Bir İlişkiyi Ayakta Tutmanın Yolları: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
806 kelime 159 kel/dk

Video özeti: Bu anlatı, gerçekçi olmayan beklentilerin, utancın, zayıf öz farkındalığın ve ihtiyaçları söyleme korkusunun istikrarlı görünen ilişkiyi kırılganlaştırdığını açıklıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. last the course: Bir ilişkinin veya zorlu sürecin sonuna kadar dayanmasını anlatan deyimi öğrenin; course sözcüğünü ders ya da rota diye okumayın. 2. rather than: Üç paralel karşıtlığın kaçınma ile dürüst iletişimi nasıl karşılaştırdığını görün ve seçilen eylemi reddedilen alternatifle kıyaslayın. 3. in good time: Bunu vaktinde gelmek değil, yararlı bir adım atmaya yetecek kadar erken davranmak olarak anlayın; riskleri fark etme ve önceden hazırlanma bağlamında kullanın.

Bu derste

How can you tell whether a relationship is going to last the course or whether it's doomed to founder? Notlar

0:05

Bir ilişkinin sonuna kadar gidip gitmeyeceğini veya çuvallamaya mahkum olup olmadığını nasıl anlarsınız?

Dilbilgisi

How can you tell whether ...?: olasılıkları ayırt etmek

How can you tell whether ...?, bir kişinin farklı olasılıklar arasında karar vermesini sağlayan işaretlerin veya kanıtların neler olduğunu sorar. Burada whether ilk olası sonucu, or whether ise alternatifi tanıtır. Bu kalıpta tell, “birine bir şey söylemek” değil, “fark etmek veya belirlemek” anlamına gelir. Hangi olasılığın doğru olduğuna karar verme yöntemini sormak için bu kalıbı kullanabilirsiniz.

Alıştırma

İki olasılığın nasıl ayırt edileceğini sormak için hedef kalıpla soruyu tamamlayın: ____ the signal is genuine or fake?

Cevabı göster

How can you tell whether

Deyimler

last the course: sonuna kadar dayanmak

Last the course, uzun veya zorlu bir sürecin sonuna kadar devam etmek anlamına gelen bir deyimdir. Bu cümlede ilişkinin zaman içinde devam edip ayakta kalması anlamındadır. Buradaki course, okul dersi değil, dayanılması gereken sürecin veya dönemin tamamıdır. İfade, sona ulaşmak için yeterli güç, istikrar ya da kaynağın bulunup bulunmadığına odaklanır.

Alıştırma

İki yıllık bir proje tamamlanmadan önce tüm finansmanını kaybedebilir. Hangi cümle özellikle projenin sonuna kadar dayanamayabileceğini söylüyor?

  1. The managers may not stay the course.
  2. The project may change course.
  3. The project may not last the course.
Cevabı göster

The project may not last the course.

What's the difference between fragile and solid couples?

0:11

Kırılgan ve sağlam çiftler arasındaki fark nedir?

Here are some of the things to look out for in couples that seem very fragile. Öbek fiiller

0:15

İşte çok kırılgan görünen çiftlerde dikkat edilmesi gereken bazı şeyler.

Öbek fiiller

look out for: belirli işaretlere karşı uyanık olmak

Bu cümlede look out for, “bir şeyi fark etmek veya tanımak için dikkat etmek” anlamına gelir. Konuşmacı, bir ilişkinin kırılgan olduğunu gösterebilecek işaretleri sıralamak üzeredir. Yapı look out for + isim veya isim öbeği şeklindedir. Genellikle riskleri, uyarı işaretlerini, fırsatları veya fark edilmesi gereken önemli özellikleri belirtir. Fiziksel olarak dışarı bakmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir güvenlik kılavuzunda “Look out for loose wires near the plug.” yazıyor. Bu talimat ne anlama gelir?

  1. Birinin kaybettiği kabloları aramak.
  2. Fişten başka bir yöne bakmak.
  3. Gevşek kabloları fark etmek için uyanık kalmak.
Cevabı göster

Gevşek kabloları fark etmek için uyanık kalmak.

Fragile couples tend paradoxically to be very hopeful about love.

0:25

Kırılgan çiftler çelişkili bir şekilde aşk hakkında çok umutlu olma eğilimindedir.

They associate happiness with conflict-free unions. Kalıp ifadeler

0:30

Mutluluğu çatışmasız birlikteliklerle ilişkilendirirler.

Kalıp ifadeler

associate A with B: mutluluğu çatışmasız ilişkilerle bağdaştırmak

Associate A with B, zihinde A ile B arasında bağlantı kurmak ve birinin diğerini düşündürmesi anlamına gelir. Burada mutluluğu çatışma olmayan ilişkilerle bağdaştırıyor ve bu özelliği mutluluk anlayışlarının bir parçası sayıyorlar. Yapıda associate fiilinden sonra bir nesne, ardından with + ikinci fikir gelir: associate happiness with conflict-free unions. Bu bağlamda unions, işçi sendikaları değil romantik ilişkiler anlamındadır. Bu bağlantı bir düşünce veya inançtır; fiil tek başına B’nin A’ya neden olduğunu ya da A ile B’nin tamamen aynı olduğunu kanıtlamaz.

Alıştırma

Cümleyi associate A with B yapısını kullanarak tamamlayın: Many people ____ success ____ money.

Cevabı göster

associate · with

They don't expect,

0:34

Hiç beklemezler,

once they have found the person they unwisely see as the one, Deyimler

0:35

akılsızca doğru kişi olarak gördükleri o insanı bulduklarında,

Deyimler

the one: ideal hayat arkadaşı

Romantik bir bağlamda the one, birinin ideal ve ömür boyu birlikte olacağı eş olarak gördüğü kişi demektir. Bir grubun içinden yalnızca “şu belirli kişi”yi göstermenin ötesinde bir anlam taşır. Burada see someone as the one, o kişiyi sizin için eşsiz biçimde doğru kişi olarak görmek demektir. Yakındaki unwisely sözcüğü kuşku katar: konuşmacı bu idealize edilmiş inancı desteklemek yerine sorgular.

Alıştırma

Hangi cümlede the one “ideal hayat arkadaşı” anlamına gelir?

  1. After years of dating, Nina believes Sam is the one.
  2. Choose the one with the red label.
  3. Please hand me the blue pen, not the black one.
Cevabı göster

After years of dating, Nina believes Sam is the one.

ever to need to squabble, storm out of a room, Öbek fiiller

0:39

bir daha tartışmaya, hışımla odadan çıkmaya,

or feel unhappy for the afternoon.

0:43

veya öğleden sonra mutsuz hissetmeye gerek olacağını.

Öbek fiiller

storm out of a room: öfkeyle aniden odadan çıkmak

Storm out of a room, öfkeyi açıkça belli edecek şekilde bir odadan aniden ve kızgınlıkla çıkmak demektir. Burada storm bir fiildir; hava durumundaki fırtınayı anlatmaz. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp storm out of + yer şeklindedir. Storm duygusal gücü eklerken out of, yerin içinden dışına doğru hareketi gösterir.

