Mini Bluey | Tam Bölüm - Sezon 3 | Bluey: İngilizce çalışma notları
Bluey - Official Channel
Video özeti: Bluey ve Bingo, anne babaları iki kardeşin neden bu kadar farklı olduğunu sorgulayınca rollerini değiştirmeyi dener; ancak bu deneme ailenin tam olarak bir Bluey’ye ve bir Bingo’ya ihtiyaç duyduğunu gösterir. Başlıca İngilizce noktaları: 1. I'll tell you this for free. — Deyimler ve mecaz ifadeler: Bu ifadeyi, ücretsiz bilgi verme anlamında değil, konuşma dilinde bir fikri güçlü biçimde söyleme yolu olarak anlayın; özellikle karakter rahat ama vurgulu bir yorum yaparken kullanılır. 2. Let's find out if he's cereal. — Deyimler ve mecaz ifadeler: “cereal” ile “serious” arasındaki ses oyununu fark edin; aynı zamanda “find out if ...” yapısının birinin söylediğinde gerçekten ciddi olup olmadığını kontrol etmek için kullanıldığını görün. 3. You're freaking me out. — Öbek fiiller: “freak someone out” ifadesini birini korkutmak ya da çok huzursuz etmek anlamına gelen ayrılabilir bir öbek fiil olarak tanıyın; böylece tuhaf veya ürkütücü davranışlara verilen tepkileri takip edebilirsiniz.
Bu derste
as quiet as Bingo: as + sıfat + as
as + sıfat + as + karşılaştırma noktası yapısı, iki kişi ya da şeyin bir özellik bakımından aynı veya neredeyse aynı derecede olduğunu belirtir. as quiet as Bingo ifadesinde quiet özelliği, Bingo ise karşılaştırma noktasını gösterir. Burada bu yapı nazik bir istekte bulunur: Bluey'den kısa bir süre Bingo kadar sessiz kalması istenir. Bingo karşılaştırma ölçütüdür; bir eylem değildir.
Alıştırma
as + sıfat + as yapısını fast ve Leo ile tamamlayın: Noah can run ____.
Cevabı göster
as fast as Leo
I can't find your library books and they're due back. Kelime
0:32kütüphane kitaplarını bulamıyorum ve iade tarihleri gelmiş.
they're due back: geri verme için be due back
They're, they are ifadesinin kısaltmasıdır ve they sözcüğü kütüphane kitaplarını belirtir. Ödünç alınan bir eşya için be due back, eşyanın belirtilen ya da bağlamdan anlaşılan bir zamanda geri verilmesinin beklendiğini ifade eder. Back, eşyanın geldiği yere veya kişiye geri götürülmesini belirtir. Kitapların zaten geri geldiği anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu geri verme hatırlatmasını be due back ile tamamlayın: The borrowed tablet ____ on Friday.
Cevabı göster
is due back
Bir şeyi ararken Have you seen ...?
Have you seen ...? İngilizcedeki present perfect yapısını kullanır: have + özne + seen geçmiş zaman ortacı. Burada dinleyicinin kayıp nesneyi şu ana kadar herhangi bir zamanda görüp görmediği sorulur. Nesne hâlâ arandığı için geçmişte görülmüş olması şimdi bir ipucu sağlayabilir. Soru, geçmişteki belirli ve bitmiş tek bir ana odaklanmaz.
Alıştırma
Soruyu see fiilinin geçmiş zaman ortacıyla tamamlayın: Have you ____ my blue hat?
Cevabı göster
seen
You have to keep better track of your things. Kalıp ifadeler
0:41Eşyalarına daha iyi sahip çıkmalısın.
keep better track of: işleri daha dikkatli yönetmek
Keep track of, bir şeyin nerede olduğunu veya mevcut durumunu sürekli olarak bilmek ve takip etmek anlamına gelir. Bu ifadede track, bilgi takibini anlatır; koşu pisti anlamına gelmez. Better, dinleyicinin bunu eskisinden daha dikkatli yapması gerektiğini belirtir. Burada keep better track of your things, eşyaların kaybolmaması için nerede olduklarına daha çok dikkat etmek demektir.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için keep, better, track ve of sözcüklerini doğru sıraya koyun: I need to ____ my appointments.
Cevabı göster
keep better track of
Bingo puts hers in a neat pile when she's read them. Kalıp ifadeler
0:45Bingo okuduğu kitapları düzgün bir şekilde üst üste koyuyor.
puts hers in a neat pile: düzenleme sonucu ve tek başına kullanılan hers
put + nesne + in a neat pile kalıbında nesneler, sonunda tek ve düzenli bir yığın oluşturacak biçimde yerleştirilir. Burada Bingo, kitaplarını okuduktan sonra bu şekilde düzenler; in a neat pile eylemin sonucunu anlatır. Hers, her books ifadesinin yerine tek başına kullanılan bir iyelik zamiridir. Bingo'nun kendisini anlatmaz ve arkasından bir isim gelmesine gerek yoktur.
Alıştırma
Resimlerin sonunda tek ve düzenli bir yığın oluşturduğunu belirtmek için nottaki ifadeyi aynen kullanarak cümleyi tamamlayın: After class, Ava puts her drawings ____.
Cevabı göster
in a neat pile
Orders up: yemeğin hazır olduğunu bildiren restoran çağrısı
Bu sahnede Orders up., sipariş edilen yemeğin alınmaya veya servis edilmeye hazır olduğunu bildiren kısa bir restoran çağrısıdır. Restorancılık oyununda bile konuşan kişiyi aşçı ya da servis görevlisi gibi gösterir. Up, kalıplaşmış çağrının bir parçasıdır; siparişin yukarı doğru hareket ettiği anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir kafenin teslim tezgâhında biri “Orders up!” diye sesleniyor. Bu çağrı ne anlama gelir?
- Müşterilerin ayağa kalkması gerekiyor.
- Yemek alınmaya veya servis edilmeye hazır.
- Daha fazla yemek sipariş edilmesi gerekiyor.
Cevabı göster
Yemek alınmaya veya servis edilmeye hazır.
