Mini Bluey | Tam Bölüm - Sezon 3 | Bluey: İngilizce çalışma notları

Bluey - Official Channel

Öğrenme zorluğu
810 kelime 169 kel/dk

Video özeti: Bluey ve Bingo, anne babaları iki kardeşin neden bu kadar farklı olduğunu sorgulayınca rollerini değiştirmeyi dener; ancak bu deneme ailenin tam olarak bir Bluey’ye ve bir Bingo’ya ihtiyaç duyduğunu gösterir. Başlıca İngilizce noktaları: 1. I'll tell you this for free. — Deyimler ve mecaz ifadeler: Bu ifadeyi, ücretsiz bilgi verme anlamında değil, konuşma dilinde bir fikri güçlü biçimde söyleme yolu olarak anlayın; özellikle karakter rahat ama vurgulu bir yorum yaparken kullanılır. 2. Let's find out if he's cereal. — Deyimler ve mecaz ifadeler: “cereal” ile “serious” arasındaki ses oyununu fark edin; aynı zamanda “find out if ...” yapısının birinin söylediğinde gerçekten ciddi olup olmadığını kontrol etmek için kullanıldığını görün. 3. You're freaking me out. — Öbek fiiller: “freak someone out” ifadesini birini korkutmak ya da çok huzursuz etmek anlamına gelen ayrılabilir bir öbek fiil olarak tanıyın; böylece tuhaf veya ürkütücü davranışlara verilen tepkileri takip edebilirsiniz.

Bu derste

Mum.

0:05

Anne.

Dad.

0:11

Baba.

Bingo.

0:17

Bingo.

Bluey.

0:22

Bluey.

Oh, where is my toast?

0:25

Ah, tostum nerede?

Bluey,

0:27

Bluey,

can you be as quiet as Bingo for a bit? Dilbilgisi

0:28

birazcık Bingo kadar sessiz olabilir misin?

Dilbilgisi

as quiet as Bingo: as + sıfat + as

as + sıfat + as + karşılaştırma noktası yapısı, iki kişi ya da şeyin bir özellik bakımından aynı veya neredeyse aynı derecede olduğunu belirtir. as quiet as Bingo ifadesinde quiet özelliği, Bingo ise karşılaştırma noktasını gösterir. Burada bu yapı nazik bir istekte bulunur: Bluey'den kısa bir süre Bingo kadar sessiz kalması istenir. Bingo karşılaştırma ölçütüdür; bir eylem değildir.

Alıştırma

as + sıfat + as yapısını fast ve Leo ile tamamlayın: Noah can run ____.

Cevabı göster

as fast as Leo

No, I can't

0:30

Hayır, olamam.

Bluey,

0:32

Bluey,

I can't find your library books and they're due back. Kelime

0:32

kütüphane kitaplarını bulamıyorum ve iade tarihleri gelmiş.

Kelime

they're due back: geri verme için be due back

They're, they are ifadesinin kısaltmasıdır ve they sözcüğü kütüphane kitaplarını belirtir. Ödünç alınan bir eşya için be due back, eşyanın belirtilen ya da bağlamdan anlaşılan bir zamanda geri verilmesinin beklendiğini ifade eder. Back, eşyanın geldiği yere veya kişiye geri götürülmesini belirtir. Kitapların zaten geri geldiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu geri verme hatırlatmasını be due back ile tamamlayın: The borrowed tablet ____ on Friday.

Cevabı göster

is due back

Have you seen Shmyrtle the dirty turtle? Dilbilgisi

0:35

Kirli kaplumbağa Shmyrtle'ı gördün mü?

Dilbilgisi

Bir şeyi ararken Have you seen ...?

Have you seen ...? İngilizcedeki present perfect yapısını kullanır: have + özne + seen geçmiş zaman ortacı. Burada dinleyicinin kayıp nesneyi şu ana kadar herhangi bir zamanda görüp görmediği sorulur. Nesne hâlâ arandığı için geçmişte görülmüş olması şimdi bir ipucu sağlayabilir. Soru, geçmişteki belirli ve bitmiş tek bir ana odaklanmaz.

Alıştırma

Soruyu see fiilinin geçmiş zaman ortacıyla tamamlayın: Have you ____ my blue hat?

Cevabı göster

seen

No,

0:37

Hayır,

I have not seen Shmyrtle the dirty turtle.

0:38

kirli kaplumbağa Shmyrtle'ı görmedim.

You have to keep better track of your things. Kalıp ifadeler

0:41

Eşyalarına daha iyi sahip çıkmalısın.

Kalıp ifadeler

keep better track of: işleri daha dikkatli yönetmek

Keep track of, bir şeyin nerede olduğunu veya mevcut durumunu sürekli olarak bilmek ve takip etmek anlamına gelir. Bu ifadede track, bilgi takibini anlatır; koşu pisti anlamına gelmez. Better, dinleyicinin bunu eskisinden daha dikkatli yapması gerektiğini belirtir. Burada keep better track of your things, eşyaların kaybolmaması için nerede olduklarına daha çok dikkat etmek demektir.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için keep, better, track ve of sözcüklerini doğru sıraya koyun: I need to ____ my appointments.

Cevabı göster

keep better track of

What about Bingo?

0:43

Peki ya Bingo?

Bingo puts hers in a neat pile when she's read them. Kalıp ifadeler

0:45

Bingo okuduğu kitapları düzgün bir şekilde üst üste koyuyor.

Kalıp ifadeler

puts hers in a neat pile: düzenleme sonucu ve tek başına kullanılan hers

put + nesne + in a neat pile kalıbında nesneler, sonunda tek ve düzenli bir yığın oluşturacak biçimde yerleştirilir. Burada Bingo, kitaplarını okuduktan sonra bu şekilde düzenler; in a neat pile eylemin sonucunu anlatır. Hers, her books ifadesinin yerine tek başına kullanılan bir iyelik zamiridir. Bingo'nun kendisini anlatmaz ve arkasından bir isim gelmesine gerek yoktur.

Alıştırma

Resimlerin sonunda tek ve düzenli bir yığın oluşturduğunu belirtmek için nottaki ifadeyi aynen kullanarak cümleyi tamamlayın: After class, Ava puts her drawings ____.

Cevabı göster

in a neat pile

Finished.

0:49

Bitti.

Ding.

0:49

Çın.

Orders up. Ton ve niyet

0:50

Siparişler hazır.

Ton ve niyet

Orders up: yemeğin hazır olduğunu bildiren restoran çağrısı

Bu sahnede Orders up., sipariş edilen yemeğin alınmaya veya servis edilmeye hazır olduğunu bildiren kısa bir restoran çağrısıdır. Restorancılık oyununda bile konuşan kişiyi aşçı ya da servis görevlisi gibi gösterir. Up, kalıplaşmış çağrının bir parçasıdır; siparişin yukarı doğru hareket ettiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir kafenin teslim tezgâhında biri “Orders up!” diye sesleniyor. Bu çağrı ne anlama gelir?

  1. Müşterilerin ayağa kalkması gerekiyor.
  2. Yemek alınmaya veya servis edilmeye hazır.
  3. Daha fazla yemek sipariş edilmesi gerekiyor.
Cevabı göster

Yemek alınmaya veya servis edilmeye hazır.

Oh, cheese and jam.

0:51

Ah, peynir ve reçel.

Dad, I don't like cheese and jam.

0:53

Baba, ben peynir ve reçel sevmiyorum.

What?

0:55

Ne?

I thought you did. Dilbilgisi

0:56

Sevdiğini sanıyordum.

Dilbilgisi

I thought you did: daha önce geçen bir fiil grubunun yerine kullanılan did

Burada did, daha önce geçen liked cheese and jam fiil grubunun yerini tutar. Bu nedenle I thought you did, “Peynir ve reçeli sevdiğini sanıyordum.” anlamına gelir. Did yeni bir eylem belirtmez. İngilizcede, anlamı zaten belli olan bir fiil grubunu tekrarlamamak için sık sık do, does veya did kullanılır. I thought you did ifadesinde did geçmiş zamanı taşır; dinleyici ise eksik bırakılan anlamı konuşmadan çıkarır.

