Çinli Dışlama Yasasının karanlık tarihi - Robert Chang: İngilizce çalışma notları
TED-Ed
Video özeti: Video, Chae Chan Ping’in ABD’nin dışlayıcı göç yasalarına karşı verdiği hukuk mücadelesini izliyor ve Yüksek Mahkemenin ulusal güvenliğe dayalı gerekçesinin, sınır dışı edilmesinden sonra da göçmen haklarını etkileyen bir emsal oluşturduğunu açıklıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. After 12 years living in California, — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: After ile başlayan öndeki ifadenin, ana olay anlatılmadan önce geçmiş deneyimin ne kadar sürdüğünü nasıl belirttiğini anlayabilirsiniz. Bu kalıp, biyografilerde, tarih anlatılarında ve kişisel hikâyelerde olayları yalnızca then ile bağlamak yerine zaman çizgisini açık biçimde kurmanızı sağlar. 2. But arguably even more important than the court's racist ruling was the logic — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: Bu karşılaştırmalı yapı, odağı zaten ciddi olan mahkeme kararından onu destekleyen mantığa kaydırır. Konuşmacının tartışmadaki önceliği ne zaman yeniden tanımladığını fark etmenize ve daha temel ya da sonuçları daha kapsamlı bir meseleyi öne çıkaran savlar kurmanıza yardımcı olur. 3. was finally repealed / after it was enacted. — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: Bir yasayı resmen yürürlükten kaldıran repeal ile yasayı kabul edip yürürlüğe koyan enact arasındaki farkı öğrenebilirsiniz. Bu karşıtlık, bir yasanın tüm yaşam döngüsünü anlatmayı ve hukuki ya da tarihî zaman çizelgelerini doğru yorumlamayı sağlar.
Bu derste
Chinese citizen Chae Chan Ping was ready for a visit home.
0:12Çin vatandaşı Chae Chan Ping memleketini ziyaret etmeye hazırdı.
After 12 years living in California: After + süre + V-ing
After 12 years living in California, ana cümleden önce uzun bir zaman aralığını arka plan olarak verir. Sonraki olayın Kaliforniya'da 12 yıl yaşanan bir dönemin ardından gerçekleştiğini belirtir. Burada living in California cümlenin ana fiili değildir. Bu 12 yılın nasıl geçirildiğini açıklar. Kısa After + süre + V-ing kalıbı, uzun bir deneyimi sonraki olaydan önce vermeyi sağlar.
Alıştırma
Altı ay boyunca yapılan etkinliği göstermek için cümleyi train fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: After six months ____, she entered her first competition.
Cevabı göster
training
He procured the necessary documents for his departure and return journey Kelime
0:17Ayrılışı ve dönüş yolculuğu için gerekli belgeleri tedarik etti
procured the necessary documents: gerekli belgeleri resmi biçimde temin etmek
Procured the necessary documents, gerekli belgeleri elde etti veya temin etti anlamına gelir ve genellikle biraz çaba, düzenleme ya da resmi bir süreç içerir. Bu seyahat bağlamında, gidiş ve dönüş için gerekli belgelerin hazır olmasını sağladığını belirtir. Procured, got sözcüğünden daha resmidir. Bir şeyin başarıyla elde edildiğini ifade eder ancak belgelerin satın alındığını tek başına belirtmez.
Alıştırma
Bu bağlamda procured the necessary documents ifadesinin en yakın anlamı nedir?
- belgeleri çöpe attı
- belgeleri hafızasından yazdı
- gerekli belgeleri resmi bir süreç yoluyla elde etti
- belgeleri okumak için para ödedi
Cevabı göster
gerekli belgeleri resmi bir süreç yoluyla elde etti
and set sail for China, where he spent the next year reconnecting with friends and family. Kalıp ifadeler
0:21ve ertesi yılını arkadaşları ve ailesiyle yeniden bağ kurarak geçirdiği Çin'e yelken açtı.
set sail for China: set sail for + varış noktası
set sail for China ifadesinde set sail, “gemiyle bir yolculuğa başlamak” anlamında bir fiil öbeğidir; for ise varış noktasını belirtir. Aktarılabilir kalıp set sail for + yer şeklindedir. Ayrılışı deniz yolculuğunun başlangıcı olarak anlatır ve çoğu zaman gezi anlatısı ya da tarihî anlatı havası taşır.
Alıştırma
Cümleyi “deniz yoluyla ... yönüne doğru yola çıktı” anlamındaki kalıpla tamamlayın: At dawn, the research ship ____ Alaska.
Cevabı göster
set sail for
But when he returned to San Francisco on October 8th, 1888,
0:27Ancak 8 Ekim 1888'de San Francisco'ya döndüğünde,
Ping and his fellow immigrant passengers were forbidden to disembark. Kelime
0:31Ping ve beraberindeki göçmen yolcuların karaya çıkması yasaklandı.
were forbidden to disembark: be forbidden to + fiil
Were forbidden to disembark, be forbidden to + fiil edilgen kalıbını kullanır: Bir yetkili veya kural, yolcuların inmesine izin vermemiştir. Edilgen yapı, yasağı kimin koyduğuna değil, kısıtlamaya ve bundan etkilenen yolculara odaklanır. Disembark, “bir gemiden veya uçaktan inmek” anlamına gelen resmî bir ulaşım fiilidir. Bu cümlede yolcuların gemiden ayrılıp karaya çıkmasına izin verilmediğini anlatır.
Alıştırma
Hangi cümle, dışarıdan gelen bir kuralın yolcuların gemiden inmesini engellediğini söyler?
- The passengers disembarked without permission.
- The passengers were forbidden to disembark.
- The passengers were unable to disembark because the door was stuck.
- The passengers refused to disembark.
Cevabı göster
The passengers were forbidden to disembark.
Just days earlier, President Grover Cleveland had signed the Scott Act, Kültür
0:35Sadece günler önce, Başkan Grover Cleveland Scott Yasası'nı imzalamış,
the Scott Act: yeniden girişi etkileyen bir yasa
the Scott Act, 1888'de yürürlüğe giren bir ABD federal yasasının adıdır. Bu başlıktaki Act, yasama organının kabul ettiği bir yasa anlamına gelir; bir eylem ya da tiyatro perdesi anlamına gelmez. Bu bağlamda yasa, daha önce yeniden giriş belgeleri almış olsalar bile ABD dışında bulunan Çinli işçilerin ülkeye dönmesini engelledi. Bu arka plan, söz konusu belgelerin neden birdenbire hukuki geçerliliğini kaybettiğini açıklar.
Alıştırma
Bu cümlede the Scott Act ifadesindeki Act ne anlama geliyor?
- Bir tiyatro oyununun bir perdesi
- Başkanın halka açık bir gösterisi
- Yeniden girişi etkileyen belirli bir ABD yasası
- Scott'ın bizzat yaptığı bir eylem
Cevabı göster
Yeniden girişi etkileyen belirli bir ABD yasası
which invalidated the legal documents allowing their re-entry to the United States. Kelime
0:41ve bu yasa, onların Amerika Birleşik Devletleri'ne yeniden girişlerine izin veren yasal belgeleri geçersiz kılmıştı.
invalidated the legal documents: hukuki geçerliliği ortadan kaldırmak
invalidated the legal documents ifadesindeki invalidated, “belgelerin hukuken geçerli olmasını sona erdirdi” anlamına gelir. Fiziksel belgeler hâlâ mevcut olabilirdi, ancak yasa artık bu belgeleri yeniden giriş hakkı veren belgeler olarak tanımıyordu. Yapı invalidate + nesne şeklindedir: yasa, karar veya kusur gibi bir etken, daha önce geçerli olan bir şeyin geçerliliğini ortadan kaldırır. Odak fiziksel durum değil, resmî geçerliliktir.
Alıştırma
Hangi durum "the rule invalidated the documents" ifadesini en iyi açıklar?
- Belgeler başka bir dile çevrildi.
- Belgeler yalnızca üzerlerinde yazılı son geçerlilik tarihine ulaştı.
- Belgeler yırtıldı, ancak hukuken geçerli kalmaya devam ediyor.
- Belgeler hâlâ mevcut, ancak kural onların hukuki gücünü ortadan kaldırdı.
Cevabı göster
Belgeler hâlâ mevcut, ancak kural onların hukuki gücünü ortadan kaldırdı.
re-entry to the United States: Amerika Birleşik Devletleri'ne yeniden giriş
Bu cümlede re-entry to the United States, ülkeden ayrıldıktan sonra Amerika Birleşik Devletleri'ne yeniden girmek anlamına gelir. Çevredeki ifadeler yasal belgelerle ilgili olduğu için burada özellikle ulusal sınırı yeniden geçmeye yönelik yasal izin veya uygunluk kastedilir. re- ön eki “yeniden” anlamına gelir ve entry bir isimdir. re-entry to + yer kalıbı, o yere yeniden girme eylemini adlandırır; bunun sıradan bir yeniden giriş mi yoksa resmî bir sınır kabulü mü olduğunu bağlam belirler.
Alıştırma
Sınır kontrolü bağlamında permission for re-entry to the country ne anlama gelir?