I thought you did: daha önce geçen bir fiil grubunun yerine kullanılan did
Burada did, daha önce geçen liked cheese and jam fiil grubunun yerini tutar. Bu nedenle I thought you did, “Peynir ve reçeli sevdiğini sanıyordum.” anlamına gelir. Did yeni bir eylem belirtmez. İngilizcede, anlamı zaten belli olan bir fiil grubunu tekrarlamamak için sık sık do, does veya did kullanılır. I thought you did ifadesinde did geçmiş zamanı taşır; dinleyici ise eksik bırakılan anlamı konuşmadan çıkarır.
Alıştırma
Bu bağlamda “I thought you did” cümlesindeki did neyin yerini tutuyor?
- prepared cheese and jam
- liked cheese and jam
- thought about cheese and jam
Cevabı göster
liked cheese and jam
How can you two come from the same parents, Anlatım akışı
1:01Siz ikiniz nasıl aynı anne babadan gelip,
How can ... but ...?: şaşırtıcı bir karşıtlık kurmak
you two öznesini üç eş görevli düşünce izler. Come from the same parents ve be raised in the same house önce ortak bir arka plan oluşturur; but ise beklenmedik sonuç olarak be completely different bölümünü getirir. Bu bilgi sırası, karşıtlığı cümlenin ana noktası yapar. Buradaki How can ...? retorik bir sorudur. Konuşan kişi öncelikle gerçeklere dayalı bir açıklama istemek yerine şaşkınlığını ve anlam veremediğini gösterir.
Alıştırma
Bu sorunun söylemdeki temel işlevi nedir?
- İki ebeveynin adını sorar.
- İki kişinin farklı evlerde büyüdüğünü belirtir.
- Ortak bir arka plan ile farklı bir sonucu karşılaştırarak şaşkınlığı vurgular.
Cevabı göster
Ortak bir arka plan ile farklı bir sonucu karşılaştırarak şaşkınlığı vurgular.
Gayriresmî ve vurgulu bir giriş olarak I'll tell you this for free
I'll tell you this for free, konuşanın açık, kesin veya dinlemeye değer bulduğu bir görüşü ya da uyarıyı sunmak için kullandığı gayriresmî bir ifadedir. Bu cümlede yaklaşık olarak “bunu sana güvenle söyleyebilirim” anlamına gelir. Buradaki for free fiyatla ilgili değildir; ifadeye şakacı bir vurgu katar. Konuşan, sonraki görüşünü sanki yararlı bir bilgiyi ücretsiz veriyormuş gibi sunar.
Alıştırma
Kesin bir görüşü sunan gayriresmî ifadeyi tamamlayın: I'll tell you this for ____: leaving now is the safest choice.
Cevabı göster
free
Şimdiki gerçek dışı koşul için would be ... if ...
Sonuç cümleciği would be a lot easier hayal edilen sonucu, if you were both the same ise koşulu verir. Kalıp, sonuç cümleciğinde would + fiilin yalın hâli ve koşul cümleciğinde if + geçmiş zaman biçimidir. Burada were, durumu geçmiş zamana yerleştirmez. Şimdiki bir durumu gerçek dışı veya gerçeğin tersi olarak gösterir: iki kişi aynı değildir, ancak konuşan bu ihtimali hayal eder.
Alıştırma
Hangi cümle, haritaya sahip olmayı şu anda gerçek olmayan veya hayal edilen bir koşul olarak sunuyor?
- The trip will be easier if we had a map.
- The trip would be easier if we had a map.
- The trip would be easier because we had a map.
Cevabı göster
The trip would be easier if we had a map.
Güçlü katılma anlamındaki Tell me about it.
Burada Tell me about it., “Ne demek istediğini çok iyi biliyorum” veya “Ben de aynı şeyi hissediyorum” anlamına gelen bir deyimdir. Bir şikâyete ya da can sıkıcı bir gözleme güçlü biçimde katılmayı ifade eder; daha fazla bilgi istemez. Aynı sözler başka bir bağlamda gerçek anlamıyla kullanılabilir. Bu yüzden diğer kişinin az önce ne söylediğine ve konuşma tonuna dikkat et. Ortak bir şikâyetin ardından genellikle deyimsel anlam kastedilir.
Alıştırma
A: The traffic was awful this morning. B: Tell me about it. B ne demek istiyor?
- Lütfen trafikle ilgili her ayrıntıyı anlat.
- Herhangi bir trafik olduğuna inanmıyorum.
- Ne demek istediğini çok iyi biliyorum; benim için de berbattı.
Cevabı göster
Ne demek istediğini çok iyi biliyorum; benim için de berbattı.
keep setting them up: nesneleri tekrar tekrar düzenlemek
keep setting them up ifadesinde keep + fiil-ing, eylemi tekrar tekrar yapmak veya sürdürmek anlamına gelir. Soru, aynı eylemin neden sürekli tekrarlandığını sorar. Burada set the objects up, nesneleri hazır, dik veya doğru konumda olacak şekilde yerleştirmek ya da düzenlemek demektir. Nesne them gibi bir zamir olduğunda set ile up arasına gelir: set them up denir, set up them denmez. set up ifadesinin anlamını nesne ve durum belirler. Oyuncaklar veya başka nesneler yerleştiriliyorsa fiziksel bir düzenleme anlatılır; bir kişiye tuzak kurmak anlamına gelmez.
Alıştırma
The wind knocks over the signs, but Lee keeps setting them up. Lee ne yapıyor?
- Tabelaları tekrar tekrar yerlerine koyuyor.
- Tabelaları tekrar tekrar saklıyor.
- Tabelaları yapan insanlara tuzak kuruyor.
Cevabı göster
Tabelaları tekrar tekrar yerlerine koyuyor.
Bir şeyi uzatırken Here you go
Here you go, birine istediği bir şeyi uzatırken ya da küçük bir yardımı tamamladığınız anda kullanılan kalıplaşmış bir ifadedir. Bu cümlede “Buyur” anlamına gelir. Buradaki go hareket bildirmez. İfadenin bütünü, verme ya da yardım etme işinin artık tamamlandığını gösterir.
Alıştırma
Bir sınıf arkadaşınıza istediği kalemi uzatıyorsunuz. Söylenebilecek en doğal ifade hangisidir?
- Here you go.
- I have to go.
- Go over there.
Cevabı göster
Here you go.
