.

  1. Maya yemek hakkında konuşmaktan hoşlanmaz.
  2. Maya onu yedikten sonra kendini kötü hisseder.
  3. Maya ile aşçının görüşleri farklıdır.
Cevabı göster

Maya onu yedikten sonra kendini kötü hisseder.

Ah, she'll be right. Deyimler

5:06

Ah, bir şey olmaz.

Deyimler

She'll be right: Avustralya İngilizcesinde samimi bir rahatlatma ifadesi

She'll be right, Avustralya İngilizcesinde durumun iyi olacağı veya işlerin yoluna gireceği anlamına gelen samimi bir ifadedir. Bu kalıpta she belirli bir kadını göstermek zorunda değildir; genel durumu temsil edebilir. Birini rahatlatmak için kullanılabilir, ancak rahat ve kendinden emin tonu burada olduğu gibi bir uyarıyı küçümsüyor izlenimi de verebilir.

Alıştırma

Avustralya İngilizcesindeki kalıp rahatlatma ifadesiyle cümleyi tamamlayın: The dent looks small; ____.

Cevabı göster

she'll be right

I'll have a peppermint tea after.

5:07

Sonra bir nane çayı içerim.

Put a bit of salt on first.

5:08

Önce biraz tuz ekeyim.

Chew, chew, chew.

5:11

Çiğne, çiğne, çiğne.

Swallow.

5:12

Yut.

Oh, man, that was good.

5:13

Oh dostum, bu çok iyiydi.

Kids really fill you up. Öbek fiiller

5:15

Çocuklar gerçekten insanı doyuruyor.

Öbek fiiller

Fill you up: yedikten sonra tok hissettirmek

Bir yiyecek fills you up olduğunda, yedikten sonra kendini tok ve doymuş hissetmeni sağlar. Aktarılabilir yapı, This soup fills me up. örneğindeki gibi yiyecek + fill + kişi + up şeklindedir. Özgün cümlede Kids, yiyecekmiş gibi ele alınır. Bu, normal ve gerçek anlamlı bir ifade değil, saçma bir şakadır.

Alıştırma

Yedikten sonra tok hissettirmek anlamını vermek için cümleyi fill ... up kullanarak tamamlayın: This thick soup will ____.

Cevabı göster

fill you up

Was that so bad, Mum?

5:16

O kadar kötü müydü anne?

I'm just saying the last time you ate a kid, you were up all night. Notlar

5:18

Sadece en son bir çocuğu yediğinde bütün gece ayakta kaldığını söylüyorum.

Ton ve niyet

Bir hatırlatmayı yumuşatmak için I'm just saying

Bu cümlede I'm just saying, geçmişteki bir sonucu hatırlatan ifadeyi daha az çatışmacı hâle getirir. Konuşanın yalnızca bir noktaya dikkat çektiği veya hatırlatmada bulunduğu anlamına yakındır. Konuşanın yine de açık bir görüşü vardır. just, yorumu küçük bir gözlem gibi sunar; uyarıyı tarafsız bir ifadeye dönüştürmez.

Alıştırma

Bir görüşünüz olduğunu gizlemeden uyarıyı yumuşatmak istiyorsunuz. En doğal cümle hangisidir?

  1. I am just speaking, the road gets icy after dark.
  2. I only say, the road gets icy after dark.
  3. I'm just saying, the road gets icy after dark.
Cevabı göster

I'm just saying, the road gets icy after dark.

Deyimler

were up all night: bütün gece uyanık kalmak

were up all night ifadesindeki up, daha yüksek bir yerde olmak değil, uyumak yerine uyanık olmak anlamına gelir. İfade, kişinin bütün gece uyanık kaldığını söyler. Tekrar kullanılabilen kalıp be up all night şeklindedir. be biçimini özneye ve zamana göre değiştirin: I was up all night, we were up all night veya she will be up all night.

Alıştırma

Cümleyi bütün gece uyanık olmak anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: The baby was sick, so we were ____.

Cevabı göster

up all night

It's all good. Ton ve niyet

5:21

Her şey yolunda.

Ton ve niyet

It's all good: samimi bir şekilde “sorun yok” demek

Bu cümlede It's all good, “Sorun yok” veya “Endişelenmene gerek yok” anlamına gelir. Küçük bir kaygıyı önemsiz gösteren rahat bir yanıttır. Buradaki all, kelimenin tam anlamıyla her şeyin iyi olduğu anlamına gelmez. Cümlenin tamamını, durumun kabul edilebilir olduğunu belirten bir konuşma kalıbı olarak düşünün.

