İnterneti Kim İcat Etti? Ve Neden?: İngilizce çalışma notları
Kurzgesagt – In a Nutshell
Video özeti: Video internet ile World Wide Web'i ayırır ve modern çevrim içi iletişimin aşamalı oluşumunu anlatır. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “There's the internet, ... and then there's the World Wide Web,” iki kavramı tanımlamadan önce ayıran söylem ve retorik kalıbıdır; teknik terimleri karıştırmadan açıklamanıza yardım eder. 2. “got off the ground” bir projenin gerçekten başlamasını anlatan deyimdir; olumsuz biçimi, fon eksikliğinin bir İngiliz ağını durdurduğunu gösterir. 3. “didn't invent” ile “did invent” dil bilgisi ve cümle kalıbı karşıtlığı kurar. Vurgulu did yanılgıyı düzeltir: Tim Berners-Lee interneti değil web'i icat etti.
Bu derste
So, have you ever wondered who actually invented the internet? Dilbilgisi
0:00Peki, interneti aslında kimin icat ettiğini hiç merak ettiniz mi?
Have you ever wondered ...? ile konuya giriş yapmak
Have you ever wondered ...? dinleyicileri, şimdiye kadar herhangi bir zamanda merak etmiş olabilecekleri bir soru üzerine düşünmeye davet eder. Present perfect biçimi have ... wondered, önceki merakı şimdiki zamanla ilişkilendirir; bu nedenle bir konuşma, yazı veya sohbet için doğal bir giriş olur. wondered sonrasındaki who yan cümlesi merak edilen şeyin içeriğini verir. Bu bir dolaylı sorudur ve bu yüzden who actually invented the internet biçimindeki düz cümle söz dizimini kullanır; who did actually invent the internet denmez.
Alıştırma
Hangi cümle bir konuya giriş yapmak için have you ever wondered kalıbını doğru kullanır?
- Have you ever wonder why leaves change color?
- Have you ever wondered why do leaves change color?
- Have you ever wondered why leaves change color?
Cevabı göster
Have you ever wondered why leaves change color?
Some people have become zillionaires thanks to the internet, Kalıp ifadeler
0:05Bazı insanlar internet sayesinde zenginliklerine zenginlik kattılar,
Yararlı bir nedeni anlatan Thanks to
Thanks to bir sonucun nedenini tanıtır. Burada “internet nedeniyle” veya “internetin yardımıyla” anlamına gelir; birinin internete gerçekten teşekkür ettiği anlamına gelmez. Bu ifade aynı zamanda konuşanın bakış açısını gösterir: neden yalnızca tarafsız bir bilgi olarak verilmez, yararlı veya şans getiren bir etken olarak sunulur.
Alıştırma
Hangi cümlede thanks to gerçekten yararlı bir nedeni belirtmek için en doğal biçimde kullanılmıştır?
- Thanks to the map, we found the campsite before dark.
- Thanks to the storm, the outdoor concert was canceled.
- Thanks the map, we found the campsite before dark.
Cevabı göster
Thanks to the map, we found the campsite before dark.
but all they did was invent clever ways of using the internet. Dilbilgisi
0:08ancak tek yaptıkları interneti kullanmanın zekice yollarını icat etmekti.
all they did was invent: satu tindakan sebagai satu-satunya hal yang dilakukan
All they did was invent ... all ile kurulan bir odak yapısıdır ve “yaptıkları tek şey icat etmekti” anlamına gelir. All onların eylemlerinin tamamını temsil eder; they did yan cümlesi eylemi ortaya koyar, ardından was odaklanan eylemi getirir. Bu kalıptan sonra fiilin yalın hâli kullanılır: All + özne + did + was + invent; geçmiş zaman biçimi kullanılmaz. Yapı çoğu zaman daha büyük bir başarıyı tek bir eyleme indirger. Bu nedenle burada katkılarının sınırlı veya daha az etkileyici görünmesini sağlar.
Alıştırma
Ekip yalnızca logoyu değiştirdi. Hedef odak yapısını kullanarak bu değişikliği ekibin yaptığı tek eylem olarak gösteren cümle hangisidir?
- All the team did was change the logo.
- What the team did was change the logo.
- The team did change the logo.
Cevabı göster
All the team did was change the logo.
So, the person who invented the internet should be a gazillionaire equivalent to say God,
0:12Yani, interneti icat eden kişinin diyelim ki Tanrı ile eşdeğer bir milyarder olması gerekir,
get the credit: bir sonuç için takdir almak
Get the credit, bir sonuçtan sorumlu olduğu için takdir veya övgü almak anlamına gelir. Who should get the credit? cümlesinde konuşan kişi kimin katkısının kabul edilmesi gerektiğini sorar. the credit ifadesindeki the, daha önce konuşulan belirli başarıya işaret eder. Burada credit bir başarı için takdir anlamındadır; borçlanma gücü, para veya okul kredisi anlamında değildir.
Alıştırma
Planı Leo oluşturdu ancak başka biri övüldü. Hangi cümlede get the credit hedeflenen anlamda kullanılmıştır?
- Leo should get school credit because he created the plan.
- Leo should get a credit card because he created the plan.
- Leo should get the credit because he created the plan.
Cevabı göster
Leo should get the credit because he created the plan.
Was it a British geek in a Swiss underground lab?
0:20İsviçre'de bir yeraltı laboratuvarındaki İngiliz bir inek mi?
Clever Americans threatened with nuclear annihilation by the Russians?
0:24Ruslar tarafından nükleer yok oluşla tehdit edilen zeki Amerikalılar mı?
French scientists who decided to call their computer network the Le Internet?
0:29Bilgisayar ağlarına 'Le Internet' demeye karar veren Fransız bilim insanları mı?
Or was it thanks to a myriad of smart scientists working on something they knew was useful, Kalıp ifadeler
0:36Yoksa yararlı olduğunu bildikleri bir şey üzerinde çalışan sayısız zeki bilim insanı sayesinde miydi,
a myriad of: çok büyük sayıda
“A myriad of”, “çok büyük sayıda” anlamına gelir. Bu cümlede yalnızca bir kişinin değil, çok sayıda zeki bilim insanının katkıda bulunmuş olabileceğini vurgular. Kalıp a myriad of + sayılabilen çoğul isim şeklindedir: a myriad of scientists, ideas veya questions. Many sözcüğünden daha vurguludur.
