Favori atıştırmalığınız nedir? ⏲️ 6 Minute English: İngilizce çalışma notları

BBC Learning English

Öğrenme zorluğu
898 kelime 159 kel/dk

Video açıklaması: Bu bölüm, atıştırmalıkların dünya çapında neden popülerliğini koruduğunu; pratiklik, uygun fiyat, duygusal rahatlama ve güncel sağlık vaatleri üzerinden inceliyor. Ayrıca paketli ürünlerle ev yapımı gelenekleri karşılaştırıyor ve aktarılan ankette Britanyalıların haftalık olarak en yaygın biçimde tükettiği atıştırmalıkların şekerleme ve çikolata olduğunu açıklıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. hit the spot. — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: Bu deyimin yiyecek, içecek, hatta bazen bir molanın o anda ihtiyaç duyulan tatmini eksiksiz sağladığını anlattığını kavrayacaksınız. Yalnızca bir şeyi sevdiğinizi söylemek yerine, belirli bir seçeneğin neden özellikle iyi geldiğini ve tam zamanında olduğunu doğal biçimde ifade edebileceksiniz. 2. an affordable luxury. — Sözcük Anlamı ve Kullanım Düzeyi: Zorunlu olmayan özel bir keyifle, bütçe sıkışıkken bile alınabilecek kadar düşük fiyat arasındaki bilinçli karşıtlığı fark edeceksiniz. Bu kısa ifadeyi, büyük bir harcama gerektirmeden özel hissettiren küçük zevklerin neden çekici olduğunu açıklamak için kullanabileceksiniz. 3. of course I can't swim against the current — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: Akıntıyı gerçek su hareketi olarak değil, çoğunluğun alışkanlıklarını ve toplumsal baskıyı temsil eden bir mecaz olarak yorumlayacaksınız. Farklı bir seçim yapmak istediğiniz hâlde çevrenizdeki insanların çoğunun davranışlarına karşı koymakta zorlandığınız durumları anlatabileceksiniz.

Bu derste

6 Minute English from bbclearningenglish.com.

0:00

bbclearningenglish.com'dan 6 Minute English.

Hello, this is 6 Minute English from BBC Learning English.

0:07

Merhaba, ben BBC Learning English'ten 6 Minute English programıyla.

I'm Neil.

0:11

Ben Neil.

And I'm Beth.

0:11

Ve ben Beth.

It seems people around the world are in love with snacks Deyimler

0:13

Görünüşe göre dünyanın dört bir yanındaki insanlar atıştırmalıklara aşık

Deyimler

are in love with snacks: gerçek anlamda olmayan güçlü beğeni

Burada are in love with snacks, insanların atıştırmalıkları çok sevdiği anlamına gelir. Snacks bir şeyi belirttiği için in love with romantik bir ilişkiyi değil, eğlenceli bir abartıyı anlatır. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp be in love with + kişi veya şey biçimindedir. Ardından bir şey, etkinlik ya da yer geldiğinde genellikle gerçek romantik aşk yerine güçlü bir beğeni anlatır.

Alıştırma

“Çok seviyor” anlamı vermek için cümleyi be in love with ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Maya ____ painting.

Cevabı göster

is in love with

from old favorites like popcorn and crisps Dilbilgisi

0:17

patlamış mısır ve cips gibi eski favorilerden

to new inventions like the chocolate sandwich.

0:20

çikolatalı sandviç gibi yeni icatlara kadar.

Dilbilgisi

from old favorites ... to new inventions: bir aralık göstermek

from A to B bir aralığın iki ucunu belirtir. Burada old favorites bir uç, new inventions ise diğer uçtur; böylece liste bu aralığın tamamındaki atıştırmalıkları kapsar. from ve to ifadelerinden sonra aynı türde söz grupları gelmelidir. Bu kalıbı düzensiz bir liste vermek yerine türleri, zamanları, yerleri veya aşamaları düzenlemek için kullanın.

Alıştırma

Aralığı from ... to ile tamamlayın: The class studies animals ____ tiny insects ____ giant whales.

