Hayallerinin peşinden koşuyor musun? ⏲️ 6 Minute English: İngilizce çalışma notları

BBC Learning English

Öğrenme zorluğu
876 kelime 155 kel/dk

Video özeti: İki kişi sıra dışı hayallerini gerçeğe dönüştürüyor: Daisy, gelirin paylaşıldığı Yeni Zelanda’daki bir topluluğa katılırken Herman dünyayı geziyor ve tanıştığı insanlar sayesinde daha alçakgönüllü oluyor. Hikâyeleri, bir hayalin peşinden gidecek cesareti göstermemenin neden büyük bir pişmanlığa dönüşebileceğini ortaya koyuyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. I wish I hadn't worked / I wish I had followed / I wish I'd made — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: Gerçekleşmiş geçmişten farklı bir ihtimali düşünmek ve iş, vazgeçilen hayaller ya da para tercihleri hakkında pişmanlık belirtmek için wish ile past perfect kullanmayı öğrenin. had sözcüğünün açık ve kısaltılmış biçimlerini de tanıyın. 2. struggle with the idea that everything is shared. — Phrasal verb’ler: struggle with ifadesinin yalnızca fiziksel çaba değil, bir düşünceyi kabul etme veya zihinde işleme güçlüğü de anlattığını kavrayın. Bu kalıbı yabancı gelen toplumsal kurallara, değerlere veya düzenlemelere direnci anlatırken kullanın. 3. not the one who wanted to conquer the world, but the one who was conquered by the world. — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: not..., but... yapısının eski ve değişmiş benliği nasıl karşılaştırdığını, etkileyen ile etkilenenin etken yapıdan edilgen yapıya geçişle nasıl yer değiştirdiğini görün. Bu yapıyla bakış açısı veya karakterdeki çarpıcı dönüşümü vurgulayabilirsiniz.

Bu derste

Six Minute English from bbclearningenglish.com.

0:01

bbclearningenglish.com'dan Six Minute English.

Hello, this is Six Minute English from BBC Learning English.

0:08

Merhaba, BBC Learning English'in Six Minute English programına hoş geldiniz.

I'm Neil.

0:11

Ben Neil.

And I'm Beth.

0:12

Ve ben Beth.

When I was a boy, Dilbilgisi

0:13

Ben çocukken,

I wanted to be a fireman when I grew up. Notlar

0:14

büyüyünce itfaiyeci olmak isterdim.

Dilbilgisi

When I was a boy: geçmiş zaman arka planını kurmak

When I was a boy, when ile kurulan ve “çocuk olduğum dönemde” anlamına gelen bir zaman yan cümlesidir. Konuşanın çocukluğunu arka plan olarak belirler; ana cümle de o zamanki isteğini anlatır. Burada when zaman bildirir; if gibi bir koşul anlamına gelmez. Geçmişteki bir deneyimi, düşünceyi veya alışkanlığı anlatmaya başlamak için When I was + yaş ya da yaşam dönemi kalıbını kullanabilirsin.

Alıştırma

Cümlede When I was a boy ne işe yarıyor?

  1. Bir koşul verir.
  2. İsteğin nedenini açıklar.
  3. Zamanı geçmişe yerleştirir.
Cevabı göster

Zamanı geçmişe yerleştirir.

Dilbilgisi

wanted to be: geçmişteki bir hedefi ifade etmek

Wanted to be, geçmişte “bir şey olmayı istemek” anlamına gelir. Bu cümlede konuşanın ileride yapmak istediği mesleği belirtir. Bu isteğin gerçekleşip gerçekleşmediğini veya bugün hâlâ devam edip etmediğini söylemez. Bir rol veya kimlik için wanted + to be + rol ya da kimlik yapısını kullan. to atlanmaz: wanted to be a fireman doğrudur, wanted be a fireman ise yanlıştır. Tekil ve sayılabilir bir meslek adından önce genellikle a veya an gerekir.

Alıştırma

Geçmişteki meslek hayalini wanted to be ile tamamla: When Lena was little, she ____ a pilot.

Cevabı göster

wanted to be

Öbek fiiller

grew up: yetişkin oldu

grew up, grow up ifadesinin geçmiş zaman biçimidir. Burada konuşanın yetişkin olduğu anlamına gelir; bu yüzden when I grew up, konuşanın artık çocuk olmadığı sonraki dönemi gösterir. grow up ifadesini tek bir öbek fiil olarak düşün. Bu ifade yalnızca boyun uzamasını değil, çocukluktan yetişkinliğe geçişi anlatır.

Alıştırma

Cümleyi grow up ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamla: Leo spent his childhood in Bristol. He ____ there.

Cevabı göster

grew up

How about you, Beth? Ton ve niyet

0:17

Peki ya sen, Beth?

Ton ve niyet

How about you?: aynı soruyu karşıdaki kişiye yöneltmek

Konu veya soru zaten belliyse How about you? karşıdaki kişinin yanıtını ister. Konuşan kişi kendi yanıtını vermiştir ve şimdi Beth’i aynı tür soruya yanıt vermeye davet eder. Sorunun tamamı önceki konuşmadan anlaşılır. Burada Beth’in sağlığı veya genel durumu sorulmuyor.

Alıştırma

Nora, “I play the piano after school. How about you?” diyor. How about you? dinleyen kişiden ne yapmasını istiyor?

  1. Kendisini iyi hissedip hissetmediğini söylemek.
  2. Okuldan sonra ne yaptığını anlatmak.
  3. Konuşmayı bitirmek.
Cevabı göster

Okuldan sonra ne yaptığını anlatmak.

Did you have any childhood dreams? Kalıp ifadeler

0:18

Hiç çocukluk hayalin var mıydı?

Kalıp ifadeler

any childhood dreams?: çocukluktaki hedefleri sormak

Bu soruda any childhood dreams, kişinin çocukken sahip olduğu hedefleri veya umutları, örneğin pilot olmayı istemesini anlatır. Gelecekte yapılmak istenen mesleklerden söz edilmesi bu anlamı açık hâle getirir; dreams burada uykuda görülen rüyalar demek değildir. Childhood, dreams sözcüğünü niteleyen bir isim olarak bu hayal veya hedeflerin kişinin çocukluk dönemine ait olduğunu gösterir. Soru cümlesindeki any, bu tür bir ya da daha fazla hayal olup olmadığını sorar.

Alıştırma

Konuşma, Maya'nın çocukken yapmak istediği mesleklerle ilgilidir. “Did Maya have any childhood dreams?” cümlesinde “childhood dreams” ne anlama gelir?

  1. Çocukken sahip olduğu hedefler
  2. Dün gece uyurken gördüğü rüyalar
  3. Yalnızca bir sonraki okul günü için yaptığı planlar
Cevabı göster

Çocukken sahip olduğu hedefler

I wanted to be an astronaut and fly to the moon.

0:20

Astronot olup aya uçmak isterdim.

When we're young, Dilbilgisi

0:24

Gençken,

most of us have big dreams and plans for the future. Kalıp ifadeler

0:25

çoğumuzun geleceğe dair büyük hayalleri ve planları vardır.

Dilbilgisi

When we're young,: genel gözlemler için geniş zaman çerçevesi

When we're young, ana ifadenin genel olarak geçerli olduğu yaşam dönemini tanıtır. Geniş zamandaki we're (= we are), have ile birlikte kullanılır çünkü konuşan kişi belirli bir çocukluk anısını değil, insanların ortak bir deneyimini anlatır. Buradaki we genel anlamlıdır: konuşan ve dinleyen kişi dâhil olmak üzere genel olarak insanları ifade eder. Bu kalıp, insanların bir yaşam döneminde genellikle ne düşündüğü, hissettiği veya yaptığı hakkında geniş bir gözlem sunabilir.

Alıştırma

Hangi cümle belirli bir grubun geçmişine ilişkin bir anıyı değil, insanlar hakkında genel bir gözlemi ifade eder?

  1. When we're young, we often learn by copying others.
  2. When we're young, we often learned by copying others.
  3. When we were young, we often learned by copying others.
Cevabı göster

When we're young, we often learn by copying others.

Kalıp ifadeler

have big dreams and plans for the future: büyük hayallere ve gelecek planlarına sahip olmak

Have big dreams, kişinin başarabileceği şeyler konusunda büyük ve iddialı umutlara sahip olması demektir. Big, bir hayalin fiziksel büyüklüğünü değil, bu umutların ne kadar cesur veya önemli olduğunu anlatır. Plans for the future, kişinin ileride ne yapmak istediğiyle ilgili niyetleri veya düzenlemeleri ifade eder. Dreams ve plans sözcüklerini birlikte kullanmak hem ilham verici hedefleri hem de gelecek yıllara ilişkin daha somut fikirleri kapsar.

Alıştırma

Hangi cümle birinin büyük hedefleri ve ileride ne yapacağına dair fikirleri olduğunu doğal biçimde anlatır?

  1. Leah and Sam remember plans they completed last year.
  2. Leah and Sam avoid making any plans.
  3. Leah and Sam have big dreams and plans for the future.
Cevabı göster

Leah and Sam have big dreams and plans for the future.

Um unfortunately,

0:28

Ancak ne yazık ki,

as we grow up, Dilbilgisi

0:29

büyüdükçe,

Dilbilgisi

as we grow up: kademeli değişimi anlatan as

As we grow up ifadesindeki as, “giderek büyüdüğümüz süreçte” anlamına gelir. Büyümeyi sonraki yan cümledeki değişimle bağlar ve iki gelişmeyi zaman içinde birlikte ilerliyormuş gibi sunar. Burada as bir neden belirtmez. İfadeyi “giderek büyüdükçe” diye anlamak gerekir; “büyüdüğümüz için” anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle çocuklar büyürken bağımsızlıklarının giderek arttığını en iyi gösterir?