Alıştırma

Bu bağlamda “I thought you did” cümlesindeki did neyin yerini tutuyor?

  1. prepared cheese and jam
  2. liked cheese and jam
  3. thought about cheese and jam
Cevabı göster

liked cheese and jam

No, Bluey does.

0:57

Hayır, Bluey seviyor.

I like banana and peanut butter.

0:58

Ben muz ve fıstık ezmesini seviyorum.

Bleah.

1:01

İğrenç.

How can you two come from the same parents, Anlatım akışı

1:01

Siz ikiniz nasıl aynı anne babadan gelip,

be raised in the same house,

1:03

aynı evde büyüyüp,

but be completely different?

1:05

tamamen farklı olabiliyorsunuz?

Anlatım akışı

How can ... but ...?: şaşırtıcı bir karşıtlık kurmak

you two öznesini üç eş görevli düşünce izler. Come from the same parents ve be raised in the same house önce ortak bir arka plan oluşturur; but ise beklenmedik sonuç olarak be completely different bölümünü getirir. Bu bilgi sırası, karşıtlığı cümlenin ana noktası yapar. Buradaki How can ...? retorik bir sorudur. Konuşan kişi öncelikle gerçeklere dayalı bir açıklama istemek yerine şaşkınlığını ve anlam veremediğini gösterir.

Alıştırma

Bu sorunun söylemdeki temel işlevi nedir?

  1. İki ebeveynin adını sorar.
  2. İki kişinin farklı evlerde büyüdüğünü belirtir.
  3. Ortak bir arka plan ile farklı bir sonucu karşılaştırarak şaşkınlığı vurgular.
Cevabı göster

Ortak bir arka plan ile farklı bir sonucu karşılaştırarak şaşkınlığı vurgular.

Don't know.

1:08

Bilmem.

Well, I'll tell you this for free. Deyimler

1:09

Bakın, size dürüstçe bir şey söyleyeceğim.

Deyimler

Gayriresmî ve vurgulu bir giriş olarak I'll tell you this for free

I'll tell you this for free, konuşanın açık, kesin veya dinlemeye değer bulduğu bir görüşü ya da uyarıyı sunmak için kullandığı gayriresmî bir ifadedir. Bu cümlede yaklaşık olarak “bunu sana güvenle söyleyebilirim” anlamına gelir. Buradaki for free fiyatla ilgili değildir; ifadeye şakacı bir vurgu katar. Konuşan, sonraki görüşünü sanki yararlı bir bilgiyi ücretsiz veriyormuş gibi sunar.

Alıştırma

Kesin bir görüşü sunan gayriresmî ifadeyi tamamlayın: I'll tell you this for ____: leaving now is the safest choice.

Cevabı göster

free

My life would be a lot easier Dilbilgisi

1:10

İkiniz de aynı olsaydınız

if you were both the same.

1:12

hayatım çok daha kolay olurdu.

Dilbilgisi

Şimdiki gerçek dışı koşul için would be ... if ...

Sonuç cümleciği would be a lot easier hayal edilen sonucu, if you were both the same ise koşulu verir. Kalıp, sonuç cümleciğinde would + fiilin yalın hâli ve koşul cümleciğinde if + geçmiş zaman biçimidir. Burada were, durumu geçmiş zamana yerleştirmez. Şimdiki bir durumu gerçek dışı veya gerçeğin tersi olarak gösterir: iki kişi aynı değildir, ancak konuşan bu ihtimali hayal eder.

Alıştırma

Hangi cümle, haritaya sahip olmayı şu anda gerçek olmayan veya hayal edilen bir koşul olarak sunuyor?

  1. The trip will be easier if we had a map.
  2. The trip would be easier if we had a map.
  3. The trip would be easier because we had a map.
Cevabı göster

The trip would be easier if we had a map.

Tell me about it. Deyimler

1:13

Hiç sorma.

Deyimler

Güçlü katılma anlamındaki Tell me about it.

Burada Tell me about it., “Ne demek istediğini çok iyi biliyorum” veya “Ben de aynı şeyi hissediyorum” anlamına gelen bir deyimdir. Bir şikâyete ya da can sıkıcı bir gözleme güçlü biçimde katılmayı ifade eder; daha fazla bilgi istemez. Aynı sözler başka bir bağlamda gerçek anlamıyla kullanılabilir. Bu yüzden diğer kişinin az önce ne söylediğine ve konuşma tonuna dikkat et. Ortak bir şikâyetin ardından genellikle deyimsel anlam kastedilir.

Alıştırma

A: The traffic was awful this morning. B: Tell me about it. B ne demek istiyor?

  1. Lütfen trafikle ilgili her ayrıntıyı anlat.
  2. Herhangi bir trafik olduğuna inanmıyorum.
  3. Ne demek istediğini çok iyi biliyorum; benim için de berbattı.
Cevabı göster

Ne demek istediğini çok iyi biliyorum; benim için de berbattı.

Bingo, I've got an idea.

1:15

Bingo, bir fikrim var.

Okay.

1:16

Tamam.

Wait, what?

1:17

Bir dakika, ne?

Hey.

1:18

Hey.

Ah.

1:19

Ah.

Why do you keep setting them up? Öbek fiiller

1:20

Neden onları sürekli dikiyorsun?

Öbek fiiller

keep setting them up: nesneleri tekrar tekrar düzenlemek

keep setting them up ifadesinde keep + fiil-ing, eylemi tekrar tekrar yapmak veya sürdürmek anlamına gelir. Soru, aynı eylemin neden sürekli tekrarlandığını sorar. Burada set the objects up, nesneleri hazır, dik veya doğru konumda olacak şekilde yerleştirmek ya da düzenlemek demektir. Nesne them gibi bir zamir olduğunda set ile up arasına gelir: set them up denir, set up them denmez. set up ifadesinin anlamını nesne ve durum belirler. Oyuncaklar veya başka nesneler yerleştiriliyorsa fiziksel bir düzenleme anlatılır; bir kişiye tuzak kurmak anlamına gelmez.

Alıştırma

The wind knocks over the signs, but Lee keeps setting them up. Lee ne yapıyor?

  1. Tabelaları tekrar tekrar yerlerine koyuyor.
  2. Tabelaları tekrar tekrar saklıyor.
  3. Tabelaları yapan insanlara tuzak kuruyor.
Cevabı göster

Tabelaları tekrar tekrar yerlerine koyuyor.

What are you looking for?

1:23

Ne arıyorsun?

Hair chalk!

1:25

Saç tebeşiri!

Ooh.

1:26

Ooo.

Give me your arm.

1:27

Kolunu ver.

This is gonna be great!

1:31

Bu harika olacak!

Alright, done.

1:33

Tamam, bitti.

Here you go, Bingo. Ton ve niyet

1:34

Al bakalım, Bingo.

Ton ve niyet

Bir şeyi uzatırken Here you go

Here you go, birine istediği bir şeyi uzatırken ya da küçük bir yardımı tamamladığınız anda kullanılan kalıplaşmış bir ifadedir. Bu cümlede “Buyur” anlamına gelir. Buradaki go hareket bildirmez. İfadenin bütünü, verme ya da yardım etme işinin artık tamamlandığını gösterir.

Alıştırma

Bir sınıf arkadaşınıza istediği kalemi uzatıyorsunuz. Söylenebilecek en doğal ifade hangisidir?

  1. Here you go.
  2. I have to go.
  3. Go over there.
Cevabı göster

Here you go.

Peanut butter and banana.

1:35

Fıstık ezmesi ve muz.

Bleah.

1:39

İğrenç.

This episode of Bluey is called Mini Bluey. Anlatım akışı

1:40

Bu Bluey bölümünün adı Mini Bluey.

Anlatım akışı

Başlığı tanıtan This episode of ... is called ...

