Mavi Balinalar Neden Kanser Olmaz - Peto Paradoksu: İngilizce çalışma notları

Kurzgesagt – In a Nutshell

Öğrenme zorluğu
1.048 kelime 164 kel/dk

Video özeti: Video, dev hayvanlarda kanserin neden artmadığını savunmalar ve tümörler arası rekabetle açıklıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. The bigger a being, the more cancer it should have. - Dil bilgisi ve cümle kalıpları: iki miktarı the + comparative, the + comparative ile bağlayın ve should have ifadesini çürütülen bir beklenti olarak anlayın. 2. Peto's paradox, - Kültür, medya ve gerçek yaşam bağlamı: büyüklük, ömür ve kanser arasındaki uyumsuzluğun adını tanıyıp açıklamayı izleyin. 3. their own undoing. - Deyimler ve mecazlı ifadeler: undoing sözcüğünü çöküş nedeni olarak anlayın ve hücre kararsızlığının tümörü nasıl zayıflatabileceğini görün.

Bu derste

Cancer is a creepy and mysterious thing.

0:00

Kanser ürpertici ve gizemli bir şeydir.

In the process of trying to understand it, Dilbilgisi

0:03

Onu anlamaya çalışırken,

to get better at killing it, Kalıp ifadeler

0:06

onu yok etmede daha iyi olmak için uğraşırken,

we discovered a biological paradox that remains unsolved to this day. Kalıp ifadeler

0:07

bugüne kadar çözülememiş biyolojik bir paradoks keşfettik.

Dilbilgisi

In the process of trying to understand it: onu anlamaya çalışma sürecinde

In the process of trying to understand it, araştırmacıların anlama çabasını ana olayın, yani bir paradoks keşfetmelerinin arka planı olarak sunar. Bu ifade, bir eylem devam ederken başka bir şeyin gerçekleştiğini, değiştiğini veya keşfedildiğini göstermek için sıkça kullanılır. Yapı in the process of + isim veya -ing biçimidir. Burada of sözcüğünden sonra to try değil trying gelir. Virgül, cümlenin başındaki bu arka plan ifadesini ana cümleden ayırır.

Alıştırma

Cümleyi ‘devam eden bir eylem sırasında’ anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: ____ cleaning the garage, Amir found his missing skateboard.

Cevabı göster

In the process of

Kalıp ifadeler

Get better at killing it: onu yok etmede giderek daha iyi olmak

Get better at killing it, kanseri yok etme konusunda zamanla daha becerikli hâle gelmek demektir. Get zaman içindeki değişimi, better ise yeteneğin gelişmesini gösterir. Bir beceri veya etkinlikteki ilerlemeden söz etmek için get better at + isim veya -ing biçimini kullanın. at sözcüğünden sonra etkinliğin adı geldiği için burada killing biçimi kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi zamanla gelişmeyi anlatan hedef ifadeyle tamamlayın: After a month of lessons, Priya began to ____ reading music.

Cevabı göster

get better at

Kalıp ifadeler

to this day: geçmişten bugüne devam etmek

To this day, bir durumun geçmişte başlayıp şimdi de geçerli olduğunu ifade eder. Burada paradoksun keşfedildiği andan günümüze kadar çözülememiş kaldığını vurgular. Geçmiş ile bugün arasındaki bağlantı önemli olduğunda bu ifadeyi kullanın. Yalnızca today demekten daha güçlü bir devamlılık anlamı verir.

Alıştırma

Bir gelenek yıllar önce başladı ve bugün hâlâ uygulanıyor. Bu devamlılığı en iyi vurgulayan cümle hangisidir?

  1. The village keeps the custom to this day.
  2. The village keeps the custom for the day.
  3. The village keeps the custom today.
Cevabı göster

The village keeps the custom to this day.

Large animals seem to be immune to cancer,

0:13

Büyük hayvanlar kansere karşı bağışık görünüyor,

which doesn't make any sense. Kalıp ifadeler

0:15

ki bu hiç mantıklı değil.

Kalıp ifadeler

doesn't make any sense: bir şeyi mantıksız bulmak

Doesn't make any sense, bir düşüncenin, gerçeğin, açıklamanın veya durumun mantıksız ya da anlaşılması imkânsız göründüğünü belirtir. Buradaki sense, görme veya işitme gibi fiziksel bir duyu değil, mantık ya da anlaşılır anlam demektir. Bu cümlede konuşan kişi, beklediği şeyle çelişen bir gözleme tepki veriyor. Any, olumsuz yargıyı daha güçlü hâle getirir: konuşan kişi bunda hiçbir mantık göremiyor.

Alıştırma

Talimatlarda 'Turn left and right at the same time.' yazıyor. Hangi yanıt, talimatların mantıksız olduğunu belirtir?

  1. That doesn't make any noise.
  2. That doesn't make any difference.
  3. That doesn't make any sense.
Cevabı göster

That doesn't make any sense.

The bigger a being, Dilbilgisi

0:17

Bir canlı ne kadar büyükse,

the more cancer it should have.

0:19

o kadar çok kansere sahip olması gerekir.

Dilbilgisi

The bigger ..., the more ...: bağlantılı değişimler

the + comparative ..., the + comparative ... yapısı, birlikte değişen iki unsuru birbirine bağlar. İlk bölüm koşulu veya değişim ölçeğini belirler; ikinci bölüm ise buna karşılık gelen sonucu verir: biri arttıkça diğerinin de artması beklenir. Buradaki iki the, normal belirli tanımlıklar değil, yapının işaretleridir. Bu cümlede should have, anlatılan akıl yürütmeye göre “sahip olması beklenirdi” anlamına gelir. Teorik bir tahmini ifade eder; doğrulanmış bir gerçek veya zorunluluk değildir.

Alıştırma

Bağlantılı değişim yapısını tamamlayın: “____ you practice, ____ confident you become.”

Cevabı göster

The more · the more

To understand why,

0:21

Bunun nedenini anlamak için,

we first need to take a look at the nature of cancer itself. Kalıp ifadeler

0:22

önce kanserin kendi doğasına bir göz atmamız gerekiyor.

Kalıp ifadeler

take a look at: incelemek veya kontrol etmek

Take a look at + isim, bir şeye bakmak, onu kontrol etmek veya incelemek anlamına gelir. Bu cümlede açıklamanın sonraki adımını, yani kanserin doğasını incelemeyi tanıtır. Mutlaka hızlı ve gerçek anlamda bir göz atmayı ifade etmez. Tam kalıp take a look at something şeklindedir. at edatı, look sözcüğünü incelenen şeye bağlar.

Alıştırma

Cümleyi “incelemek” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: Before we decide, let's take ____ the latest numbers.

Cevabı göster

a look at

Our cells are protein robots made out of hundreds of millions of parts. Kalıp ifadeler

0:33

Hücrelerimiz yüz milyonlarca parçadan oluşan protein robotlarıdır.

Kalıp ifadeler

made out of: malzemeleri ve bileşenleri anlatma

Made out of, bir şeyden yapılmış veya bir şeylerden oluşmuş anlamına gelir. Burada made out of hundreds of millions of parts, cümlede hücreler için kullanılan bir benzetme olan protein robots ifadesini açıklayan geçmiş zaman ortaç öbeğidir. be made out of + malzeme veya bileşenler yapısı, bir şeyin nelerden oluştuğunu anlatır. Made out of burada tek bir birimdir; tanımak veya anlamak anlamındaki make out fiili değildir.

