Nasıl Sıcakkanlı Olunur: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
685 kelime 172 kel/dk

Video özeti: Deneme, yalnızca kurallara uyan nezaket ile statü ve vakur görünüşün altındaki kırılganlığı ve teselli ihtiyacını gören gerçek sıcaklığı karşılaştırır. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “miss the mark” — Deyimler ve mecazi ifadeler: uygun görünen bir düşünce, davranış ya da sözün amaçlanan etkiyi yaratamadığını söyleyin. 2. “irrespective of their status or outward dignity,” — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: bir yargının toplumsal konumdan veya vakur görünüşten bağımsız olarak geçerli kaldığını resmî biçimde belirtin. 3. “"Just because” + “it doesn't mean” — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: temelsiz sonucu reddederken kabul edilen olguyu karşı çıkılan çıkarımdan ayırın.

Bu derste

While politeness is of course always preferable to rudeness, Dilbilgisi

0:00

Nezaket elbette her zaman kabalığa tercih edilse de,

Dilbilgisi

While politeness is ... preferable: karşıtlıktan önce bir noktayı kabul etmek

Burada while, “-dığı sırada” değil, “-e rağmen” ya da “-se de” anlamındadır. Başlangıçtaki yan cümle genel olarak doğru olan bir düşünceyi kabul eder: nezaket kabalıktan daha iyidir. Kabul edilen bu düşünce, ardından gelen ana cümledeki karşıtlığa zemin hazırlar. Bu yapı, makul bir noktayı önce kabul edip ardından bir sınırlama, sorun veya istisna eklemeyi sağlar.

Alıştırma

Bu cümlede baştaki while yan cümlesinin görevi nedir? “While the idea sounds helpful, it may create new problems.”

  1. Fikrin neden sorun yarattığını açıklar.
  2. Önce olumlu bir noktayı kabul eder, ardından ona karşıt bir sınırlama getirir.
  3. İki olayın aynı zamanda gerçekleştiğini söyler.
Cevabı göster

Önce olumlu bir noktayı kabul eder, ardından ona karşıt bir sınırlama getirir.

there are ways of being polite that badly miss the mark Deyimler

0:04

nazik olmanın hedefi fena halde şaşıran

Deyimler

miss the mark: amaçlanan etkiyi oluşturamamak

Miss the mark, “amaçlanan sonucu elde edememek” veya “ihtiyaca uygun olmamak” anlamına gelen bir deyimdir. Bu cümlede bazı kibar davranışlar doğru görünebilir, ancak yine de insanların kendilerini saygı görmüş veya rahat hissetmelerini sağlayamayabilir. Bu ifade bir hedefi vuramama görüntüsünden gelir, fakat burada gerçek bir hedef yoktur. Deyim, bir girişimi amaçlanan etkiyi oluşturup oluşturmadığına göre değerlendirir.

Alıştırma

Cümleyi “amaçlanan etkiyi oluşturamadı” anlamındaki deyimle tamamlayın: The advertisement looked polished, but its message ____.

Cevabı göster

missed the mark

and can leave us feeling oddly detached and dissatisfied. Dilbilgisi

0:08

ve bizi tuhaf bir şekilde kopuk ve tatminsiz hissettiren yolları vardır.

Dilbilgisi

leave us feeling: sonuç olarak kalan bir duygu durumu

leave us feeling ifadesinde leave ettirgen bir fiildir: bir olay, sonrasında belirli bir duygu durumunda kalmamıza yol açar. Us nesnedir; feeling oddly detached and dissatisfied ise ortaya çıkan durumu anlatır. Kalıp leave + kişi + feeling + sıfat şeklindedir. Yalnızca o anki duyguyu belirten bir cümleye kıyasla, çoğu zaman bir deneyimden sonra kalan duygusal etkiye odaklanır.

Alıştırma

Duygusal bir sonucu anlatmak için leave + kişi + feeling yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The long delay left us feeling frustrated.
  2. The long delay left us feel frustrated.
  3. The long delay left us felt frustrated.
Cevabı göster

The long delay left us feeling frustrated.

Picture the person who ends up,

0:12

Sonunda,

despite their best efforts, Kalıp ifadeler

0:13

elinden gelenin en iyisini yapmasına rağmen,

Kalıp ifadeler

despite their best efforts: çaba ile sonuç arasındaki karşıtlık

Despite their best efforts bir ödünleme ifadesidir: makul olarak yapabilecekleri kadar çaba gösterdiklerini, ancak sonucun yine de başarısız ya da istediklerinden farklı olduğunu belirtir. Dinleyiciyi bu karşıt sonuca hazırlar. Despite bir edattır; bu nedenle ardından bir isim öbeği ya da -ing biçimi gelir. Bu örnekte their best efforts isim öbeğidir.

Alıştırma

Mia'nın elinden geleni yaptığı hâlde bulmacayı çözemediğini doğru biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. Despite of her best efforts, Mia did not solve the puzzle.
  2. Despite she tried her best, Mia did not solve the puzzle.
  3. Despite her best efforts, Mia did not solve the puzzle.
Cevabı göster

Despite her best efforts, Mia did not solve the puzzle.

seeming what we can call coldly polite. Anlatım akışı

0:15

soğuk bir şekilde nazik diyebileceğimiz biri gibi görünen o kişiyi hayal edin.

Anlatım akışı

what we can call: geçici bir adlandırma sunmak

Burada what we can call, konuşmacının bir düşünce için seçtiği coldly polite adlandırmasını tanıtır. what we can call coldly polite dizisinin tamamı seeming ifadesinin tamamlayıcısıdır; doğrudan bir soru değildir. Bu kalıp açıklamayı düzenlemeye yardımcı olur: önce bir olguyu tarif eder, ardından bu adın tek mümkün terim olduğunu iddia etmeden ona kullanışlı bir ad verirsiniz.

Alıştırma

Hangi ifade geçici bir adlandırmayı doğru biçimde sunar? The team is entering ___ a rebuilding phase.

  1. how can we call
  2. what do we call
  3. what we can call
Cevabı göster

what we can call

They may be extremely keen to please those they're seeing. Kalıp ifadeler

0:18

Görüştükleri kişileri memnun etmeye son derece istekli olabilirler.

Kalıp ifadeler

keen to please: başkalarını memnun etmeye hevesli

Keen to please, çoğu zaman onaylarını almak istediğiniz için başka insanları mutlu veya memnun etmeye çok hevesli olmak demektir. Bu cümlede extremely, keen sözcüğünü güçlendirir; dolayısıyla bu istek özellikle kuvvetlidir. Kalıp keen to + fiilin yalın hâlidir. Burada keen, hevesli veya istekli anlamına gelir; keskin ya da algısı güçlü anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede keen to please ne anlama gelir? The new assistant is keen to please.

  1. başkalarını memnun etmeye çok hevesli
  2. başkalarının memnun etmesi zor
  3. küçük ayrıntıları görmekte iyi
Cevabı göster

başkalarını memnun etmeye çok hevesli

They obey all the rules of etiquette. Kelime

0:21

Tüm görgü kurallarına uyarlar.