This episode of X is called Y kalıbı bilgiyi iki adımda verir. Önce This episode of X hangi bölümden söz edildiğini belirtir. Ardından is called Y bölümün başlığını tanıtır. Buradaki called, “adı” ya da “başlığı” anlamındadır; birine seslenilmesi veya telefon edilmesi anlamına gelmez. Aynı kalıp bir programın, podcast'in veya video serisinin bir bölümünü tanıtabilir.

Alıştırma

Başlık tanıtma kalıbını tamamlayın: This episode of ... is called ...: This episode of our podcast ____ The Secret Garden.

Cevabı göster

is called

Oh, so cute.

1:43

Ah, çok tatlı.

Let me introduce you to us. Ton ve niyet

1:46

Bizi size tanıştırayım.

Ton ve niyet

Let me introduce you to ...: yönlendirici bir tanıştırma kalıbı

Let me introduce you to ... bir tanıştırmaya nazikçe ve yönlendirerek başlamanın yoludur. introduce you to X yapısında you tanıştırılan kişi ya da dinleyici kitlesidir; X ise sunulan kişi, grup, şey veya fikirdir. Burada X, us sözcüğüdür. Us konuşan kişiyi de içerdiği için cümle, konuşan kişiyle arkadaşını tek bir grupmuş gibi eğlenceli biçimde sunar. Birini yeni bir kişiyle veya konuyla tanıştırırken bu kalıp yeniden kullanılabilir.

Alıştırma

Tanıştırma cümlesini eksik edatla tamamlayın: Let me introduce you ____ our new librarian.

Cevabı göster

to

I'm Bluey, and this is Mini Bluey.

1:48

Ben Bluey, bu da Mini Bluey.

Hi.

1:51

Merhaba.

She's just like me. Kalıp ifadeler

1:51

O tıpkı bana benziyor.

Kalıp ifadeler

just like me: güçlü benzerlik, hoşlanmak değil

Just like me, bana çok benziyor anlamına gelir. be + like + isim veya zamir yapısı bir kişiyi ya da şeyi başka biriyle veya şeyle karşılaştırır; just ise benzerliği güçlendirir. Burada like, hoşlanmak veya sevgi duymak anlamındaki fiil değil, benzer anlamı veren bir edattır. Bu ifade davranışı, kişiliği, görünüşü veya alışkanlıkları anlatabilir; her yönüyle tamamen aynı olmak zorunda değildir.

Alıştırma

Hangi cümle Maya’nın konuşan kişiye çok benzediği anlamına gelir?

  1. Maya likes me.
  2. Maya is just like me.
  3. Maya would like to meet me.
Cevabı göster

Maya is just like me.

Watch.

1:52

İzle.

Have some cheese and jam, Mini Bluey. Ton ve niyet

1:53

Biraz peynir ve reçel al, Mini Bluey.

Ton ve niyet

Have some ... ile samimi bir şekilde yiyecek veya içecek ikram etmek

Have some + yiyecek veya içecek, birine bir şey ikram etmenin samimi bir yoludur. Bu cümlede have, “sahip olmak” değil, “yemek, içmek veya tadını çıkarmak” anlamına gelir. Cümle biçim olarak emir cümlesi olsa da burada emir vermek yerine davet eder. Some, miktarın belirtilmediğini gösterir; yani kesin bir miktar verilmez.

Alıştırma

Samimi teklifi Have some ... kalıbını aynen kullanarak tamamlayın: ____ cake before you go.

Cevabı göster

Have some

We love cheese and jam.

1:56

Peynir ve reçele bayılırız.

Um.

1:58

Hmm.

I love it.

1:59

Bayılırım.

See?

2:01

Gördün mü?

This is gonna be a long day. Deyimler

2:02

Bugün uzun bir gün olacak.

Deyimler

This is gonna be a long day: sorun beklemek

This is gonna be a long day, önümüzdeki saatlerin yorucu, zor veya sorunlarla dolu olacağını öngörmek için sıkça kullanılır. Long, günün gerçek süresinin değişmesini değil, günün nasıl hissedileceğini anlatır. Bu cümle çoğu zaman ilk sorun belirtisi ortaya çıktığında hafif mizahi bir tepki olarak kullanılır. Konuşan kişi durumu kabullenmiş gibidir ve daha fazla zorluk bekler.

Alıştırma

Bir iş arkadaşı bozuk bir yazıcı ve üç acil görev görüyor. “This is gonna be a long day” büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Konuşan kişi günün sonsuza kadar sürmesini istiyor.
  2. Günün zor ve yorucu geçmesi muhtemel.
  3. Gün gerçekten daha fazla saat içerecek.
Cevabı göster

Günün zor ve yorucu geçmesi muhtemel.

Okay, Mini Bluey.

2:04

Tamam, Mini Bluey.

Let's learn about me.

2:06

Benim hakkımda bir şeyler öğrenelim.

Hmm.

2:08

Hmm.

Oh, I like to say cereal instead of serious. Deyimler

2:09

Ah, ciddi demek yerine mısır gevreği demeyi severim.

Deyimler

cereal instead of serious: benzer sesli bir kelime şakası

Bu cümlede serious yerine, ona yakın duyulan cereal sözcüğü bilerek kullanılarak bir ses şakası yapılıyor. Serious “şaka olmayan” veya “önemli” anlamına gelirken cereal kahvaltılık gevrek demektir. Konuşan kişi yiyecekten değil, eğlenceli bir konuşma alışkanlığından söz ediyor. say X instead of Y kalıbı, normalde Y beklenecek yerde X kullanmak anlamına gelir. Burada X cereal, Y ise serious sözcüğüdür; anlamların uyuşmaması çocukça bir kelime oyunu yaratır.

Alıştırma

İngilizce cümlenin tamamını dinleyin ve duyduğunuzu seçin. cereal ve serious sözcüklerinin son hecelerine odaklanın.

  1. As a joke, I say serious instead of cereal.
  2. As a joke, I say cereal instead of serious.
  3. As a joke, I say cereal instead of curious.
Cevabı göster

As a joke, I say cereal instead of serious.

Oh, and I'll show you how I dance. Dilbilgisi

2:12

Ah, bir de sana nasıl dans ettiğimi göstereyim.

Dilbilgisi

I'll show you how I dance: how'dan sonra düz cümle dizilişi

I'll show you how I dance, konuşan kişinin kendi dans etme biçimini göstereceği anlamına gelir. Buradaki how I dance, daha büyük bir cümlenin içine yerleşmiş bir how yan cümlesidir ve gösterilecek biçimi belirtir. How yan cümlesi daha büyük bir düz cümlenin içinde olduğu için how + özne + fiil dizilişini, yani how I dance biçimini kullanır. how do I dance gibi doğrudan soru dizilişini kullanmaz. Aynı yapı show, tell ve teach gibi fiillerden sonra da gelebilir.

Alıştırma

How yan cümlesini tamamlamak için şu sözcükleri doğru sıraya koyun: how / I / fold / the paper. Watch closely. I'll show you ____.

Cevabı göster

how I fold the paper

I like to do this sort of thing Kalıp ifadeler

2:14

Bu tür şeyler yapmayı severim

and sometimes this.

2:17

ve bazen de böyle.

Kalıp ifadeler

Belirsiz bir kategori için this sort of thing

Burada this sort of thing kabaca “bu tür bir hareket” anlamına gelir. Thing fiziksel bir nesnenin adı değildir; konuşanın gösterdiği hareketin yerini tutar. Kesin ad bilinmediğinde, adı söylemek gerekmediğinde veya durumdan zaten anlaşıldığında bir şeyi geniş bir kategoriye koymak için this/that sort of thing kullanılır.

Alıştırma

Asıl cümlede this sort of thing ne anlama gelir?

  1. Bir dans hareketinin resmî adı
  2. Belirli bir fiziksel nesne
  3. Gösterilen hareketin genel türü
Cevabı göster

Gösterilen hareketin genel türü

Yeah, that's it.

2:19

Evet, işte böyle.

And I sort of just talk all the time. Ton ve niyet

2:20

Ve ben genellikle hep konuşurum.

