Arşimet'in Evreka'sının arkasındaki gerçek hikaye - Armand D'Angour: İngilizce çalışma notları
TED-Ed
Video özeti: Video, Arşimet’in ünlü keşfini, batmadan kalması yalnızca efsaneye değil kaldırma kuvvetine bağlı olan dev antik gemi Syracusia üzerinden yeniden ele alıyor. Başlıca İngilizce noktaları: 1. had a lot riding on that question. — Deyimler ve mecazi ifadeler: Bu ifadeyi büyük risk ve çıkarların söz konusu olduğu durumlar için tanıyabilirsin; Kral Hieron’un parası, itibarı ve yıllarca süren emek, dev geminin yüzüp yüzemeyeceğine bağlıydı. 2. To build something of this scale, only for that to sink — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: Bu yapıyla büyük bir çabanın ardından gelen acı ya da ironik sonucu, olayları sadece sırayla anlatmadan ifade edebilirsin. 3. keel / waterline. — Kelime anlamı ve kullanım alanı: Bu denizcilik terimlerini geminin alt ana yapısı ve suyun gövdeyle buluştuğu görünür çizgi olarak anlayabilir, kaldırma kuvveti açıklamasındaki konum ilişkisini daha rahat takip edebilirsin.
Bu derste
eureka moment: ani bir kavrayış anı
Eureka moment, birinin bir sorunu aniden anladığı, bir örüntüyü fark ettiği veya bir cevap bulduğu andır. Burada Eureka adlı bir kişi ya da yer değil, Arşimet'in efsanevi ani kavrayış anı kastedilir. Eureka, “buldum” anlamına gelen Yunanca bir ünlemden gelir ve Arşimet'in yıkanırken bir keşif yaptığına dair geleneksel hikâyeyle bağlantılıdır. Günümüz İngilizcesinde eureka moment yalnızca bilimsel keşifler için değil, her türlü ani ilerleme için kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi eureka sözcüğünü içeren ve “ani bir kavrayış” anlamına gelen iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: After trying three different approaches, Leo finally had a ____.
Cevabı göster
eureka moment
you probably think of this: bir beklenti oluşturmak
You probably think of this bölümü, dinleyicinin büyük olasılıkla bildiği bir görüntüyü akla getirir. Probably, her dinleyicinin zihninde aynı görüntünün bulunduğu iddiasını değil, makul bir tahmini ifade eder. Açılışta kullanıldığında önce bir beklenti oluşturur; ardından konuşmacı bu beklentiye bilgi ekleyebilir, onu düzeltebilir veya sorgulayabilir. When you think of X, you probably think of Y kalıbı açıklamaları, sunumları ve yazıları düzenlemek için yararlı bir giriş yöntemidir.
Alıştırma
Açılış cümlesindeki you probably think of this bölümünün temel söylem işlevi nedir?
- Eureka moment ifadesinin resmî bir sözlük tanımını vermek
- Her dinleyicinin hikâyenin tamamını zaten bildiğini kanıtlamak
- Konuşmacının daha sonra ayrıntılandırabileceği veya sorgulayabileceği tanıdık bir beklentiyi hatırlatmak
Cevabı göster
Konuşmacının daha sonra ayrıntılandırabileceği veya sorgulayabileceği tanıdık bir beklentiyi hatırlatmak
As it turns out: sonradan öğrenilen bir gerçeği tanıtmak
As it turns out, sonradan öğrenilen bir gerçeği tanıtan söylem geçişidir. Özellikle bu gerçek insanların daha önce beklediğinden farklıysa kullanılır. Mesajı, “Sonunda öğrendiğimiz şey şu” diye işaret ederek düzenler. Herhangi bir şeyin fiziksel olarak dönmesini anlatmaz.
Alıştırma
Sonradan öğrenilen bir gerçeği tanıtan kalıp geçiş ifadesini tamamlayın: As it ____, the library does stay open late on Fridays.
Cevabı göster
turns out
may have been: geçmiş hakkında temkinli bir tahmin
May have been, may + have + geçmiş zaman ortacı yapısını izler. Geçmişteki bir durum hakkında belirsiz bir tahmin yapar: konuşan kişi bunun mümkün olduğunu düşünür, ancak kesin olduğuna inanmaz. Bu cümlede have been, olasılığı geçmiş zamana yöneltir. Kip belirten may, iddiayı temkinli tutar ve geçmişteki durumu doğrulanmış bir gerçek olarak sunmaz.
Alıştırma
Hangi cümle geçmişteki bir durum hakkında temkinli bir tahminde bulunur?
- The original walls must have been blue.
- The original walls may have been blue.
- The original walls may be blue.
Cevabı göster
The original walls may have been blue.
In the 3rd century BC: antik bir dönemi belirtmek
BC, before Christ («Milattan Önce») ifadesinin kısaltmasıdır ve geleneksel MS takviminin başlangıcından önceki tarihler için kullanılır. In the 3rd century BC, bu başlangıçtan önceki üçüncü yüzyıl anlamına gelir. MÖ yılları MS 1’e yaklaştıkça küçüldüğü için MÖ 3. yüzyıl, MÖ 300’den MÖ 201’e kadar sürer. MS 3. yüzyıl anlamına gelmez.
Alıştırma
the 3rd century BC hangi zaman aralığını kapsar?
- MÖ 399’dan MÖ 300’e kadar
- MS 201’den MS 300’e kadar
- MÖ 300’den MÖ 201’e kadar
Cevabı göster
MÖ 300’den MÖ 201’e kadar
chose Archimedes to supervise an engineering project of unprecedented scale. Kalıp ifadeler
0:25eşi benzeri görülmemiş büyüklükte bir mühendislik projesini yönetmesi için Arşimet'i seçti.
of unprecedented scale: daha önce eşi olmayan ölçekte
of unprecedented scale ifadesi project sözcüğünden sonra gelir ve projenin ölçeğini açıklar. Buradaki of + isim öbeği, a project whose scale was unprecedented demeye benzer biçimde çalışan resmî bir son niteleyicidir. Unprecedented, daha önce karşılaştırılabilir bir örneğin bilinmediği anlamına gelir. Yalnızca projenin çok büyük olduğunu değil, bir emsalinin bulunmadığını vurgular.
Alıştırma
“a project of unprecedented scale” ifadesinde unprecedented hangi anlamı ekler?
- Proje büyüktü ama kendi dönemi için sıradandı.
- Proje beklenenden daha hızlı tamamlandı.
- Daha önceki hiçbir karşılaştırılabilir proje bu ölçeğe ulaşmamıştı.
Cevabı göster
Daha önceki hiçbir karşılaştırılabilir proje bu ölçeğe ulaşmamıştı.
Hieron commissioned a sailing vessel 50 times bigger than a standard ancient warship, Dilbilgisi
0:30Hieron, standart bir antik savaş gemisinden 50 kat daha büyük bir yelkenli gemi sipariş etti,
50 times bigger than: number + times + karşılaştırma biçimi + than
50 times bigger than, number + times + karşılaştırma biçimi + than + karşılaştırma ölçütü kalıbını kullanır. Burada bigger yelkenliyi tanımlar, than ise standart bir antik savaş gemisini karşılaştırma ölçütü olarak sunar. Bu kalıp, bir şeyin diğerini ne kadar aştığını vurgular. bigger yerine longer veya faster gibi karşılaştırma biçimlerini kullanabilirsin; ancak hem karşılaştırma biçimini hem de than sözcüğünü korumalısın.
Alıştırma
Cümleyi three ve number + times + bigger + than kalıbıyla tamamla: The new classroom is ____ the old one.
