Amerika, Huawei'den korkmakta haklı mı?: İngilizce çalışma notları
The Economist
Video özeti: Film, ABD ile Huawei arasındaki 5G çatışmasını; güvenlik iddialarını, kod incelemelerini ve kırsal ağlarla küresel tedarik zincirlerinin maliyetini ele alıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “Rarely does a country go to war with a private company.” — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: Baştaki Rarely devrik yapı kurar ve devlet eyleminin sıra dışılığını vurgular. 2. “with a fine-tooth comb” — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Gerçek tarak değil, kodun son derece ayrıntılı incelenmesi demektir. 3. “everybody stands to lose.” — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: stand to lose, çatışma herkese zarar verip açık kazanan bırakmadığında olası kaybı belirtir.
Bu derste
Rarely does a country go to war with a private company. Dilbilgisi
0:01Bir ülkenin özel bir şirketle savaşa girmesi nadir görülen bir durumdur.
Rarely does ...: olumsuz anlamlı zarftan sonra devriklik
Rarely olumsuz anlam taşır. Vurgu için cümlenin başına getirildiğinde İngilizcede özne ile yardımcı fiilin yeri değiştirilir. Bu nedenle Rarely does a country go denir: does, a country öznesinden önce gelir ve ardından fiilin yalın hâli go kullanılır. Buradaki go to war with mecazidir: Şirketle yoğun ve geniş kapsamlı bir çatışmaya girmek anlamına gelir; mutlaka gerçek bir askerî savaş başlatmak demek değildir. Yapı, böyle bir karşılaşmanın ne kadar sıra dışı olduğunu vurgular.
Alıştırma
Cümle başındaki Rarely’den sonra gereken do fiilinin geniş zaman biçimiyle cümleyi tamamlayın: Rarely ____ a single complaint lead to a full investigation.
Cevabı göster
does
We have met the enemy: retorik bir gönderme
Açılış, bilinen We have met the enemy and he is us sözünü çağrıştırır. Cümle, tanınabilir başlangıcı korur ancak özgün sonu Huawei ile değiştirir; eski sözü tanımak ifadeye şaşırtıcılık ve güç katar. Bu retorik kullanımda have met the enemy, karşı taraftaki tehdidin belirlendiği anlamına gelir; birisiyle sosyal olarak tanıştırılmak anlamına gelmez. Huawei’ye enemy denmesi, şirketi keskin bir biz ve onlar çerçevesine yerleştirir ve güçlü bir bakış açısı bildirir.
Alıştırma
Bu cümlede We have met the enemy ifadesinin temel işlevi nedir?
- Huawei’nin askerî bir çatışmayı sona erdirmeyi kabul ettiğini söyler.
- Bilinen bir alıntıyı çağrıştırır ve Huawei’yi belirlenmiş düşman olarak çerçeveler.
- Konuşmacıların Huawei temsilcileriyle tanıştırıldığını bildirir.
Cevabı göster
Bilinen bir alıntıyı çağrıştırır ve Huawei’yi belirlenmiş düşman olarak çerçeveler.
done just that: az önce sözü edilen eylemi aynen yapmak
has done just that ifadesindeki that, az önce sözü edilen eylemin tamamına, yani özel bir şirketle savaşa girmeye gönderme yapar. Burada just, ‘kısa süre önce’ değil, ‘tam olarak’ anlamındadır; dolayısıyla cümle Amerika'nın tam da o eylemi gerçekleştirdiğini söyler. Başka durumlarda kullanılabilecek kalıp do/did/has done just that şeklindedir. Önceki fiil öbeğinin tamamını tekrarlamadan o eylemin yapıldığını doğrular.
Alıştırma
Cümleyi do just that ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The coach told Lena to wait by the door, and she ____.
Cevabı göster
did just that
Uh Huawei represents a national security risk.
0:12Hımm, Huawei bir ulusal güvenlik riski oluşturuyor.
But is this really about Huawei or is it something bigger than that? Anlatım akışı
0:14Ancak bu gerçekten Huawei ile mi ilgili yoksa bundan daha büyük bir şey mi?
Is this really about X, or is it something bigger than that?: yüzeydeki konudan daha derin bir nedene geçmek
Bu soru iki açıklama düzeyi kurar. Is this really about Huawei? şirket merkezli, görünürdeki açıklamayı sorgular; or is it something bigger than that? ise dikkati ulusal güvenlik veya ülkeler arası rekabet gibi daha geniş bir meseleye yöneltir. Buradaki bigger soyut anlamdadır: fiziksel olarak daha büyük değil, kapsam veya önem bakımından daha geniş demektir. Is this really about X, or is it Y? kalıbı, tartışmayı yüzeydeki konudan daha derin bir olası nedene taşıyan bir söylem aracıdır.
Alıştırma
Bu soru hangi söylem hamlesini yapıyor? Is this really about Huawei, or is it something bigger than that?
- Huawei'nin fiziksel olarak başka bir şeyden daha büyük olup olmadığını sorar.
- Huawei'nin tek mesele olduğunu doğrular.
- Yüzeydeki açıklamayı sorgular ve daha geniş bir açıklamaya kapı açar.
Cevabı göster
Yüzeydeki açıklamayı sorgular ve daha geniş bir açıklamaya kapı açar.
It's not X, it's Y: soruyu yeniden çerçevelemek
Konuşma dilindeki It's not X, it's Y kalıbı, konuyu tanımlamanın bir yolunu reddedip onun yerine başka bir yol koyar. İlk soru olan can you trust Huawei geride bırakılması gereken çerçeve olarak sunulur; ikinci soru olan can you trust the Chinese government ise dinleyicinin odaklanması gereken soru hâline gelir. Burada her soru bir konunun alıntılanmış etiketi gibi kullanıldığı için tam soru cümlesinin sözcük dizilişi korunur. Bu, güçlü bir yeniden çerçeveleme aracıdır; dolaylı sorulardaki olağan dil bilgisi yapısı değildir.
Alıştırma
Özgün yeniden çerçevelemeyi koruyan en açık resmî yeniden yazım hangisidir?
- The questions are whether you can trust Huawei and whether you can trust the Chinese government.
- The question is whether you cannot trust Huawei and the Chinese government.
- The question is not whether you can trust Huawei, but whether you can trust the Chinese government.
Cevabı göster
The question is not whether you can trust Huawei, but whether you can trust the Chinese government.
They want to divide Western alliances through bits and bytes, Anlatım akışı
0:30Batı ittifaklarını bitler ve baytlar aracılığıyla bölmek istiyorlar,
Bitler ve baytlar aracılığıyla, kurşunlar ve bombalarla değil
Through edatı kullanılan aracı belirtir: bits and bytes ile temsil edilen dijital teknoloji aracılığıyla bölünme yaratmayı amaçlamaktadırlar. Not sonrasındaki ifade ise bullets and bombs ile temsil edilen geleneksel silahlı gücü reddeder. İki sözcük çifti de düz değişmecelidir: somut ve tanıdık nesneler daha geniş yöntemleri temsil eder. Baştaki b sesinin tekrarı ve birbirine uyan isim çiftleri, dijital ve askerî yöntemler arasındaki karşıtlığı keskin ve akılda kalıcı yapar.
Alıştırma
Hangi yeniden ifade, vurgulanan karşıtlığın anlamını en iyi korur?
- Bilgisayar parçalarını silahlarla yok etmeyi planlıyorlar.
- Dijital teknoloji ile askerî gücü eşit ölçüde kullanmayı amaçlıyorlar.
- Dijital araçlar kullanılacak yöntem olarak sunulurken geleneksel askerî güç reddediliyor.
Cevabı göster
Dijital araçlar kullanılacak yöntem olarak sunulurken geleneksel askerî güç reddediliyor.
Huawei is now the world's largest maker of telecoms equipment.
0:51Huawei, şu anda dünyanın en büyük telekomünikasyon ekipmanı üreticisidir.
Founded in China in 1987: kısaltılmış edilgen yapı
“Founded in China in 1987”, edilgen anlam taşıyan bir geçmiş zaman ortacı yan yapısıdır. Daha tam olan “Huawei was founded in China in 1987” cümleciğini kısaltır ve ana ifadeden önce arka plan bilgisi verir. Anlamca özne Huawei’dir ve bu aynı zamanda ana cümlenin de öznesidir. “Founded” cümlenin ana fiili değildir; ana fiil, “Huawei is now ...” içindeki “is” sözcüğüdür. Bu yapı biyografilerde, şirket tanıtımlarında ve haberlerde yaygındır.
Alıştırma
“The museum was founded in 2005” cümlesinin kısaltılmış edilgen biçimini kullanarak cümleyi tamamlayın: ____ in 2005, the museum now welcomes a million visitors a year.