Alıştırma

Hangi cümlede bir robotun bileşenlerini anlatmak için made out of doğru kullanılmıştır?

  1. The robot is made out of small metal parts.
  2. The robot can make out the small metal parts.
  3. The robot moves the small metal parts.
Cevabı göster

The robot is made out of small metal parts.

Guided only by chemical reactions,

0:38

Sadece kimyasal reaksiyonlarla yönlendirilerek,

they create and dismantle structures,

0:41

yapılar oluşturur ve parçalarlar,

sustain a metabolism to gain energy,

0:43

enerji kazanmak için metabolizmayı sürdürürler,

or make almost perfect copies of themselves.

0:46

veya kendilerinin neredeyse mükemmel kopyalarını yaparlar.

We call these complex chemical reactions pathways.

0:49

Bu karmaşık kimyasal reaksiyonlara yollar (pathway) diyoruz.

They are biochemical networks upon networks,

0:53

Bunlar, birbirine geçmiş ve üst üste yığılmış,

intertwined and stacked on top of each other. Kalıp ifadeler

0:56

ağlar üzerine kurulu biyokimyasal ağlardır.

Kalıp ifadeler

stacked on top of each other: biri diğerinin üzerinde olan katmanlar

Stacked on top of each other, bir şeyin veya katmanın diğerinin üstünde olduğu katmanlı bir düzen anlamına gelir. Stacked düzeni açıklar; each other ise birden fazla ağ arasındaki ilişkiyi gösterir. Bu ağlar gerçekten kutular gibi yığılmış değildir. Uzamsal görüntü, karmaşık sistemi iç içe geçmiş birçok katman olarak sunar.

Alıştırma

Hangi cümle nesnelerin dikey katmanlar hâlinde, biri diğerinin üstünde bulunduğunu anlatır?

  1. The storage boxes are lined up next to each other.
  2. The storage boxes are spread around the room.
  3. The storage boxes are stacked on top of each other.
Cevabı göster

The storage boxes are stacked on top of each other.

Most of them can barely be comprehended by a single human mind,

0:59

Çoğu, tek bir insan zihni tarafından zar zor anlaşılabilir,

and yet they function perfectly,

1:03

yine de kusursuz bir şekilde işlev görürler,

until they don't. Anlatım akışı

1:05

ta ki görmeyene kadar.

Anlatım akışı

Until they don't: tersine dönüş için yardımcı fiilli eksiltme

until they don't ifadesindeki don't, don't function perfectly yerine kullanılır. İngilizcede eksik sözcükler önceki cümlecikten açıkça anlaşılabiliyorsa, yardımcı fiilden sonra tekrarlanan fiil öbeği atılabilir. Buna yardımcı fiilin korunduğu eksiltme denir. until they don't cümleciği önce kusursuz çalışmanın belli bir noktaya kadar sürdüğünü gösterir, sonra bunu aniden tersine çevirir: sistemler bir noktada artık kusursuz çalışmaz. Bu kısa bitiş, function perfectly ifadesini tekrarlamadan uyarıyı daha güçlü kılar.

Alıştırma

Hangi cümle, başarılı bir çalışma döneminin ardından tersine dönüş yaratmak için yardımcı fiilli eksiltme kullanır?

  1. The backup does not work perfectly yet.
  2. The backup works perfectly—until it doesn't.
  3. The backup works perfectly because it was tested.
Cevabı göster

The backup works perfectly—until it doesn't.

With billions of trillions of reactions happening in thousands of networks over many years,

1:08

Uzun yıllar boyunca binlerce ağda meydana gelen milyarlarca trilyon reaksiyonla,

the question is not if something will go wrong, Anlatım akışı

1:13

asıl soru bir şeylerin yanlış gidip gitmeyeceği değil,

but when.

1:16

ne zaman gideceğidir.

Anlatım akışı

Not if ... but when: olasılıktan zamana geçiş

not if ... but when kalıbında if, whether anlamına gelir. Konuşan kişi bir şeyin yanlış gidip gitmeyeceği sorusunu reddeder ve bu sonucu kesin kabul eder; when yalnızca zamanını sorar. Eşleşen not X but Y yapısı, meseleyi ele alma biçimlerinden birini başka bir biçimle değiştirir. Burada savı olasılıktan kaçınılmazlığa taşır ve iddiayı tarafsız bir tahminden daha güçlü hâle getirir.

Alıştırma

Bu güçlü risk ifadesini tamamlamak için tam olarak not if ... but when kalıbını kullanın: The question is ____ the network will fail, ____ when.

Cevabı göster

not if · but

Tiny mistakes add up until the grandiose machinery gets corrupted. Öbek fiiller

1:17

Görkemli mekanizma bozulana kadar küçük hatalar birikir.

Öbek fiiller

add up: küçük şeylerin birikmesi

Burada add up, zamanla birikmek anlamına gelir. Her hata çok küçük olabilir, ancak çok sayıda hata birleştiğinde daha büyük bir etki yaratır. Bu ifade, tekrarlanan küçük şeylerin birleşik sonucuna odaklanır. Ardından until ile başlayan yan cümle nihai sonucu gösterir: mekanizma bozulur.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki birikmek anlamına gelen öbek fiille tamamla: Small delays may seem harmless, but over time they ____ and cause a serious problem.

Cevabı göster

add up

To prevent this from getting out of hand, Deyimler

1:22

Bunun kontrolden çıkmasını önlemek için,

our cells have kill switches that make them commit suicide. Kelime

1:24

hücrelerimizin intihar etmelerini sağlayan ölüm düğmeleri vardır.

Deyimler

getting out of hand: kontrolden çıkmak

Bu cümlede getting out of hand, kontrol edilmesi zor veya imkânsız hâle gelmek anlamına gelir. Bir şeyin gerçekten elden çıkmasını değil, bir sürecin güvenli sınırların ötesine geçmesini anlatır. Getting biçimi devam eden bir değişimi gösterir: durum yönetilebilir olmaktan çıkıp kontrolsüz hâle gelmektedir. Ölüm anahtarlarının amacı bu değişimi gerçekleşmeden önce durdurmaktır.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki kontrolden çıkmak anlamına gelen deyimle tamamla: If nobody sets a limit, the costs may ____.

Cevabı göster

get out of hand

But these kill switches are not infallible.

1:28

Ancak bu ölüm düğmeleri yanılmaz değildir.

Kelime

biyolojik güvenlik mekanizmaları olarak kill switches

“Kill switches”, ciddi bir sorun ortaya çıktığında hücrenin programlanmış ölümünü tetikleyebilen yerleşik biyolojik mekanizmaları anlatmak için mühendislikten alınmış bir benzetmedir. Bu cümlede hücrenin “intihar etmesini” sağlarlar; yani hücre kendini yok eder. Bunlar fiziksel parçalar değildir. Benzetme, hücre düzenlemesini tehlikeli bir hücreyi durdurabilecek kontrollere sahip bir güvenlik sistemi gibi gösterir.

Alıştırma

“Damaged cells may activate internal kill switches,” cümlesinde kill switches ne anlama gelir?