Cevabı göster
three times bigger than
named the Syracusia after his city: name X after Y
name X after Y kalıbı, X'e Y'den esinlenen bir ad vermek anlamına gelir ve çoğunlukla Y'yi onurlandırmak veya ona gönderme yapmak için kullanılır. Burada Syracusia gemisinin adı, Hieron'un şehri Syracuse'dan türetilmiştir. After, daha sonraki bir zamanı değil, adın kaynağını gösterir. Etken bir cümlede adı verilen kişi veya şeyi after sözcüğünden önce getir: They named the school after Rosa Parks. Edilgen bir cümlede X is/was named after Y kalıbını kullan.
Alıştırma
name X after Y kalıbını tamamla: They named the community center ____ a local doctor.
Cevabı göster
after
Hieron wanted to construct the largest ship ever,
0:39Hieron şimdiye kadarki en büyük gemiyi inşa etmek istiyordu,
which was destined to be given as a present Dilbilgisi
0:42ve bu gemi bir hediye olarak verilecekti
was destined to be given: planlanan edilgen bir sonuç
Was destined to be given, be destined to kalıbını edilgen mastar be given ile birleştirir. Tekne, birinin vermeyi planladığı şeydir; veren taraf değildir. Bu resmî tarih anlatısında destined, beklenen veya amaçlanan gelecekteki bir kullanımı belirtir. Gizemli bir kader anlamı taşıması gerekmez. Başka durumlara da aktarılabilen be destined to be + past participle kalıbı, öznenin başına gelmesi beklenen şeyi anlatır.
Alıştırma
Cümlede “the boat was destined to be given as a present” ne anlama gelir?
- Birisi tekneyi hediye olarak vermeyi amaçlıyordu.
- Birisi tekneye zaten bir hediye vermişti.
- Tekne birine hediye vermeyi amaçlıyordu.
Cevabı göster
Birisi tekneyi hediye olarak vermeyi amaçlıyordu.
But could a boat the size of a palace possibly float? Notlar
0:48Peki ama saray büyüklüğünde bir tekne gerçekten suyun üstünde kalabilir miydi?
the size of a palace: bir nesneyi büyüklük ölçüsü olarak kullanmak
The size of a palace, a boat ifadesinden sonra gelen ve teknenin ne kadar büyük olduğunu anlatan bir isim grubudur: tekne yaklaşık bir saray kadar büyüktür. That was gibi bir ilgi cümleciği bulunmasa da bu grup boat sözcüğünü niteler. noun + the size of + karşılaştırma nesnesi kalıbında of, büyüklük ölçüsü olarak kullanılan nesneyi getirir. Teknenin saraya ait olduğunu söylemez.
Alıştırma
“Bir otobüs kadar büyük” anlamını vermek için cümleyi tam olarak the size of + a bus kalıbıyla tamamlayın: They discovered a cave ____.
Cevabı göster
the size of a bus
possibly float?: sorudaki kuşkuyu güçlendirmek
Could kullanılan bu soruda possibly, ana fiil olan float sözcüğünden önce gelir ve konuşanın kuşkusunu güçlendirir. Konuşan, teknenin yüzüp yüzemeyeceğini tarafsız biçimde sormaz; saray büyüklüğündeki bir teknenin yüzmesi o kadar düşük bir ihtimal gibi görünür ki soru şaşkınlık veya inanmama ifade eder. Could ... possibly ...? gibi sorularda possibly, Bu gerçekten mümkün mü? anlamını verebilir. Bunun kuşku mu ifade ettiği yoksa bir ricayı dolaylı ve nazik hâle mi getirdiği, duruma ve ses tonuna bağlıdır.
Alıştırma
Could a boat this huge possibly float? sorusuna possibly nasıl bir anlam katar?
- Teknenin geçmişte yüzdüğünü söyler.
- Sorunun şaşkınlık ve kuşku içermesini sağlar.
- Teknenin yüzme olasılığını kesin olarak verir.
Cevabı göster
Sorunun şaşkınlık ve kuşku içermesini sağlar.
In Archimedes' day: Arşimet'in yaşadığı dönem
In Archimedes' day, in + kişinin iyelik biçimindeki adı + day yapısını kullanır ve o kişinin yaşadığı ya da etkin olduğu dönem anlamına gelir. Buradaki day, yirmi dört saatlik bir günü değil, bir dönemi ifade eder. Bu ifade tarihsel bir zaman çerçevesi kurar ve çoğu zaman o dönemle günümüz koşulları arasında yapılacak bir karşılaştırmaya hazırlık oluşturur.
Alıştırma
In someone's day kalıbını my grandfather ile kullanarak cümleyi tamamlayın: ____, most people in this town traveled by bicycle.
Cevabı göster
In my grandfather's day
It was like asking, "Can a mountain fly?": imkânsızlığı anlatan bir benzetme
“It was like asking...” kalıbı, önceki bir soruyu kulağa imkânsız gelen “Can a mountain fly?” sorusuyla karşılaştırır. Konuşan kişi dağların gerçekten uçup uçamadığını sormaz. Bu, cevabı açıkça hayır olan retorik bir sorudur. Bu benzetme, gözde canlandırılması zor bir mühendislik sorununu basit ve canlı bir görüntüyle değiştirerek açıklamayı düzenler. Dinleyiciye, önceki zorluğun o dönemde neredeyse imkânsız göründüğünü anlatır.
Alıştırma
İmkânsız soru açıklamada hangi işlevi görüyor?
- Canlı bir benzetmeyle önceki bir zorluğu neredeyse imkânsız hissettirmek
- Önceki sorunla ilgisiz yeni bir konuya geçmek
- Dağlar hakkında bilimsel bilgi istemek
Cevabı göster
Canlı bir benzetmeyle önceki bir zorluğu neredeyse imkânsız hissettirmek
King Hieron had a lot riding on that question. Deyimler
0:58Kral Hieron bu soru üzerine çok şey yatırmıştı.
have a lot riding on something: önemli sonuçların bir şeye bağlı olması
Have a lot riding on something, önemli sonuçların, yatırımların veya itibarın bir şeyin nasıl sonuçlanacağına bağlı olduğunu anlatan bir deyimdir. Burada kralın çıkarları ve konumu, sorunun cevabına bağlıydı. Kalıp have/has/had + a lot riding on + isim veya -ing biçimidir. Riding on gerçek anlamda bir şeyin üzerinde gitmek değildir; önemli çıkarları tek bir sonuca bağlanmış gibi gösterir.
Alıştırma
Dersi verilen deyimin doğru biçimiyle cümleyi tamamlayın: The small company ____ its first international launch.
Cevabı göster
has a lot riding on
Hundreds of workmen were to labor for years on constructing the Syracusia Dilbilgisi
1:01Yüzlerce işçi Sirakuzia'nın inşası için yıllarca ter dökecekti;
'were to labor for years on constructing': geçmişteki bir düzenleme
“Were to labor”, be + to-infinitive yapısının geçmiş zaman biçimidir. Çalışmayı, anlatıdaki geçmiş bir noktadan bakıldığında planlanmış veya daha sonra gerçekleşmesi beklenen bir olay olarak sunar; past progressive değildir. “For years on constructing...” süreyi ve görevi gösterir. Labor on ifadesinden sonra bir isim veya -ing biçimi gelir; bu nedenle labor on constructing, bir şeyi inşa etmek için uzun süre emek vermek anlamına gelir.
Alıştırma
Hangi cümlede devam eden bir eylem yerine geçmişteki bir düzenlemeyi anlatmak için was/were to kullanılmıştır?
- The engineers were to begin work the following Monday.
- The engineers were beginning work when the alarm rang.
- The engineers had begun work before noon.