- Ülkeden ayrıldıktan sonra yeniden giriş izni
- Ülkeden ilk kez ayrılma izni
- Yalnızca ülke içinde seyahat etme izni
- Kayıp pasaportu değiştirme izni
Cevabı göster
Ülkeden ayrıldıktan sonra yeniden giriş izni
This policy threatened to separate families and deprive Chinese immigrants of their homes and livelihoods. Notlar
0:46Bu politika, aileleri ayırma ve Çinli göçmenleri evlerinden ve geçim kaynaklarından mahrum bırakma tehdidinde bulunuyordu.
policy threatened to separate families: politika aileleri ayırma riski oluşturuyordu
policy threatened to separate families ifadesindeki threatened to, sözlü bir tehdidi anlatmaz. policy öznesi insan olmadığı için bu ifade, politikanın ailelerin ayrılmasına yol açabilecek ciddi bir risk oluşturduğu anlamına gelir. İnsan olmayan özne + threaten to + fiilin yalın hâli yapısı, olası zararlı sonuçlardan söz ederken yaygındır. Kesinliği değil tehlikeyi belirtir: ailelerin ayrılması korkulan bir sonuçtu, ancak bu ifade tek başına bunun gerçekten olup olmadığını söylemez.
Alıştırma
Cümleyi threaten to yapısının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The wildfire ____ destroy several homes.
Cevabı göster
threatened to
deprive Chinese immigrants of ...: deprive someone of something kalıbı
deprive Chinese immigrants of their homes and livelihoods ifadesinde deprive, deprive + kişi + of + şey kalıbını izler. Chinese immigrants etkilenen kişileri, their homes and livelihoods ise kaybedebilecekleri şeyleri gösterir. of edatı zorunludur. Burada deprive, önemli bir şeyi elinden almak veya ona erişimi engellemek anlamına gelir. Livelihoods, insanların geçinmek için para kazanma yollarını ifade eder.
Alıştırma
deprive someone of something kalıbını tamamlayın: The new rule deprived families ____ essential services.
Cevabı göster
of
Ping challenged the ruling, beginning a legal battle for the rights of thousands of Chinese immigrants. Notlar
0:53Ping karara itiraz ederek binlerce Çinli göçmenin hakları için yasal bir mücadele başlattı.
challenged the ruling: challenge fiilinin hukuki anlamı
challenged the ruling ifadesinde challenge, hukuki bir karara resmî olarak karşı çıkmak veya kararın değiştirilmesini sağlamaya çalışmak anlamına gelir. Ruling, özellikle bir mahkemenin verdiği resmî karardır. Bu anlamda challenge, birini yarışmaya davet etmek değildir.
Alıştırma
“The company challenged the ruling in court,” cümlesinde challenged the ruling ne anlama gelir?
- Hukuki karara resmî olarak karşı çıktı.
- Kararı kelimesi kelimesine yazdı.
- Hâkimi yarışmaya davet etti.
- Hukuki kararı itiraz etmeden kabul etti.
Cevabı göster
Hukuki karara resmî olarak karşı çıktı.
a legal battle for the rights of: bir grubun hakları için hukuki mücadele
a legal battle ifadesi, bir davayı veya hukuki anlaşmazlığı uzun ve zorlu bir mücadele olarak sunar. Buradaki battle mecazdır; silahlı çatışma anlamına gelmez. For the rights of, hukuki eylemin haklarını korumayı veya güvence altına almayı amaçladığı kişileri belirtir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp a legal battle for the rights of + grup şeklindedir.
Alıştırma
Bir grubun haklarını korumaya yönelik ciddi bir hukuki mücadele anlamındaki tam ifadeyle cümleyi tamamlayın: The organization began ____ migrant farmworkers.
Cevabı göster
a legal battle for the rights of
But his case inspired an even more controversial policy that continues to impact immigrants around the globe. Anlatım akışı
0:59Ancak onun davası, dünya çapındaki göçmenleri etkilemeye devam eden, çok daha tartışmalı bir politikaya ilham verdi.
case inspired ... policy that continues to impact ...: bir davadan kalıcı politika etkisine
Bu bölüm, tek bir davadan çok daha büyük bir kurumsal sonuca geçer. Case başlangıç noktasıdır, inspired ... policy sonucu ortaya koyar ve that continues to impact ... ilgi cümleciği bu sonucu zaman ve mekân bakımından genişletir. Burada inspired, “tetikledi” veya “ortaya çıkmasına katkıda bulundu” anlamındadır; “birine olumlu motivasyon verdi” anlamına gelmez. Even more, tartışma düzeyinin arttığını; continues to ise politikanın etkilerinin henüz sona ermediğini gösterir. Bu dava → politika → devam eden etki yapısı tarih anlatılarında yaygındır.
Alıştırma
Cümle bilgiyi hangi yapıyla düzenliyor?
- Bir kişinin günlük yaşamı hakkında birbiriyle ilgisiz üç ayrıntı verir.
- Bir adliye binasının fiziksel tasarımını açıklar.
- Tek bir davadan daha geniş bir politikaya, ardından bu politikanın devam eden küresel etkilerine geçer.
Cevabı göster
Tek bir davadan daha geniş bir politikaya, ardından bu politikanın devam eden küresel etkilerine geçer.
Discrimination against Chinese immigrants had begun decades earlier, Dilbilgisi
1:07Çinli göçmenlere yönelik ayrımcılık, on yıllar önce,
had begun decades earlier: bir olayı geçmişteki daha sonraki bir noktadan önceye yerleştirmek
Had begun, had + geçmiş zaman ortacı begun yapısından oluşan past perfect biçimidir. Başlangıcın, çevredeki tarihsel anlatının belirlediği daha sonraki başka bir geçmiş noktadan önce gerçekleştiğini gösterir. Decades earlier, bu sonraki noktadan ne kadar geriye gidildiğini belirtir. had begun decades earlier ifadesi birlikte zaman çizgisini daha eski bir arka plana taşır; ayrımcılığın anlatının ana geçmiş anında başladığını söylemez.
Alıştırma
Cümleyi begin fiilinin past perfect biçimiyle tamamlayın: By the time the museum opened, construction ____ years earlier.
Cevabı göster
had begun
when the California Gold Rush created a massive demand for labor. Notlar
1:11Kaliforniya Altına Hücumu büyük bir iş gücü talebi yarattığında başlamıştı.
the California Gold Rush: iş gücü talebinin ardındaki tarihsel olay
California Gold Rush, altının keşfedilmesinin çok sayıda insanı Kaliforniya'ya çektiği, 1848'de başlayan dönemdi. Bunun yol açtığı büyüme; madencilik, ulaşım, inşaat, yiyecek ve diğer hizmet alanlarında çalışan ihtiyacını artırdı. Bu cümlede ad, iş gücü talebinin tarihsel nedenini verir ve Çin'den gelenler dâhil göçmenlerin çalışmak için neden Kaliforniya'ya gittiğini anlamaya yardımcı olur. Gold rush, insanların altın aramak için bir bölgeye hızla akın etmesini anlatan yerleşik bir terimdir; yarış veya kısa mesafe koşusu değildir.
Alıştırma
California Gold Rush burada neyi ifade ediyor?
- Maden işçileri işe almak için oluşturulmuş modern bir program
- 1848'de başlayıp çok sayıda insanın altın aramak için Kaliforniya'ya gittiği olay
- Ödülü altın olan bir Kaliforniya koşu yarışı
Cevabı göster
1848'de başlayıp çok sayıda insanın altın aramak için Kaliforniya'ya gittiği olay
created a massive demand for labor: büyük bir iş gücü ihtiyacını anlatmak
Created a massive demand for labor, Altına Hücum döneminin işverenlerin ve işletmelerin çok büyük bir iş gücüne ihtiyaç duymasına yol açtığı anlamına gelir. Buradaki labor, genel olarak çalışma fikrini değil, işçileri topluca veya onların sağladığı çalışma kapasitesini ifade eden ekonomik bir terimdir. Başka bağlamlara aktarılabilen kalıp create a demand for + isim şeklindedir: bir olay veya değişim, bir kaynak, hizmet ya da beceriye duyulan ihtiyacı artırır. Massive bu talebin ölçeğinin çok büyük olduğunu vurgular.
Alıştırma
Cümleyi create a massive demand for ifadesinin basit geçmiş biçimiyle tamamlayın: The new shipyard ____ skilled labor.
Cevabı göster
created a massive demand for
Initially, Chinese immigrants were welcomed as reliable workers and became essential parts of frontier communities. Dilbilgisi
1:15Başlangıçta, Çinli göçmenler güvenilir işçiler olarak memnuniyetle karşılandı ve sınır topluluklarının vazgeçilmez parçaları oldular.
were welcomed as reliable workers: insanları belirli bir rolle karşılamak
Were welcomed as reliable workers, be welcomed as + isim öbeği edilgen kalıbını kullanır. Bu insanlar güvenilir işçiler rolüyle veya kimliğiyle olumlu biçimde karşılanmıştır. As, kabul edildikleri rolü belirtir; onları kimin karşıladığını veya neden karşılandıklarını belirtmez. Bu kalıp welcomed as a partner veya welcomed as a new member gibi başka rollere de aktarılabilir.
Alıştırma
Cümleyi welcome fiilinin basit geçmiş edilgen biçimi + as ile tamamlayın: At the community meeting, the new volunteers ____ trusted partners.
Cevabı göster
were welcomed as
Many built railroads and worked in the mines,
1:23Birçoğu demiryolları inşa etti ve madenlerde çalıştı,
while others operated laundries, restaurants, and general stores.
1:25diğerleri ise çamaşırhaneler, restoranlar ve marketler işletti.