Kelime

rules of etiquette: kabul edilmiş sosyal kurallar

Bu cümlede rules of etiquette, sosyal bir ortamda uygun davranmak için kabul edilmiş kurallar anlamına gelir. Etiquette, gelenekler sistemidir; rules of ise insanların uyabileceği belirli kuralları gösterir. Bu ifade, yalnızca nazik veya cana yakın olmaktan daha belirgin ve daha resmîdir. Bir kişi tüm kurallara doğru biçimde uyduğu hâlde sıcak veya akılda kalıcı bir deneyim yaratmayabilir.

Alıştırma

Resmî bir yemekteki yerleşik sosyal kurallar bütününü en iyi hangi ifade anlatır?

  1. rules of etiquette
  2. kişisel iyilik
  3. sıcak bir karşılama
Cevabı göster

rules of etiquette

They offer their guests drinks,

0:24

Misafirlerine içki ikram ederler,

ask them questions about their journey,

0:25

yolculukları hakkında sorular sorarlar,

suggest they might want a little more gravy,

0:27

biraz daha sos isteyebileceklerini öne sürerler,

remark on the interest of a recent prize-winning novel.

0:29

yakın zamanda ödül kazanmış bir romanın ilginçliğine değinirler.

And yet, Anlatım akışı

0:32

Ve yine de,

Anlatım akışı

And yet: beklenmedik bir karşıtlık sunmak

And yet, sırada gelen bilginin az önce söylenenler düşünüldüğünde şaşırtıcı olduğunu gösterir. Burada ifade, olumlu davranışlar listesinden bu davranışların oluşturduğu beklentiye uymayan bir sonuca geçiş yapar. And yeni ifadeyi önceki noktayla bağlarken yet, “buna rağmen” anlamını ekler. Cümlenin başında kullanıldığında tartışmayı düzenlemeye ve tersine dönüşü öne çıkarmaya yardımcı olur.

Alıştırma

İkinci ifadenin ilk ifadenin yarattığı beklentiye aykırı olduğunu açıkça gösteren bağlaç hangisidir? The jacket looked warm. I was cold all afternoon.

  1. And
  2. And yet
  3. And so
Cevabı göster

And yet

they never manage to make their hospitality feel either engaging or memorable. Dilbilgisi

0:33

misafirperverliklerinin çekici veya unutulmaz hissettirmesini asla başaramazlar.

Dilbilgisi

never ... either engaging or memorable yapısında olumsuzluğun kapsamı

Either A or B, aynı görevdeki iki paralel seçeneği bağlar. Burada engaging ve memorable, misafirperverliğin nasıl hissedilebileceğini anlatan iki sıfattır. never, manage to make ... feel yapısını olumsuzladığı için olumsuzluğun kapsamı either-or çiftinin tamamını içine alır. not/never ... either A or B kalıbında hem A hem B reddedilir; seçeneklerden birinin mutlaka geçerli olduğu bir tercih anlatılmaz.

Alıştırma

“The room never felt either warm or welcoming” cümlesi ne anlama gelir?

  1. Oda sıcak ya da davetkâr geliyordu ama ikisi birden değildi.
  2. Oda ne sıcak ne de davetkâr geliyordu.
  3. Oda bazen sıcak geliyordu ama asla davetkâr gelmiyordu.
Cevabı göster

Oda ne sıcak ne de davetkâr geliyordu.

It may be a long time before another meeting with them is suggested. Dilbilgisi

0:37

Onlarla başka bir görüşme ayarlanması uzun zaman alabilir.

Dilbilgisi

It may be a long time before ... kalıbı

It may be a long time before + yan cümle kalıbı, before ile başlayan yan cümledeki olayın çok daha sonra gerçekleşebileceğini anlatır. Buradaki It belirli bir şeyi göstermez; biçimsel özne olarak kullanılır. a long time ise olası bekleme süresini belirtir. Bu kullanımda olay henüz gerçekleşmemiştir. Örnekte, onlarla başka bir görüşmenin önerilmesi için bile uzun süre geçebileceği anlatılır.

Alıştırma

Yeniden açılmanın çok daha sonra gerçekleşebileceğini anlatan kalıpla cümleyi tamamlayın: The bridge needs major repairs. ____ it opens again.

Cevabı göster

It may be a long time before

By contrast, Anlatım akışı

0:42

Buna karşılık,

Anlatım akışı

Karşıt bir durumu başlatan By contrast,

By contrast, dinleyiciye sıradaki düşüncenin öncekinden belirgin biçimde farklı olduğunu bildirir. Burada daha soğuk bir nezaket türüne ilişkin açıklamayı bitirip daha sıcak ve karşıt bir türü tanıtır. İki bilgi parçasını bağlayan bir geçiş ifadesidir. Buradaki by kalıplaşmış ifadenin parçasıdır; «nedeniyle» ya da «yoluyla» anlamına gelmez.

Alıştırma

Doğrudan karşıtlık gösteren geçiş ifadesini seçin: Leo answered every question with one word. ___ Maya chatted warmly with everyone.

  1. By contrast,
  2. For example,
  3. As a result,
Cevabı göster

By contrast,

there is the person we recognize as warm,

0:43

sıcakkanlı olarak tanıdığımız,

who follows the cold person in the basic principles of politeness,

0:45

temel nezaket kurallarında soğuk kişiyi takip eden,

but manages to add a critical,

0:49

ancak tavırlarına kritik,

emotionally comforting ingredient to their manner.

0:51

duygusal olarak rahatlatıcı bir bileşen eklemeyi başaran kişiler vardır.

They might,

0:54

Onlar,

when we have an evening planned with them,

0:55

onlarla bir akşam planımız olduğunda,

suggest making toasted cheese sandwiches at their place

0:56

bir restorana gitmek yerine

rather than going out to a restaurant. Dilbilgisi

0:59

kendi evlerinde peynirli tost yapmayı önerebilirler.

Dilbilgisi

rather than: paralel bir seçeneği elemek

Rather than, seçilmeyen veya daha az tercih edilen seçeneği tanıtır. Burada going out to a restaurant reddedilen alternatiftir; daha önce belirtilen tercih edilen plan making toasted cheese sandwiches at their place ifadesidir. Rather than eşit konumdaki seçenekleri karşılaştırdığında dil bilgisi biçimlerini paralel tutun. Önceki eylem -ing biçimindeki making sözcüğünü kullandığı için bu ifadede going kullanılır.

Alıştırma

İki eylemi paralel -ing biçimlerinde tutan cümleyi seçin.

  1. We talked about cooking at home rather than eat out.
  2. We talked about cooking at home rather than to eat out.
  3. We talked about cooking at home rather than eating out.
Cevabı göster

We talked about cooking at home rather than eating out.

They might chat to us through the bathroom door,

1:01

Banyo kapısından bizimle sohbet edebilir,

put on the songs they loved dancing to when they were 14, Öbek fiiller

1:03

14 yaşındayken dans etmeyi sevdikleri şarkıları açabilir,

Öbek fiiller

put on: müziği çalmaya başlatmak

Burada put on, “çalmaya veya oynatmaya başlatmak” anlamına gelir. Nesnesi the songs olduğu için ifade giyinmekten değil, müzik çalmaktan söz eder. Nesne müzik veya medya içeriği olduğunda put on çoğunlukla insanların dinlemesi ya da izlemesi için onu başlatmak anlamına gelir: put on a song, put on a playlist veya put on a video. Doğru anlamı nesneye göre seçin.