Ton ve niyet

Gündelik bir özeti yumuşatan sort of just

Bu cümlede sort of just anlatımı yumuşatır. Sort of iddiayı daha az kesin veya mutlak hâle getirirken just konuşmayı, konuşanın yaptığı basit ve temel şey olarak sunar. Bu sözcükler birlikte gündelik bir öz özet oluşturur: “Aşağı yukarı sürekli konuşuyorum.” Buradaki sort of bir konuşma türünü sınıflandırmaz.

Alıştırma

And I sort of just talk all the time. cümlesinde sort of just ifadesinin temel görevi nedir?

  1. İfadeyi yumuşatır ve gündelik bir öz özet gibi duyulmasını sağlar.
  2. Talk sözcüğünü belirli bir nesne türü olarak sınıflandırır.
  3. Konuşanın yalnızca tek bir konu hakkında konuştuğu anlamına gelir.
Cevabı göster

İfadeyi yumuşatır ve gündelik bir öz özet gibi duyulmasını sağlar.

It doesn't even need to make sense. Kalıp ifadeler

2:23

Bunun bir anlam ifade etmesine bile gerek yok.

Kalıp ifadeler

doesn't even need to make sense: mantıklı olması bile gerekmiyor

Make sense, “anlaşılır veya mantıklı olmak” demektir. Buradaki sense, bedensel bir duyuyu değil, anlamı ya da mantığı ifade eder. Doesn't even need to make sense, bir şeyin mantıklı olmasının hiç gerekmediğini söyler. Even, bu temel beklentinin bile şaşırtıcı biçimde gerekli olmadığını vurgular.

Alıştırma

“Mantıklı veya anlaşılır olmak” anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: A dream doesn't even need to ____.

Cevabı göster

make sense

Just noises are fine.

2:25

Sadece sesler de olur.

And I like to sing.

2:32

Ve şarkı söylemeyi severim.

Sing sing sing.

2:35

Söyle söyle söyle.

Oh, sing sing.

2:38

Ah, söyle söyle.

A bit louder.

2:40

Biraz daha yüksek sesle.

Oh, sing sing sing.

2:42

Ah, söyle söyle söyle.

Yeah, that's great.

2:43

Evet, bu harika.

I like to just leave my toys on the ground. Kalıp ifadeler

2:45

Oyuncaklarımı yerde bırakmayı severim.

Kalıp ifadeler

leave my toys on the ground: leave + nesne + yer

Buradaki leave, “bir şeyi bir yerde kalacak şekilde bırakmak” demektir; “ondan uzaklaşmak” anlamına gelmez. Leave my toys on the ground, konuşan kişi oyuncakları toplamadığı için onların yerde kaldığını ifade eder. Yeniden kullanılabilen yapı leave + nesne + yer veya durum biçimindedir. Yapı sonuca odaklanır: nesne orada ya da o durumda kalır.

Alıştırma

“Bir şeyin bir yerde kalmasını sağlamak” anlamındaki fiille cümleyi tamamlayın: Please don't ____ your wet towel on the floor.

Cevabı göster

leave

Isn't it better to tidy them away? Öbek fiiller

2:48

Onları toplamak daha iyi değil mi?

Öbek fiiller

tidy them away: eşyaları düzenleyip yerlerine kaldırmak

Burada tidy them away, eşyaları düzenleyip ait oldukları yere geri koymak anlamına gelir. Away sonucu belirtir: eşyalar dışarıda bırakılmak yerine kaldırılmıştır. Tidy ... away ayrılabilen bir öbek fiildir. Nesne bir zamirse tidy ile away arasına gelir: tidy them away denir, tidy away them denmez.

Alıştırma

İsteği tidy ... away ile tamamlayın: Please ____ the blocks ____ before dinner.

Cevabı göster

tidy · away

Nah.

2:51

Yoo.

It doesn't make much difference. Kalıp ifadeler

2:51

Pek bir fark yaratmıyor.

Kalıp ifadeler

It doesn't make much difference: sonuç üzerinde az etki

Make a difference, bir sonucu etkilemek veya önemli bir ayrım yaratmak anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. It doesn't make much difference, bir seçimin ya da değişikliğin yalnızca küçük bir etkisi olduğunu ve sonuçların neredeyse aynı kaldığını belirtir. Much, bu ifadeyi makes no difference kadar kesin olmaktan çıkarır; yine de küçük bir fark bulunabilir. Bir öneriye yanıt olarak söylendiğinde, konuşanın bu önerinin pek yardımcı olmayacağını düşündüğünü de gösterebilir.

Alıştırma

İki seçeneğin sonucunun neredeyse aynı olduğunu belirten kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: It doesn't make much ____ whether we take the bus or walk.

Cevabı göster

difference

Oh.

2:53

Ah.

Where is it?

2:54

Nerede o?

Boomp boomp boomp.

2:55

Bum bum bum.

I like to ask a lot of questions.

2:57

Çok fazla soru sormayı severim.

Mum, what are you doing?

2:59

Anne, ne yapıyorsun?

You know what I'm doing, Bluey.

3:00

Ne yaptığımı biliyorsun, Bluey.

I'm...

3:02

Ben...

But I don't really listen to the whole answer. Kalıp ifadeler

3:02

Ama cevabın tamamını pek dinlemem.

Kalıp ifadeler

don't really listen to the whole answer: cevabın tamamını gerçekten dinlememek

Bu cümlede listen to the whole answer, cevabın yalnızca bir bölümünü duymak yerine başından sonuna kadar dikkatle dinlemek anlamına gelir. Whole, answer sözcüğünü niteler ve cevabın hiçbir bölümünün atlanmadığını vurgular. Don't really, bu itirafı biraz yumuşatır: Konuşan kişi uygulamada cevabın tamamını dinlemediğini söylüyor. Bu, hiçbir şey duymadığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Burada “I don't really listen to the whole answer” ne anlama geliyor?

  1. Konuşan kişiyi hiç duyamıyorum.
  2. Cevabın sağlıksız olduğunu düşünüyorum.
  3. Genellikle cevabı başından sonuna kadar dinlemem.
Cevabı göster

Genellikle cevabı başından sonuna kadar dinlemem.

Ooh, and if I see a bum, I give it a little bum-di-di-bom. Dilbilgisi

3:05

Ooo, ve eğer bir popo görürsem, ona biraz bum-di-di-bom yaparım.

Dilbilgisi

if I see ..., I give ... ile tekrarlanan bir tepki anlatmak

Burada if I see ..., I give ... yapısı, tekrarlanan ve otomatik bir tepkiyi anlatmak için iki cümlecikte de geniş zaman kullanır: Konuşan kişi bunu her gördüğünde o hareketi yapar. Belirli bir gelecek olaydan değil, bir alışkanlıktan söz edilir. Bum-di-di-bom, harekete eşlik eden, şakacı ve uydurma ritmik bir ifadedir. Başka durumlara aktarılabilen yapı, bir koşul oluştuğunda düzenli olarak gerçekleşen şeyleri anlatmak için if + geniş zaman, geniş zaman biçimidir.

Alıştırma

Hangi cümle belirli bir gelecek olasılığı yerine tekrarlanan bir tepkiyi anlatır?

  1. If the dog heard the doorbell, it would bark.
  2. If the dog hears the doorbell, it runs to the door.
  3. If the dog hears the doorbell tonight, it will wake the baby.
Cevabı göster

If the dog hears the doorbell, it runs to the door.

Hey.

3:09

Hey.

Get out of there.

3:09

Çıkın oradan.

Hey, Blueys,

3:11

Hey, Blueyler,

I need you to pick up these grass clippings Ton ve niyet

3:12

bu kesilmiş çimleri toplayıp

and put them in the wheelbarrow.

3:14

el arabasına koymanızı istiyorum.

Ton ve niyet

I need you to ile doğrudan görev verme

I need you to + fiilin yalın hâli, açık bir gereklilik belirtmek veya görev vermek için sıkça kullanılır. Burada “Senden yapmanı istediğim şey bu” anlamına gelir; konuşanın dinleyiciye duygusal olarak ihtiyaç duyduğu anlamına gelmez. Yapı need + kişi + to + fiilin yalın hâli şeklindedir. Eylemi konuşanın bakış açısından gerekli gösterdiği için tarafsız bir ricadan daha yönlendirici duyulur.

