Pornografi Bağımlılığının Bilimi (SFW): İngilizce çalışma notları

AsapSCIENCE

Öğrenme zorluğu
545 kelime 185 kel/dk

Video özeti: Pornografiye tekrar maruz kalmak dopamin yollarını güçlendirebilir, toleransı ve arzuyu değiştirebilir; nöroplastisite ise alışkanlıkların değişmesini sağlar. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. while it may seem to ... the truth is: Söylem ve retorik. İlk izlenimden kanıta dayalı iddiaya geçerek taviz ve düzeltme içeren bir argüman kurabilirsiniz. 2. whether it be: Dil bilgisi ve cümle kalıpları. Bu resmi yapı X ya da Y seçeneğini sunarken aynı sonucun ikisi için de geçerli olduğunu gösterir. 3. use-it-or-lose-it system: Deyimler ve mecazi ifadeler. Kullanılan sinir bağlantıları güçlenir, ihmal edilenler zayıflar; bu benzetme alışkanlıkların değişebileceğini gösterir.

Bu derste

Sexual tastes vary from person to person, Kalıp ifadeler

0:00

Cinsel zevkler kişiden kişiye değişir,

Kalıp ifadeler

vary from person to person: kişiden kişiye değişmek

Burada vary from person to person, “farklı bireylerde farklı olmak” anlamına gelir. Person sözcüğünün tekrarı bireyler arasındaki karşılaştırmayı vurgular. İnsanlar arasındaki farklılığı anlatır; bir şeyin insanlar arasında hareket etmesini veya yayılmasını anlatmaz. Yeniden kullanılabilecek kalıp X varies from person to person ya da X can vary from person to person biçimindedir. X, kişiye göre değişen tercih, tepki, özellik veya ihtiyaçtır.

Alıştırma

Farklı insanların farklı tepki verebileceğini belirten ifadeyle cümleyi tamamlayın: The effects of caffeine can ____.

Cevabı göster

vary from person to person

but with the current pornography epidemic,

0:02

ancak günümüzdeki pornografi salgını karşısında,

as some call it, Ton ve niyet

0:04

bazılarının deyimiyle,

one has to wonder how exactly this may affect our desires and perception of sexuality. Anlatım akışı

0:05

bunun arzularımızı ve cinsellik algımızı tam olarak nasıl etkileyebileceğini merak etmemek elde değil.

Ton ve niyet

as some call it: bazılarının deyimiyle

As some call it, kaynağı belirten parantez niteliğinde bir aktarma ifadesidir. Burada call, “adlandırmak veya ... olarak tanımlamak” anlamına gelir; it ise pornography epidemic etiketine gönderme yapar. Konuşmacı etiketi bazı kişilere atfederek bu ifadeyi tam olarak onaylamadan aktarır. Etiket tartışmalı veya değerlendirici olduğu için ifade hafif bir mesafe gösterebilir; ancak konuşmacının etiketi kesinlikle reddettiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Tırnak içindeki etiketi başka kişilere atfeden parantez niteliğindeki ifadeyle cümleyi tamamlayın: The company has entered a 'meeting recession,' ____, although managers dispute that description.

Cevabı göster

as some call it

Anlatım akışı

one has to wonder ile temkinli bir soru ortaya koymak

One has to wonder, durumun doğal olarak bir soru doğurduğunu belirtir. Buradaki has to mantıksal bir zorunluluk hissi katar: eldeki bilgiler göz önüne alındığında bu soruyu sormamak zordur. Dışarıdan dayatılan bir kuralı veya yükümlülüğü anlatmaz. Bu ifade, savı arka plan bilgisinden ana soruya taşıyarak düzenler. Ardından gelen how exactly yan cümlesi, tam olarak neyin incelenmesi gerektiğini belirtir. I yerine one kullanılması, sorunun yalnızca kişisel bir merak değil, daha genel ve mesafeli bir soru gibi duyulmasını sağlar.

Alıştırma

Cümleyi, derste öğrenilen ve temkinli, kişisel olmayan bir soru başlatan dört kelimelik ifadeyle tamamlayın: After three unexplained delays, ____ whether the launch date is realistic.

Cevabı göster

one has to wonder

Moreover,

0:10

Dahası,

how does it affect our sex lives?

0:10

cinsel hayatımızı nasıl etkiliyor?