Alıştırma

“Öfkeyle aniden çıktı” anlamına gelen ifadeyi oluşturmak için storm fiilini geçmiş zamanda kullanarak cümleyi tamamlayın: When the manager insulted her, Elena ____ the office.

Cevabı göster

stormed out of

When trouble does emerge, Dilbilgisi

0:45

Sorunlar gerçekten ortaya çıktığında,

as it inevitably will, Anlatım akışı

0:47

ki kaçınılmaz olarak çıkacaktır,

they don't greet it as a sign that love is progressing as it should. Dilbilgisi

0:48

bunu aşkın olması gerektiği gibi ilerlediğinin bir işareti olarak karşılamazlar.

Dilbilgisi

does emerge ifadesindeki vurgulu does

Olumlu trouble does emerge yan tümcesinde does vurgu amacıyla kullanılır. Temel ifade trouble emerges biçimindedir; does eklenince konuşan kişi sorunun gerçekten ortaya çıktığını güçlü biçimde doğrular ve çoğu zaman bunun olmayacağı yönündeki beklentiyi düzeltir ya da reddeder. Does zamanı ve tekil trouble öznesiyle uyumu taşıdığı için emerge yalın fiil biçiminde kalır. Does ayrı bir eylem değildir ve yan tümceyi soruya dönüştürmez.

Alıştırma

Sağlıklı ilişkilerde hiçbir zaman sorun çıkmadığı düşüncesine en açık biçimde karşı çıkan cümle hangisidir?

  1. Trouble does emerge, even in healthy relationships.
  2. Trouble doesn't emerge in healthy relationships.
  3. Does trouble emerge in healthy relationships?
Cevabı göster

Trouble does emerge, even in healthy relationships.

Anlatım akışı

Ara ifade as it inevitably will

Burada as it inevitably will, önceki olay yani sorunun ortaya çıkması hakkında yapılan bir ara yorumdur. Bu olayın kesinlikle gerçekleşeceğini belirtir ve ardından ana cümle they don't greet it ... ile devam eder. Will, will emerge ifadesinin yerini tutar; emerge hemen önce söylendiği için atılmıştır. Ara ifade olayı adlandırır, kısaca kaçınılmaz olarak değerlendirir ve sonra ana düşünceye dönerek savı düzenler. Buradaki as yaklaşık olarak “kaçınılmaz biçimde olacağı üzere” anlamındadır; “aynı şekilde” anlamında bir karşılaştırma değildir.

Alıştırma

as it inevitably will ara ifadesi cümlede ne yapar?

  1. Sorunun kesinlikle ortaya çıkacağını belirtir ve sonra ana cümleye döner.
  2. Sorunun ortaya çıkma biçimiyle sevginin ilerleme biçimini karşılaştırır.
  3. Sorunun ortaya çıkıp çıkmayacağını sorar.
Cevabı göster

Sorunun kesinlikle ortaya çıkacağını belirtir ve sonra ana cümleye döner.

Dilbilgisi

as it should: beklenen ilerleme ve fiil eksiltmesi

as it should ifadesinde as, “...dığı şekilde” anlamına gelir. Bu ifade, aşkın beklenen ya da olması gereken biçimde ilerlediğini söyler. İlerlemeyi değerlendirir; tavsiye vermez. Should bir yardımcı fiildir ve daha önce geçen progress fiili tekrar edilmemek için düşürülmüştür. Tam düşünce as it should progress şeklindedir. İngilizcede anlam açıksa yardımcı fiilden sonra yinelenen fiil öbeği sıkça düşürülebilir.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “beklenen şekilde” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: After the repair, the machine is running ____.

Cevabı göster

as it should

Rather, they take it as alarming evidence that their relationship may be illegitimate and fundamentally flawed. Kalıp ifadeler

0:52

Bunun yerine, bunu ilişkilerinin meşru olmadığına ve temelden kusurlu olabileceğine dair endişe verici bir kanıt olarak alırlar.

Kalıp ifadeler

take it as alarming evidence that: bir gözlemi kanıt olarak yorumlamak

take it as alarming evidence that ... ifadesi, “onu ... sonucunu destekleyen kaygı verici bir kanıt olarak yorumlamak” demektir. Buradaki take fiziksel olarak “almak veya götürmek” değil, “yorumlamak, saymak” anlamındadır. it daha önce sözü edilen soruna gönderme yapar; alarming ise bu yorumun kaygı verici bulunduğunu gösterir. Yapı take + nesne + as + isim öbeği + that yan cümlesi biçimindedir. Nesne yorumlanan gözlemdir; isim öbeği ona kanıt rolü verir; that yan cümlesi de bu kanıtın desteklediği sonucu belirtir.

Alıştırma

Hangi cümle take ... as evidence that yapısını kullanarak bir gözlemi bir sonucu destekleyen kanıt olarak yorumluyor?

  1. We took the sudden silence as evidence that the call had ended.
  2. We took a quiet route so that the call could continue.
  3. We took the evidence from the desk after the call ended.
Cevabı göster

We took the sudden silence as evidence that the call had ended.

Kalıp ifadeler

fundamentally flawed: temelden kusurlu

Fundamentally flawed, kusurun yalnızca küçük bir bölümde değil, bir şeyin temel yapısında, varsayımlarında veya doğasında bulunduğunu belirtir. Bu cümlede fundamentally eleştirinin kapsamını genişletir: anlatılan kişiler ilişkinin özünde sağlam olmadığından korkar. Bu yüzden sıradan bir çatışma, kolayca düzeltilebilecek bir sorun yerine derin bir sorunun kanıtı gibi görünür.

Alıştırma

Sorunun temel tasarıma işlemiş olduğunu gösteren ifadeyle cümleyi tamamlayın: The proposal is ____, so a few small edits will not fix it.

Cevabı göster

fundamentally flawed

Their hopes tire them for the patient tasks of diplomatic negotiation Deyimler

0:59

Umutları onları sabır gerektiren diplomatik müzakere görevleri

and routine maintenance.

1:04

ve rutin bakım için yorar.

Deyimler

diplomatic negotiation ... routine maintenance: diplomatik müzakere ve rutin bakım

Diplomatic negotiation ve routine maintenance, uluslararası ilişkilerden ve pratik bakım işlerinden alınmış benzetmelerdir. Burada diplomatic, incelikli ve dikkatli davranmayı; negotiation ise çatışan ihtiyaçları uzlaştırmayı ifade eder. Hükümetler arası bir görüşmeden söz edilmez. Routine maintenance, ilişkiyi düzenli ve çoğu zaman romantik olmayan bir ilgi gerektiren bir şey olarak sunar. İki benzetme birlikte, istikrarı kendiliğinden süren bir duygu olarak değil, sabırlı uzlaşma ve tekrarlanan özenin sonucu olarak gösterir.

Alıştırma

'Their partnership needs diplomatic negotiation and routine maintenance,' cümlesindeki iki ifade neyi anlatır?