Cevabı göster
Founded
With revenues exceeding ...: with + isim + -ing yapısı
“With revenues exceeding 103 billion dollars”, with + isim + şimdiki zaman ortacı yapısını kullanır. “Revenues” isimdir ve “exceeding” onu niteler: gelirler 103 milyar dolardan fazladır. İfadenin tamamı, yakındaki bir ana cümleye ölçek hakkında arka plan bilgisi ekler. Çekimli bir fiil içermez; bu nedenle düzenlenmiş yazıda genellikle tek başına durmak yerine tam bir cümleye bağlanır.
Alıştırma
Tamamlayıcı yapıyı exceed fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: The startup attracted investors, with annual revenue ____ $20 million.
Cevabı göster
exceeding
That makes sense since it sold 200 million of them in 2018 alone.
1:04Sadece 2018'de bunlardan 200 milyon adet sattığı için bu mantıklı.
But close to half of its revenue comes from selling network equipment.
1:09Ancak gelirinin neredeyse yarısı ağ ekipmanı satışından geliyor.
that worries governments much more than the sort of consumer handset side.
1:15tüketici cep telefonu tarafından çok daha fazla hükümetleri endişelendiren şey.
it's this ... that ...: it-cleft yapısıyla odağı vurgulama
It + be + X + that-clause kalıbı bir it-cleft, yani bölünmüş vurgu cümlesidir. Burada X, this infrastructure side of the company olduğundan, hükümetlerin kaygısına yol açan unsur olarak tüketici telefonu kolu değil bu kısım odağa alınır. Baştaki it yapısal bir yer tutucudur; önceki bir nesneye gönderme yapmaz. Bölünmemiş biçim This infrastructure side of the company worries governments olurdu; it-cleft ise karşıtlığı ve odağı açıkça gösterir.
Alıştırma
Cümleyi the delivery date ögesine odaklanan bir it-cleft olarak yeniden yazın: “The delivery date caused the disagreement.” ____ caused the disagreement.
Cevabı göster
It was the delivery date that
it's one of the three biggest manufacturers of this equipment.
1:21bu ekipmanın en büyük üç üreticisinden biridir.
virgülden sonra reaching ...: sonuç veya ölçek ekleme
Burada it's, it has anlamına gelir; has outgrown, present perfect zamanındaki ana fiil öbeğidir. reaching over 3 billion people, öznesi açıkça yazılmayan ve it ile belirtilen aynı şirkete bağlanan çekimsiz bir -ing ek yapısıdır. Bu ek yapı, ana iddiaya ulaşılan ölçeği ekler. İkinci bir çekimli yüklem değildir; bu yüzden and ya da başka bir bağlama yapısı olmadan virgülden sonra tek başına reached kullanılmaz.
Alıştırma
Sonuçta ulaşılan ölçeği eklemek için virgül + -ing yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?
- The service expanded worldwide, to reaching 20 million users.
- The service expanded worldwide, reached 20 million users.
- The service expanded worldwide, reaching 20 million users.
Cevabı göster
The service expanded worldwide, reaching 20 million users.
This is how ...: bir şeyin nasıl çalıştığını anlatan giriş
Burada This is how networks function, gösterilen veya açıklanan sürecin ağların çalışma biçimi olduğu anlamına gelir. This bu sürece işaret ederken how çalışma biçimini veya mekanizmayı belirtir. Yeniden kullanılabilen This is how + özne + fiil kalıbı, bir sürecin veya sistemin nasıl çalıştığını açıklamak için kullanılır. Bu doğrudan bir soru değil, bildirme cümlesidir; bu nedenle how yan cümlesi düz cümle söz dizimini korur: how networks function denir, how do networks function denmez.
Alıştırma
Hangi cümle soru sormak veya neyin algılandığını belirtmek yerine This is how ... yapısıyla bir sistemin çalışma biçimini anlatır?
- What the door sensor detects is movement.
- How does the door sensor detect movement?
- This is how the door sensor detects movement.
Cevabı göster
This is how the door sensor detects movement.
Your phone sends a signal to a nearby tower using radio waves.
1:36Telefonunuz radyo dalgalarını kullanarak yakındaki bir baz istasyonuna sinyal gönderir.
Voice and data are passed over an internal network run by your phone company,
1:41Ses ve veri, telefon şirketinizin işlettiği dahili bir ağ üzerinden iletilir,
which connects your handset to other phone users and the wider internet.
1:46bu da telefonunuzu diğer telefon kullanıcılarına ve daha geniş internete bağlar.
In other words: aynı düşünceyi daha açık biçimde yeniden ifade etmek
In other words, dinleyiciye sıradaki ifadenin aynı temel düşünceyi farklı, genellikle daha açık veya daha basit bir biçimde anlatacağını bildirir. Burada teknik bir açıklamayı daha kolay anlaşılır bir özete dönüştürür. Bilgiyi düzenleyen bir geçiş ifadesi olarak dinleyiciden yeni bir görüş beklemek yerine önceki noktayı yeniden yorumlamasını ister. Genellikle yeniden ifade edilen bölümden önce gelir; cümle başında kullanıldığında yazıda normalde ardından virgül konur.
Alıştırma
Bir konuşmacı “The device can operate without a wired connection.” diyor. Hangi devam cümlesi bu düşünceyi yeniden ifade etmek için In other words ifadesini doğru kullanır?
- For example, it can work wirelessly.
- In addition, it can work wirelessly.
- In other words, it can work wirelessly.
Cevabı göster
In other words, it can work wirelessly.
race to 5G ... moving forward at full speed: tam hızla ilerleyen rekabet
Bu cümlede the race to 5G, ülkelerin ve şirketlerin 5G teknolojisinde lider olmak için girdiği rekabeti anlatan bir mecazdır. Gerçek bir koşu yarışı değildir. is moving forward “ilerleme kaydediyor” anlamına gelir; at full speed ise bu ilerlemenin çok hızlı olduğunu vurgular. Bu ifadeler birlikte teknoloji rekabetini acil ve hızla gelişen bir süreç gibi gösterir.
Alıştırma
Bu cümlede vurgulanan ifade ne anlama geliyor? “The race to map the ocean floor is moving forward at full speed.”
- İnsanlar okyanus tabanının haritasını çıkarırken fiziksel olarak yarışıyor.
- Birden fazla rakip aynı hedefe doğru çok hızlı ilerleme kaydediyor.
- Bir ekip işi çoktan bitirdi ve kazandı.
Cevabı göster
Birden fazla rakip aynı hedefe doğru çok hızlı ilerleme kaydediyor.
Geniş bir aralık bildiren From TV ads to presidential tweets
From X to Y, bir güzergâhı veya zaman sırasını değil, geniş bir aralığı gösterebilir. Burada TV ads ve presidential tweets, mesajın birçok farklı kamusal medya türünde yer aldığını düşündüren birbirinden çok farklı iki örnektir. Yazarlar bu yapıyı her örneği tek tek saymadan çeşitliliği özetlemek için kullanır. Adı verilen iki unsur, hayalî bir aralığın uçları gibi işlev görür ve aralarındaki karşıtlık kapsamı geniş gösterir.
Alıştırma
Bu cümlede from X to Y ne işe yarıyor? “From podcasts to museum exhibits, the project shares local history in many forms.”
- Kayıt stüdyolarından müzelere uzanan bir yolculuğu anlatır.
- Projenin yalnızca iki biçim kullandığını söyler.
- Birçok farklı biçimi düşündürmek için karşıt iki uç sunar.
Cevabı göster
Birçok farklı biçimi düşündürmek için karşıt iki uç sunar.
you've probably heard debates about the revolutionary 5G.
2:01devrim niteliğindeki 5G hakkındaki tartışmaları muhtemelen duymuşsunuzdur.
5G fazlasıyla abartılıyor olsa da geliyor
Although bir taviz bildirir: 5G'nin aşırı derecede abartıldığını kabul eder, ancak ana cümle yine de teknolojinin geleceği sonucunu korur. Yapı Although + karşıtlık oluşturan bir gerçek ve ardından ana cümledir; temel mesaj ana cümlede taşınır. Buradaki is coming, fiziksel bir nesnenin konuşana doğru yaklaşması anlamına gelmez. 5G'nin yakında kullanıma sunulacağını veya yaygınlaşacağını anlatır. Cümle, tanıtım iddialarına kuşkuyla yaklaşırken teknolojinin yine de geleceğini kabul eder.
Alıştırma
Bir sınırlamayı kabul ederken ana sonucu korumak için although ifadesini doğru kullanan cümle hangisidir?