  1. Hücrelerin kendilerini yok etmesini tetikleyebilen biyolojik güvenlik mekanizmaları
  2. Hasarlı her hücreyi hemen yok eden bağışıklık hücreleri
  3. Hücrelerin içinde fiziksel olarak bulunan mekanik anahtarlar
Cevabı göster

Hücrelerin kendilerini yok etmesini tetikleyebilen biyolojik güvenlik mekanizmaları

If they fail,

1:31

Eğer başarısız olurlarsa,

a cell can turn into a cancer cell.

1:32

bir hücre kanser hücresine dönüşebilir.

Most of them are slain by the immune system very quickly,

1:35

Çoğu, bağışıklık sistemi tarafından çok çabuk öldürülür,

but this is a numbers game. Deyimler

1:38

ama bu bir sayı oyunudur.

Deyimler

a numbers game: ölçek ve olasılık

“A numbers game”, genel sonucun tek bir olayda ne olduğundan çok kaç deneme veya olay bulunduğuna ve bunların tümündeki olasılıklara bağlı olduğu bir durumu anlatan deyimdir. Burada bağışıklık sistemi anormal hücrelerin çoğunu yok eder; ancak olay sayısının çok büyük olması, nadir görülen bir kaçışın bile önemli olabileceği anlamına gelir. Numbers sözcüğü ölçeği ve istatistiği vurguladığı için çoğuldur; game eğlence anlamına gelmez.

Alıştırma

Başarının çok sayıda denemeye bağlı olduğunu anlatan üç sözcüklü deyimi tamamlayın: “Finding a buyer can be ____; the more people you contact, the better your chances.”

Cevabı göster

a numbers game

Given enough time, Dilbilgisi

1:40

Yeterli zaman verildiğinde,

a cell will accrue enough mistakes,

1:41

bir hücre yeterince hata biriktirecek,

slip by unnoticed, Öbek fiiller

1:43

fark edilmeden gizlice geçecek,

and begin making more of itself.

1:44

ve kendisinden daha fazla üretmeye başlayacaktır.

Dilbilgisi

Koşul bildiren Given enough time

Given enough time, kısa ve öz bir koşul öbeğidir. Burada given, eğer varsa veya mevcut olması koşuluyla anlamına gelir; dolayısıyla cümle, yeterli zaman olduğunda hücrenin sonunda ne yapacağını öngörür. given + isim öbeği yapısı, if içeren daha uzun bir koşul cümleciğinin yerini alabilir. Önce koşulu verir, ana cümle de beklenen sonucu belirtir.

Alıştırma

Hangi cümlede given, verme eylemini anlatmak yerine bir koşul sunmak için kullanılmıştır?

  1. The artist was given enough time to finish the painting.
  2. Given enough time, the paint will dry completely.
  3. The artist has given the paint another coat.
Cevabı göster

Given enough time, the paint will dry completely.

Öbek fiiller

slip by unnoticed: fark edilmeden geçmek

Slip by unnoticed, bir gözlemcinin, kontrolün veya fark edilme fırsatının yakalanmadan geçilmesi anlamına gelir. Unnoticed, bu olurken öznenin durumunu açıklar: kimse onu fark etmez. Bu cümlede hücre fiziksel olarak kaymıyor. İfade, hücrenin tespit edilmekten kurtulduğunu ve çoğalmaya devam edebildiğini anlatır. Aynı yapı, bir incelemeden dikkat çekmeden geçen hata veya uyarı işaretleri için de kullanılabilir.

Alıştırma

Bir incelemeci raporu kontrol ediyor ancak bir hatayı yakalayamıyor. Hatanın incelemeden geçtiğini en iyi vurgulayan cümle hangisidir?

  1. One error went unnoticed during the review.
  2. One error slipped by unnoticed during the review.
  3. One reviewer slipped away after checking the report.
Cevabı göster

One error slipped by unnoticed during the review.

All animals have to deal with this problem. Öbek fiiller

1:46

Tüm hayvanlar bu sorunla başa çıkmak zorundadır.

Öbek fiiller

deal with a problem: bir sorunla başa çıkmak

Nesnesi bir sorun olduğunda deal with, o sorunu yönetmek veya çözmek için harekete geçmek anlamına gelir. Bu cümlede ifade, ticari bir anlaşmayı değil, bir riskle başa çıkmayı anlatır. deal fiildir; with ise ele alınan şeyi cümleye bağlar. Başka durumlarda da kullanılabilen yapı deal with + sorun, görev veya durum şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi “ele almak” anlamındaki iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: We need to ____ this problem before Friday.

Cevabı göster

deal with

In general,

1:49

Genel olarak,

the cells of different animals are the same size.

1:50

farklı hayvanların hücreleri aynı boyuttadır.

The cells of a mouse aren't smaller than yours,

1:54

Bir farenin hücreleri sizinkilerden daha küçük değildir,

it just has fewer cells in total,

1:56

sadece toplamda daha az hücresi vardır,

and a shorter lifespan.

1:58

ve ömrü daha kısadır.

Fewer cells and a short life means a lower chance of things going wrong or cells mutating,

2:00

Daha az hücre ve kısa bir yaşam, bir şeylerin ters gitme veya hücrelerin mutasyona uğrama şansının daha düşük olması anlamına gelir,

or at least it should mean that.

2:07

ya da en azından öyle olması gerekir.

Humans live about 50 times longer and have 1,000 times more cells than mice, Dilbilgisi

2:09

İnsanlar farelerden yaklaşık 50 kat daha uzun yaşar ve 1.000 kat daha fazla hücreye sahiptir,

yet the rate of cancer is basically the same in humans and in mice.

2:14

ancak kanser oranı insanlarda ve farelerde temel olarak aynıdır.

Dilbilgisi

50 times longer ve 1,000 times more cells than mice ile katlı karşılaştırma

Sayı + times + karşılaştırma yapısı, çarpanı karşılaştırma sözcüğünün önüne getirir: 50 times longer ve 1,000 times more. Bu yapı farkın büyüklüğünü gösterir; burada amaç, insanların farelerin yaklaşık elli katı kadar yaşadığını ve bin katı kadar hücreye sahip olduğunu anlatmaktır. Than ile başlayan ifade karşılaştırma ölçütünü belirtir. Burada than mice ikinci karşılaştırmadan sonra gelse de hem yaşam süresinin hem de hücre sayısının karşılaştırma temelini verir. About, 50 sayısının yaklaşık olduğunu gösterir.

Alıştırma

Cümleyi sayı + times + karşılaştırma + than yapısıyla tamamlayın: This camera stores ten ____ photos ____ the old one.

Cevabı göster

times more · than

Even weirder,

2:18

Daha da garibi,

blue whales with about 3,000 times more cells than humans

2:19

insanlardan yaklaşık 3.000 kat daha fazla hücreye sahip olan mavi balinalar

don't seem to get cancer at all really.

2:23

hiç kansere yakalanmıyor gibi görünüyor.

This is Peto's paradox, Kültür

2:26

Buna Peto Paradoksu denir,

the baffling realization that large animals have much much less cancer than they should. Dilbilgisi

2:28

büyük hayvanların olması gerekenden çok ama çok daha az kanser olduğu yönündeki şaşırtıcı gerçek.

Kültür

Peto paradoksu

Peto paradoksu, basit bir tahmin ile bilim insanlarının gözlemlediği gerçek durum arasındaki şaşırtıcı uyumsuzluğun adıdır. Her hücrenin kansere dönüşme ihtimali varsa çok daha fazla hücreye ve daha uzun yaşama sahip hayvanların çok daha fazla kansere yakalanması beklenebilir. Buna rağmen büyük hayvanlarda bu tahminin öngördüğü son derece yüksek kanser oranları görülmez. Burada paradox, makul bir beklentiyle çelişen ve bu nedenle açıklanması gereken bir gözlem anlamına gelir; mantıksal olarak imkânsız bir şey anlamına gelmez. Terim, epidemiyolog Richard Peto'nun adını taşır.