Alıştırma

“Could you put on some music while we cook?” cümlesinde put on ne anlama gelir?

  1. Müzik çalarken kıyafet seçmek.
  2. Müziği çalmaya başlatmak.
  3. Şarkıların adlarını yazmak.
Cevabı göster

Müziği çalmaya başlatmak.

plump up a cushion and slot it behind our back, Öbek fiiller

1:07

bir minderi kabartıp sırtımızın arkasına koyabilir,

Öbek fiiller

plump up: bir minderi yeniden kabartmak

Plump up, yumuşak bir nesneyi yeniden dolgun ve esnek hâle getirmek için sallamak, hafifçe vurmak veya şekillendirmek demektir. Örnekte minder, birinin sırtının arkasına yerleştirilmeden önce daha rahat hâle getirilir. Fiil öbeğinin tamamı eski hâline getirme eylemini anlatır: up, yumuşak nesneyi yeniden daha dolgun bir duruma getirme anlamı katar.

Alıştırma

Hangi cümlede plump up, örnektekiyle aynı ev eşyalarıyla ilgili anlamda kullanılmıştır?

  1. She stacked the pillows in the cupboard.
  2. She covered the pillows with clean cases.
  3. She plumped up the pillows before the guests arrived.
Cevabı göster

She plumped up the pillows before the guests arrived.

confess to feeling intimidated by a mutual acquaintance, Notlar

1:09

ortak bir tanıdıklarından çekindiklerini itiraf edebilir,

Kalıp ifadeler

confess to feeling intimidated by: çekindiğini itiraf etmek

Confess to feeling intimidated by, başka birinin sizi gergin, daha az özgüvenli ya da baskı altında hissettirdiğini, çoğu zaman biraz isteksizce itiraf etmek demektir. Buradaki confess kişisel bir duyguyu açıklamayı anlatır, bir suçu itiraf etmeyi değil. Intimidated da mutlaka karşı tarafın tehditte bulunduğu anlamına gelmez. Confess to + isim veya -ing yapısında to bir edattır; bu yüzden feeling gibi -ing biçimi kullanılır. Feel intimidated by + kişi, bu tepkiye yol açan kişiyi gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle, kişisel bir itirafta bulunmak için hedef yapıyı doğru kullanıyor?

  1. I confess to feeling intimidated by our debate coach.
  2. I confess to feel intimidated by our debate coach.
  3. I confess feeling intimidated from our debate coach.
Cevabı göster

I confess to feeling intimidated by our debate coach.

Kelime

mutual acquaintance: ortak tanıdık

Mutual acquaintance, hem konuşanın hem de başka bir kişinin tanıdığı aynı kişidir. Acquaintance, bir miktar sosyal temas veya tanışıklık olduğunu gösterir; ancak mutlaka arkadaşlık anlamına gelmez. Buradaki mutual, aynı üçüncü kişiyle bağlantının paylaşıldığını anlatır: iki kişinin her biri o üçüncü kişiyi tanır. İki tanıdığın birbirini tanıdığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi açıklama mutual acquaintance ifadesine en iyi uyar?

  1. Birbirini tanıyan ancak sizin tanımadığınız iki kişi.
  2. İkinizin de tanıdığı, ancak iki ilişkinin de yakın olmak zorunda olmadığı bir kişi.
  3. İkinizin de yakın arkadaşı olan bir kişi.
Cevabı göster

İkinizin de tanıdığı, ancak iki ilişkinin de yakın olmak zorunda olmadığı bir kişi.

bring us a posy of daisies or a card they made,

1:13

bize küçük bir papatya buketi veya kendi yaptıkları bir kart getirebilir,

call us up when we're down with the flu Notlar

1:16

griple yatağa düştüğümüzde bizi arayıp

Öbek fiiller

call us up: call ... up yapısında zamirin yeri

Bu cümlede call us up, “bizi telefonla ara” anlamına gelir. Call ... up ayrılabilen bir öbek fiildir ve us onun nesnesidir. Nesne us, me, him veya them gibi bir zamirse call ile up arasına gelmelidir: call us up doğrudur, call up us değildir. Nesne bir isim olduğunda hem call your friend up hem de call up your friend kullanılabilir.

Alıştırma

Call ... up yapısını kullanıp us zamirini doğru yere koyarak cümleyi tamamlayın: If you need an update, ____.

Cevabı göster

call us up

Kalıp ifadeler

down with the flu: şu anda grip hastası olma durumu

We're down with the flu ifadesinde be down with + illness, “o hastalığa yakalanmış ve hasta olmak” anlamına gelir. Burada down daha aşağıda bir konumu anlatmaz; ifadenin tamamı bir sağlık durumunu belirtir. Be down with + illness, mevcut bir hastalık durumunu anlatmak için kullanılır. Genellikle bir devamsızlığın veya kişinin olağan faaliyetlerini neden yapamadığının açıklamasında görülür.

Alıştırma

“Şu anda grip hastası olmak” anlamına gelen ifadeyle cümleyi tamamlayın: Nina is ____, so she will miss school today.

Cevabı göster

down with the flu

and ask how our ears are feeling,

1:17

kulaklarımızın nasıl hissettiğini sorabilir,

mention they like our haircut,

1:19

saç kesimimizi beğendiklerini söyleyebilir

and then,

1:21

ve sonra,

when we spill something or fart by mistake, Kalıp ifadeler

1:21

bir şey döktüğümüzde veya yanlışlıkla gaz çıkardığımızda,

Kalıp ifadeler

İstemeden yapılan bir eylem için by mistake

By mistake, “kazara” veya “istemeden” anlamına gelen kalıplaşmış bir edat öbeğidir. Burada zarf işlevi görür ve hem spill something hem de fart eylemlerini niteler; yani iki eylemin de istemeden gerçekleştiğini gösterir. Araya tanımlık koymadan kalıplaşmış by mistake biçimini kullanın; by a mistake demeyin. Genellikle eylemden sonra gelebilir: I opened the wrong door by mistake.

Alıştırma

Cümleyi, bu derste geçen ve “istemeden” anlamına gelen iki sözcüklük tam ifadeyle tamamlayın: Leo picked up my backpack ____, then returned it.

Cevabı göster

by mistake

exclaim,

1:24

şöyle haykırabilirler:

"I'm so glad you did that. Ton ve niyet

1:24

"Bunu yaptığına o kadar sevindim ki.

It's usually me."

1:26

Genelde bunu yapan ben olurum."