- Because the battery is small, it lasts all day.
- Although the battery is small, it lasts all day.
- Although the battery is small, but it lasts all day.
Cevabı göster
Although the battery is small, it lasts all day.
maybe not quite so enormous as people like to tell you. Dilbilgisi
2:12belki insanların size söylemekten hoşlandığı kadar devasa olmayacak.
İnsanların anlattığı kadar da devasa değil
Not quite so enormous as X, bir şeyin X'in söylediği veya ima ettiği kadar büyük olmadığını anlatır; not quite karşılaştırmayı yumuşatır ve kesin bir inkâr anlamına gelmez. Yapı not quite so + sıfat + as + karşılaştırma ölçütüdür ve gerçek dereceyi söylenen ya da beklenen dereceyle karşılaştırır. People like to tell you, insanların sık sık tekrarladığı iddialara gönderme yapar; insanların anlatma eyleminden hoşlandığı anlamına gelmez. Bu cümlede konuşan kişi abartılı bir tanımı nazikçe sorgular, onun tamamen yanlış olduğunu söylemez.
Alıştırma
Gerçek maliyetin ilan edilen miktardan biraz daha düşük olduğunu nazikçe söyleyen cümle hangisidir?
- The repair was far more expensive than the advertisement suggested.
- The repair was not quite so expensive as the advertisement suggested.
- The repair was exactly as expensive as the advertisement suggested.
Cevabı göster
The repair was not quite so expensive as the advertisement suggested.
The other thing that people like to say that 5G will enable is this idea of
2:15İnsanların 5G'nin sağlayacağını söylemekten hoşlandıkları diğer şey ise bu fikir,
If you want things like self-driving cars that download detailed maps where they're about to be, Dilbilgisi
2:20Gitmek üzere oldukları yerlerin ayrıntılı haritalarını indiren sürücüsüz arabalar gibi şeyler istiyorsanız,
If you want ..., you need ...: bir hedefi gerekliliğe bağlamak
If you want X, you need Y kalıbı, bir hedefi o hedefe ulaşmak için gerekli olduğu öne sürülen bir koşula bağlar. Bu cümlede hedef, sürücüsüz otomobillerin ayrıntılı yerel haritaları kullanmasıdır; 5G ise gerekli araç olarak sunulur. İstenen sonucu want'tan, gerekli koşulu da need'den sonra getirin. Böylece mantık açık olur: önce hedef, sonra gerekli koşul.
Alıştırma
Cümleyi hedef kalıbın iki parçasıyla tamamlayın: ____ your presentation to run smoothly, ____ to test the slides beforehand.
Cevabı göster
If you want · you need
If you want Internet connected door locks or CCTV cameras,
2:26İnternete bağlı kapı kilitleri veya güvenlik kameraları istiyorsanız,
But though this computerised, smart future opens up new possibilities, Dilbilgisi
2:34Ancak bu bilgisayarlı, akıllı gelecek yeni olasılıkların kapısını aralasa da,
Though ... opens up new possibilities: uyarıdan önce ödün verme
Başa getirilen bir though yan cümlesi, doğru veya çekici bir noktayı önce kabul eder ve dinleyiciyi bu noktayı sınırlayan ya da bir endişe belirten ana cümleye hazırlar. Burada akıllı geleceğin yeni olanaklar yaratabileceği kabul edilir, ancak asıl mesaj onun bir uyarı da getirdiğidir. Though ilk düşünceyi bağımlı hâle getirir: bu düşünce arka plandaki bir ödün işlevi görürken, ana cümle konuşmacının daha güçlü sonucunu taşır. Baştaki But, yorumun tamamını önceki tartışmaya bağlar; though ise cümlenin içinde ödün ilişkisini kurar.
Alıştırma
Bir avantajı kabul edip ardından çekince belirtmek için though sözcüğünü doğru kullanan cümle hangisidir?
- Though the phone is fast, its battery does not last all day.
- Despite the phone is fast, its battery does not last all day.
- Though the phone is fast, but its battery does not last all day.
Cevabı göster
Though the phone is fast, its battery does not last all day.
comes with a health warning: ciddi bir uyarı taşımak
Burada comes with a health warning mecazi anlamda kullanılır. Gelecek vadeden bu akıllı geleceğin, ciddiye alınması gereken önemli bir risk veya sınırlamayı da beraberinde getirdiği anlamına gelir. Bu bağlamdaki uyarı siber güvenlik ve casusluk olasılığıyla ilgilidir; 5G’nin fiziksel hastalıklara yol açtığının kanıtı değildir. Bu yapı çoğu zaman önce bir yararı kabul eder, ardından önemli bir uyarı ekler.
Alıştırma
“The service is useful, but it comes with a health warning: it may expose private data,” cümlesinde comes with a health warning ne anlama gelir?
- Ambalajında tıbbi tavsiyeler vardır.
- Önemli bir riski veya sınırlaması vardır.
- Fiziksel hastalığa neden olduğu kanıtlanmıştır.
Cevabı göster
Önemli bir riski veya sınırlaması vardır.
We're moving to a world where everything will be connected to the Internet,
2:40Her şeyin İnternete bağlı olacağı bir dünyaya doğru ilerliyoruz,
That's the big fear about having a hostile power control your 5G network.
2:47Düşman bir gücün 5G ağınızı kontrol etmesi konusundaki en büyük korku budur.
this opens the door to countries spying on one another. Deyimler
2:55bu, ülkelerin birbirlerine casusluk yapmasına kapı aralar.
opens the door to: bir şeye kapı aralamak
opens the door to, bir şeyin gerçekleşmesi için koşulları oluşturmak veya gerçekleşme olasılığını artırmak anlamına gelir. Kesin bir sonucu değil, bir olasılığı anlatır. Burada ağların savunmasız olması casusluğu mümkün kılar. Bu yapıda to bir edattır; bu nedenle ardından bir isim öbeği veya -ing biçimi gelir: opens the door to spying doğrudur, opens the door to spy değildir.
Alıştırma
“Mümkün kılmak” anlamını veren kapı benzetmesini kullanarak cümleyi bu dersteki ifadeyle tamamlayın: Weak security can ____ criminals stealing user data.
Cevabı göster
open the door to
In a rare interview with The Economist, Kalıp ifadeler
3:06The Economist ile yaptığı nadir bir röportajda,
The Economist ile yaptığı nadir bir röportajda
Burada in a rare interview with The Economist, sonraki açıklamanın kaynağını ve yapıldığı ortamı belirtir. rare, bu kişinin bu tür röportajları nadiren verdiğini; with The Economist ise röportaj yapılan kişiyi değil, sürece katılan medya kuruluşunu belirtir. Haber İngilizcesinde in an interview with + kişi veya medya kuruluşu, aktarılan bir açıklamanın bağlamını vermek için yaygın olarak kullanılır. with sonrasındaki ismin rolü bağlama göre anlaşılır: Bir kişi genellikle konuktur; bir yayın veya yayın kuruluşu ise çoğunlukla röportajı yapan taraf ya da medya organıdır.
Alıştırma
Haber cümlesini interview ve doğru edatla tamamlayın: In a rare ____ The Economist, the researcher discussed the findings.
Cevabı göster
interview with
talked about the political storm surrounding his company. Deyimler
3:12şirketini çevreleyen siyasi fırtına hakkında konuştu.
Şirketini çevreleyen siyasi fırtına
Political storm, yoğun, hızla gelişen ve baskı oluşturan siyasi bir tartışmayı anlatan mecazdır. Hava durumunu anlatmaz. Bu cümlede surrounding his company, tartışmanın şirket üzerinde yoğunlaştığını ve şirketi birçok yönden etkilediğini belirtir. a storm surrounding + kişi, kuruluş veya konu yapısı haber dilinde yaygındır. Çok sayıda tartışmayı, suçlamayı ve kamuoyu tepkisini tek bir canlı görüntüde toplar.
Alıştırma
"The director responded to the political storm surrounding the charity," cümlesinde political storm büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Yardım kuruluşunun ofisi yakınındaki şiddetli hava koşulları
- Yoğun bir kamusal ve siyasi tartışma
- Siyaset hakkında sakin ve özel bir toplantı
Cevabı göster
Yoğun bir kamusal ve siyasi tartışma
As the argument rages over the security of Huawei's products, Kalıp ifadeler
3:30Huawei ürünlerinin güvenliği üzerindeki tartışmalar şiddetlenirken,
the argument rages over ...: ... hakkındaki tartışma hararetle sürüyor
Burada the argument öznedir ve rages, anlaşmazlığın büyük bir yoğunlukla sürdüğünü anlatan geçişsiz bir fiildir. Anlaşmazlığı, bir kişinin öfkelenmesi olarak değil, sürmekte olan kamusal bir tartışma olarak sunar. an argument rages over + konu kalıbı haber dilinde yaygındır. Over, tartışılan meseleyi belirtir; burada bu mesele Huawei ürünlerinin güvenliğidir.