Başlığı tanıtan This episode of ... is called ...
This episode of X is called Y kalıbı bilgiyi iki adımda verir. Önce This episode of X hangi bölümden söz edildiğini belirtir. Ardından is called Y bölümün başlığını tanıtır. Buradaki called, “adı” ya da “başlığı” anlamındadır; birine seslenilmesi veya telefon edilmesi anlamına gelmez. Aynı kalıp bir programın, podcast'in veya video serisinin bir bölümünü tanıtabilir.
Alıştırma
Başlık tanıtma kalıbını tamamlayın: This episode of ... is called ...: This episode of our podcast ____ The Secret Garden.
Cevabı göster
is called
Let me introduce you to ...: yönlendirici bir tanıştırma kalıbı
Let me introduce you to ... bir tanıştırmaya nazikçe ve yönlendirerek başlamanın yoludur. introduce you to X yapısında you tanıştırılan kişi ya da dinleyici kitlesidir; X ise sunulan kişi, grup, şey veya fikirdir. Burada X, us sözcüğüdür. Us konuşan kişiyi de içerdiği için cümle, konuşan kişiyle arkadaşını tek bir grupmuş gibi eğlenceli biçimde sunar. Birini yeni bir kişiyle veya konuyla tanıştırırken bu kalıp yeniden kullanılabilir.
Alıştırma
Tanıştırma cümlesini eksik edatla tamamlayın: Let me introduce you ____ our new librarian.
Cevabı göster
to
just like me: güçlü benzerlik, hoşlanmak değil
Just like me, bana çok benziyor anlamına gelir. be + like + isim veya zamir yapısı bir kişiyi ya da şeyi başka biriyle veya şeyle karşılaştırır; just ise benzerliği güçlendirir. Burada like, hoşlanmak veya sevgi duymak anlamındaki fiil değil, benzer anlamı veren bir edattır. Bu ifade davranışı, kişiliği, görünüşü veya alışkanlıkları anlatabilir; her yönüyle tamamen aynı olmak zorunda değildir.
Alıştırma
Hangi cümle Maya’nın konuşan kişiye çok benzediği anlamına gelir?
- Maya likes me.
- Maya is just like me.
- Maya would like to meet me.
Cevabı göster
Maya is just like me.
Have some ... ile samimi bir şekilde yiyecek veya içecek ikram etmek
Have some + yiyecek veya içecek, birine bir şey ikram etmenin samimi bir yoludur. Bu cümlede have, “sahip olmak” değil, “yemek, içmek veya tadını çıkarmak” anlamına gelir. Cümle biçim olarak emir cümlesi olsa da burada emir vermek yerine davet eder. Some, miktarın belirtilmediğini gösterir; yani kesin bir miktar verilmez.
Alıştırma
Samimi teklifi Have some ... kalıbını aynen kullanarak tamamlayın: ____ cake before you go.
Cevabı göster
Have some
This is gonna be a long day: sorun beklemek
This is gonna be a long day, önümüzdeki saatlerin yorucu, zor veya sorunlarla dolu olacağını öngörmek için sıkça kullanılır. Long, günün gerçek süresinin değişmesini değil, günün nasıl hissedileceğini anlatır. Bu cümle çoğu zaman ilk sorun belirtisi ortaya çıktığında hafif mizahi bir tepki olarak kullanılır. Konuşan kişi durumu kabullenmiş gibidir ve daha fazla zorluk bekler.
Alıştırma
Bir iş arkadaşı bozuk bir yazıcı ve üç acil görev görüyor. “This is gonna be a long day” büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Konuşan kişi günün sonsuza kadar sürmesini istiyor.
- Günün zor ve yorucu geçmesi muhtemel.
- Gün gerçekten daha fazla saat içerecek.
Cevabı göster
Günün zor ve yorucu geçmesi muhtemel.
Oh, I like to say cereal instead of serious. Deyimler
2:09Ah, ciddi demek yerine mısır gevreği demeyi severim.
cereal instead of serious: benzer sesli bir kelime şakası
Bu cümlede serious yerine, ona yakın duyulan cereal sözcüğü bilerek kullanılarak bir ses şakası yapılıyor. Serious “şaka olmayan” veya “önemli” anlamına gelirken cereal kahvaltılık gevrek demektir. Konuşan kişi yiyecekten değil, eğlenceli bir konuşma alışkanlığından söz ediyor. say X instead of Y kalıbı, normalde Y beklenecek yerde X kullanmak anlamına gelir. Burada X cereal, Y ise serious sözcüğüdür; anlamların uyuşmaması çocukça bir kelime oyunu yaratır.
Alıştırma
İngilizce cümlenin tamamını dinleyin ve duyduğunuzu seçin. cereal ve serious sözcüklerinin son hecelerine odaklanın.
- As a joke, I say serious instead of cereal.
- As a joke, I say cereal instead of serious.
- As a joke, I say cereal instead of curious.
Cevabı göster
As a joke, I say cereal instead of serious.
I'll show you how I dance: how'dan sonra düz cümle dizilişi
I'll show you how I dance, konuşan kişinin kendi dans etme biçimini göstereceği anlamına gelir. Buradaki how I dance, daha büyük bir cümlenin içine yerleşmiş bir how yan cümlesidir ve gösterilecek biçimi belirtir. How yan cümlesi daha büyük bir düz cümlenin içinde olduğu için how + özne + fiil dizilişini, yani how I dance biçimini kullanır. how do I dance gibi doğrudan soru dizilişini kullanmaz. Aynı yapı show, tell ve teach gibi fiillerden sonra da gelebilir.
Alıştırma
How yan cümlesini tamamlamak için şu sözcükleri doğru sıraya koyun: how / I / fold / the paper. Watch closely. I'll show you ____.
Cevabı göster
how I fold the paper
Belirsiz bir kategori için this sort of thing
Burada this sort of thing kabaca “bu tür bir hareket” anlamına gelir. Thing fiziksel bir nesnenin adı değildir; konuşanın gösterdiği hareketin yerini tutar. Kesin ad bilinmediğinde, adı söylemek gerekmediğinde veya durumdan zaten anlaşıldığında bir şeyi geniş bir kategoriye koymak için this/that sort of thing kullanılır.