Alıştırma
Cümleyi “a myriad of” ile tamamlayın: The library offers ____ books on science and history.
Cevabı göster
a myriad of
let's try and get some facts straight. Deyimler
0:51bazı gerçekleri aydınlığa kavuşturmaya çalışalım.
get some facts straight: gerçekleri netleştirmek
“Get some facts straight”, önemli bilgileri netleştirmek ve yanlış ya da karışık düşünceleri düzeltmek demektir. Buradaki straight mecazidir: gerçekler fiziksel olarak “düz” olmaz; açık ve doğru hâle gelir. Burada let’s, bunu açıklama devam etmeden önce birlikte atılan bir adım olarak sunar ve tahmin ya da abartıdan güvenilir bilgiye geçişi gösterir. Tekrar kullanılabilen kalıp get + nesne + straight biçimindedir: get the facts straight, get the details straight. Bilgiyi açık ve doğru hâle getirmek anlamına gelir.
Alıştırma
Cümleyi “get some facts straight” ile tamamlayın: We have heard several rumors, so let's ____ before we decide.
Cevabı göster
get some facts straight
a whole bunch of computer networks connected to each other, Kalıp ifadeler
0:55birbirine bağlı koca bir bilgisayar ağları bütünü,
a whole bunch of: günlük dilde büyük miktar
a whole bunch of, many veya a large number of demenin samimi ve günlük bir yoludur. Burada teknik bir açıklamanın konuşma diline yakın ve kolay anlaşılır duyulmasını sağlar. whole sözcüğü bunch ifadesini güçlendirir: Özellikle büyük bir miktar düşündürür, ancak kesin bir sayı vermez.
Alıştırma
Tırnak içindeki cümlenin kullanım düzeyini değerlendirin: "The formal audit report identifies a whole bunch of security risks." a whole bunch of bu rapor için uygun bir seçim midir?
- Hayır, daha resmî bir miktar ifadesi daha uygun olur.
- Evet, resmî bir denetim raporuna uygundur.
Cevabı göster
Hayır, daha resmî bir miktar ifadesi daha uygun olur.
a way of making it easier to share information using all those interconnected computers.
1:00tüm bu birbirine bağlı bilgisayarları kullanarak bilgi paylaşımını kolaylaştırmanın bir yolu.
There's X, and then there's Y: bağlantılı fikirleri ayıran paralel kalıp
"There's X, and then there's Y" kalıbı, konuşanın iki bağlantılı şeyi ayrı ayrı açıklayabilmesi için onları yan yana sunar. Burada X internet, Y ise World Wide Web'dir; there's ifadesinin tekrarlanması ayrımı izlemeyi kolaylaştırır. Bu bilgi düzenleme kalıbında and then, açıklamadaki ikinci öğeyi tanıtır. Web'in olaylar dizisinde daha sonra geldiği anlamına gelmez.
Alıştırma
There's X, and then there's Y paralel kalıbını eksiksiz tamamlayın: There's the hardware, ____ the software.
Cevabı göster
and then there's
The internet as we know it today was at least 40 years in the making. Notlar
1:06Bugün bildiğimiz haliyle internetin oluşumu en az 40 yıl sürdü.
as we know it today: bugün bildiğimiz biçim
as we know it today ifadesindeki know, “bir şeyin biçimine aşina olmak” anlamındadır; “bir bilgiyi bilmek” anlamında değildir. it, the internet ifadesine gönderme yapar; tüm ifade internetin bugün alışık olduğumuz biçimini anlatır. İsim + as we know it today yapısı, söylenenleri o şeyin modern biçimiyle sınırlar. Bu yapı, o şeyin tarih boyunca değişmeden kaldığını söylemeden bugünkü biçimi önceki aşamalardan ayırır.
Alıştırma
Hangi cümle, şehrin bugün bildiğimiz modern biçiminin yangından sonra geliştiği anlamına gelir?
- The city as we know it today took shape after the fire.
- We know today that the city took shape after the fire.
- As far as we know today, the city took shape after the fire.
Cevabı göster
The city as we know it today took shape after the fire.
40 years in the making: uzun bir gelişim süreci
was at least 40 years in the making ifadesinde 40 years, uzun bir gelişim sürecinin süresidir. İfade, ortaya çıkan sonuçtan geriye bakar ve bu biçime ulaşmanın en az kırk yıl sürdüğünü anlatır; tek bir üretim eyleminin kırk yıl boyunca devam ettiğini söylemez. Yeniden kullanılabilen yapı be + süre + in the making şeklindedir. Buradaki making; planlama, değişiklikler, testler ve nihai sonuca götüren başka birçok adımı kapsayabilir.
Alıştırma
Tamamlanan bahçenin on yıl içinde geliştiğini anlatan hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: This community garden was ten years ____.
Cevabı göster
in the making
One popular but wrong story is that the internet was developed by the USA so they had a communication network that would survive a nuclear war.
1:10Popüler ama yanlış bir hikayeye göre internet, bir nükleer savaştan sağ çıkabilecek bir iletişim ağına sahip olmak için ABD tarafından geliştirildi.
Erken dönem bir ağ olarak “the ARPANET in the 1960s”
ARPANET, ABD İleri Araştırma Projeleri Ajansı aracılığıyla geliştirilen erken dönem deneysel bir bilgisayar ağının adıydı. İlk bağlantıları 1969'da kurulduğu için “in the 1960s” ifadesi projeyi ağ araştırmalarının başlangıç dönemine yerleştirir. Burada bu ifade, “the first network” sözlerine tarihsel arka plan sağlar. Bu sözleri basitleştirilmiş bir anlatım olarak düşünün: ARPANET, İnternet'in önemli bir öncüsüydü; günümüz İnternet'inin kendisi değildi ve her tanıma göre “ilk” denebilecek tek ağ olması da gerekmez.
Alıştırma
Buradaki “the ARPANET in the 1960s” ifadesini en iyi hangi açıklama anlatır?
- Daha sonraki İnternet'in ortaya çıkmasına katkıda bulunan erken dönem deneysel bir bilgisayar ağının adıdır.
- Bilgisayar süresini paylaşmaya yönelik bir program anlamına gelir.
- Günümüzün küresel İnternet'inin başka bir adıdır.
Cevabı göster
Daha sonraki İnternet'in ortaya çıkmasına katkıda bulunan erken dönem deneysel bir bilgisayar ağının adıdır.
this first network experiment wasn't about communication at all.