Alıştırma
Cümleyi bu dersteki iki sözcüklü haber dili kalıbıyla tamamlayın: The argument ____ whether the old theater should be protected.
Cevabı göster
rages over
the effects can be seen in some unexpected places. Dilbilgisi
3:34etkileri hiç beklenmedik yerlerde görülebiliyor.
can be seen in ...: ... içinde görülebilir
Can be seen, can + be + geçmiş zaman ortacı yapısından oluşur; bu nedenle edilgendir. The effects eylemden etkilenen ögedir: insanlar bu etkileri gözlemleyebilir veya fark edebilir, ancak gözlemci belirtilmez. Buradaki seen yalnızca gözle görme anlamından daha geniştir. Bir şeyin kanıtlarda veya sonuçlarda fark edilebilir olduğunu anlatır; in some unexpected places ise bu etkilerin nerede belirginleştiğini gösterir.
Alıştırma
Hangi cümle, gözlemciyi belirtmeden işaretlerin birkaç küçük kasabada gözlemlenebildiğini anlatır?
- The signs can see several small towns.
- The signs can be seen in several small towns.
- Several small towns can be seen the signs.
Cevabı göster
The signs can be seen in several small towns.
with all of this political turmoil surrounding the Huawei name is uncertainty. Kelime
3:40Huawei ismini çevreleyen tüm bu siyasi çalkantılarla birlikte belirsizliktir.
Huawei adını çevreleyen siyasi çalkantı
Political turmoil, siyasi ortamda ciddi ve istikrarsız bir karmaşa ya da çatışma demektir. Bu cümlede surrounding the Huawei name, karmaşanın yalnızca ismin harfleriyle değil, Huawei markası ve kamuoyu nezdindeki itibarıyla ilgili olduğunu gösterir. Bu nedenle ifade, markayı siyasi baskı ve belirsizlikle çevrelenmiş olarak sunar. Turmoil sıradan bir anlaşmazlıktan daha güçlüdür; durumun istikrarsız ve öngörülmesi zor olduğunu anlatır.
Alıştırma
Bir şirketin kamuoyu nezdindeki itibarını etkileyen ciddi ve istikrarsız bir siyasi durumu en iyi hangi ifade anlatır?
- political stability around the Huawei name
- political turmoil surrounding the Huawei name
- political disagreement about the Huawei name
Cevabı göster
political turmoil surrounding the Huawei name
a small network serving the people of this rural area.
3:48bu kırsal alanın insanlarına hizmet veren küçük bir ağ.
And so the Internet becomes this really important way to connect back with community. Kalıp ifadeler
3:55Bu nedenle internet, toplulukla yeniden bağlantı kurmak için gerçekten önemli bir yol haline geliyor.
Toplulukla yeniden bağlantı kurmak
Connect back with community, bir toplulukla sosyal bağı yeniden kurmayı veya sürdürmeyi anlatır. Back kelimesi, uzaklık, ayrılık ya da iletişimin azalmasından sonra bağlantının yeniden kurulması veya tazelenmesi anlamını ekler. Burada connect teknik değil, sosyaldir: with community insanlara ve paylaşılan sosyal yaşama işaret eder. Bu nedenle ifade, çevrim içi erişimin insanların daha geniş bir topluluğun parçası olduklarını yeniden hissetmelerine nasıl yardım edebileceğini gösterir.
Alıştırma
İnsanların daha önceki bir sosyal bağlantıyı yenilediğini gösteren cümle hangisidir?
- The online forum helped families connect back with their community.
- The online forum helped families join the community for the first time.
- The online forum helped families reconnect a broken cable.
Cevabı göster
The online forum helped families connect back with their community.
The problem is that the network here relies on Huawei technology.
4:03Sorun şu ki buradaki ağ Huawei teknolojisine dayanıyor.
you're using the Internet from Eastern Oregon Telecom to be able to run,
4:08tüm bu pivot sulama sistemlerini çalıştırmak, izlemek ve kontrol etmek için
monitor, control all of these pivot irrigation systems.
4:12Eastern Oregon Telecom'un internetini kullanıyorsunuz.
How we'd do without it: o olmadan nasıl idare edilir
do without something ifadesinde do, “bir eylem yapmak” değil, “idare etmek” veya “başının çaresine bakmak” anlamına gelir. How we'd do without it, “o mevcut olmasaydı nasıl idare ederdik” demektir. Buradaki we'd, we would ifadesinin kısaltmasıdır. I have no idea how we'd... kalıbı, konuşanın işe yarar bir çözüm hayal edemediğini gösterir ve söz konusu şeye duyulan güçlü bağımlılığı vurgular.
Alıştırma
İngilizce cümleyi “bir şeye sahip olmadan da idare etmek” anlamındaki iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: The printer is unavailable today, but we can ____ it.
Cevabı göster
do without
The Huawei equipment was 30 to 40% less than everything else on the market Dilbilgisi
4:20Huawei ekipmanı piyasadaki diğer her şeyden %30 ila 40 daha ucuzdu
30 to 40% less than ... on the market: piyasadaki diğer ürünlerden %30 ila %40 daha düşük
Bu fiyat bağlamında 30 to 40% less than, “fiyatı %30 ila %40 daha düşük” anlamına gelir. Cümlede atlanan fikir less expensive ifadesidir; ekipman miktarının %30 ila %40 daha az olduğu anlamına gelmez. Everything else on the market karşılaştırma temelini, yani piyasada satılan diğer ekipmanları belirtir. Başka bir seçenek 100 sterlinse, bundan %30 ila %40 daha düşük bir fiyat yaklaşık 60 ila 70 sterlin olur.
Alıştırma
Rakip bir cihaz 100 sterlin tutuyor. Hangi fiyat 30% less than that olur?
- £130
- £30
- £70
Cevabı göster
£70
all of this effective agriculture that's going on out here
4:31burada devam eden tüm bu etkili tarım
would not be effective or even possible without Internet connectivity.
4:34internet bağlantısı olmadan etkili veya hatta mümkün olamazdı.
It's a similar story around the world. Anlatım akışı
4:38Dünyanın dört bir yanında da benzer bir hikaye var.
“It's a similar story around the world” ile küresel bir eğilime geçiş
Buradaki a similar story, başka bir hikâye değil, benzer bir durum veya örüntü anlamına gelir. Konuşmacı, önceki örnekte geçerli olan durumun başka birçok yerde de görüldüğünü söyler. Cümlenin tamamı, belirli bir örnekten daha geniş bir küresel eğilime geçiş sağlar. Bu yapı, açıklamayı tek bir örnekten aynı sonucu gösteren başka yerlere, gruplara veya dönemlere taşımak için kullanılabilir.
Alıştırma
It's a similar story around the world cümlesinde a similar story ne işe yarar?
- Aynı tür durumun birçok yerde görüldüğünü söyler.
- Birkaç ülkede anlatılan kurgusal bir hikâyeyi tanıtır.
- Her ülkenin bütün ayrıntılarının tamamen aynı olduğunu söyler.
Cevabı göster
Aynı tür durumun birçok yerde görüldüğünü söyler.
Mobile phone users in developing countries have benefited from Huawei's attractive deals.
4:41Gelişmekte olan ülkelerdeki cep telefonu kullanıcıları Huawei'nin cazip fırsatlarından yararlandı.
But how is Huawei undercutting its competitors? Kelime
4:46Peki Huawei rakiplerinin fiyatlarını nasıl kırıyor?
Fiyat rekabetinde“undercutting its competitors”
Ticari bağlamda undercutting its competitors, rakip şirketlerden daha düşük bir fiyata benzer ürün veya hizmetler sunarak onların rekabet etmesini zorlaştırmak anlamına gelir. Cümle, Huawei'nin rakiplerinden daha düşük fiyat belirlemesini neyin sağladığını sorar. Undercut başka bağlamlarda zayıflatmak anlamına da gelebilir; ancak burada nesnesi ve fiyatlar hakkındaki tartışma sözcüğün ticari anlamını seçer.
Alıştırma
Rakiplerden daha düşük fiyat sunmak anlamındaki ders fiiliyle cümleyi tamamlayın: The discount airline plans to ____ its competitors on price.
Cevabı göster
undercut
Huawei can offer cheaper prices because they're heavily subsidised by the Chinese government.