Pornography constitutes about 25% of all search engine requests Kelime

0:12

Pornografi, arama motorlarındaki tüm sorguların yaklaşık %25'ini oluşturuyor

Kelime

Bir oranı anlatmak için constitutes about 25% of... kullanmak

Bu istatistik cümlesinde constitutes, bir şeyi oluşturmak veya onun bir parçasını meydana getirmek anlamındadır. Özne olan pornography parçadır; about 25% of all search engine requests ise bütün içindeki yaklaşık payını verir. Kalıp part + constitutes + percentage/share + of + whole şeklindedir. About, %25'in kesin bir rakam değil, tahmin olduğunu gösterir. Constitutes resmîdir ve raporlarda, araştırma özetlerinde ve veri yorumlarında yaygın olarak kullanılır.

Alıştırma

Resmî veri cümlesini, derste öğrenilen ve ‘bütünün bu payını oluşturmak’ anlamına gelen fiille tamamlayın: Renewable energy ____ about 30% of the country's electricity supply.

Cevabı göster

constitutes

and is the fourth most common reason people give for going on the internet.

0:16

ve insanların internete girme gerekçesi olarak belirttiği en yaygın dördüncü nedendir.

And while it may seem to simply facilitate an instinctual sexual response Anlatım akışı

0:19

Pornografi yalnızca içgüdüsel bir cinsel tepkiyi kolaylaştırıyor gibi görünebilir;

linked to millions of years of evolution,

0:23

bu tepki milyonlarca yıllık evrimle bağlantılıdır,

the truth is pornography has dynamically changed over time,

0:25

ama gerçek şu ki pornografi zaman içinde sürekli değişmiş,

ultimately molding our tastes and desires. Deyimler

0:29

sonuçta zevklerimizi ve arzularımızı şekillendirmiştir.

Anlatım akışı

while it may seem to ... the truth is: ödünlemenin ardından düzeltme

Bu cümlede while it may seem to, ilk bakışta makul görünen bir açıklamayı sunar. Buradaki while ödünleme anlamındadır: “-se de” anlamındaki although gibi kullanılır, “-dığı sırada” anlamına gelmez. Ardından the truth is, konuşanın ilk izlenimin yerini alan veya onu düzelten ana iddiasını bildirir. Yeniden kullanılabilecek kalıp While X may seem to..., the truth is Y şeklindedir: önce görünürdeki görüş kabul edilir, sonra daha doğru olduğu savunulan görüşe geçilir.

Alıştırma

Ödünleme ve düzeltme kalıbını dersteki ifadelerin aynısıyla tamamlayın: ____ be a minor delay, ____ it will affect the whole schedule.

Cevabı göster

While it may seem to · the truth is

Deyimler

molding our tastes and desires: zamanla biçimlendirmeyi anlatan bir mecaz

Molding burada mecaz anlamda kullanılmıştır. Zevkler ve arzular, biçim verilebilen bir malzemeymiş gibi ele alınır: bir etki zaman içinde gelişir ve insanların neleri sevip isteyeceğini belirlemeye yardımcı olur. -ing yan cümlesi, pornografinin zaman içinde değişmesinin sonucunu verir. Gerçek bir kalıpla yapılan işi veya tek seferlik zorla değiştirmeyi değil, süren ve biçimlendirici bir etkiyi anlatır.

Alıştırma

“Social media trends may be molding our tastes and desires,” cümlesinde molding our tastes and desires ne anlama gelir?

  1. İnsanların neyi sevip istediğini yavaş yavaş etkilemek
  2. Tercihleri fiziksel kalıplara koymak
  3. Tercihleri etkilemeden listelemek
Cevabı göster

İnsanların neyi sevip istediğini yavaş yavaş etkilemek

The not-so-shocking truth is that pornography has profound consequences for the brain Kalıp ifadeler

0:31

Pek de şaşırtıcı olmayan gerçek şu ki pornografinin beyin üzerinde derin etkileri vardır

and acts in many ways like a drug. Anlatım akışı

0:36

ve birçok yönden uyuşturucu gibi davranır.

Kalıp ifadeler

has profound consequences for: derin ve geniş kapsamlı sonuçlar doğurmak

Has profound consequences for, “…… üzerinde derin ve önemli etkiler doğurur” anlamına gelir. Profound, sonuçların küçük veya geçici bir etkinin çok ötesine geçtiğini vurgulayarak consequences sözcüğünü güçlendirir. Burada özne olan pornography tekil olduğu için has kullanılır. Consequences ismi kendi başına mutlaka olumsuz değildir; ancak bu cümledeki uyarı bağlamı sonuçların zararlı olduğu izlenimini verir.

Alıştırma

Cümleyi “…… üzerinde derin ve önemli etkiler doğurur” anlamındaki dört sözcüklü resmî eşdizimle tamamlayın: This policy ____ rural communities.