  1. Eğitimli teknisyenler tarafından onarılmalıdır.
  2. İncelikli uzlaşmaya ve sürekli, düzenli özene ihtiyacı vardır.
  3. Ulusal hükümetler arasında resmî görüşmeler gerektirir.
Cevabı göster

İncelikli uzlaşmaya ve sürekli, düzenli özene ihtiyacı vardır.

Fragile couples tend not to be good detectives of their own sufferings. Deyimler

1:11

Kırılgan çiftler kendi acılarının iyi birer dedektifi olmama eğilimindedir.

Deyimler

“detectives of their own sufferings” mecazı

Burada detectives mecaz anlamdadır. Çiftler meslekleri gereği soruşturma yapan kişiler değildir; ipuçlarını fark edip mutsuzluklarının nedenlerine ulaşmaya çalışan kişilerdir. Bu ifade, kişinin kendini anlamasını bir soruşturmaya dönüştürür: sufferings açıklanması gereken sorundur ve good detective olmak, ilişkinin neden yolunda değilmiş gibi hissettirdiğini belirleyebilmek demektir.

Alıştırma

Bu cümlede good detectives of their own sufferings ne anlama gelir?

  1. Çiftlere karşı işlenen suçları araştıran polis memurları
  2. Mutsuzluklarının nedenlerine kadar iz sürebilen kişiler
  3. Mutsuzluğun tüm belirtilerini gizleyen kişiler
Cevabı göster

Mutsuzluklarının nedenlerine kadar iz sürebilen kişiler

They may both be rather unhappy and yet unsure as to the actual causes of their dissatisfactions. Kelime

1:16

Her ikisi de oldukça mutsuz olabilir ama yine de memnuniyetsizliklerinin asıl nedenlerinden emin olamazlar.

Kelime

“unsure as to” ile resmî belirsizlik anlatımı

Unsure as to, uncertain about anlamına gelir; yani “bir konu hakkında emin olmamak” demektir. Burada as to, belirsizliğin konusunu tanıtır: memnuniyetsizliklerinin gerçek nedenlerini. Bu kalıbın ardından bir isim öbeği ya da whether veya soru sözcüğüyle başlayan bir yan cümle gelebilir. Unsure as to the reason ve unsure as to whether it will work buna örnektir. Bu, karşılaştırma kalıbı olan as ... as değildir.

Alıştırma

Hangi cümle resmî unsure as to kalıbını en doğal biçimde kullanır?

  1. The panel is unsure to whether the evidence is complete.
  2. The panel is unsure than whether the evidence is complete.
  3. The panel is unsure as to whether the evidence is complete.
Cevabı göster

The panel is unsure as to whether the evidence is complete.

They know that something is wrong in their unions,

1:23

Birlikteliklerinde bir şeylerin yanlış olduğunu bilirler,

but they can't easily trace what.

1:26

ama bunun ne olduğunu kolayca bulamazlar.

They can't see a ruin on the way that it was maybe a lack of trust in them around money that rankles with their partner,

1:29

Gelen yıkımın, partnerlerini rahatsız edenin belki de para konusunda onlara karşı güven eksikliği olduğunu göremezler,

or that it's been their behavior towards a demanding youngest child that's been hurting.

1:35

veya can yakan şeyin talepkâr en küçük çocuğa yönelik davranışları olduğunu.

So they lash out in vague or inaccurate directions. Öbek fiiller

1:40

Bu yüzden belirsiz veya yanlış hedeflere saldırırlar.

Öbek fiiller

Lash out: öfkeyle aniden saldırmak

“Lash out”, öfke, incinmişlik veya baskıya tepki olarak birine sözlerle ya da davranışlarla aniden saldırmak demektir. Buradaki saldırı duygusaldır ve yanlış yöne yönelmiştir; kelimenin gerçek anlamıyla kırbaç vurmak değildir. Bu öbek fiil, kontrolsüz bir tepkiyi vurgular: önce duygu ortaya çıkar, ardından kişi saldırganlığını dışarı yöneltir ve bazen yanlış hedefe çevirir.

Alıştırma

Hangi cümlede “lash out” doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. Leo lashed out the homework before dinner.
  2. Feeling blamed, Leo lashed out at his brother in anger.
  3. Leo lashed out to calmly organize his notes.
Cevabı göster

Feeling blamed, Leo lashed out at his brother in anger.

Their attacks are either unfairly general or unconvincingly specific.

1:44

Saldırıları ya haksız yere geneldir ya da ikna edici olmayacak kadar özeldir.

Someone who is shamed has fundamental doubts about their right to exist.

1:52

Utanç duyan biri, var olma hakkı konusunda temel şüphelere sahiptir.

Somewhere in the past,

1:57

Geçmişte bir yerlerde,

they've probably been imbued with an impression that they don't matter very much, Kelime

1:58

muhtemelen çok da önemli olmadıkları izlenimi aşılanmıştır onlara,

Kelime

Been imbued with an impression that ...: zihne derinden yerleşmiş bir inanç

“Have/has been imbued with an impression that ...”, önceki etkilerin belirli bir inancı bir kişinin zihnine zamanla derinden yerleştirdiğini anlatan resmî bir edilgen yapıdır. Bu cümledeki inanç, onların pek önemli olmadığıdır; probably bunun doğrulanmış bir gerçek değil, bir çıkarım olduğunu gösterir. Been, present perfect edilgen yapısının bir parçasıdır; with ise zihne yerleştirilen içeriği tanıtır. That yan cümlesi, izlenimin içeriğini belirtir. Simply think ile karşılaştırıldığında imbued, daha derin ve uzun süreli bir etkiyi düşündürür.

Alıştırma

Hangi cümle, yıllarca süren etkinin bir inancı zihne derinden yerleştirdiğini en iyi vurgular?

  1. She briefly wondered whether the meeting was canceled.
  2. After one unclear email, she got the impression that the meeting was canceled.
  3. After years of criticism, she had been imbued with the impression that every mistake was a failure.
Cevabı göster

After years of criticism, she had been imbued with the impression that every mistake was a failure.

that their feelings should be ignored,

2:03

duygularının görmezden gelinmesi gerektiği,

that their happiness is not a priority,

2:05

mutluluklarının bir öncelik olmadığı,

that their words don't count. Kelime

2:07

sözlerinin sayılmadığı.

Kelime

words don't count: count fiilinin “önem taşımak” anlamı

Burada count, “sayı saymak” değil, “önemli olmak”, “ağırlığı olmak” veya “ciddiye alınmak” anlamındadır. İfade, bu kişilerin söylediklerinin çok az ağırlığı ya da etkisi olduğuna inanıldığını anlatır. Bu anlam görüşler, oylar, çabalar ve duygularla da kullanılabilir. Bir şey counts ise insanların düşüncelerini, kararlarını veya tepkilerini etkiler.

Alıştırma

“During the discussion, I felt that my words didn't count,” cümlesindeki “didn't count” ne anlama gelir?