1:24bu ilk ağ deneyi iletişimle hiç alakalı değildi.
It was about optimizing processor usage or time-sharing, Kültür
1:27İşlemci kullanımını veya zaman paylaşımını optimize etmekle ilgiliydi,
Bilgisayarın ilk dönemlerinde “time-sharing”
Bilgisayarın ilk dönemlerinde time-sharing, bir işlemcinin süresini kısa zaman dilimlerine bölerek birkaç programın veya kullanıcının aynı bilgisayarı kullanabilmesi anlamına geliyordu. Bu dilimler hızla değiştiği için bilgisayar aynı anda birçok kullanıcıya açıkmış gibi görünüyordu. Bu cümlede “optimizing processor usage”, pahalı bilgi işlem gücünü meşgul ve yararlı tutmak anlamındadır. Dolayısıyla time-sharing, insanların kişisel zamanlarını paylaşması değil, kaynakların paylaşılmasına yönelik teknik bir yöntemdir.
Alıştırma
Birkaç kullanıcının tek bir işlemciyi sırayla kullanmasını anlatan, kısa çizgili erken dönem bilgisayar terimiyle cümleyi tamamlayın: The university used ____ so several researchers could work on the same mainframe.
Cevabı göster
time-sharing
which basically meant that scientists could share computer power too.
1:31bu da temelde bilim insanlarının bilgisayar gücünü de paylaşabileceği anlamına geliyordu.
which sat in the room and processed computing tasks one at a time. Kalıp ifadeler
1:41bunlar bir odada durur ve bilgi işlem görevlerini teker teker işlerdi.
one at a time: her turda bir tane
one at a time ifadesindeki at a time, “her turda veya denemede” anlamına gelir. Cümle, bilgisayarın bir sonraki göreve geçmeden önce yalnızca bir bilgi işlem görevini tamamladığını anlatır; belirli bir zaman noktasını belirtmez. Her turda kaç şeyin ele alınabileceğini anlatmak için sayı veya miktar + at a time yapısını kullanabilirsin: one at a time, two at a time veya several at a time.
Alıştırma
Talimatı “birlikte değil, tek tek” anlamındaki ifadeyle tamamla: For safety, cross the narrow bridge ____.
Cevabı göster
one at a time
these behemoths could process several tasks at a time,
1:47bu devasa makineler aynı anda birkaç görevi işleyebiliyordu,
which meant their power could be used by several scientists at once.
1:50bu da güçlerinin aynı anda birden fazla bilim insanı tarafından kullanılabileceği anlamına geliyordu.
once you start connecting computers together, Dilbilgisi
1:55bilgisayarları birbirine bağlamaya başladığınızda,
you start to wonder about what you need to do to make communications between them easier.
1:58aralarındaki iletişimi kolaylaştırmak için ne yapmanız gerektiğini merak etmeye başlarsınız.
Once you start ..., you start to ...: tetikleyici ve sonuç
Burada once bir tetikleyici durumu tanıtır ve “o noktaya gelindiğinde” ya da “bir kez başlayınca” anlamına gelir; “bir defa” veya “eskiden” demek değildir. once you start connecting computers together yan cümlesi koşulu belirler. Ana cümle olan you start to wonder ..., ardından ortaya çıkan yeni tepkiyi gösterir. start fiilinin tekrarı açık bir ilerleme kurar: bir eyleme başlamak, doğal olarak başka bir düşünce veya eylemin başlamasına yol açar. Yeniden kullanılabilir kalıp Once you start + -ing, you start to + fiil şeklindedir.
Alıştırma
Aynı tetikleyici ve sonuç kalıbını tamamla: ____ practicing every day, you ____ notice small improvements.
Cevabı göster
Once you start · start to
Scientists around the world were trying to solve this problem.
2:03Dünyanın dört bir yanındaki bilim insanları bu sorunu çözmeye çalışıyordu.
So, let's look at some of the other key concepts that were developed elsewhere. Anlatım akışı
2:07Şimdi başka yerlerde geliştirilen diğer bazı temel kavramlara bakalım.
Yönlendirici bir geçiş olarak let's look at
Burada “let's look at”, yalnızca “gözlerimizi çevirelim” değil, “birlikte inceleyelim veya ele alalım” anlamına gelir. Konuşmacı, dinleyicileri sıradaki içeriği birlikte değerlendirmeye davet eder. Bu ifade, açıklama veya sunum sırasında konu değişikliğini de belirtir: dinleyicileri mevcut noktadan sonraki temel kavramlar grubuna yönlendirir.
Alıştırma
Bir sunum yapan kişi, dinleyicileri sıradaki konuyu birlikte incelemeye davet etmek istiyor. Bunu en iyi hangi cümle yapar?
- Now, you must look at how plants store water.
- Now, let's look at how plants store water.
- Now, I looked at how plants store water.
Cevabı göster
Now, let's look at how plants store water.
Sunumlarda geçiş parçası olarak Starting with
“Starting with packet switching.”, konuşmacının bir sıra içinde ilk olarak ele alacağı öğeyi belirtir. “Paket anahtarlamayla başlayacağız” anlamına gelir. Bu, bilinçli olarak kullanılan bir cümle parçasıdır. Sözlü açıklamalarda bir liste veya konu grubu tanıtıldıktan sonra “Starting with + isim öbeği” kullanılabilir; eksik ana cümlenin anlamını çevredeki konuşma tamamlar.
Alıştırma
Bir listedeki ilk öğeyi tanıtmak için sunumda kullanılan doğal bir sözlü cümle parçası hangisidir?
- Starting with the safety rules.
- Starts with the safety rules.
- Started with the safety rules.
Cevabı göster
Starting with the safety rules.
packet switching: paket anahtarlama
Paket anahtarlama, dijital veri gönderme yöntemidir. Gönderici veriyi paket adı verilen küçük birimlere böler. Ağ paketleri gönderir, alıcı da bunları doğru sırayla yeniden birleştirir. Burada packet, posta paketi değil veri paketi anlamına gelir; switching ise paketleri ağ bağlantıları üzerinden yönlendirmeyi ifade eder. Farklı paketler tek bir sabit yolu kullanmak yerine farklı yollardan gidebilir.
Alıştırma
Hangi açıklama packet switching kavramına en uygun tanımdır?
- Tek bir fiziksel anahtar tüm internet verilerini açıp kapatır.
- Veri, ayrı ayrı yönlendirilebilen ve hedefte yeniden birleştirilen paketlere bölünür.