Cevabı göster
The engineers were to begin work the following Monday.
out of beams of pine and fir from Mount Etna, Kalıp ifadeler
1:05Etna Yanardağı'ndan gelen çam ve köknar ağacı kirişleriyle,
'out of beams of pine and fir': inşaat malzemesini belirtme
Construct something out of a material yapısında out of, tamamlanan nesneyi oluşturmak için kullanılan malzemeyi tanıtır. Burada çam ve köknardan yapılmış kirişler Syracusia'nın yapımında kullanılan malzemelerdir; out of bir şeyin içinden dışarı doğru hareketi anlatmaz. Kalıp construct + nesne + out of + malzeme şeklindedir. Make, build, carve ve create fiilleriyle de malzemeyi belirten benzer yapılar kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi malzemeyi tanıtan iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The children built a kite ____ paper and thin sticks.
Cevabı göster
out of
on which ... were to stand: edatı öne alınmış ilgi cümleciği
On which, daha önce sözü edilen top deck ifadesini niteleyen bir ilgi cümleciği başlatır. Which o güverteye gönderme yapar, on ise stand fiilinin gerektirdiği yer ilişkisini kurar: sekiz gözetleme kulesinin o güvertenin üzerinde durması planlanmıştır. Edatı which kelimesinden önce kullanmak, resmî noun + on which + clause kalıbını oluşturur. Okurken on which ifadesini tek bir bağlantı olarak düşünün ve temel ilişkiyi yeniden kurun: the towers stand on the deck.
Alıştırma
Resmî ilgi cümleciğini on + which kalıbıyla tamamlayın. Teleskop platformun üzerinde duracak: This is the platform ____ the telescope will stand.
Cevabı göster
on which
but by vast wooden images of Atlas holding the world on his shoulders. Kültür
1:19dünyayı omuzlarında taşıyan devasa ahşap Atlas heykelleri ile desteklenecekti.
not by X, but by Y: bir yöntemi dışlayıp diğerini vurgulama
Not by X, but by Y eşleşmiş bir karşıtlık yapısıdır. Önce araç veya destekleyen unsur olarak X'i reddeder, ardından gerçek unsurun Y olduğunu belirtir. Burada sütunlar reddedilir ve yapıyı destekleyecek şeyin devasa ahşap heykeller olduğu söylenir. By kelimesinin tekrarı, X ve Y'yi paralel iki by öbeği hâlinde tutar. Bu dengeli biçim düzeltmeyi açık ve vurgulu kılar; aynı kalıp yöntemleri, nedenleri veya eyleyenleri karşılaştırabilir.
Alıştırma
Not by X, but by Y kalıbını kullanarak eşleşmiş karşıtlığı tamamlayın: The project succeeded ____ luck, ____ careful planning.
Cevabı göster
not by · but by
Dünyayı omuzlarında taşıyan Atlas
Burada Atlas, harita kitabı anlamındaki cins isim atlas değil, Yunan mitolojisindeki kişinin özel adıdır. Mitolojide Atlas gökyüzünü taşır; daha sonraki sanat eserlerinde ise çoğu zaman omuzlarında bir küreyi veya dünyayı taşırken gösterilir. Bu ifade, sıradan bir insanın bir nesneyi taşımasını değil, büyük bir ağırlığı taşıyan o tanıdık mitolojik görüntüyü anlatır. Böylece dev ahşap figürler olağanüstü güç ve destek duygusu verir.
Alıştırma
Bu cümlede “Atlas” neyi ifade ediyor?
- Bir küre taşıyan denizci
- Dünyayı taşırken gösterilen Yunan mitolojisi figürü
- Bir harita kitabı
Cevabı göster
Dünyayı taşırken gösterilen Yunan mitolojisi figürü
the ship's bow: geminin pruvası
Denizcilik bağlamında bow, bir geminin veya teknenin ön ucu, yani pruvasıdır. Bu nedenle iyelik yapısındaki the ship's bow, gemi üzerindeki bir konumu belirtir. Bu anlamı bağlam seçer: burada ok atmak için kullanılan yaydan veya vücudu öne eğme hareketinden söz edilmez.
Alıştırma
“The guide led us to the ship's bow” cümlesinde bow ne anlama gelir ve nasıl söylenir?
- Ok atmak için kullanılan bir silah; /boʊ/ diye söylenir
- Vücudu eğme hareketi; /baʊ/ diye söylenir
- Geminin ön kısmı; /baʊ/ diye söylenir
Cevabı göster
Geminin ön kısmı; /baʊ/ diye söylenir
a massive catapult would be able to fire 180 pound stone missiles. Kelime
1:26180 poundluk taş füzeler fırlatabilen devasa bir mancınık olacaktı.
fire 180 pound stone missiles: fire fiilinin fırlatmak anlamı
Buradaki fire, fırlatmak veya ateşlemek anlamına gelen geçişli bir fiildir. Mancınık silahtır ve 180 pound stone missiles doğrudan nesnedir: ağır taş mermiler havaya fırlatılır. Burada yanma anlamı yoktur. Fire fiilinin bu anlamı, yakındaki isimlerden anlaşılabilir. Bir silah veya silahı kullanan kişi bir shot, shell, rocket, arrow ya da başka bir mermiyi fire ettiğinde, fire onu bir hedefe doğru fırlatma eylemini anlatır.
Alıştırma
Bu cümlede fire ne anlama geliyor? The ancient machine could fire heavy stones over the wall.
- taşları mermi olarak fırlatmak
- taşları yakmaya başlamak
- taşları makinenin içinde saklamak
Cevabı göster
taşları mermi olarak fırlatmak
For the enjoyment of its passengers: ayrıntılardan önce amaç
Ana cümleden önce gelen For the enjoyment of its passengers, sonraki özellik veya düzenlemenin neden var olduğunu dinleyiciye önceden açıklar. Ardından gelen ayrıntıları, yolcuların yararına sunulan şeyler olarak çerçeveler. for + yarar bildiren isim + of + kişi veya grup kalıbı, amacı ve yararlanan kişileri başa alarak bilgiyi düzenleyebilir: For the safety of visitors, ... veya For the comfort of guests, .... Virgül, bu giriş ifadesinin bittiği yeri gösterir.
Alıştırma
Bu cümlede baştaki ifade ne işe yarıyor? For the comfort of guests, the hotel keeps the lobby quiet at night.
- Ana bilgiden önce amacı ve yararlanan kişileri belirtir.
- Otelin çoktan kapandığını söyler.
- Misafirlerin nereden geldiğini belirtir.
Cevabı göster
Ana bilgiden önce amacı ve yararlanan kişileri belirtir.
the ship was to feature a flower-lined promenade, Kelime
1:35gemide çiçeklerle bezeli bir gezinti yolu,
was to feature: tasarımda planlanan dikkat çekici bir özellik
Burada feature, “bir şeyi dikkat çekici bir bölüm olarak içermek veya sunmak” anlamında kullanılan bir fiildir. Gezinti yolu, geminin özel tasarım unsurlarından biri olarak sunulur. was to feature içindeki was to, geçmişteki bir planı veya amaçlanan tasarımı anlatır. Bu nedenle ifade, gemide bu gezinti yolunun bulunmasının planlandığı anlamına gelir; planın gerçekten tamamlanıp tamamlanmadığını tek başına göstermez.
Alıştırma
Planlanmış bir tasarımı anlatmak için feature fiilinin geçmiş zaman be to yapısıyla İngilizce cümleyi tamamlayın: According to the original plans, the hotel ____ an indoor garden.