  1. Önemli kabul edilmedi
  2. Sayılamadı
  3. Açıkça söylenmedi
Cevabı göster

Önemli kabul edilmedi

Now, once they're in a couple,

2:10

Şimdi, bir ilişki içindeyken,

shamed people hurt like anyone else,

2:11

utanç içindeki insanlar da herkes gibi incinir,

but their capacity to turn their hurt into something another person can understand Dilbilgisi

2:14

ancak acılarını başka birinin anlayabileceği

and maybe be touched by is very weak.

2:19

ve belki de etkilenebileceği bir şeye dönüştürme kapasiteleri çok zayıftır.

Dilbilgisi

turn their hurt into something another person can understand: turn A into B yapısı

Turn A into B, A’nın biçimini veya işlevini değiştirip B olmasını sağlamak demektir. A, turn fiilinden sonra; yeni sonuç ise into sözcüğünden sonra gelir. Burada their hurt içsel acıyı, something another person can understand ise ortaya çıkan sonucu anlatır: acıyı paylaşılabilecek ve anlaşılabilecek bir biçimde ifade etmek. Bu yapı; malzemelerin, fikirlerin, duyguların veya sorunların yeni bir biçime dönüştürülmesini de anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi turn A into B yapısının doğru biçimiyle tamamlayın: Yesterday, the editor ____ a difficult idea ____ a short explanation for new readers.

Cevabı göster

turned · into

Shamed people will start to sulk rather than explain. Dilbilgisi

2:22

Utanç içindeki insanlar açıklamak yerine somurtmaya başlarlar.

They'll hide away rather than share. Öbek fiiller

2:26

Paylaşmak yerine saklanırlar.

Öbek fiiller

Geri çekilip iletişimden kaçınma anlamında hide away

Burada hide away, diğer insanlardan uzaklaşıp iletişimden veya görülmekten kaçınmak demektir. Away, ayrılma ya da geri çekilme anlamı kattığı için yalnızca hide demekten daha güçlüdür. Share ile kurulan karşıtlık, bu saklanmanın fiziksel olabileceği gibi duygusal ve sosyal olduğunu da gösterir: kişi duyguları hakkında konuşmak yerine onları kendine saklar.

Alıştırma

“After the argument, Lina hid away in her room and ignored every message,” cümlesinde hid away ne anlatıyor?

  1. Bir nesneyi gizli bir yere koydu.
  2. Geri çekildi ve iletişimden kaçındı.
  3. Nasıl hissettiğini herkese açıkça anlattı.
Cevabı göster

Geri çekildi ve iletişimden kaçındı.

They'll feel secretly wretched

2:29

Dürüstçe şikayet etmek yerine

rather than complaining honestly.

2:31

içten içe perişan hissederler.

Dilbilgisi

Paralel karşıtlıklar için rather than ifadesini tekrarlamak

Her yan cümlede rather than, karşıt iki eylemi veya durumu birbirine bağlar: utanç duyan kişinin göstermesi muhtemel tepki önce, daha açık olan alternatif ise sonra gelir. İfade “ondan sonra” değil, “yerine” anlamındadır. Aynı bağlacın tekrarlanması sulk rather than explain, hide away rather than share ve feel secretly wretched rather than complaining honestly biçiminde paralel bir yapı oluşturur. Bu tekrar, birden fazla seçimi veya davranış karşıtlığını kolayca takip edilecek şekilde düzenler.

Alıştırma

Mia'nın açıklamak yerine sessiz kalmayı seçtiğini göstermek için cümleyi bu derste geçen iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: Mia chose to stay silent ____ explain what happened.

Cevabı göster

rather than

It's frequently very late,

2:33

Sıklıkla çok geçtir,

far too late,

2:35

çok ama çok geçtir,

by the time shamed people finally let their lovers know more about the nature of what's driving them to despair. Notlar

2:37

utanç içindeki insanların kendilerini umutsuzluğa sürükleyen şeyin doğası hakkında sevgililerine nihayet bir şeyler söylemelerine kadar.

Dilbilgisi

by the time: sonraki bir nokta ve önceden oluşmuş sonuç

By the time, daha sonra gerçekleşen olayı bir zaman sınırı olarak sunar. Ana cümle, bu sınıra gelindiğinde zaten geçerli olan durumu söyler: Bu insanlar sıkıntılarını sonunda açıkladıklarında artık çok geçtir. Bu yapı çoğu zaman önce daha önce oluşan bir sonucu veya birikmiş durumu verir, ardından ne kadar zaman geçtiğini gösteren sonraki olayı belirtir. Ana cümlede sıkça already, tamamlanmış zaman veya be late gibi bir durum ifadesi kullanılır; ancak bunlar her zaman zorunlu değildir.

Alıştırma

Ana cümledeki sonucun daha sonraki olay gerçekleştiğinde zaten doğru olduğunu vurgulayan bağlayıcıyı seçin: “_____ Maya reached the station, the last train had left.”

  1. By the time
  2. Until
  3. When
Cevabı göster

By the time

Kalıp ifadeler

drive someone to despair: birini umutsuzluğa sürüklemek

Driving them to despair, drive + person + to + bir durum veya sonuç adı kalıbını kullanır. Burada drive, araç sürmek değil, devam eden baskıyla bir duruma neden olmak veya birini o duruma zorlamak anlamındadır. Sıkıntılarının kaynağı onları aşırı bir umutsuzluğa doğru itmektedir. Başka durumlara da aktarılabilen drive someone to + noun kalıbı, güçlü bir nedenin duygusal veya davranışsal bir sonuca yol açmasını anlatır. drive someone to tears ve drive someone to desperation buna örnektir. Genellikle sürekli veya yoğun baskı çağrıştırır.

Alıştırma

Cümleyi drive someone to despair ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın. her zamirini kullanın: “Months of unanswered messages were ____.”

Cevabı göster

driving her to despair

Complaining well requires an impression that not everything depends on the complaint being heard perfectly right now. Dilbilgisi

2:48

İyi şikayet etmek, her şeyin şikayetin şu anda mükemmel bir şekilde duyulmasına bağlı olmadığı izlenimini gerektirir.

Dilbilgisi

not everything depends on: kısmi olumsuzluk

Not everything depends on X kısmi olumsuzluk ifade eder. Her şeyin X’e bağlı olduğu fikrini reddeder; hiçbir şeyin X’e bağlı olmadığını söylemez. Bu cümlede konuşmacı, şikâyetin tam şu anda kusursuz biçimde anlaşılmasının önemini azaltır. Başarının bir kısmı o ana bağlı olabilir, ancak sonucun tamamı buna bağlı değildir. Bu yapı, mutlak bir iddia yerine sınırlı ve gerçekçi bir değerlendirme yapmayı sağlar.

Alıştırma

Not everything depends on one decision cümlesindeki başlangıç ifadesi ne anlama gelir?

  1. Her şey karara bağlıdır.
  2. Bazı şeyler karara bağlı olabilir, ancak her şey bağlı değildir.
  3. Hiçbir şey karara bağlı değildir.
Cevabı göster

Bazı şeyler karara bağlı olabilir, ancak her şey bağlı değildir.