- İletişim boyunca uçtan uca özel bir yol açık tutulur.
Cevabı göster
Veri, ayrı ayrı yönlendirilebilen ve hedefte yeniden birleştirilen paketlere bölünür.
there was a commercial network developed by the National Physical Laboratory,
2:14Ulusal Fizik Laboratuvarı tarafından geliştirilen ticari bir ağ vardı,
but which never really got off the ground because it didn't get funding. Deyimler
2:17ama finansman bulamadığı için hiçbir zaman gerçekten hayata geçemedi.
get off the ground: hayata geçmek
Get off the ground, başarıyla başlayıp işler duruma gelmek anlamına gelen bir deyimdir. Cümlede got, get fiilinin geçmiş zaman biçimidir ve ağın finansman alamadığı için çalışan, etkin bir projeye dönüşemediğini anlatır. Özne bir plan, proje veya işletmeyse ifade mecazidir. Never really, bazı fikirler ya da ilk girişimler olmuş olabileceğini, ancak gerçekten başarılı bir başlangıç yapılmadığını gösterir.
Alıştırma
‘Başarıyla çalışmaya başlamak’ anlamındaki deyimin geçmiş zaman biçimiyle cümleyi tamamlayın: Without enough funding, the community radio project never ____.
Cevabı göster
got off the ground
But they did come up with the idea of packet switching, Öbek fiiller
2:21Ancak paket anahtarlama fikrini ortaya attılar,
come up with: bir fikir geliştirmek
Come up with; bir fikir, plan, yanıt veya çözüm düşünmek ya da geliştirmek anlamına gelir. Bu bir deyimsel fiildir; dolayısıyla anlamı come ve up sözcüklerinin fiziksel hareket anlamlarından çıkarılamaz. Burada did come up with, paket anahtarlama fikrini gerçekten geliştirdikleri anlamına gelir. Did vurgu katar; with sözcüğünün nesnesi the idea ifadesidir.
Alıştırma
Cümleyi “düşünmek veya geliştirmek” anlamındaki üç sözcüklü deyimsel fiille tamamlayın: The team needs to ____ a solution before Friday.
Cevabı göster
come up with
a way of avoiding congestion in busy networks by cutting up data at one end and putting it back together at the other. Öbek fiiller
2:24yoğun ağlarda veriyi bir uçta parçalara ayırıp diğer uçta tekrar birleştirerek tıkanıklığı önlemenin bir yolu.
putting it back together: ayrılmış parçaları yeniden birleştirmek
Put something back together, ayrılmış parçaları yeniden birleştirerek bütünü eski hâline getirmek anlamına gelir. Burada veri ağın bir ucunda bölünür ve diğer ucunda yeniden birleştirilir; back, “önceki tam hâline” demektir, “arkasında” değil. Nesne bir zamirse onu put sözcüğünden sonra yerleştirin: put it back together. Zamiri ifadenin tamamından sonra yerleştirmeyin.
Alıştırma
Cümleyi “onu yeniden birleştirmek” anlamındaki dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The toy came apart, so Mia had to ____.
Cevabı göster
put it back together
played a role: sonuca katkıda bulunmak
Burada played a role, “olanlara katkıda bulundu” veya “sonuç üzerinde bir miktar etkisi oldu” anlamına gelir. Fransızların katkısını daha büyük bir sürecin parçası olarak gösterir; bunun tek neden olduğunu söylemez. Yaygın yapı play a role in + isim veya -ing biçimidir. in edatı, etkilenen süreci ya da sonucu tanıtır.
Alıştırma
Örnekte played a role, Fransızlar hakkında ne anlatıyor?
- Bir tiyatro oyununda karakterleri canlandırdılar.
- Olanların tek nedeni onlardı.
- Olanlara katkıda bulundular.
Cevabı göster
Olanlara katkıda bulundular.
They were working on a scientific network called Cyclades,
2:33Cyclades adlı bilimsel bir ağ üzerinde çalışıyorlardı,
but they didn't have a big budget so they decided to work on direct connections between computers as opposed to working with gateway computers. Kalıp ifadeler
2:37ancak büyük bir bütçeleri yoktu, bu yüzden ağ geçidi bilgisayarlarıyla çalışmak yerine bilgisayarlar arasındaki doğrudan bağlantılar üzerinde çalışmaya karar verdiler.
as opposed to: alternatifleri karşılaştırmak
As opposed to iki alternatif arasında açık bir karşıtlık kurar. Burada seçilen yaklaşım bilgisayarlar arasındaki doğrudan bağlantılar üzerinde çalışmaktır; diğer alternatif ise ağ geçidi bilgisayarlarıyla çalışmaktır. “Yerine” veya “karşılaştırıldığında” anlamına gelir; “şiddetle karşı olmak” anlamına gelmez. Burada ifadenin ardından -ing biçimindeki working gelir. İki düşünce anlam bakımından paralel olmalıdır: work on direct connections ve work with gateway computers karşılaştırılan iki çalışma yöntemini anlatır.
Alıştırma
Hangi cümle ekibin yüz yüze buluşmak yerine görüntülü görüşmeyi seçtiğini söylüyor?
- The team chose both a video call and an in-person meeting.
- The team was opposed to every meeting.
- The team chose a video call as opposed to meeting in person.
Cevabı göster
The team chose a video call as opposed to meeting in person.
Kısa bir konu dışı ek için as an aside
As an aside, sonraki yorumun açıklamanın ana çizgisinden kısa süreliğine ayrıldığını gösterir. Dinleyiciye bunun ana fikir değil, ek bilgi olduğunu bildirir. Bu yan yorumdan sonra konuşmacının ana konuya dönmesi beklenir. Burada ifade konuşmayı düzenler; bir oyuncunun seyirciye gizlice konuşmasını belirten tiyatro yönergesi değildir.
Alıştırma
Kısa bir konu dışı eki belirten ve aside ile kurulan üç sözcüklü söylem belirteciyle cümleyi tamamlayın: "____, the museum cafe closes at five."
Cevabı göster
As an aside
According to one theory ile kaynağı temkinli biçimde belirtmek
according to one theory, sonraki iddiayı konuşmacının kendi kesin yargısı olarak değil, önerilmiş açıklamalardan birine dayandırır. according to bilginin kaynağını gösterir; one theory ise başka açıklamaların da bulunabileceğini düşündürür. Bu ifade konuşmacının doğruluk konusundaki taahhüdünü sınırlar: konuşmacı teorinin ne dediğini aktarır, fakat doğru olduğunu garanti etmez. Böylece olası bir açıklama ile yerleşmiş bir gerçek ayrılır.