Ton ve niyet

“I'm so glad you did that. It's usually me.” ile şakacı teselli

Bu bağlamda “I'm so glad you did that”, bir şeyin dökülmesini veya birinin osurmasını gerçekten kutlamaz. Bu, şakacı bir abartıdır: Konuşan kişi, utandırıcı hatayı bu kez başka biri yaptığı için rahatlamış gibi davranır. “It's usually me”, kişinin kendisiyle dalga geçtiği bir sözdür. Konuşan kişi bu tür kazaları genellikle kendisinin yaptığını söyleyerek karşısındakinin başına geleni normalleştirir, utancı paylaşır ve “Utanmana gerek yok” mesajını verir. İki cümle birlikte, karşıdakinin mahcubiyetini azaltan ve yüzünü kurtarmasına yardımcı olan bir teselli stratejisi oluşturur.

Alıştırma

Bir arkadaş akşam yemeğinde yanlışlıkla kaşığını düşürüyor. Başka bir arkadaş, “I'm so glad you did that. It's usually me.” diyor. Büyük olasılıkla ne anlatmaya çalışıyor?

  1. Kızgınım ve gitmeni istiyorum.
  2. Utanmana gerek yok; benim de başıma küçük kazalar geliyor.
  3. Kaşığı gerçekten düşürmeni istedim.
Cevabı göster

Utanmana gerek yok; benim de başıma küçük kazalar geliyor.

Beneath the difference between the warm and the cold person Anlatım akışı

1:27

Sıcakkanlı ve soğuk kişi arasındaki farkın altında

lies a contrasting vision of human nature.

1:31

insan doğasına dair zıt bir vizyon yatar.

Anlatım akışı

Beneath ... lies ...: derindeki düşünceyi fiilden sonra vermek

Cümle, mecazi bir yer bildiren Beneath the difference between the warm and the cold person ifadesiyle başlar ve ardından lies fiilini dilbilgisel özne olan a contrasting vision of human nature ifadesinden önce getirir. Normal sözcük dizilişi şöyle olurdu: A contrasting vision of human nature lies beneath the difference between the warm and the cold person. Burada Beneath, fiziksel olarak altında olmayı değil, “daha derin bir açıklama düzeyinde” olmayı anlatır. Öne alınmış bu ters yapı, görünür karşıtlıktan onun ardındaki gizli düşünceye geçer. Somut davranışlardan metnin soyut iddiasına geçildiğini gösterir.

Alıştırma

Bu cümle yapısının temel işlevi nedir?

  1. Sıcakkanlı kişiyi lies fiilinin dilbilgisel öznesi olarak tanıtır
  2. Sıcakkanlı ve soğuk kişilerin fiziksel olarak bir görüşün altında bulunduğunu söyler
  3. Gözlemlenebilir bir farktan, onu açıklayan daha derin düşünceye geçer
Cevabı göster

Gözlemlenebilir bir farktan, onu açıklayan daha derin düşünceye geçer

Broadly,

1:33

Genel olarak,

the cold person is operating with an implicit view Kalıp ifadeler

1:34

soğuk kişi, örtülü bir bakış açısıyla hareket eder:

Kalıp ifadeler

operating with an implicit view: dile getirilmemiş bir inanca göre hareket etmek

Burada operating with an implicit view, açıkça dile getirilmemiş bir inancın yönlendirmesiyle hareket etmek veya karar vermek anlamına gelir. Operating, bir makineyi kullanmayı değil kişinin nasıl hareket ettiğini anlatır; view ise görülen bir manzara değil, inanç veya yorum anlamındadır. Bu ifade, davranışın ardındaki varsayımı ortaya çıkarmaya yarar. Ardından gelen that yan cümlesi, bu görüşün içeriğini açıklayabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede operating with an implicit view, dile getirilmemiş bir inancın davranışı yönlendirdiğini gösterecek şekilde kullanılmıştır?

  1. The coach is viewing the field while operating.
  2. The coach is operating with an implicit view that strict rules always improve the team.
  3. The coach is operating the scoreboard with an implicit view.
Cevabı göster

The coach is operating with an implicit view that strict rules always improve the team.

that those they're attempting to please

1:37

memnun etmeye çalıştığı kişiler

are creatures endowed only with the highest needs. Kalıp ifadeler

1:39

yalnızca en yüksek ihtiyaçlarla donatılmış yaratıklardır.

Kalıp ifadeler

Sahip olunanı sınırlamak için endowed only with kullanımı

Be endowed with, “bir nitelik, yetenek veya kaynağa doğuştan sahip olmak ya da onunla donatılmış olmak” anlamına gelir. Burada endowed, yaratıkların sahip olduğu varsayılan şeyi anlatır; finansal anlamda bir bağış fonundan söz etmez. Only, ardından gelen with öbeğinin kapsamını sınırlar: yaratıkların en üst düzey ihtiyaçlar dışında hiçbir ihtiyaca sahip olmadığı ileri sürülür. Zarf endowed ile with arasına girebilir; daha geniş be endowed with kalıbı yine de bozulmaz. Bu bağlamda resmî ifade, tarafsız bir biyolojik olgu değil, ironik bir iddia yaratmaya yardımcı olur.

Alıştırma

Cümleyi “biri dışında hiçbir nitelik verilmemiş” anlamına gelen, dersteki üç kelimelik resmî kalıpla tamamlayın: In the fable, the creature is ____ patience; it has no other special gift.

Cevabı göster

endowed only with

As a result, Anlatım akışı

1:43

Sonuç olarak,

Anlatım akışı

Sonucu belirtmek için As a result, kullanımı

As a result, sonuç bildiren bir bağlayıcıdır. Dinleyiciye bir sonraki ifadenin az önce söylenenlerin etkisi veya sonucu olduğunu bildirir; böylece açıklamayı nedenden sonuca taşır. Bir cümlenin veya yan cümlenin başında kullanıldığında genellikle ardından virgül gelir. Yalnızca başka bir nokta eklemez; neden-sonuç bağlantısı kurar.

Alıştırma

İkinci cümleyi sonuç olarak işaretleyen, dersteki üç kelimelik bağlayıcıyla cümleyi tamamlayın: The road was flooded. ____, the school bus arrived late.

Cevabı göster

As a result

all kinds of assumptions are made about them,

1:43

onlarla ilgili her türlü varsayımda bulunulur;

that they're interested exclusively in so-called serious topics, Kelime

1:46

sadece ciddi olarak adlandırılan konularla,

Kelime

so-called serious topics: sözde “ciddi konular”

So-called, başkalarının kullandığı veya kabul ettiği bir etiketi tanıtır. Çoğu zaman konuşanın bu etiketle arasına biraz mesafe koyduğunu gösterir. Burada serious topics, sorgulanamaz bir kategori olarak sunulmaz. İfade, yalnızca belirli konuların ciddi sayılmayı hak ettiği düşüncesine karşı kuşku belirtir.

Alıştırma

Bu cümlede so-called, serious topics ifadesine büyük olasılıkla hangi tutumu ekliyor?