Cevabı göster

has profound consequences for

Anlatım akışı

acts in many ways like: sınırları belirtilmiş bir benzetme kurmak

Acts in many ways like, sınırları belirtilmiş bir benzetme kurar: öznenin çeşitli açılardan bir uyuşturucuya benzer biçimde davrandığını veya benzer etkiler ürettiğini söyler. In many ways ifadesi iddianın kapsamını sınırlar; dolayısıyla cümle pornografinin kelimenin gerçek anlamıyla bir uyuşturucu olduğunu veya her bakımdan onunla aynı olduğunu söylemez. Bilgiyi düzenleyen bir çerçeve olarak ifade önce karşılaştırmayı ortaya koyar, ardından gelecek kanıtların ilgili benzerlikleri açıklamasına alan bırakır. Böylece konuşan kişi açık bir sınırı korurken güçlü bir benzetme yapabilir.

Alıştırma

Hangi cümle, iki şeyin tamamen aynı olduğunu iddia etmeden sınırları belirtilmiş bir karşılaştırma yapar?

  1. The recommendation system is a personal shopper.
  2. The recommendation system acts in many ways like a personal shopper.
  3. The recommendation system works in exactly the same way as every personal shopper.
Cevabı göster

The recommendation system acts in many ways like a personal shopper.

With prolonged exposure,

0:38

Uzun süre maruz kalındığında,

your tolerance is increased and many often find themselves addicted. Dilbilgisi

0:39

toleransınız artar ve birçok kişi sonunda bağımlı hâle gelir.

Dilbilgisi

find themselves addicted: find oneself + tamamlayıcı

Bu cümlede find themselves addicted, insanların bağımlı olduklarını sonradan fark etmeleri anlamına gelir. Find burada “aramak” anlamında değildir. Dönüşlülük zamiri themselves, many (birçok insan) ifadesine geri döner; addicted ise içinde bulundukları durumu belirten tamamlayıcıdır. find oneself + tamamlayıcı kalıbı, kişinin kendisini içinde bulduğu bir durumu sonradan fark etmesini anlatır. Bu durum çoğu zaman yavaş yavaş veya beklenmedik biçimde gelişmiştir. Temel fikir, kişinin kendi durumunun sonradan farkına varmasıdır.

Alıştırma

Cümleyi find oneself + addicted kalıbının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After months of betting online, Omar ____ to gambling.

Cevabı göster

found himself addicted

Though it's not a physical substance,

0:42

Fiziksel bir madde olmasa da,

it leads to the same general loss of control, Kalıp ifadeler

0:44

genel olarak aynı kontrol kaybına,

Kalıp ifadeler

loss of control: isim öbeği

Loss of control, davranışı, duyguları, hareketi veya bir sistemi yönlendirememe ya da düzenleyememe durumunu anlatan kalıplaşmış bir isim öbeğidir. Burada kişinin bağımlılık yaratan davranışı artık özgürce durduramaması veya yönetememesi anlamına gelir. Ana sözcük loss'tur; of control ise neyin kaybedildiğini belirtir. İfadenin tamamı bir isim öbeği olduğu için a loss of control veya sudden loss of control örneklerinde olduğu gibi bir belirleyici ya da sıfattan sonra gelebilir.

Alıştırma

Cümleyi hedef isim öbeğiyle tamamlayın: The driver recovered quickly after a brief ____.

Cevabı göster

loss of control

the compulsiveness to seek out the activity despite negative consequences, Öbek fiiller

0:46

olumsuz sonuçlara rağmen bu etkinliği aramaya yönelik karşı konulmaz bir dürtüye

Öbek fiiller

seek out: bulmak veya peşinden gitmek için bilinçli çaba göstermek

seek out, bir kişiyi ya da şeyi bulmak için bilinçli biçimde çaba göstermeyi veya bir fırsat ya da deneyim elde etmeye çalışmayı ifade eder. Burada, olumsuz sonuçlara rağmen etkinliğin aktif biçimde peşinden gidildiğini gösterir; out fiziksel olarak dışarı doğru hareket etmeyi anlatmaz. Nesne tüm öbek fiile bağlıdır: seek out the activity. Yeniden kullanılabilir yapı seek out + kişi, bilgi, fırsat veya deneyim şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve ‘bulmak için bilinçli çaba göstermek’ anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: If the problem continues, you should ____ a qualified specialist.