Cevabı göster
was to feature
And just to make things more difficult for Archimedes, Anlatım akışı
1:51Ve Arşimet için işleri daha da zorlaştırmak adına,
just to make things more difficult: mizahla bir sorun daha eklemek
Burada just to make things more difficult, durum zaten zorken bir sorun daha ekleyen mizahi bir geçiştir. Anlatıcı, yeni yükü sanki özellikle güçlüğü artırmak için eklenmiş gibi sunar. Bu bağlamdaki amaç yapısı, birinin gerçek niyeti hakkında olgusal bir iddia değildir. Zorluğu aşamalı olarak artırarak hikâyeyi düzenler ve hafif bir ironi katar.
Alıştırma
Yargılayın: Hafif bir hikâye anlatımında Just to make things more difficult her zaman yeni soruna birinin kasıtlı olarak yol açtığı anlamına mı gelir?
- Hayır — gerçek bir niyet belirtmeden ek bir sorunu mizahi biçimde tanıtabilir.
- Evet — her zaman birinin sorunu yaratmaya niyetlendiğini belirtir.
Cevabı göster
Hayır — gerçek bir niyet belirtmeden ek bir sorunu mizahi biçimde tanıtabilir.
Hieron intended to pack the vessel full of cargo. Kalıp ifadeler
1:54Hieron gemiyi ağzına kadar kargoyla doldurmayı planlıyordu.
pack the vessel full of cargo: pack X full of Y kalıbı
pack X full of Y kalıbı, X'in içine X dolana ya da iyice sıkışık hâle gelene kadar çok miktarda Y koymak demektir. pack the vessel full of cargo ifadesinde the vessel X, cargo Y'dir; full of cargo ise cargo'yu ayrıca tanımlamaz, geminin yüklemeden sonraki durumunu anlatır. Intended to, bunun Hieron'un planı olduğunu gösterir. Cümle yalnızca gemiye biraz yük koymayı değil, gemiyi dolana kadar yükleme şeklindeki planlanan sonucu anlatır.
Alıştırma
pack X full of Y kalıbını kullanarak cümleyi tamamlayın: Before the trip, we packed the car ____ camping gear.
Cevabı göster
full of
It would have carried well over a thousand people on board, Kalıp ifadeler
2:09Gemide binden fazla insan bulunacaktı,
well over a thousand: binin çok üzerinde
Well over a thousand, yalnızca binden biraz fazla değil, binden çok daha fazla demektir. Burada well, over sözcüğünün derecesini güçlendirir; iyi bir şekilde anlamına gelmez. Bu ifade 1.000'i yaklaşık bir alt sınır olarak belirler, ancak kesin sayıyı söylemez. Asıl mesaj bir miktarın belirli bir sınırı açıkça aşması olduğunda kullanışlıdır.
Alıştırma
The hall can seat well over a thousand people cümlesinde well over a thousand ne anlama gelir?
- Tam olarak bin
- Binden çok daha fazla
- Binden biraz fazla
Cevabı göster
Binden çok daha fazla
on board: gemide veya başka bir ulaşım aracında
Burada on board, yolcu ya da mürettebat üyesi olarak gemide bulunmak anlamına gelir. Gemi insanları taşırken onların nerede olacağını belirtir. Bağlam hangi taşıttan söz edildiğini zaten açıkça gösteriyorsa bu kalıp taşıtın adı söylenmeden sıkça kullanılır: people on board, o gemide, uçakta, trende veya benzer bir ulaşım aracında bulunan insanları anlatır.
Alıştırma
Bu cümlede on board ne anlama gelir: There are 180 passengers on board?
- Tahta bir levhanın üzerinde durmak
- Bir şirketin yönetim kurulu üyesi olmak
- Yolcu veya mürettebat olarak taşıtta bulunmak
Cevabı göster
Yolcu veya mürettebat olarak taşıtta bulunmak
housed 20 horses: house fiilinin ‘barındırmak’ anlamı
Burada housed, house fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Yer sağlamak veya barındırmak anlamına gelir; dolayısıyla housed 20 horses, gemide yirmi at için yer ve gerekli donanım bulunduğunu anlatır. house fiilinden sonra gelen nesne, neyin ya da kimin barındırıldığını gösterir. Ardından gelen in separate stalls ise atların nasıl yerleştirildiğini açıklar.
Alıştırma
Bu cümlede house ne anlama gelir: The new shelter can house sixty people?
- Birileri için evler inşa etmek
- Yer sağlamak ve barındırmak
- Bir yerde kalıcı olarak yaşamak
Cevabı göster
Yer sağlamak ve barındırmak
To build something ..., only for that to sink: çabanın ardından gelen başarısızlık
Bu kalıp, bir eylemi veya büyük bir çabayı daha sonra olanlarla karşı karşıya getirir. Burada bu ölçekte bir şey inşa edildikten sonra onun batması felaketi hayal edilir; bu yüzden sonraki olay, önceki çabayı boşa çıkmış gibi gösterir. only for + isim + to-infinitive yapısında only for, şaşırtıcı ve çoğu zaman hayal kırıklığı yaratan bir sonucu anlatır: bir şey yapılır, ancak ardından bu kötü sonuç gelir. İlk eylemin amacını belirtmez. for'dan sonraki isim, sonraki olayı yaşayan kişi veya şeyi gösterir.
Alıştırma
Maya saved for months, only for the concert to be canceled cümlesinde only for the concert to be canceled neyi gösterir?
- Daha sonra ortaya çıkan hayal kırıklığı yaratan bir sonuç
- Maya'nın oluşturmayı planladığı bir koşul
- Para biriktirmenin amacı
Cevabı göster
Daha sonra ortaya çıkan hayal kırıklığı yaratan bir sonuç
maiden voyage: bir geminin ilk resmî yolculuğu
Maiden voyage, yeni bir geminin ilk resmî yolculuğunu belirten kalıplaşmış bir terimdir. Resmî anlatımlarda bazen uzay araçları veya başka taşıtlar için de kullanılabilir. Bu ifadede maiden, genç bir kadın değil, «ilk» anlamına gelir. Bir geminin maiden voyage sırasında battığını söylemek, felaketin hizmet döneminin en başında meydana geldiğini vurgular.
Alıştırma
Cümleyi, bir geminin ilk resmî yolculuğu anlamındaki iki sözcüklü kalıplaşmış terimle tamamlayın: The Ocean Star completed its ____ safely.
Cevabı göster
maiden voyage
well, let's just say that failure wouldn't have been a pleasant option for Archimedes. Ton ve niyet
2:24şey, başarısızlığın Arşimet için hoş bir seçenek olmayacağını söylemekle yetinelim.
Let's just say ... wouldn't have been a pleasant option: ciddi sonuçları hafifleterek anlatmak
Let's just say bir sonucu dolaylı biçimde sunar: konuşan kişi, bütün ayrıntıları söylemeden dinleyicinin daha güçlü mesajı anlayacağını varsayar. Burada yumuşatılan şey yargının kendisi değil, yargının ifade ediliş biçimidir. Failure wouldn't have been a pleasant option gerçekteki durumu hafifleterek anlatır. Ilımlı olumsuzluk, başarısızlığın yalnızca tatsız olacağını söylüyormuş gibi görünür; ancak asıl anlam, başarısızlığın ciddi sonuçlar doğuracağı ve esasen kabul edilemez olduğudur. İki ifade birlikte uyarıyı dolaylı ve biraz mizahi hâle getirir.
Alıştırma
Bu cümlede vurgulanan ifade büyük olasılıkla neyi ima ediyor?
- Başarısızlık biraz hayal kırıklığı yaratacak ama bunun dışında zararsız olacaktı.
- Başarısızlığın ciddi sonuçları olacaktı ve gerçekte kabul edilebilir değildi.