  1. As children grow up, they become more independent.
  2. Because children grow up, they need bigger shoes.
  3. When the children grow up, they will move into their own homes.
Cevabı göster

As children grow up, they become more independent.

these childhood dreams often get lost in the adult world of jobs, Deyimler

0:30

bu çocukluk hayalleri genellikle yetişkinlerin iş dünyasında kaybolup gider,

Deyimler

Bir mecaz olarak get lost in the adult world

Bu cümlede get lost mecaz anlamda kullanılmıştır. Çocukluk hayalleri kelimenin gerçek anlamıyla yollarını kaybetmez; yetişkinlik sorumlulukları ağır bastıkça silikleşir, unutulur ya da onlardan vazgeçilir. in the adult world ifadesi bu değişimin arkasındaki ortamı, yani işi ve yetişkin yaşamının diğer baskılarını belirtir. Daha genel olarak bir fikir, hedef veya mesaj daha büyük bir durum içinde gözden kaybolduğunda get lost denebilir.

Alıştırma

Hangi cümlede get lost, örnekteki gibi mecaz anlamda kullanılmıştır?

  1. Her brother got lost on the way home.
  2. Her map got lost under the car seat.
  3. Her goal got lost among the demands of daily life.
Cevabı göster

Her goal got lost among the demands of daily life.

money, families, and careers.

0:35

para, aile ve kariyerler arasında.

But not for everyone. Anlatım akışı

0:38

Ancak herkes için durum böyle değil.

Anlatım akışı

İstisna belirten But not for everyone.

But not for everyone. bir istisnayı kısa biçimde belirten bir ifadedir. But, önceki genel açıklamadan farklı bir yöne geçer; not for everyone ise o açıklamanın kapsamını sınırlar: durum yaygın olabilir ama bazı insanlar bu duruma uymaz. Cümle, dinleyicinin önceki açıklamadan çıkarabileceği bazı sözleri eksik bırakır; örneğin 'this is not true for everyone.' anlamını taşır. Kısa biçimi bir duraklama yaratır ve dikkati sırada anlatılacak istisnaya yöneltir.

Alıştırma

But not for everyone. geniş kapsamlı bir açıklamadan sonra ne yapar?

  1. Bazı insanların istisna olduğunu belirtir.
  2. Aynı iddiayı daha güçlü biçimde tekrarlar.
  3. İddianın her insan için yanlış olduğunu söyler.
Cevabı göster

Bazı insanların istisna olduğunu belirtir.

Daisy from New Zealand and Herman from Argentina

0:39

Yeni Zelanda'dan Daisy ve Arjantin'den Herman

are two people who decided to follow their childhood dreams. Kalıp ifadeler

0:43

çocukluk hayallerinin peşinden gitmeye karar veren iki kişi.

Kalıp ifadeler

decided to follow their childhood dreams: çocukluk hayallerinin peşinden gitmeye karar vermek

Decided to follow, decide to + fiilin yalın hâli yapısını follow a dream ile birleştirir. Decide to, birinin seçim yaptığını gösterir; to'dan sonra fiilin yalın hâli olan follow gelir. Follow their childhood dreams, çocukluklarından beri sahip oldukları hedefler için harekete geçmek demektir. Buradaki follow gerçek anlamda bir şeyin arkasından gitmek değildir: dream, yaptıklarına yön veren bir hedeftir.

Alıştırma

Cümleyi hedef yapı decided to + follow ile tamamlayın: After saving for years, Elena ____ her dream of opening a bookshop.

Cevabı göster

decided to follow

They wanted the world to become a utopia, Kelime

0:47

Dünyanın bir ütopya haline gelmesini istiyorlardı,

Kelime

a utopia: hayal edilen kusursuz bir toplum

Bu cümlede a utopia, her şeyin kusursuz işlediği ve insanların iyi yaşadığı, hayal edilen bir toplum demektir. Dünya bu ideal topluma dönüşecektir. Anlamı güzel veya mutlu bir yerden daha geniştir: kusursuz olduğu hayal edilen bütün bir toplumsal sistemi ya da yaşam biçimini anlatır. Burada utopia tekil ve sayılabilen bir isim olduğu için a kullanılır.

Alıştırma

Cümlede a utopia ne anlama geliyor?

  1. insanların eğlendiği sıradan bir yer
  2. hayal edilen kusursuz bir toplum
  3. birinin uyurken gördüğü bir rüya
Cevabı göster

hayal edilen kusursuz bir toplum

a perfect,

0:50

herkesin mutlu olduğu ve birbiriyle iyi geçindiği

ideal society where everyone is happy and gets along with each other. Öbek fiiller

0:52

kusursuz, ideal bir toplum.

Öbek fiiller

gets along with each other: birbiriyle iyi geçinmek

Bu cümlede gets along with each other, “birbirleriyle dostça ve uyum içinde bir ilişki sürdürürler” anlamına gelir. Get along with, insan ilişkilerini anlatan tek bir ifade olarak kullanılır. Everyone dil bilgisi bakımından tekil olduğu için fiil gets biçimindedir; each other ise grup içindeki ilişkinin karşılıklı olduğunu gösterir. Burada get along with ifadesini bir bütün olarak anlamak gerekir; along hareket yönü bildirmez. get along with + kişi veya grup ve people + get along with each other kalıplarını başka durumlarda da kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Cümleyi dersteki ifadeyi doğru biçimde kullanarak tamamlayın: Although Ben and Leo have different hobbies, they ____ each other very well.

Cevabı göster

get along with

In this program,

0:56

Bu programda,

we'll be hearing how Daisy and Herman made their dreams come true, Notlar

0:57

Daisy ve Herman'ın hayallerini nasıl gerçeğe dönüştürdüklerini dinleyeceğiz,

Anlatım akışı

we'll be hearing how: programın sonraki bölümünü tanıtmak

Burada we'll be hearing how, sırada ne olduğunu bildiren bir ön izleme görevi görür. Dinleyicilere programın sonraki bölümünde Daisy ile Herman’ın bir şeyi nasıl başardığının anlatılacağını söyler. Hearing yalnızca bir sesi fark etmek değil, onların hikâyesini program aracılığıyla dinleyip öğrenmek anlamına gelir. Yeniden kullanılabilen yapı we'll be hearing how + özne + fiil biçimindedir. How, bir süreci anlatan iç cümleyi başlatır; bu nedenle how sonrasında soru cümlesi değil, düz cümle sırası kullanılır.

Alıştırma

Program tanıtımını dersteki ifadenin aynısıyla tamamlayın: Today, ____ a rescue dog finds missing hikers.

Cevabı göster

we'll be hearing how

Deyimler

made their dreams come true: hayalleri gerçeğe dönüştürmek

made their dreams come true ifadesinde make ettirgen bir anlam taşır: Daisy ve Herman, hayallerinin gerçeğe dönüşmesini sağladı. Yapı make + nesne + fiilin yalın hâli şeklindedir; bu nedenle dreams nesnedir ve come fiilinden önce to kullanılmaz. Come true; bir umudun, dileğin, hayalin veya tahminin gerçeğe dönüşmesini anlatır. their dreams ifadesi daha önce sözü edilen çocukluk hayallerine gönderme yapar; herhangi bir şeyin gerçek anlamda bir yere “gelmesi” söz konusu değildir.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için make + her dream + come true yapısını geçmiş zamanda kullanın: After years of training, the athlete ____.

Cevabı göster

made her dream come true

not by changing the world, Dilbilgisi

1:02

dünyayı değiştirerek değil,

but by changing themselves.

1:04

kendilerini değiştirerek.

Dilbilgisi

not by..., but by...: bir yöntemin yerine başka bir yöntem koymak

Not by A, but by B önce bir yöntemi reddeder, ardından gerçek yöntemi sunar. Burada changing the world reddedilir; changing themselves ise Daisy ve Herman'ın hayallerini gerçekleştirme yolu olarak vurgulanır. By, “bu yöntemi kullanarak” anlamı veren bir edattır ve ardından -ing biçimi gelir. By sözcüğünün iki tarafta tekrarlanması ve changing ile changing biçimlerinin paralel tutulması düzeltmeyi açık hâle getirir.

Alıştırma

Cümleyi not by..., but by... yapısındaki iki bağlayıcı öbekle tamamlayın: The group solved the puzzle ____ guessing wildly, ____ checking each clue.

Cevabı göster

not by · but by

And as usual,

1:06

Ve her zamanki gibi,

we'll be learning some new vocabulary,

1:07

bazı yeni kelimeler de öğreneceğiz,

too.

1:09

ayrıca.

But before that, Anlatım akışı

1:10

Ama ondan önce,

I have a question for you, Beth.

1:11

sana bir sorum var, Beth.

Anlatım akışı

But before that: önce başka bir adım eklemek

But before that, az önce duyurulan konu veya etkinlikten kısa süreliğine ayrılıp önce başka bir adım atılacağını gösterir. Konuşan kişi bu cümlede önce bir soru soracak, ardından planlanan içeriğe devam edecektir. That, daha önce sözü edilen ve sırada bekleyen konuya veya etkinliğe gönderme yapar. Bu ifade esas olarak konuşmanın sırasını düzenler; bu yüzden before gerçek zamanda uzun bir aralık belirtmek zorunda değildir.

Alıştırma

But before that genellikle konuşanın planı hakkında ne anlatır?

  1. Planlanan konunun iptal edildiğini göstermek.
  2. Planlanan konuyu duraklatmak, önce başka bir şey yapmak ve sonra konuya dönmek.
  3. Çok uzun zaman önce gerçekleşen bir olayı anlatmak.
Cevabı göster

Planlanan konuyu duraklatmak, önce başka bir şey yapmak ve sonra konuya dönmek.

Following your dreams can be tough, Dilbilgisi

1:14

Hayallerinin peşinden gitmek zor olabilir,

but not following them can leave you regretting all the things you wanted to do, Dilbilgisi

1:16

ancak gitmemek, yapmak isteyip de

Dilbilgisi

leave you regretting: devam eden bir sonuca yol açmak

leave you regretting ifadesinde leave, “ayrılmak” değil, “birini belirli bir durumda bırakmak” anlamındadır. You etkilenen kişidir; regretting ise ortaya çıkan durumu anlatan -ing biçimidir. leave + person + -ing kalıbı, bir eylem ya da durumun devam eden bir tepkiye veya sonuca yol açtığını gösterir. Burada onların peşinden gitmemek, daha sonra pişmanlığa yol açabilir.