Cevabı göster

seek out

and withdrawal when it goes away,

0:50

ve etkinlik ortadan kalktığında yoksunluğa yol açar;

much like that of gambling or running, Dilbilgisi

0:52

bunlar kumar ya da koşu bağımlılığında görülenlere çok benzer,

for example.

0:53

örneğin.

Dilbilgisi

much like that of ...: tekil karşılaştırmayı paralel tutmak

much like, “çok benzer” anlamına gelir. much like that of gambling or running ifadesinde that bir adın yerine geçer: daha önce anılan tekil withdrawal adını temsil ederken of gambling or running karşılaştırmanın kaynağını belirtir. that of kullanımı karşılaştırmayı paralel tutar: yoksunluk, doğrudan etkinliklerle değil, kumar veya koşuyla ilişkili yoksunlukla karşılaştırılır. Atlanan ad çoğul olsaydı İngilizcede normalde those of kullanılırdı.

Alıştırma

response sözcüğünü tekrarlamayı önleyen yerine geçme ifadesiyle karşılaştırmayı tamamlayın: The response from the first group was much like ____ the second group.

Cevabı göster

that of

The issue is that continued exposure can cause long-term Anlatım akışı

0:54

Sorun şu ki sürekli maruz kalmak beyinde uzun süreli

or even lifelong neuroplastic change in the brain.

0:57

hatta ömür boyu süren nöroplastik değişikliklere yol açabilir.

Anlatım akışı

long-term or even lifelong ile aşamalı güçlendirme

long-term or even lifelong ifadesinde or iki olası süreyi sunar, ancak even ikinci seçeneği eşit bir alternatif olmaktan çıkarıp daha güçlü bir aşamaya dönüştürür. Long-term zaten ciddi olan başlangıç noktasıdır; lifelong ise daha uç olasılık olarak sunulur. A or even B kalıbı, bilgiyi daha zayıf veya dar bir iddiadan daha güçlü ya da şaşırtıcı bir iddiaya doğru düzenler. İki süre ifadesi de ana isim olan neuroplastic change ifadesini niteler.

Alıştırma

long-term or even lifelong ifadesi cümlede ne yapıyor?

  1. long-term ifadesini düzeltip yalnızca lifelong seçeneğinin mümkün olduğunu söyler.
  2. Zaten ciddi bir süreden daha da uç bir olası süreye ilerler.
  3. Vurgu farkı olmadan iki eşit süre sunar.
Cevabı göster

Zaten ciddi bir süreden daha da uç bir olası süreye ilerler.

Dopamine is released as a reward whenever we accomplish something,

1:00

Ne zaman bir şeyi başarsak ödül olarak dopamin salgılanır;

whether it be eating to sustain life Dilbilgisi

1:04

ister hayatta kalmak için yemek yemek olsun,

or sexual activity to produce future life.

1:06

ister yeni bir yaşam oluşturmak için cinsel etkinlikte bulunmak.

Dilbilgisi

Resmî kalıp whether it be ... or ...

Whether it be, aynı genel ifadenin kapsadığı örnekleri sunar: başarı yaşamı sürdürmek için yemek yemek de olsa cinsel etkinlik de olsa dopamin salgılanır. Örnekler farklıdır, ancak ana iddia her ikisi için de geçerlidir. Be, zaman hatası değil, yalın dilek kipi biçimidir. Kalıbın bu resmî sürümünde be değişmeden kalır; bunun yerine is kullanmak tarafsız bildirme kipi sürümü whether it is A or B yapısını oluşturur. Bu çerçeve, durum A da olsa B de olsa ana sonucun değişmediğini belirtir.

Alıştırma

Cümleyi whether + it + be fiilinin dilek kipi biçimini kullanarak tamamlayın: The rule applies in every case, ____ a minor delay or a complete cancellation.

Cevabı göster

whether it be

And this dopamine consolidates neural connections

1:08

Bu dopamin, sinirsel bağlantıları güçlendirerek

in order to drive us to perform the same activity in the future. Kalıp ifadeler

1:11

gelecekte aynı etkinliği yeniden yapmamız için bizi harekete geçirir.

Kalıp ifadeler

drive us to perform: birini harekete geçirmek

Burada drive us to perform, “harekete geçmemize neden olmak veya bizi güçlü biçimde motive etmek” anlamına gelir. Dopamin, davranışı harekete geçiren mekanizma olarak sunulur; drive burada araç sürmek anlamında değildir. Yapı drive + kişi + to + fiilin yalın biçimidir. Motivasyon, baskı, ihtiyaçlar ya da biyolojik ve toplumsal mekanizmalarla ilgili neden-sonuç açıklamalarında kullanışlıdır. İfadenin gücü bağlama bağlıdır; burada gerçek anlamda zorlamayı değil, bir mekanizmayı anlatır.