The 1868 Burlingame Treaty even granted China favored trading status with the US and allowed unrestricted migration between the two countries. Kelime
1:301868 Burlingame Antlaşması, Çin'e ABD ile ticarette en çok kayırılan ülke statüsünü bile verdi ve iki ülke arasında kısıtlamasız göçe izin verdi.
granted China favored trading status: Çin'e resmen ayrıcalıklı ticaret statüsü verilmesi
Bu antlaşma cümlesinde granted, bir şeyin hukuki veya kurumsal yetkiyle resmen verildiğini belirtir. Kalıp grant + recipient + status şeklindedir: China alıcıdır, favored trading status ise verilen statüdür. Buradaki favored, ABD ile ticarette kurumsal olarak ayrıcalıklı muamele görmeyi anlatır; kişisel beğeni ifade etmez. Bu kalıp, yasalar, antlaşmalar ve kurumlar tarafından resmen oluşturulan hakları, izinleri veya statüleri anlamanıza yardımcı olur.
Alıştırma
Bir politika belgesinde “The pact granted Norland favored trading status” ne anlama gelir?
- Norland ticarette resmen yetkilendirilmiş ayrıcalıklı muamele gördü.
- Norland en sevdiği ticaret ortağını seçti.
- Müzakereciler Norland'ı kişisel olarak seviyordu.
- Norland'a yalnızca bir ürün satın alma izni verildi.
Cevabı göster
Norland ticarette resmen yetkilendirilmiş ayrıcalıklı muamele gördü.
allowed unrestricted migration between the two countries: iki ülke arasında kısıtlamasız göçe izin vermek
Allowed, politikanın neye izin verdiğini belirtir. Burada ardından unrestricted migration ad öbeği gelir; unrestricted doğrudan migration sözcüğünü niteler ve göçün ilgili kurallar veya koşullar tarafından sınırlandırılmadığını anlatır. Between the two countries, hareketin iki ucundaki ülkeleri belirtir. İfade tek başına kaç kişinin göç ettiğini söylemez; ölçeği değil, kısıtlamaların bulunmamasını anlatır.
Alıştırma
“The agreement allowed unrestricted migration between the two countries” cümlesini hangi ifade doğru açıklar?
- Olağanüstü derecede çok sayıda insan göç etmeye zorlandı.
- Yalnızca kısa turistik ziyaretlere izin verildi.
- İki ülke arasındaki tüm hareket yasaklandı.
- İnsanlar ilgili politika kısıtlamaları olmadan iki ülke arasında göç edebiliyordu.
Cevabı göster
İnsanlar ilgili politika kısıtlamaları olmadan iki ülke arasında göç edebiliyordu.
But as large numbers of Chinese immigrants found success, Kalıp ifadeler
1:42Fakat büyük sayılarda Çinli göçmen başarı elde ettikçe,
found success: iyi sonuçlar elde etmek
found success ifadesindeki found, find fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Bu ifade “başarılı oldu” veya “iyi sonuçlar elde etti” anlamına gelir; fiziksel olarak bir nesne bulmayı anlatmaz. Find success, bir kişinin veya grubun bir yerde, alanda ya da etkinlikte başarılı olmasını anlatabilir. Alan, in ile kurulan bir ifadeyle belirtilebilir: find success in business.
Alıştırma
Cümleyi “başarılı oldu” anlamındaki iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: After several difficult years, the bakery finally ____.
Cevabı göster
found success
American workers began to see them as a threat. Dilbilgisi
1:46Amerikalı işçiler onları bir tehdit olarak görmeye başladı.
began to see them as a threat: değişen bir yargı
See + object + as + noun phrase, “nesneyi o tür bir kişi veya şey olarak görmek” anlamına gelir. Burada them nesnedir, a threat ise onlara verilen etikettir. began to, işçilerin bakış açısının değişmeye başladığını gösterir. Bu yapı bir bakış açısını veya yargıyı aktarır. İşçilerin göçmenleri nasıl yorumladığını gösterir; göçmenlerin gerçekten bir tehdit olduğunu tek başına kanıtlamaz.
Alıştırma
Cümleyi see A as B yapısındaki değerlendirmeyi başlatan sözcükle tamamlayın: The committee sees the delay ____ a serious problem.
Cevabı göster
as
Politicians and labor leaders denounced them for driving down wages Kelime
1:49Politikacılar ve sendika liderleri onları ücretleri düşürmekle suçlayarak kınadılar
denounced them for driving down wages: ücretleri düşürdükleri için onları açıkça kınamak
denounce someone for doing something kalıbı, bir kişiyi veya grubu yaptığı bir eylem nedeniyle kamuoyu önünde güçlü biçimde kınamak demektir. for sonrasındaki eylem kınamanın nedenini verir. Buradaki them, suçlanan grubu gösterir. Drive down wages, ücret seviyelerinin düşmesine neden olmak demektir. Drive down burada ettirgen bir anlam taşır: ölçülebilir bir seviyeyi azaltmayı anlatır, araçla hareket etmeyi değil.
Alıştırma
Bu cümlede vurgulanan ifade ne anlama geliyor?
- Ücretlerin düşmesine neden oldukları için onları kamuoyu önünde güçlü biçimde kınadılar.
- Ücretleri almak için yokuş aşağı araç sürdüklerini açıkladılar.
- Daha yüksek ücret ödemelerini özel olarak ve nazikçe tavsiye ettiler.
Cevabı göster
Ücretlerin düşmesine neden oldukları için onları kamuoyu önünde güçlü biçimde kınadılar.
and violence against Chinese individuals became increasingly common. Kalıp ifadeler
1:54ve Çinlilere karşı şiddet giderek daha yaygın hale geldi.
became increasingly common: giderek daha yaygın hâle geldi
Became increasingly common, bir şeyin zamanla değiştiğini ve giderek daha fazla durumda görüldüğünü veya gerçekleştiğini anlatır. Became durum değişikliğini, common ise ortaya çıkan yeni durumu gösterir. Increasingly, common sözcüğünü niteler ve yükselen bir eğilim anlamı katar. Bu nedenle cümle yalnızca durumun yaygın olduğunu değil, yaygınlığının artmaya devam ettiğini söyler.
Alıştırma
Cümleyi “giderek daha yaygın hâle geldi” anlamındaki vurgulanan yapıyla tamamlayın: Over the next few years, online appointments ____.
Cevabı göster
became increasingly common
This anti-Chinese sentiment soon found its way into California's courts. Deyimler
1:58Bu Çin karşıtı duygu kısa süre içinde Kaliforniya mahkemelerine de sıçradı.
found its way into California's courts: Kaliforniya'nın yargı sistemine yayıldı
Find its way into burada mecazi anlamdadır. Özne soyut olduğunda, bir şeyin yeni bir yere ya da alana zamanla ulaşması, orada görülmesi veya orayı etkilemeye başlaması anlamına gelir. Its, this anti-Chinese sentiment ifadesine gönderme yapar; gerçekten yol bulmaya çalışan biri yoktur. California's courts, eyaletin mahkemelerini ve yargı sistemini ifade eder. Bu kullanım, söz konusu duygunun bir kuruma yayıldığını ve orada yaşananları etkilemeye başladığını gösterir.
Alıştırma
Hangi cümlede found its way into, bir şeyin yeni bir ortama yayılmasını gösterecek şekilde mecazi olarak kullanılmıştır?
- The rumor found its way into the evening news.
- The lost dog found its way into the garden through a gap in the fence.
- The lawyer went to court early.
Cevabı göster
The rumor found its way into the evening news.
In 1854, following a murder trial where a white man was convicted of murdering a Chinese man,
2:031854'te, beyaz bir adamın Çinli bir adamı öldürmekten hüküm giydiği bir cinayet davasının ardından,
the California Supreme Court overturned the conviction, Kelime
2:09Kaliforniya Yüksek Mahkemesi mahkumiyeti bozdu
overturned the conviction: mahkûmiyet kararını bozdu
Overturn a conviction, resmî hukuk dilinde kullanılan bir eşdizimdir. Bir mahkemenin, sanığın suçlu olduğuna ilişkin önceki hukuki kararı iptal etmesi ya da bozması demektir. Burada Kaliforniya Yüksek Mahkemesi mahkûmiyet kararını geçersiz kılmıştır. Bu bağlamda conviction, güçlü bir kişisel inanç değil, hukuki suçluluk kararı anlamına gelir. Overturn, bir şeyi fiziksel olarak devirmek değil, hukuki bir kararı bozmak demektir.
Alıştırma
Bir haberde 'The appeals court overturned the conviction.' deniyor. Bu ne anlama gelir?
- Mahkeme suçluluk kararını iptal etti.
- Mahkeme suçluluk kararının yürürlükte kalacağını onayladı.
- Mahkeme bir belgeyi fiziksel olarak ters çevirdi.
Cevabı göster
Mahkeme suçluluk kararını iptal etti.
holding that Chinese eyewitness testimony was inadmissible. Kelime
2:13ve Çinli görgü tanıklarının ifadelerinin kabul edilemez olduğuna hükmetti.
holding that: mahkemenin hukuki sonucunu aktarma
Hukuk dilinde holding that, belirtilen sonuca hukuki bir hüküm olarak varmak anlamına gelir. Buradaki holding, hold fiilinin bir şeyi elde tutmak anlamındaki günlük kullanımından değil, hukuki anlamından gelen -ing biçimidir. That ile başlayan yan cümle, mahkemenin kararının içeriğini belirtir. Bir mahkeme işlemini anlatan ana cümleden sonra gelen holding that..., bu işlemin hukuki sonucunu veya gerekçesini ekler. Holding'in örtük öznesi, ana cümlede adı geçen mahkeme ya da hâkimdir.