Were the points to go a bit wrong with a partner to prove a bit intransigent, Notlar

2:56

Bir şeyler biraz ters gitse veya bir partner biraz uzlaşmaz davransa bile,

one could survive and maybe even take one's love elsewhere.

3:00

insan hayatta kalabilir ve hatta sevgisini başka bir yere götürebilir.

Dilbilgisi

Were the points to go ...: koşul cümlesinde devrik yapı

Cümle başındaki Were + özne + to-infinitive, if sözcüğünün çıkarıldığı resmî bir koşul yapısıdır. Were the points to go ... ifadesi If the points were to go ... anlamına gelir; durumun gerçekleştiğini bildirmek yerine olası bir durumu ortaya koyar. Ana cümle one could survive, hayal edilen sonucu verir. Bu devrik yapıyı fark ettiğinizde ilk yan cümleyi koşul, ardından gelen cümleyi ise bunun olası sonucu olarak okuyun.

Alıştırma

If the plan were to fail, we could try again anlamını vermek için resmî koşul devriğini doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. Were to the plan fail, we could try again.
  2. Was the plan to fail, we could try again.
  3. Were the plan to fail, we could try again.
Cevabı göster

Were the plan to fail, we could try again.

Kelime

Prove a bit intransigent: prove fiilinin bağlayıcı kullanımı

Burada prove, “sonradan ... olduğu ortaya çıkmak” veya “... olduğu görülmek” anlamına gelen bağlayıcı bir fiildir. Ardından intransigent sıfatı gelir; dolayısıyla partnerin sonunda tutumunu değiştirmeye veya uzlaşmaya isteksiz göründüğünü anlatır. Burada bir iddiayı kanıtla doğrulamak söz konusu değildir. A bit eleştiriyi yumuşatır. Aktarılabilir kalıp özne + prove + sıfat biçimindedir ve birinin ya da bir şeyin sonuçta nasıl çıktığını anlatan resmî anlatımlarda sık görülür.

Alıştırma

Hangi cümlede prove, örnektekiyle aynı bağlayıcı fiil anlamında kullanılmıştır?

  1. The lawyer proved the claim with new evidence.
  2. She proved that the number was correct.
  3. The new schedule proved impractical after a week.
Cevabı göster

The new schedule proved impractical after a week.

Not everything is at stake in every argument. Deyimler

3:05

Her tartışmada her şey tehlikede değildir.

Deyimler

At stake: kaybedilebilecek veya etkilenebilecek şey

At stake, olacaklara bağlı olarak bir şeyin kaybedilme, zarar görme veya sonucunun belirlenme tehlikesi altında olduğunu ifade eder. Bu cümlede konuşan kişi, tek bir tartışmanın ilişkinin önemli olan her yönünü riske atmadığını söylüyor. Bu ifade çoğunlukla be fiilinden sonra gelir ve sonucu belirsiz bir karar, yarışma veya çatışmada hangi sonucun ya da çıkarın gelişmelere bağlı olduğunu belirtir.

Alıştırma

Bir belediye meclisi bölgedeki tek kliniği kapatıp kapatmamaya karar veriyor. Karar nedeniyle neyin kaybedilebileceğini en iyi hangi cümle anlatır?

  1. Access to medical care is beside the point.
  2. Access to medical care is at stake.
  3. Access to medical care is in place.
Cevabı göster

Access to medical care is at stake.

The partner hasn't ruined one's life.

3:08

Partner insanın hayatını mahvetmemiştir.

One therefore doesn't need to scream, hector, insist, or nag.

3:11

Bu nedenle kişinin bağırmasına, kabadayılık taslamasına, ısrar etmesine veya dırdır etmesine gerek yoktur.

One can deliver a complaint with some of the casualness of a calm teacher who wants an audience to learn, Kalıp ifadeler

3:15

İnsan bir şikayeti, dinleyicinin öğrenmesini isteyen sakin bir öğretmenin rahatlığıyla iletebilir,

but can bear it if they don't; Dilbilgisi

3:22

ama öğrenmeseler de buna dayanabilir;

Kalıp ifadeler

deliver a complaint: soyut bir mesajı iletmek

Burada deliver, bir şeyi bir yere taşımak değil, başka insanlara iletmek veya sunmak anlamına gelir. deliver a complaint ifadesi, şikâyeti açıkça dile getirme eylemine ve bunun yapılma biçimine odaklanır. Aynı fiil, deliver a speech, deliver a warning ve deliver a verdict örneklerinde olduğu gibi başka soyut mesajları da nesne olarak alabilir. İsim, iletilen içeriği belirtir.

Alıştırma

“The customer delivered her complaint calmly,” cümlesinde delivered ne anlama gelir?

  1. Şikâyet etmemek için kendini tuttu.
  2. Yazılı bir şikâyeti başka bir binaya taşıdı.
  3. Şikâyetini birine açıkça ifade etti.
Cevabı göster

Şikâyetini birine açıkça ifade etti.

Dilbilgisi

if they don't: don't sonrasında fiil öbeği eksiltisi

if they don't ifadesinde don't, don't learn yerine kullanılır. they öznesi audience sözcüğüne gönderme yapar ve learn fiil öbeği hemen önce geçtiği için atılır. Bu, fiil öbeği eksiltisidir: do gibi bir yardımcı fiil zaman ve olumsuzluğu taşırken tekrarlanan ana fiil öbeği söylenmez. Dinleyen kişi bunu bağlamdan tamamlar; dolayısıyla koşul tamamlanmıştır, yarıda kesilmemiştir.

Alıştırma

“Maya hopes the group will listen, but she can continue if they don't,” cümlesinde don't sözcüğünden sonra hangi sözcük anlaşılır?

  1. continue
  2. listen
  3. hope
Cevabı göster

listen

One could always say what was on one's mind tomorrow or the next day, Deyimler

3:24

İnsan aklından geçenleri yarın ya da ertesi gün de söyleyebilir,

Deyimler

on one's mind: zihni sürekli meşgul eden şey

on one's mind ifadesi, bir şeyin önemli veya kaygı verici olduğu için kişinin dikkatini sürekli meşgul etmesi anlamına gelir. Buradaki what was on one's mind, kişinin dile getirmek istediği düşünceleri, duyguları veya şikâyetleri anlatır. İyelik biçimi kişiye göre değişir: on my mind, on your mind, on her mind veya on their minds. say what is on your mind yapısında bu ifade çoğunlukla dürüst ya da kişisel bir açıklamaya giriş yapar.

Alıştırma

“Onun düşüncelerini meşgul eden” anlamındaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: The upcoming interview has been ____ all day.

Cevabı göster

on his mind

whenever everybody's had a bit of rest. Dilbilgisi

3:28

herkes biraz dinlendiğinde.