Alıştırma

Vurgulanan neden-eylem yapısıyla cümleyi tamamlayın: The fear of missing the deadline may ____ work through the weekend.

Cevabı göster

drive the team to

In other words, Anlatım akışı

1:14

Başka bir deyişle,

it alters and forms the brain cells

1:15

beyin hücrelerini değiştirip şekillendirerek

to motivate certain actions.

1:17

belirli eylemler için bizi motive eder.

Anlatım akışı

In other words: yeniden ifadeyi belirtmek

In other words, dinleyiciye sonraki cümlenin önceki düşünceyi daha açık veya daha basit biçimde yeniden ifade ettiğini bildiren bir söylem belirtecidir. Burada dopaminin sinir bağlantılarını güçlendirdiği açıklamasını, eylemleri motive etmek için beyin hücrelerini değiştirmesi biçiminde yeniden ifade eder. Bu ifade ayrı bir neden, örnek veya sonuç eklemek yerine bilgiyi düzenler. Duyduğunuzda, ardından gelen içeriği daha öncekiyle aynı temel iddiaya bağlayın.

Alıştırma

Vurgulanan yeniden anlatım belirteciyle cümleyi tamamlayın: The policy lets employees choose when to begin. ____, it allows flexible start times.

Cevabı göster

In other words

It rewires your brain. Deyimler

1:19

Beyninizin bağlantılarını yeniden düzenler.

Deyimler

Değişim mecazı olarak rewires your brain

rewires your brain ifadesinde rewire mecaz anlamda kullanılır. Beyin, bağlantıları yeniden düzenlenebilen bir sistem gibi düşünülür. Burada dopamin temelli pekiştirme mekanizmasının zaman içinde yerleşmiş sinir bağlantısı veya tepki kalıplarını değiştirmesi anlatılır; beyne gerçek kablolar döşenmesi kastedilmez. Bu mecaz başka bağlamlara da aktarılabilir: rewire, yerleşmiş bir düşünce kalıbının, alışkanlığın veya sistemin zamanla değişmesini anlatabilir.

Alıştırma

Bu cümlede rewires your brain ne anlama geliyor?

  1. Mekanizma, beyni anında başka bir beyinle değiştirir.
  2. Mekanizma, beyindeki yerleşmiş kalıpları zamanla değiştirir.
  3. Mekanizma, beynin içine gerçek elektrik kabloları yerleştirir.
Cevabı göster

Mekanizma, beyindeki yerleşmiş kalıpları zamanla değiştirir.

The National Institutes of Health measure drug addictiveness Dilbilgisi

1:21

ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri, uyuşturucuların bağımlılık düzeyini

by testing rats.

1:23

sıçanlar üzerinde deney yaparak ölçer.

Dilbilgisi

measure X by doing Y: yöntemi by ile belirtmek

measure X by doing Y yapısında X, neyin değerlendirildiğini; by + -ing biçimi ise yöntemi belirtir. Burada drug addictiveness X, testing rats ise yöntemdir. Bu yapıda by, ‘yoluyla’ veya ‘aracılığıyla’ anlamına gelir. ‘Yanında’ anlamına gelmez ve by sonrasındaki fiil -ing biçimini alır: by testing denir; by test veya by to test denmez.

Alıştırma

Yöntemi tanıtan kelimeyle cümleyi tamamlayın: We measured customer satisfaction ____ asking three short questions.

Cevabı göster

by

The rat is trained to press a button in order to get a drug,

1:24

Sıçan, uyuşturucu elde etmek için bir düğmeye basacak şekilde eğitilir

and the harder it works

1:27

ve bunun için ne kadar çok çaba gösterirse,

indicates how addictive the substance is.

1:28

maddenin o kadar bağımlılık yapıcı olduğu anlaşılır.

It turns out that the more addictive a drug is, Anlatım akışı

1:31

Bir uyuşturucu ne kadar bağımlılık yapıcıysa,

the more dopamine we see released.

1:33

o kadar fazla dopamin salgılandığı ortaya çıkmıştır.