Cevabı göster

from · to

Snacks are big business Kelime

0:22

Atıştırmalıklar büyük bir iştir

Kelime

big business: büyük bir ticari alan

Burada big business, büyük ölçekli ve ticari açıdan önemli, çoğu zaman da çok para kazandıran bir sektör veya faaliyet anlamına gelir. Belirli bir büyük şirketi ifade etmez. X is/are big business yapısında X, tüm pazarı anlatılan ürünü, faaliyeti veya alanı belirtir.

Alıştırma

“Sports drinks are big business” cümlesindeki big business ne anlama gelir?

  1. Büyük ve ticari açıdan önemli bir sektör oluştururlar.
  2. Tek bir büyük şirkettirler.
  3. Yalnızca iş insanları için üretilen ürünlerdir.
Cevabı göster

Büyük ve ticari açıdan önemli bir sektör oluştururlar.

with an estimated $1.5 trillion a year spent globally on snacking. Dilbilgisi

0:24

küresel olarak atıştırmalıklara yılda yaklaşık 1,5 trilyon dolar harcanıyor.

Dilbilgisi

with ... spent: geçmiş ortaçla arka plan eklemek

Vurgulanan bölüm with + isim öbeği + geçmiş ortaç yapısını kullanır: with an estimated $1.5 trillion a year + spent globally on snacking. Ana ifadeyi destekleyen bir istatistik ekler. Spent parayı açıklar: bu para dünyanın dört bir yanındaki insanlar tarafından harcanır. Yeni bir ana fiil değildir. Bu yapı, ana cümleyi temel düşünce olarak korurken ek bir durum vermenizi sağlar.

Alıştırma

Cümleyi sell fiilinin geçmiş ortaç biçimiyle tamamlayın: With all the tickets ____, the theatre announced an extra performance.

Cevabı göster

sold

Let's listen as British food historian Annie Gray

0:31

İngiliz gıda tarihçisi Annie Gray

and Argentinian chef Barbara Oievari

0:34

ve Arjantinli şef Barbara Oievari'yi

tell BBC World Service program The Food Chain

0:37

BBC Dünya Servisi programı The Food Chain'e anlatırken dinleyelim

what they like to snack on between Öbek fiiller

0:40

öğün aralarında atıştırmayı neleri sevdiklerini.

meals. I like salted peanuts

0:42

Ben tuzlu yer fıstığı severim

Öbek fiiller

snack on + yiyecek: atıştırmalık olarak yemek

Snack on + yiyecek, o yiyecekten az miktarda atıştırmalık olarak yemek demektir. Bu cümlede what they like to snack on, öğün aralarında hangi yiyecekleri atıştırmalık olarak seçtiklerini ifade eder. Normal bir düz cümlede yiyecek on'dan sonra gelir: They snack on nuts. Burada what öne geçtiği için on ifadenin sonunda kalır. Bu ifade, yiyeceği tam bir öğün olarak değil, atıştırmalık olarak yemeye odaklanır.

Alıştırma

Derste geçen ve ‘atıştırmalık olarak yemek’ anlamına gelen iki sözcüklü fiille tamamlayın: At break time, I ____ apple slices.

Cevabı göster

snack on

and I love a banana,

0:45

ve bir muzu da severim,

preferably together actually.

0:46

aslında ikisini bir arada daha çok tercih ederim.

I find that they hit the spot. Deyimler

0:48

Tam isabet olduklarını (hit the spot) düşünüyorum.

Deyimler

hit the spot: o anki ihtiyacı tam karşılamak

Hit the spot, bir şeyin o anda tam olarak istenen veya ihtiyaç duyulan şey olması ve tatmin edici gelmesi anlamındaki bir deyimdir. I find that they hit the spot cümlesindeki they, konuşulan yiyeceklere gönderme yapar ve konuşmacı bu yiyeceklerin özellikle tatmin edici olduğunu söyler. Burada fiziksel olarak bir yere vurmak söz konusu değildir. Şimdiki zamanda tek bir şeyle hits, birden fazla şeyle hit kullanılır. Geçmiş zaman biçimi de hit'tir.