Alıştırma
Asıl cümlede this sort of thing ne anlama gelir?
- Bir dans hareketinin resmî adı
- Belirli bir fiziksel nesne
- Gösterilen hareketin genel türü
Cevabı göster
Gösterilen hareketin genel türü
Gündelik bir özeti yumuşatan sort of just
Bu cümlede sort of just anlatımı yumuşatır. Sort of iddiayı daha az kesin veya mutlak hâle getirirken just konuşmayı, konuşanın yaptığı basit ve temel şey olarak sunar. Bu sözcükler birlikte gündelik bir öz özet oluşturur: “Aşağı yukarı sürekli konuşuyorum.” Buradaki sort of bir konuşma türünü sınıflandırmaz.
Alıştırma
And I sort of just talk all the time. cümlesinde sort of just ifadesinin temel görevi nedir?
- İfadeyi yumuşatır ve gündelik bir öz özet gibi duyulmasını sağlar.
- Talk sözcüğünü belirli bir nesne türü olarak sınıflandırır.
- Konuşanın yalnızca tek bir konu hakkında konuştuğu anlamına gelir.
Cevabı göster
İfadeyi yumuşatır ve gündelik bir öz özet gibi duyulmasını sağlar.
It doesn't even need to make sense. Kalıp ifadeler
2:23Bunun bir anlam ifade etmesine bile gerek yok.
doesn't even need to make sense: mantıklı olması bile gerekmiyor
Make sense, “anlaşılır veya mantıklı olmak” demektir. Buradaki sense, bedensel bir duyuyu değil, anlamı ya da mantığı ifade eder. Doesn't even need to make sense, bir şeyin mantıklı olmasının hiç gerekmediğini söyler. Even, bu temel beklentinin bile şaşırtıcı biçimde gerekli olmadığını vurgular.
Alıştırma
“Mantıklı veya anlaşılır olmak” anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: A dream doesn't even need to ____.
Cevabı göster
make sense
I like to just leave my toys on the ground. Kalıp ifadeler
2:45Oyuncaklarımı yerde bırakmayı severim.
leave my toys on the ground: leave + nesne + yer
Buradaki leave, “bir şeyi bir yerde kalacak şekilde bırakmak” demektir; “ondan uzaklaşmak” anlamına gelmez. Leave my toys on the ground, konuşan kişi oyuncakları toplamadığı için onların yerde kaldığını ifade eder. Yeniden kullanılabilen yapı leave + nesne + yer veya durum biçimindedir. Yapı sonuca odaklanır: nesne orada ya da o durumda kalır.
Alıştırma
“Bir şeyin bir yerde kalmasını sağlamak” anlamındaki fiille cümleyi tamamlayın: Please don't ____ your wet towel on the floor.
Cevabı göster
leave
tidy them away: eşyaları düzenleyip yerlerine kaldırmak
Burada tidy them away, eşyaları düzenleyip ait oldukları yere geri koymak anlamına gelir. Away sonucu belirtir: eşyalar dışarıda bırakılmak yerine kaldırılmıştır. Tidy ... away ayrılabilen bir öbek fiildir. Nesne bir zamirse tidy ile away arasına gelir: tidy them away denir, tidy away them denmez.
Alıştırma
İsteği tidy ... away ile tamamlayın: Please ____ the blocks ____ before dinner.
Cevabı göster
tidy · away
It doesn't make much difference: sonuç üzerinde az etki
Make a difference, bir sonucu etkilemek veya önemli bir ayrım yaratmak anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. It doesn't make much difference, bir seçimin ya da değişikliğin yalnızca küçük bir etkisi olduğunu ve sonuçların neredeyse aynı kaldığını belirtir. Much, bu ifadeyi makes no difference kadar kesin olmaktan çıkarır; yine de küçük bir fark bulunabilir. Bir öneriye yanıt olarak söylendiğinde, konuşanın bu önerinin pek yardımcı olmayacağını düşündüğünü de gösterebilir.
Alıştırma
İki seçeneğin sonucunun neredeyse aynı olduğunu belirten kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: It doesn't make much ____ whether we take the bus or walk.
Cevabı göster
difference
But I don't really listen to the whole answer. Kalıp ifadeler
3:02Ama cevabın tamamını pek dinlemem.
don't really listen to the whole answer: cevabın tamamını gerçekten dinlememek
Bu cümlede listen to the whole answer, cevabın yalnızca bir bölümünü duymak yerine başından sonuna kadar dikkatle dinlemek anlamına gelir. Whole, answer sözcüğünü niteler ve cevabın hiçbir bölümünün atlanmadığını vurgular. Don't really, bu itirafı biraz yumuşatır: Konuşan kişi uygulamada cevabın tamamını dinlemediğini söylüyor. Bu, hiçbir şey duymadığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Burada “I don't really listen to the whole answer” ne anlama geliyor?
- Konuşan kişiyi hiç duyamıyorum.
- Cevabın sağlıksız olduğunu düşünüyorum.
- Genellikle cevabı başından sonuna kadar dinlemem.
Cevabı göster
Genellikle cevabı başından sonuna kadar dinlemem.
Ooh, and if I see a bum, I give it a little bum-di-di-bom. Dilbilgisi
3:05Ooo, ve eğer bir popo görürsem, ona biraz bum-di-di-bom yaparım.
if I see ..., I give ... ile tekrarlanan bir tepki anlatmak
Burada if I see ..., I give ... yapısı, tekrarlanan ve otomatik bir tepkiyi anlatmak için iki cümlecikte de geniş zaman kullanır: Konuşan kişi bunu her gördüğünde o hareketi yapar. Belirli bir gelecek olaydan değil, bir alışkanlıktan söz edilir. Bum-di-di-bom, harekete eşlik eden, şakacı ve uydurma ritmik bir ifadedir. Başka durumlara aktarılabilen yapı, bir koşul oluştuğunda düzenli olarak gerçekleşen şeyleri anlatmak için if + geniş zaman, geniş zaman biçimidir.
Alıştırma
Hangi cümle belirli bir gelecek olasılığı yerine tekrarlanan bir tepkiyi anlatır?
- If the dog heard the doorbell, it would bark.
- If the dog hears the doorbell, it runs to the door.
- If the dog hears the doorbell tonight, it will wake the baby.