Dilbilgisi

whenever everybody's had ...: gelecekteki eylemden önce tamamlanma

Burada whenever geleceğe ait bir zaman koşulu getirir: sonraki eylem, herkes biraz dinlenmiş olduğu herhangi bir zamanda gerçekleşebilir. Gelecek anlamlı whenever zaman yan cümlesinde İngilizce normalde will yerine şimdiki zaman biçimlerinden birini kullanır. Everybody's had, everybody has had ifadesinin kısaltılmış biçimidir. Present perfect has had, dinlenmenin sonraki eylemden önce tamamlandığını gösterir.

Alıştırma

Gelecek zaman yan cümlesi için doğal fiil biçimini seçin: We'll make a decision whenever everyone ___ enough time to think.

  1. had
  2. will have had
  3. has had
Cevabı göster

has had

It takes an inner dignity not to mind too much about having to level complaints Notlar

3:33

Şikayetleri dile getirmek zorunda kalmayı çok dert etmemek için içsel bir onur gerekir

Dilbilgisi

It takes an inner dignity not to mind too much: gereken koşulu belirtmek

It takes + isim öbeği + to + fiil kalıbında it, belirli bir kişiye veya şeye gönderme yapmayan biçimsel öznedir. İsim öbeği, mastardaki eylem için gereken niteliği, çabayı, zamanı veya kaynağı belirtir. Burada an inner dignity gereken niteliktir: küçük ihtiyaçların bile önemli olduğunu kabul etmeye yetecek içsel özsaygı. Değerlendirilen eylem not to mind too much kısmıdır. not, to mind ifadesinden önce geldiği için cümle, fazla önemsememek için bu içsel niteliğin gerektiğini anlatır.

Alıştırma

It takes + isim + to + fiil kalıbını oluşturan iki parçayla cümleyi tamamlayın: It ____ patience ____ listen carefully when someone is upset.

Cevabı göster

takes · to

around things that could sound laughably

3:38

gülünç derecede küçük gelebilecek

small or that leave one open to being described as petty or needy. Kalıp ifadeler

3:40

veya insanı küçük veya muhtaç olarak tanımlanmaya açık bırakan şeyler etrafında.

Kalıp ifadeler

level complaints: bir hedefe yöneltilmiş resmî eleştiri

level complaints ifadesinde level, şikâyetleri bir hedefe yöneltmek veya bir konu hakkında resmî biçimde ileri sürmek anlamında kullanılan bir fiildir. Complaints bu fiilin nesnesidir; level burada düzleştirmek anlamına gelmez. Bu eşdizim, eylemin bilinçli ve oldukça resmî duyulmasını sağlar. Cümlede şikâyetler gülünç derecede küçük gelebilecek konularla ilgilidir, ancak ifade bunları yine de ileri sürülen eleştiriler olarak sunar.

Alıştırma

Bu cümlede level complaints ne anlama geliyor? The residents leveled complaints against the developer.

  1. Şikâyetleri fiziksel olarak düzleştirmek
  2. Şikâyetleri daha düşük bir dereceye indirmek
  3. Şikâyetleri resmî biçimde yöneltmek veya ileri sürmek
Cevabı göster

Şikâyetleri resmî biçimde yöneltmek veya ileri sürmek

Kalıp ifadeler

leave one open to being described as ...: birini ... diye tanımlanma riskine açık bırakmak

leave one open to being described as petty or needy ifadesinde leave, “birini belirli bir durumda bırakmak”; open ise riske maruz veya savunmasız olmak anlamındadır. Şikâyet, başka insanların bu etiketleri kullanması riskini doğurur; ancak böyle bir değerlendirmenin kesin olduğunu söylemez. Aktarılabilir yapı leave + kişi + open to + isim veya -ing biçimidir. Burada to bir edattır, bu yüzden ardından edilgen -ing biçimi olan being described gelir: kişi başkasını tanımlamaz, tanımlanan taraf olur.

Alıştırma

Cümleyi leave + kişi + open to + -ing yapısıyla tamamlayın: “Posting the claim without evidence could leave her ____ being described as careless.”

Cevabı göster

open to

With too much pride and fear,

3:46

Çok fazla gurur ve korkuyla,

it can become unbearable to admit that one's been upset since lunchtime Dilbilgisi

3:48

öğle yemeğinden beri üzgün olduğunu itiraf etmek dayanılmaz hale gelebilir,

because they didn't take one's hand on a walk,

3:52

yürüyüşte elini tutmadıkları için,

Dilbilgisi

one's been upset since lunchtime: öğle yemeğinden beri üzgün olmak

one's been upset ifadesinde one's, one has ifadesinin kısaltmasıdır; one sözcüğünün iyelik biçimi değildir. Ardından gelen geçmiş zaman ortacı been yapıyı açıklar: one has been upset. Has been upset, devam eden bir durumu anlatan present perfect yapısıdır. Since lunchtime bu durumun geçmişteki başlangıç noktasını verir ve durumun ilgili şimdiki ana kadar sürdüğü anlaşılır.

Alıştırma

Cümleyi one has kısaltması ve been ile tamamlayın: “____ upset since lunchtime.”

Cevabı göster

One's been

or that one wishes so much that they would be readier to hug one last thing at night. Dilbilgisi

3:54

ya da gecenin sonunda sarılmaya daha hazır olmalarını çok arzuladığı için.

Dilbilgisi

wish so much that they would...: diğer kişinin değişmesini çok istemek

one wishes so much that they would be readier to hug ifadesinde wish, diğer kişinin değişmesine yönelik güçlü bir istek bildirir. Buradaki would geçmişteki bir alışkanlığı anlatmaz; wish sonrasında henüz değişmemiş veya yeterince gerçekleşmeyen bir davranışı ya da istekliliği gösterir. Readier, “daha istekli” veya “daha hazır” demektir. So much dileği güçlendirir ve konunun duygusal açıdan önemli olduğunu gösterir. Aktarılabilir kalıp wish + özne + would + fiilin yalın hâlidir ve gelecekteki ya da tekrarlanan bir davranışla ilgili karşılanmamış bir isteği anlatmak için sık kullanılır. Burada one, dileği olan kişiyi genel olarak; they ise o kişinin partnerini belirtir.

Alıştırma

Hangi cümle, başka bir kişinin gelecekteki veya tekrarlanan davranışını değiştirmesine yönelik güçlü ve karşılanmamış bir isteği anlatır?

  1. They were readier to hug me when we were younger.
  2. I hope they will be ready to hug me tonight.
  3. I wish so much that they would be readier to hug me.
Cevabı göster

I wish so much that they would be readier to hug me.

One has to feel pretty grown up inside Deyimler

3:59

Kişi içten içe oldukça olgun hissetmelidir

not to be offended by one's own more childlike appetites for reassurance and comfort.

4:01

kendi güven ve rahatlık arayan daha çocuksu iştahlarından alınmamak için.