Alıştırma

'After football practice, the cold drink really hit the spot,' cümlesinde hit the spot ne anlama gelir?

  1. Çok küçük bir bardakta servis edildi.
  2. Tam olarak ihtiyaç duyulan şeydi ve tatmin edici geldi.
  3. İşaretlenmiş bir noktaya düştü.
Cevabı göster

Tam olarak ihtiyaç duyulan şeydi ve tatmin edici geldi.

My favorite snack is called chipa. Kültür

0:49

Benim en sevdiğim atıştırmalığın adı chipa.

It's a small round bun

0:52

Küçük yuvarlak bir çörektir

made with cassava, Kalıp ifadeler

0:54

manyok,

cheese, butter,

0:55

peynir, tereyağı,

milk, and salt.

0:57

süt ve tuz ile yapılır.

Kültür

chipa: manyok ve peynirli küçük yuvarlak ekmek

Chipa bir yiyeceğin adıdır; parça parça çevrilecek sıradan bir İngilizce kelime değildir. Bu cümlede manyok, peynir, tereyağı, süt ve tuzla yapılan küçük, yuvarlak bir ekmeği ifade eder. Tanımadığın bir yiyecek adından sonra şekli veya malzemeleri açıklanıyorsa, yiyeceğin ne olduğunu anlamak için bu açıklamayı kullan.

Alıştırma

Açıklamaya göre chipa nedir?

  1. Manyok ve peynirle yapılan küçük, yuvarlak bir ekmek
  2. Soğuk bir meyve içeceği
  3. Bir kişinin adı
Cevabı göster

Manyok ve peynirle yapılan küçük, yuvarlak bir ekmek

Kalıp ifadeler

made with cassava, cheese...: malzemeleri belirtme

made with + malzemeler yapısı, bir yiyeceği hazırlamak için hangi malzemelerin kullanıldığını belirtir. Burada made with cassava, cheese, butter, milk, and salt, ekmeğin içinde neler olduğunu anlatır. bun kelimesinden sonra geldiği için made with ... ekmeği tanımlayan geçmiş zaman ortacı grubudur. a bun that is made with ... yapısının kısaltılmış biçimidir. Başka cümlelerde de kullanılabilen tam kalıp A is made with B şeklindedir.

Alıştırma

Tarif malzemelerini sıralayan vurgulanmış kalıpla cümleyi tamamla: These muffins are ____ carrots and walnuts.

Cevabı göster

made with

Barbara's favorite snack is a cheese bread called chipa,

0:59

Barbara'nın en sevdiği atıştırmalık chipa adı verilen bir peynirli ekmek iken,

while for Annie it's the combination of peanuts and banana that hits the spot, Dilbilgisi

1:03

Annie için 'hits the spot' olan şey fıstık ve muzun birleşimidir,

Dilbilgisi

it's ... that hits the spot: temel etkeni vurgulamak

it's the combination of peanuts and banana that hits the spot ifadesinde it belirli bir nesneyi göstermez. It is X that ... vurgu yapısının bir parçasıdır ve X konumundaki the combination of peanuts and banana özellikle öne çıkarılan bilgidir. Bu yapı çıkarıldığında temel cümle The combination of peanuts and banana hits the spot olur. Vurgulu biçim, Annie'ye tam uygun ve doyurucu gelen şeyin başka bir atıştırmalık ya da etken değil, özellikle bu birleşim olduğunu anlatır.

Alıştırma

Vurgulu cümleyi It is X that ... yapısıyla tamamlayın: ____ the big window ____ makes the room bright.

Cevabı göster

It is · that

an idiom meaning that it's exactly what you want.

1:08

bu, tam olarak istediğiniz şey olduğu anlamına gelen bir deyimdir.

Neil,

1:12

Neil,

what's your favorite snack?

1:12

senin en sevdiğin atıştırmalık nedir?

Well, I want to say something healthy, Ton ve niyet

1:13

Şey, sağlıklı bir şey söylemek istiyorum,

but actually, you know,

1:16

ama aslında, bilirsin,

I really love a bag of crisps. Kalıp ifadeler

1:17

gerçekten bir paket cipsi seviyorum.