Cevabı göster
If the dog hears the doorbell, it runs to the door.
I need you to ile doğrudan görev verme
I need you to + fiilin yalın hâli, açık bir gereklilik belirtmek veya görev vermek için sıkça kullanılır. Burada “Senden yapmanı istediğim şey bu” anlamına gelir; konuşanın dinleyiciye duygusal olarak ihtiyaç duyduğu anlamına gelmez. Yapı need + kişi + to + fiilin yalın hâli şeklindedir. Eylemi konuşanın bakış açısından gerekli gösterdiği için tarafsız bir ricadan daha yönlendirici duyulur.
Alıştırma
Doğrudan görev vermek için need + kişi + to yapısıyla cümleyi tamamlayın: I ____ put the chairs away before you leave.
Cevabı göster
need you to
Where do you think you're going? ile karşı çıkma
Dil bilgisi açısından bir varış noktası sorsa da Where do you think you're going? çoğu zaman ayrılan veya izinsiz bir yere giden kişiye karşı çıkmak için kullanılır. Bu sahnede konuşan kişi yalnızca nereye gidildiğini öğrenmeye değil, diğer kişiyi durdurmaya çalışmaktadır. do you think bölümü karşı çıkma ve otorite gösterme gücü katar; yaklaşık olarak “Gidebileceğini sana düşündüren ne?” anlamındadır. Dinleyen kişinin yalnızca bir yer adı söylemek yerine açıklama yapması veya durması gerekebilir.
Alıştırma
Bir genç, ev işini bitirmeden kapıya yöneliyor. Where do you think you're going? diyen kişi büyük olasılıkla ne yapıyor?
- Genci bir varış noktası seçmeye davet etmek.
- Gencin ayrılma girişimini durdurmak ve sorgulamak.
- Gençten kibarca yol tarifi istemek.
Cevabı göster
Gencin ayrılma girişimini durdurmak ve sorgulamak.
Let's find out if he's cereal: cereal ve serious arasındaki ses şakası
Let's find out if ... ifadesi “... olup olmadığını öğrenelim ya da kontrol edelim” anlamına gelir. if yan cümlesi kontrol edilecek evet-hayır sorusunu verir; burada soru, onun ciddi olup olmadığıdır. Bu şakacı cümlede cereal ve serious benzer duyulduğu için serious yerine cereal kullanılır. Buradaki cereal kahvaltılık gevrek anlamında değildir; çocuk, onun ciddi olup olmadığını sorarken sese dayalı şakayı sürdürür.
Alıştırma
Let's find out if he's cereal? cümlesindeki cereal neden komiktir?
- Cereal, serious anlamına gelen resmî bir sıfattır.
- Onun gerçekten bir kahvaltılık yiyecek olduğunu söylüyor.
- İki sözcük benzer duyulduğu için serious yerine şakacı biçimde kullanılıyor.
Cevabı göster
İki sözcük benzer duyulduğu için serious yerine şakacı biçimde kullanılıyor.
excuse me, big fella: kibar bir giriş ve şakacı bir hitap
Excuse me, birinin dikkatini kibarca çekmek veya sözünü kesmeye başlamak için kullanılır. Big fella ise konuşulan kişiye doğrudan seslenen gündelik bir lakaptır. Burada big fella gerçek anlamlı bir betimlemeden çok sevecen ve takılmacı bir hitap gibi duyulur. Kişinin gerçekten iri olduğu anlamına gelmek zorunda değildir. Excuse me ile birlikte kullanılması, girişi bilerek kibar ama aynı zamanda şakacı yapar.
Alıştırma
Um, excuse me, big fella? cümlesinde big fella büyük olasılıkla nasıl bir işlev görür?
- Resmî bir meslek unvanı
- Ona sevecen ve şakacı biçimde hitap etme yolu
- Onun fiziksel olarak mutlaka iri olduğunu söyleyen gerçek anlamlı bir ifade
Cevabı göster
Ona sevecen ve şakacı biçimde hitap etme yolu
you're talking about ve düşürülmüş ilgi zamiri
you're talking about, These grass clippings ifadesinden sonra gelir ve hangi çim kırpıntılarının kastedildiğini belirtir. Yeni bir ana cümle başlatmaz. Tam biçimi These grass clippings that you're talking about şeklindedir. that, about edatının nesnesi olduğu için özellikle konuşmada düşürülebilir.
Alıştırma
Kitabı belirlemek için nesne görevindeki ilgi zamirini doğru şekilde düşüren cümle hangisidir?
- The book you're talking about it is on the desk.
- The book you're talking about is on the desk.
- The book is talking about is on the desk.
Cevabı göster
The book you're talking about is on the desk.
Why do we have to put them in the wheelbarrow? Dilbilgisi
3:43Neden onları el arabasına koymak zorundayız?
Why do we have to ...? ile zorunluluğun nedenini sormak
have to + fiilin yalın biçimi, bir kuralın, durumun veya başka bir kişinin bir şeyi gerekli kıldığını belirtir. Burada put fiilin yalın biçimidir; have, sahip olmak anlamına gelmez. Why do we have to ...? bir zorunluluğun nedenini sorar. Söyleyiş tonuna göre gerçek bir soru olabilir ya da isteksizlik gösterebilir.
Alıştırma
Soruyu have to ile tamamlayın: Why do we ____ wear safety glasses in the lab?
Cevabı göster
have to
don't belong to us: bir şeyin kime ait olduğunu söylemek
Belong to, bir şeyin birine ait olduğunu belirtir; özne bir kişi olduğunda, o kişinin bir grubun üyesi olduğunu da gösterebilir. Bu cümlede don't belong to us, söz konusu şeylerin bize ait olmadığı anlamına gelir. Kalıp şöyledir: şey veya kişi + belong(s) to + sahip veya grup. don't sonrasında belong yalın hâlde kalır: They don't belong to us.
Alıştırma
Cümleyi “birine ait olmak” anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: This coat doesn't ____ me.
Cevabı göster
belong to
Well, you know all that food in the fridge?
3:47Peki, buzdolabındaki bütün o yiyecekleri biliyor musun?