Alıştırma
Hangi cümlede holding that bir mahkemenin hukuki sonucunu aktarmak için kullanılmıştır?
- The clerk entered the courtroom, holding that file under one arm.
- The attorney opposed the suit, arguing that it had been filed too late.
- The court dismissed the suit, holding that it had been filed too late.
Cevabı göster
The court dismissed the suit, holding that it had been filed too late.
eyewitness testimony was inadmissible: görgü tanığı ifadesi delil olarak kabul edilemezdi
Eyewitness testimony, bir olayı doğrudan gördüğünü söyleyen kişinin verdiği görgü tanığı ifadesidir. Inadmissible, yürürlükteki kurallara göre bir delilin mahkeme tarafından kabul edilemeyeceği veya kullanılamayacağı anlamına gelen hukuki bir sıfattır. Dolayısıyla eyewitness testimony was inadmissible, mahkemenin bu ifadeyi delil olarak kabul edemediğini belirtir. Bu ifade tek başına tanıklığın yanlış veya güvenilmez olduğu anlamına gelmez; delil olarak kabul edilebilirlik ile güvenilirlik farklı meselelerdir.
Alıştırma
Cümleyi, ‘delil olarak kullanılmasına izin verilmeyen’ anlamındaki hukuki sıfatla tamamlayın: Because the recording violated the rules of evidence, the judge ruled that it was ____.
Cevabı göster
inadmissible
The court declared that Chinese citizens could not testify against white defendants, Kelime
2:17Mahkeme, siyahi ve Kızılderili bireylerin ifade vermesini yasaklayan benzer emsalleri gerekçe göstererek,
could not testify against white defendants: beyaz sanıklar aleyhine tanıklık edememek
To testify against someone, hukuki bir süreçte o kişinin aleyhine olan resmî bir tanıklıkta bulunmak demektir. Against, tanıklıktan zarar gören kişiyi veya tarafı belirtir. could not testify against white defendants ifadesindeki could not, konuşma becerisinin bulunmadığını değil, hukuki bir yasağı anlatır. Defendants, bir davada suçlanan veya kendilerine dava açılan kişilerdir.
Alıştırma
Tanıklığın kişi için olumsuz olduğunu belirten edatı yazın: The witness agreed to testify ____ the suspect.
Cevabı göster
against
citing similar precedents forbidding testimony by black and Native American individuals. Kelime
2:22Çin vatandaşlarının beyaz sanıklara karşı tanıklık edemeyeceğini ilan etti.
citing similar precedents forbidding testimony: tanıklığı yasaklayan benzer emsal kararları gerekçe göstermek
Citing similar precedents, mevcut karar için otorite sayılan benzer nitelikteki önceki hukuki kararlara başvurmak demektir. Burada citing, mahkeme kararını desteklemek için kullanılan dayanağı sunar. Forbidding testimony, precedents sözcüğünü niteleyen bir ortaç öbeğidir; yani bunlar belirli tanıklıkları yasaklayan emsal kararlardır. Hukuk İngilizcesinde precedent yalnızca geçmişte yaşanmış bir olay değil, sonraki bir davaya yön verebilen önceki bir karar veya ilkedir.
Alıştırma
citing similar precedents, mahkemenin ne yaptığını gösteriyor?
- Önceki davalara hiç başvurmadan bir kural oluşturmak
- Benzer nitelikteki önceki hukuki kararları dayanak olarak kullanmak
- Geçmişteki birkaç sıradan olayı anlatmak
Cevabı göster
Benzer nitelikteki önceki hukuki kararları dayanak olarak kullanmak
This decision effectively legalized violence against California's Chinese population, Kelime
2:27Bu karar fiili olarak Kaliforniya'daki Çinli nüfusa yönelik şiddeti yasallaştırdı,
effectively legalized violence: açık bir yasa değil, fiilî bir sonuç
Burada effectively, ‘uygulamada’ ya da ‘fiilen’ demektir. Karar, şiddetin yasal olduğunu açıkça ilan etmemiş olabilir; ancak sonuçlarının neredeyse aynı etkiyi yarattığı anlatılır. Bu ifade, kurumsal sonuçlara ilişkin güçlü bir değerlendirmedir. Kararın kelimesi kelimesine ne söylediği ile uygulamada nelerin gerçekleşmesine izin verdiğini birbirinden ayırmak gerekir.
Alıştırma
Burada effectively legalized violence ne anlama geliyor?
- Karar, her türlü şiddet eyleminin yasal olduğunu resmen ilan etti.
- Karar, şiddet eylemlerini daha verimli hâle getirdi.
- Karar, açıkça söylemese bile uygulamada şiddeti yasal hâle getirdi.
Cevabı göster
Karar, açıkça söylemese bile uygulamada şiddeti yasal hâle getirdi.
inspiring mob attacks and campaigns for segregation. Kültür
2:34çete saldırılarını ve ayrımcılık kampanyalarını teşvik etti.
campaigns for segregation: ırk ayrımını destekleyen örgütlü çabalar
Burada campaigns, bir hedefe ulaşmak için yürütülen örgütlü ve sürekli siyasi ya da toplumsal çabalar anlamına gelir; reklam demek değildir. for edatı, desteklenen hedefi belirtir: segregation. Bu tarihî bağlamda segregation, ırksal veya etnik grupların politikalar ve kurumlar yoluyla zorunlu olarak ayrılmasıdır. Dolayısıyla ifade, insanların yalnızca gönüllü biçimde ayrı gruplar oluşturmasını değil, ırk ayrımını destekleyen örgütlü çabaları anlatır.
Alıştırma
Bu cümlede campaigns for segregation neyi ifade ediyor?
- Belgeleri gruplara ayırmaya yönelik kısa vadeli planlar.
- Irksal ayrılığı destekleyen örgütlü siyasi veya toplumsal çabalar.
- Ayrı ürünleri satmayı amaçlayan reklam kampanyaları.
Cevabı göster
Irksal ayrılığı destekleyen örgütlü siyasi veya toplumsal çabalar.
Before long, anti-Chinese sentiment reached the federal level.
2:38Çok geçmeden, Çin karşıtı duygu federal seviyeye ulaştı.
In 1882, Congress passed the Chinese Exclusion Act, Kültür
2:421882'de Kongre, Çinli Dışlama Yasasını kabul etti,
the Chinese Exclusion Act: belirli bir ABD federal yasası
the Chinese Exclusion Act, 1882'de kabul edilen belirli bir ABD federal yasasının resmî adıdır. Yasa, Çinli işçilerin göçünü askıya aldı ve ülkeye giriş, hukuki statü ve yeniden giriş üzerinde etkili olan daha geniş bir dışlama sisteminin temelini oluşturdu. Burada Exclusion, bir şeyi yalnızca listeden çıkarmak değil, bir grubun ülkeye girişini hukuk yoluyla engelleyen bir politika demektir. Act ise yasama organınca kabul edilen yasa anlamına gelir.
Alıştırma
Bu cümlede the Chinese Exclusion Act neyi ifade ediyor?
- Çin'i bir tartışmanın dışında bırakmaya yönelik genel bir karar
- Çinli işçilerin göçünü kısıtlayan belirli bir ABD federal yasası
- Her ülkeden insanlara göçü açan bir anlaşma
Cevabı göster
Çinli işçilerin göçünü kısıtlayan belirli bir ABD federal yasası
the first federal law that restricted immigration based explicitly on nationality. Kültür
2:46bu, açıkça milliyete dayalı göçü kısıtlayan ilk federal yasaydı.
first federal law that restricted immigration based explicitly on nationality: göçü açıkça uyruk temelinde kısıtlayan ilk federal yasa
Bu ad öbeği virgülden sonra devam eder ve the Chinese Exclusion Act'i tarihsel konumuyla tanımlar. Temel sözcük law'dur: first tarihteki sırasını, federal yönetim düzeyini belirtir; that ile başlayan yan cümle de yasanın ne yaptığını açıklar. based explicitly on nationality ifadesinde nationality, kısıtlamanın açıkça belirtilen ölçütüdür. İfade, göçün hangi temelde kısıtlandığını açıklar; yalnızca göçmenleri betimlemez. Explicitly, ölçütün sadece ima edilmek yerine doğrudan belirtilmiş olduğunu gösterir.
Alıştırma
Cümlede based explicitly on nationality bize ne anlatıyor?
- Uyruk, göç kısıtlaması için doğrudan belirtilen ölçüttü.
- Göçmenler uyruklarını açıkça duyurdular.
- Yasa yalnızca uyruk hakkındaki bilgileri kısıtladı.
Cevabı göster
Uyruk, göç kısıtlaması için doğrudan belirtilen ölçüttü.
In practice, the act banned entry to all ethnically Chinese immigrants besides diplomats Notlar
2:51Uygulamada, yasa diplomatlar dışındaki etnik kökeni Çinli olan tüm göçmenlerin ülkeye girişini yasakladı
In practice: gerçek sonuçlara geçiş
In practice, bir kuraldan, plandan veya teoriden bunlar uygulandığında gerçekte ne olduğuna geçiş yapan bir söylem belirtecidir. Burada sonraki bilginin bir alıştırma faaliyetini değil, yasanın gerçek etkisini anlattığını gösterir. Bu düzenleme, yazılı ifade veya niyet ile gerçek dünyadaki sonuçları ayırmaya yardımcı olur.