4:51Huawei daha ucuz fiyatlar sunabiliyor çünkü Çin hükümeti tarafından yoğun bir şekilde sübvanse ediliyorlar.
These are allegations that are strenuously denied by Huawei. Kalıp ifadeler
4:57Bunlar Huawei tarafından şiddetle reddedilen iddialardır.
strenuously denied by Huawei: Huawei tarafından şiddetle reddedildi
Haber dilindeki bu edilgen yapıda strenuously denied, “kesin ve güçlü bir şekilde reddedildi” anlamına gelir. Strenuously zarfı denied fiilini güçlendirir: Huawei yalnızca iddiaların doğru olmadığını söylemekle kalmıyor, onları sert biçimde reddediyor olarak sunulur. allegations are denied by Huawei edilgen yapısı, iddiaları cümlenin konusu olarak tutar ve reddeden tarafın Huawei olduğunu belirtir. Güçlü bir ret, Huawei'nin tepkisinin şiddetini bildirir; iddiaların doğru veya yanlış olduğunu göstermez.
Alıştırma
Bir haberde "Huawei strenuously denied the allegations" ne anlatır?
- Huawei iddiaların doğru olduğunu kabul ediyor.
- Huawei iddiaları güçlü bir şekilde reddediyor.
- Huawei iddialara henüz yanıt vermedi.
Cevabı göster
Huawei iddiaları güçlü bir şekilde reddediyor.
Whether or how Huawei is connected to and subsidised by the Chinese government is unclear. Dilbilgisi
5:11Huawei'nin Çin hükümetiyle bağlantılı olup olmadığı veya nasıl sübvanse edildiği belirsizdir.
Whether or how ... is unclear: gerçekleşip gerçekleşmediği ve nasıl olduğu belirsiz
Whether or how ... is unclear yapısında, soru anlamı taşıyan yan cümlenin tamamı is unclear ifadesinin öznesidir. Whether bir bağlantının veya desteğin var olup olmadığını; how ise bunun hangi biçimde ya da hangi mekanizmayla gerçekleştiğini sorar. Birlikte kullanıldıklarında hem varlığı hem de gerçekleşme biçimini belirsiz bırakırlar. Huawei, iki edilgen ifadenin de öznesidir: is connected to ve is subsidised by. Cümlede tek bir is, connected ve subsidised tarafından paylaşılır. Yan cümlenin tamamı tek bir özne sayıldığı için ana fiil tekildir: is unclear. Bu yapı, resmî bir haberde bir olasılığı kanıtlanmış gerçek gibi sunmadan tartışmayı sağlar.
Alıştırma
Hem varlığı hem de gerçekleşme biçimini belirsiz bırakan iki soru sözcüğünü yazın: ____ or ____ the data was altered remains unclear.
Cevabı göster
Whether · how
If the party says jump ... how high: sorgusuz itaat
“if X says jump, you ask how high” kalıbında jump, varsayımsal bir emirdir. “how high?” diye sormak, kişinin itaat edip etmemeyi sorgulamadığını; yalnızca ne ölçüde itaat edeceğini sorduğunu gösterir. Burada the party otoritedir ve “all you can say”, itaati izin verilen tek yanıt olarak sunar. Bu ifade mecazidir ve genellikle eleştirel ya da alaycıdır. Gerçek bir sıçrama konuşmasından ziyade güç dengesizliğini ve bağımsız seçim eksikliğini vurgular.
Alıştırma
Hangi durum vurgulanan cümlenin anlamına en uygun düşer?
- İnsanlar partinin her emrinin ayrıntılarını müzakere edebilir.
- İnsanlar partinin emirlerine sorgulamadan itaat etmek zorundadır.
- İnsanlardan gerçek bir sıçramanın yüksekliğini ölçmeleri istenmektedir.
Cevabı göster
İnsanlar partinin emirlerine sorgulamadan itaat etmek zorundadır.
Loyalty to the state is actually enshrined in China's intelligence law. Kelime
5:24Devlete sadakat aslında Çin'in istihbarat yasasında yer almaktadır.
Enshrined in China's intelligence law: resmî hukuki statü
Enshrined in + bir yasa, anayasa veya antlaşma yapısı, bir şeyin o belgede resmen yerleşik hâle getirildiğini ve kalıcı bir hukuki statü kazandığını belirtir. Bu cümlede devlete bağlılık sıradan bir fikir olarak değil, Çin'in istihbarat yasasına yerleştirilmiş bir unsur olarak sunulur. Dil bilgisi açısından enshrined, edilgen yapıdaki geçmiş zaman ortacıdır; ardından gelen in, ilkenin yer aldığı hukuki belgeyi veya sistemi gösterir. Bu eşdizim resmî hukuk ve siyaset İngilizcesine aittir.
Alıştırma
“Kalıcı bir parçası yapılmış” anlamındaki hedef resmî hukuk eşdizimiyle cümleyi tamamlayın: Freedom of expression is ____ the constitution.
Cevabı göster
enshrined in
states that any organisation or citizen shall support, assist, and co-operate with the state intelligence work. Kelime
5:31herhangi bir kuruluş veya vatandaşın devlet istihbarat çalışmasını desteklemesi, yardımcı olması ve işbirliği yapması gerektiğini belirtir.
shall support, assist, and co-operate yapısındaki hukuki shall
Buradaki shall, hukuk kuralında yükümlülük getirmek için kullanılan bir kiplik yardımcı fiilidir. Hüküm, herhangi bir kuruluşun veya vatandaşın bu eylemleri yapmak zorunda olduğunu belirtir; gelecekte ne yapacaklarını tahmin etmez. shall sonrasındaki yalın fiiller support, assist ve co-operate eş görevli bir liste oluşturur. Tek bir shall üç fiilin tümüne uygulanır; dolayısıyla her eylem yükümlülüğün bir parçasıdır.
Alıştırma
Bir hukuk kuralında Every visitor shall show identification ne anlama gelir?
- Her ziyaretçi kimlik gösterip göstermemeye karar vermeye davet edilmektedir.
- Her ziyaretçi kimlik göstermek zorundadır.
- Her ziyaretçinin daha sonra kimlik göstereceği tahmin edilmektedir.
Cevabı göster
Her ziyaretçi kimlik göstermek zorundadır.
Critics say this law means that when you buy Huawei equipment,
5:38Eleştirmenler, bu yasanın Huawei ekipmanı satın aldığınızda,
you may be exposing yourself to surveillance by the Chinese intelligence services. Kalıp ifadeler
5:42kendinizi Çin istihbarat servislerinin gözetimine maruz bırakabileceğiniz anlamına geldiğini söylüyor.
exposing yourself to surveillance: expose + dönüşlülük zamiri + to
Bu cümlede exposing yourself to surveillance, kendinizi gözetlenebileceğiniz bir duruma sokmak anlamına gelir. Fiziksel olarak açılmayı değil, olası bir riski anlatır; may be de bunun doğrulanmış bir olay değil, ihtimal olduğunu gösterir. Kalıp expose + dönüşlülük zamiri + to + isim şeklindedir. Dönüşlülük zamiri özneyle uyumlu olur: I expose myself, you expose yourself, they expose themselves. to sonrasındaki isim riski, etkiyi veya durumu belirtir.
Alıştırma
Cümleyi expose + yourself + to yapısının doğru biçimiyle tamamlayın: By using an unsecured public network, you may be ____ data theft.
Cevabı göster
exposing yourself to
China is a difficult country for any company to be independent in.
5:52Çin, herhangi bir şirketin bağımsız olması için zor bir ülke.
You've got to have some concerns: emir değil, güçlü çıkarım
Bu cümlede you've got to, konuşanın bir sonucu neredeyse kaçınılmaz gördüğünü belirtir: Hükûmetin mutlaka bazı endişeleri olmalıdır. Bu, az önce belirtilen olgulara dayanan güçlü bir yargıdır; birine endişelenmeye başlamasını söyleyen bir emir değildir. Some concerns ölçülü bir ifade gibi görünür, ancak burada endişeyi önemsizleştirmek yerine sözleri yumuşatır. Böylece sonuç açıkça belliymiş gibi sunulurken temkinli bir ton korunur.
Alıştırma
“You've got to have some concerns,” cümlesinde konuşan esas olarak ne yapıyor?