Alıştırma
Hangi cümle bir açıklamayı gerçek olarak onaylamadan olası bir teoriye dayandırır?
- In theory, charged particles could cause the strange lights.
- According to one theory, charged particles cause the strange lights.
- Scientists agree that charged particles cause the strange lights.
Cevabı göster
According to one theory, charged particles cause the strange lights.
a spinoff of their research was the word internet.
2:51araştırmalarının bir yan ürünü 'internet' kelimesiydi.
But you don't have to believe it if you don't want to. Dilbilgisi
2:55Ancak istemiyorsanız buna inanmak zorunda değilsiniz.
don't have to ... if you don't want to: zorunluluk yok ve seçim dinleyicide
don't have to + fiilin yalın biçimi, bir şeyi yapma gereği ya da zorunluluğu olmadığını belirtir. Buradaki you don't have to believe it, inanmanın isteğe bağlı olduğunu gösterir; inanmanın yasak olduğu anlamına gelmez. if yan cümlesi seçimi doğrudan dinleyiciye bırakır. if you don't want to ifadesindeki sondaki to, yinelenen believe it eyleminin yerini tutar; böylece konuşmacı aynı şeyi tekrar söylemez.
Alıştırma
Katılmanın isteğe bağlı olduğunu ve seçimin dinleyiciye ait olduğunu gösterecek iki parçalı yapıyı tamamlayın: You ____ join the game ____.
Cevabı göster
don't have to · if you don't want to
but communication is awkward and patchy because different networks can't talk to each other. Notlar
3:02ancak farklı ağlar birbiriyle konuşamadığı için iletişim beceriksiz ve bölük pörçük.
düzensiz veya eksik niteliği anlatan patchy
Burada patchy, düzensiz ve eksik anlamına gelir: iletişim bazı bölümlerde ya da bazı zamanlarda çalışır, ancak her yerde sürekli biçimde çalışmaz. Sözcük fiziksel yamaları değil, iletişimin niteliğini anlatır. Soyut bir isimle kullanıldığında patchy, karışık bir örüntüye işaret eder: bazı bölümler iyi ya da mevcutken diğerleri zayıf veya eksiktir.
Alıştırma
Bu cümleyi en iyi hangi sözcük tamamlar? Her knowledge of local history is ____: she knows some periods well but almost nothing about others.
- patchy
- intermittent
- unstable
Cevabı göster
patchy
Ağlar talk to each other olduğunda
Burada talk to each other insanları değil, makineleri anlatır. Farklı ağların her ikisinin de anladığı kuralları ve biçimleri kullanarak veri alışverişi yapabilmesi anlamına gelir. Bu günlük iletişim ifadesi, birlikte çalışabilirliği gözde canlandırmayı kolaylaştırır: ağlar uyumsuz protokoller kullanırsa veri aralarında düzgün biçimde hareket edemez.
Alıştırma
Ağlarla ilgili bu cümlede talk to each other ne anlama gelir?
- Ağlar uyumlu kurallar kullanarak veri alışverişi yapar.
- Ağlar aynı şirkete aittir.
- Ağlar insanlar gibi yüksek sesle konuşur.
Cevabı göster
Ağlar uyumlu kurallar kullanarak veri alışverişi yapar.
The TCP/IP protocols form the basic communication language of the internet, Kültür
3:11TCP/IP protokolleri internetin temel iletişim dilini oluşturur,
İnternetin iletişim dili olarak TCP/IP protokolleri
TCP/IP protocols terimi, birbirine bağlı bilgisayar ve ağların veriyi adreslemesini, göndermesini, yönlendirmesini, almasını ve yeniden birleştirmesini sağlayan teknik kurallar ailesini ifade eder. IP adresleme ve paket yönlendirmeyi yürütürken TCP genellikle verinin güvenilir biçimde ve doğru sırayla teslim edilmesini yönetir. Bu ortak kurallar birlikte bir iletişim dili gibi çalışır: farklı ağlar uyumlu kuralları izledikleri için veri alışverişi yapabilir. Buradaki protocols, görgü kurallarını değil, üzerinde anlaşılmış teknik kuralları ifade eder.
Alıştırma
Bu bağlamda TCP/IP protocols nedir?
- Çevrim içi konuşmalarda kibar davranma kuralları.
- Ağlar arasında veri göndermek için kullanılan ortak teknik kurallar ailesi.
- İnternetteki her sayfayı saklayan bir internet sitesi.
Cevabı göster
Ağlar arasında veri göndermek için kullanılan ortak teknik kurallar ailesi.
which labels the packets of data and makes sure that even though some pieces of the same data take a different route, Dilbilgisi
3:15veri paketlerini etiketler ve aynı verinin bazı parçaları farklı bir yol izlese bile,
they all arrive at their destination and can be reassembled.
3:21hepsinin varış noktalarına ulaşmasını ve yeniden birleştirilebilmesini sağlar.
Even though: sonucu değiştirmeyen gerçek bir engel
Even though bir ödünleme ilişkisi kurar. Ardından gelen yan cümle, ana cümlenin sonucunu şaşırtıcı gösterebilecek gerçek bir durumu belirtir: bazı parçalar farklı bir yol izler. Ana cümle, buna rağmen gerçekleşen sonucu verir: parçaların hepsi ulaşır ve yeniden birleştirilebilir. “Bu doğru, ancak sonucu engellemiyor” anlamı için even though + tam cümlecik yapısını kullanın.
Alıştırma
Yolların buzlu olmasını gerçek bir olgu olarak sunan iki sözcüklü bağlacı yazarak cümleyi tamamlayın: ____ the roads were icy, the bus arrived on time.
Cevabı göster
Even though
Networks really began communicating with each other in 1975.
3:25Ağlar gerçekten 1975'te birbiriyle iletişim kurmaya başladı.
So, you could argue that was the beginning of the internet. Ton ve niyet
3:30Yani, bunun internetin başlangıcı olduğunu iddia edebilirsiniz.