Anlatım akışı

It turns out that: sonradan keşfedilen bir sonucu sunmak

It turns out that, gözlem, araştırma veya daha sonraki deneyimler yoluyla öğrenilen bir sonucu içeren yan cümleyi başlatır. Burada bağımlılık yapma düzeyi ile dopamin salgılanması arasındaki ilişkiyi deneysel bir bulgu olarak sunar ve sonucun önceden açık olmayabileceğini de hissettirebilir. it, yer tutucu bir öznedir; asıl bilgi that ile başlayan yan cümlede bulunur. Turn out burada fiziksel bir hareketi anlatmaz; bütün yapı, kanıtların veya olayların bir şeyin doğru olduğunu ortaya çıkardığını ifade eder.

Alıştırma

Kanıtlardan keşfedilen bir sonucu sunan ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: After reviewing the records, ____ the error affected only one account.

Cevabı göster

it turns out that

And while there is unfortunately no rat porn that we can give to them,

1:35

Ne yazık ki sıçanlara gösterebileceğimiz bir sıçan pornosu yok,

we do know that dopamine is also released during sexual excitement, Dilbilgisi

1:39

ama cinsel uyarılma sırasında da dopamin salgılandığını biliyoruz

Dilbilgisi

we do know that: olumlu cümlede vurgulu do

Olumlu bir cümle olan we do know that içindeki do, vurgu yardımcı fiilidir. Ayrı bir eylem eklemez; know fiilini güçlendirerek bunu kesinlikle veya gerçekten bildiğimiz anlamını verir. Bu vurgu önemlidir, çünkü önceki while yan cümlesi araştırmayla ilgili bir sınırlamayı kabul eder: konuşmacı doğrudan test edilemeyen şeyi, yine de güvenle belirtilebilen bir gerçekle karşılaştırır. Yeniden kullanılabilecek kalıp özne + do/does/did + fiilin yalın hâlidir.

Alıştırma

Belirsizliğe rağmen gerçeği doğrulayan know fiilinin vurgulu biçimiyle cümleyi tamamlayın: We cannot explain every detail, but we ____ the treatment is safe.

Cevabı göster

do know

which pornography plays right into. Öbek fiiller

1:42

ve pornografi tam da bundan yararlanıyor.

Öbek fiiller

play right into: mevcut bir durumla örtüşüp onu güçlendirmek

Bu cümlede play right into, “var olan bir mekanizmayla tam olarak örtüşmek ve onu güçlendirmek ya da ondan yararlanmak” anlamına gelir. Pornografi, cinsel uyarılmayla ilişkili dopamin tepkisiyle örtüşür; right sözü kalıbı güçlendirerek “tam olarak” veya “doğrudan” anlamını verir. into sözcüğünün nesnesi which'tir ve daha önce belirtilen, cinsel uyarılma sırasında dopamin salgılanması durumuna gönderme yapar. İlgi zamiri yan tümcenin başına taşındığı için into sonda kalabilir: which pornography plays right into. Yeniden kullanılabilir kalıp özne + play(s) right into + durum, eğilim, korku, beklenti veya plan şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi play right into ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: “The false headline ____ the group's strategy of spreading fear.”

Cevabı göster

plays right into

The more time you spend doing it, the more dopamine gets released, Dilbilgisi

1:44

Buna ne kadar çok zaman ayırırsanız o kadar fazla dopamin salgılanır;

Dilbilgisi

The more ..., the more ...: bağlantılı değişim

The more ..., the more ... bağıntılı karşılaştırma kalıbıdır: ilk yan tümcedeki miktar veya derece arttıkça ikinci yan tümcedeki miktar veya derece de artar. Burada etkinliğe daha fazla zaman ayırmak, daha fazla miktarda dopamin salgılanmasıyla ilişkilendirilir. Her the, belirli tanımlık değil, bu kalıptaki sabit bir zarf işaretidir. Yeniden kullanılabilir çerçeve the + karşılaştırmalı yan tümce, the + karşılaştırmalı yan tümce şeklindedir; karşılaştırmalarda more veya less ile bir isim ya da sıfat kullanılabileceği gibi better, harder ve fewer gibi biçimler de kullanılabilir. Yapı orantılı bir ilişki sunar ancak tek başına bilimsel nedenselliği kanıtlamaz.

Alıştırma

Bağıntılı karşılaştırmanın iki bölümünü de tamamlayın: “____ you practice speaking, ____ confident you become.”

Cevabı göster

The more · the more

which reinforces the behavior and makes you not only desire it in the future, Dilbilgisi

1:47

bu da davranışı pekiştirir ve gelecekte onu yalnızca arzulamanıza değil,

but require it.

1:51

ona ihtiyaç duymanıza yol açar.