Alıştırma

Devam eden bir sonucu göstermek için cümleyi vurgulanan ifadeyle tamamlayın: Skipping practice may ____ the choice later.

Cevabı göster

leave you regretting

but didn't.

1:20

yapmadığın her şeyden pişmanlık duymana neden olabilir.

Dilbilgisi

Following... / not following...: cümlenin öznesi olan -ing öbekleri

Following your dreams ve not following them, İngilizcede isim görevi gören -ing öbekleridir ve her biri kendi cümleciğinin öznesidir. Her öbek bir eylemin tamamını adlandırır; can ise bu eylemin olası bir sonucunu belirtir. İkinci öznede not, eylemi olumsuz yapmak için following sözcüğünden önce gelir; them ise dreams sözcüğüne gönderme yapar. Bu yapı, aynı şeyi yapmanın ve yapmamanın sonuçlarını karşılaştırmanızı sağlar.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için follow your dreams ifadesini -ing biçimli bir özneye dönüştürün: ____ takes courage.

Cevabı göster

Following your dreams

Dilbilgisi

you wanted to do, but didn't: tekrarlanan eylemi söylememek

you wanted to do, but didn't ifadesinde didn't, didn't do those things yerine kullanılır. Eylem wanted to do bölümünden zaten anlaşıldığı için İngilizcede tekrar eden eylem söylenmez. Did geçmiş zamanı taşır, not ise anlamı olumsuz yapar. Bu nedenle cümle doğal olarak didn't ile bitebilir; but, eylemi istemek ile onu gerçekte yapmamak arasındaki karşıtlığı gösterir.

Alıştırma

“These were projects you wanted to finish, but didn't,” cümlesinde didn't ne anlama gelir?

  1. you didn't finish the projects
  2. you couldn't find the projects
  3. you didn't want the projects
Cevabı göster

you didn't finish the projects

In 2012,

1:22

2012 yılında,

Australian nurse Bronnie Ware wrote her best-selling book Kalıp ifadeler

1:23

Avustralyalı hemşire Bronnie Ware, en çok satan kitabını yazdı:

The Top Five Regrets of the Dying

1:26

Ölmeden Önce En Çok Pişman Olunan 5 Şey

Kalıp ifadeler

best-selling book: bir kitabın satışlarını anlatmak

best-selling book ifadesinde best-selling, book sözcüğünü niteleyen birleşik bir sıfattır. Kitabın çok yüksek sayıda satıldığını veya en çok satan kitaplar arasında olduğunu belirtir. Bu ifade, kitap satan bir kişiyi değil kitabın satışlarını anlatır. Aynı yapı, a best-selling album gibi başka başarılı eserleri veya ürünleri de niteleyebilir.

Alıştırma

Cümleyi “çok yüksek sayıda satılan” anlamındaki kısa çizgili sıfatla tamamlayın: The chef wrote a ____ cookbook.

Cevabı göster

best-selling

after interviewing terminally ill patients about their life regrets. Notlar

1:28

ölümcül hastalarla hayatlarındaki pişmanlıklar üzerine röportajlar yaptıktan sonra.

Kelime

terminally ill patients: yaşamın sonuyla ilgili tıbbi bir tanım

Terminally ill patients, hastalığı tedavi edilemeyen ve ölümle sonuçlanması beklenen hastalar demektir. Terminally, ill sözcüğünü niteler; burada bir ulaşım terminalini değil, hastalığın yol açması beklenen sonucu anlatır. Bu ifade yaşamın sonuyla ilgili bir anlam taşır. very ill ifadesinden daha belirgindir, ancak ölümün tam olarak ne kadar yakında gerçekleşeceğini tek başına söylemez.

Alıştırma

Bir doktor, hastanın tedavi edilemeyen hastalığının ölümle sonuçlanmasının beklendiğini doğrulamıştır, ancak kesin zaman bilinmemektedir. En kesin cümle hangisidir?

  1. The patient is seriously ill.
  2. The patient is terminally ill.
  3. The patient is slightly ill.
Cevabı göster

The patient is terminally ill.

Kalıp ifadeler

life regrets: yaşama dönüp bakıldığında duyulan önemli pişmanlıklar

Life regrets, kişinin yaşamına dönüp baktığında önemli bazı şeylerin farklı olmasını dilemesini anlatan bir isim grubudur. Bu cümlede, ölümcül hastalığı olan hastaların anlattığı pişmanlıkları belirtir. Burada regrets bir fiil değil, çoğul isimdir. Life sözcüğü pişmanlıkların kapsamını belirler: Genellikle küçük bir günlük hatadan çok, önemli yaşam seçimleri veya kaçırılmış fırsatlarla ilgilidir.

Alıştırma

Bu cümlede life regrets ne anlama geliyor?

  1. Hastaların ertesi gün için planları
  2. Hastaların ne kadar yaşayacağına ilişkin tıbbi bilgiler
  3. Hastaların yaşamlarında farklı olmasını diledikleri önemli şeyler
Cevabı göster

Hastaların yaşamlarında farklı olmasını diledikleri önemli şeyler

So, what do you think their top regret was?

1:33

Peki, sence onların en büyük pişmanlığı neydi?

Was it A,

1:36

A mıydı,

I wish I hadn't worked so hard? Dilbilgisi

1:37

Keşke bu kadar çok çalışmasaydım?

B,

1:40

B,

I wish I had followed my dreams or C,

1:40

Keşke hayallerimin peşinden gitseydim mi, yoksa C,

I wish I'd made more money?

1:43

Keşke daha çok para kazansaydım mı?

Dilbilgisi

I wish I hadn't worked ... I wish I had followed ... I wish I'd made: geçmişle ilgili pişmanlıklar

Geçmişteki bir olaya dönüp geçmişin farklı olmasını istediğinizi söylemek için I wish + özne + had veya hadn't + fiilin üçüncü hâli yapısını kullanın. I wish I hadn't worked so hard, gerçekte çok sıkı çalıştığımı gösterir. I wish I had followed my dreams, gerçekte hayallerimin peşinden gitmediğimi gösterir. I'd made ifadesinde I'd, I had anlamına gelir; dolayısıyla bu seçenek de farklı bir geçmiş hayal eder.

Alıştırma

Geçmişte telefon etmemiş olmaktan duyulan pişmanlığı göstermek için cümleyi call fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: I wish I ____ you yesterday.

Cevabı göster

had called

Well,

1:45

Şey,

I'll guess it's B. Ton ve niyet

1:45

bence cevap B.

Ton ve niyet

I'll guess it's B.: o anda bir tahminde bulunmak

Bu cevapta I'll guess, “şimdi bir tahminde bulunayım” anlamına gelir. Will, daha sonra tahmin etme planını değil, konuşma anında verilen bir kararı gösterir. Guess belirsizlik gösterir. Konuşan kişi katılıp B'yi seçer, ancak B'nin doğru olduğunu bildiğini söylemez.

Alıştırma

Bir bilgi yarışmasında I'll guess it's B. ne anlatır?

  1. Konuşan kişi B'nin doğru olduğundan kesinlikle emindir.
  2. Konuşan kişi şimdi B'yi seçmeye karar verir, ancak emin değildir.
  3. Konuşan kişi B'yi seçmek için daha sonraya kadar bekleyecektir.
Cevabı göster

Konuşan kişi şimdi B'yi seçmeye karar verir, ancak emin değildir.

They wish they'd followed their dreams.

1:47

Hayallerinin peşinden gitmiş olmayı dilerler.

Okay, Beth.

1:49

Tamam, Beth.

I'll reveal the correct answer at the end of the program. Kalıp ifadeler

1:50

Programın sonunda doğru cevabı açıklayacağım.

Kalıp ifadeler

reveal the correct answer: saklanan doğru cevabı açıklamak

Reveal the correct answer, daha önce gizli tutulan veya açıklanmayan doğru cevabı duyurmak anlamına gelir. İnsanların cevabı öğrenmek için beklediği bir yarışma veya programda doğal bir ifadedir. I'll reveal... yapısında I'll, sunucunun ne yapacağını söyler. Reveal, cevap hemen söylenmeyip belirli bir zamana kadar saklandığı için merak duygusu oluşturur.

Alıştırma

Hedef ifadeyi kullanarak sunucunun cümlesini tamamlayın: After everyone votes, I'll ____.

Cevabı göster

reveal the correct answer

The first dreamer we're going to meet lives in Riverside, Anlatım akışı

1:53

Tanışacağımız ilk hayalperest Riverside'da yaşıyor,

Anlatım akışı

we're going to meet: sıradaki kişiyi önceden tanıtmak

Bu girişte we're going to meet, izleyicinin sırada hikâyesini öğreneceği kişiyi önceden tanıtır. Meet mutlaka yüz yüze görüşme anlamına gelmez; bir programda veya hikâyede birinin tanıtılması ve onun hakkında bilgi edinilmesi anlamına da gelebilir. Bu ifade, the first dreamer sözünü niteleyen yan cümlenin parçasıdır: the first dreamer [that] we're going to meet. Böylece anlatıcı hem kişiyi belirtir hem de bir sonraki bölüme akıcı biçimde geçer.

Alıştırma

Bir programın girişinde we're going to meet burada hangi işlevi görüyor?

  1. Özel bir yüz yüze görüşme ayarlamak
  2. Sırada hikâyesi anlatılacak kişiyi tanıtmak
  3. Konuşanın bu kişiyle geçmişte tanıştığını söylemek
Cevabı göster

Sırada hikâyesi anlatılacak kişiyi tanıtmak

a peace-loving community in New Zealand Kalıp ifadeler

1:57

Yeni Zelanda'da barışsever bir topluluk

where everyone shares everything.

2:00

herkesin her şeyi paylaştığı bir yer.