That doesn't belong to you either: paralel bir olumsuz nokta eklemek
Konuşan kişi, önceki olumsuz belong to kalıbını yeni bir örnekle tekrarlar. Bu paralel yapı ilk konuşanın gerekçesini kendisine karşı kullanır: Bir şeyin sana ait olmaması onunla ilgilenmen gerekmediği anlamına geliyorsa aynı mantık başka bir şey için de geçerli olur. Olumsuz bir cümlenin sonunda kullanılan either, “o da değil” anlamını verir. That doesn't belong to you ifadesini önceki olumsuz ifadeye bağlayarak karşılaştırmayı ve karşı çıkışı açık hâle getirir.
Alıştırma
This chair doesn't belong to me cümlesinden sonra ikinci bir olumsuz bilgiyi en doğal biçimde hangi cümle ekler?
- That desk belongs to me either.
- That desk doesn't belong to me either.
- That desk doesn't belong to me too.
Cevabı göster
That desk doesn't belong to me either.
But if you want to keep eating it, I suggest you get to work. Ton ve niyet
3:50Ama onları yemeye devam etmek istiyorsanız, işe koyulmanızı öneririm.
if you want to ..., I suggest you ... ile koşullu ve kesin bir talep
if you want to ..., I suggest you ... kalıbı, dinleyenin istediği bir sonucu konuşanın yapmasını istediği eyleme bağlar. Bu cümlede yemeğe devam etmek, işe yardım etme koşuluna bağlı bir sonuç olarak sunuluyor. I suggest you biçim olarak tavsiye gibi görünür; ancak ebeveynin otoritesi ve açıkça belirtilen koşul, bunu isteğe bağlı bir öneriden çok baskı içeren kesin bir talebe dönüştürür. Burada suggest fiilinden sonra you + fiilin yalın biçimi gelir: I suggest you get. Get to work, “çalışmaya başlamak” demektir; “iş yerine gitmek” anlamına gelmez.
Alıştırma
Öneriyi suggest ve parantez içindeki sözcüklerle (you / start) tamamlayın: If you want to finish on time, ____ now.
Cevabı göster
I suggest you start
and do the job a lot slower than what you're doing. Dilbilgisi
4:06ve işi senin yaptığına göre çok daha yavaş yaparım.
I usually whinge: gündelik Britanya İngilizcesinde sürekli söylenmek
Whinge, “şikâyet etmek, söylenmek” anlamına gelen günlük bir fiildir ve genellikle şikâyetin tekrarlanan, önemsiz veya rahatsız edici olduğu fikrini de taşır. Bu nedenle I usually whinge, resmî bir şikâyeti değil, alışkanlık hâline gelmiş bir tepkiyi anlatır. Bu sözcük özellikle Britanya ve Avustralya İngilizcesinde yaygındır. Başka bölgelerde de anlaşılabilir, ancak complain bölgesel açıdan daha tarafsız bir seçenektir.
Alıştırma
Gündelik Britanya İngilizcesinde “Maya always whinges about the weather” en güçlü biçimde neyi anlatır?
- Hava hakkında rahatsız edici biçimde tekrar tekrar şikâyet eder.
- Hava hakkında neşeyle şarkı söyler.
- Resmî bir hava durumu raporu sunar.
Cevabı göster
Hava hakkında rahatsız edici biçimde tekrar tekrar şikâyet eder.
a lot slower than what you're doing: büyük bir hız farkını vurgulamak
A lot, karşılaştırma biçimi olan slower'ı güçlendirir; bu nedenle do the job a lot slower, işi çok daha düşük bir hızda yapmak demektir. Karşılaştırılan şey eylemin yapılma hızıdır; işin kendisinin yavaş hâle gelmesi değildir. Than what you're doing, diğer kişinin şu anda yaptığı eylemi referans noktası olarak kullanır. Bu konuşma dilindeki cümlede yaklaşık olarak than the way or speed at which you're doing it anlamına gelir. Yeniden kullanılabilir kalıp a lot + karşılaştırma biçimi + than + karşılaştırma noktasıdır.
Alıştırma
Karşılaştırmayı büyük bir miktar anlamındaki iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: This local train is ____ slower than the express train.
Cevabı göster
a lot
May we help you tidy these grass clippings away? Ton ve niyet
4:39Bu kesilmiş çimleri temizlemene yardım edebilir miyiz?
May we help you ...?: resmî ve nazik bir yardım teklifi
May we help you ...?, konuşanın grubunun karşısındaki kişiye yardım etmesi için izin istemek amacıyla may kip belirtecini kullanır. Burada may, belki anlamına gelmez; teklifi belirgin biçimde nazik ve resmî yapar. Bu sahnede fazladan resmî anlatım, karakterlerin bilerek çok uslu ve terbiyeli davrandığı izlenimini verir ve rol yapma tonuna uyar. Yeniden kullanılabilir yapı May we help you + fiilin yalın biçimi ...? şeklindedir; May we help you carry this? buna bir örnektir.
Alıştırma
Bilerek resmî ve nazik olan teklifi en uygun kip belirteciyle tamamlayın: ____ we help you carry these boxes?
Cevabı göster
May
Başarı bildiren samimi ünlem Result.
Bu replikte Result., “Harika, işe yaradı!” anlamına gelen tek sözcüklük bir ünlemdir. Konuşan kişi küçük ama olumlu bir sonucu kutlar; result burada cümle içindeki sıradan bir isim olarak kullanılmaz. Bu samimi kullanım özellikle Britanya ve Avustralya İngilizcesiyle ilişkilidir. İyi bir haberden veya başarılı bir plandan sonra Result. tek başına söylendiğinde bunu bir test, hesaplama ya da raporun “sonucu” olarak değil, sevinç belirten bir tepki olarak anlayın.
Alıştırma
Bu sahnede Result. ne anlama geliyor?
- Resmî rapor tamamlandı.
- Harika, işe yaradı!
- Sonucu hesaplamam gerekiyor.
Cevabı göster
Harika, işe yaradı!
put it to bed: birini veya bir şeyi uyuması için yatırmak
Put it to bed, “uyuyabilmesi için onu yatırıp rahat ettirmek” anlamına gelir. Buradaki it, çocukmuş gibi bakılan bir oyuncağı veya karakteri belirtir; dolayısıyla cümle yatma vakti düzenindeki bir sonraki adımı söyler. Yapı put + nesne + to bed şeklindedir. To bed, nesnenin yalnızca yatağın üzerindeki konumunu değil, sonunda uykuya hazırlanmış olmasını anlatır.