- Birine hemen endişelenmeye başlamasını emretmek
- Endişelerin yalnızca uzak bir olasılık olduğunu söylemek
- Endişelerin kaçınılmaz olduğuna dair güçlü bir sonuca varmak
Cevabı göster
Endişelerin kaçınılmaz olduğuna dair güçlü bir sonuca varmak
This has made a lot of people worried that Huawei,
6:02Bu, birçok insanın Huawei konusunda endişelenmesine neden oldu,
given its close relationship to the Communist Party, Dilbilgisi
6:04Komünist Parti ile olan yakın ilişkisi göz önüne alındığında,
and given the Communist Party's willingness to wield hard power,
6:06ve Komünist Partinin sert güç kullanma isteği göz önüne alındığında,
Given ... and given ...: öncülleri sıralama
Given + isim öbeği, “göz önüne alındığında” veya “bu olgu hesaba katıldığında” anlamına gelir. Burada her given öbeği bir öncül sunar: yakın ilişki bir koşul, sert güç kullanma isteği ise başka bir koşuldur. Given sözcüğünün tekrarlanması iki öncülü paralel tutar ve akıl yürütmeyi izlemeyi kolaylaştırır. İki öbek de daha sonra gelecek sonucu hazırlar; sonucu kendi başlarına ifade etmezler.
Alıştırma
Her isim öbeğinin önünde given sözcüğünü tekrarlayarak cümleyi tamamlayın: ____ the tight deadline and ____ the small team, we should reduce the scope.
Cevabı göster
Given · given
you could then end up in a situation where they can use that effectively as a weapon. Öbek fiiller
6:10o zaman bunu etkili bir şekilde silah olarak kullanabilecekleri bir duruma düşebilirsiniz.
end up in a situation where: sonunda belirli bir duruma düşmek
End up, genellikle birkaç aşamadan sonra ve planlamadan “sonunda bir sonuca veya duruma ulaşmak” anlamına gelir. Burada could end up, bu durumun istenmeyen olası bir sonuç olduğu konusunda uyarı yapar. In a situation where ortaya çıkan koşulları tanıtır; where ise bu koşullar içinde neler olabileceğini açıklayan yan cümleyi başlatır. Yeniden kullanılabilir kalıp end up in a situation where + yan cümle şeklindedir.
Alıştırma
Cümleyi end up in a situation where kullanarak tamamlayın: If we ignore the warning signs, we could ____ no backup plan.
Cevabı göster
end up in a situation where there is
The fear is that Huawei will leave backdoor vulnerabilities in its networks
6:14Korku, Huawei'nin ağlarında arka kapı güvenlik açıkları bırakacağı
that would provide China with an opportunity to spy on its competitors and enemies. Kalıp ifadeler
6:19ve bunun Çin'e rakiplerine ve düşmanlarına casusluk yapma fırsatı sağlayacağı yönünde.
provide someone with an opportunity to: birine bir şey yapma fırsatı sağlamak
Provide someone with something yapısında alıcı provide sözcüğünün hemen ardından, sağlanan şey ise with sözcüğünden sonra gelir. Bu cümlede China alıcıdır; an opportunity ise sağlanacak şeydir. To spy on its competitors and enemies mastar yapısı, fırsatın hangi eylemi mümkün kılacağını açıklar. Yeniden kullanılabilir kalıp provide + alıcı + with + an opportunity + to + fiilin yalın hâli şeklindedir.
Alıştırma
Provide + alıcı + with + an opportunity + to yapısını kullanın: The internship will ____ learn from experienced engineers.
Cevabı göster
provide Maya with an opportunity to
Huawei has shared its code and allowed the likes of Britain's National Cyber Security Centre to scan it for back doors.
6:26Huawei kodlarını paylaştı ve İngiltere'nin Ulusal Siber Güvenlik Merkezi gibilerin arka kapılar için tarama yapmasına izin verdi.
We do have researchers that have been going through it with a fine-tooth comb looking for exactly these. Deyimler
6:33Tam olarak bunları aramak için ince eleyip sık dokuyan araştırmacılarımız var.
with a fine-tooth comb: her ayrıntıyı incelemek
with a fine-tooth comb, “ayrıntılara son derece yakından ve sistemli biçimde dikkat ederek” anlamına gelen bir deyimdir. Gerçek bir tarak kullanılmaz; imge, çok küçük şeyleri bile yakalayacak kadar sık dişli bir taraktan gelir. Burada araştırmacıların belirli gizli özellikleri bulmak için malzemeyi inceleme biçimini anlatır. Hiçbir ayrıntının atlanmadığını göstermek için çoğunlukla go through, examine, check veya search ifadelerinden sonra gelir.
Alıştırma
“Son derece ayrıntılı biçimde” anlamındaki deyimle cümleyi tamamlayın: Before publication, the editor went through every citation ____.
Cevabı göster
with a fine-tooth comb
Even so: bir gerçeği kabul edip ardından karşıtlık kurmak
Even so, “az önce söylenenlere rağmen” anlamına gelen bir cümle bağlayıcısıdır. Önceki gerçeğin veya savın geçerli olduğunu kısaca kabul eder, ardından sonraki ifadenin buna rağmen doğru kalmaya devam ettiğini belirtir. İki bilgiyi düzenler: önce belirli bir sonucu düşündürebilecek bir gerçek, ardından beklenmedik veya karşıt bir sonuç gelir. Cümle başında kullanıldığında normalde ardından virgül gelir.
Alıştırma
İlk cümleyi kabul eden ancak buna rağmen alınan kararı sunan bağlayıcıyı seçin: The first prototype failed every test. ____, the team decided to redesign it.
- Even so
- Even though
- For example
Cevabı göster
Even so
President Trump's escalating trade war with China.
6:47Başkan Trump'ın Çin ile tırmanan ticaret savaşı.
why is America making an enemy out of Huawei? Kalıp ifadeler
6:53neden Amerika Huawei'yi düşman ilan ediyor?
Huawei'yi düşman haline getirmek
make an enemy out of Huawei, Huawei'ye düşman gibi davranmak ya da onu düşman olarak göstermek demektir. make an enemy out of + kişi, grup veya kuruluş yapısı, hedefin birinin eylemleri ya da onu çerçeveleme biçimi nedeniyle karşı tarafa dönüştürülmesini anlatır. Buradaki out of, “bir düşmandan” ya da “Huawei'den bir şey yapmak” anlamına gelmez. Hedefi düşmana dönüştürmenin veya onu düşman olarak göstermenin sonucunu belirtir. Bu nedenle soru, Amerika'nın düşmanlığı yaratıp yaratmadığını ya da artırıp artırmadığını sorgular.
Alıştırma
Bu soruda make an enemy out of Huawei ne anlama gelir?
- Huawei'den fiziksel bir nesne yapmak
- Huawei ile arkadaş olmak
- Davranış veya anlatım biçimiyle Huawei'yi düşman olarak görmek
- Huawei'den bir düşman elde etmek
Cevabı göster
Davranış veya anlatım biçimiyle Huawei'yi düşman olarak görmek
We cannot allow any other country to outcompete the United States in this powerful industry of the future.
6:56Geleceğin bu güçlü endüstrisinde başka hiçbir ülkenin Amerika Birleşik Devletleri'ni geride bırakmasına izin veremeyiz.
At least part of this is motivated by a desire to slow China's rise
7:03Bunun en azından bir kısmı, Çin'in yükselişini yavaşlatma
and to keep a world in which America is the dominant power for as long as possible.
7:07ve Amerika'nın hakim güç olduğu bir dünyayı olabildiğince uzun süre koruma arzusundan kaynaklanıyor.
It seems as though the concern over Huawei is not only about America's security, Anlatım akışı
7:11Görünüşe göre Huawei ile ilgili endişe sadece Amerika'nın güvenliği ile ilgili değil,
yalnızca Amerika'nın güvenliği değil, güvensizliği de
Not only ... but also ... iki nedeni veya yönü birbirine bağlar ve ikinci unsuru ek bir nokta olarak sunar. Burada endişe iki yönlü çerçeveleniyor: Amerika'nın güvenliği ve Amerika'nın güvensizliği. Security, tehlikeden veya tehditten korunmayı ifade eder; burada ulusal güvenlik anlamındadır. Insecurity ise kişinin kendi konumu hakkındaki huzursuzluğunu veya özgüven eksikliğini ifade eder; burada teknolojik liderliği kaybetme konusundaki stratejik kaygıyı anlatır. Bu akraba biçimlerin yan yana getirilmesi, dış tehditlere karşı güvenlikle iç stratejik kaygı arasında çarpıcı bir karşıtlık kurar.
Alıştırma
Hangi cümle not only ... but also ... yapısını kullanarak bağlantılı iki nedeni sunar ve ikinci nedeni önemli bir ek nokta olarak belirtir?
- The change is not only about saving money, but also about protecting customers.
- The change is either about saving money or about protecting customers.
- The change is about saving money instead of protecting customers.
- The change is only about saving money, not about protecting customers.