Ton ve niyet

I want to say ..., but actually, you know: kendini düzeltme

Burada I want to say something healthy yalnızca konuşmacının söylemeyi planladığı sözleri bildirmez. Konuşmacının vermesi gerektiğini düşündüğü cevabı ortaya koyar. But actually yön değiştirir ve konuşmacının dürüst tercihini getirir. You know konuşmayı yumuşatır; itirafın daha az ani duyulmasını sağlar ve tereddüt ya da hafif bir mahcubiyet gösterebilir. Bu dizi önce beklenen cevabı verir, ardından gerçeğe yönelerek kendini düzeltir.

Alıştırma

"I want to say something healthy, but actually, you know," konuşmada nasıl bir işlev görür?

  1. Daha sonra sağlıklı yiyeceklerden söz vereceğini söyler.
  2. Önce beklenen bir cevap verir, sonra konuşmacının gerçek tercihine geçer.
  3. Başka birinin sözcük seçimini düzeltir.
Cevabı göster

Önce beklenen bir cevap verir, sonra konuşmacının gerçek tercihine geçer.

Kalıp ifadeler

a bag of crisps: kapla belirtilen miktar

“A bag of crisps”, önce kabı söyleyerek miktarı belirtir: a bag; ardından of ve kabın içindeki yiyecek gelir. Kalıp a + kap + of + içerik şeklindedir; a box of biscuits ve a bottle of juice da bu yapıya örnektir. Burada crisps, ince ve çıtır patates atıştırmalığı için Britanya İngilizcesinde kullanılan yaygın sözcüktür. İfadenin tamamı tek bir crisp değil, içinde crisps bulunan bir torba anlamına gelir.

Alıştırma

“Bir torba” anlamına gelen üç sözcüklü kap ifadesini tamamlayın: I bought ____ crisps for the journey.

Cevabı göster

a bag of

Oh, me too.

1:19

Oh, ben de.

Yeah, crisps are good.

1:21

Evet, cipsler güzeldir.

Well, whatever you like to nibble on, Dilbilgisi

1:22

Pekala, ne atıştırmayı seversen sev,

Dilbilgisi

whatever you like to nibble on: bütün seçenekleri kapsamak

Whatever you like to nibble on, “küçük lokmalar hâlinde yemekten hoşlandığın herhangi bir şey” anlamına gelir. Whatever açık bir seçenekler kümesi sunar; bu nedenle dinleyenden belirli bir atıştırmalık seçmesini istemez. Bu başlangıç cümleciği, ardından gelen ana düşünce için geniş bir çerçeve kurar. Well geçişi konuşma diline daha uygun hâle getirir; nibble on ise az miktarda bir şeyi yavaşça veya küçük lokmalarla yemek demektir.

Alıştırma

“Ne olursa olsun” anlamındaki hedef kalıbı tamamlayın: ____ you like to draw, put your name on the picture.

Cevabı göster

Whatever

in this episode we'll find out why we are so in love with snack food. Öbek fiiller

1:24

bu bölümde atıştırmalıkları neden bu kadar çok sevdiğimizi öğreneceğiz.

Öbek fiiller

we'll find out why: nedenini öğrenmek

Find out; kontrol ederek, sorarak veya izlemeye devam ederek bir bilgiyi keşfetmek ya da öğrenmek anlamına gelir. Burada we'll find out why, bölümün bir nedeni açıklayacağını gösterir. Why, cevabı bulunacak soruyu başlatır.

Alıştırma

Find out ile neden soran soru sözcüğünü kullanarak cümleyi tamamlayın: We need to ____ the lights keep going out.

Cevabı göster

find out why

As usual,

1:29

Her zamanki gibi,

we'll learn some useful new words and phrases.

1:30

bazı faydalı yeni kelimeler ve ifadeler öğreneceğiz.

And remember,

1:33

Ve unutma,

you'll find all the vocabulary and a quiz on our website bbclearningenglish.com.

1:33

tüm kelime dağarcığını ve testimizi web sitemiz bbclearningenglish.com'da bulabilirsiniz.