Alıştırma

Bir arkadaşınız küçük bir hata için özür diliyor. Hangi yanıt en doğal biçimde “Endişelenme, kızgın değilim” anlamına gelir?

  1. It's all good.
  2. All of it is good.
  3. Everything is good.
Cevabı göster

It's all good.

Oh, hang on.

5:22

Oh, bir dakika.

Oh, man, something's not sitting right. Deyimler

5:24

Oh dostum, bir şeyler yerine oturmadı.

Deyimler

something's not sitting right: fiziksel rahatsızlık veya huzursuzluk

Yemekle ilgili bu bağlamda something's not sitting right, konuşanın yediği bir şeyin özellikle midesinde rahatsızlık yarattığı anlamına gelir. Sitting burada oturma biçimiyle veya bir nesnenin bulunduğu yerle ilgili değildir. Daha genel olarak not sit right, bir fikir, açıklama veya durumun yanlış ya da rahatsız edici olduğu hissini anlatabilir. Konu yemek değilse with me, bunun kişisel bir tepki olduğunu çoğunlukla açıkça gösterir: That decision doesn't sit right with me.

Alıştırma

Akşam yemeğinden sonra Leo, “That meal isn't sitting right with me.” diyor. Büyük olasılıkla ne demek istiyor?

  1. Herkesin daha dik oturması gerektiğini düşünüyor.
  2. Yemek midesini rahatsız ediyor.
  3. Yemek yanlış koltuğa yerleştirilmiş.
Cevabı göster

Yemek midesini rahatsız ediyor.

See?

5:27

Gördün mü?

Oh, Bingo, I'm not feeling so good.

5:29

Oh, Bingo, pek iyi hissetmiyorum.

It might have been something I ate. Dilbilgisi

5:31

Yediğim bir şeyden olabilir.

Dilbilgisi

It might have been: geçmişteki bir nedeni tahmin etme

Geçmişteki bir durum veya neden hakkında kesin olmayan bir tahminde bulunmak için might have been kullanılır. Yapı might + have + geçmiş zaman ortacıdır; been, be fiilinin geçmiş zaman ortacı biçimidir. Burada konuşan kişi sonucu zaten hissetmektedir ve daha önce yediği bir şeyi olası nedenlerden biri olarak geriye dönüp değerlendirmektedir. Bu biçim belirsizlik gösterir; açıklamayı gerçek olarak sunmak yerine bir olasılık olarak öne sürer.

Alıştırma

Geçmişteki bir neden hakkında kesin olmayan bir tahminde bulunmak için cümleyi might ve be fiilinin perfect biçimiyle tamamlayın: The cause ____ a faulty update.

Cevabı göster

might have been

Might have been.

5:33

Olabilir.

Oh, man, Gut's a crook. Kelime

5:34

Oh dostum, bağırsaklarım bozuldu.

Kelime

Gut's a crook: Avustralya İngilizcesinde mide rahatsızlığını anlatma

Avustralya günlük dilindeki bu kullanımda Gut's a crook, konuşan kişinin midesinin veya sindirim sisteminin iyi olmadığı anlamına gelir. Gut, mide ve karın bölgesi için kullanılan gündelik bir sözcüktür; crook ise Avustralya İngilizcesinde hasta, kötü durumda veya düzgün çalışmıyor anlamına gelebilir. Cümlenin tamamını fiziksel bir rahatsızlık şikâyeti olarak anlayın. Vücutla ilgili bağlam, crook sözcüğünün yaygın olan dürüst olmayan kişi anlamı yerine bu bölgesel anlamını etkinleştirir.

Alıştırma

Gündelik Avustralya İngilizcesinde konuşan kişi bu bağlamda Gut's a crook diyerek ne anlatıyor?

  1. Midem rahatsız.
  2. Midem boş.
  3. Midem dürüst değil.
Cevabı göster

Midem rahatsız.

Oh, sorry, Bingo.

5:41

Oh, üzgünüm, Bingo.

I didn't mean to chunder on you. Kelime

5:43

Üstüne kusmak istememiştim.

Kelime

to chunder on you: birinin üzerine kusmayı anlatan gündelik argo

Chunder, “kusmak” anlamına gelen son derece gündelik bir argo sözcüktür. Chunder on someone, kusmuğun o kişinin üzerine gelmesini anlatır; bu nedenle to chunder on you, “üzerine kusmak” demektir. Burada to chunder on you, mean fiilinin içeriğini tamamlar. didn't mean to... kötü sonucun kasıtlı olmadığını belirtir ve özür işlevi görür.

Alıştırma

Bu cümlede chunder on you ne anlama geliyor?