You could argue that: tartışmaya açık bir görüş sunmak
You could argue that, bir iddiayı insanların hâlâ tartışabileceği makul bir yorum olarak sunar. Burada tarihsel sonucu tartışılmaz bir gerçek olarak vermek yerine ifadenin kesinliğini azaltır. Could iddiayı daha az kesin hâle getirir; geçmişte sahip olunan bir yeteneği anlatmaz. That, iddiayı içeren tam cümleciği başlatır. Destekleyebildiğiniz bir görüşü sunarken başka görüşlere de yer bırakmak istediğinizde bu kalıbı kullanın.
Alıştırma
Hangi cümle sonucu savunulabilir ancak tartışmaya açık bir yorum olarak sunuyor?
- The new schedule definitely improved attendance.
- Did the new schedule improve attendance?
- You could argue that the new schedule improved attendance.
Cevabı göster
You could argue that the new schedule improved attendance.
Most internet traffic in 1976 was email because academics thought electronic post-it notes were dead cool. Kelime
3:381976'daki internet trafiğinin çoğu e-postaydı çünkü akademisyenler elektronik yapışkan notların çok havalı olduğunu düşünüyordu.
İngiliz İngilizcesinde gayriresmî bir pekiştirici olarak dead cool
dead cool ifadesinde dead, “ölü” anlamına gelmez. cool sözcüğünü güçlendiren bir derece zarfıdır; dolayısıyla dead cool, “çok havalı” veya “son derece etkileyici” demektir. Bu kullanım, ölüm fikri taşımadan canlı bir vurgu katar. Aynı kalıp dead easy ve dead serious gibi ifadelerde de görülür.
Alıştırma
“The new arcade looked dead cool.” cümlesinde dead ne işe yarar?
- Oyun salonunun artık çalışmadığını söyler.
- cool sözcüğünü isme dönüştürür.
- cool sözcüğünü güçlendirerek “çok havalı” anlamına getirir.
Cevabı göster
cool sözcüğünü güçlendirerek “çok havalı” anlamına getirir.
But all this communication was just text-based and it was pretty ugly to look at. Kelime
3:50Ancak tüm bu iletişim sadece metin tabanlıydı ve bakması oldukça çirkindi.
pretty ugly ifadesinde pretty, “oldukça” demektir
Burada pretty, ugly sözcüğünü niteleyen bir zarftır. “Oldukça” veya “epey” anlamına gelir; dolayısıyla pretty ugly, bir şeyin fark edilir derecede çirkin olduğunu anlatır. pretty, onun güzel olduğunu söylemez. Bir sıfatın veya zarfın önünde kullanılan gayriresmî pretty, genellikle very sözcüğünün daha zayıf bir alternatifi olarak işlev görür. Çoğunlukla very kadar kesin değildir ancak konuşanın tonu onu güçlü gösterebilir.
Alıştırma
“The old website was pretty ugly.” cümlesinde pretty ne anlama gelir?
- nazik bir şekilde
- oldukça veya epey
- güzel
Cevabı göster
oldukça veya epey
CERN, Avrupa Nükleer Araştırma Örgütü
CERN, Cenevre yakınlarında bulunan önemli bir fizik araştırma merkezidir. Virgülden sonraki sözler kurumun güncel tam İngilizce adı olan European Organization for Nuclear Research ifadesini verir ve okuyucunun kurumu tanımasını sağlar. CERN kısaltması eski bir Fransızca addan gelir; bu nedenle harfleri güncel İngilizce adla uyuşmaz. Bu cümlede CERN, Berners-Lee'nin bir süre bulunduğu araştırma ortamıdır; ifade, CERN'ün bütün interneti icat ettiğini söylemez.
Alıştırma
Bu cümlede European Organization for Nuclear Research neden CERN'den sonra yer alıyor?
- Evrenin neden oluştuğunu açıklar.
- Kurumun tam İngilizce adını verir.
- CERN'ün bütün interneti icat ettiğini söyler.
Cevabı göster
Kurumun tam İngilizce adını verir.
where physicists are trying to work out what the universe is made of. Öbek fiiller
4:03fizikçilerin evrenin neden yapıldığını anlamaya çalıştığı yer.
work out: cevabı bulmak
Burada work out, düşünerek, çalışarak ya da araştırarak cevabı bulmak veya anlamak demektir. Fizikçiler evrenin neyden oluştuğunu anlamaya çalışıyor; egzersiz yapmıyorlar. Nesne, work out the answer örneğindeki gibi bir isim ya da buradaki gibi dolaylı bir soru olabilir: work out what the universe is made of. Dolaylı sorunun içinde düz cümle sırasını koruyun: what the universe is made of kullanılmalı; what is the universe made of değil.
Alıştırma
Cümleyi work out ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: We need to ____ why the door will not lock.
Cevabı göster
work out
He wanted to manage the scientists' information and make it possible for them to share and interconnect their work easily, Dilbilgisi
4:07Bilim insanlarının bilgilerini yönetmek ve çalışmalarını kolayca paylaşıp birbirine bağlamalarını sağlamak istiyordu,
make it possible for them to: birinin bir şeyi yapabilmesini sağlamak
make it possible for them to share... yapısında it, sonraki içeriğin yerini geçici olarak tutan nesnedir. scientists' information ifadesine gönderme yapmaz. Asıl içerik, daha sonra gelen to'lu mastar grubundadır. Yeniden kullanılabilen kalıp make it possible for + person + to + verb şeklindedir. for ile başlayan bölüm, eylemi kimin yapabileceğini belirtir. Burada them, scientists sözcüğüne gönderme yapar; share ve interconnect aynı to ile kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi make it possible for + person + to + verb ile tamamlayın: The secure network will ____ work from home.
Cevabı göster
make it possible for the team to
did so by inventing: önceki eylemi kullanılan yönteme bağlamak
Did so, az önce belirtilen eylemin yerini alır ve konuşanın aynı içeriği tekrar etmesini önler. Bu cümlede so, bilgileri yönetme ve paylaşımı mümkün kılma eylemlerine gönderme yapar. By inventing an interface, bu eylemin hangi yöntemle yapıldığını açıklar. by edatından sonra bir isim veya fiilin -ing biçimi kullanılır; bu nedenle yeniden kullanılabilen bağlantı do so by + -ing şeklindedir.
Alıştırma
Cümleyi did so by ve introduce fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The cafe reduced its waste. It ____ reusable cups.
Cevabı göster
did so by introducing
and URLs that made internet browsers possible.