Cevabı göster
The change is not only about saving money, but also about protecting customers.
And it's causing collateral damage at home as well as abroad. Deyimler
7:19Ve bu, yurtdışında olduğu kadar yurtiçinde de ikincil hasara yol açıyor.
Ülkede ve yurt dışında yan hasara yol açmak
Collateral damage başlangıçta bir askerî hedefin yakınındaki insanlara veya mallara istemeden verilen zararı anlatır. Burada mecaz olarak kullanılır: belirli bir sonucu hedefleyen bir politika ya da karar, doğrudan hedefi olmayan insanlara, hizmetlere veya ekonomilere de zarar vermektedir. At home as well as abroad etkilerin iki alana yayıldığını ekler: ülke içine ve diğer ülkelere. Konuşan kişi politikanın daha geniş kayıplara yol açtığını eleştiriyor; gerçek bir savaş alanındaki zararı anlatmıyor.
Alıştırma
Asıl hedefin dışındaki insanlara veya hizmetlere verilen istenmeyen zararı ciddi bir politika ya da askerî bağlamda anlatmak için hangi ifade en uygundur?
- collateral damage
- direct damage
- side effects
- intended damage
Cevabı göster
collateral damage
the Trump administration issued an executive order Kültür
7:25Trump yönetimi bir başkanlık kararnamesi yayınladı,
Bir yürütme emri çıkarmak
issued an executive order ifadesindeki issued, resmî bir emri resmen yayımlamak veya yürürlüğe koymak anlamına gelir; burada sorun ya da soru anlamında değildir. Nesne olan an executive order, bir ABD başkanının yürütme yetkisine dayanarak çıkardığı resmî talimattır. An executive order bir devlet aracıdır; şirket yöneticisinin verdiği sıradan bir talimat değildir. Yürütme organına bağlı kurumlara yöneliktir ve resmî siyasi, hukuki ve haber bağlamlarında kullanılır.
Alıştırma
Bir ABD başkanının resmî bir hükümet talimatı yayımlaması anlamına gelen ifade hangisidir?
- passed a law
- gave an instruction
- signed a private contract
- issued an executive order
Cevabı göster
issued an executive order
which not only forbade American companies from supplying Huawei with components,
7:29bu sadece Amerikan şirketlerinin Huawei'ye parça tedarik etmesini yasaklamakla kalmadı,
but restricted domestic networks from using its equipment.
7:33aynı zamanda yerel ağların onun ekipmanlarını kullanmasını da kısıtladı.
It's a move that feels like an own goal to Americans like Joe Franell. Deyimler
7:38Bu, Joe Franell gibi Amerikalılar için kendi kalesine gol atmak gibi hissettiren bir hamle.
an own goal: kendi tarafına zarar veren bir hamle
An own goal kelimesi kelimesine, bir oyuncunun topu kendi takımının kalesine göndermesi demektir. Mecaz olarak ise, bir tarafın kendi yaptığı eylem yüzünden zarar görmesini anlatır. Özellikle bir taraf başkasına zarar vermeye ya da onu yenmeye çalışırken kendi çıkarlarına zarar verdiğinde kullanılır. Bu, sıradan bir hatadan daha güçlüdür. Bu cümlede konuşan kişi, Huawei'yi hedefleyen bu hamlenin Amerikalılara zarar verebileceğini düşünüyor. Feels like ifadesi bunun konuşanın değerlendirmesi veya izlenimi olduğunu gösterir; gerçek bir futbol golünden söz edilmez.
Alıştırma
An own goal ifadesini doğru kullanan cümle hangisidir?
- Onun own goal'u raporu öğle yemeğinden önce bitirmekti.
- Yasak, koruması gereken topluluklara zarar verdiği için an own goal oldu.
- Toplantı saat dokuzda başladığı için an own goal oldu.
Cevabı göster
Yasak, koruması gereken topluluklara zarar verdiği için an own goal oldu.
Worst-case scenario: gerçekleşmesi mümkün en kötü sonucu adlandırmak
Worst-case scenario, makul olasılıklar arasındaki en olumsuz sonucu anlatan kalıplaşmış bir ifadedir. Riskleri belirtmek, plan yapmak veya olasılıkları tartışmak için kullanılır; bu sonucun kesinlikle gerçekleşeceği anlamına gelmez. Bu cümlede ifade is fiilinin öznesidir ve sonraki bölüm korkulan sonucu, yani an all-out ban, başka bir deyişle kapsamlı bir yasağı açıklar. Konuşan kişi kapsamlı yasağı en ciddi olasılık olarak sunuyor; bunun kesin olduğunu söylemiyor.
Alıştırma
En ciddi makul durumu anlatan sabit ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: In a ____, the train service may stop for two days.
Cevabı göster
worst-case scenario
That means that three to six communities that are struggling,
7:45Bu, mücadele eden üç ila altı topluluğun,
having young people flee their community and never come back,
7:53gençlerin topluluklarından kaçıp bir daha asla geri dönmemesi anlamına gelir,
And there's another uncomfortable truth that America can't ignore. Kalıp ifadeler
7:59Ve Amerika'nın görmezden gelemeyeceği bir başka rahatsız edici gerçek daha var.
görmezden gelinemeyecek rahatsız edici bir gerçek
Rahatsız edici bir gerçek, insanların inanmak veya yapmak istedikleri şeylere meydan okuduğu için kabul edilmesi zor olan bir olgudur. Burada uncomfortable, fiziksel bir rahatsızlığı değil, insanların gerçeğe verdiği tepkiyi anlatır. that America can't ignore ilgi cümleciği, bu gerçeği Amerika'nın yüzleşmek zorunda olduğu bir şey olarak tanımlar. İfade bir bütün olarak, konuşanın tercih ettiği görüşü tamamen desteklemese bile istenmeyen bir noktayı temel kanıt olarak öne çıkarır.
Alıştırma
Hangi cümlede uncomfortable truth, yüzleşilmesi gereken zor bir gerçeği sunmak için kullanılmıştır?
- There is an uncomfortable truth that our town can't ignore: the river is becoming more polluted.
- The hard bench was uncomfortable during the town meeting.
- There is a pleasant story about the river that everyone wants to believe.
Cevabı göster
There is an uncomfortable truth that our town can't ignore: the river is becoming more polluted.
Smartphone technology relies on a truly global supply chain. Kelime
8:04Akıllı telefon teknolojisi, gerçekten küresel bir tedarik zincirine dayanır.
gerçekten küresel bir tedarik zinciri
Küresel tedarik zinciri; ham madde ve parça sağlayan, ürünü üreten ve müşterilere doğru ulaştıran sınır ötesi ağdır. Truly, yalnızca son ürünün dünya çapında satıldığını değil, ağın esaslı biçimde uluslararası olduğunu vurgular. Bu cümlede a truly global supply chain, relies on ifadesinin anlamını tamamlar. Ana fikir, akıllı telefon teknolojisinin tek bir şirkete veya basit, doğrusal bir listeye değil, birden fazla ülkedeki birbirine bağlı tedarikçilere ve üretim aşamalarına bağımlı olmasıdır.
Alıştırma
Dersin iş dünyası terimini kullanarak cümleyi tamamlayın: A phone maker gets chips, screens, and batteries from several countries, so it depends on a ____.
Cevabı göster
global supply chain
Take an average smartphone: temsilî bir örnek sunmak
Burada Take + isim öbeği, “bunu bir örnek olarak düşünün” anlamına gelir. Dinleyicinin dikkatini somut bir duruma yöneltir; bir telefonu gerçekten alıp götürme talimatı değildir. Average burada “tipik” veya “sıradan” demektir; matematiksel bir ortalama hesaplanarak elde edilmiş bir telefon anlamına gelmez. Bu kısa giriş, konuşmacının for example eklemeden genel bir düşünceden temsilî bir örneğe geçmesini sağlar.
Alıştırma
Tipik bir örnek vermek için açıklayıcı Take ... yapısını kullanın: ____ a typical family car. It spends most of the day parked.
Cevabı göster
Take
Some contain components from more than 200 international suppliers.
8:10Bazıları 200'den fazla uluslararası tedarikçiden gelen bileşenler içerir.
Screens might be made by Samsung in South Korea.
8:15Ekranlar Güney Kore'de Samsung tarafından yapılmış olabilir.
The chip could be designed by a California-based company
8:21Çip Kaliforniya merkezli bir şirket tarafından tasarlanmış
The battery could come from Japan and the audio chip from China.