- Başarısızlık, Arşimet'in önündeki birkaç hoş seçenekten biriydi.
Cevabı göster
Başarısızlığın ciddi sonuçları olacaktı ve gerçekte kabul edilebilir değildi.
Took on the problem: bir zorluğu veya sorumluluğu üstlenmek
Took on, take on öbek fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Burada take on a problem, bir sorunla ilgilenme sorumluluğunu veya zorluğunu üstlenmek anlamına gelir. Cümle, onun sorunla yüzleşme kararını vurgular; sorunu zaten çözmüş olduğunu söylemez. Bu anlamda take on; problem, challenge, task, project veya responsibility gibi nesnelerle sık kullanılır. Buradaki take, bir şeyi fiziksel olarak almak anlamında değildir.
Alıştırma
Derste öğrenilen ve bir sorumluluğu veya zorluğu kabul etmek anlamına gelen iki kelimelik öbek fiili kullanın: Jordan agreed to ____ the most difficult case.
Cevabı göster
take on
was sitting ... when inspiration came: arka plan eylemi ve ani olay
Past continuous yapıdaki was sitting, o sırada zaten sürmekte olan bir eylemi arka plan olarak verir. -ing yan cümlesi wondering how... ise aynı anda ne düşündüğünü ekler. When inspiration came to him, sahneyi kesintiye uğratan veya değiştiren daha kısa olayı getirir. Hikâye anlatırken was/were doing ... when + simple past yapısı çoğu zaman “bir şey sürüyordu, sonra başka bir olay aniden gerçekleşti” anlamını taşır. Burada when yalnızca olayın zamanını belirtmez, hikâyedeki dönüşü de işaretler.
Alıştırma
Hikâyeyi read fiilinin past continuous biçimiyle tamamlayın: I ____ in my room when the alarm rang.
Cevabı göster
was reading
inspiration came to him: aniden beliren bir fikir
Inspiration came to him, ilhamı sanki bir kişiye doğru hareket etmiş gibi anlatır. Anlamı, kişinin birden ilham verici bir fikir bulmasıdır; fiziksel olarak ona gelen bir şey yoktur. “Soyut bir düşünce + come to + kişi” kalıbı; fikir, cevap, çözüm veya anının, çoğu zaman bilinçli bir çaba olmadan birinin zihninde belirmesini anlatır.
Alıştırma
Bir çözümün Lina’nın zihninde belirdiğini göstermek için cümleyi come to ifadesinin geçmiş biçimiyle tamamlayın: A solution suddenly ____ Lina during lunch.
Cevabı göster
came to
partially immersed in a fluid: bir akışkana kısmen batırılmış
“Partially immersed in a fluid”, bir cismin yalnızca bir bölümünün çevresindeki akışkanın içinde, geri kalanının ise dışında olduğu anlamına gelir. “Partially”, cismin tamamen batmış olmadığını belirtir. Bilimsel İngilizcede “fluid” hem sıvıları hem de gazları kapsar. Bu kaldırma kuvveti bağlamında “immersed in”, cismin çevresindeki akışkan içindeki konumunu anlatır.
Alıştırma
Laboratuvar talimatını “yalnızca bir kısmı yüzeyin altında” anlamındaki bilimsel ifadeyle tamamlayın: Keep the probe ____ the liquid.
Cevabı göster
partially immersed in
is buoyed up by: ... tarafından yukarı doğru desteklenmek
“Is buoyed up by”, “... tarafından yukarı doğru desteklenir veya itilir” anlamına gelen edilgen bir fiil öbeğidir. Cisim yukarı yönlü desteği alır ve “by” sonrasındaki isim bu kuvveti ya da nedeni belirtir. Burada “buoy”, yüzer işaret anlamındaki isim değil, bir fiildir. İfade, yukarı yönlü bir kuvvetin cismin serbestçe batmasını engellediğini açıklar.
Alıştırma
Bilimsel cümleyi “buoy up” ifadesinin edilgen biçimiyle tamamlayın: The raft ____ the water beneath it.
Cevabı göster
is buoyed up by
equal to the weight of the fluid displaced by the object. Notlar
2:44bu kuvvet cismin taşırdığı akışkanın ağırlığına eşittir.
equal to the weight of: bir ağırlığa tam eşitlik
equal to the weight of ifadesinde equal to, bir niceliğin değerinin başka bir niceliğin değeriyle tam olarak aynı olduğunu belirtir. Burada to sonrasındaki karşılaştırma niceliği, belirli miktardaki akışkanın ağırlığıdır. Kalıp X is equal to Y şeklindedir. Y içindeki the weight of + isim öbeği, ağırlığı ölçülen şeyi belirtir. Bu yapı formüllerde, tanımlarda ve deney açıklamalarında yaygındır.
Alıştırma
Hedef yapı equal to the weight of ile tamamlayın: The upward force is ____ the water displaced by the block.
Cevabı göster
equal to the weight of
fluid displaced by the object: fizikte displaced
Bu fizik cümlesinde displaced, cismin kapladığı alandan itilmiş anlamına gelir. İfade, hacmi cisim tarafından yana itilmiş olan akışkanı belirtir. Displaced by the object, kısaltılmış bir edilgen ilgi cümleciğidir: fluid that is displaced by the object. Fluid eylemden etkilenir, object ise eyleme neden olur.
Alıştırma
Measure the water displaced by the stone cümlesinde displaced ne anlama gelir?
- Yeni bir eve taşınmış
- Taş yer kapladığı için yana itilmiş
- Farklı bir sıvıyla değiştirilmiş
Cevabı göster
Taş yer kapladığı için yana itilmiş
In other words: yeniden ifade etme sinyali
In other words, dinleyiciye sıradaki sözlerin aynı temel düşünceyi yeniden ifade edeceğini veya açıklığa kavuşturacağını bildirir. Genellikle karmaşık bir açıklamayı daha basit ve doğrudan bir dile dönüştürür. Ayrı bir iddia ortaya atmaz. Ana düşüncenin aynı kaldığını görmek için ifadenin öncesindeki ve sonrasındaki anlamı karşılaştırın.
Alıştırma
Cümleyi bu derste öğrendiğiniz üç sözcüklü yeniden ifade etme kalıbıyla tamamlayın: The route is pedestrian-only. ____, cars are not allowed.
Cevabı göster
In other words
if a 2,000-ton Syracusia displaced exactly 2,000 tons of water, Dilbilgisi
2:50eğer 2.000 tonluk bir Sirakuzia tam olarak 2.000 ton su taşırırsa,
If ... displaced ..., it would ...: varsayımsal bir koşul
Bu, varsayımsal bir koşul cümlesidir: if + geçmiş zaman biçimi (displaced) hayal edilen bir koşul kurar; would + fiilin yalın hâli (would ... float) ise hayal edilen sonucu verir. Burada displaced, eylemin geçmişte gerçekleştiğini göstermez. Bu bilimsel örnekte displace, gemi yer kaplarken suyu kenara itmek anlamına gelir. just barely, sonucun yüzme sınırına yalnızca çok küçük bir farkla ulaştığını belirtir.
Alıştırma
Bu cümlede displaced neden geçmiş zaman biçimindedir: If the ship displaced enough water, it would float?
- displace sözcüğünün anlamını geminin uzaklaşması olarak değiştirir.
- Geçmişte kesinlikle gerçekleşmiş bir eylemi bildirir.
- Geçmiş zamanı değil, hayal edilen bir koşulu gösterir.