Kalıp ifadeler

peace-loving community: isim + -loving kalıbı

Peace-loving, barışa değer vermek ve barışı tercih etmek anlamına gelir. peace-loving community ifadesinde, kısa çizgiyle bağlanan bileşiğin tamamı community sözcüğünden önce sıfat görevi görür; loving o anda gerçekleşen bir eylemi değil, kalıcı bir tutumu anlatır. İsim + -loving kalıbı, nature-loving veya music-loving gibi güçlü ve kalıcı bir ilgi ya da tercihi anlatan sıfatlar oluşturabilir.

Alıştırma

“Barışa değer veren” anlamındaki bileşik sıfatı tamamlayın: They are a ____ community.

Cevabı göster

peace-loving

Riverside members work for the community's businesses,

2:02

Riverside üyeleri topluluğun işletmeleri için çalışıyor,

including a farm, a hotel, and a cafe.

2:06

bir çiftlik, bir otel ve bir kafe dâhil.

All the money they earn is collected and shared between everyone equally. Dilbilgisi

2:09

Kazandıkları tüm para toplanıp herkes arasında eşit olarak paylaşılıyor.

Dilbilgisi

is collected and shared ... equally: bir süreci edilgen yapıyla anlatmak

is collected and shared yapısında money öznesi iki eylemden de etkilenir. Tek bir is yardımcı fiili iki geçmiş zaman ortacıyla kullanılır: is collected ve is shared. Equally, her kişinin aynı payı alması demektir. Edilgen yapı, parayı toplayıp paylaşan kişiler yerine süreci ve parayı öne çıkarır. Bu yüzden kuralları, sistemleri ve kaynakların nasıl dağıtıldığını açıklamak için kullanışlıdır.

Alıştırma

Yiyeceğin eylemlerden etkilendiğini söylemek için edilgen yapıyı doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The food is collected and shared equally.
  2. The food collects and shares equally.
  3. The food is collect and share equally.
Cevabı göster

The food is collected and shared equally.

Daisy, who was born in East Germany, Dilbilgisi

2:15

Doğu Almanya'da doğan Daisy,

joined Riverside in 2004.

2:17

Riverside'a 2004 yılında katıldı.

Dilbilgisi

who was born in East Germany: virgüllerle arka plan bilgisi eklemek

Virgüllerle ayrılan who was born in East Germany bölümü, tanımlayıcı olmayan bir ilgi cümleciğidir. Who, kim olduğu zaten belli olan Daisy’ye gönderme yapar ve cümlecik onun doğum yerini ek bir arka plan bilgisi olarak verir. Bu cümlecik çıkarıldığında ana mesaj yine dil bilgisi açısından doğru ve tamamdır: Daisy joined Riverside in 2004. Virgüller, bu cümleciğin birkaç Daisy arasından birini seçmek için kullanılmadığını gösterir.

Alıştırma

Leo’nun doğum yerini eklemek için tanımlayıcı olmayan ilgi cümleciğini doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. Leo, which was born in Canada, now lives in Spain.
  2. Leo who was born, in Canada now lives in Spain.
  3. Leo, who was born in Canada, now lives in Spain.
Cevabı göster

Leo, who was born in Canada, now lives in Spain.

Here she explains her belief in sharing to BBC World Service program The Documentary. Kalıp ifadeler

2:19

Burada BBC World Service'in The Documentary programına paylaşmaya olan inancını anlatıyor.

Kalıp ifadeler

belief in sharing: belief in + isim veya -ing biçimi

belief in sharing ifadesinde belief bir isimdir ve ardından in gelir. -ing biçimindeki sharing isim gibi görev yapar ve kişinin desteklediği düşünceyi ya da uygulamayı belirtir. Bu kalıp bir değere güvenmeyi veya onu benimsemeyi ifade eder. Burada yalnızca paylaşma konusu hakkında bir görüşü olduğu değil, paylaşmayı değerli bulduğu anlatılır.

Alıştırma

Hangi cümle onun adaleti bir değer olarak desteklediğini açıkça söyler?

  1. Her belief in fairness guides her decisions.
  2. Her belief about fairness guides her decisions.
  3. Her belief that fairness guides her decisions.
Cevabı göster

Her belief in fairness guides her decisions.

What I think I always believed in is that the sharing of resources can provide a group of people with quite a great advantage, Notlar

2:26

Her zaman inandığım şey, kaynakların paylaşılmasının bir grup insana oldukça büyük bir avantaj sağlayabileceğidir,

Dilbilgisi

What I think I always believed in is that...: what yan cümlesiyle bir inancı tanıtmak

Baştaki What I think I always believed in bölümü isim gibi işleyen bir yan cümledir. Burada what, “inanılan şey veya ilke” anlamına gelir ve believed in ifadesinden sonra gereken nesnenin yerini tutar. Yan cümlenin tamamı is fiilinin öznesidir; bu nedenle doğrudan bir soru değildir. Ardından gelen that yan cümlesi gerçek inancın içeriğini verir. what...is that... kalıbı ana düşünceyi sona bırakarak onu öne çıkarır. I think, konuşanın uzun süredir taşıdığı inancı nasıl anlatacağını düşündüğünü gösterir. Daha doğrudan bir biçim I think I have always believed that... ile başlar.

Alıştırma

What I think...is that... kalıbı bir düz cümlede ne yapar?

  1. Konuşanın artık buna inanmadığını gösterir.
  2. Dinleyiciye doğrudan bir soru sorar.
  3. İnancı konu olarak öne koyar ve ardından içeriğini açıklar.
Cevabı göster

İnancı konu olarak öne koyar ve ardından içeriğini açıklar.

Kalıp ifadeler

the sharing of resources: kaynakların paylaşılması

the sharing of resources, kaynakların insanların birlikte kullanımına sunulmasını veya aralarında dağıtılmasını anlatan bir isim öbeğidir. Buradaki resources; para, malzeme, araç, zaman veya iş fırsatlarını içerebilir. the sharing of yapısı, share eylemini cümlenin öznesi olarak ele alınabilen bir kavrama dönüştürür. Bu nedenle bir topluluğun, okulun veya kuruluşun sahip olduklarını nasıl düzenlediğini açıklarken kullanışlıdır.

Alıştırma

Bir grubun sahip olduklarını paylaşmasını veya dağıtmasını anlatan resmî isim öbeğiyle cümleyi tamamlayın: In the report, ____ helps small clinics reduce costs.

Cevabı göster

the sharing of resources

Kalıp ifadeler

provide a group of people with an advantage: bir grup insana avantaj sağlamak

Kalıp provide + someone + with + something şeklindedir. Provide sözcüğünden sonra gelen a group of people, yararı kimin aldığını; with sözcüğünden sonra gelen quite a great advantage ise neyin sağlandığını belirtir. Can sözcüğünden sonra fiilin yalın biçimi olan provide gelir. Bu kalıpta with, alıcıyı sağlanan şeyden açıkça ayırdığı için atılmamalıdır.

Alıştırma

provide someone with something kalıbında eksik olan sözcükle cümleyi tamamlayın: The new library can provide local children ____ a quiet place to read.

Cevabı göster

with

but it doesn't matter how many hours you work or what work you do. Dilbilgisi

2:34

ve kaç saat çalıştığınız veya ne iş yaptığınız önemli değildir.

Dilbilgisi

It doesn't matter how ... or what ...: sonuç aynı kalır

Bu cümlede it doesn't matter, bir ayrıntının sonuç açısından önemli olmadığını anlatır. Burada matter, “önemli olmak veya fark yaratmak” anlamında bir fiildir; fiziksel madde anlamındaki isim değildir. How many hours you work ve what work you do, matter sonrasında paralel biçimde kullanılan iki dolaylı sorudur. Birlikte, kural veya sonuç aynı kalırken değişebilecek iki şeyi sıralarlar.

Alıştırma

Seçimin sonucu değiştirmeyeceğini belirten, dersteki üç sözcüklü İngilizce ifadeyle cümleyi tamamlayın: ____ which team goes first; both teams get the same amount of time.

Cevabı göster

It doesn't matter

Everyone is getting the same amount and that is something that many people outside of Riverside really struggle with

2:38

Herkes aynı miktarı alıyor ve bu, Riverside dışındaki birçok insanın anlamakta gerçekten zorlandığı bir şey,

and where we're often getting this communism label um attached to us Kelime

2:44

ve bu yüzden çoğu zaman komünist damgası yiyoruz

Kelime

this communism label: başkalarının taktığı siyasi bir kategori

Burada label, fiziksel bir etiket değil, bir kişiye veya gruba verilen ad ya da kategori anlamına gelir. Communism etiketin içeriğini belirtir, this ise konuşulan belirli etiketi gösterir. Daha geniş olan getting this communism label attached to us ifadesinde konuşmacılar, başka insanların kendilerini nasıl sınıflandırdığını anlatır. Buna label demek, konuşmacıların bu tanımlamaya mesafe koyduğunu ve tanımlamanın onları aşırı basitleştirdiğini düşündüğünü gösterebilir.

Alıştırma

İngilizce this communism label ifadesinde label ne anlama gelir?

  1. Bir nesnenin fiyatını gösteren çıkartma
  2. Başkalarının gruba verdiği siyasi bir ad veya kategori
  3. Bir ambalajın üzerindeki yazılı talimatlar
Cevabı göster

Başkalarının gruba verdiği siyasi bir ad veya kategori

um because it's so it seems so outlandish for people. Kelime

2:50

çünkü insanlara bu çok tuhaf geliyor.

Kelime

outlandish: son derece tuhaf ve normalin dışında

Outlandish, insanların normalde beklediğinden çok farklı, son derece tuhaf anlamına gelir. Burada paylaşım sistemi diğer insanlara o kadar alışılmadık geliyor ki buna inanmakta veya bunu kabul etmekte zorlanabilirler. Bu kelime güçlü bir değerlendirme taşır. Unusual kelimesinden daha güçlüdür ve çoğu zaman şaşkınlık, inanmama veya onaylamama ifade eder.