  1. Konuların yakın zamanda resmî bir ad aldığını söyler.
  2. Serious topics ifadesini konuşanın tamamen kabul etmediği bir etiket olarak sunar.
  3. Konuların tartışılamayacak kadar zor olduğu anlamına gelir.
Cevabı göster

Serious topics ifadesini konuşanın tamamen kabul etmediği bir etiket olarak sunar.

especially art and politics,

1:49

özellikle de sanat ve siyasetle ilgilendikleri,

that they will appreciate a degree of formality in dining and sitting, Kalıp ifadeler

1:51

yemek yerken ve otururken belirli bir resmiyeti takdir edecekleri,

Kalıp ifadeler

a degree of formality: belli bir ölçüde resmiyet

a degree of + soyut isim yapısında degree, akademik bir diploma değil, miktar veya seviye anlamına gelir. A degree of formality, kesin bir ölçü vermeden belli bir resmiyet düzeyi demektir. Bu yapı, konuşanın dikkatli ve sınırlı bir iddiada bulunmasını sağlar. Burada yemek yeme ve oturma biçiminin biraz resmî olmasının beklendiğini, ancak tamamen törensel olması gerekmediğini anlatır.

Alıştırma

Cümleyi burada öğretilen ve ‘belli bir miktarda’ anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The event requires ____ formality, but guests do not need to wear suits.

Cevabı göster

a degree of

that they will be strong,

1:54

güçlü,

self-contained and mature enough Dilbilgisi

1:56

kendine yeten ve yeterince olgun oldukları için

never to have any hunger for reassurance or coziness, Deyimler

1:58

asla güven vermeye veya rahatlığa aç olmayacakları,

Dilbilgisi

mature enough never to have: sıfat + enough + to mastarı

mature enough never to have... yapısında enough, mature sıfatından sonra gelir ve mastar bölümündeki sonucun gerçekleşmesi için gereken dereceyi gösterir: kişi, o ihtiyacı hiç duymayacak kadar olgun olarak sunulur. Never, mature sözcüğünü değil, mastardaki have any hunger... fikrini olumsuzlar. Sonucu kesinleştirir: kişi hiçbir zaman böyle bir ihtiyaç hissetmeyecektir. Buradaki ifade, birinin o kişi hakkındaki varsayımını aktarır; varsayımın doğru olduğunu kanıtlamaz.

Alıştırma

mature, enough ve never sözcüklerini boşluğa doğru sırayla yerleştirin: Maya was ____ to blame others for her mistakes.

Cevabı göster

mature enough never

Deyimler

hunger for reassurance: güçlü bir duygusal ihtiyaç

hunger for reassurance ifadesinde hunger mecaz anlamda kullanılır. Yiyeceğe duyulan fiziksel açlığı değil, güçlü bir duygusal ihtiyacı veya özlemi anlatır. Reassurance, birinin kendini güvende hissetmesine ya da kuşkularının azalmasına yardımcı olan teselli veya güvencedir. Bu nedenle a hunger for reassurance, başkalarından böyle bir teselli alma yönündeki yoğun istektir.

Alıştırma

Cümleyi hunger ve doğru edatla tamamlayın: After years of being ignored, he felt a ____ recognition.

Cevabı göster

hunger for

and they will be,

2:01

ve onların,

without urgent physical vulnerabilities and drives,

2:02

bahsedildiğinde derinden saldırgan olabilecek acil fiziksel güvenlik açıklarından ve dürtülerinden yoksun

which might prove deeply offensive if they were mentioned. Kelime

2:05

olacakları varsayılır.

Kelime

prove deeply offensive: bağlayıcı fiil olarak prove

prove deeply offensive ifadesinde prove, “sonunda ... olduğu ortaya çıkmak” veya “... olduğu anlaşılmak” anlamında bağlayıcı fiildir. Özneyi deeply offensive sıfat grubuna bağlar; burada bir kişinin kanıt sunduğu anlatılmaz. prove + sıfat yapısı, zamanla açık hâle gelen bir sonucu veya etkiyi anlatır. Buradaki might olasılık bildirir: bunlardan söz etmek sonunda ciddi biçimde incitici olabilir.

Alıştırma

Cümleyi “sonunda ... olduğu ortaya çıkmak” anlamındaki resmî bağlayıcı fiille tamamlayın: The shortcut may ____ dangerous after dark.

Cevabı göster

prove

These higher beings would,

2:08

Bu üstün varlıkların,

the cold host believes,

2:10

soğuk ev sahibinin inancına göre,

wince if someone suggested they curl up on the sofa with a blanket Öbek fiiller

2:12

biri onlara kanepeye bir battaniyeyle kıvrılmalarını önerirse

Öbek fiiller

curl up: rahat etmek için bedeni küçültüp kıvrılmak

Curl up, genellikle otururken veya uzanırken bedeni büküp küçük ve yuvarlak bir pozisyonda toplamak anlamına gelir. Bu cümlede kanepe ve battaniye dinlenme, sıcaklık ve rahatlık çağrıştırır. Up, tam öbek fiilin oluşmasına yardım eder; bu yüzden curl up burada yalnızca saçı veya kâğıdı kıvırmak anlamındaki curl değildir. Yaygın kalıplar arasında curl up on the sofa, curl up in bed ve curl up with a book bulunur.

Alıştırma

Cümleyi “rahat etmek için bedeni küçük bir pozisyonda toplamak” anlamındaki öbek fiille tamamlayın: On rainy afternoons, I ____ by the window with a book.

Cevabı göster

curl up

or handed them a copy of a magazine about film stars

2:15

veya tuvalete giderken ellerine film yıldızları hakkında bir dergi tutuşturursa

when they headed for the bathroom. Kalıp ifadeler

2:18

yüzlerini buruşturacaklarına inanılır.

Kalıp ifadeler

headed for + bir varış noktası

Bu cümlede headed, bir vücut bölümünü ifade eden “baş” isim anlamında değil, head fiilinin geçmiş zaman biçimidir. “Head for + varış noktası”, bir yere doğru hareket etmeye başlamak veya o yöne doğru yola çıkmak demektir. Bu ifade yönü ve yola çıkma hareketini öne çıkarır. Tek başına kişinin vardığını doğrulamaz.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve “bir yere doğru hareket etmeye başladı” anlamına gelen iki sözcüklü geçmiş zaman ifadesiyle tamamlayın: After lunch, we ____ the train station.

Cevabı göster

headed for

Yet,

2:20

Ancak,

the warmly polite person is always deeply aware

2:21

sıcakkanlı ve nazik kişi her zaman derinden farkındadır ki,

that the stranger,

2:24

yabancı olan kişi,

irrespective of their status or outward dignity, Kalıp ifadeler

2:25

statüsü veya dışarıdan görünen saygınlığı ne olursa olsun,

Kalıp ifadeler

irrespective of + bir etken

“Irrespective of”, “dikkate almadan” veya “etkilenmeden” anlamına gelir. Ana yargıyı değiştirmeyen bir etkeni ifade eder. Burada “their status or outward dignity”, bu tür iki etkeni belirtir: sosyal konum ve dışarıdan görünen saygın bir duruş. “Outward”, dignity sözcüğünü görülebilen dış görünüşle sınırlar; dolayısıyla ifade kimsenin içsel değerini yargılamaz.

Alıştırma

“Bir şeyden etkilenmeden” anlamındaki resmî ifadeyi hangi cümle doğru kullanıyor?