Alıştırma
practice içeren iki kelimelik ifadeyle standart karşıtlığı tamamlayın: In theory, the app saves time. ____, it creates extra work.
Cevabı göster
In practice
banned entry to all ethnically Chinese immigrants: ülkeye kabulü resmen engelleme
ban entry to + kişi veya grup yapısı, söz konusu kişi ya da grubun bir ülkeye, bölgeye veya denetlenen yere kabul edilmesini resmî olarak engellemek anlamına gelir. Bu göç bağlamında entry, bir kapıyı değil, sınırı geçerek yasal olarak ülkeye kabul edilmeyi ifade eder. all kapsamın geniş olduğunu gösterir; ethnically Chinese immigrants ise göçmenleri Çinli etnik kökenlerine göre tanımlar, mutlaka Çin vatandaşlığına göre değil.
Alıştırma
Resmî olarak girişi engelledi anlamındaki üç kelimelik yapıyla tamamlayın: For safety reasons, the stadium ____ anyone carrying fireworks.
Cevabı göster
banned entry to
and prohibited existing immigrants from obtaining citizenship. Dilbilgisi
2:57ve mevcut göçmenlerin vatandaşlık almasını engellededi.
ülkede bulunan göçmenlerin vatandaşlık almasını yasakladı
prohibit someone from doing something resmî kalıbı, bir kişi veya grubun bir eylemi yapmasını resmî olarak yasaklamak anlamına gelir. Bu cümlede existing immigrants kısıtlamadan etkilenen grubu, obtaining citizenship ise yapmaları yasaklanan eylemi belirtir. from bir edat olduğu için ardından gelen fiil -ing biçimini alır: prohibited ... from obtaining. Başka durumlara aktarılabilen yapı prohibit + kişi veya grup + from + -ing şeklindedir.
Alıştırma
Parantez içindeki fiilin doğru biçimiyle cümleyi tamamlayın: The safety rule prohibits visitors from ____ the restricted area. (enter)
Cevabı göster
entering
It also meant Chinese individuals couldn't leave the United States Dilbilgisi
3:01Bu aynı zamanda Çinli bireylerin Amerika Birleşik Devletleri'nden ayrılamayacakları
and return without first applying for a certificate of re-entry. Kelime
3:04ve önceden bir yeniden giriş belgesi başvurusu yapmadan geri dönemeyecekleri anlamına geliyordu.
önce başvurmadan ayrılamıyor... ve geri dönemiyordu
couldn't do A without first doing B kalıbı, B’yi A için önceden yerine getirilmesi gereken bir koşul olarak gösterir. Burada bir kişinin Amerika Birleşik Devletleri’nden ayrılıp daha sonra geri dönebilmesi için önce yeniden giriş belgesine başvurması gerekiyordu. Without bir edat olduğu için ardından applying gibi -ing biçimi gelir. First, yalnızca iki olayı sıralamak yerine başvurunun sonraki eylemden önce yapılması gerektiğini vurgular. Apply for sonrasında talep edilen belge, izin, iş veya statü belirtilir.
Alıştırma
Önceden yapılması gereken adımı anlatan kalıbı apply fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: You cannot enter the archive without first ____ for permission.
Cevabı göster
applying
a certificate of re-entry: resmî yeniden giriş belgesi
Bu cümlede a certificate of re-entry, bir kişinin yasal olarak geri dönebilmek için ayrılmadan önce başvurması gereken resmî bir göçmenlik belgesidir. Burada certificate, bir makam tarafından düzenlenen veya tanınan kanıtlayıcı belge anlamındadır; ödül değildir. Re-entry, bir ülkeden ayrıldıktan sonra o ülkeye yeniden girmek demektir. re- + entry biçimi bu tekrarlanan hareketi açıkça gösterir.
Alıştırma
Bu cümlede a certificate of re-entry ne anlama geliyor?
- Seyahat kursunu tamamlayınca verilen ödül
- Bir kişinin bir ülkeye ilk kez girdiğini kanıtlayan belge
- Ayrıldıktan sonra bir ülkeye yeniden girmek için gereken resmî belge
Cevabı göster
Ayrıldıktan sonra bir ülkeye yeniden girmek için gereken resmî belge
This policy remained in place until October 1st, 1888, Kalıp ifadeler
3:08Bu politika, 1 Ekim 1888'e kadar yürürlükte kaldı,
remained in place until: belirli bir noktaya kadar yürürlükte kalmak
Remained in place, politikanın varlığını ve etkisini sürdürdüğü anlamına gelir. Özne bir politika olduğunda in place fiziksel konumu değil, politikanın durumunu anlatır. Until, bu durumun devam ettiği son noktayı belirtir. Cümle politikanın ne kadar sürdüğünü söyler, ancak sonrasında ne olduğunu tek başına açıklamaz.
Alıştırma
Cümleyi dersteki hedef ifadenin aynısıyla tamamlayın: The temporary rule ____ Friday.
Cevabı göster
remained in place until
when the Scott Act prohibited re-entry altogether, Kelime
3:13o tarihte Scott Yasası yeniden girişi tamamen yasakladı,
prohibited re-entry altogether: “tamamen” anlamındaki altogether
prohibited re-entry altogether ifadesinde prohibit, resmî olarak yasaklamak anlamına gelen resmî bir fiildir; re-entry ise yeniden girmek demektir. Altogether yasağın derecesini güçlendirir ve “tamamen” ya da “bütünüyle” anlamına gelir: yeniden giriş yalnızca kısıtlanmamış, tümüyle yasaklanmıştır. Burada altogether toplam sayı değil, derece bildirir. Bu kullanım ban, prohibit, stop veya remove gibi fiillerle sık görülür ve bir şeyin tamamen yasaklandığını, durdurulduğunu ya da ortadan kaldırıldığını gösterir.
Alıştırma
Cümleyi, örnekteki “tamamen” anlamına gelen ve all together ile sık karıştırılan tek sözcüklü zarfla tamamlayın: The law prohibited re-entry ____.
Cevabı göster
altogether
stranding Chae Chan Ping and thousands of other Chinese immigrants. Dilbilgisi
3:16ve Chae Chan Ping ile binlerce diğer Çinli göçmeni ortada bıraktı.
stranding Chae Chan Ping ...: sonucu gösteren bir -ing öbeği
stranding ... biçimindeki -ing öbeği, önceki olayın sonucunu verir: yasak, Chae Chan Ping ile diğer binlerce Çinli göçmenin yeniden giriş yapamamasına yol açmıştır. Strand someone, bir kişinin mahsur kalmasına veya yoluna devam edip amaçlanan yere ulaşamamasına neden olmak demektir. Stranding burada şimdiki zaman ortacı biçimidir; çekimli ana fiil değildir. Tam cümlecik, -ing öbeği kalıbı, haber ve tarih anlatılarında bir olaydan onun sonucuna doğrudan geçilmesini sağlar.
Alıştırma
Sonucu göstermek için strand fiilinin -ing biçimini kullanın: A power failure stopped all trains, ____ commuters at the station.
Cevabı göster
stranding
In court, Ping argued he had followed the proper protocol obtaining his re-entry certificate Kalıp ifadeler
3:22Mahkemede Ping, yeniden giriş belgesini alırken uygun protokolü izlediğini
had followed the proper protocol: gerekli resmî prosedürü tamamlamış olmak
Bu cümlede had followed the proper protocol, Ping’in gerekli resmî adımları daha önce doğru biçimde tamamladığı anlamına gelir. Proper, prosedürün yalnızca uygun göründüğünü değil, geçerli kurallara uyduğunu vurgular. Had followed, prosedüre uyma eylemini geçmişteki başka bir olay veya iddiadan daha önceye yerleştiren past perfect yapısıdır. Hukuk, idare veya kurum bağlamında protocol çoğunlukla yerleşik bir prosedür demektir; bu nedenle follow the protocol, o prosedüre göre hareket etmek anlamına gelir.
Alıştırma
Cümleyi “gerekli resmî prosedürü kullandı” anlamındaki ders ifadesiyle tamamlayın: Before approving the request, the clerk confirmed that she had ____.
Cevabı göster
followed the proper protocol
and the government had not honored his legally issued document. Kelime
3:27ve hükümetin yasal olarak verilen belgesini tanımadığını savundu.
honored his legally issued document: yasal olarak düzenlenmiş belgenin geçerliliğini tanımak
Honor fiilinin nesnesi bir belge, anlaşma, bilet, garanti veya benzeri bir şey olduğunda, onu geçerli kabul etmek ve vaat ettiği ya da gerektirdiği sonucu uygulamak anlamına gelir. Bu nedenle honored his legally issued document, belgeye hayran olmak veya onu övmek anlamına gelmez. Cümlenin tamamında had not bu anlamı olumsuz yapar: hükümet belgeyi tanımamış veya belgeye göre işlem yapmamıştır. Legally issued, belgenin yetkili bir yasal süreçle düzenlendiğini vurgular.
Alıştırma
“The agency refused to honor the permit.” cümlesinde honor ne anlama gelir?