Alıştırma

Birisi bir planın outlandish göründüğünü söylerse genellikle ne demek ister?

  1. Yalnızca biraz farklı görünüyor.
  2. Normal ve beklendiği gibi görünüyor.
  3. Son derece tuhaf ve kabul edilmesi zor görünüyor.
Cevabı göster

Son derece tuhaf ve kabul edilmesi zor görünüyor.

Riverside isn't a communist community. Anlatım akışı

2:54

Riverside komünist bir topluluk değil.

In fact,

2:57

Aslında,

people with many different political views live there.

2:58

orada çok farklı siyasi görüşlere sahip insanlar yaşıyor.

Anlatım akışı

isn't ... In fact, ...: yanlış bir düşünceyi düzeltmek

İlk cümle komünist topluluk etiketini reddeder. Ardından In fact, bu etiketi düzelten bilgiyi sunar: orada çok farklı siyasi görüşlere sahip insanlar yaşar. Bu, açık bir bilgi düzeni oluşturur: yanlış düşünceyi belirtmek, onu reddetmek ve ardından daha güçlü bir gerçek vermek. Burada In fact, gerçeğin farklı olduğunu gösterir; yalnızca başka bir ayrıntı eklemez.

Alıştırma

Düzeltmeyi dersteki bağlayıcı ifadeyle tamamlayın: The museum isn't closed. ____, it stays open until ten tonight.

Cevabı göster

In fact

But Daisy says that local people struggle with the idea that everything is shared. Öbek fiiller

3:02

Ancak Daisy, yerel halkın her şeyin paylaşılması fikrini benimsemekte zorlandığını söylüyor.

Öbek fiiller

struggle with the idea that...: bir fikri kabul etmekte zorlanmak

Bu cümlede struggle with the idea that..., bir fikri kabul etmekte veya anlamakta zorlanmak demektir. Buradaki struggle zihinsel bir zorluğu anlatır; fiziksel bir kavga değildir. that ile başlayan yan cümle fikrin içeriğini verir: everything is shared. Bu kalıp, birinin kabul etmekte zorlandığı başka inançları veya değişiklikleri de tanıtabilir.

Alıştırma

“Local people struggle with the idea that everything is shared” cümlesinde struggle with the idea ne anlama gelir?

  1. Başka biriyle fiziksel olarak kavga ediyorlar.
  2. Fikri hemen ve hiç zorlanmadan kabul ediyorlar.
  3. Fikri kabul etmekte veya anlamakta zorlanıyorlar.
Cevabı göster

Fikri kabul etmekte veya anlamakta zorlanıyorlar.

If you struggle with an idea,

3:08

Eğer bir fikirle 'struggle with' (zorluk çekiyorsanız),

you find it difficult to accept or think about it. Dilbilgisi

3:10

onu kabul etmeyi veya onun hakkında düşünmeyi zor buluyorsunuz demektir.

Dilbilgisi

find it difficult to...: biçimsel nesne olarak it

Bir eylemin size nasıl geldiğini söylemek için find + it + adjective + to + fiil kalıbını kullanın. find it difficult to... içinde it biçimsel nesnedir; belirli bir şeyi göstermez. Zor gelen eylem to’dan sonra belirtilir. to accept or think about ifadesinde accept ve think about aynı to’yu paylaşır. İngilizcede think sözcüğünden önce to’yu tekrarlamak gerekmez.

Alıştırma

Cümleyi find + it + adjective + to kalıbındaki biçimsel nesneyle tamamlayın: Owen finds ____ difficult to sleep when the room is bright.

Cevabı göster

it

Daisy also says some local people call Riverside outlandish,

3:13

Daisy ayrıca bazı yerel halkın Riverside'a 'outlandish' dediğini de söylüyor,

strange and unusual.

3:18

yani tuhaf ve alışılmadık.

Our second group of dreamers are a family,

3:20

İkinci hayalperest grubumuz bir aile,

the Zapps.

3:23

Zapp ailesi.

In 2000,

3:24

2000 yılında,

childhood sweethearts Herman and Candelaria Zapp bought a vintage car and set off from Argentina Notlar

3:25

çocukluk aşkı olan Herman ve Candelaria Zapp eski bir araba satın alıp Arjantin'den yola çıktılar,

Kelime

childhood sweethearts: genç yaşta başlayan bir aşk

Childhood sweethearts, romantik ilişkileri gençken başlayan iki kişiyi anlatır. Bu ifade genellikle ilişkinin yetişkinlikte de sürdüğünü düşündürür; ancak çok küçük çocuklarken çıkmaya başlamış olmaları gerekmez. Burada childhood sweethearts, ilişkilerini tanımlamak için iki ismin önünde kullanılmıştır. Bize onların yalnızca çocukken birbirini tanıyan insanlar değil, uzun süredir birlikte olan bir çift olduğunu anlatır.

Alıştırma

Childhood sweethearts olarak tanımlanan bir çifte en uygun açıklama hangisidir?

  1. Romantik ilişkileri gençken başladı.
  2. Çocukken sadece arkadaştılar.
  3. İlk kez yetişkin olduklarında tanıştılar.
Cevabı göster

Romantik ilişkileri gençken başladı.

Kelime

vintage car: klasik çekiciliği olan eski bir otomobil

Vintage car, dönemine özgü tarzı, geçmişi veya olası koleksiyon değeri nedeniyle beğenilen eski bir otomobildir. Vintage, olumlu bir klasik karakter duygusu katar; yalnızca aracın uzun zamandır var olduğunu söylemez. Bu cümlede vintage, yolcuların arabasını yıpranmış ya da kötü durumda değil, özgün ve eski tarz sahibi olarak sunar.

Alıştırma

Bir koleksiyoncu, eski bir otomobili dönemine özgü tasarımı ve özgün ayrıntıları nedeniyle beğeniyor. Hangi ifade en uygundur?

  1. a vintage car
  2. a used car
  3. an old car
Cevabı göster

a vintage car

to travel around the world with less than 3 and 1/2 thousand dollars in their pockets. Deyimler

3:32

ceplerinde 3,5 bin dolardan az parayla dünyayı gezmek için.

Öbek fiiller

set off: yolculuğa başlamak

Bu cümlede set off, “bir yolculuğa başlamak” veya “bir yere gitmek üzere ayrılmak” anlamındadır. Ayrılan kişiler Herman ve Candelaria olduğu için burada set off nesne almaz; from Argentina başlangıç noktasını belirtir. set off from + yer kalıbı, yolculuğun başlangıcına odaklanır. to travel around the world gibi bir amaç ifadesi, yolculuğun neden başladığını açıklayabilir.

Alıştırma

Cümleyi “bir yolculuğa başlamak” anlamındaki iki sözcüklü fiille tamamlayın: They ____ from the station at six.

Cevabı göster

set off

Deyimler

with less than ... dollars in their pockets: kullanılabilir paranın az olması

With less than 3 and 1/2 thousand dollars in their pockets, yolculuğun başlangıcındaki bir koşulu ekler: kullanabilecekleri para 3.500 dolardan azdı. with + miktar veya kaynak + in someone’s pocket(s) kalıbı, bir kişinin o anda sahip olduğu kaynakları gösterebilir. Buradaki in their pockets canlı bir anlatımdır ve mutlaka gerçek anlamda kullanılmaz. “Sahip oldukları” veya “harcayabilecekleri” anlamına gelebilir; böylece ifade sınırlı bütçelerini öne çıkarır.

Alıştırma

Bu cümlede with less than 3 and 1/2 thousand dollars in their pockets ifadesi temel olarak ne anlatıyor?

  1. Yolculuk için kullanabilecekleri para 3.500 dolardan azdı.
  2. Cepleri çok küçük olan pantolonlar satın almışlardı.
  3. Tüm paralarını arabanın içine saklamışlardı.
Cevabı göster

Yolculuk için kullanabilecekleri para 3.500 dolardan azdı.

22 years and three children later, Anlatım akışı

3:38

22 yıl ve üç çocuk sonra,

Anlatım akışı

22 years and three children later: sıkıştırılmış bir zaman atlaması

22 years and three children later, kısa ve yoğun bir ifadeyle hikâyeyi ileriye taşır. Süre, hikâyenin ne kadar ilerlediğini gösterirken three children o yıllarda gerçekleşen önemli bir yaşam değişikliğini ekler. Tekrar kullanılabilecek kalıp zaman aralığı ve/veya dönüm noktaları + later şeklindedir; ardından yeni zamandaki sonuç gelir. Buradaki later, kısa bir bekleyişten sonra değil, yaşamın bütün bir aşamasından sonra anlamındadır.

Alıştırma

Zaman aralığı ve dönüm noktası + later kalıbını tamamlayın: Three years and two schools ____, Noah finally found a class he loved.

Cevabı göster

later

they have visited over a hundred countries, Kelime

3:42

yüzden fazla ülkeyi ziyaret ettiler,

meeting with countless people and experiences on the way. Kalıp ifadeler

3:45

yolda sayısız insanla ve deneyimle karşılaştılar.

Kelime

over a hundred: 100'den fazla

over a hundred ifadesinde over, bir miktarın önüne gelir ve «daha fazla» anlamını taşır. Cümle, 100'den fazla ülke ziyaret ettiklerini söyler ancak kesin toplamı vermez. Bu sayısal kullanım haberlerde ve günlük tahminlerde yaygındır. over the bridge örneğindeki over sözcüğünün mekânsal anlamından farklıdır.

Alıştırma

over a hundred guests ne anlama gelir?

  1. Yaklaşık yüz misafir
  2. Yüzden az misafir
  3. Yüzden fazla misafir
Cevabı göster

Yüzden fazla misafir

Kalıp ifadeler

on the way: bir yolculuk veya süreç sırasında

Bu cümlede on the way, “yolculukları sırasında” anlamına gelir. Tanıştıkları insanları ve yaşadıkları deneyimleri seyahat sürecine yerleştirir; bunların fiziksel olarak bir yolun yüzeyinde olduğu anlamına gelmez. Bu ifade öğrenme, bir projeyi tamamlama veya büyüme gibi daha uzun bir süreçte meydana gelen şeyleri de anlatabilir.