Alıştırma

Doğrudan görev vermek için need + kişi + to yapısıyla cümleyi tamamlayın: I ____ put the chairs away before you leave.

Cevabı göster

need you to

Yes, Father.

3:15

Evet, Baba.

Woah, woah, woah.

3:16

Hop, hop, hop.

Where do you think you're going? Ton ve niyet

3:17

Nereye gittiğinizi sanıyorsunuz?

Ton ve niyet

Where do you think you're going? ile karşı çıkma

Dil bilgisi açısından bir varış noktası sorsa da Where do you think you're going? çoğu zaman ayrılan veya izinsiz bir yere giden kişiye karşı çıkmak için kullanılır. Bu sahnede konuşan kişi yalnızca nereye gidildiğini öğrenmeye değil, diğer kişiyi durdurmaya çalışmaktadır. do you think bölümü karşı çıkma ve otorite gösterme gücü katar; yaklaşık olarak “Gidebileceğini sana düşündüren ne?” anlamındadır. Dinleyen kişinin yalnızca bir yer adı söylemek yerine açıklama yapması veya durması gerekebilir.

Alıştırma

Bir genç, ev işini bitirmeden kapıya yöneliyor. Where do you think you're going? diyen kişi büyük olasılıkla ne yapıyor?

  1. Genci bir varış noktası seçmeye davet etmek.
  2. Gencin ayrılma girişimini durdurmak ve sorgulamak.
  3. Gençten kibarca yol tarifi istemek.
Cevabı göster

Gencin ayrılma girişimini durdurmak ve sorgulamak.

To help Dad.

3:19

Babamıza yardıma.

I like wheelbarrows.

3:20

Ben el arabalarını severim.

Bingo likes wheelbarrows.

3:22

Bingo el arabalarını sever.

Bingo helps Dad.

3:24

Bingo babaya yardım eder.

You're Mini Bluey now.

3:27

Sen artık Mini Bluey'sin.

Oh, yeah.

3:28

Ah, evet.

And Bluey does not like grass clippings.

3:29

Ve Bluey kesilmiş çimleri sevmez.

I'll tell you that for free.

3:32

Bunu sana dürüstçe söyleyebilirim.

But Dad said we have to do it.

3:33

Ama Babam yapmamız gerektiğini söyledi.

Let's find out if he's cereal. Deyimler

3:35

Bakalım mısır gevreği miymiş.

Deyimler

Let's find out if he's cereal: cereal ve serious arasındaki ses şakası

Let's find out if ... ifadesi “... olup olmadığını öğrenelim ya da kontrol edelim” anlamına gelir. if yan cümlesi kontrol edilecek evet-hayır sorusunu verir; burada soru, onun ciddi olup olmadığıdır. Bu şakacı cümlede cereal ve serious benzer duyulduğu için serious yerine cereal kullanılır. Buradaki cereal kahvaltılık gevrek anlamında değildir; çocuk, onun ciddi olup olmadığını sorarken sese dayalı şakayı sürdürür.

Alıştırma

Let's find out if he's cereal? cümlesindeki cereal neden komiktir?

  1. Cereal, serious anlamına gelen resmî bir sıfattır.
  2. Onun gerçekten bir kahvaltılık yiyecek olduğunu söylüyor.
  3. İki sözcük benzer duyulduğu için serious yerine şakacı biçimde kullanılıyor.
Cevabı göster

İki sözcük benzer duyulduğu için serious yerine şakacı biçimde kullanılıyor.

Um, excuse me, big fella. Ton ve niyet

3:38

Eee, affedersiniz, iri yarı adam.

Ton ve niyet

excuse me, big fella: kibar bir giriş ve şakacı bir hitap

Excuse me, birinin dikkatini kibarca çekmek veya sözünü kesmeye başlamak için kullanılır. Big fella ise konuşulan kişiye doğrudan seslenen gündelik bir lakaptır. Burada big fella gerçek anlamlı bir betimlemeden çok sevecen ve takılmacı bir hitap gibi duyulur. Kişinin gerçekten iri olduğu anlamına gelmek zorunda değildir. Excuse me ile birlikte kullanılması, girişi bilerek kibar ama aynı zamanda şakacı yapar.

Alıştırma

Um, excuse me, big fella? cümlesinde big fella büyük olasılıkla nasıl bir işlev görür?

  1. Resmî bir meslek unvanı
  2. Ona sevecen ve şakacı biçimde hitap etme yolu
  3. Onun fiziksel olarak mutlaka iri olduğunu söyleyen gerçek anlamlı bir ifade
Cevabı göster

Ona sevecen ve şakacı biçimde hitap etme yolu

Here we go.

3:40

Başlıyoruz.

These grass clippings you're talking about. Dilbilgisi

3:40

Bahsettiğiniz bu kesilmiş çimler.

Dilbilgisi

you're talking about ve düşürülmüş ilgi zamiri

you're talking about, These grass clippings ifadesinden sonra gelir ve hangi çim kırpıntılarının kastedildiğini belirtir. Yeni bir ana cümle başlatmaz. Tam biçimi These grass clippings that you're talking about şeklindedir. that, about edatının nesnesi olduğu için özellikle konuşmada düşürülebilir.

Alıştırma

Kitabı belirlemek için nesne görevindeki ilgi zamirini doğru şekilde düşüren cümle hangisidir?

  1. The book you're talking about it is on the desk.
  2. The book you're talking about is on the desk.
  3. The book is talking about is on the desk.
Cevabı göster

The book you're talking about is on the desk.

Why do we have to put them in the wheelbarrow? Dilbilgisi

3:43

Neden onları el arabasına koymak zorundayız?

Dilbilgisi

Why do we have to ...? ile zorunluluğun nedenini sormak

have to + fiilin yalın biçimi, bir kuralın, durumun veya başka bir kişinin bir şeyi gerekli kıldığını belirtir. Burada put fiilin yalın biçimidir; have, sahip olmak anlamına gelmez. Why do we have to ...? bir zorunluluğun nedenini sorar. Söyleyiş tonuna göre gerçek bir soru olabilir ya da isteksizlik gösterebilir.

Alıştırma

Soruyu have to ile tamamlayın: Why do we ____ wear safety glasses in the lab?

Cevabı göster

have to

They don't belong to us. Kalıp ifadeler

3:45

Bize ait değiller.

Kalıp ifadeler

don't belong to us: bir şeyin kime ait olduğunu söylemek

Belong to, bir şeyin birine ait olduğunu belirtir; özne bir kişi olduğunda, o kişinin bir grubun üyesi olduğunu da gösterebilir. Bu cümlede don't belong to us, söz konusu şeylerin bize ait olmadığı anlamına gelir. Kalıp şöyledir: şey veya kişi + belong(s) to + sahip veya grup. don't sonrasında belong yalın hâlde kalır: They don't belong to us.

Alıştırma

Cümleyi “birine ait olmak” anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: This coat doesn't ____ me.

Cevabı göster

belong to

Well, you know all that food in the fridge?

3:47

Peki, buzdolabındaki bütün o yiyecekleri biliyor musun?

That doesn't belong to you either. Anlatım akışı

3:49

Onlar da sana ait değil.

Anlatım akışı

That doesn't belong to you either: paralel bir olumsuz nokta eklemek

Konuşan kişi, önceki olumsuz belong to kalıbını yeni bir örnekle tekrarlar. Bu paralel yapı ilk konuşanın gerekçesini kendisine karşı kullanır: Bir şeyin sana ait olmaması onunla ilgilenmen gerekmediği anlamına geliyorsa aynı mantık başka bir şey için de geçerli olur. Olumsuz bir cümlenin sonunda kullanılan either, “o da değil” anlamını verir. That doesn't belong to you ifadesini önceki olumsuz ifadeye bağlayarak karşılaştırmayı ve karşı çıkışı açık hâle getirir.