  1. Üzerine kusmak
  2. Sana öfkeyle bağırmak
  3. Sana bir şey vermek
Cevabı göster

Üzerine kusmak

That's okay.

5:44

Sorun değil.

Are you finished?

5:47

Bitirdin mi?

Yep.

5:49

Evet.

Good.

5:49

Güzel.

I hope you've learned your lesson. Deyimler

5:50

Umarım dersini almışsındır.

Deyimler

hope you've learned your lesson: kötü bir sonuçtan ders almak

Learn your lesson, bir hatadan veya kötü bir sonuçtan sonra aynı şeyi tekrar yapmaman gerektiğini anlamak demek olan bir deyimdir. Yalnızca okulda bir dersi tamamlamak anlamına gelmez. I hope you've learned your lesson cümlesinde present perfect yapıdaki you've learned, bu değişimin artık gerçekleşmiş olması gerektiğini anlatır. Konuşan kişi, davranışın tekrarlanmaması için dinleyiciye hatırlatmada bulunur, onu uyarır veya hafifçe azarlar.

Alıştırma

Learn your lesson ifadesini present perfect biçiminde kullanarak cümleyi tamamlayın: After ignoring the warning and breaking the toy, I hope you've ____.

Cevabı göster

learned your lesson

Oh, man, still a bit hungry.

5:52

Oh dostum, hâlâ biraz açım.

Hmm, smells okay.

5:56

Hmm, kokusu fena değil.

Oh, Dinosaur!

5:59

Oh, Dinozor!

One day, there was a lovely big field with grass blowing gently in the breeze. Dilbilgisi

6:06

Bir zamanlar esintide usulca dalgalanan çimenlerle dolu büyük ve güzel bir alan varmış.

Dilbilgisi

grass blowing gently in the breeze: sahneyi anlatan isim + -ing yapısı

Daha geniş olan with grass blowing gently in the breeze ifadesinde grass betimlenen isimdir; blowing gently in the breeze ise çimenin o anda ne yaptığını gösteren -ing biçimli bir ortaç yan cümlesidir. Bu yapı, grass was blowing... ifadesini ayrı bir ana cümle yapmadan hareketli bir arka plan ayrıntısı eklemeyi sağlar. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp, ana sahneyle aynı anda gerçekleşen bir eylem veya durum için with + isim + -ing yan cümlesidir.

Alıştırma

Arka plan ayrıntısını tamamlamak için glow fiilinin -ing biçimini kullanın: The campsite was quiet, with a lantern ____ beside the tent.

Cevabı göster

glowing

When along came an antelope. Anlatım akışı

6:14

Derken bir antilop gelmiş.

Anlatım akışı

along came an: yeni bir karakterin gelişi için devrik sıra

along came an antelope ifadesinde normal sıra olan an antelope came along ters çevrilmiştir: önce along, sonra came ve en son yeni özne gelir. Buradaki an, gelen karakteri adlandıran isim öbeğini başlatır. Bu sıra, kimin geldiğini açıklamadan önce bir varış olduğunu bildirir. Yeni karaktere canlı ve masalsı bir giriş kazandırır.

Alıştırma

Hangi cümle yeni bir gelişi vurgulanan yapının masalsı ritmiyle sunuyor?

  1. Then along came a curious fox.
  2. Then a curious fox was coming along.
  3. Then a curious fox came along.
Cevabı göster

Then along came a curious fox.

Boing, boing, boing, going, going, going.

6:16

Boing, boing, boing, gidiyor, gidiyor, gidiyor.

But the antelope was chased away by a cheetah. Dilbilgisi

6:18

Ama antilop bir çita tarafından kovalanmış.

Dilbilgisi

was chased away by: edilgen yapı ve uzaklaşma sonucu

Was chased away, chase away fiilinin geçmiş zamandaki edilgen biçimidir: was + geçmiş zaman ortacı chased. Chase away, birini ya da bir şeyi kovalayarak veya korkutarak bulunduğu yerden ayrılmaya zorlamak demektir; bu nedenle away, uzaklaşma sonucunu ekler. Edilgen yapı önce antilobun başına geleni öne çıkarır. By a cheetah, eylemi yapanın çita olduğunu belirtir.

Alıştırma

Chase away fiilinin geçmiş zaman edilgen biçimini kullanın ve eylemi yapanı da ekleyin: The rabbits ____ a farm dog.

Cevabı göster

were chased away by

Then the cheetah got tired, Kalıp ifadeler

6:24

Sonra çita yorulmuş,

Kalıp ifadeler

the cheetah got tired: durum değişikliği için get + sıfat

Got tired ifadesinde got, «elde etti» değil, became yani «hâle geldi» anlamındadır. Get + sıfat yapısı çoğu zaman yeni bir duruma geçişi gösterir ve got, get fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Bu nedenle the cheetah got tired, yorgun olmama durumundan yorgun hissetme durumuna geçişe odaklanır.