Alıştırma
Hedef yapı put + object + to bed ifadesini tamamlayın: After the story, put the doll ____.
Cevabı göster
to bed
Buna kesinlikle alışabilirim.
Get used to, bir durum tanıdık hâle geldikçe ona “alışmak” anlamına gelir. get used to this yapısında to bir edattır; bu nedenle ardından bir isim, this gibi bir zamir veya -ing biçimi gelebilir. Buradaki could definitely yalnızca yeterlilik değil, durumu isteyerek kabul etme anlamı taşır. I could definitely get used to this çoğu zaman “bu durum hoşuma gidiyor ve devam ederse çok mutlu olurum” demektir.
Alıştırma
get used to kalıbını eksik edatla tamamlayın: After a month, Leo got used ____ the early train.
Cevabı göster
to
Ama cidden, çifte Bingo harika değil mi?
But seriously, bir şaka veya hafif bir yorumdan samimi bir görüşe geçildiğini belirtir. “Şakayı bir yana bırakırsak, gerçekten düşündüğüm şey şu” anlamına gelir. How good's double Bingo?, How good is double Bingo? cümlesinin kısaltılmış biçimidir. Bu heyecanlı bağlamda retorik bir sorudur: konuşan kişi bir puan veya ayrıntılı değerlendirme istemek yerine bunun çok iyi olduğunu övmektedir.
Alıştırma
Bu bağlamda konuşan kişi “But seriously, how good's double Bingo?” derken esas olarak ne anlatıyor?
- Konuşan kişi double Bingo'nun kalitesi için kesin bir puan istiyor.
- Konuşan kişi double Bingo'nun gerçekten mükemmel olduğunu düşünüyor.
- Konuşan kişi double Bingo'nun kötü olduğunu ciddi biçimde söylüyor.
Cevabı göster
Konuşan kişi double Bingo'nun gerçekten mükemmel olduğunu düşünüyor.
wasn't sure which bed to sit on: which + isim + to-infinitive yapısı
Burada wasn't sure, konuşanın veremediği kararı açıklar. Which bed to sit on, gömülü bir seçim yapısıdır: which + isim + to-infinitive. “Hangi yatağa oturmam gerektiği” anlamına gelir ve sit eylemini yapan kişinin I olduğu anlaşılır. Tam ifade sit on a bed olduğu için on, sit fiilinden sonra kalır. Birden fazla seçenek arasından seçim yapılırken aynı yapı know, decide ve be sure gibi ifadelerden sonra da kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi “which file I should open” anlamındaki kısa seçim yapısıyla tamamlayın: I couldn't decide ____.
Cevabı göster
which file to open
two of you's ... any of me's: şakacı çocuk dili
Bu replikte çocuk, you ve me zamirlerini insan türlerini veya kopyalarını saymaya yarayan etiketlermiş gibi ele alır. 's ekleyerek two of you's ve any of me's biçimlerini oluşturur; bunlar kabaca “senden iki tane” ve “benden hiç yok” anlamına gelir. Çocuğun ürettiği bu ifade, yerinin başkası tarafından alındığını veya dışlandığını düşündüğünü gösterir. Bunlar eğlenceli ama standart dışı çoğullardır; zamirlerin normal çoğul biçimleri değildir. Buradaki 's sıradan bir iyelik bildirmez ve you is ya da me is anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu kullanımı değerlendirin: Resmî bir yazıda “They want two copies of you.” anlamını standart biçimde vermek için They want two of you's kullanılabilir.
- Yanlış. Bu, şakacı ve standart dışı bir ifadedir; resmî İngilizcede yeniden yazılmalıdır.
- Doğru. You's, you zamirinin standart çoğuludur.
Cevabı göster
Yanlış. Bu, şakacı ve standart dışı bir ifadedir; resmî İngilizcede yeniden yazılmalıdır.
It's because I'm annoying, and you're not annoying at all. Dilbilgisi
5:32Çünkü ben sinir bozucuyum, sen ise hiç sinir bozucu değilsin.
not ... at all: olumsuzluğu güçlendirme
Burada not ... at all olumsuzluğu güçlendirir. You're not annoying at all, konuşanın karşısındaki kişide rahatsız edici hiçbir özellik görmediği, onu zerre kadar bile rahatsız edici bulmadığı anlamına gelir. Kalıp not + sıfat veya fiil öbeği + at all şeklindedir. At all olumsuzlukla birlikte çalışır; burada 'hiçbir şekilde' veya 'hiçbir ölçüde' anlamındadır, 'her şey' anlamında değildir.
Alıştırma
Olumsuzluğu güçlendirmek için dersteki iki sözcüklü ifadeyi kullanın: The puzzle wasn't difficult ____.
Cevabı göster
at all
sticky tape: sıradan şeffaf yapışkan bant
Ev içindeki bu soruda the sticky tape, kâğıt, paketleme veya el işi için kullanılan sıradan şeffaf yapışkan bant anlamına gelir. Sticky ürünün yapıştırma işlevini anlatır, ancak sticky tape yerleşik bir günlük addır; yapışkan olan herhangi bir şeridin serbest bir betimlemesi değildir. Bu adlandırma Britanya ve Avustralya İngilizcesinde yaygındır. Diğer İngilizce çeşitlerinde aynı nesne için çoğu zaman clear tape veya yalnızca tape tercih edilir.
Alıştırma
Britanya veya Avustralya günlük İngilizcesinde şu cümledeki sticky tape büyük olasılıkla ne anlama gelir: 'Could you pass me the sticky tape for this card?'
- Yüzeyi yapışkan bir kemer
- Kâğıt için kullanılan sıradan şeffaf yapışkan bant
- Onarımda kullanılan kalın bez bant
Cevabı göster
Kâğıt için kullanılan sıradan şeffaf yapışkan bant
Şakacı ve standart dışı bir replik olarak Chill the beans.