Alıştırma

This chair doesn't belong to me cümlesinden sonra ikinci bir olumsuz bilgiyi en doğal biçimde hangi cümle ekler?

  1. That desk belongs to me either.
  2. That desk doesn't belong to me either.
  3. That desk doesn't belong to me too.
Cevabı göster

That desk doesn't belong to me either.

But if you want to keep eating it, I suggest you get to work. Ton ve niyet

3:50

Ama onları yemeye devam etmek istiyorsanız, işe koyulmanızı öneririm.

Ton ve niyet

if you want to ..., I suggest you ... ile koşullu ve kesin bir talep

if you want to ..., I suggest you ... kalıbı, dinleyenin istediği bir sonucu konuşanın yapmasını istediği eyleme bağlar. Bu cümlede yemeğe devam etmek, işe yardım etme koşuluna bağlı bir sonuç olarak sunuluyor. I suggest you biçim olarak tavsiye gibi görünür; ancak ebeveynin otoritesi ve açıkça belirtilen koşul, bunu isteğe bağlı bir öneriden çok baskı içeren kesin bir talebe dönüştürür. Burada suggest fiilinden sonra you + fiilin yalın biçimi gelir: I suggest you get. Get to work, “çalışmaya başlamak” demektir; “iş yerine gitmek” anlamına gelmez.

Alıştırma

Öneriyi suggest ve parantez içindeki sözcüklerle (you / start) tamamlayın: If you want to finish on time, ____ now.

Cevabı göster

I suggest you start

Okay, he's cereal.

3:54

Tamam, mısır gevreğiymiş.

Bluey,

3:55

Bluey,

Father.

3:57

Baba.

Mini Bluey, that's quite loud.

3:59

Mini Bluey, bu oldukça yüksek sesli.

Yeah, Mini Bluey.

4:01

Evet, Mini Bluey.

I don't really sing when I'm doing chores.

4:02

Ev işleri yaparken pek şarkı söylemem.

I usually whinge Kelime

4:04

Genellikle mızmızlanırım

and do the job a lot slower than what you're doing. Dilbilgisi

4:06

ve işi senin yaptığına göre çok daha yavaş yaparım.

Kelime

I usually whinge: gündelik Britanya İngilizcesinde sürekli söylenmek

Whinge, “şikâyet etmek, söylenmek” anlamına gelen günlük bir fiildir ve genellikle şikâyetin tekrarlanan, önemsiz veya rahatsız edici olduğu fikrini de taşır. Bu nedenle I usually whinge, resmî bir şikâyeti değil, alışkanlık hâline gelmiş bir tepkiyi anlatır. Bu sözcük özellikle Britanya ve Avustralya İngilizcesinde yaygındır. Başka bölgelerde de anlaşılabilir, ancak complain bölgesel açıdan daha tarafsız bir seçenektir.

Alıştırma

Gündelik Britanya İngilizcesinde “Maya always whinges about the weather” en güçlü biçimde neyi anlatır?

  1. Hava hakkında rahatsız edici biçimde tekrar tekrar şikâyet eder.
  2. Hava hakkında neşeyle şarkı söyler.
  3. Resmî bir hava durumu raporu sunar.
Cevabı göster

Hava hakkında rahatsız edici biçimde tekrar tekrar şikâyet eder.

Dilbilgisi

a lot slower than what you're doing: büyük bir hız farkını vurgulamak

A lot, karşılaştırma biçimi olan slower'ı güçlendirir; bu nedenle do the job a lot slower, işi çok daha düşük bir hızda yapmak demektir. Karşılaştırılan şey eylemin yapılma hızıdır; işin kendisinin yavaş hâle gelmesi değildir. Than what you're doing, diğer kişinin şu anda yaptığı eylemi referans noktası olarak kullanır. Bu konuşma dilindeki cümlede yaklaşık olarak than the way or speed at which you're doing it anlamına gelir. Yeniden kullanılabilir kalıp a lot + karşılaştırma biçimi + than + karşılaştırma noktasıdır.

Alıştırma

Karşılaştırmayı büyük bir miktar anlamındaki iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: This local train is ____ slower than the express train.

Cevabı göster

a lot

Watch.

4:09

İzle.

Why do we have to do this?

4:12

Neden bunu yapmak zorundayız?

Uh,

4:15

Eh,

it's hot.

4:15

hava sıcak.

Okay, you know what?

4:17

Tamam, biliyor musun?

Can I order double Bingos?

4:18

Çifte Bingo sipariş edebilir miyim?

No.

4:20

Hayır.

It's double Blueys forever.

4:20

Sonsuza dek çifte Bluey var.

My arm hurts.

4:23

Kolum ağrıyor.

Double Bingos.

4:26

Çifte Bingo.

Mm, yeah.

4:29

Mm, evet.

Here you go.

4:30

İşte al.

Start on my tail.

4:30

Kuyruğumdan başla.

Hi, Dad.

4:35

Merhaba, Baba.

Woah.

4:35

Vay canına.

This is Big Bingo.

4:36

Bu Büyük Bingo.

Hey.

4:38

Hey.

May we help you tidy these grass clippings away? Ton ve niyet

4:39

Bu kesilmiş çimleri temizlemene yardım edebilir miyiz?

Ton ve niyet

May we help you ...?: resmî ve nazik bir yardım teklifi

May we help you ...?, konuşanın grubunun karşısındaki kişiye yardım etmesi için izin istemek amacıyla may kip belirtecini kullanır. Burada may, belki anlamına gelmez; teklifi belirgin biçimde nazik ve resmî yapar. Bu sahnede fazladan resmî anlatım, karakterlerin bilerek çok uslu ve terbiyeli davrandığı izlenimini verir ve rol yapma tonuna uyar. Yeniden kullanılabilir yapı May we help you + fiilin yalın biçimi ...? şeklindedir; May we help you carry this? buna bir örnektir.

Alıştırma

Bilerek resmî ve nazik olan teklifi en uygun kip belirteciyle tamamlayın: ____ we help you carry these boxes?

Cevabı göster

May

Uh, yeah.

4:42

Eh, evet.

Come on, Mini Bingo.

4:44

Hadi, Mini Bingo.

Result. Kelime

4:46

Sonuç.

Kelime

Başarı bildiren samimi ünlem Result.

Bu replikte Result., “Harika, işe yaradı!” anlamına gelen tek sözcüklük bir ünlemdir. Konuşan kişi küçük ama olumlu bir sonucu kutlar; result burada cümle içindeki sıradan bir isim olarak kullanılmaz. Bu samimi kullanım özellikle Britanya ve Avustralya İngilizcesiyle ilişkilidir. İyi bir haberden veya başarılı bir plandan sonra Result. tek başına söylendiğinde bunu bir test, hesaplama ya da raporun “sonucu” olarak değil, sevinç belirten bir tepki olarak anlayın.

Alıştırma

Bu sahnede Result. ne anlama geliyor?

  1. Resmî rapor tamamlandı.
  2. Harika, işe yaradı!
  3. Sonucu hesaplamam gerekiyor.
Cevabı göster

Harika, işe yaradı!

I like to pretend I'm hugging a wombat.

4:47

Bir vombata sarılıyormuşum gibi yapmayı severim.

Hug hug.

4:50

Sarıl sarıl.

Now put it to bed. Kalıp ifadeler

4:52

Şimdi onu yatağa yatır.

Kalıp ifadeler

put it to bed: birini veya bir şeyi uyuması için yatırmak

Put it to bed, “uyuyabilmesi için onu yatırıp rahat ettirmek” anlamına gelir. Buradaki it, çocukmuş gibi bakılan bir oyuncağı veya karakteri belirtir; dolayısıyla cümle yatma vakti düzenindeki bir sonraki adımı söyler. Yapı put + nesne + to bed şeklindedir. To bed, nesnenin yalnızca yatağın üzerindeki konumunu değil, sonunda uykuya hazırlanmış olmasını anlatır.

Alıştırma

Hedef yapı put + object + to bed ifadesini tamamlayın: After the story, put the doll ____.

Cevabı göster

to bed

Good night.