Okay,

1:39

Tamam,

but first I have a question for you, Beth.

1:39

ama önce sana bir sorum var, Beth.

According to a recent YouGov survey, Kalıp ifadeler

1:42

Yakın zamanda yapılan bir YouGov anketine göre,

which of the following snacks is most popular amongst Brits? Kalıp ifadeler

1:45

aşağıdaki atıştırmalıklardan hangisi İngilizler arasında en popüleridir?

Kalıp ifadeler

According to a recent YouGov survey: bilgi kaynağını belirtmek

According to + kaynak, bilginin belirtilen kaynaktan geldiğini ifade eder. Burada atıştırmalık tercihleriyle ilgili sorunun dayanağı olarak yakın tarihli bir YouGov anketi gösterilir. Bu ifade genellikle cümlenin başında yer alır ve ardından virgül gelir. Bilgiyi konuşanın kendi düşüncesi olarak değil, başka bir kaynaktan alınmış olarak sunar.

Alıştırma

Kaynağı belirtmek için According sözcüğünü gerekli edatıyla birlikte kullanın: ____ the report, the library closes at six.

Cevabı göster

According to

Kalıp ifadeler

Which of the following + çoğul isim: verilen seçeneklerden seçim yapmak

Which of the following + çoğul isim yapısı, verilen seçenekler listesinden soruya uyan seçeneğin bulunmasını ister. Following, seçeneklerin soruyla birlikte verildiğini ya da daha önce gösterildiğini belirtir. Bu cümlede tek bir atıştırmalık türü sorulduğu için snacks çoğul olsa da tekil fiil is kullanılır.

Alıştırma

Hedef kalıpla test sorusunu tamamlayın: ____ animals can fly?

Cevabı göster

Which of the following

Is it A, crisps,

1:49

A, cips,

B, confectionery and chocolate,

1:51

B, şekerleme ve çikolata mı,

or C, savory snacks and biscuits?

1:53

yoksa C, tuzlu atıştırmalıklar ve bisküviler mi?

Well,

1:56

Şey,

we both just said crisps.

1:57

ikimiz de az önce cips dedik.

So,

1:59

Bu yüzden,

I'm going to say crisps. Ton ve niyet

1:59

cips diyeceğim.

Ton ve niyet

I'm going to say crisps: yarışmada bir cevap vermek

Bir bilgi yarışması ya da tahmin bağlamında I'm going to say X, “cevabım X” veya “X'i seçiyorum” anlamına gelir. Say, konuşanın o anda karar verdiği yanıtı sunar; yalnızca bu sözcüğü daha sonra söyleyeceğine dair bir vaat değildir. Bu giriş, yanıtın o anda verilmiş bir karar gibi ve yalnızca X demeye göre biraz daha az kesin duyulmasını sağlar.

Alıştırma

Resmî olmayan bir yarışmada 'I'm going to say crisps' en doğal olarak ne anlama gelir?

  1. Crisps sözcüğünü daha sonra telaffuz etmeyi planlıyorum.
  2. Cevabım cips.
  3. Başka birinin cips seçmesini istiyorum.
Cevabı göster

Cevabım cips.

Well,

2:00

Pekala,

we'll find out the answer later in the program.

2:01

cevabı programın ilerleyen kısımlarında öğreneceğiz.

Someone with a professional interest in snacking is Christine Cochran, Kalıp ifadeler

2:04

Atıştırmalıklarla profesyonel olarak ilgilenen biri Christine Cochran,

president of SNAC International,

2:08

endüstri ticaret derneği olan

the trade association for the industry. Kelime

2:10

SNAC International'ın başkanıdır.

Kalıp ifadeler

with a professional interest in ...: işle bağlantılı ilgi

With a professional interest in + konu, işi, araştırması veya mesleki rolü nedeniyle o konuyla ilgilenmesi için bir nedeni olan kişiyi anlatır. Burada atıştırmalıklar, Christine Cochran'ın yalnızca kişisel olarak sevdiği bir şey değil, mesleki dünyasının bir parçası olarak sunulur. With ile başlayan ifade someone sözcüğünü niteler ve kişinin konuyla neden ilgili ya da konu hakkında konuşmaya neden yetkin olduğunu açıklar. Bir uzmanı, röportaj yapılan kişiyi veya sektör temsilcisini tanıtmak için kullanılabilir.