Alıştırma

Bu cümlede Peto's paradox neyi anlatıyor?

  1. Mavi balinalarda insanlara göre tam olarak 3.000 kat daha az kanser vakası görülür.
  2. Büyük hayvanların kanser oranları, yalnızca hücre sayısına dayalı basit bir tahminin öne süreceğinden çok daha düşüktür.
  3. Büyük hayvanlar hiçbir koşulda kansere yakalanamaz.
Cevabı göster

Büyük hayvanların kanser oranları, yalnızca hücre sayısına dayalı basit bir tahminin öne süreceğinden çok daha düşüktür.

Dilbilgisi

much much less ... than they should: beklenenden çok daha az

Much much less ... than they should, gerçek miktarı beklenen miktarla karşılaştırır. Much, less'i güçlendirir; much sözcüğünün tekrarı konuşma diline özgü güçlü bir vurgu ekler ve farkın çok büyük olduğunu anlatır. Than they should içindeki should, tavsiye veya ahlaki zorunluluk değil, bir modelin ya da makul bir beklentinin öngördüğü durumu ifade eder. Anlam zaten açık olduğu için should sonrasında have cancer sözcükleri atılmıştır: than they should [have cancer].

Alıştırma

Cümleyi dersteki much much less ... than ... should yapısıyla tamamlayın: Given its old hardware, the laptop has ____ lag ____.

Cevabı göster

much much less · than it should

Scientists think there are two main ways of explaining the paradox,

2:34

Bilim insanları bu paradoksu açıklamanın iki ana yolu olduğunu düşünüyor,

evolution,

2:37

evrim,

and hyper tumors.

2:38

ve hiper tümörler.

Solution one,

2:40

Birinci çözüm,

evolve or become a blob of cancer.

2:41

evrimleş veya bir kanser yığınına dönüş.

As multicellular beings developed 600 million years ago,

2:45

Çok hücreli canlılar 600 milyon yıl önce geliştikçe,

animals became bigger and bigger, Dilbilgisi

2:49

hayvanlar gittikçe büyüdü,

which added more and more cells,

2:51

bu da giderek daha fazla hücre ekledi,

and hence more and more chances that cells could be corrupted.

2:53

ve dolayısıyla hücrelerin bozulma ihtimali giderek arttı.

Dilbilgisi

bigger and bigger ... more and more cells ... more and more chances: peningkatan yang berkelanjutan

Aynı karşılaştırma biçimini and ile tekrarlamak, zaman içinde devam eden veya artan bir değişimi gösterir: bigger and bigger, gittikçe daha büyük demektir. Uzun sıfatlarda more and more + adjective kullanılır; more and more difficult buna bir örnektir. More and more, çoğul sayılabilen bir isimden önce kullanıldığında sayının giderek arttığını belirtir: more and more cells ve more and more chances. Tekrarlanan yapılar aşamaları giderek güçlenen bir zincir hâlinde bağlar: daha büyük hayvanların daha fazla hücresi olmuş ve bu da bozulma için daha fazla fırsat yaratmıştır. Burada iki şey doğrudan karşılaştırılmadığı için than gerekmez.

Alıştırma

Birbiriyle bağlantılı iki artışı doğal biçimde gösteren cümle hangisidir?

  1. As the town grew bigger and bigger, it needed more and more buses.
  2. As the town grew biggest and biggest, it needed most and most buses.
  3. As the town grew bigger than bigger, it needed more than more buses.
Cevabı göster

As the town grew bigger and bigger, it needed more and more buses.

So the collective had to invest in better and better cancer defenses.

2:57

Böylece topluluk giderek daha iyi kanser savunmalarına yatırım yapmak zorunda kaldı.

The ones that did not died out. Öbek fiiller

3:01

Bunu yapmayanların nesli tükendi.

Öbek fiiller

died out: bir grubun tamamen yok olması

Die out, bir türün veya grubun hiçbir üyesi ya da bir gelenek veya uygulamanın hiçbir izi kalmayana kadar yavaş yavaş tamamen ortadan kalkması demektir. Cümledeki The ones that did not died out, daha iyi savunmaları olmayan grupların sonunda yok olduğu anlamına gelir; yalnızca tek bir hayvanın öldüğü anlamına gelmez. Bu öbek fiil, özneyi bütün bir popülasyon veya devam eden bir uygulama olarak ele alır. Geçmiş zamanlı anlatımda die out, died out olur.

Alıştırma

Cümleyi, bu derste geçen ve “tamamen ortadan kalkmak” anlamına gelen öbek fiille tamamlayın: Many local traditions may ____ if no one teaches them to the next generation.

Cevabı göster

die out

But cancer doesn't just happen,

3:04

Fakat kanser öylece ortaya çıkıvermez,

it's a process that involves many individual mistakes and mutations in several specific genes within the same cell.

3:05

aynı hücre içindeki birkaç spesifik gende meydana gelen birçok bireysel hatayı ve mutasyonu içeren bir süreçtir.

These genes are called proto-oncogenes, Kelime

3:13

Bu genlere proto-onkogenler denir,

and when they mutate,

3:15

ve mutasyona uğradıklarında,

it's bad news.

3:17

bu kötü haberdir.

Kelime

proto-oncogenes nedir

Proto-onkogenler, hücrelerin ne zaman büyüyeceğini, bölüneceğini veya hayatta kalacağını düzenlemeye yardımcı olan normal genlerdir. Bu cümlede önce bu ad veriliyor, ardından mutasyonların onları tehlikeli hâle getirebileceği uyarısı yapılıyor. Proto- ön eki “ilk” veya “ön aşamadaki” anlamına gelir. Bir proto-onkogen kendiliğinden kansere yol açan bir gen değildir; bazı değişiklikler onu hücre büyümesini aşırı derecede hızlandırabilen bir onkogene dönüştürebilir.

Alıştırma

Cümledeki proto-oncogenes ifadesini en iyi hangi açıklama karşılar?

  1. Bir hücre bölünmeden önce bütün DNA mutasyonlarını onaran genlerdir.
  2. Belirli mutasyonlardan sonra onkogenlere dönüşebilen normal büyüme düzenleyici genlerdir.
  3. Herhangi bir mutasyon olmadan önce bile kontrolsüz büyümeyi yönlendiren onkogenlerdir.
Cevabı göster

Belirli mutasyonlardan sonra onkogenlere dönüşebilen normal büyüme düzenleyici genlerdir.

For example,

3:19

Örneğin,

with the right mutation,

3:20

doğru mutasyonla,

a cell will lose its ability to kill itself.

3:21

bir hücre intihar etme yeteneğini kaybedecektir.

Another mutation, Dilbilgisi

3:24

Başka bir mutasyonla,

and it will develop the ability to hide.

3:25

saklanma yeteneği geliştirecektir.

Another,

3:28

Bir diğeriyle,

and it will send out calls for resources.

3:28

kaynaklar için çağrılar gönderecektir.

Another one,

3:31

Bir başkasıyla da,

and it will multiply quickly.

3:32

hızla çoğalacaktır.