Deyimler

grown up inside ... childlike appetites: içsel olgunluk ve çocuğa özgü ihtiyaçlar

Grown up inside fiziksel yaşı değil, duygusal olgunluğu anlatan bir mecazdır. Childlike appetites for reassurance and comfort ifadesinde appetite da mecaz olarak güçlü ihtiyaçlar veya özlemler anlamına gelir; burada istenen şey yemek değil, duygusal güvendir. İki imgenin birlikte kullanılması bilinçli bir karşıtlık yaratır: gerçek olgunluk, çocuğa özgü gibi hissedilen hassas ihtiyaçları fark edip kabul edebilmeyi de içerir. Buradaki childlike, çocuklarla ilişkilendirilen bir niteliği kendiliğinden eleştirmeden anlatır.

Alıştırma

Grown up inside ile childlike appetites arasındaki karşıtlığı en iyi hangi yorum açıklar?

  1. Cümle, olgunlaşmanın yol açtığı gerçek açlığı anlatır.
  2. Yetişkinler güvence ve teselli istemeyi bırakmalıdır.
  3. Duygusal olgunluk, güçlü bir güvence ve teselli ihtiyacıyla bir arada bulunabilir.
Cevabı göster

Duygusal olgunluk, güçlü bir güvence ve teselli ihtiyacıyla bir arada bulunabilir.

It is an achievement to know how to be strong about one's vulnerability. Anlatım akışı

4:08

Kişinin kendi kırılganlığı hakkında nasıl güçlü olacağını bilmesi bir başarıdır.

Anlatım akışı

strong about one's vulnerability: açıklık yoluyla güç

Burada strong, hiç kırılgan olmamak anlamına gelmez. İfade, gücün kişinin kırılgan duygularını fark etmesini, kabul etmesini ve dürüstçe dile getirmesini de kapsayabileceğini söyler. strong ile vulnerability yan yana getirilerek bilinçli bir paradoks kurulur: Birbirine zıt görünen iki fikir, gücü yeniden tanımlamak için birlikte kullanılır. Bunu bir mantık hatası olarak değil, düşündürücü bir bakış açısı değişikliği olarak okuyun.

Alıştırma

Bu cümlede strong about one's vulnerability ne anlama geliyor?

  1. Kırılganlığı tamamen ortadan kaldırmak
  2. Kırılganlığını fark edip dile getirecek cesarete sahip olmak
  3. Teselliye ihtiyacı yokmuş gibi davranmak
Cevabı göster

Kırılganlığını fark edip dile getirecek cesarete sahip olmak

One may have said rather too many times from behind a slammed door,

4:14

Çarpılan bir kapının ardından çok fazla kez söylemiş olabiliriz,

in a defensive tone,

4:17

savunmacı bir ses tonuyla,

"No, no, nothing is wrong whatsoever. Kelime

4:18

"Hayır, hayır, hiçbir sorun yok.

Go away."

4:21

Git buradan."

Kelime

nothing is wrong whatsoever ifadesinde whatsoever vurgusu

Bu olumsuz cümlede whatsoever, 'hiç' veya 'hiçbir şekilde' anlamına gelir. nothing is wrong ifadesinden sonra gelir ve inkârı mutlak hâle getirir: Konuşan kişi hiçbir tür sorun olmadığında ısrar eder. Cümleye başka bir şey eklemez. Görevi, olumsuz nothing sözcüğünün kapsamını genişletmek ve güçlendirmektir.

Alıştırma

Bu güçlü inkârı doğru şekilde tamamlayan sözcüğü seçin: Nothing is wrong ___.

  1. whatsoever
  2. whatever
  3. somewhat
Cevabı göster

whatsoever

when secretly we're longing to be comforted and understood

4:22

halbuki gizliden gizliye teselli edilmeyi ve anlaşılmayı arzularız

like a weepy upset child.

4:25

ağlayan üzgün bir çocuk gibi.

Fragile couples often come together with few positive childhood memories of conversations that have worked out. Öbek fiiller

4:31

Kırılgan çiftler genellikle işe yarayan konuşmalara dair az sayıda olumlu çocukluk anısıyla bir araya gelirler.

Öbek fiiller

come together: çift olmak

Bu cümlede come together, iki kişinin bir ilişkiye başlayıp çift olması anlamına gelir. Özne olan couples, ilişkinin kastedildiğini açıkça gösterir. Başka bağlamlarda come together toplanmak, birleşmek veya bir noktada buluşmak anlamına gelebilir. Anlamı belirlemek için yakındaki isimlere ve duruma bakın; burada yalnızca fiziksel olarak yakınlaşmak anlatılmıyor.

Alıştırma

Hangi cümlede come together, örnektekiyle aynı ilişki anlamına sahiptir?

  1. The neighbors came together to clean the park.
  2. The two paths come together near the bridge.
  3. Nora and Sam came together during college and built a lasting relationship.
Cevabı göster

Nora and Sam came together during college and built a lasting relationship.

Öbek fiiller

worked out: iyi sonuçlanmak

Burada worked out, konuşmaların başarıyla sonuçlandığı anlamına gelir: İnsanlar zorluklara rağmen iletişim kurmuş ve yararlı ya da olumlu bir sonuca ulaşmıştır. Bu ifade etkinliğin kendisini değil, sonucunu anlatır. Work out ifadesinin egzersiz yapmak ve hesaplamak gibi başka anlamları da vardır. Özne bir plan, ilişki, düzenleme veya konuşma olduğunda ifade çoğunlukla başarılı olmak ya da iyi ilerlemek anlamına gelir; burada bağlam sonuç anlamını seçer.

Alıştırma

'Başarıyla sonuçlandı' anlamında work out ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle cümleyi tamamlayın: After a few changes, the travel plan ____.

Cevabı göster

worked out

Early role models may simply have screamed at each other and then despaired. Dilbilgisi

4:39

Erken dönem rol modelleri sadece birbirlerine bağırmış ve sonra umutsuzluğa kapılmış olabilir.

Dilbilgisi

may simply have screamed: geçmişe dair kesin olmayan çıkarım

may simply have screamed ifadesinde may have + past participle, bağırmayı geçmişte ne olduğuna dair olası bir açıklama olarak sunar; doğrulanmış bir gerçek olarak sunmaz. Buradaki may “belki” anlamındadır, izin bildirmez. Simply olasılığı daraltır: İlk rol modeller birbirlerine bağırıp ardından umutsuzluğa kapılmaktan başka bir şey yapmamış olabilir. subject + may have + past participle kalıbı, daha önceki bir olay hakkında kesin olmayan bir sonuca varmak için kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi may, simply ve scream fiilinin geçmiş zaman ortacıyla tamamlayın: The neighbors ____ when they saw the smoke.

Cevabı göster

may simply have screamed

These people may never have witnessed disagreements Dilbilgisi

4:44

Bu insanlar anlaşmazlıkların

eventually evolving into mutual understanding and sympathy.

4:46

sonunda karşılıklı anlayış ve sempatiye dönüştüğüne hiç tanık olmamış olabilirler.