Cevabı göster
Geçmiş zamanı değil, hayal edilen bir koşulu gösterir.
with no problem: bir şeyi zorlanmadan yapmak
Burada with no problem, “hiç zorlanmadan” anlamına gelir. Float fiilinden sonra gelerek suyun üzerinde kalma eyleminin kolay ve sorunsuz gerçekleşeceğini belirtir; sözcüğü sözcüğüne “hiçbir sorunla birlikte” demek değildir. With no problem ifadesini bir eylemden sonra kullanarak bir kişinin veya nesnenin o işi kolayca yapacak yeterli beceriye ya da kapasiteye sahip olduğunu söyleyebilirsiniz.
Alıştırma
Cümleyi bu notta geçen ve “hiç zorlanmadan” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: This printer can handle thick paper ____.
Cevabı göster
with no problem
wouldn't be too happy: güçlü hoşnutsuzluğu hafifleterek anlatmak
Wouldn't be too happy, proje başarısız olursa Hieron'ın oldukça öfkeleneceğini veya hoşnutsuz kalacağını özellikle yumuşak biçimde söylemenin bir yoludur. Olumsuz ifade, tepkisinin gücünü yüzeyde hafifletir; bu yüzden cümle sert olmak yerine dolaylı veya biraz mizahi gelebilir. Would, bunun hayal edilen bir durumdaki tahmini tepki olduğunu gösterir. Başka bir ciddi başarısızlık bağlamında aynı ifade, yalnızca biraz mutsuz olmaktan çok daha güçlü bir tepkiyi anlatabilir.
Alıştırma
Birisi takımın son raporunu yanlışlıkla sildi. “The manager wouldn't be too happy” sözü büyük olasılıkla neyi ima eder?
- Yönetici ne olduğunu anlamazdı.
- Yönetici büyük olasılıkla çok hoşnutsuz olurdu.
- Yönetici biraz neşeli olurdu.
Cevabı göster
Yönetici büyük olasılıkla çok hoşnutsuz olurdu.
law of buoyancy: kaldırma kuvvetiyle ilgili bilimsel yasa
law of buoyancy, bir akışkanın bir cisme uyguladığı yukarı yönlü kuvvetle ilgili bilimsel bir yasayı adlandırır. Burada law, devletin koyduğu bir hukuk kuralını değil, doğa yasasını ifade eder. Buoyancy, bir sıvı veya gazın oluşturduğu ve cismin yüzmesine yardımcı olan yukarı yönlü kuvvettir. the law of + bilimsel kavram kalıbı, the law of gravity örneğinde olduğu gibi genel bir doğa yasasını adlandırabilir.
Alıştırma
the law of buoyancy ifadesinde law ne anlama gelir?
- tekneler hakkında devletin koyduğu bir kural
- bir kişinin özel sözü
- bilimsel bir doğa yasası
Cevabı göster
bilimsel bir doğa yasası
and engineers still call it Archimedes' principle. Kültür
3:12ve mühendisler bugün hala buna Arşimet prensibi derler.
Archimedes' principle: bir bilim insanının adını taşıyan ilke
Archimedes' principle, adını Arşimet'ten alan bilimsel bir ilkedir. Bir akışkan içindeki cisme etki eden yukarı yönlü kaldırma kuvvetinin, cismin yer değiştirdiği akışkanın ağırlığına eşit olduğunu söyler. Archimedes' iyelik biçimi principle sözcüğünü niteler ve kimin adının kullanıldığını gösterir. Burada principle, kişisel bir davranış kuralını değil, temel bir bilimsel ilkeyi veya düşünceyi ifade eder.
Alıştırma
Archimedes' principle ifadesindeki ad ve principle sözcüğü neyi gösterir?
- Arşimet adlı bir okulun yöneticisi
- Arşimet'in uyguladığı kişisel bir kural
- adını Arşimet'ten alan bilimsel bir ilke
Cevabı göster
adını Arşimet'ten alan bilimsel bir ilke
It explains why a steel supertanker can float as easily as a wooden rowboat or a bathtub. Dilbilgisi
3:15Bu, çelikten dev bir tankerin ahşap bir sandal ya da küvet kadar kolay yüzebilmesini açıklar.
as easily as: bir eylemin kolaylığını karşılaştırmak
As easily as, as + zarf + as biçimindeki eşitlik karşılaştırmasını kullanır. İki eylemin aynı kolaylık derecesiyle gerçekleştiğini belirtir. Bu cümlede easily, float fiilini niteler; yani süper tankerin yüzme kolaylığı, ahşap kayığın veya küvetin yüzme kolaylığıyla karşılaştırılır. İki as birlikte çalışan bir çerçeve oluşturur: A can float as easily as B. Çerçevenin iki tarafını da koruyun. Ortadaki easily yerine başka bir zarf kullanarak as quickly as veya as quietly as gibi ifadeler de oluşturabilirsiniz.
Alıştırma
as + zarf + as yapısını ve easy sözcüğünün zarf biçimini kullanın: The heavy gate opens ____ the light one.
Cevabı göster
as easily as
whatever is above the keel will remain afloat above the waterline. Dilbilgisi
3:27omurganın üzerinde ne varsa su hattının üstünde kalarak yüzer.
keel ve waterline: teknedeki iki konum referansı
Keel, bir teknenin veya geminin alt kısmında ya da alt kısmına yakın yerde boyuna uzanan temel bir yapısal parçadır; Türkçesi omurgadır. Yalnızca herhangi bir alt yüzey anlamına gelmez. Waterline, tekne yüzerken su yüzeyinin gövdeyle buluştuğu seviyedir; Türkçesi su hattıdır. Örnekteki below the keel ve above the waterline ifadeleri, teknenin parçalarını iki farklı referansa göre konumlandırır. Keel teknenin fiziksel bir parçasıdır; waterline ise teknenin suda nasıl durduğuna göre belirlenen bir seviyedir.
Alıştırma
Hangi açıklama iki terimi de doğru kullanıyor?
- Keel, suyun gövdeyle buluştuğu yerdir; waterline ise alt kısımdaki yapısal bir parçadır.
- Keel, teknenin alt kısmı boyunca uzanan temel bir yapısal parçadır; waterline ise su yüzeyinin gövdeyle buluştuğu yerdir.
- Keel üst güvertedir; waterline ise bir limanın yanına çizilmiş herhangi bir çizgidir.
Cevabı göster
Keel, teknenin alt kısmı boyunca uzanan temel bir yapısal parçadır; waterline ise su yüzeyinin gövdeyle buluştuğu yerdir.
whatever is above the keel will remain afloat: bütün uygun durumları kapsayan özne olarak whatever
Burada whatever is above the keel, “omurganın üstünde olan herhangi bir bölüm” anlamına gelir; orada ne olduğunu soran bir soru değildir. Whatever serbest bir ilgi yan cümlesi başlatır ve yan cümlenin tamamı will remain afloat ifadesinin öznesidir. Bu yapı, koşulu karşılayan her şeyi veya her bölümü kapsar. Whatever + yan cümle genellikle “... olan her şey” biçiminde anlaşılabilir ve “ne olursa olsun” düşüncesini taşır. Belirli bir öğe seçmeden herkes için geçerli bir kural belirtmekte kullanılır.
Alıştırma
Hangi cümle, koşulu karşılayan her öğenin kuru kalacağını belirtir?
- Whatever is inside the waterproof bag will stay dry.
- What is inside the waterproof bag will stay dry.
- One thing inside the waterproof bag will stay dry.
Cevabı göster
Whatever is inside the waterproof bag will stay dry.