Dilbilgisi

Koşul-sonuç kalıbı olarak Another ..., and it will ...

Another X, and Y kalıbı “bir X daha olursa ardından Y gelir” anlamına gelir. Baştaki isim öbeği tek başına tam bir cümle değildir; and onu sonuca bağlar. Another, and ... ve Another one, and ... ifadelerinde mutation adı zaten açık olduğu için söylenmez. Burada Another ve another one ifadelerinin ikisi de another mutation anlamındadır. Bu kalıbın tekrarı her seferinde yeni bir koşul ve yeni bir sonuç ekler. Böylece hızlı ve adım adım ilerleyen bir ritim oluşur; sonuçlar birikiyormuş gibi hissedilir.

Alıştırma

Hangi cümle Another ..., and ... yapısını kısa bir koşul-sonuç kalıbı olarak kullanıyor?

  1. We will miss another train because of the delay.
  2. Another train arrived, and we got on it.
  3. Another delay, and we will miss the train.
Cevabı göster

Another delay, and we will miss the train.

These oncogenes have an antagonist,

3:34

Ancak bu onkogenlerin bir düşmanı vardır,

though,

3:36

o da,

tumor suppressor genes. Kelime

3:37

tümör baskılayıcı genlerdir.

Kelime

tumor suppressor genes: tümör baskılayıcı genler

Tumor suppressor genes, hücre büyümesini kontrol altında tutmaya yardımcı olan genlerdir. Anormal büyümeyi yavaşlatabilir, DNA hasarının onarılmasına yardımcı olabilir veya ağır hasarlı bir hücrenin ölmesini sağlayabilirler. Burada onkogenlerin karşıtı olarak adlandırılırlar çünkü genel işlevleri ters yöndedir: onkogenler hücreleri kontrolsüz büyümeye itebilirken tümör baskılayıcı genler biyolojik frenler gibi çalışır. Bu birleşik isimde tumor suppressor, genlerin türünü açıklar; mevcut bir tümöre ait genler anlamına gelmez.

Alıştırma

Tumor suppressor genes ifadesine en uygun açıklama hangisidir?

  1. Tek görevi sağlıklı hücrelerin daha hızlı bölünmesini sağlamak olan genler.
  2. Ortaya çıkar çıkmaz her zaman tümör oluşturan genler.
  3. Anormal hücre büyümesini sınırlamaya ve ciddi hücre hasarına yanıt vermeye yardımcı olan genler.
Cevabı göster

Anormal hücre büyümesini sınırlamaya ve ciddi hücre hasarına yanıt vermeye yardımcı olan genler.

They prevent these critical mutations from happening or order the cell to kill itself if they decide it's beyond repair. Notlar

3:39

Bu kritik mutasyonların gerçekleşmesini önlerler veya onarılamayacaklarına karar verirlerse hücreye intihar etmesini emrederler.

Dilbilgisi

prevent ... from happening: bir şeyin olmasını önlemek

Prevent these critical mutations from happening ifadesinde prevent, prevent + isim + from + -ing kalıbını izler. These critical mutations isim öbeği engellenen şeyi, happening ise engellenen olayı belirtir. From sonrasında fiilin yalın hâli veya to ile mastar değil, -ing biçimi kullanılır. Bu kalıp hem insanlar hem de nesneler için kullanılabilir: prevent someone from leaving, prevent water from entering ve prevent an accident from happening.

Alıştırma

Parantez içindeki sözcüğün doğru biçimiyle cümleyi tamamlayın: The gate prevents children ____ into the road. (run)

Cevabı göster

from running

Deyimler

Beyond repair: onarılamayacak kadar hasarlı

Beyond repair, bir şeyin onarılamayacak veya eski hâline getirilemeyecek kadar ağır hasarlı olduğu anlamına gelir. Bu cümlede hücrenin hasarı, onarımın işe yarayabileceği noktayı aşmıştır; bu yüzden hücreye kendini yok etme emri verilebilir. Yaygın yapı be, seem veya become + beyond repair şeklindedir. Somut nesneleri anlatabilir; mecazen de artık düzeltilemeyecek bir ilişkiyi veya itibarı belirtebilir.

Alıştırma

“Onarılması imkânsız” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyle cümleyi tamamlayın: After the flood, the old piano was ____.

Cevabı göster

beyond repair

It turns out that large animals have an increased number of them. Anlatım akışı

3:46

Görünüşe göre büyük hayvanlarda bu genlerin sayısı daha fazladır.

Anlatım akışı

It turns out that: sonradan keşfedilen bir sonucu sunmak

It turns out that, önceki bir soru, tahmin veya beklentiden sonradan ortaya çıkan bir sonuca geçildiğini gösterir. Bu cümlede büyük hayvanlarla ilgili kanıta dayalı bulguyu sunar ve dinleyiciye bunun varılan sonuç olduğunu bildirir. Yapı It turns out that + yan cümle şeklindedir. Buradaki it belirli bir şeye gönderme yapmaz; yalnızca kalıbı açar, yeni bilgiyi ise that ile başlayan yan cümle taşır.

Alıştırma

Hangi cümle müzenin çalışma gününü geçici bir izlenim olarak değil, doğrulanmış bir bulgu olarak sunuyor?

  1. It turns out that the museum is open on Mondays.
  2. It seems that the museum may be open on Mondays.
  3. Is the museum open on Mondays?
Cevabı göster

It turns out that the museum is open on Mondays.

Because of this,

3:50

Bu nedenle,

elephant cells require more mutations than mouse cells to develop a tumor.

3:51

bir tümör geliştirmek için fil hücrelerinin fare hücrelerinden daha fazla mutasyona ihtiyacı vardır.

They are not immune, Kelime

3:55

Onlar bağışık değildir,

but more resilient.

3:56

ama daha dayanıklıdırlar.

Kelime

Bağışık değil, daha dirençli

Immune, bir hastalık, etki veya zarardan tamamen korunmuş olmak demektir. Bu cümlede fil hücreleri yine de tümör geliştirebilir; olasılık sıfır değildir. Resilient, hasara daha iyi dayanabilmek veya hasardan daha etkili biçimde kurtulabilmek demektir. not X, but Y kalıbı önce fazla kesin bir iddiayı reddeder, sonra onun yerine daha doğru ve göreceli bir açıklama getirir; more resilient fil hücrelerini fare hücreleriyle karşılaştırır.

Alıştırma

Bir şeyin hâlâ zarar görebildiğini, ancak zarara başka bir şeyden daha iyi dayandığını anlatan cümle hangisidir?

  1. These cells are vulnerable and less resilient.
  2. These cells are not immune, but they are more resilient.
  3. These cells are immune, so they cannot be affected.
Cevabı göster

These cells are not immune, but they are more resilient.

This adaptation probably comes with a cost in some form, Kalıp ifadeler

3:58

Bu adaptasyonun muhtemelen bir tür bedeli vardır,

but researchers still aren't sure what it is.

4:01

ancak araştırmacılar hala bunun ne olduğundan emin değiller.

Kalıp ifadeler

Bir bedeli vardır

Comes with a cost, yararlı veya avantajlı bir şeyin aynı zamanda bir dezavantajı da olduğu anlamına gelir. something comes with a cost yapısı, bu dezavantajı söz konusu şeyle birlikte gelen bir sonuç olarak sunar. Cost mutlaka para demek değildir. Zaman, emek, risk, zarar veya başka bir ödün olabilir. Burada probably, bir bedel olmasının kesin değil olası olduğunu ve araştırmacıların bunun biçimini henüz bilmediğini gösterir.