Alıştırma

İşi nedeniyle konuyla ilgilendiğini gösteren hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: She is a scientist ____ food safety.

Cevabı göster

with a professional interest in

Kelime

the trade association for the industry: sektörün ticaret birliği

Trade association, aynı sektördeki işletmeler veya mesleki üyeler tarafından ortak çıkarları temsil etmek ve alanı desteklemek için kurulan bir örgüttür. Burada the industry atıştırmalık sektörünü belirtir; trade yalnızca ülkeler arasındaki alım satımı değil, bir iş kolunu da anlatır. The trade association for the industry isim grubu, SNAC International'dan sonra açıklayıcı bir eşleme olarak gelir. Kuruluşu başka bir ifadeyle yeniden adlandırır ve ne tür bir kurum olduğunu söyler.

Alıştırma

Cümlede trade association ne anlama geliyor?

  1. Ülkelerin mal değiş tokuşu yaptığı etkinlik
  2. Tek bir sektördeki işletmeleri veya üyeleri temsil eden örgüt
  3. Ürünleri doğrudan müşterilere satan mağaza
Cevabı göster

Tek bir sektördeki işletmeleri veya üyeleri temsil eden örgüt

Here Christine shares her ideas about why we love to snack

2:13

Burada Christine atıştırmalıkları neden sevdiğimize dair fikirlerini

with BBC World Service program The Food Chain.

2:17

BBC Dünya Servisi programı The Food Chain ile paylaşıyor.

A snack is an affordable luxury. Kelime

2:20

Atıştırmalık uygun fiyatlı (affordable) bir lükstür.

Kelime

an affordable luxury: karşılanabilir küçük bir keyif

An affordable luxury, ihtiyaç duymadığınız ama özel hissettiren ve fazla pahalı olmayan bir şeydir. Affordable, parasını ödeyebileceğiniz anlamına gelir; ücretsiz demek değildir. Burada atıştırmalık, pahalı bir lüks değil, küçük bir keyif olarak anlatılır. Bu yapı, küçük bir bütçeye hâlâ sığan hoş bir fazlalığı anlatmak için kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi “fazla pahalı olmayan özel bir keyif” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: Fresh flowers can be ____ when you want to brighten your room without spending much.

Cevabı göster

an affordable luxury

So,

2:23

Bu yüzden,

if you've had a bad day or money is tight, Kalıp ifadeler

2:24

kötü bir gün geçirdiyseniz veya para sıkışıksa (money is tight),

this is something that you can turn to Öbek fiiller

2:27

bu başvurabileceğiniz bir şeydir

Kalıp ifadeler

money is tight: bütçenin kısıtlı olması

Money is tight, kullanılabilecek fazla para olmadığı ve bu yüzden dikkatli harcama yapılması gerektiği anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Tight, madeni ya da kâğıt paranın kendisini değil, maddi durumu anlatır. Burada bu yan cümle, bütçe küçük olduğunda düşük maliyetli bir keyfin rahatlatıcı olabileceğini açıklar.

Alıştırma

Cümleyi sınırlı bütçeyi anlatan hedef ifadeyle tamamlayın: We are eating at home more often because ____ this month.

Cevabı göster

money is tight

Öbek fiiller

can turn to: yardım veya teselli için başvurmak

Bu cümlede can turn to, gerektiğinde yardım, teselli veya destek almak için birine gitmek ya da bir şeye başvurmak anlamına gelir. Burada bir şey, fiziksel olarak dönülecek bir yön değil, güvenilir bir seçenek olarak sunulur. Kalıp turn to + kişi veya şey biçimindedir. Bir kişi yardım ya da tavsiye verebilir. Bir şey veya etkinlik ise teselli sağlayabilir ya da bir sorunu çözmeye yardımcı olabilir.