4:20ve internet tarayıcılarını mümkün kılan URL'leri kullanan bir arayüz icat ederek yaptı.
didn't invent ... did invent: olumsuz karşıtlık ve vurgulu did
Didn't invent ilk iddiayı reddederken did invent ikinci iddiayı doğrular. Olumlu cümleciğe eklenen did yardımcı fiili vurgu katar: konuşan kişi, onun ilk şeyi icat etmediğini fakat ikinci şeyi kesinlikle icat ettiğini söyleyerek bilgiyi düzeltir. Didn't veya vurgulu did sonrasında invent yalın fiil biçiminde kalır. Aktarılabilir kalıp didn't + fiilin yalın biçimi ... but did + fiilin yalın biçimi şeklindedir ve geçmişe ilişkin iki iddia arasında kesin bir karşıtlık kurar.
Alıştırma
Düzeltme cümlesini did sözcüğünün kısaltılmış olumsuz biçimi ve vurgulu olumlu biçimiyle tamamlayın: Marie Curie ____ discover penicillin, but she ____ discover radium.
Cevabı göster
didn't · did
So, once the initial infrastructure was in place, Kalıp ifadeler
4:37Böylece, ilk altyapı kurulduğunda,
in place: kurulmuş ve hazır
Burada in place, ilk altyapının kurulmuş ve bir sonraki aşamayı desteklemeye hazır olduğu anlamına gelir. Yalnızca bir nesnenin fiziksel konumunu değil, gerekli bir koşulun sağlanmış olmasını anlatır. Yaygın be in place kalıbı bir sistemin, planın, kuralın veya kaynağın kurulmuş ve işler durumda olduğunu belirtir. Once ... was in place, bu koşul sağlandıktan sonra bir sonraki aşamanın başlayabildiğini anlatır.
Alıştırma
"Once the backup system was in place, we started the test," cümlesinde in place ne anlama gelir?
- Hâlâ planlanmakta olan
- Kurulmuş ve kullanıma hazır
- Belirli bir yerde duran
Cevabı göster
Kurulmuş ve kullanıma hazır
the phone companies saw the commercial potential of digital communication,
4:45telefon şirketleri dijital iletişimin ticari potansiyelini gördü,
web browsers spread like wildfire in the early 1990s, Deyimler
4:49web tarayıcıları 1990'ların başlarında orman yangını gibi yayıldı,
spread like wildfire: çok hızlı ve geniş bir alana yayılmak
spread like wildfire ifadesindeki wildfire, bir şeyin geniş bir alana çok hızlı biçimde yayılmasını canlı bir görüntüyle anlatır. Burada web tarayıcılarının 1990'ların başında çok kısa sürede yaygın biçimde kullanılmaya başladığı anlamına gelir; gerçek bir yangından söz edilmez. Yapı, özne + spread like wildfire şeklindedir. Hem hız hem de geniş erişim önemli olduğunda haberlerin, söylentilerin, hastalıkların, modaların, fikirlerin veya bir ürünün popülerliğinin yayılmasını anlatabilir.
Alıştırma
“Çok hızlı ve geniş bir alana yayılmak” anlamındaki deyimi tamamlayın: The rumor ____ through the school.
Cevabı göster
spread like wildfire
the internet expanded rapidly and steadily and became workable for the masses from about 1995.
4:55internet hızla ve istikrarlı bir şekilde genişledi ve 1995 civarından itibaren kitleler için kullanılabilir hale geldi.
Hold on. ile araya girip bir iddiayı sorgulamak
Burada Hold on. bir konuşma sinyalidir. Konuşan kişi, az önce söylenen şeyi sorgulamak veya ona itiraz etmek istediği için açıklamanın akışını durdurur. Bu kullanım, birine nesneyi tutmasını söylemez. Aynı ifade “bekle” ya da “telefonu kapatma” anlamına da gelebilir; bu nedenle işlevini anlamak için sonraki sözlere ve duruma bakın.
Alıştırma
Bir tartışmada biri "Everyone agrees with this plan." diyor. Siz de "Hold on. Did we ask the people who will use it?" diye karşılık veriyorsunuz. Hold on. burada ne yapıyor?
- Birine bir nesneyi tutmasını söyler.
- Araya girerek iddiayı sorgular.
- Telefondaki kişiden telefonu kapatmamasını ister.
Cevabı göster
Araya girerek iddiayı sorgular.
Didn't US Vice President Al Gore invent the internet?
5:02İnterneti ABD Başkan Yardımcısı Al Gore icat etmedi mi?
And if you read what he said exactly, Dilbilgisi
5:07Ve eğer onun tam olarak ne dediğini okursanız,
if you read ..., you'd know: varsayımsal bir koşul
if + simple past, would + fiilin yalın hâli kalıbı varsayımsal bir koşulu ve onun hayal edilen sonucunu anlatır. Burada read, read fiilinin geçmiş zaman biçimidir; you'd know ise you would know anlamına gelir. Konuşmacı, sözleri dikkatle okumayı farklı bir sonuca varmaya bağlar. Böylece diğer yorumun, kullanılan kesin ifadelere yeterince dikkat edilmemesinden kaynaklandığını ima eder. Bu, You did not read it demekten daha dolaylıdır; yine de karşı tarafın yorumunu sorgular.
Alıştırma
Örnekteki varsayımsal koşula en uygun yorum hangisidir?
- Konuşmacı kişinin sözleri kesinlikle dikkatle okuduğunu söylüyor.
- Konuşmacı yalnızca gelecekte gerçekleşmesi muhtemel bir okumadan sonra ne olacağını tahmin ediyor.
- Kesin ifadelere dikkat etmek farklı bir sonuca götürürdü.
Cevabı göster
Kesin ifadelere dikkat etmek farklı bir sonuca götürürdü.
But many people credit him with energetically pushing legislation that encouraged the spread of the internet. Kalıp ifadeler
5:12Ancak birçok kişi, internetin yayılmasını teşvik eden yasaları enerjik bir şekilde zorladığı için ona itibar ediyor.
credit someone with pushing: bir katkıyı kişiye atfetmek
Credit someone with doing something, bir kişiyi bir eylemden ya da başarıdan sorumlu veya bu konuda önemli bir katkı sağlayan kişi olarak kabul etmek demektir. Burada yasaları ilerletmek için gösterdiği yoğun çaba ona atfedilir; interneti onun icat ettiği ya da her şeyi tek başına yaptığı söylenmez. Kalıp credit + kişi + with + -ing yapısıdır. with energetically pushing ifadesinde energetically, pushing sözcüğünü niteler; pushing ise kalıbın gerektirdiği -ing biçiminde kalır.