Alıştırma

'Beraberinde bir dezavantaj getirir' anlamındaki bu dersin ifadesiyle cümleyi tamamlayın: This convenient shortcut ____.

Cevabı göster

comes with a cost

Maybe tumor suppressors make elephants age quicker later in life or slow down how quickly injuries heal.

4:04

Belki de tümör baskılayıcılar, fillerin ilerleyen yaşlarda daha hızlı yaşlanmasına neden oluyor veya yaraların iyileşme hızını yavaşlatıyordur.

We don't know yet.

4:10

Bunu henüz bilmiyoruz.

But the solution to the paradox may actually be something different,

4:12

Fakat paradoksun çözümü aslında farklı bir şey olabilir,

hypertumors.

4:16

hipertümörler.

Solution two,

4:18

İkinci çözüm,

hypertumors.

4:19

hipertümörler.

Yes,

4:21

Evet,

really.

4:21

gerçekten.

Hypertumors are named after hyperparasites, Kalıp ifadeler

4:23

Hipertümörler adlarını hiperparazitlerden alırlar,

the parasites of parasites.

4:26

yani parazitlerin parazitlerinden.

Kalıp ifadeler

be named after: bir adın kaynağını açıklamak

be named after + isim yapısında named, “o kişi ya da şeyle bağlantılı bir ad verilmiş olmak” anlamına gelen edilgen bir fiildir. Burada hypertumors adı, hyperparasites terimine benzetilerek verilmiştir. Bu yapıda after zaman bakımından “sonra” anlamına gelmez. Kalıbın bütünü bir adın kaynağını ya da esinini açıklar ve insanlar, yerler, binalar, ürünler ve teknik terimler için kullanılabilir.

Alıştırma

Toplum merkezinin adının yerel bir öğretmenden geldiğini veya o öğretmeni onurlandırdığını söyleyen cümleyi seçin.

  1. The community center was named by a local teacher.
  2. The community center was renamed after a local teacher arrived.
  3. The community center was named after a local teacher.
Cevabı göster

The community center was named after a local teacher.

Hypertumors are the tumors of tumors. Kelime

4:28

Hipertümörler tümörlerin tümörleridir.

Kelime

Hypertumors are the tumors of tumors: tümör içindeki tümörler

tumors of tumors ifadesi kısa bir benzetmedir. Öne sürülen bu biyolojik düşüncede hipertümör, mevcut bir tümörün içindeki kanser hücrelerinin yeniden mutasyona uğramasıyla oluşan ikincil bir büyümedir. Asıl tümör yeni büyümenin ortamı hâline gelir ve yeni büyüme kan ve besinler için onunla rekabet edebilir. Burada hyper-, yalnızca alışılmadık derecede büyük bir tümörü değil, ek bir düzeyi —tümörün içindeki tümörü— belirtir.

Alıştırma

“Hypertumors are the tumors of tumors,” cümlesinde hypertumors ne anlama gelir?

  1. Bir organdan başka bir organa yayılmış tümörler
  2. Başka parazitlerin içinde yaşayan parazitler
  3. Mevcut tümörlerin içinde oluşan ve onlarla rekabet eden ikincil tümörler
  4. Yalnızca normalden çok daha büyük olan tümörler
Cevabı göster

Mevcut tümörlerin içinde oluşan ve onlarla rekabet eden ikincil tümörler

Cancer can be thought of as a breakdown in cooperation. Notlar

4:31

Kanser, işbirliğinin bozulması olarak düşünülebilir.

Dilbilgisi

Yararlı bir model sunmak için “can be thought of as”

“Can be thought of as”, bir şeyi anlamanın veya modellemenin yararlı yollarından birini sunar. Burada kanseri, hücreler arasındaki iş birliğinin başarısız olması şeklinde ele alır; bunun kanserin mümkün olan tek tanımı olduğunu ileri sürmez. Edilgen kalıp özne + can be thought of as + ad öbeği şeklindedir. “Is” ile karşılaştırıldığında başka açıklamalara yer bırakır ve karşılaştırmanın bir düşünme biçimi olduğunu gösterir.

Alıştırma

Cümleyi derste öğrenilen beş kelimelik temkinli ifadeyle tamamlayın: A password ____ a key to your online account.

Cevabı göster

can be thought of as

Deyimler

“a breakdown in cooperation” ifadesinin soyut anlamı

Burada “a breakdown in cooperation”, hücrelerin artık normal biçimde birlikte çalışmaması demektir. “Breakdown” soyut anlamdadır: bir süreç ya da ilişki düzgün işlemeyi bırakır. İngilizcede “a breakdown in”, “a breakdown in communication” ve “a breakdown in relations” örneklerinde olduğu gibi, genellikle bir etkinlikten veya ilişki türünden önce kullanılır. Bu cümlede araç arızası ya da duygusal çöküş anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede “breakdown”, örnektekiyle aynı soyut anlamda kullanılmıştır?

  1. There was a breakdown in communication between the two teams.
  2. The car stopped because it had a breakdown.
  3. She gave us a breakdown of the total cost.
Cevabı göster

There was a breakdown in communication between the two teams.

Normally,

4:34

Normalde,

cells work together to form structures like organs,

4:35

hücreler organlar,

tissue,

4:38

dokular,

or elements of the immune system.

4:38

veya bağışıklık sisteminin elemanları gibi yapıları oluşturmak için birlikte çalışırlar.

But cancer cells are selfish and only work for their own short-term benefit. Kalıp ifadeler

4:41

Fakat kanser hücreleri bencildir ve yalnızca kendi kısa vadeli çıkarları için çalışırlar.

Kalıp ifadeler

short-term benefit: kısa vadeli fayda

Short-term benefit ifadesindeki short-term, faydanın ne kadar süre önemli olduğunu belirtir: daha uzun vadeli geleceğe değil, şimdiye veya yakın ve sınırlı bir döneme yarar sağlar. Bu cümlede ifade bir ödünleşmeyi vurgular. Her kanser hücresi kendisi için anlık bir avantaj elde eder, ancak bu davranış vücuda zarar verir ve genel olarak sürdürülebilir değildir.

Alıştırma

Hangi cümle şimdi yardımcı olan ancak uzun sürmeyebilecek bir avantajı doğru biçimde anlatır?

  1. The plan offers a short-term benefit, but it may create higher costs later.
  2. The plan offers a short-term cost, but it may create higher costs later.
  3. The plan offers a long-term benefit, but it may create higher costs later.
Cevabı göster

The plan offers a short-term benefit, but it may create higher costs later.

If they're successful,

4:45

Eğer başarılı olurlarsa,

they form tumors,

4:47

tümörler oluştururlar,

huge cancer collectives that can be very hard to kill.

4:48

öldürülmesi çok zor olabilen devasa kanser topluluklarıdır.

Making a tumor is hard work,

4:52

Ancak bir tümör oluşturmak zor iştir,

though.

4:54

gerçekten de.

Millions or billions of cancer cells multiply rapidly,

4:54

Milyonlarca veya milyarlarca kanser hücresi hızla çoğalır,

which requires a lot of resources and energy.

4:58

bu da çok fazla kaynak ve enerji gerektirir.