Alıştırma

Bu derste öğrendiğin ve birinden yardım istemek anlamına gelen ifadeyle cümleyi tamamla: When Leo feels worried, he can ____ his dad.

Cevabı göster

turn to

and I think that is why you see it as so popular. Dilbilgisi

2:29

ve sanırım onu neden bu kadar popüler gördüğünüzün sebebi budur.

Dilbilgisi

you see it as so ...: see + nesne + as + betimleme ile görüş belirtme

Burada you see it as so popular, “onun çok popüler olduğunu düşünüyorsunuz” anlamına gelir. See, gözlerin gördüğü bir şeyi değil, bir görüşü veya düşünceyi anlatır. Kalıp see + nesne + as + betimleme biçimindedir. It nesnedir, so popular ise onu betimler. So sözcüğü popular anlamını güçlendirir; see it as ile birlikte başka bir sabit ifade oluşturmaz.

Alıştırma

Bu cümlede you see it as so popular ne anlama geliyor?

  1. Onu çok popüler olarak görüyorsunuz.
  2. Onun popüler hâle gelişini izliyorsunuz.
  3. Onu daha popüler hâle getiriyorsunuz.
Cevabı göster

Onu çok popüler olarak görüyorsunuz.

Consumers,

2:33

Tüketiciler,

especially in the United States,

2:34

özellikle Amerika Birleşik Devletleri'nde,

are looking for smaller, more convenient portions. Kelime

2:36

daha küçük, daha kullanışlı porsiyonlar arıyorlar.

Kelime

smaller, more convenient portions: daha küçük ve daha kullanışlı porsiyonlar

Gıda ve tüketici ürünleri bağlamında portions, bir servis veya tek kullanım için belirlenmiş miktarları ifade eder. Burada smaller portions, her porsiyonda veya pakette daha az yiyecek bulunması demektir. More convenient, bu miktarların taşınmasının, açılmasının, servis edilmesinin veya yenmesinin daha kolay olduğunu da anlatır. İfade yalnızca ürünün fiziksel olarak daha küçük olduğunu değil, hem boyutu hem de kullanım kolaylığını belirtir.

Alıştırma

Gıda ambalajlarıyla ilgili bir konuşmada smaller, more convenient portions ne anlama gelir?

  1. Yiyecek hasarlı parçalara kesilmiştir.
  2. Her porsiyon veya pakette daha az miktar vardır ve kullanımı daha kolaydır.
  3. Üründe daha az malzeme vardır ve ambalaj yoktur.
Cevabı göster

Her porsiyon veya pakette daha az miktar vardır ve kullanımı daha kolaydır.

They're not always going to be able to sit down and have three meals a day, Dilbilgisi

2:40

Her zaman oturup günde üç öğün yemek yiyemeyecekler,

Dilbilgisi

They're not always going to be able to: her zaman yapabilecek durumda olmamak

They're, they are ifadesinin kısaltmasıdır. Not always kısmi bir olumsuzluk oluşturur: eylem bazı zamanlarda mümkün olacak, ancak her zaman olmayacaktır. Never anlamına gelmez. Be going to durumu beklenen bir geleceğe yerleştirir veya gerçekçi bir tahmin olarak sunar; be able to ise bir şeyi yapma yeteneğine ya da fırsatına sahip olmak demektir. Birlikte, they're not always going to be able to mutlak imkânsızlık yerine pratik bir sınırlamayı anlatır.

Alıştırma

Bu cümle ne anlama gelir: We aren't always going to be able to answer right away?

  1. Bazen hemen yanıt verebiliriz, ancak her zaman değil.
  2. Her zaman hemen yanıt veririz.
  3. Hiçbir zaman yanıt veremeyeceğiz.
Cevabı göster

Bazen hemen yanıt verebiliriz, ancak her zaman değil.

right?

2:44

değil mi?

So,

2:45

Bu yüzden,

they're eating on the go. Deyimler

2:45

hareket halindeyken (on the go) yiyorlar.