Alıştırma

Bu cümlede on the way ne anlama gelir? We learned several useful lessons on the way.

  1. Yolculuk veya süreç sırasında
  2. Bir yolun yüzeyinde
  3. Birinin yolunu kapatarak
Cevabı göster

Yolculuk veya süreç sırasında

Here, Herman Zapp explains to BBC World Service's The Documentary

3:48

Herman Zapp, BBC World Service'in The Documentary programına,

how following his dream has changed him for the better. Kalıp ifadeler

3:53

hayalinin peşinden gitmenin onu nasıl daha iyiye doğru değiştirdiğini anlatıyor.

Kalıp ifadeler

changed him for the better: olumlu bir değişim

changed him for the better ifadesinde him değişimden etkilenen kişidir; for the better ise sonucun olumlu olduğunu belirtir. Hayalinin peşinden gitmek onu yalnızca farklı biri yapmamış, karakterini, bakış açısını veya yaşamını iyileştirmiştir. Yeniden kullanılabilen kalıp change + someone or something + for the better şeklindedir. Bir kişinin daha iyi hâle gelmesini veya bir durumun iyileşmesini anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi “olumlu yönde” anlamına gelen sabit ifadeyle tamamlayın: Caring for the dog changed Leo ____.

Cevabı göster

for the better

I am so happy with you Herman there is now that I I know now

3:57

Şu anda olduğum Herman ile o kadar mutluyum ki, şimdi anlıyorum ki

not the one who wanted to conquer the world, Notlar

4:01

dünyayı fethetmek isteyen değil,

Deyimler

to conquer the world: büyük hırsı anlatan bir mecaz

Conquer the world ifadesi kelime anlamıyla bütün dünyayı yenmek veya kontrol altına almak demektir. Burada gerçek bir savaşı anlatmaz; abartılı bir ifade olarak kişinin geçmişte büyük başarı, güç veya kontrol elde etme hayalini gösterir. Bu güçlü görüntü, o kişinin geçmişteki hâlini son derece hırslı ve kendine güvenli gösterir. Mecazi anlamı “her şeyde başarılı olmak” ile “her şeyi kontrol etmek” arasında değişebilir, ancak yalnızca bir hedefe sahip olmaktan her zaman çok daha güçlü duyulur.

Alıştırma

"After her first big success, she felt ready to conquer the world." cümlesindeki conquer the world ifadesi büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Her ülkeye seyahat etmek
  2. Gerçek bir savaşta bir orduya liderlik etmek
  3. Büyük bir başarı elde edip her zorluğu aşmak
Cevabı göster

Büyük bir başarı elde edip her zorluğu aşmak

but the one who was conquered by the world. Deyimler

4:03

dünya tarafından fethedilmiş olan kişiyim.

Dilbilgisi

not the one who..., but the one who...: ... olan değil, ... olan

not A, but B yapısı önce A'yı reddeder, ardından onun yerine B'yi koyar. but sonrasındaki bilgi ana noktadır: B, konuşanın yaptığı düzeltmeyi verir. Burada birbirine paralel iki the one who... ifadesi aynı kişinin iki farklı hâlini anlatır. İlki dünyayı kontrol etmek isterken ikincisi dünya tarafından değiştirilmiş veya daha alçakgönüllü hâle getirilmiştir. Etken anlatımdan edilgen anlatıma geçiş, kimlikteki değişimi özellikle belirgin kılar.

Alıştırma

Düzeltmeyi not A, but B ile tamamlayın: The trip was ____ a holiday, ____ a chance to learn.

Cevabı göster

not · but

Deyimler

was conquered by the world: edilgen bir metafor

Edilgen yapı was conquered by, conquer fiilinin alışılmış yönünü tersine çevirir: dünya kişi üzerinde etkide bulunur. Buradaki the world, onun karşılaştığı insanları, hikâyeleri ve deneyimleri temsil eder. Bu nedenle cümle, bir savaşta yenildiğini değil, bu deneyimlerin onu derinden değiştirdiğini söyler. Bu tersine dönüş, onu kontrol eden kişi konumundan etkilenen kişi konumuna taşır. Cümleye düşünceli ve alçakgönüllü bir ton verir.

Alıştırma

Bu cümlede was conquered by the world ne anlama geliyor?

  1. Bütün dünya onu bir savaşta yendi.
  2. Bütün ülkeleri kontrolü altına aldı.
  3. Deneyimleri onu derinden değiştirdi.
Cevabı göster

Deneyimleri onu derinden değiştirdi.

I learn so much from people.

4:06

İnsanlardan çok şey öğreniyorum.

And it's amazing how the more you meet people, Dilbilgisi

4:08

Ve ne kadar çok insanla tanışırsanız,

the more you know stories how much more humble you become

4:11

ne kadar çok hikâye bilirseniz o kadar alçakgönüllü olmanız inanılmaz bir şey

Dilbilgisi

the more ..., the more ... ile bağlantılı değişimler

Tekrarlanan the + comparative ..., the + comparative ... yapısı iki değişimin bağlantılı olduğunu gösterir: biri değiştikçe diğeri de değişir. Burada daha fazla insanla tanışmak ve daha fazla hikâye dinlemek, daha alçakgönüllü olmakla bağlantılıdır. Bu yapıda the sıradan bir tanımlık değildir. Konuşma cümlesi birkaç düşünceyi bir araya getirir. Açık ve yeniden kullanılabilir bir biçim şöyledir: The more people you meet and the more stories you hear, the more humble you become.

Alıştırma

Cümleyi tekrarlanan the more ... the more ... yapısıyla tamamlayın: ____ you practice speaking, ____ confident you become.

Cevabı göster

The more · the more

because you notice that you are a beautiful tiny piece of sand, Deyimler

4:13

çünkü güzel ve küçücük bir kum tanesi olduğunuzu fark ediyorsunuz,

but a very important piece of sand like everyone is, right? Ton ve niyet

4:19

ama herkes gibi çok önemli bir kum tanesi, değil mi?

Deyimler

a beautiful tiny piece of sand, but a very important piece of sand: küçük ama değerli

Konuşmacı tiny piece of sand ifadesini, devasa bir dünyadaki tek bir insanı anlatan bir imge olarak kullanıyor. Tiny insanı küçük gösterirken beautiful ve very important, küçük olmanın değersiz olmak anlamına gelmediğini gösteriyor. X, but Y yapısı, birbirine zıt görünebilecek iki düşünceyi bir araya getirir: çok daha büyük bir şeyin küçük bir parçası olabilir ve yine de önemli olabilirsin. Buradaki kum bir mecazdır, gerçek kum değildir.

Alıştırma

Bu cümlede vurgulanan kum mecazı ne anlama geliyor?

  1. Konuşmacı insanların gerçekten kumdan yapıldığına inanıyor.
  2. Yalnızca güçlü görünen insanlar önemlidir.
  3. Bir insan geniş dünyada küçük olabilir ama yine de değerli olabilir.
Cevabı göster

Bir insan geniş dünyada küçük olabilir ama yine de değerli olabilir.

Ton ve niyet

like everyone is, right?: düşünceyi herkese genişletmek ve onay istemek

like everyone is ifadesinde, is sözcüğünden sonraki bölüm söylenmez; çünkü önceki açıklamayı tekrar ederdi: everyone is a very important piece of sand. Böylece tam açıklama yeniden söylenmeden önemli olma düşüncesi herkese genişletilir. Sondaki right?, dinleyiciyi aynı fikirde olmaya veya ortak anlayışı doğrulamaya çağırır. Burada “öyle değil mi?” gibi çalışır; right, “doğru” anlamındaki sıfat değildir.

Alıştırma

'We all make mistakes, right?' cümlesinde konuşmacı right? ile ne yapıyor?

  1. Hangi yönün doğru olduğunu sormak.
  2. Dinleyiciyi söylenen düşünceye katılmaya davet etmek.
  3. Cümlenin dil bilgisini düzeltmek.
Cevabı göster

Dinleyiciyi söylenen düşünceye katılmaya davet etmek.

After many years traveling, Dilbilgisi

4:23

Yıllarca seyahat ettikten,

meeting new people, and hearing their stories,

4:24

yeni insanlarla tanıştıktan ve onların hikâyelerini dinledikten sonra,

Dilbilgisi

After many years traveling, meeting new people, and hearing their stories: bir sonuçtan önceki arka plan

Baştaki After öbeği, “bu işleri yaparak uzun yıllar geçirdikten sonra” anlamına gelir. Ana sonuçtan önceki zamanı ve deneyimi belirtir; tek başına yalnızca arka plan verir ve tam bir cümle oluşturmaz. traveling, meeting new people ve hearing their stories, -ing biçiminde sıralanmış üç eş görevli eylemdir. Üçü de o yıllarda olanları anlatır; dolayısıyla liste tek bir ortak arka plan oluşturur.

Alıştırma

work, learn ve save fiillerinin -ing biçimleriyle İngilizce cümleyi tamamlayın: After years ____, ____, and ____, Maya opened her own shop.

Cevabı göster

working · learning · saving

Herman is more humble, Kelime

4:28

Herman daha 'humble' (alçakgönüllü) olmuş,

not proud or arrogant.

4:30

kibirli veya gururlu değil.

Kelime

more humble, not proud or arrogant: tutumdaki bir değişim

humble burada kişiliği olumlu biçimde anlatan bir sıfattır: Herman kendisini diğer insanlardan daha önemli görmez. Bu cümlede yoksul ya da düşük sosyal konumda olmak anlamına gelmez. more humble, Herman'ı önceki hâliyle karşılaştırır. Eklenen not proud or arrogant ifadesi, kastedilen alçakgönüllülüğü açıklar; proud burada kişinin kendinden aşırı memnun olmasını, daha güçlü olan arrogant ise başkalarına karşı üstünlük taslayan bir tutumu anlatır.

Alıştırma

Bu cümlede Herman is more humble ne anlama gelir?