The amount of nutrients they can steal from the body becomes the limiting factor for growth. Kalıp ifadeler

5:01

Vücuttan çalabilecekleri besin miktarı, büyüme için sınırlayıcı faktör haline gelir.

Kalıp ifadeler

the limiting factor for growth: büyümeyi sınırlayan etken

The limiting factor for growth ifadesi, bir şeyin ne kadar veya ne kadar hızlı büyüyebileceğine uygulamada üst sınır koyan koşulu ya da kaynağı belirtir. Burada mevcut besinler, kanser hücrelerinin büyümeye devam etmesindeki darboğaz hâline gelir. limiting factor for + isim kalıbı, kısıtlanan süreci veya sonucu adlandırır. Limiting, bu etkenin belirleyici kısıt hâline geldiğini gösterir.

Alıştırma

Bir serada yeterli ışık ve su vardır, ancak düşük sıcaklık şu anda bitkilerin büyüme hızını sınırlamaktadır. Darboğazı en iyi hangi cümle belirtir?

  1. Low temperature is a factor related to growth.
  2. Low temperature is the result of growth.
  3. Low temperature is the limiting factor for growth.
Cevabı göster

Low temperature is the limiting factor for growth.

So the tumor cells trick the body to build new blood vessels directly to the tumor to feed the thing killing it.

5:06

Bu yüzden tümör hücreleri vücudu kandırarak, vücudu öldüren bu şeyi beslemek için doğrudan tümöre giden yeni kan damarları inşa etmesini sağlarlar.

And here,

5:12

Ve burada,

the nature of cancer cells may become their own undoing. Deyimler

5:13

kanser hücrelerinin doğası kendi yıkımları olabilir.

Deyimler

their own undoing: kendi yenilgisine yol açmak

Their own undoing, kişinin veya şeyin kendi başarısızlığının ya da yıkımının nedeni demektir. Bu cümlede kanser hücrelerinin kendi özelliklerinden biri, sonunda onların aleyhine işleyebilir. Yeniden kullanılabilen kalıp iyelik sözcüğü + own + undoing şeklindedir: his own undoing, her own undoing veya their own undoing. Bir kişinin ya da şeyin kendi doğasının, seçiminin veya davranışının kötü sonucu doğurduğunu anlatmak için sıkça kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi ‘kendi başarısızlığının nedeni’ anlamındaki deyimle tamamlayın: Her habit of ignoring warnings became ____.

Cevabı göster

her own undoing

Cancer cells are inherently unstable, Kalıp ifadeler

5:17

Kanser hücreleri doğası gereği kararsızdır,

and so they can continue to mutate.

5:19

ve bu yüzden mutasyona uğramaya devam edebilirler.

Kalıp ifadeler

inherently unstable: yapısal bir özellik olarak kararsızlık

Inherently unstable, bir şeyin yalnızca geçici bir dış etki yüzünden değil, temel doğası veya tasarımı nedeniyle kararsız olması demektir. Cümlede kararsızlık, kanser hücrelerinin doğasında bulunan bir özellik olarak sunuluyor. Inherently, unstable sıfatını niteleyen bir zarftır. Inherently + sıfat kalıbı, inherently risky veya inherently limited örneklerinde olduğu gibi, bir şeyin doğası gereği sahip olduğu niteliği anlatmak için kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümle kararsızlığın yalnızca mevcut bir durum değil, yapısal bir özellik olduğunu söylüyor?

  1. The design is currently unstable.
  2. The design is inherently unstable.
  3. The design became unstable after the impact.
Cevabı göster

The design is inherently unstable.

Some of them faster than their buddies.

5:22

Bazıları kankalarından daha hızlı mutasyona uğrar.

If they do this for a while,

5:25

Bunu bir süre yaparlarsa,

at some point one of the copies of the copies of the original cancer cell might suddenly think of itself as an individual again and stop cooperating, Kalıp ifadeler

5:26

bir noktada orijinal kanser hücresinin kopyalarının kopyalarından biri aniden kendini tekrar bir birey olarak düşünüp işbirliği yapmayı bırakabilir,

Kalıp ifadeler

think of itself as an individual: kendini bağımsız bir birey olarak görmek

think of A as B yapısında A, belirli bir şekilde görülen kişi veya şeydir; B ise A'ya verilen kimlik, kategori ya da roldür. Burada itself A, an individual ise B'dir: hücre, kendisini iş birliği yapan bir grubun parçası değil, ayrı bir birey olarak görüyormuş gibi anlatılır. Bu ifade hücreyi kişileştirir. Hücrenin gerçekten düşündüğünü söylemez; bağımsız hâle gelen ve iş birliğini bırakan davranışı insanlara özgü basit bir görüntüyle açıklar.

Alıştırma

Cümleyi think of A as B yapısıyla tamamlayın: After winning the vote, Elena began to ____ herself ____ the team leader.

Cevabı göster

think of · as

which means,

5:35

bu da demektir ki,

just like the body,

5:36

tıpkı vücut gibi,

the original tumor suddenly becomes an enemy fighting for the same scarce nutrients and resources.

5:37

orijinal tümör aniden aynı kıt besinler ve kaynaklar için savaşan bir düşman haline gelir.

So the newly mutated cells can create a hypertumor.

5:43

Böylece yeni mutasyona uğramış hücreler bir hipertümör yaratabilirler.

Instead of helping, Dilbilgisi

5:48

Yardım etmek yerine,

they cut off the blood supply to their former buddies, Öbek fiiller

5:49

eski kankalarına giden kan akışını keserler,

which will starve and kill the original cancer cells.

5:51

bu da orijinal kanser hücrelerini aç bırakıp öldürecektir.

Dilbilgisi

Instead of helping: yardım etmek yerine

Instead of, gerçekleşmeyen eylemi belirtir ve onu gerçekten gerçekleşen eylemle karşılaştırır. of sonrasında bir eylem genellikle fiilin -ing biçimiyle yazılır: instead of helping. Burada yardım etmeleri beklenirken özne bunun tersini yapıp kan akışını keser. Bu ifade örnekte olduğu gibi cümlenin başında veya daha sonra kullanılabilir: They competed instead of helping. Tek ve kısa bir yapıyla bir eylemin yerini başka bir eylemin aldığını ya da davranışta keskin bir değişim olduğunu gösterir.

Alıştırma

Cümleyi instead of ve drive fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: Mia took the train ____ to work.

Cevabı göster

instead of driving

Öbek fiiller

cut off the blood supply: kan akışını kesmek

Bu cümlede cut off the blood supply, kanın başlangıçtaki kanser hücrelerine ulaşmasını engellemek anlamına gelir. Cut off yalnızca fiziksel olarak bir şeyi kesmek anlamına gelmez; bir akışın veya kaynağın tamamen durdurulmasını da anlatır. Kullanışlı kalıp cut off + durdurulan şey şeklindedir. Ardından çoğu zaman to + artık onu alamayan kişi, yer veya vücut bölümü gelir: cut off the water supply to the building.

Alıştırma

Cümleyi hedef öbeksi fiille tamamlayın: A blocked pipe can ____ the water supply to an entire building.

Cevabı göster

cut off

Cancer is killing cancer.

5:55

Kanser kanseri öldürüyordur.

This process can repeat over and over, Kalıp ifadeler

5:57

Bu süreç defalarca tekrarlanabilir,

and this may prevent cancer from becoming a problem for a large organism.

6:00

ve bu durum kanserin büyük bir organizma için sorun haline gelmesini önleyebilir.