Bu cümle, chill sözcüğünü “rahatla” ya da “sakin ol” anlamındaki gündelik bir emir olarak kullanır ve ardından saçma bir nesne olarak the beans ifadesini ekler. Bu tuhaf birleşim, repliğin bu sahnede çocukça ve komik duyulmasını sağlar. Chill the beans. İngilizcede standart bir deyim değildir. Konuşanın şakacı biçimde sakinleşme mesajı verdiğini anlayın, ancak tüm cümleyi sıradan konuşmalarda kullanılabilecek kalıplaşmış bir ifade olarak görmeyin.
Alıştırma
Yargı: Chill the beans. resmî bir toplantıda doğal biçimde kullanılabilen standart bir deyimdir.
- Doğru. Standart ve resmî bir ifadedir.
- Yanlış. Şakacı ve standart dışı bir kelime oyunudur.
Cevabı göster
Yanlış. Şakacı ve standart dışı bir kelime oyunudur.
freaking me out: korkuya veya huzursuzluğa yol açmak
Freak someone out, “birini korkutmak” veya “birini çok huzursuz etmek” anlamına gelen ayrılabilir bir öbek fiildir. You’re freaking me out. cümlesindeki me, etkilenen kişiyi belirtir. Nesne bir zamirse, zamiri freak ile out arasına koyun: freak me out doğrudur, freak out me değildir. Şimdiki zamanın süreklilik biçimi olan You’re freaking..., diğer kişinin şu anki davranışının bu tepkiye yol açtığını gösterir.
Alıştırma
Mesajın konuşanı huzursuz ettiğini söylemek için freak someone out ifadesini şimdiki zamanın süreklilik biçiminde kullanın: This strange message ____.
Cevabı göster
is freaking me out
What's going on in here?: duruma müdahale edip açıklama istemek
“What's going on in here?” içinde bulunulan oda veya alandaki kişilerden ne olduğunu açıklamalarını ister. “going on”, “olmak, meydana gelmek” anlamındadır; “in here” ise konuşanın bulunduğu veya az önce girdiği alanı gösterir. Bu sahnede sıradan bir sohbet söz konusu değildir. Bir ebeveyn gürültüyü duyduktan sonra duruma müdahale eder; bu nedenle soru aynı zamanda “Bu durumu açıklayın” anlamını taşır.
Alıştırma
Bir ebeveyn büyük bir çarpma sesi duyduktan sonra odaya giriyor. “What's going on in here?” en doğal olarak ne anlama gelir?
- Bu oda nerede?
- Bugün nasılsın?
- Burada neler olduğunu açıklayın.
Cevabı göster
Burada neler olduğunu açıklayın.
We want one Bluey and one Bingo from now on. Kalıp ifadeler
6:22Şu andan itibaren bir Bluey ve bir Bingo istiyoruz.
from now on: devam edecek bir değişikliğin başlangıcı
“from now on”, içinde bulunulan anı gelecekte de sürecek bir kuralın, alışkanlığın veya düzenlemenin başlangıç noktası yapar. Burada ebeveynler yalnızca şu anda ne istediklerini söylemiyor; bu andan sonra işlerin nasıl olacağını ilan ediyorlar.
Alıştırma
“Şimdi başlayıp gelecekte de devam ederek” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: From now ____, everyone puts their phone away during dinner.
Cevabı göster
on
You got that? ile anlaşıldığını doğrulama
Bu cümlede You got that?, “Az önce söylediğimi anladın mı?” anlamına gelir. That, daha önce söylenen kuralı veya talimatı gösterir; got ise “aldın” değil, “anladın” demektir. Bir kural, emir veya uyarıdan sonra bu soru, dinleyiciden anladığını ve buna uyacağını onaylamasını da ister. Günlük bir ifadedir ve “Anlaşıldı mı?” gibi sert duyulabilir.
Alıştırma
Bir ebeveyn katı bir kural belirttikten sonra You got that? derse en doğal olarak neyi sorar?
- Bu görevi tek başına tamamlayabilir misin?
- O nesneyi aldın mı?
- Az önce söylediğimi anladın ve kabul ettin mi?
Cevabı göster
Az önce söylediğimi anladın ve kabul ettin mi?
You think ...? yapısında do yardımcı fiilinin düşmesi
You think it's safe?, Do you think it's safe? sorusunun gayriresmî konuşma biçimidir. Baştaki do yardımcı fiili düşürülmüştür, ancak cümle yine de dinleyenin görüşünü soran bir sorudur. Bağlam ve soru tonlaması, bunun bir bildirme cümlesi değil soru olduğunu gösterir. Başka cümlelere uygulanabilecek kalıp You think + yan cümle? biçimindedir.
Alıştırma
Gayriresmî You think it's safe? sorusuna karşılık gelen tam ve standart soruyu tamamlayın: ____ you think it's safe?
Cevabı göster
Do
It's been 20 minutes: şu ana kadar geçen süre
It's been, It has been ifadesinin kısaltılmış hâlidir. Burada It's been 20 minutes, şu ana kadar yirmi dakikanın geçtiğini anlatır. Present perfect, daha önce başlayan bu zaman aralığını şimdiki ana bağlar. Şu ana kadar ne kadar zaman geçtiğini veya bir durumun şimdiye kadar ne kadar sürdüğünü söylemek için It's been + süre yapısını kullanın.
Alıştırma
It's been + süre hedef yapısını tamamlayın: It's ____ fifteen minutes since the shop closed.
Cevabı göster
been
close enough: tam olmasa da kabul edilebilir
Burada close enough, bir sonucun tam veya kusursuz olmadığını ancak kabul edilebilecek kadar hedefe yakın olduğunu anlatır. Bu cümlede fiziksel mesafeyi değil, bir ölçüte ne kadar yakın olunduğunu belirtir. Yeah, samimi bir onay ekler. Tüm yanıt, kontrol etmeyi veya düzeltmeyi bırakma yönünde rahat bir karar ifade eder; bazen esprili veya biraz kabullenmiş bir tonu olabilir.
Alıştırma
Bir arkadaşınız bir oyunun 30 dakika sürdüğünü söylüyor. Aslında 32 dakika sürdü ve kesin süre önemli değil. Hangi yanıt, tahmini yaklaşık olarak doğru kabul eder?
- Good enough.
- Close enough.
- Almost.
Cevabı göster
Close enough.