  1. Başkaları onu utandırdı.
  2. Kendini eskisine göre daha az önemli görmeye başladı.
  3. Daha yoksul hâle geldi.
Cevabı göster

Kendini eskisine göre daha az önemli görmeye başladı.

He no longer wants to conquer the world, Dilbilgisi

4:32

Artık dünyayı 'conquer the world' (fethetmek) istemiyor,

Dilbilgisi

Artık fethetmek istemiyor

No longer, geçmişte doğru olan bir şeyin artık doğru olmadığını belirtir. Burada kişi önceden dünyayı fethetmek istiyordu, fakat bu isteği artık sona ermiştir. Yaygın yapı özne + no longer + ana fiil şeklindedir. No longer wants to conquer ifadesinde no longer, wants fiilinden önce gelir; not long anlamına gelmez.

Alıştırma

Geçmişteki bir isteğin sona erdiğini gösteren iki kelimelik İngilizce ifadeyle cümleyi tamamlayın: She ____ wants to move abroad.

Cevabı göster

no longer

to control it by force. Kalıp ifadeler

4:35

onu zorla kontrol etmek istemiyor.

Kalıp ifadeler

Onu zor kullanarak kontrol etmek

Control it by force ifadesindeki it, the world sözüne gönderme yapar. By force ise barışçıl biçimde onay almak yerine şiddet kullanmak veya insanları kendi iradelerine karşı boyun eğmeye zorlamak demektir. By force, kontrolün nasıl sağlandığını belirtir. Burada to control it by force, conquer fiilinin bu cümledeki anlamını başka sözlerle açıklar.

Alıştırma

İngilizce "The soldiers took the building by force" cümlesinde by force ne anlama gelir?

  1. Herkesten kibarca rica ederek
  2. Şiddet veya zorlama kullanarak
  3. Fiziksel kuvveti ölçerek
Cevabı göster

Şiddet veya zorlama kullanarak

Rather, Anlatım akışı

4:36

Bunun yerine,

he has been conquered by his experiences.

4:37

deneyimleri tarafından fethedilmiş.

Anlatım akışı

Rather, ... ile önceki bir düşünceyi düzeltme

Cümle başındaki Rather, az önce söylenen bir düşünceyi reddeder ya da düzeltir ve konuşanın kabul edilmesini istediği açıklamayı getirir. Önceki düşünce onun dünyayı fethedeceğidir; Rather mantığın yönünü tersine çevirir: onu fetheden, yaşadığı deneyimlerdir. Bu kullanımda Rather, 'onun yerine' ya da 'aksine' anlamındadır; 'oldukça' anlamına gelmez. Virgül, sözcüğün düşünceler arasında bağlantı kuran bir geçiş ifadesi olduğunu gösterir.

Alıştırma

Örnek cümlede Rather ne işe yarıyor?

  1. Zamansal olarak bir sonraki olayı tanıtır.
  2. Cümlenin doğru olup olmadığı konusunda belirsizlik gösterir.
  3. Önceki bir düşünceyi daha doğru ve karşıt bir açıklamayla değiştirir.
Cevabı göster

Önceki bir düşünceyi daha doğru ve karşıt bir açıklamayla değiştirir.

Herman compares himself to a beautiful but tiny piece of sand Kalıp ifadeler

4:40

Herman kendisini güzel ama minicik bir kum tanesine benzetiyor

Kalıp ifadeler

compare oneself to ...: kendini bir imgeyle anlatmak

Compare oneself to someone or something, kişinin kendisini o kişiye ya da şeye benzer şekilde anlatmasıdır. Örnekte Herman, kendisini nasıl gördüğünü anlatan bir imge olarak küçücük bir kum tanesini kullanır. Dönüşlülük zamiri özneyle eşleşmelidir: Herman compares himself, I compare myself ve she compares herself. Yapı, özne + compare + dönüşlülük zamiri + to + imge şeklindedir.

Alıştırma

Compare oneself to yapısını geniş zamanda kullanarak cümleyi tamamlayın: Nora ____ a growing tree.

Cevabı göster

compares herself to

and uses the phrase a grain of sand Deyimler

4:45

ve 'a grain of sand' (bir kum tanesi) ifadesini kullanıyor

Deyimler

a grain of sand: daha büyük bir bütünün küçücük parçası

A grain of sand kelime anlamıyla tek bir küçük kum tanesidir. Herman burada bu ifadeyi, çok daha büyük bir dünyanın içindeki çok küçük bir bireyin benzetmesi olarak kullanıyor. Bu görüntü iki düşünceyi aynı anda taşıyabilir: tek bir kum tanesi kendi başına önemsiz görünebilir, ancak birçok kum tanesi bir kumsal oluşturur. Bu yüzden ifade hem küçüklüğü hem de bir bütünün parçası olmayı anlatabilir.

Alıştırma

Bu bağlamda a grain of sand neyi anlatıyor?

  1. Küçük olsa da daha büyük bir bütünün parçası olan birey
  2. Toprağın altında saklanan büyük bir tehlike
  3. Bir kumsala sahip olmak isteyen kişi
Cevabı göster

Küçük olsa da daha büyük bir bütünün parçası olan birey

to describe things which are insignificant in themselves, Kalıp ifadeler

4:48

kendi başlarına önemsiz olan,

Kalıp ifadeler

insignificant in themselves: şeyleri kendi başlarına değerlendirmek

In themselves, “kendi başlarına değerlendirildiklerinde” veya “kendi özellikleri bakımından” anlamına gelir. İfade yargının bakış açısını sınırlar: Bu şeyler ayrı ayrı önemsiz olabilir, ancak daha büyük bir bütün içindeki rolleri önemli olabilir. Themselves, çoğul isim olan things sözcüğüne gönderme yapar. Dönüşlülük zamirleri insanlarla birlikte nesneleri de gösterebilir; dolayısıyla bu kullanım nesneleri canlıymış gibi göstermez.

Alıştırma

Cümleyi “ayrı ayrı değerlendirildiğinde” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: The details seem unimportant ____, but together they make the story believable.

Cevabı göster

in themselves

but at the same time are an important part of the whole. Notlar

4:51

ancak aynı zamanda bütünün önemli bir parçası olan şeyleri tanımlamak için.

Anlatım akışı

at the same time: görünüşte karşıt iki yargıyı bağlamak

Burada at the same time, iki eylemin aynı anda gerçekleştiğini söylemez. Zıt yönlere gidiyormuş gibi görünen ama ikisi de doğru olan iki betimlemeyi birbirine bağlar. but ifadesinden sonra düşünceyi dengeleyen noktayı ekler: Bir şey küçük veya önemsiz görünebilir ve yine de daha büyük bir bütünün önemli bir parçası olabilir. Bu kalıp dengeli ya da çok yönlü bir bakış sunmaya yardımcı olur.

Alıştırma

Örnekte at the same time nasıl bir işlev görüyor?

  1. Farklı görünen ama yine de doğru olan ikinci bir yargı ekler.
  2. İki eylemin tam olarak aynı anda gerçekleştiğini söyler.
  3. İlk yargının artık doğru olmadığını gösterir.
Cevabı göster

Farklı görünen ama yine de doğru olan ikinci bir yargı ekler.

Kalıp ifadeler

an important part of the whole: bir parçayı daha büyük bir bütünle ilişkilendirmek

an important part of the whole ifadesi, bir kişiyi ya da şeyi daha büyük ve eksiksiz bir birimin içine yerleştirir. part küçük öğeyi, the whole ise bütün parçaların oluşturduğu tamamı adlandırır. Daha büyük birim bir takım, plan, sistem, hikâye veya başka bir tam yapı olabilir. Bağlam bu yapının ne olduğunu zaten gösteriyorsa isim tekrarlanmadan yalnızca the whole kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümle bir oyuncunun takımın tamamı içinde önemli olduğunu doğru biçimde söyler?

  1. Each player is an important part of the whole team.
  2. Each player is an important part from the whole team.
  3. Each player is an important hole in the whole team.
Cevabı göster

Each player is an important part of the whole team.

Daisy and Herman are rare examples of dreamers who followed their dream and found a happy life lived without regret. Kalıp ifadeler

4:55

Daisy ve Herman, hayallerinin peşinden giden ve pişmanlık duymadan mutlu bir yaşam süren nadir hayalperest örnekleri.

Kalıp ifadeler

rare examples of dreamers who followed their dream: hayalinin peşinden giden hayalperestlerin nadir örnekleri

rare examples of + çoğul grup adı kalıbı, insanları veya nesneleri o grubun alışılmadık üyeleri olarak gösterir. Burada Daisy ve Herman, hayalperestler arasında sıra dışı örnekler olarak sunulur. who ile başlayan yan cümle dreamers sözcüğünü niteler ve onları farklı kılan özelliği açıklar: Hayallerini yalnızca düşünmekle kalmayıp gerçekleştirmek için harekete geçtiler. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp rare examples of + insanlar + who + ayırt edici eylem biçimindedir.

Alıştırma

rare examples of ... who ... yapısını kullanarak nadir görülen bir insan türünü doğru biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. They are examples rare of athletes returned to competition after serious injuries.
  2. They are rare examples who athletes returned to competition after serious injuries.
  3. They are rare examples of athletes who returned to competition after serious injuries.
Cevabı göster

They are rare examples of athletes who returned to competition after serious injuries.

Kalıp ifadeler

found a happy life lived without...: ... olmadan yaşanan mutlu bir hayat bulmak

found a happy life ifadesindeki found, mutlu hissettiren bir yaşam biçimine kavuşmak veya böyle bir yaşam kurmak anlamına gelir; fiziksel bir nesne bulmayı anlatmaz. lived without ... sözleri life sözcüğünü niteler ve bu hayatın nasıl yaşandığını anlatır. Dil bilgisi bakımından bunlar, ‘bir şey olmadan yaşanmış bir hayat’ anlamına gelen geçmiş zaman ortacı yapısıdır. Tam düşüncede bu şey regret, yani ‘pişmanlık’tır. Buradaki lived, found ile eş görevli ikinci bir ana fiil değildir.