  1. The rule applies irrespective to age or experience.
  2. The rule applies irrespective of age or experience.
  3. The rule applies irregardless of age or experience.
Cevabı göster

The rule applies irrespective of age or experience.

is a highly needy,

2:28

oldukça muhtaç,

fragile,

2:29

kırılgan,

confused,

2:30

kafası karışık,

appetitive and susceptible creature.

2:31

arzuları olan ve alıngan bir yaratıktır.

And they know this about the stranger

2:34

Ve yabancı hakkındaki bu gerçeği bilirler

because they never forget this about themselves.

2:36

çünkü bunu kendileri hakkında asla unutmazlar.

Warmly polite people have much in common with the character Kanga, Kalıp ifadeler

2:39

Sıcakkanlı ve nazik insanların, Kanga karakteriyle pek çok ortak noktası vardır;

Kalıp ifadeler

have much in common with: … ile pek çok ortak yönü olmak

Have much in common with, “biriyle veya bir şeyle birçok önemli özelliği, niteliği, ilgi alanını ya da fikri paylaşmak” demektir. Bu cümlede içten ve nazik insanların Kanga’ya birkaç önemli yönden benzediği anlatılır; common burada “ortak” anlamındadır, “sıradan” anlamında değildir. Kalıp şöyledir: özne + have/has much in common with + kişi, grup, eser veya fikir. Üçüncü tekil şahıs öznelerde has kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi have much in common with ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: One novel ____ the other.

Cevabı göster

has much in common with

the tenderly maternal kangaroo

2:43

A. A. Milne'in Winnie-the-Pooh kitaplarındaki

in A. A. Milne's Winnie-the-Pooh books. Kültür

2:45

şefkatli anne kanguru.

Kültür

A. A. Milne'in Winnie-the-Pooh kitapları

A. A. Milne's biçimindeki iyelik yapısı yazarı belirtir: Özgün Winnie-the-Pooh kitaplarını A. A. Milne yazmıştır. Buradaki books, yalnızca daha sonraki sinema veya televizyon uyarlamalarını değil, edebî kaynağı ifade eder. Bu öykülerde Kanga bir anne kangurudur, Roo onun çocuğudur ve Tigger başka bir karakter olarak gelir. Bu temel bilgiler, üç adın yer aldığı karşılaştırmaları anlamak için yeterlidir.

Alıştırma

Örnekteki A. A. Milne's Winnie-the-Pooh books ifadesini hangi açıklama doğru biçimde açıklar?

  1. Bunlar Kanga karakterinin Roo ve Tigger hakkında yazdığı kitaplardır.
  2. Bunlar yalnızca Winnie-the-Pooh'nun daha sonraki sinema ve televizyon uyarlamalarıdır.
  3. Bunlar A. A. Milne'in yazdığı, Kanga, Roo ve Tigger gibi karakterlerin yer aldığı özgün kitaplardır.
Cevabı göster

Bunlar A. A. Milne'in yazdığı, Kanga, Roo ve Tigger gibi karakterlerin yer aldığı özgün kitaplardır.

In one of the stories,

2:48

Hikayelerden birinde,

the little animals are deeply disconcerted by the arrival in the Hundred Acre Wood

2:49

küçük hayvanlar, 100 Hektar Ormanı'na

of Tigger,

2:53

Tigger'ın gelişiyle derinden sarsılırlar;

who's very big,

2:54

çünkü o çok büyük,

very loud and bouncy and assertive.

2:55

çok gürültülü, zıplayan ve iddialı biridir.

They treat him with caution Kalıp ifadeler

2:57

Ona temkinli davranırlar

Kalıp ifadeler

treat him with caution: olası risk nedeniyle birine temkinli davranmak

Burada treat, “tıbbi olarak tedavi etmek” değil, “birine davranmak” veya “bir şeyi ele almak” anlamındadır. Treat him with caution, diğerlerinin onu riskli ya da öngörülemez buldukları için onunla dikkatli biçimde etkileşim kurması demektir. Aktarılabilir yapı treat + kişi veya şey + with + tutum ya da nitelik biçimindedir. Örneğin treat someone with respect, kindness, or caution denebilir. With caution, kişinin veya şeyin nasıl ele alındığını açıklar.

Alıştırma

Cümleyi treat + kişi + with caution yapısıyla tamamlayın: Until the visitor's identity is confirmed, staff should ____.

Cevabı göster

treat the visitor with caution

and are,

2:59

ve,

we might say, Anlatım akışı

2:59

diyebiliriz ki,

Anlatım akışı

we might say: geçici bir tanım sunmak

We might say, sonraki sözlerin bir şeyi tanımlamanın veya adlandırmanın olası yollarından biri olduğunu dinleyiciye bildiren bir yorum çerçevesidir. Gerçeklerden konuşanın yorumuna geçmeye yardımcı olur. Burada might, tanımı daha az kesin hâle getirir. İfade kabaca “makul bir tanım şöyle olabilir...” demektir; birinin bu sözleri daha sonra gerçekten söyleyebileceği anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi ifade tanımı temkinli bir yorum olarak en iyi sunar? The reply was, ___, more polite than friendly.

  1. we can say
  2. we must say
  3. we might say
Cevabı göster

we might say

coldly polite.

3:00

soğuk bir şekilde naziktirler.

But when Tigger finally meets Kanga,

3:02

Fakat Tigger nihayet Kanga ile karşılaştığında,

she is immediately warm with him.

3:04

Kanga ona hemen sıcak davranır.

She thinks of him in much the same terms Kalıp ifadeler

3:06

Onu büyük ölçüde kendi çocuğu Roo'yu

as she does her own child Roo.

3:08

düşündüğü gibi düşünür.

Kalıp ifadeler

think of A in much the same terms as B: A’yı B’ye neredeyse aynı bakış açısıyla değerlendirmek

think of him in much the same terms as she does her own child ifadesi, onun Roo’yu değerlendirirken kullandığı düşünce veya ölçütlerin neredeyse aynısıyla bu kişiyi görüp anlaması demektir. Buradaki terms sözcüğü koşullar, kurallar veya okul dönemleri değil, birini görme ya da tanımlama biçimi anlamındadır. Kullanılabilir kalıp think of A in the same terms as B şeklindedir. Much karşılaştırmayı biraz daha az kesin yapar: İki bakış açısı birbirine çok yakındır ama tamamen aynı olmak zorunda değildir. as she does her own child Roo bölümünde does, tekrarı önlemek için thinks of yerine kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümle, antrenörün iki oyuncuyu neredeyse aynı zihinsel çerçeveyle gördüğünü özellikle belirtir?

  1. The coach thinks the new player is like the team captain.
  2. The coach thinks of the new player in much the same terms as the team captain.
  3. The coach treats the new player the same as the team captain.
Cevabı göster

The coach thinks of the new player in much the same terms as the team captain.

"Just because an animal is large, Dilbilgisi

3:10

"Bir hayvanın iri olması,

it doesn't mean he doesn't want kindness.

3:13

nezaket istemediği anlamına gelmez.