Dilbilgisi

not only desire it ... but require it: paralel ögelerle aşamalı güçlenme

Eşleşen not only X but Y yapısı iki paralel ögeyi birbirine bağlar. Burada X desire it, Y ise require it ifadesidir; ikisi de makes you sonrasında kullanılan yalın fiil öbekleridir. İkinci öge, bir şeyi istemekten ona ihtiyaç duymaya geçerek yoğunluğu artırır. Bu nedenle but sıradan bir karşıtlık değil, vurgu ve aşamalı güçlenme belirtir. in the future gibi araya giren bir ifade cümleye ait olabilir, ancak eşleşen yapının parçası değildir. Bu kalıbı başka bir bağlamda kullanırken X ile Y'yi dil bilgisi bakımından paralel tutun: not only + fiil öbeği, but + fiil öbeği.

Alıştırma

İki fiil öbeği paralel olacak şekilde cümleyi not only ... but ile tamamlayın: The safety system will ____ warn the operator ____ shut the machine down automatically.

Cevabı göster

not only · but

And as you begin to imagine these images away from the computer

1:53

Bu görüntüleri bilgisayar başında değilken zihninizde canlandırmaya başladığınızda

or while having sex, they become reinforced.

1:55

ya da seks sırasında düşündüğünüzde, daha da pekişirler.

Furthermore,

1:59

Dahası,

each orgasm releases even more dopamine,

1:59

her orgazm daha da fazla dopamin salgılanmasına neden olur

which consolidates the connections made during the session.

2:02

ve bu da seans sırasında kurulan bağlantıları sağlamlaştırır.

It's a feedback loop that becomes harder to escape. Kelime

2:05

Bu, içinden çıkması giderek zorlaşan bir geri bildirim döngüsüdür.

Kelime

a feedback loop: süreci güçlendiren sonuçlar

Sistem dilinde a feedback loop, bir çıktının sisteme geri dönerek daha sonra olacakları etkilediği süreçtir. Burada davranış bir ödül sinyali üretir, bu sinyal davranışı pekiştirir ve pekişen davranışın tekrarlanma olasılığı artar. Bu nedenle feedback yalnızca başka bir kişinin verdiği görüş veya tavsiye anlamına gelmez. İfade, kendini güçlendiren bir mekanizmayı adlandırır; bu mekanizma yararlı, zararlı veya nötr olabilir. Ancak bu cümlede içinden çıkılması giderek zorlaşan bir mekanizma anlatılır.

Alıştırma

Sistem bağlamında a feedback loop ifadesine en uygun açıklama hangisidir?

  1. Süreç bittikten sonra biri kişisel tavsiye verir.
  2. Bir sonuç geri dönerek aynı sürecin sonraki aşamasını etkiler.
  3. Süreç bir programa göre tekrarlanır, ancak her tur bir önceki turdan etkilenmez.
Cevabı göster

Bir sonuç geri dönerek aynı sürecin sonraki aşamasını etkiler.

And just like a drug,

2:08

Tıpkı bir uyuşturucuda olduğu gibi,

your tolerance for visual stimulation has now compounded,

2:09

görsel uyarılara karşı toleransınız artık iyice artmıştır

making it more difficult to be turned on by reality. Öbek fiiller

2:13

ve gerçek hayatta uyarılmanız zorlaşır.

Öbek fiiller

turned on by: bir şey nedeniyle cinsel olarak uyarılmak

Burada be turned on by, biri veya bir şey nedeniyle cinsel olarak uyarılmak anlamına gelir. Edilgen yapı, uyarılmayı yaşayan kişiyi özne konumuna getirirken by bu duygunun kaynağını belirtir. Bu, turn on ifadesinin yetişkin bağlamındaki deyimsel anlamıdır; bir cihazı çalıştırmak anlamındaki gerçek eylem değildir. Bu cümlede reality, artık yeterli cinsel uyarılmayı yaratamıyor olabilecek şey olarak sunulur.

Alıştırma

turned on by kullanımını değerlendirin: Alex, yetişkin partneriyle özel bir konuşmada “I'm turned on by confidence.” diyor.

  1. Bu bağlamda doğal ve uygun
  2. Bu bağlamda doğal veya uygun değil
Cevabı göster

Bu bağlamda doğal ve uygun

Pornography addiction can often lead to finding your mate less attractive.

2:16

Pornografi bağımlılığı, partnerinizi daha az çekici bulmanıza sıkça yol açar.

The good news is,

2:20

İyi haber şu ki,

it doesn't have to be permanent. Dilbilgisi

2:21

bunun kalıcı olması gerekmiyor.