- İzin belgesini geçerli kabul edip buna göre hareket etmek
- İzin belgesinin süslü bir kopyasını yapmak
- İzin belgesini kamuoyu önünde övmek
Cevabı göster
İzin belgesini geçerli kabul edip buna göre hareket etmek
This argument was strong enough to send his case all the way to the Supreme Court, Dilbilgisi
3:32Bu argüman, davasını ta Yüksek Mahkeme'ye kadar taşıyacak kadar güçlüydü,
strong enough to ... all the way to the Supreme Court: yeterli derece ve en üst aşamaya kadar ilerleme
Sıfat + enough to + fiilin yalın hâli, bir niteliğin sonuç doğurmak için gereken düzeye ulaştığını belirtir. Buradaki strong enough to send, argümanın davayı ileriye taşıyacak kadar hukuki güce sahip olduğunu anlatır. All the way to, bu sonucun ulaştığı kapsamı vurgular: dava, bu bağlamdaki en yüksek mahkeme olan Yüksek Mahkeme'ye kadar ilerlemiştir. Bir seyahat güzergâhını değil, davanın ne kadar ileri gittiğini anlatır.
Alıştırma
Cümleyi strong ve enough to yapısıyla tamamlayın: The evidence was ____ reopen the investigation.
Cevabı göster
strong enough to
ruled against Ping: Ping'in aleyhine karar vermek
Ruled against Ping ifadesindeki rule, resmi bir karar vermek anlamına gelen hukuki bir fiildir. Against, lehine karar verilmeyen tarafı gösterir; yani yargıçlar davada Ping'in aleyhine karar vermiştir. Bu ifade kararın hangi yönde olduğunu belirtir; mahkemenin gerekçesini veya Ping hakkında mutlaka ahlaki bir yargıyı anlatmaz.
Alıştırma
Cümleyi rule against ifadesinin geçmiş zamanıyla tamamlayın: After hearing both sides, the judge ____ the company.
Cevabı göster
ruled against
invalidating thousands of legal re-entry certificates in one fell swoop. Deyimler
3:39tek bir hamleyle binlerce yasal yeniden giriş belgesini geçersiz kıldı.
in one fell swoop: tek eylemle birçok sonuç
In one fell swoop, “tek bir eylemle” veya “bir kerede” anlamına gelen kalıplaşmış bir deyimdir. Bu cümlede, belgelerin ayrı ayrı ele alınması yerine tek bir eylemle binlercesinin geçersiz kılındığını vurgular. İfade bir bütün olarak anlaşılmalıdır. Bu eski deyimde fell, “vahşi” veya “ölümcül” anlamında bir sıfattır; fall fiilinin geçmiş zamanı değildir.
Alıştırma
“Tek bir eylemle” anlamına gelen dört sözcüklü deyimle cümleyi tamamlayın: The update removed all the old settings ____.
Cevabı göster
in one fell swoop
The decision led to Ping's deportation Kalıp ifadeler
3:45Karar Ping'in sınır dışı edilmesine yol açtı
decision led to Ping's deportation: neden ve hukuki sonuç
X led to Y kalıbında X neden, Y ise sonuçtur. Burada karar, Ping'in sınır dışı edilmesine neden olmuştur; led, lead fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Deportation, vatandaş olmayan bir kişinin devlet tarafından bir ülkeden resmî olarak ve zorla çıkarılması anlamına gelir. Hukuk ve göç bağlamında kullanılan bir terimdir; ayrılma, taşınma veya seyahat etme anlamında genel bir sözcük değildir.
Alıştırma
Hangi cümle, bir mahkeme kararının yetkililerin Elena'yı ülkeden zorla çıkarmasına neden olduğunu ifade eder?
- The ruling led Elena to the departure gate.
- The ruling followed Elena's voluntary departure.
- The ruling led to Elena's deportation.
Cevabı göster
The ruling led to Elena's deportation.
and left up to 20,000 Chinese immigrants unable to return to the US. Dilbilgisi
3:48ve 20.000 kadar Çinli göçmenin ABD'ye dönememesine neden oldu.
left ... unable to return: leave + nesne + sıfat
left up to 20,000 Chinese immigrants unable to return ifadesinde left, leave fiilinin geçmiş zaman biçimidir ve leave + nesne + sıfat tümleci kalıbında kullanılır. Bir olayın göçmenleri belirli bir durumda bıraktığını anlatır; birinin oradan ayrıldığı anlamına gelmez. Nesne up to 20,000 Chinese immigrants, ortaya çıkan durumu anlatan bölüm ise unable to return ifadesidir. Bu kalıp önce olayı belirtir, ardından olayın yol açtığı durumu gösterir: olay + left + kişi veya şey + sıfat ya da ortaç. Buradaki up to kesin bir toplamı değil, en fazla 20.000 olabilecek bir üst sınır tahminini belirtir.
Alıştırma
leave fiilinin geçmiş zaman biçimini ve unable sözcüğünü kullanarak sonuç kalıbını tamamlayın: The outage ____ many customers ____ to access their accounts.
Cevabı göster
left · unable
But arguably even more important than the court's racist ruling was the logic they used to support it. Anlatım akışı
3:54Ancak mahkemenin ırkçı kararından muhtemelen daha da önemlisi, onu desteklemek için kullandıkları mantıktı.
But arguably even more important than X was Y: odağı Y'ye kaydırmak
But arguably even more important than X was Y yapısı önce X'i karşılaştırma noktası olarak sunar, ardından asıl odağı Y'ye verir. Bu cümlede mahkeme kararının önemli olduğu kabul edilir, fakat dikkat kararı gerekçelendirmek için kullanılan mantığa çevrilir. Arguably, bu önem sıralamasının tartışılmaz bir gerçek değil, savunulabilir bir görüş olduğunu gösterir. Bu yapı analizlerde “X önemlidir, ancak Y daha da fazla ilgiyi hak eder” demek için kullanılabilir.
Alıştırma
arguably even more important than X was Y yapısı bir argümanda ne yapar?
- X ve Y'yi değerlendirme yapmadan eşit önemde gerçekler olarak sıralar.
- X'in hiçbir önemi olmadığını kanıtlar.
- X'i kabul eder, ardından Y'yi daha önemli odak olarak sunar.
Cevabı göster
X'i kabul eder, ardından Y'yi daha önemli odak olarak sunar.
Traditionally, the Supreme Court is considered a check on the other two branches of American government, Kültür
4:01Geleneksel olarak, Yüksek Mahkeme Amerikan hükümetinin diğer iki organı üzerinde bir denetleyici olarak kabul edilir,
a check on the other two branches of: kurumsal denge ve sınırlama
Bu cümlede a check on, başka bir kurumun gücünü sınırlayan bir güç ya da kurum anlamına gelir. Burada check isimdir ve yapı a check on + kısıtlanan kişi, kurum veya güç şeklindedir. ABD federal yönetimi genellikle yasama, yürütme ve yargı erklerinden oluşan bir sistem olarak açıklanır. Yüksek Mahkeme yargı erkine ait olduğu için the other two branches, yasama ve yürütme erklerini ifade eder. Sondaki of, branches ile American government ifadelerini birbirine bağlar.
Alıştırma
Cümleyi, dersteki ‘üzerinde denetleyici bir sınırlama’ anlamına gelen isim öbeğiyle tamamlayın: Independent courts can act as ____ executive power.
Cevabı göster
a check on
offering judgment on policies passed by Congress and the President.
4:06Kongre ve Başkan tarafından geçirilen politikalar hakkında hüküm verir.
In this case, however, the court stated they had no power to pass judgment on the Scott Act, Kalıp ifadeler
4:11Ancak bu davada mahkeme, Kongre'nin göç politikasını bir ulusal güvenlik meselesi ilan etmesi nedeniyle,
had no power to pass judgment on: yasal yetkinin bulunmaması
Had no power to, bir şeyi yapmak için yasal veya kurumsal yetkinin bulunmadığı anlamına gelir; buradaki power enerji ya da fiziksel güç değildir. Pass judgment on, bir konu hakkında resmî veya yetkili bir karar ya da değerlendirme yapmak demektir. Birlikte kullanıldığında had no power to pass judgment on, mahkemenin Scott Yasası hakkında hüküm verme veya yasayı resmen değerlendirme yetkisi olmadığını ileri sürdüğünü anlatır. Bir makam veya kurumun izni ya da yargı yetkisi bulunmadığında have no power to + fiil öbeği yapısı başka durumlara da aktarılabilir.
Alıştırma
Cümleyi, dersteki ‘hakkında resmî hüküm verme yetkisi’ anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: The review board had no ____ the private dispute.
Cevabı göster
power to pass judgment on
since Congress had declared the immigration policy a matter of national security. Kelime
4:17Scott Yasası hakkında hüküm verme yetkisinin olmadığını belirtti.
a matter of national security: ulusal güvenlik meselesi olarak resmî sınıflandırma
Burada matter, fiziksel madde değil, konu veya mesele anlamına gelir. A matter of national security, ülkenin korunmasını etkileyen bir konu olarak resmen sunulan meseledir. declare A a matter of B yapısında A’dan sonraki isim öbeği A’yı sınıflandırır. Bu resmî çerçeve, politikayı devletin çok hassas bir alanına yerleştirir ve özel önem verilmesinin nedeni olarak ulusal güvenliği gösterir.
Alıştırma
Bir politika raporunda a matter of national security ne anlama gelir?