Dilbilgisi

Just because A, it doesn't mean B: Sırf A diye B sonucu çıkmaz

Just because A, it doesn't mean B kalıbı, tartışma sırasında A’yı bir gerçek olarak kabul eder ancak B’nin bundan otomatik olarak çıkan bir sonuç olduğunu reddeder. Burada konuşan kişi hayvanın büyük olduğunu inkâr etmez; büyük bir hayvanın şefkate ihtiyaç duymadığı veya şefkat istemediği varsayımını reddeder. Just because, birinin kanıt olarak kullandığı gerçeği sunar. Ardından it doesn't mean bu gerçekten doğrudan sonuç çıkarılmasını engeller. Yaygın ve kısa bir biçim Just because A doesn't mean B şeklindedir; burada just because yan cümlesinin tamamı doesn't mean ifadesinin öznesi olur.

Alıştırma

Hangi cümle genç olmanın otomatik olarak deneyimsiz olmak anlamına geldiği düşüncesini doğru biçimde reddeder?

  1. Just because Maya is young, it doesn't mean she is inexperienced.
  2. Just because Maya is young, she is inexperienced.
  3. Because Maya is young, it means she is inexperienced.
Cevabı göster

Just because Maya is young, it doesn't mean she is inexperienced.

However big Tigger seems to be, Dilbilgisi

3:15

Tigger ne kadar büyük görünürse görünsün,

Dilbilgisi

However + sıfat: However big Tigger seems to be

Burada however, “ama” ya da “bununla birlikte” anlamına gelmez. however + sıfat + özne + fiil yapısı dereceyle ilgili bir ödünleme anlatır: however big Tigger seems to be, “Tigger ne kadar büyük görünürse görünsün” demektir. Bu yan cümle, ana sonucu değiştirmeyen bir durumu belirtir. Büyüklük derecesi çok yüksek olsa bile ardından gelen sonuç geçerliliğini korur.

Alıştırma

Cümleyi difficult ve however + sıfat yapısıyla tamamlayın: ____ the task seems, we will finish it.

Cevabı göster

However difficult

remember that he wants as much kindness as Roo," Dilbilgisi

3:17

unutmayın ki o da en az Roo kadar nezaket istiyor,"

Dilbilgisi

as much + sayılamayan isim + as: as much kindness as

as much + sayılamayan isim + as yapısı eşit miktarları karşılaştırır. Kindness sayılamayan bir isimdir; bu nedenle much kullanılır: as much kindness as, “eşit miktarda şefkat” demektir. Burada ikinci as sözcüğünden sonraki kelimeler kısaltılmıştır. as Roo, as Roo wants ifadesinin yerini tutar; çünkü İngilizcede karşılaştırmalarda tekrarlanan sözcükler sık sık atılır.

Alıştırma

Cümleyi patience ve as much + sayılamayan isim + as yapısıyla tamamlayın: Mia needs ____ Leo.

Cevabı göster

as much patience as

says Kanga,

3:20

der Kanga;

in what might be a definition Anlatım akışı

3:21

bu, belki de sıcakkanlılık felsefesinin

Anlatım akışı

in what might be a definition ile temkinli sınıflandırma

In what might be a definition, alıntılanan ya da belirtilen bir düşünceyi tanım sayılabilecek bir şey olarak sunan bir edat öbeğidir. Buradaki what, the thing that veya a statement that anlamındaki kaynaşmış bir ilgi yapısıdır; soru başlatmaz. Might bu sınıflandırmayı temkinli hâle getirir. Yazar, bu sözlerin düşünceyi bir tanım gibi özetlediğini öne sürer ancak bunların tek ya da resmî tanım olduğunu iddia etmez. Böylece ifade önceki bilgiyi sınıflandırırken başka yorumlara da yer bırakır.

Alıştırma

in what might be a definition okura ne anlatır?

  1. Bu sözlerin tek resmî tanım olduğunu belirtir.
  2. Okurdan eksik bir tanım sağlamasını ister.
  3. Yakındaki sözleri temkinli biçimde olası bir tanım olarak sunar.
Cevabı göster

Yakındaki sözleri temkinli biçimde olası bir tanım olarak sunar.

of the essence of the philosophy of warmth.

3:23

özünün bir tanımı olabilir.

Sometimes it's deeply generous

3:26

Bazen,

to think that another person may be more elevated than us.

3:27

başka bir kişinin bizden daha yüce olabileceğini düşünmek derinden cömertçe bir şeydir.

Collectively,

3:31

Toplu olarak,

we've taken this thought very much to heart. Deyimler

3:32

bu düşünceyi çok benimsedik.

Deyimler

taken this thought very much to heart: take something to heart deyimi

Take something to heart, bir düşünceyi, tavsiyeyi veya eleştiriyi önemli görüp düşüncelerinizi ya da davranışlarınızı güçlü biçimde etkilemesine izin vermek anlamına gelen bir deyimdir. Cümlede this thought, taken ile to heart arasına yerleştirilen nesnedir; very much ise benimseme derecesini güçlendirir. İfade fiziksel kalple ilgili değildir. We've taken biçimindeki present perfect, daha önceki benimsemenin bugünü hâlâ etkilediğini gösterir. Bu bağlamda very much, insanların düşünceyi neredeyse gereğinden fazla benimsediğini de ima edebilir ve cümleye hafif eleştirel ya da ironik bir ton verir.

Alıştırma

Hangi cümle Nora'nın öğretmeninin geri bildirimini ciddiye aldığı anlamına gelir?

  1. Nora took heart before reading her teacher's feedback.
  2. Nora took her teacher's feedback to heart.
  3. Nora gave her teacher heartfelt feedback.
Cevabı göster

Nora took her teacher's feedback to heart.

We've internalized distance and learnt caution,

3:34

Mesafeyi içselleştirdik ve temkinli olmayı öğrendik,

moving on from the naivety of the small child Öbek fiiller

3:37

o küçük çocuğun naifliğinden uzaklaşarak

Öbek fiiller

moving on from: bir aşamayı geride bırakmak

Burada moving on from, bir aşamayı ya da durumu geride bırakıp onun ötesine geçmek anlamına gelir. Fiziksel hareketi değil, zaman içindeki bir değişimi anlatır. Kalıp move on from + geride bırakılan deneyim, inanç, alışkanlık veya aşamadır. Bu cümlede from sonrasında küçük çocuğun saflığı yer alır.

Alıştırma

Hangi cümle, geride bırakılan deneyimi belirtmek için move on from ifadesini doğru kullanıyor?

  1. After the argument, Nina found it hard to move on what had happened.
  2. After the argument, Nina found it hard to move on from what had happened.
  3. After the argument, Nina found it hard to move on to what had happened.
Cevabı göster

After the argument, Nina found it hard to move on from what had happened.

who wonders sweetly,

3:40

tatlı tatlı şunu merak ederiz:

"When you're sad,

3:41

"Üzgün olduğunda,

if you might like to sniff their grimy blanket?" Ton ve niyet

3:42

kirli battaniyelerini koklamak ister misin?"