Alıştırma
Cümleyi credit someone with doing something yapısıyla tamamlayın: Her teammates ____ Lina ____ finding the bug before launch.
Cevabı göster
credit · with
The internet exists because we need to communicate and most of us like doing it.
5:18İnternet var çünkü iletişim kurmamız gerekiyor ve çoğumuz bunu yapmayı seviyor.
That's why humans have become the dominant species on Earth.
5:24İşte bu yüzden insanlar Dünya üzerindeki baskın tür haline geldiler.
You could argue that the internet is a natural evolutionary step and a manifestation of that need.
5:28İnternetin doğal bir evrim adımı ve bu ihtiyacın bir tezahürü olduğu iddia edilebilir.
It wasn't invented by anyone in particular, Kalıp ifadeler
5:36Belirli biri tarafından icat edilmedi,
not anyone in particular: belirli hiçbir kişi
Burada in particular, anyone ifadesini belirli ve kimliği saptanabilir tek bir kişiyle sınırlar. Cümle wasn't ... by anyone biçiminde olumsuz olduğu için tüm ifade, mucit olarak tek bir kişinin gösterilemeyeceği anlamına gelir. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp not/no + bir kişi ya da nesneyi belirten belirsiz sözcük + in particular şeklindedir: not anyone in particular, nobody in particular veya nothing in particular. Bu yapı, genel olarak insanların ya da nesnelerin sürece katılmış olabileceğini reddetmeden belirli bir seçeneğin varlığını reddeder.
Alıştırma
Hangi cümle belirli bir kişinin seçilmediği anlamına gelir?
- They chose someone in particular.
- They didn't choose anyone in particular.
- They chose one person in particular.
Cevabı göster
They didn't choose anyone in particular.
but when the building blocks were put together by all those cool scientists from all over the place, Notlar
5:38ancak yapı taşları dünyanın dört bir yanından tüm o harika bilim insanları tarafından bir araya getirildiğinde,
building blocks: daha büyük bir sistemin temel parçaları
Building blocks burada mecaz anlamda kullanılır. Fiziksel oyuncak blokları değil, daha büyük ve karmaşık bir sistem oluşturmak için birleştirilebilen temel teknolojileri ve fikirleri ifade eder. Bu mecaz, gelişimi bir inşa süreci gibi gösterir: her parça bir temel veya yararlı bir işlev sağlar ve çok sayıda parça birlikte çalıştığında bütün sistem ortaya çıkar. İfade aynı şekilde bir becerinin, teorinin, planın veya kuruluşun temel parçalarını da anlatabilir.
Alıştırma
Cümleyi bu derste öğrendiğiniz ve temel parçalar anlamına gelen iki sözcüklü mecazla tamamlayın: Regular practice and feedback are the ____ of learning a new skill.
Cevabı göster
building blocks
put together: parçaları bir bütün hâlinde birleştirmek
Put together, ayrı parçaları eksiksiz veya çalışan bir bütün oluşturacak şekilde birleştirmek ya da monte etmek demektir. Burada farklı teknik katkılar daha büyük tek bir sisteme dönüşür; ifade, parçaları yalnızca yan yana koymak anlamına gelmez. Edilgen biçim olan were put together, birleştirmeyi yapan kişiler yerine parçalara ve ortaya çıkan sonuca odaklanır. Aynı yapı nesneler, planlar, ekipler veya bilgi parçaları için de kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi bu notta geçen ve «bir bütün oluşturacak şekilde monte edilmiş» anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The science kit was ____ from parts made in three different countries.
Cevabı göster
put together
and a way of skiving off work while making it look like you're working or studying, Notlar
5:54ve çalışıyor veya okuyor gibi görünürken işten kaytarmanın bir yolu haline geldi,
skiving off work: görevden kaçınmayı anlatan günlük ifade
To skive off work, yapılması gereken işten kaçınmak anlamına gelir; bu genellikle gizlice uzaklaşarak veya meşgulmüş gibi davranarak yapılır. Bu cümlede ifade, aslında çalışmadan üretken görünmek için internet kullanmayı mizahi bir biçimde eleştirir. Skive off öbek fiildir; work ise kaçınılan görevi belirtir. Bu nedenle ifade, yalnızca işe bir süre ara vermekten daha fazlasını anlatır.
Alıştırma
Hangi durum en iyi skiving off work ifadesiyle anlatılır?
- Biri planlanmış yıllık izni sırasında evde kalır.
- Biri e-postalara cevap veriyormuş gibi yapar ama bütün öğleden sonrayı oyun oynayarak geçirir.
- Biri onaylı öğle yemeği molasına çıkar.
Cevabı göster
Biri e-postalara cevap veriyormuş gibi yapar ama bütün öğleden sonrayı oyun oynayarak geçirir.
Making it look like + yan cümle: belirli bir görüntü yaratmak
make it look like + yan cümle yapısında make bir sonuca yol açmak, look ise görünmek anlamındadır. İfade belirli bir görüntü yaratmayı anlatır: burada kişi işten kaçarken gerçekten çalışıyor veya ders çalışıyor gibi gösterilir. Yapı make + nesne + look like + yan cümle şeklindedir. Genellikle başkalarının edindiği izlenimle gerçekte olanı karşılaştırır.
Alıştırma
Görünüş yaratmaya yarayan dört sözcüklü hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: He kept a report open to ____ he was busy.
Cevabı göster
make it look like
Ultimately, though,: karşıtlık içeren nihai sonuç
Ultimately, her şey değerlendirildikten sonra en önemli sonucu belirtir; zaman bakımından en son olan anlamına gelmek zorunda değildir. Though, daha önce söylenen ve farklı yönde olan bir noktayı kabul ederek bir dönüşü belirtir. Ultimately, though, birlikte kullanıldığında dinleyiciye “Az önce söylediklerime rağmen, asıl sonuç budur” mesajını verir. Yan noktaları kapatıp ana sonucu öne çıkarır.
Alıştırma
Konuşmacı birkaç dezavantajı sıraladıktan sonra hem en önemli genel sonucu vermek hem de karşıtlığı kabul etmek istiyor. Hangi cümle başlangıcı iki görevi de yerine getirir?
- However, the plan is still worth trying.
- Ultimately, though, the plan is still worth trying.
- Finally, the plan is still worth trying.
Cevabı göster
Ultimately, though, the plan is still worth trying.