- Politik önemi olmayan kişisel bir tercih
- Devletin kullandığı bir fiziksel malzeme türü
- Ülkenin güvenliğini etkilediği resmen kabul edilen bir mesele
Cevabı göster
Ülkenin güvenliğini etkilediği resmen kabul edilen bir mesele
set a unique precedent: alışılmadık bir emsal oluşturmak
Set a precedent, daha sonraki benzer durumların örnek alabileceği bir karar veya uygulama oluşturmak anlamına gelir. Burada set, bir nesneyi bir yere koymak değil, oluşturmak anlamındadır. Unique, emsalin alışılmadık veya diğerlerinden farklı olduğunu belirtir. Hukuk ve politika metinlerinde bu cümle, kararın daha sonra olacakları etkileme olasılığına odaklanır; sonraki her davanın bu karara uymak zorunda olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi set kullanılan hedef eşdizimle tamamlayın: The ruling could ____ for future privacy cases.
Cevabı göster
set a precedent
Unless Ping's case was overturned: koşul ve hukuki anlam
Unless, ana sonucun gerçekleşmesini engelleyebilecek tek istisna koşulunu getirir: “Unless P, Q”, “P gerçekleşmezse Q” demektir. Burada Ping'in davasındaki karar bozulmazsa sonraki sonuç geçerliliğini sürdürür. Was overturned edilgen yapıdadır. Hukuk İngilizcesinde overturn a case or ruling, genellikle daha sonraki bir mahkeme kararıyla hukuki hükmü bozmak anlamına gelir; bir şeyi fiziksel olarak devirmek anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi “olmadıkça” anlamındaki bağlaçla tamamlayın: ____ the ruling is overturned, the restriction will remain in effect.
Cevabı göster
Unless
congressional and executive branches could claim national security concerns to pass whatever immigration laws they wanted. Notlar
4:28Kongre ve yürütme organları, istedikleri herhangi bir göç yasasını geçirmek için ulusal güvenlik endişelerini öne sürebilirdi.
claim national security concerns: bir gerekçeyi ileri sürmek
Claim national security concerns ifadesinde claim, bu tür kaygıların var olduğunu ileri sürmek ve bunları bir eylem gerekçesi olarak sunmak anlamına gelir. İfade, belirtilmiş bir gerekçeyi anlatır; bir şeyi almayı veya ona sahip olmayı talep etmek anlamına gelmez. Claim, bu kaygıların doğru olduğunu kanıtlamaz. Whatever immigration laws they wanted ifadesiyle birlikte, öne sürülen gerekçeye mesafe koyar ve organların bu gerekçeyi nasıl kullanabileceğine yönelik eleştirel bir okumayı destekler.
Alıştırma
Claim national security concerns ifadesindeki claim ne anlatır?
- Her güvenlik tehdidini kesin olarak kanıtlar.
- Ulusal güvenliğin mülkiyetini talep eder.
- Bu tür kaygıların var olduğunu ileri sürer ama onları kanıtlamaz.
Cevabı göster
Bu tür kaygıların var olduğunu ileri sürer ama onları kanıtlamaz.
whatever immigration laws they wanted: sınırı belirtilmemiş seçim
Whatever immigration laws they wanted, serbest seçim anlamı veren whatever ile kurulmuş bir isim öbeğidir. Belirli bir yasayı ya da sınırlı bir listeyi göstermeden “istedikleri herhangi bir göçmenlik yasası” anlamına gelir. Bu cümlede kapsamın bu kadar geniş olması, hükümet gücüne yönelik eleştiriyi güçlendirir: ulusal güvenlik öne sürüldüğünde, organların yasa seçimi neredeyse sınırsız görünebilir. Whatever tek başına nötr olabilir; eleştirel anlam bu bağlamdan gelir.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için whatever, rules, they ve wanted sözcüklerini doğru sıraya koyun: The weak policy let supervisors impose ____.
Cevabı göster
whatever rules they wanted
xenophobic government officials used this power to freely discriminate against immigrant groups. Notlar
4:39yabancı düşmanı hükümet yetkilileri göçmen gruplarına özgürce ayrımcılık yapmak için bu gücü kullandılar.
xenophobic government officials: yabancı olarak görülen insanlara düşmanlık
Xenophobic government officials, yabancı olarak görülen insanlardan korkan, onlara karşı önyargılı veya düşmanca davranan hükümet yetkilileri demektir. Xenophobic, officials sözcüğünü niteler ve yetkililerin tutumunu güçlü biçimde olumsuz değerlendirir; yetkililerin kendilerinin yabancı olduğu anlamına gelmez. Bu cümlede ifade, bu dışlayıcı tutumu hükümet gücünün ayrımcı biçimde kullanılmasıyla ilişkilendirir.
Alıştırma
Xenophobic government officials ifadesindeki xenophobic ne anlama gelir?
- Başka bir ülkeden gelen
- Yabancı olarak görülen insanlara karşı düşmanca
- Dış ilişkilerden sorumlu
Cevabı göster
Yabancı olarak görülen insanlara karşı düşmanca
freely discriminate against immigrant groups: göçmen gruplara karşı kısıtlama olmadan ayrımcılık yapmak
discriminate against immigrant groups ifadesinde discriminate against, insanlara belirli bir gruba ait oldukları için haksız davranmak anlamına gelir. Against, bu haksız muameleye maruz kalan kişi veya grubu gösterir; yalnızca “karşı çıkmak” anlamına gelmez. Burada freely, discriminate fiilini niteler. Bu olumsuz bağlamda olumlu anlamdaki “özgür iradeyle” değil, “etkili bir sınır veya kısıtlama olmadan” anlamındadır.
Alıştırma
“Grup aidiyeti nedeniyle haksız davranmak” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyle cümleyi tamamlayın: A fair school must not ____ students because of their religion.
Cevabı göster
discriminate against
The 1917 Asiatic Barred Zone Act prohibited the entry of all South Asians, Notlar
4:451917 Asya Yasaklı Bölge Yasası tüm Güney Asyalıların girişini yasakladı,
The 1917 Asiatic Barred Zone Act: 1917 Asya Yasaklı Bölge Yasası
The 1917 Asiatic Barred Zone Act, ABD'nin 1917 Göç Yasası için kullanılan yaygın bir tarihsel addır. Yasa, Güney ve Güneydoğu Asya'nın büyük bölümünü kapsayan geniş bir coğrafi “yasaklı bölge” oluşturdu ve belirlenen bölgelerden ABD'ye göçü büyük ölçüde engelledi. Bu cümlede yasanın adının verilmesi, Güney Asyalıları hedef alan devlet kaynaklı dışlamaya somut bir örnek sunar. Barred, “resmen yasaklanmış” demektir; ifadenin barlar veya restoranlarla ilgisi yoktur.
Alıştırma
Bu cümlede The 1917 Asiatic Barred Zone Act neyi ifade ediyor?
- Asya'nın belirlenmiş bölgelerinden gelen insanları dışlayan 1917 tarihli bir ABD göç yasası.
- Asya genelinde sınırsız seyahati teşvik eden modern bir kuruluş.
- Güney Asya'daki barlar ve restoranlarla ilgili bir kural.
Cevabı göster
Asya'nın belirlenmiş bölgelerinden gelen insanları dışlayan 1917 tarihli bir ABD göç yasası.
prohibited the entry of all South Asians: tüm Güney Asyalıların girişini yasaklamak
Bu cümlede prohibited the entry of all South Asians, yasanın adı geçen gruptaki herkesin ülkeye girişini resmî olarak engellediği anlamına gelir. Prohibit, bir şeyi yasa veya kuralla engellemeyi anlatan resmî bir fiildir; the entry of ise burada bir ülkeye girme eylemini belirtir. South Asians, Güney Asya’dan gelen kişilere yönelik geniş bir bölgesel ve toplumsal adlandırmadır; tek bir uyruğu belirtmez.
Alıştırma
Cümleyi dersteki resmî ifadenin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The court order ____ reporters into the sealed room.
Cevabı göster
prohibited the entry of
and a series of immigration acts in the 1920s expanded restrictions throughout Asia, Kalıp ifadeler
4:51ve 1920'lerdeki bir dizi göç yasası kısıtlamaları tüm Asya'ya,
expanded restrictions throughout ...: kısıtlamaları Asya, Doğu Avrupa ve Güney Avrupa geneline yaymak
Expanded restrictions, kısıtlamaların daha fazla kişiyi, yeri veya durumu kapsayacak şekilde genişletildiği anlamına gelir. Burada yasalar, göç kısıtlamalarının coğrafi kapsamını genişletmiştir. Throughout Asia, Eastern Europe, and Southern Europe, kısıtlamaların adı geçen bölgelerin geneline yayıldığını gösterir. Throughout, kısıtlamaların uygulandığı alanı anlatır; bu yerlerden geçerek hareket etmeyi anlatmaz.
Alıştırma
Örnek cümlede expanded restrictions throughout the listed regions ne anlama gelir?
- Yasalar, bu bölgelerden geçen seyahat güzergâhları oluşturdu.
- Yasalar, bu bölgelerdeki kısıtlamaları azalttı.
- Yasalar, kısıtlamaların bu bölgelerde daha geniş bir alana uygulanmasını sağladı.
Cevabı göster
Yasalar, kısıtlamaların bu bölgelerde daha geniş bir alana uygulanmasını sağladı.