Dilbilgisi

doesn't have to be permanent: kalıcı olması gerekmiyor

Doesn't have to be permanent, kalıcılığın gerekli veya kaçınılmaz olmadığını belirtir. Etki devam edebilir, ancak başka bir sonuç da mümkündür; cümle etkinin kesinlikle sona ereceğini vaat etmez. doesn't have to + fiilin yalın hâli yapısı gerekliliği ortadan kaldırır. Burada yalın fiil be, ardından gelen sıfat ise permanent sözcüğüdür.

Alıştırma

Hangi cümle ilk taslağın kusursuz olmamasına izin verildiği anlamına gelir?

  1. The first draft won't be perfect.
  2. The first draft doesn't have to be perfect.
  3. The first draft mustn't be perfect.
Cevabı göster

The first draft doesn't have to be perfect.

Usually,

2:22

Genellikle,

when people understand the mechanism and realize it's affecting their relationships,

2:23

insanlar mekanizmayı anlayıp bunun ilişkilerini etkilediğini fark ettiklerinde,

they can stop.

2:27

bırakabilirler.

The brain is often described as a use-it-or-lose-it system Deyimler

2:28

Beyin genellikle “kullan ya da kaybet” sistemi olarak tanımlanır;

because the neural connections you stimulate grow stronger

2:31

çünkü uyardığınız sinirsel bağlantılar güçlenir

and desire to be activated,

2:34

ve etkinleştirilmek isterken,

while the ones you ignore become weakened.

2:36

görmezden geldikleriniz zayıflar.

Deyimler

use-it-or-lose-it system: Kullanarak koruma

Bu cümlede use-it-or-lose-it system, düzenli etkinleştirmenin bir şeyi koruduğu veya güçlendirdiği, ihmalin ise onun zayıflamasına yol açtığı bir sistemi ifade eder. Bu ifade, ardından gelen neden-sonuç açıklamasını özetler: uyarılan sinir bağlantıları güçlenir, görmezden gelinenler ise zayıflar. Buradaki lose it, duygusal kontrolü kaybetmek değil, söz konusu yeteneği veya bağlantıyı kaybetmek anlamına gelir. Sürekli kullanımın koruma için gerekli olduğu anlatıldığında bu kalıp becerilere, hafızaya, fiziksel kondisyona ve alışkanlıklara aktarılabilir.

Alıştırma

Cümleyi, düzenli kullanımın koruma için gerekli olduğunu belirten yerleşik ve kısa çizgili ifadeyle tamamlayın: Memory can behave like a ____: neglected pathways may weaken.

Cevabı göster

use-it-or-lose-it system

Much like your muscles,

2:38

Bu durum kaslarınıza çok benzer:

which if sitting still all day,

2:39

Bütün gün hareketsiz kalınca,

itch for activity, Deyimler

2:40

hareket etmek için can atarlar,

but after prolonged non-use,

2:42

ancak uzun süre kullanılmazlarsa,

they become complacent.

2:44

tembelleşirler.

Deyimler

itch for activity: Mecazi ve güçlü bir arzu

itch for activity ifadesinde itch mecazidir: Kaslar, hareket etmek için huzursuz ve acil bir istek duyuyormuş gibi kişileştirilir. İfade ciltteki bir tahrişi anlatmaz. Başka durumlarda da kullanılabilen itch for + isim kalıbı, o şeyi veya deneyimi güçlü biçimde istemek ya da arzulamak anlamına gelir. Burada activity arzulanan isimdir ve bu imge hareketsizliği fiziksel olarak rahatsız edici gösterir.

Alıştırma

Cümleyi, itch ile kurulan ve isimden önce “çok istemek” anlamında kullanılan iki kelimelik mecazi ifadeyle tamamlayın: After a quiet winter, we began to ____ adventure.

Cevabı göster

itch for

Luckily,

2:45

Neyse ki,

because of this use-it-or-lose-it brain,

2:46

beynin bu “kullan ya da kaybet” özelliği sayesinde,

the same neuroplastic system that proliferates these habits

2:48

bu alışkanlıkları çoğaltan aynı nöroplastik sistem

can also be used to acquire healthier ones.

2:51

daha sağlıklı alışkanlıklar edinmek için de kullanılabilir.

Got a burning question you want answered?

2:55

Yanıtını çok merak ettiğiniz bir soru mu var?

Ask it in the comments or on Facebook and Twitter.

2:56

Yorumlarda, Facebook'ta ya da Twitter'da sorun.

and subscribe for more weekly science videos.

2:59

Her hafta yeni bilim videoları için abone olun.