Alıştırma

a happy life lived without regret ifadesinde lived without regret ne görev yapar?

  1. Birinin life sözcüğünü keşfettiği anlamına gelir.
  2. Life sözcüğünü niteler ve o hayatın nasıl yaşandığını açıklar.
  3. Kendi öznesi olan ikinci bir tam ana fiildir.
Cevabı göster

Life sözcüğünü niteler ve o hayatın nasıl yaşandığını açıklar.

Which reminds me of your question, Neil. Anlatım akışı

5:03

Bu bana senin sorunu hatırlattı, Neil.

Anlatım akışı

Konuşmada geçiş için Which reminds me of...

Cümlenin başındaki Which, tek bir sözcüğe değil, az önce söylenen düşüncenin tamamına gönderme yapar. Önceki bu düşünce konuşmacıya Neil'ın sorusunu hatırlatır. Which reminds me of... konuşmada bir köprü görevi görür: mevcut konuyu daha önceki bir soruya veya bağlantılı başka bir konuya bağlar.

Alıştırma

Örnekte Which ne işe yarıyor?

  1. Neil'dan sorusunu tekrarlamasını ister.
  2. Mevcut düşünceyi Neil'ın daha önceki sorusuna bağlar.
  3. Yalnızca question sözcüğüne gönderme yapar.
Cevabı göster

Mevcut düşünceyi Neil'ın daha önceki sorusuna bağlar.

Yes, I asked about Bronnie Ware's book

5:05

Evet, Bronnie Ware'in kitabı hakkında sormuştum

The Top Five Regrets of the Dying.

5:08

Ölmeden Önce En Çok Pişman Olunan 5 Şey.

What do you think the number one regret was, Beth?

5:11

Sence bir numaralı pişmanlık neydi, Beth?

I guessed it was B,

5:14

B olduğunu tahmin etmiştim,

not following your dreams.

5:16

hayallerinin peşinden gitmemek.

Which was the right answer.

5:17

Doğru cevap buydu.

Not having the courage to follow your dreams was listed as the top life regret. Notlar

5:20

Hayallerinin peşinden gitme cesaretini gösterememek, hayattaki en büyük pişmanlık olarak listelenmiş.

Dilbilgisi

Özne olarak Not having the courage to...

Not having the courage to follow your dreams olumsuz bir gerund öbeğidir. having biçimindeki -ing eki, “hayallerinin peşinden gidecek cesarete sahip olmama” düşüncesinin tamamını isim gibi kullanılabilen bir yapıya dönüştürür. Burada öbeğin tamamı was listed yükleminin öznesidir. Hayattaki en büyük pişmanlık olarak değerlendirilen durumu adlandırır; şimdiki zamanın devam biçimi değildir.

Alıştırma

Cümleyi have fiilinin olumsuz gerund biçimiyle tamamlayın: ____ the courage to speak up was her only regret.

Cevabı göster

Not having

Kelime

was listed as the top life regret: bir sıralama sonucunu aktarma

was listed as the top life regret ifadesindeki was listed as edilgen bir yapıdır: bir anket veya sıralama, hayallerinin peşinden gitme cesaretine sahip olmamayı belirli bir kategoriye ya da sıraya yerleştirmiştir. Listeyi yapan kişi veya kuruluş belirtilmez. Bir şeyin resmî olarak nasıl sınıflandırıldığını aktarmak için be listed as + kategori veya sıralama kullanılır. Burada the top life regret, «hayattaki bir numaralı pişmanlık» anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi «resmî olarak sıralandı veya sınıflandırıldı» anlamındaki edilgen ifadeyle tamamlayın: In the survey, the town ____ the safest place to live.

Cevabı göster

was listed as

At least we have people like Daisy and Herman to remind us dreams can come true. Notlar

5:26

En azından bize hayallerin gerçekleşebileceğini hatırlatan Daisy ve Herman gibi insanlarımız var.

Ton ve niyet

At least: rahatlatıcı bir yönü belirtme

Burada At least en düşük sayıyı belirtmez. Cesaret kırıcı bir düşüncenin ardından iyi veya rahatlatıcı bir gerçeği öne çıkarır: Daisy ve Herman gibi insanlar, hayallerin gerçekleşebileceğini gösterir. Bu kullanım, “Genel durum kötü olabilir ama bu kısmı olumlu” anlamına gelir. Sorun ortadan kalkmış gibi davranmadan tonu teselliye veya umuda çevirir.

Alıştırma

Bu cümlede At least ne işe yarıyor: At least we have people like Daisy and Herman to remind us dreams can come true?

  1. Hayallerin gerçekleşme olasılığının daha düşük olduğunu söyler.
  2. Ciddi bir konunun ardından rahatlatıcı, olumlu bir yön sunar.
  3. Gerekli en düşük insan sayısını verir.
Cevabı göster

Ciddi bir konunun ardından rahatlatıcı, olumlu bir yön sunar.

Dilbilgisi

remind us (that) dreams can come true: that sözcüğünün isteğe bağlı olduğu içerik yan cümlesi

to remind us dreams can come true ifadesinde us, hatırlatmanın yöneldiği kişiyi; dreams can come true ise hatırlatılan düşünceyi belirten içerik yan cümlesini gösterir. Burada yan cümleyi başlatan that isteğe bağlıdır. remind us that dreams can come true diyebilir veya altyazıdaki gibi that sözcüğünü atabilirsiniz. Kullanılabilir kalıp remind + kişi + (that) yan cümlesidir.

Alıştırma

“Her story reminds us small steps matter,” cümlesinde “small steps matter” ne işe yarar?

  1. Hikâyenin bize hatırlattığı düşünceyi belirtir.
  2. Hatırlayıp yapmamız gereken bir eylemi söyler.
  3. Story sözcüğünü açıklar.
Cevabı göster

Hikâyenin bize hatırlattığı düşünceyi belirtir.

Okay, let's recap the vocabulary from this program, Anlatım akışı

5:31

Pekâlâ, bu programdaki kelimeleri tekrarlayalım,

Anlatım akışı

let's recap the vocabulary: kelime tekrarına geçiş

Let's recap the vocabulary, ana içerikten kısa bir gözden geçirmeye geçildiğini belirtir. Let's bir sonraki adımı birlikte yapmayı önerirken recap daha önce öğretilen veya konuşulanları kısaca gözden geçirmek anlamına gelir. Bu ifade programı dinleyiciler için düzenler: Bir sonraki bölümün yeni bir konuya başlamayacağını veya her şeyi bütünüyle tekrarlamayacağını, önemli kelimeleri bir araya getireceğini bildirir.

Alıştırma

“Let's recap the vocabulary” ifadesinin temel düzenleme işlevi nedir?

  1. Dinleyiciyi önceki kelimelerin kısa bir tekrarına geçirir.
  2. Önceki içerikle ilgisi olmayan tamamen yeni bir konu tanıtır.
  3. Dinleyiciden her ayrıntıyı en baştan tekrarlamasını ister.
Cevabı göster

Dinleyiciyi önceki kelimelerin kısa bir tekrarına geçirir.

starting with utopia,

5:34

'utopia' (ütopya) ile başlıyoruz,

a perfect world where everyone is happy.

5:36

herkesin mutlu olduğu kusursuz dünya.

If you struggle with an idea,

5:39

Bir fikirle 'struggle with' oluyorsanız,

you find it difficult to accept.

5:41

onu kabul etmekte zorlanıyorsunuz demektir.

The adjective outlandish means strange and unusual.

5:43

'Outlandish' sıfatı tuhaf ve alışılmadık anlamına gelir.

To conquer something means to control it by force.

5:48

Bir şeyi 'conquer' (fethetmek), onu zorla kontrol etmek demektir.

Someone who is humble is not proud or arrogant.

5:51

'Humble' (alçakgönüllü) biri, gururlu veya kibirli değildir.

And finally,

5:55

Ve son olarak,

the phrase a grain of sand describes something which is both insignificant yet somehow important.

5:55

'a grain of sand' (bir kum tanesi) ifadesi hem önemsiz ama bir şekilde önemli olan bir şeyi tanımlar.

Once again,

6:02

Bir kez daha,

our six minutes are up. Deyimler

6:03

altı dakikamızın sonuna geldik.

Deyimler

our six minutes are up: ayrılan süre sona erdi

our six minutes are up ifadesinde up, bir sürenin sona erdiğini veya tamamen kullanıldığını belirtir. Programa ayrılan altı dakika bitmiştir, dolayısıyla durma zamanı gelmiştir. time ile Time is up veya Our time is up kullanılır. six minutes gibi çoğul bir süre özne olduğunda are kullanılır: Our six minutes are up.

Alıştırma

Ayrılan sürenin sona erdiğini belirten ifadeyle cümleyi tamamlayın: Our time ____, so please stop writing.

Cevabı göster

is up

Bye for now. Ton ve niyet

6:05

Şimdilik hoşça kalın.

Ton ve niyet

Bye for now: dostça ve geçici bir veda

Bye for now, bir konuşmayı şimdilik dostça bitirmenin bir yoludur. For now, “şimdilik” veya “şu an için” anlamına gelir; bu nedenle vedalaşma geçici duyulur ve çoğu zaman tekrar konuşulabileceğini düşündürür. Yalnızca Bye demeye kıyasla, son bir veda yerine “şimdilik burada duruyoruz” duygusunu ekler.

Alıştırma

Bye for now en doğal olarak ne anlatır?

  1. Konuşmayı bitirmeden birinden beklemesini istemek.
  2. Ciddi bir biçimde sonsuza dek vedalaşmak.
  3. Konuşmayı şimdilik dostça bitirmek ve daha sonra yeniden iletişim kurma olasılığını açık bırakmak.
Cevabı göster

Konuşmayı şimdilik dostça bitirmek ve daha sonra yeniden iletişim kurma olasılığını açık bırakmak.

Goodbye.

6:05

Hoşça kalın.

Six Minute English from the BBC.

6:07

BBC'den Six Minute English.