Alıştırma

Get tired ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After the long hike, Maya ____.

Cevabı göster

got tired

and along came some tiny little ants.

6:26

ve minicik karıncalar gelmiş.

But then came an elephant.

6:33

Ama sonra bir fil gelmiş.

The elephant left.

6:39

Fil gitmiş.

Phew.

6:40

Phew.

And along came a spider.

6:41

Ve bir örümcek gelmiş.

Shoo, a spider.

6:46

Kışt, bir örümcek.

No more creepy animals, thanks. Ton ve niyet

6:48

Daha fazla ürpertici hayvan olmasın, teşekkürler.

Ton ve niyet

No more creepy animals, thanks. — kibar ama kararlı bir sınır

No more + isim, konuşanın o şeyden daha fazlasını ya da aynı şeyin yeniden yaşanmasını istemediğini anlatır. Burada No more creepy animals, ürkütücü hayvanların artık görünmemesini isteyen, bağlama göre kısaltılmış bir ricadır. Sondaki thanks ricayı yumuşatır ve daha kibar duyulmasını sağlar; ancak No more hâlâ net bir sınır koyar. Hayvanlar için gerçek anlamda teşekkür edilmemektedir.

Alıştırma

Bu cümlenin gündelik bir ortamdaki kullanımını değerlendirin: "No more noise, thanks." gürültünün durmasını isteyen kibar ama kararlı bir ricadır.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Doğru

Shoo.

6:49

Kışt.

Oh, wait, Here's a snake!

6:50

Oh, bekle, Burada bir yılan var!

Frog.

6:54

Kurbağa.

Ribbit.

6:56

Vrak.

Ribbit.

6:58

Vrak.

Oh, the frog's gone,

6:59

Oh, kurbağa gitti,

and along comes a pussycat.

7:00

ve bir kedicik geliyor.

Oh, no.

7:03

Oh, hayır.

Oh, no, Bingo.

7:04

Oh, hayır, Bingo.

This cat wants to have a nap. Kalıp ifadeler

7:05

Bu kedi şekerleme yapmak istiyor.

Kalıp ifadeler

wants to have a nap: kısa bir süre uyumak istemek

Want to + fiilin yalın hâli, bir şeyi yapma isteğini anlatır. Özne this cat olduğu için want, -s alır: wants to have. Have a nap, “kısa bir süre uyumak” anlamına gelen doğal bir eşdizimdir. Have burada bir şeye sahip olmayı değil, etkinliği yapmayı anlatır. İngilizcede normalde have a nap veya take a nap denir; sleep a nap denmez.

Alıştırma

Cümleyi örnekteki hedef eşdizimle tamamlayın: After lunch, I want to ____.

Cevabı göster

have a nap

She uses her claws to make a nice bed. Dilbilgisi

7:07

Güzel bir yatak yapmak için pençelerini kullanıyor.

Dilbilgisi

She uses her claws to make... ifadesinde use + nesne + to + fiil

use + object + to + verb kalıbı, birinin ne kullandığını ve onu neden kullandığını anlatır. uses her claws to make ifadesinde her claws araçtır; to make ise tesadüfi bir sonucu değil, amaçlanan işi belirtir. Burada make a nice bed, mutlaka gerçek bir mobilya yapmak değil, uzanmak için rahat bir yer oluşturmak ya da düzenlemek demektir.

Alıştırma

use + object + to + verb kalıbını stir fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: She uses a spoon ____ the soup.

Cevabı göster

to stir

Ah, the cat's asleep.

7:14

Ah, kedi uyudu.

All is well. Kalıp ifadeler

7:16

Her şey yolunda.

Kalıp ifadeler

All is well: sakin bir durum için hikâye tarzında kapanış

All is well, genel durumun iyi olduğu ve endişelenecek bir sorun bulunmadığı anlamına gelir. Buradaki all, tek tek şeyleri değil, durumun tamamını ifade eder. Kısa bir anlatı kapanışı olarak, sıkıntının sona erdiğini ve huzurun geri geldiğini belirtir.

Alıştırma

Sorunun sona erdiğini ve durumun iyi olduğunu hikâye tarzında en iyi hangi cümle anlatır?

  1. Everything is ready.
  2. Everyone feels well.
  3. All is well.
Cevabı göster

All is well.

Ah.

7:18

Ah.

Dinosaur!

7:21

Dinozor!