4:53

İyi geceler.

Night night.

4:54

İyi geceler.

Where are you, Shmyrtle?

4:56

Neredesin, Shmyrtle?

There he is.

4:58

İşte orada.

Oh.

4:59

Ah.

Thanks.

5:02

Teşekkürler.

Um, Big Bingo.

5:02

Eee, Büyük Bingo.

Big Bingo?

5:04

Büyük Bingo mu?

Double Bingo.

5:06

Çifte Bingo.

I could definitely get used to this. Kalıp ifadeler

5:07

Buna kesinlikle alışabilirdim.

Kalıp ifadeler

Buna kesinlikle alışabilirim.

Get used to, bir durum tanıdık hâle geldikçe ona “alışmak” anlamına gelir. get used to this yapısında to bir edattır; bu nedenle ardından bir isim, this gibi bir zamir veya -ing biçimi gelebilir. Buradaki could definitely yalnızca yeterlilik değil, durumu isteyerek kabul etme anlamı taşır. I could definitely get used to this çoğu zaman “bu durum hoşuma gidiyor ve devam ederse çok mutlu olurum” demektir.

Alıştırma

get used to kalıbını eksik edatla tamamlayın: After a month, Leo got used ____ the early train.

Cevabı göster

to

What?

5:09

Ne?

Bandit.

5:10

Bandit.

Oh, I didn't mean...

5:11

Ah, demek istediğim o değildi...

Oh, Bluey, wait.

5:12

Ah, Bluey, bekle.

Big Bingo.

5:13

Büyük Bingo.

But seriously, how good's double Bingo? Ton ve niyet

5:16

Ama cidden, çifte Bingo ne kadar iyi?

Ton ve niyet

Ama cidden, çifte Bingo harika değil mi?

But seriously, bir şaka veya hafif bir yorumdan samimi bir görüşe geçildiğini belirtir. “Şakayı bir yana bırakırsak, gerçekten düşündüğüm şey şu” anlamına gelir. How good's double Bingo?, How good is double Bingo? cümlesinin kısaltılmış biçimidir. Bu heyecanlı bağlamda retorik bir sorudur: konuşan kişi bir puan veya ayrıntılı değerlendirme istemek yerine bunun çok iyi olduğunu övmektedir.

Alıştırma

Bu bağlamda konuşan kişi “But seriously, how good's double Bingo?” derken esas olarak ne anlatıyor?

  1. Konuşan kişi double Bingo'nun kalitesi için kesin bir puan istiyor.
  2. Konuşan kişi double Bingo'nun gerçekten mükemmel olduğunu düşünüyor.
  3. Konuşan kişi double Bingo'nun kötü olduğunu ciddi biçimde söylüyor.
Cevabı göster

Konuşan kişi double Bingo'nun gerçekten mükemmel olduğunu düşünüyor.

Yeah, I know.

5:18

Evet, biliyorum.

Hi, Big Bingo.

5:20

Merhaba, Büyük Bingo.

I wasn't sure which bed to sit on. Dilbilgisi

5:22

Hangi yatağa oturacağımdan emin değildim.

Dilbilgisi

wasn't sure which bed to sit on: which + isim + to-infinitive yapısı

Burada wasn't sure, konuşanın veremediği kararı açıklar. Which bed to sit on, gömülü bir seçim yapısıdır: which + isim + to-infinitive. “Hangi yatağa oturmam gerektiği” anlamına gelir ve sit eylemini yapan kişinin I olduğu anlaşılır. Tam ifade sit on a bed olduğu için on, sit fiilinden sonra kalır. Birden fazla seçenek arasından seçim yapılırken aynı yapı know, decide ve be sure gibi ifadelerden sonra da kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi “which file I should open” anlamındaki kısa seçim yapısıyla tamamlayın: I couldn't decide ____.

Cevabı göster

which file to open

Are you okay?

5:25

İyi misin?

Mum and Dad want two of you's. Kelime

5:27

Annem ve Babam senden iki tane istiyor.

They don't want any of me's.

5:29

Benden hiç istemiyorlar.

Kelime

two of you's ... any of me's: şakacı çocuk dili

Bu replikte çocuk, you ve me zamirlerini insan türlerini veya kopyalarını saymaya yarayan etiketlermiş gibi ele alır. 's ekleyerek two of you's ve any of me's biçimlerini oluşturur; bunlar kabaca “senden iki tane” ve “benden hiç yok” anlamına gelir. Çocuğun ürettiği bu ifade, yerinin başkası tarafından alındığını veya dışlandığını düşündüğünü gösterir. Bunlar eğlenceli ama standart dışı çoğullardır; zamirlerin normal çoğul biçimleri değildir. Buradaki 's sıradan bir iyelik bildirmez ve you is ya da me is anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu kullanımı değerlendirin: Resmî bir yazıda “They want two copies of you.” anlamını standart biçimde vermek için They want two of you's kullanılabilir.

  1. Yanlış. Bu, şakacı ve standart dışı bir ifadedir; resmî İngilizcede yeniden yazılmalıdır.
  2. Doğru. You's, you zamirinin standart çoğuludur.
Cevabı göster

Yanlış. Bu, şakacı ve standart dışı bir ifadedir; resmî İngilizcede yeniden yazılmalıdır.

It's very rude.

5:31

Bu çok kaba.

It's because I'm annoying, and you're not annoying at all. Dilbilgisi

5:32

Çünkü ben sinir bozucuyum, sen ise hiç sinir bozucu değilsin.

Dilbilgisi

not ... at all: olumsuzluğu güçlendirme

Burada not ... at all olumsuzluğu güçlendirir. You're not annoying at all, konuşanın karşısındaki kişide rahatsız edici hiçbir özellik görmediği, onu zerre kadar bile rahatsız edici bulmadığı anlamına gelir. Kalıp not + sıfat veya fiil öbeği + at all şeklindedir. At all olumsuzlukla birlikte çalışır; burada 'hiçbir şekilde' veya 'hiçbir ölçüde' anlamındadır, 'her şey' anlamında değildir.

Alıştırma

Olumsuzluğu güçlendirmek için dersteki iki sözcüklü ifadeyi kullanın: The puzzle wasn't difficult ____.

Cevabı göster

at all

Yes, I am.

5:36

Hayır, öyleyim.

I'm super annoying.

5:38

Ben süper sinir bozucuyum.

Really?

5:39

Gerçekten mi?

Yeah.

5:40

Evet.

I'm just different annoying.

5:41

Ben sadece farklı bir şekilde sinir bozucuyum.

I'll show you.

5:43

Sana göstereceğim.

Where's the sticky tape? Kelime

5:44

Bant nerede?

Kelime

sticky tape: sıradan şeffaf yapışkan bant

Ev içindeki bu soruda the sticky tape, kâğıt, paketleme veya el işi için kullanılan sıradan şeffaf yapışkan bant anlamına gelir. Sticky ürünün yapıştırma işlevini anlatır, ancak sticky tape yerleşik bir günlük addır; yapışkan olan herhangi bir şeridin serbest bir betimlemesi değildir. Bu adlandırma Britanya ve Avustralya İngilizcesinde yaygındır. Diğer İngilizce çeşitlerinde aynı nesne için çoğu zaman clear tape veya yalnızca tape tercih edilir.

Alıştırma

Britanya veya Avustralya günlük İngilizcesinde şu cümledeki sticky tape büyük olasılıkla ne anlama gelir: 'Could you pass me the sticky tape for this card?'

  1. Yüzeyi yapışkan bir kemer
  2. Kâğıt için kullanılan sıradan şeffaf yapışkan bant
  3. Onarımda kullanılan kalın bez bant
Cevabı göster

Kâğıt için kullanılan sıradan şeffaf yapışkan bant

Here you go.

5:46

Buyur.

Ooh, thanks.

5:47

Ooo, teşekkürler.

And can you find the fake teeth for me?

5:48

Bir de benim için sahte dişleri bulabilir misin?

Oh, okay.

5:50

Ah, tamam.

Here you go.

5:52

Buyur.

Ah.

5:54

Aaa.