Many of these restrictions were lifted after World War II, Kelime
4:59Bu kısıtlamaların çoğu II. Dünya Savaşı'ndan sonra kaldırıldı
these restrictions were lifted: resmî kısıtlamaların kaldırılması
these restrictions were lifted ifadesinde lift, “bir şeyi fiziksel olarak kaldırmak” değil, “bir kuralı veya sınırı resmen kaldırmak ya da gevşetmek” anlamına gelir. Edilgen were lifted yapısı, değişikliği yapan kişi veya kurumdan çok kısıtlamalara ve onların değişen durumuna odaklanır. Lift restrictions, politika bağlamında yaygın bir eşdizimdir. Bağlama göre kısıtlamaların artık uygulanmadığını veya daha az katı hâle getirildiğini anlatabilir.
Alıştırma
Hedef eşdizimle cümleyi tamamlayın: After the roads reopened, the city ____ the travel restrictions.
Cevabı göster
lifted
was finally repealed ... after it was enacted: bir yasanın yaşam döngüsü
Was finally repealed, yasanın resmen kaldırıldığı ve artık hukuki geçerliliğinin kalmadığı anlamına gelir. After it was enacted, yasa resmen kabul edilip kanun hâline getirildikten sonra demektir. Enact bir yasanın hukuki yaşamının başlangıcını, repeal ise sonunu gösterir. Her iki ifade de edilgen yapıdadır; çünkü burada yasa ve yasanın durumu, yasa koyuculardan daha önemlidir. Finally, yürürlükten kaldırmanın ancak uzun bir gecikmeden sonra gerçekleştiğini vurgular.
Alıştırma
Hedef edilgen biçimlerle yasanın yaşam döngüsünü anlatan cümleyi tamamlayın: The law ____ twenty years after it ____.
Cevabı göster
was repealed · was enacted
But the US government continues to use this precedent to deploy sudden and sweeping immigration policies Kalıp ifadeler
5:10Fakat ABD hükümeti, etnik grupların yanı sıra,
bu emsali kullanarak politikaları uygulamaya devam etmek
continues to, uygulamanın daha önce başladığını ve hâlâ sürdüğünü gösterir. use A to do B yapısında A, sonraki eylemin dayanağı veya aracıdır: hükümet harekete geçmek için önceki bir hukuki emsale dayanır. Burada deploy, politikaları planlı ve düzenli biçimde uygulamaya koymak anlamına gelir. Askerî bir kullanım değildir ve politikaları yalnızca duyurmaktan daha fazlasını ifade eder.
Alıştırma
Cümledeki continues to use this precedent to deploy ifadesine en uygun açıklama hangisidir?
- Hükümet, politikaları uygulamaya koymak için önceki hukuki emsale dayanmaya devam ediyor.
- Hükümet bu emsali yurt dışına asker göndermek için kullanıyor.
- Hükümet önceki hukuki kararlara dayanmayı bıraktı.
Cevabı göster
Hükümet, politikaları uygulamaya koymak için önceki hukuki emsale dayanmaya devam ediyor.
ani ve kapsamlı göç politikaları
Sudden and sweeping, politikaları iki ayrı açıdan değerlendirir. Sudden, politikaların hızlı ve beklenmedik biçimde ortaya çıktığını veya yürürlüğe girdiğini; sweeping ise geniş bir alanı kapsadığını ya da geniş çaplı etkiler yarattığını belirtir. Sweeping burada mecazidir ve temizlikle ilgili değildir. Haber, hukuk ve siyaset metinlerinde geniş kapsamlı policies, reforms, changes, powers veya measures sözcüklerini sıkça niteler.
Alıştırma
sudden and sweeping immigration policies ifadesi neyi vurgular?
- Politikalar göçmenlere yönelik temizlik hizmetleriyle ilgilidir.
- Politikalar küçük ve aşamalı tek bir düzenleme yapar.
- Politikalar beklenmedik biçimde ortaya çıktı ve geniş bir etki alanına sahip.
Cevabı göster
Politikalar beklenmedik biçimde ortaya çıktı ve geniş bir etki alanına sahip.
journalists and dissidents: gazeteciler ve muhalifler
Journalists, haberleri aktaran kişileri ifade eder. Siyasi bağlamlarda dissidents, bir hükümete, yönetim sistemine veya başka güçlü bir otoriteye açıkça karşı çıkan kişilerdir. Burada journalists and dissidents, habercilik faaliyetleri veya açıkça dile getirdikleri muhalefet nedeniyle hedef alınabilecek grupları adlandırır. Dissidents, yalnızca günlük tercihler konusunda farklı düşünen kişiler anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi durum bir dissident kişisini en doğal biçimde tanımlar?
- Bir yazar, tehditlere rağmen otoriter bir hükümete açıkça meydan okur.
- Bir spor muhabiri hafta sonu maç sonuçlarını okur.
- Bir müşteri çayı, arkadaşı ise kahveyi seçer.
Cevabı göster
Bir yazar, tehditlere rağmen otoriter bir hükümete açıkça meydan okur.
Little is known about what became of Chae Chan Ping following his deportation, Dilbilgisi
5:22Sınır dışı edilmesinin ardından Chae Chan Ping'e ne olduğu hakkında çok az şey bilinmektedir,
Little is known about what became of: sonrasında ne olduğu hakkında çok az şey biliniyor
Little is known about X, X hakkında güvenilir bilginin az olduğu anlamına gelir; buradaki little, “çok değil” şeklinde olumsuz bir anlam taşır. What became of someone or something, o kişiye ya da şeye daha sonra ne olduğunu, özellikle de nihai kaderini veya nereye gittiğini ifade eder. Birlikte kullanıldığında Little is known about what became of X, sonraki hikâyenin büyük ölçüde kayda geçmediğini belirten resmî bir anlatım kalıbıdır. Became of bu anlamda sabit bir yapıdır ve bir kişinin kelimenin gerçek anlamıyla neye dönüştüğünü sormaz.
Alıştırma
Mucidin sonraki kaderinin büyük ölçüde kayda geçmediğini belirten sabit kalıpla resmî tarih cümlesini tamamlayın: ____ the inventor after 1912.
Cevabı göster
Little is known about what became of
continue to impact immigrant rights and liberties.
5:32göçmen haklarını ve özgürlüklerini etkilemeye devam ediyor.
injustices visited upon him: ona yaşatılan haksızlıklar
injustices visited upon him ifadesinde visited upon, “ona uygulanan” veya “ona yaşatılan” anlamına gelir. Buradaki visited, birinin onu ziyarete gelmesi demek değildir. visit something upon someone yapısında zarar veren şey visit sözcüğünden, bundan etkilenen kişi ise upon sözcüğünden sonra gelir. Bu yapı genellikle adaletsizlik, acı veya ceza gibi olumsuz sonuçlarla kullanılır.
Alıştırma
Bu cümlede injustices visited upon him ne anlama geliyor?
- onu görmeye gelen haksızlıklar
- ondan kaldırılan haksızlıklar
- ona yaşatılan haksızlıklar
Cevabı göster
ona yaşatılan haksızlıklar
The Chinese Exclusion Act wouldn't be the last time America violated human rights Anlatım akışı
5:37Çinli Dışlama Yasası, Amerika'nın aidiyet adına insan haklarını
and its own principles in the name of belonging. Deyimler
5:42ve kendi ilkelerini ihlal ettiği son sefer olmayacaktı.
wouldn't be the last time...: tek bir olaydan tekrarlanan tarihsel örüntüye
Wouldn't be the last time, geçmişteki bir olaydan ileriye bakar ve benzer ihlallerin daha sonra yeniden gerçekleştiğini bildirir. Belirli bir sonraki olayı göstermez. Cümleyi sonuçlandırırken odağı Çinlileri Dışlama Yasası’ndan tekrarlanan bir tarihsel örüntüye genişletir. America violated human rights and its own principles yan cümlesi, bu olayları birbirine bağlayan daha geniş eleştirel değerlendirmeyi sunar.
Alıştırma
Bu tarihsel anlatıda cümleyi kapatan wouldn't be the last time yapısı ne işe yarıyor?
- Tek bir olayı daha sonra tekrar eden bir örüntünün parçası olarak sunar.
- Eleştiriyi tek ve bağımsız bir olayla sınırlar.
- Dizideki bir sonraki ihlalin tam olarak ne olduğunu belirtir.
Cevabı göster
Tek bir olayı daha sonra tekrar eden bir örüntünün parçası olarak sunar.
in the name of belonging: aidiyeti gerekçe olarak kullanmak
In the name of + isim, bir fikrin bir eylemin gerekçesi ya da meşrulaştırma aracı olarak sunulduğunu belirtir. Burada belonging, kişinin kendini bir yere ait hissetmesi değil; kimin ulusun bir parçası olarak kabul edildiğini belirleyen toplumsal sınırdır. Cümle ifadeyi eleştirel biçimde kullanır. Hakların, kimin ulusa ait olduğu fikrine başvurularak ihlal edildiğini, ancak bu gerekçenin Amerika'nın ilan ettiği ilkelerle çeliştiğini söyler.
Alıştırma
Cümleyi, ‘kamu güvenliğini ileri sürülen gerekçe olarak kullanmak’ anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: The city restricted access to the square ____ public safety.
Cevabı göster
in the name of
Learn about the Japanese-American incarceration camps of World War II with this video.
5:46Bu videoyla II. Dünya Savaşı'nın Japon-Amerikan esir kampları hakkında bilgi edinin.