This sounds a lot like another story involving Archimedes and a bathtub, Kalıp ifadeler
3:32Bu, Arşimet ve bir küvet içeren başka bir hikayeye çok benziyor,
sounds a lot like: güçlü bir benzerlik izlenimi ifade etmek
Sounds a lot like yapısında sound, “benzer olduğu izlenimini vermek” anlamına gelen bir bağ fiilidir. Like, karşılaştırmada kullanılan kişiyi, şeyi, hikâyeyi veya fikri tanıtır; sound burada “ses çıkarmak” anlamına gelmez. A lot karşılaştırmayı güçlendirir; bu nedenle ifade “çok benzer gibi geliyor” anlamına gelir. Karşılaştırma gerçek bir sese veya bir hikâye, açıklama, plan ya da fikrin bıraktığı izlenime dayanabilir.
Alıştırma
Cümleyi “çok benzer gibi geliyor” anlamındaki dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Her explanation ____ the one we heard yesterday.
Cevabı göster
sounds a lot like
and it's possible that's because they're actually the same story, Dilbilgisi
3:36ve bu muhtemelen aslında aynı hikaye olmalarından kaynaklanıyor,
it's possible that's because: temkinli bir neden öne sürmek
Burada "it's possible that's because...", bir nedeni kanıtlanmış bir gerçek olarak değil, bir olasılık olarak sunar. Konuşmacı, daha önce belirtilen bir gözlemin neden doğru olabileceğini temkinli biçimde öne sürer. "That's" az önce belirtilen duruma gönderme yaparken "because" önerilen nedeni açıklar. Bu kalıp, belirsizliği açıkça koruyarak bir gözlemi olası bir açıklamayla ilişkilendirir.
Alıştırma
Açıklamayı derste öğrendiğiniz temkinli neden bildiren kalıbın aynısıyla tamamlayın: The classroom feels warmer today. ____ the heater was left on.
Cevabı göster
It's possible that's because
twisted by the vagaries of history: tarihin öngörülemez cilveleriyle çarpıtılmış
Burada "twisted" edilgen ve mecazidir. Hikâye fiziksel olarak bükülmemiştir; insanlar onu aktardıkça değiştirilmiş, karışmış veya yeniden şekillenmiştir. "The vagaries of history", tarihin öngörülemeyen değişimleri ve beklenmedik olayları anlamına gelir. Bunları "by" sözcüğünden sonra değişikliğe yol açan güç olarak göstermek, hikâyeyi tek bir kişinin bilerek değiştirmediğini; zamanın ve tarihsel koşulların onu önceki biçiminden uzaklaştırdığını anlatır.
Alıştırma
Burada "twisted by the vagaries of history" ne anlama geliyor?
- Tarih, anlatıyı hiçbir değişiklik olmadan korudu.
- Anlatı, zaman içindeki öngörülemez olaylar nedeniyle değişti.
- Bir tarihçi üzerinde yazı bulunan bir sayfayı fiziksel olarak büktü.
Cevabı göster
Anlatı, zaman içindeki öngörülemez olaylar nedeniyle değişti.
The classical story of Archimedes' eureka and subsequent streak through the streets Kelime
3:42Arşimet'in "Evreka!" anı ve ardından sokaklarda çıplak koşmasına dair klasik hikaye
streak through the streets: sokaklarda çıplak koşmak
Burada streak, kamusal alanda çıplak koşma eylemi anlamında kullanılan bir isimdir. Bu nedenle streak through the streets, kamuya açık sokaklarda hızlıca çıplak koşmak demektir; bir çizgi ya da yalnızca hızlı koşmak anlamına gelmez. Bu ifade, geleneksel Arşimet öyküsüne dramatik ve biraz komik bir ton katar. Bu isim grubunda through the streets, çıplak koşunun nerede gerçekleştiğini belirtir.
Alıştırma
Arşimet cümlesinde streak through the streets ne anlama gelir?
- birkaç sokağın üzerine çizgi çizme
- kıyafet hakkında hiçbir anlam taşımayan sıradan bir koşu
- kamusal sokaklarda hızlıca çıplak koşma
Cevabı göster
kamusal sokaklarda hızlıca çıplak koşma
centers around a crown: öykünün ana odağını belirtmek
Centers around a crown, bir tacın öykünün ana konusu veya odağı olduğu anlamına gelir. Tacın fiziksel konumunu değil, bilgilerin hangi odak etrafında düzenlendiğini anlatır. Başka bağlamlarda da kullanılabilecek kalıp A centers around B şeklindedir: A bir öykü, tartışma, sorun veya olaydır; B ise onun merkezindeki kişi, şey veya sorudur.
Alıştırma
Cümleyi center around ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The documentary ____ a young inventor's first year in business.
Cevabı göster
centers around
At the core of the Syracusia story is a keel, Deyimler
3:50Sirakuzia hikayesinin merkezinde ise bir omurga,
At the core of: temel unsuru belirtmek
At the core of, core sözcüğünü bir şeyin en önemli ya da temel parçasını anlatan bir benzetme olarak kullanır. Yalnızca fiziksel merkezi veya zaman bakımından ortayı ifade etmez. At the core of X is Y kalıbında baştaki ifade X’i konu çerçevesi olarak kurar; is sonrasındaki Y ise merkezdeki unsuru belirtir. Daha sıradan sözcük dizilişi Y is at the core of X biçimindedir.
Alıştırma
Cümleyi dört sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: ____ the disagreement is a simple misunderstanding.
Cevabı göster
At the core of
corona in Latin ... korone in Greek: diller arası bir sözcük biçimi ipucu
Burada corona, Latincede “taç” anlamına gelen sözcük; korone ise Yunancada “gemi omurgası” anlamına gelen sözcük olarak sunulur. Biçimlerinin benzerliği, hikâye aktarılırken taç ve gemi omurgası ayrıntılarının nasıl karışmış olabileceğine sözcüklere dayalı olası bir açıklama getirir. Bu, köken bilgisine dayalı bir ipucudur: ifade yalnızca bir olasılık öne sürer; hikâyenin tam olarak nasıl değiştiğini kanıtlamaz.
Alıştırma
Konuşmacı corona in Latin ile korone in Greek ifadelerini neden yan yana getiriyor?
- Latince ve Yunancanın bütün gemi parçaları için tamamen aynı sözcüğü kullandığını söylemek için
- İki modern hastalıktan söz etmek için
- Benzer sözcük biçimlerinin “taç” ile “gemi omurgası” arasında bir karışıklığa katkıda bulunmuş olabileceğini belirtmek için
Cevabı göster
Benzer sözcük biçimlerinin “taç” ile “gemi omurgası” arasında bir karışıklığa katkıda bulunmuş olabileceğini belirtmek için
Could one have been mixed up for the other? Öbek fiiller
3:56Biri diğeriyle karıştırılmış olabilir mi?
mixed up for the other: bir şeyi başka bir şey sanmak
A is mixed up for B edilgen yapısında A, yanlışlıkla B olarak tanımlanır. Burada one daha önce sözü edilen iki şeyden birini, the other ise diğerini belirtir. for ile başlayan bölüm, A'nın yanlışlıkla ne sanıldığını gösterir. Soru, bu karışıklığın geçmişte yaşanmış olabileceğini düşündürür. Buradaki mixed up, fiziksel olarak karıştırmak değil, bir şeyi başka bir şey sanmak anlamındadır.
Alıştırma
Cümleyi derste geçen ve “başkası sanılmak” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: Because the twins look alike, one is often ____ the other.