Dilbilgisi

witnessed disagreements eventually evolving: gözlemlenen süreç için nesne + -ing

witnessed disagreements eventually evolving ifadesinde disagreements, witnessed fiilinin nesnesidir; evolving ise bu anlaşmazlıkların ne yaparken gözlemlendiğini belirten bir -ing tamamlayıcısıdır. Karşılıklı anlayış ve empatiye dönüşen insanlar değil, disagreements sözcüğüyle belirtilen anlaşmazlıklardır. Nesne + -ing yapısı yalnızca bitmiş bir sonuca değil, zaman içinde gelişen bir sürece odaklanır. Eventually, sonucun bir değişim döneminden sonra ortaya çıktığını bildirir.

Alıştırma

Cümleyi, gelişmekte olan bir süreci gösteren grow biçimiyle tamamlayın: We witnessed the neighborhood garden ____ into a busy community space.

Cevabı göster

growing

They would deeply love to be understood,

4:51

Anlaşılmayı derinden çok isterler,

but they can bring so few resources to the task of making themselves so. Dilbilgisi

4:53

ancak kendilerini anlaşılan biri yapma görevine çok az kaynak ayırabilirler.

Dilbilgisi

making themselves so ifadesindeki so

making themselves so ifadesinde so, daha önceki understood tümlecinin yerini tutar. İfade making themselves understood ile aynı anlama gelir: başkalarının kendilerini anlamasını sağlamak. Buradaki so, daha önce belirtilen bir durumu veya niteliği tekrar etmemek için kullanılan bir yerine koyma biçimidir. Anlamı önceki cümlecikten çıkarılmalıdır; “bu nedenle” anlamında ya da derece belirten bir sözcük olarak okunmamalıdır.

Alıştırma

“The plan should be simpler, but it is difficult to make it so,” cümlesinde so neyin yerini tutar?

  1. difficult
  2. the plan
  3. simpler
Cevabı göster

simpler

None of these factors mean a couple will have to split up, Öbek fiiller

4:59

Bu faktörlerin hiçbiri bir çiftin ayrılmak zorunda olduğu anlamına gelmez,

Öbek fiiller

İlişkiyi bitirme anlamındaki split up

Burada split up, “romantik bir ilişkiyi bitirmek” veya “artık çift olmamak” anlamına gelir. Cümle, sıralanan etkenlerin çifti ilişkiyi bitirmeye mutlaka zorlamadığını belirtir. Bu kullanımda split up geçişsiz bir öbek fiildir: bir çift split up olabilir ya da bir kişi partneriyle split up with yapısını kullanabilir. Couple sözcüğü, fiziksel bir bölünmeyi değil ilişki anlamını gösterir.

Alıştırma

“Romantik ilişkilerini bitirmek” anlamına gelen vurgulanmış öbek fiille cümleyi tamamlayın: After months of arguing, Lena and Sam decided to ____.

Cevabı göster

split up

but they are generators of the states of the kind of emotional disconnection

5:02

ancak bunlar, duygusal kopukluk türlerinin durumlarının üreticileridir

that can eventually break two people apart.

5:07

ki bu durumlar sonunda iki insanı birbirinden koparabilir.

Outwardly, Anlatım akışı

5:10

Dışarıdan,

things may seemingly be well.

5:10

her şey yolunda gibi görünebilir.

A couple can have an interesting social life,

5:12

Bir çiftin ilginç bir sosyal hayatı olabilir,

maybe some lovely children, a new apartment,

5:15

belki sevimli çocukları, yeni bir dairesi,

but a careful analysis will reveal a high degree of risk.

5:17

ancak dikkatli bir analiz yüksek derecede risk ortaya çıkaracaktır.

Anlatım akışı

Outwardly, ... but a careful analysis will reveal: görünüş ile daha derin kanıtın karşıtlığı

Outwardly bakış açısını görünüşle sınırlar: başkalarının görebildiği işaretler her şeyin yolunda olduğunu düşündürebilir. Gerçek durumun böyle olduğunu doğrulamaz. Ardından cümle but a careful analysis will reveal ile yön değiştirir. Yüzeydeki kanıtlardan daha derin bir sonuca geçer ve dikkatli bir incelemenin ilk izlenimi tersine çevirebileceğini gösterir. Yeniden kullanılabilir düzen şudur: önce görünürdeki durum, ardından onunla çelişen daha derin bulgu.

Alıştırma

Örnekte “Outwardly” ve “but a careful analysis will reveal” nasıl bir bilgi düzeni oluşturuyor?

  1. Aynı durumun eşit derecede güvenilir iki betimlemesini sıralar.
  2. Olumlu bir dış görünüş sunar, ardından bunu daha derin bir bulguyla karşılaştırır.
  3. Önce nihai sonucu verir, ardından ilgisiz bir örnek ekler.
Cevabı göster

Olumlu bir dış görünüş sunar, ardından bunu daha derin bir bulguyla karşılaştırır.

The good news is that knowing a little about the risk factors can help us to identify them in good time Notlar

5:22

İyi haber şu ki, risk faktörleri hakkında biraz bilgi sahibi olmak, onları zamanında belirlememize yardımcı olabilir

Anlatım akışı

The good news is that: olumlu bir geçiş sunmak

The good news is that, konuşmacının dinleyicilerin rahatlatıcı veya umut verici olarak görmesini istediği bilgiyi sunar. Burada news mutlaka medya haberi değil, bilgi veya haber anlamındadır. Bir söylem işaretleyicisi olarak bu kalıp, tartışmayı bir sorun veya riskten olumlu bir sonuca, fırsata ya da çözüme taşır. That ile başlayan yan cümle olumlu noktanın tam olarak ne olduğunu belirtir.

Alıştırma

Cümleyi rahatlatıcı bir noktayı sunan beş sözcüklük İngilizce kalıpla tamamlayın: ____ we can still fix the problem before launch.

Cevabı göster

The good news is that

Kelime

in good time: harekete geçecek kadar erken

Burada in good time, identify them ifadesini niteler. Risk faktörlerini, sorunu düzeltmek veya azaltmak için etkili biçimde harekete geçmeye hâlâ zaman varken belirlemek anlamına gelir. Bu ifade, olumsuz bir sonuç ya da son tarihten önce yeterli bir zaman payı bulunmasına odaklanır. Buradaki good “keyifli” anlamına gelmez; ifade yalnızca planlanan tam saatte varmak demek de değildir.

Alıştırma

Bir ekip güvenlik sorununu erkenden buluyor ve kimse zarar görmeden önce düzeltmek için bolca zamanı oluyor. Bu yararlı zaman payını en iyi hangi ifade vurgular?

  1. in time
  2. on time
  3. in good time
Cevabı göster

in good time

and, with the help of some good advice,

5:28

ve, bazı iyi tavsiyelerin yardımıyla,

for example, from The School of Life,

5:30

örneğin, The School of Life'tan,

fix them while there is still time.

5:33

hala zaman varken onları düzeltebiliriz.

Please comment,

5:37

Lütfen yorum yapın,

like, and subscribe

5:38

beğenin ve abone olun

and take a look at our shop for more from The School of Life.

5:39

ve The School of Life'tan daha fazlası için mağazamıza bir göz atın.