Oh, you look crazy.

5:55

Ah, çılgın görünüyorsun.

Follow me.

5:57

Beni takip et.

Oh, man.

6:00

Aman Tanrım.

Chill the beans. Deyimler

6:02

Sakin ol.

Deyimler

Şakacı ve standart dışı bir replik olarak Chill the beans.

Bu cümle, chill sözcüğünü “rahatla” ya da “sakin ol” anlamındaki gündelik bir emir olarak kullanır ve ardından saçma bir nesne olarak the beans ifadesini ekler. Bu tuhaf birleşim, repliğin bu sahnede çocukça ve komik duyulmasını sağlar. Chill the beans. İngilizcede standart bir deyim değildir. Konuşanın şakacı biçimde sakinleşme mesajı verdiğini anlayın, ancak tüm cümleyi sıradan konuşmalarda kullanılabilecek kalıplaşmış bir ifade olarak görmeyin.

Alıştırma

Yargı: Chill the beans. resmî bir toplantıda doğal biçimde kullanılabilen standart bir deyimdir.

  1. Doğru. Standart ve resmî bir ifadedir.
  2. Yanlış. Şakacı ve standart dışı bir kelime oyunudur.
Cevabı göster

Yanlış. Şakacı ve standart dışı bir kelime oyunudur.

Bingo, what's that

6:05

Bingo, o da ne?

Stop it.

6:07

Kes şunu.

You're freaking me out. Öbek fiiller

6:07

Beni korkutuyorsun.

Öbek fiiller

freaking me out: korkuya veya huzursuzluğa yol açmak

Freak someone out, “birini korkutmak” veya “birini çok huzursuz etmek” anlamına gelen ayrılabilir bir öbek fiildir. You’re freaking me out. cümlesindeki me, etkilenen kişiyi belirtir. Nesne bir zamirse, zamiri freak ile out arasına koyun: freak me out doğrudur, freak out me değildir. Şimdiki zamanın süreklilik biçimi olan You’re freaking..., diğer kişinin şu anki davranışının bu tepkiye yol açtığını gösterir.

Alıştırma

Mesajın konuşanı huzursuz ettiğini söylemek için freak someone out ifadesini şimdiki zamanın süreklilik biçiminde kullanın: This strange message ____.

Cevabı göster

is freaking me out

Ooh.

6:09

Ooo.

Get away from me.

6:10

Benden uzak dur.

What's going on in here? Ton ve niyet

6:11

Burada neler oluyor?

Ton ve niyet

What's going on in here?: duruma müdahale edip açıklama istemek

“What's going on in here?” içinde bulunulan oda veya alandaki kişilerden ne olduğunu açıklamalarını ister. “going on”, “olmak, meydana gelmek” anlamındadır; “in here” ise konuşanın bulunduğu veya az önce girdiği alanı gösterir. Bu sahnede sıradan bir sohbet söz konusu değildir. Bir ebeveyn gürültüyü duyduktan sonra duruma müdahale eder; bu nedenle soru aynı zamanda “Bu durumu açıklayın” anlamını taşır.

Alıştırma

Bir ebeveyn büyük bir çarpma sesi duyduktan sonra odaya giriyor. “What's going on in here?” en doğal olarak ne anlama gelir?

  1. Bu oda nerede?
  2. Bugün nasılsın?
  3. Burada neler olduğunu açıklayın.
Cevabı göster

Burada neler olduğunu açıklayın.

Get out.

6:13

Çıkın.

Oh, Bingo's too loud in here.

6:17

Ah, Bingo içeride çok ses yapıyor.

That's it.

6:21

Yeter bu kadar.

We want one Bluey and one Bingo from now on. Kalıp ifadeler

6:22

Şu andan itibaren bir Bluey ve bir Bingo istiyoruz.

Kalıp ifadeler

from now on: devam edecek bir değişikliğin başlangıcı

“from now on”, içinde bulunulan anı gelecekte de sürecek bir kuralın, alışkanlığın veya düzenlemenin başlangıç noktası yapar. Burada ebeveynler yalnızca şu anda ne istediklerini söylemiyor; bu andan sonra işlerin nasıl olacağını ilan ediyorlar.

Alıştırma

“Şimdi başlayıp gelecekte de devam ederek” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: From now ____, everyone puts their phone away during dinner.

Cevabı göster

on

You got that? Ton ve niyet

6:25

Anlaşıldı mı?

Ton ve niyet

You got that? ile anlaşıldığını doğrulama

Bu cümlede You got that?, “Az önce söylediğimi anladın mı?” anlamına gelir. That, daha önce söylenen kuralı veya talimatı gösterir; got ise “aldın” değil, “anladın” demektir. Bir kural, emir veya uyarıdan sonra bu soru, dinleyiciden anladığını ve buna uyacağını onaylamasını da ister. Günlük bir ifadedir ve “Anlaşıldı mı?” gibi sert duyulabilir.

Alıştırma

Bir ebeveyn katı bir kural belirttikten sonra You got that? derse en doğal olarak neyi sorar?

  1. Bu görevi tek başına tamamlayabilir misin?
  2. O nesneyi aldın mı?
  3. Az önce söylediğimi anladın ve kabul ettin mi?
Cevabı göster

Az önce söylediğimi anladın ve kabul ettin mi?

Yeah, we do.

6:27

Evet, anlaşıldı.

Okay.

6:28

Tamam.

You think it's safe? Dilbilgisi

6:34

Sence güvenli mi?

Dilbilgisi

You think ...? yapısında do yardımcı fiilinin düşmesi

You think it's safe?, Do you think it's safe? sorusunun gayriresmî konuşma biçimidir. Baştaki do yardımcı fiili düşürülmüştür, ancak cümle yine de dinleyenin görüşünü soran bir sorudur. Bağlam ve soru tonlaması, bunun bir bildirme cümlesi değil soru olduğunu gösterir. Başka cümlelere uygulanabilecek kalıp You think + yan cümle? biçimindedir.

Alıştırma

Gayriresmî You think it's safe? sorusuna karşılık gelen tam ve standart soruyu tamamlayın: ____ you think it's safe?

Cevabı göster

Do

Think so.

6:35

Sanırım öyle.

It's been 20 minutes. Dilbilgisi

6:36

20 dakika oldu.

Dilbilgisi

It's been 20 minutes: şu ana kadar geçen süre

It's been, It has been ifadesinin kısaltılmış hâlidir. Burada It's been 20 minutes, şu ana kadar yirmi dakikanın geçtiğini anlatır. Present perfect, daha önce başlayan bu zaman aralığını şimdiki ana bağlar. Şu ana kadar ne kadar zaman geçtiğini veya bir durumun şimdiye kadar ne kadar sürdüğünü söylemek için It's been + süre yapısını kullanın.

Alıştırma

It's been + süre hedef yapısını tamamlayın: It's ____ fifteen minutes since the shop closed.

Cevabı göster

been

Woah.

6:40

Vay canına.

Hi.

6:41

Merhaba.

Yeah, close enough. Ton ve niyet

6:43

Evet, yeterince benziyor.

Ton ve niyet

close enough: tam olmasa da kabul edilebilir

Burada close enough, bir sonucun tam veya kusursuz olmadığını ancak kabul edilebilecek kadar hedefe yakın olduğunu anlatır. Bu cümlede fiziksel mesafeyi değil, bir ölçüte ne kadar yakın olunduğunu belirtir. Yeah, samimi bir onay ekler. Tüm yanıt, kontrol etmeyi veya düzeltmeyi bırakma yönünde rahat bir karar ifade eder; bazen esprili veya biraz kabullenmiş bir tonu olabilir.

Alıştırma

Bir arkadaşınız bir oyunun 30 dakika sürdüğünü söylüyor. Aslında 32 dakika sürdü ve kesin süre önemli değil. Hangi yanıt, tahmini yaklaşık olarak doğru kabul eder?

  1. Good enough.
  2. Close enough.
  3. Almost.
Cevabı göster

Close enough.

Boomp boomp boomp boomp.

6:55

Bum bum bum bum.