Kalıp ifadeler

over and over: tekrar tekrar

Burada over and over, aynı sürecin birçok kez gerçekleştiği anlamına gelir. Bir şeyin fiziksel olarak başka bir şeyin üzerinde bulunmasını anlatmaz. Over and over kalıplaşmış bir zarf ifadesidir. Genellikle eylemi belirten bölümden sonra veya cümlenin sonunda kullanılır: She checked the answer over and over.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifadeyle tamamlayın: The alarm beeped ____ until I turned it off.

Cevabı göster

over and over

It is possible that large animals have more of these hyper tumors than we realize. Dilbilgisi

6:05

Büyük hayvanların sandığımızdan daha fazla bu hipertümörlere sahip olması mümkündür.

Dilbilgisi

It is possible that: doğrulanmamış bir olasılığı sunmak

“It is possible that”, ardından gelen iddiayı doğrulanmış bir gerçek olarak değil, gerçek bir olasılık olarak sunar. Burada yazar, büyük hayvanlar ve hiper tümörler hakkında bir varsayım öne sürüyor. Yapı It is possible that + yan cümledir. Kişisiz it belirli bir şeyi göstermez; tüm yan cümlenin ne kadar kesin olduğunu değerlendirmeye yarar.

Alıştırma

Hangi cümle düşünceyi gerçek ancak doğrulanmamış bir olasılık olarak sunuyor?

  1. It is certain that the lake contains an undiscovered species.
  2. It is possible that the lake contains an undiscovered species.
  3. It is probable that the lake contains an undiscovered species.
Cevabı göster

It is possible that the lake contains an undiscovered species.

They might just not become big enough to notice, Dilbilgisi

6:09

Sadece fark edilecek kadar büyümüyor olabilirler,

which makes sense.

6:11

ki bu mantıklıdır.

Dilbilgisi

sıfat + enough + to: big enough to notice

“Big enough to notice” ifadesinde big tümörleri niteler; enough ise tümörlerin birinin onları fark etmesi için gereken büyüklüğe ulaştığını gösterir. Notice eylemini kimin yaptığı açıkça belirtilmez. Yapı sıfat + enough + to + fiilin yalın hâlidir: big enough to notice. Enough sıfattan sonra gelir, önce gelmez. Olumsuz cümlede not, become sözcüğünden önce gelir; dolayısıyla tümörlerin o büyüklüğe ulaşamayabileceği anlatılır.

Alıştırma

Adjective + enough + to + verb yapısını tamamlamak için clear ve read sözcüklerini kullanın: The words are ____ without glasses.

Cevabı göster

clear enough to read

A 2-g tumor is 10% of a mouse's body weight,

6:13

2 gramlık bir tümör bir farenin vücut ağırlığının %10'udur,

while it's less than 0.002% of a human,

6:16

ancak bir insanınkinin %0,002'sinden,

and 0.000002% of a blue whale.

6:20

ve mavi bir balinanınkinin %0,000002'sinden daha azdır.

All three tumors require the same number of cell divisions and have the same number of cells.

6:25

Her üç tümör de aynı sayıda hücre bölünmesi gerektirir ve aynı sayıda hücreye sahiptir.

So an old blue whale might be filled with tiny cancers and just not care.

6:30

Dolayısıyla yaşlı bir mavi balinanın içi minik kanserlerle dolu olabilir ve balina bunu hiç umursamayabilir.

There are other proposed solutions to Peto's paradox,

6:35

Peto Paradoksu için farklı metabolik hızlar veya farklı hücresel mimariler gibi

such as different metabolic rates or different cellular architecture.

6:38

önerilen başka çözümler de var.

But right now,

6:42

Ama şu an için,

we just don't know.

6:42

bunu sadece bilmiyoruz.

Scientists are working on the problem.

6:44

Bilim insanları bu sorun üzerinde çalışıyor.

Figuring out how large animals are so resilient to one of the most deadly diseases we know

6:46

Büyük hayvanların bildiğimiz en ölümcül hastalıklardan birine karşı nasıl bu kadar dayanıklı olduklarını çözmek

could open the path to new therapies and treatments. Deyimler

6:51

yeni terapilerin ve tedavilerin yolunu açabilir.

Deyimler

open the path to: gelecekteki ilerleme için koşul yaratmak

Bu cümlede open the path to, yol benzetmesini kullanır. Büyük hayvanların hastalığa neden dirençli olduğunu öğrenmek, araştırmacıların yeni tedaviler geliştirebilmesi için bir yol oluşturabilir; bu, o tedavilerin şimdiden var olduğu anlamına gelmez. Kalıp open the path to + isim veya -ing biçimidir. Bir gelişmenin sonraki bir gelişmeyi mümkün kıldığını anlatır; onu doğrudan ya da kesin olarak ortaya çıkardığını söylemez.

Alıştırma

Hangi cümle, tamamlanmış veya doğrudan ortaya çıkarılmış bir sonuç yerine gelecekteki olası bir gelişmeyi anlatır?

  1. The trial directly caused every later medical advance.
  2. The trial has already delivered a safer vaccine.
  3. The trial could open the path to a safer vaccine.
Cevabı göster

The trial could open the path to a safer vaccine.

Cancer has always been a challenge.

6:56

Kanser her zaman bir zorluk olmuştur.

Today,

6:58

Bugün,

we are finally beginning to understand it,

6:59

nihayet onu anlamaya başlıyoruz,

and by doing so, Anlatım akışı

7:01

ve bunu yaparak,

one day we might finally overcome it. Dilbilgisi

7:02

belki bir gün nihayet onun üstesinden gelebiliriz.

Anlatım akışı

by doing so: önceki bir eyleme gönderme yapmak

By doing so, az önce belirtilen eyleme, yani kanseri anlamaya başlamaya gönderme yapar. so sözcüğü bu eylemin yerini aldığı için konuşan kişi onu tekrar etmez. Sonraki cümlenin önünde yer alan by doing so, önceki eylemi daha sonraki sonucun ortaya çıkmasına yardımcı olabilecek bir araç olarak sunar. Burada hastalığı anlamak, sonunda onu yenmemize yardımcı olabilir.

Alıştırma

Leo her saklama kutusunu etiketliyor ve bu, eşyaları hızlıca bulmasına yardımcı oluyor. Hangi bağlayıcı, etiketlemeyi en açık biçimde araç olarak gösterir?

  1. Even so
  2. For example
  3. By doing so
Cevabı göster

By doing so

Dilbilgisi

one day we might: geleceğe dair temkinli umut

One day, gelecekte zamanı belirtilmemiş bir güne işaret eder. Might, sonucun kesin değil, mümkün olduğunu anlatır. One day we might birlikte kullanıldığında bir söz vermek yerine geleceğe yönelik uzun vadeli bir umudu ifade eder. Bu cümlede finally, anlamaya başlamanın uzun zaman aldığını gösterir. Bu ilerlemeye rağmen one day we might finally overcome it temkinli bir ifadedir: konuşan kişi başarı umar, ancak bunun kesinlikle gerçekleşeceğini iddia etmez.

Alıştırma

Hangi cümle bir söz vermeden geleceğe yönelik umutlu bir olasılık ifade eder?

  1. One day, we might build a cleaner city.
  2. One day, we will definitely build a cleaner city.
  3. We built a cleaner city last year.
Cevabı göster

One day, we might build a cleaner city.