Ton ve niyet

if you might like to: çekingen bir teklif

Bu cümlede if you might like to, olası bir eylemi çok nazik ve çekingen biçimde sunar: çocuk, dinleyenin rahatlamak için battaniyeyi koklayabileceğini önerir. Bu, gerçek bir “eğer... o zaman...” koşulu değildir. If, might ve like to birkaç kat mesafe ekler; böylece konuşan kişi karşısındakinin ne istediğini varsaymaz. Cümle, eksiltili ve çocuksu bir sorudur; standart tam çerçeve I wondered if you might like to.... biçimindedir.

Alıştırma

Hangi cümle if you might like to kullanarak nazik ve baskısız bir davet yapıyor?

  1. I was wondering if you might like to join our table.
  2. If you like our table, you must join it.
  3. You might join our table now.
Cevabı göster

I was wondering if you might like to join our table.

But the warm person knows

3:45

Fakat sıcakkanlı kişi bilir ki,

that however solid and dignified someone appears on the outside, Dilbilgisi

3:46

birisi dışarıdan ne kadar sağlam ve saygın görünürse görünsün,

Dilbilgisi

However + sıfat + özne + appears

however solid and dignified someone appears ifadesinde however, “ancak” değil, “ne kadar … olursa olsun” anlamına gelir. Bir ödünleme yan cümlesi başlatır: Bir kişi çok dengeli ve ağırbaşlı bir izlenim verse bile ana ifade geçerliliğini korur. Kalıp however + sıfat/zarf + özne + fiil şeklindedir. Burada solid and dignified, someone appears ifadesinin önüne getirilerek dışarıdan oluşan izlenimin derecesinin sonraki gerçeği değiştirmediği gösterilir.

Alıştırma

Hangi cümlede however, aynı “ne kadar … olursa olsun” anlamıyla kullanılmıştır?

  1. However calm he appears, he is still worried.
  2. He is, however, much calmer today.
  3. He appears calm; however, he is still worried.
Cevabı göster

However calm he appears, he is still worried.

behind the scenes, Deyimler

3:50

perde arkasında,

Deyimler

Behind the scenes: perde arkasında olanlar

Behind the scenes, gerçek anlamıyla bir tiyatroda veya yapımda seyirciden uzaktaki alanı ya da etkinliği ifade eder. Burada mecaz anlamdadır: Halkın göremediği özel gerçeklere, çalışmalara, kararlara veya zorluklara işaret eder. Bu ifade çoğu zaman özenli bir dış görünüşü, gözlerden uzakta gerçekten yaşananlarla karşılaştırır. Kamuya açık olmayan bir şeyi anlatır, ancak kendiliğinden sahtekârlık anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi “halkın göremediği bir yerde” anlamına gelen kalıpla tamamlayın: The concert looked effortless, but dozens of people were working ____ to make it happen.

Cevabı göster

behind the scenes

there will inevitably be a struggling self,

3:52

kaçınılmaz olarak mücadele eden bir benlik olacaktır;

potentially awkward,

3:55

potansiyel olarak beceriksiz,

easily bemused,

3:56

kolayca şaşkına dönen,

beset by physical appetites, Kelime

3:57

fiziksel arzuların kuşattığı,

Kelime

beset by physical appetites: bedensel dürtülerle kuşatılmış

Beset by, çeşitli baskılar sanki birden fazla yönden yaklaşıyormuş gibi, bir şey yüzünden tekrar tekrar veya yoğun biçimde sıkıntı çekmek anlamına gelir. bothered by ifadesinden daha güçlü ve daha resmîdir. Yaygın kalıp be + beset by + sorun veya baskı kaynağı şeklindedir. Burada beset by physical appetites, söz edilen kişiyi betimleyen bir ortaç öbeğidir. Physical appetites yalnızca yemek yeme isteğini değil; açlık, dinlenme ve rahatlık gibi bedensel istek ve ihtiyaçları geniş anlamda ifade eder.

Alıştırma

Bu bağlamda beset by physical appetites ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Bir anlığına biraz acıkmak
  2. Bir grup yemeğin yanında durmak
  3. Bedensel istek ve ihtiyaçlar yüzünden tekrar tekrar sıkıntı çekmek
Cevabı göster

Bedensel istek ve ihtiyaçlar yüzünden tekrar tekrar sıkıntı çekmek

on the verge of loneliness, Kalıp ifadeler

4:00

yalnızlığın eşiğinde,

Kalıp ifadeler

on the verge of loneliness: yalnızlığın eşiğinde

On the verge of, bir duruma girmeye veya bir şeyin gerçekleşmesine çok yakın olmak anlamına gelir. Bir eşik görüntüsü verir: değişim henüz tam olarak gerçekleşmemiştir, ancak yakın görünür. Kalıp on the verge of + isim veya -ing biçimi şeklindedir. Burada ardından loneliness ismi gelir; dolayısıyla ifade, kişinin hâlihazırda tamamen yalnız olduğunu değil, yalnızlık durumuna girmek üzere olduğunu anlatır.

Alıştırma

Cümleyi bu nottaki, bir değişime çok yakın olmayı anlatan dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: After months of testing, the team is ____ launching the new app.

Cevabı göster

on the verge of

and frequently in need of nothing more subtle Notlar

4:01

ve sıklıkla

Kalıp ifadeler

in need of + isim öbeği

in need of, “gerekli ya da yararlı bir şeye ihtiyaç duyan” anlamına gelir. Burada need, in need of kalıbının içindeki bir isimdir; of ise ihtiyaç duyulan şeyi getirir: nothing more subtle. Tekrar kullanılabilen yapı be in need of + isim veya isim öbeğidir; örneğin be in need of repairs. Bu ifade, ihtiyacı kişisel bir istekten çok bir durum olarak sunar.

Alıştırma

“Onarım gerektiriyor” anlamındaki sabit ifadeyle cümleyi tamamlayın: The old bridge is ____ repairs.

Cevabı göster

in need of

or elevated than a cheese sandwich,

4:04

bir peynirli sandviç,

Dilbilgisi

nothing more subtle or elevated than + isim

nothing more subtle or elevated than, ihtiyaç duyulan şey için bir üst sınır koyar. in need of ifadesinden sonra, daha incelikli veya yüce bir şeye gerek olmadığını; sıradan bir peynirli sandviçin yeterli olduğunu anlatır. Mizah, subtle ve elevated gibi gösterişli sıfatların çok sıradan bir yiyecek için kullanılmasından doğar. İfade sandviçi incelikli ya da yüce diye övmez; gerçek ihtiyacın ne kadar basit olduğunu vurgular.

Alıştırma

Bu yapı burada ne anlama geliyor? After the long hike, we wanted nothing more subtle or elevated than hot soup.

  1. Sıcak çorba diğer tüm yiyeceklerden daha seçkin görünüyordu.
  2. Sıcak çorbadan daha gelişmiş bir şey istiyorduk.
  3. Tek istediğimiz basit bir sıcak çorbaydı.
Cevabı göster

Tek istediğimiz basit bir sıcak çorbaydı.

a glass of milk,

4:07

bir bardak süt,

and a hug.

4:08

ve bir sarılmadan daha ince veya yüce hiçbir şeye ihtiyaç duymayan bir benlik.