8:27Pil Japonya'dan, ses çipi Çin'den gelebilir.
hostility and lack of trust threaten to fracture these supply chains. Deyimler
8:32düşmanlık ve güven eksikliği bu tedarik zincirlerini parçalamakla tehdit ediyor.
threaten to fracture these supply chains: mecazi bölünme
Threaten to + fiil, zararlı bir sonucun mümkün veya olası hâle geldiğini belirtir. Düşmanlık ve güvensizliğin gerçekten sözlü bir tehditte bulunduğu anlamına gelmez. Fracture burada mecazdır: Tedarik zincirleri, ayrı parçalara bölünebilen bağlantılı tek bir nesne gibi ele alınır. Cümle, fiziksel bir bileşenin çatlayacağını değil, çatışmanın ağı işler durumda tutan ilişkileri ve koordinasyonu parçalayabileceğini anlatır.
Alıştırma
Bu cümlede threaten to fracture ne anlama gelir: “Years of internal conflict threaten to fracture the coalition.”?
- Koalisyonun çalışmaları kısa süreliğine kesintiye uğrayabilir, ancak grup birlik içinde kalır.
- Koalisyon bir binayı çatlatacağına dair sözlü tehditte bulunuyor.
- Koalisyon ayrı gruplara bölünebilir.
Cevabı göster
Koalisyon ayrı gruplara bölünebilir.
This goes beyond Huawei: go beyond + isim
Bu cümlede goes beyond, “... ile sınırlı değildir” anlamına gelir. Konunun etkileri veya önemi yalnızca Huawei şirketiyle sınırlı değildir; bir yerin fiziksel olarak ötesine geçmekten söz edilmez. go beyond + isim yapısı önce bir sınır belirler, ardından öznenin kapsam, etki veya önem bakımından bu sınırı aştığını ifade eder.
Alıştırma
Cümleyi go beyond ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The problem ____ the sales team; the policy affects everyone.
Cevabı göster
goes beyond
We are entering a period of increased vulnerability
8:38Güvenlik açığının arttığı bir döneme giriyoruz
when it comes to cybersecurity on the Internet. Kalıp ifadeler
8:41konu İnternet'teki siber güvenlik olduğunda.
when it comes to cybersecurity: konuyu çerçevelemek
Burada when it comes to, “... söz konusu olduğunda” veya “... alanında” anlamına gelir. Artan savunmasızlıkla ilgili ifadeyi tek bir konuyla sınırlar: İnternette siber güvenlik. when it comes to + isim veya -ing biçimi, bir ifadenin geçerli olduğu alanı tanıtır. İçinde when bulunsa da zaman anlatmaz.
Alıştırma
Cümleyi dersteki konu çerçeveleme ifadesiyle tamamlayın: ____ online safety, this app needs stronger settings.
Cevabı göster
When it comes to
America's concerns about Huawei are understandable,
8:44Amerika'nın Huawei konusundaki endişeleri anlaşılabilir,
but the risks can be managed by limiting the use of Huawei equipment to less sensitive parts of 5G networks. Dilbilgisi
8:47ancak Huawei ekipmanının kullanımını 5G ağlarının daha az hassas kısımlarıyla sınırlandırarak riskler yönetilebilir.
can be managed by limiting ... to ...: bir şeyi sınırlayarak yönetmek
can be managed, kiplik fiili içeren bir edilgen yapıdır: can + be + geçmiş zaman ortacı. Riskleri kimin yöneteceğini belirtmeden onların kontrol edilebilir olduğunu anlatır. Buradaki managed, riskleri azaltmak veya kabul edilebilir sınırlar içinde tutmak demektir; riskleri tamamen ortadan kaldırmak anlamına gelmez. by limiting... riskleri yönetmek için kullanılan yöntemi belirtir. by sözcüğünden sonra -ing biçimindeki limiting gelir. limit X to Y kalıbı, X'i Y ile sınırlamak anlamına gelir. Burada ekipmanın yalnızca ağların daha az hassas kısımlarında kullanılması söz konusudur.
Alıştırma
Cümleyi by + limit yapısının doğru biçimi ve uygun edatla tamamlayın: The security risk can be managed ____ access ____ trained staff.
Cevabı göster
by limiting · to
Çözüm ile sonucu bağlayan That way
That way, az önce belirtilen yönteme, yani ekipmanın nerede kullanılabileceğini sınırlama yöntemine gönderme yapar. Burada way, yol veya yön değil “yöntem” anlamına gelir. İfade, “bu yapılırsa” veya “o yöntem kullanılarak” anlamına yakındır. Sonraki cümlenin başında ve ardından virgül gelecek şekilde kullanıldığında önerilen çözümü beklenen sonuca bağlar. Böylece önerinin tamamını yeniden söylemeye gerek kalmaz.
Alıştırma
Hangi bağlayıcı önerilen yönteme gönderme yapıp onun sonucunu belirtir? We can move the meeting online. ___, everyone can join.
- By the way
- On the way
- That way
Cevabı göster
That way
it is possible to benefit from the low cost of Huawei's equipment Dilbilgisi
8:55Huawei'nin ekipmanının düşük maliyetinden yararlanmak mümkündür
is possible to ... while minimising ...: uygulanabilirlik ve eş zamanlı hedefler
it is possible to + fiilin yalın hâli, bir eylem ya da sonucun mümkün olduğunu ancak garanti edilmediğini belirtir. Burada to benefit, mümkün olan sonucu ifade eder. while + -ing, aynı anda yürütülen başka bir süreci ekler. Bu yapı, konuşanın bir avantajı ve bir kaygının yönetilmesini dengeli tek bir öneride sunmasını sağlar.
Alıştırma
İki hedefin birlikte sürdürülebileceğini göstermek için cümleyi while + minimise fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The hospital can lower energy costs ____ disruption to patient care.
Cevabı göster
while minimising
when we start talking about withdrawing and only doing business with companies that are really close allies or companies that are in the United States,
9:02geri çekilip sadece çok yakın müttefik olan şirketlerle veya Amerika Birleşik Devletleri'ndeki şirketlerle iş yapmaktan bahsetmeye başladığımızda,
that damages the global economy and the way that we function as a world.
9:11bu küresel ekonomiye ve bizim bir dünya olarak işleyiş biçimimize zarar verir.
Billions of people around the world have benefited from increased connectivity made possible by global standards and global supply chains. Kalıp ifadeler
9:17Dünyanın dört bir yanındaki milyarlarca insan, küresel standartlar ve küresel tedarik zincirleri sayesinde mümkün olan artan bağlantıdan faydalandı.
made possible by + sonucu mümkün kılan neden
made possible by + isim öbeği, bir şey gerekli koşulları sağladığı için bir sonucun ortaya çıkabildiğini belirtir. by yalnızca eylemi yapan bir kişiyi değil; sistemi, aracı, politikayı veya başka bir mümkün kılıcı etkeni de tanıtabilir. Burada made possible by global standards and global supply chains, increased connectivity ifadesini niteleyen geçmiş zaman ortacı öbeğidir. increased connectivity that was made possible by ... biçiminde genişletilebilir.
Alıştırma
Cümleyi enabled by anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Faster emergency alerts are ____ shared digital standards.
Cevabı göster
made possible by
But if political mistrust divides the telecoms industry into rival camps,
9:26Ancak siyasi güvensizlik telekom sektörünü rakip kamplara bölerse,
Everybody stands to lose: herkes zarar görebilir
Burada everybody stands to lose, sektör bölünürse tüm tarafların dezavantajlı duruma düşme olasılığının yüksek olduğu anlamına gelir. Bu, zaten gerçekleşmiş bir kaybı değil, koşulun yol açabileceği gelecekteki bir sonucu anlatır. stand to + fiilin yalın hâli kalıbı, ‘mevcut durumda bir şeyin gerçekleşmesinin olası olması’ anlamına gelir. Sıkça lose, gain ya da benefit ile kullanılır. Buradaki stand fiziksel olarak ayakta durmak anlamında değildir; to lose da amaç bildirmez.
Alıştırma
Bu cümlede 'everybody stands to lose' ne anlama geliyor?
- Herkes kayba uğramayı amaçlıyor.
- Herkesin dezavantajlı duruma düşmesi muhtemeldir.
- Herkes zaten dezavantajlı duruma düştü.
Cevabı göster
Herkesin dezavantajlı duruma düşmesi muhtemeldir.
you can click on the link opposite where you'll find further Economist coverage and some research,
9:35The Economist'in daha fazla haberini ve bu filmi yapmak için kullanılan bazı araştırmaları,
data, and studies used to make this film.
9:40verileri ve çalışmaları bulabileceğiniz yandaki bağlantıya tıklayabilirsiniz.
then hit the subscribe button in the link below.
9:45aşağıdaki bağlantıdaki abone ol butonuna basın.