Cevabı göster
mixed up for
On the day the Syracusia arrived in Egypt on its first and only voyage, Kalıp ifadeler
4:00Sirakuzia'nın ilk ve tek yolculuğuyla Mısır'a vardığı gün,
first and only voyage: ilk ve tek sefer
First ve only sözcüklerinin ikisi de voyage sözcüğünü niteler. First bunun en erken sefer olduğunu, only ise ikinci bir sefer yapılmadığını belirtir. Birlikte, geminin bu seferi yalnızca bir kez yaptığını ve bir daha tekrarlamadığını anlatırlar. Başka durumlarda da kullanılabilen first and only + isim kalıbı, bir şeyin yalnızca bir kez gerçekleştiğini anlatır ve genellikle bir olaya ya da kişinin geçmişine dönüp bakarken kullanılır.
Alıştırma
first and only voyage ne anlatır?
- Bu, birçok seferin ilkiydi.
- Seferin yalnızca ilk bölümü Mısır'a ulaştı.
- Bu, geminin ilk seferiydi ve gemi daha sonra başka bir sefer yapmadı.
Cevabı göster
Bu, geminin ilk seferiydi ve gemi daha sonra başka bir sefer yapmadı.
we can only imagine how residents of Alexandria thronged the harbor Notlar
4:05İskenderiye sakinlerinin limana nasıl akın ettiğini hayal edebiliriz ancak,
we can only imagine how: gerçeklerden görülmemiş bir sahneye geçmek
we can only imagine how ... dinleyiciyi bilinen gerçeklerden doğrudan yeniden oluşturulamayan bir sahneye taşır. Burada only, bilinebilecek şeyi sınırlar: hayal etmek, sahneyi gözümüzde canlandırmanın mevcut en iyi yoludur; birine yalnızca hayal etmesinin emredildiği anlamına gelmez. how sonrasındaki yan cümle, hayal edilen sahnenin nasıl olduğunu veya derecesini gösterir. Bu kalıp, anlatıcının kayıtlardaki bir boşluk üzerinden dinleyiciyi yönlendirmesine yardımcı olurken görüntünün tanıklığa değil çıkarıma dayandığını açıkça belirtir.
Alıştırma
Doğrudan görülmemiş geçmiş bir sahne için dersteki beş kelimelik anlatı kalıbıyla cümleyi tamamlayın: No eyewitness descriptions survive, so ____ crowded the square was.
Cevabı göster
we can only imagine how
thronged the harbor: büyük bir kalabalık limanı doldurdu
thronged the harbor, çok sayıda insanın liman bölgesine akın ederek orayı yoğun biçimde doldurduğu anlamına gelir. Throng, gather gibi tarafsız bir fiilden çok daha güçlüdür; kalabalığın büyüklüğünü ve sıkışıklığı görüntünün temel parçaları hâline getirir. Geçişli bir fiil olarak throng, kalabalığın doldurduğu yeri doğrudan nesne olarak alabilir. Bu cümlede residents kalabalığı, the harbor ise insanların akın edip doldurduğu yeri belirtir.
Alıştırma
Hangi cümle, büyük bir kalabalığın bir yeri doldurduğunu göstermek için thronged fiilini doğal biçimde kullanır?
- One visitor quietly thronged the empty room.
- The square thronged thousands of fans after the final.
- Thousands of fans thronged the square after the final.
Cevabı göster
Thousands of fans thronged the square after the final.
to marvel at the arrival of this majestic floating castle. Notlar
4:09bu görkemli yüzen kalenin gelişine hayretle bakmak için.
marvel at: hayranlıkla bakmak
Marvel at, bir şeye büyük bir şaşkınlık ve hayranlıkla bakmak ya da onu düşünmek demektir. Bu cümlede geliş, sıradan bir ilgiden çok hayranlık uyandırır. Bu ifadede marvel bir fiildir. Bu duyguyu uyandıran şeyi belirtmek için marvel at + isim veya isim öbeği kalıbını kullan.
Alıştırma
‘Hayranlıkla bakmak’ anlamındaki ifadeyi kullanarak cümleyi tamamla: The hikers stopped to ____ the glowing cave.
Cevabı göster
marvel at
floating castle: görkemli bir gemi metaforu
Floating castle, gemiyi anlatan görsel bir metafordur. Gerçek bir kaleyi belirtmez; gemiyi su üzerindeki etkileyici bir bina gibi devasa, görkemli ve lüks gösterir. Floating sıfatı görüntüyü suyla ilişkilendirirken castle büyüklük ve ihtişam düşüncelerini katar. Bu tür bir metafor, olgusal bir anlatımı akılda kalan bir görüntüye dönüştürür.
Alıştırma
Örnek cümlede floating castle ne anlama gelir?
- Su üzerine inşa edilmiş gerçek bir kale.
- Görsel bir metaforla anlatılan devasa ve görkemli bir gemi.
- İnşaat malzemesi taşıyan küçük bir tekne.
Cevabı göster
Görsel bir metaforla anlatılan devasa ve görkemli bir gemi.
This extraordinary vessel was the Titanic of the ancient world, Deyimler
4:13Bu olağanüstü gemi antik dünyanın Titanik'iydi,
the Titanic of the ancient world ile dönemler arası benzetme
Burada the Titanic of the ancient world, pek tanınmayan antik bir gemiyi ünlü Titanik'le karşılaştırır. Geminin devasa boyutunu ve efsanevi niteliğini vurgular; iki geminin aynı dönemde bulunduğunu veya aynı gemi olduğunu söylemez. the X of Y kalıbında X, bilinen bir referanstır; Y ise anlatılan zamanı, yeri veya grubu belirler. Karşılaştırma, X hakkındaki her gerçeği değil, yalnızca bağlamın desteklediği ortak özelliği aktarır. Burada batma olayı amaçlanan benzerliğe dâhil değildir.
Alıştırma
Burada "the Titanic of the ancient world" esas olarak ne anlama geliyor?
- Antik gemi gerçek Titanik'ti ve antik çağda yaşamıştı.
- Antik gemi, devasa ve efsanevi niteliğini vurgulamak için Titanik'le karşılaştırılıyor.
- Bu karşılaştırma antik geminin de battığını kanıtlıyor.
Cevabı göster
Antik gemi, devasa ve efsanevi niteliğini vurgulamak için Titanik'le karşılaştırılıyor.
Karşılaştırmayı düzelten except without the sinking
except without the sinking parçası, önceki Titanik karşılaştırmasına geri döner. Except bir düzeltme yapılacağını gösterir; without the sinking ise Titanik'in ünlü bir özelliğini bu karşılaştırmadan çıkarır. Böylece önce kolay anlaşılır bir karşılaştırma verilir, ardından kapsamı hemen daraltılır. Bu, önceki anlatıma bağlı bir ektir; tam bir cümle değildir. Yeniden kullanılabilir [comparison], except without + noun phrase kalıbı, “az önce anlatılana benzer, ancak belirtilen özellik yok” anlamına gelir.
Alıştırma
Belirtilen özelliğin bulunmadığını gösteren, burada öğretilen iki kelimelik ifadeyle karşılaştırmayı tamamlayın: The cabin was like a hotel, ____ room service.
Cevabı göster
except without
thanks to our pal Archimedes: samimi ve şakacı bir dille pay verme
Bu cümlede thanks to, “yardımı veya etkisi sayesinde” anlamına gelir ve söz konusu olumlu sonucu Arşimet'e bağlar. Bu, doğrudan ona yöneltilmiş bir teşekkür değildir. Ona our pal denmesi anlatımı samimi, sıcak ve biraz şakacı yapar. Konuşmacı gerçekten arkadaşı olduğunu söylemez; ünlü bir tarihî kişiyi sohbetin tanıdık bir üyesi gibi sunar.
Alıştırma
İfadeyi verilen bağlama göre değerlendirin: Resmî bir tarih yazısında "The engineers solved the problem thanks to our pal Archimedes." yazmak doğaldır.
- Uygun değil
- Uygun
Cevabı göster
Uygun değil