Deyimler

eating on the go: hareket hâlindeyken veya meşgulken yemek

On the go, “bir yerden başka bir yere giderken” veya “çok meşgulken” anlamına gelen bir deyimdir. Burada eating on the go, normal bir öğün için oturmadan, çoğu zaman yolculuk ederken veya acele hâlindeyken yemek demektir. Bu ifade zarf gibi çalışır ve yeme eyleminin hangi durumda gerçekleştiğini gösterir. Bu ifadede go bir yer değildir.

Alıştırma

Cümleyi “meşgul ve hareket hâlindeyken” anlamına gelen kalıpla tamamlayın: I did not have time to sit down, so I ate breakfast ____.

Cevabı göster

on the go

And the other thing that you see is this desire for very specific functional ingredients, Kelime

2:46

Ve gördüğünüz diğer bir şey de çok özel fonksiyonel bileşenlere duyulan bu arzu,

Kelime

desire for very specific functional ingredients: çok belirli fonksiyonel bileşenlere yönelik istek

Desire for + isim öbeği, bir şeye yönelik güçlü bir istek veya talep anlamına gelir. Burada bir tüketici eğilimine işaret eder: insanlar belirli türde bileşenler içeren ürünler istemektedir. Bu gıda pazarlaması bağlamında functional ingredients, sindirimi, enerjiyi veya odaklanmayı desteklemek gibi temel beslenmenin ötesinde belirli bir amaçlanan yarar için seçilen ya da tanıtılan bileşenlerdir. Very specific, insanların yalnızca sağlıklı diye tanımlanan bir gıda değil, açıkça belirtilmiş bir yarar istediğini gösterir.

Alıştırma

Bu gıda pazarlaması bağlamında functional ingredients nedir?

  1. Yalnızca güçlü bir tat eklemek için kullanılan bileşenler
  2. Bir makinenin çalışmasını sağlayan malzemeler
  3. Belirli bir amaçlanan yarar için tanıtılan bileşenler
Cevabı göster

Belirli bir amaçlanan yarar için tanıtılan bileşenler

right?

2:51

değil mi?

So,

2:52

Yani,

mental clarity, Kelime

2:52

zihinsel netlik (mental clarity),

gut health, Kelime

2:54

bağırsak sağlığı,

muscle development,

2:55

kas gelişimi,

Kelime

mental clarity: açık ve odaklanmış düşünme

Burada mental clarity, açık düşünebilme, odaklanmayı sürdürebilme ve zihni bulanık hissetmeme durumunu ifade eder. Bu soyut bir isim öbeğidir: mental alanı belirtir, clarity ise berraklık durumunu adlandırır. Sağlıkla ilgili bu faydalar listesinde ifade, öne sürülen bir faydayı adlandırır. Sağlık ve iyi yaşam dilinde yaygındır.

Alıştırma

Açık düşünebilme ve odaklanmayı sürdürebilme durumunu en iyi hangi ifade anlatır?

  1. gut health
  2. muscle development
  3. mental clarity
Cevabı göster

mental clarity

Kelime

gut health: sindirim sistemi sağlığı

Burada gut health, sindirim kanalının, özellikle bağırsakların sağlıklı olması ve düzgün çalışması anlamına gelir. Sağlık ve beslenme dilinde gut genellikle sindirim sistemini geniş anlamda ifade eder. Bu listede ifade, bir yiyecek veya ürünün desteklediğini öne sürebileceği bir sağlık alanını adlandırır. Buradaki gut, cesaret veya sezgi anlamına gelmez.

Alıştırma

“Fibre can support gut health.” cümlesinde gut neyi ifade eder?

  1. sezgi
  2. cesaret
  3. sindirim sistemi
Cevabı göster

sindirim sistemi

these sorts of things. Kalıp ifadeler

2:56

bu tür şeyler.

Kalıp ifadeler

these sorts of things: bir sıralamayı genel biçimde bitirmek

These sorts of things ifadesi, hemen önce sıralanan örneklere gönderme yapar ve onları aynı geniş konu altında toplar. Bu cümlede zihinsel berraklık, bağırsak sağlığı, kas gelişimi ve bunlara benzeyen diğer konuları kapsar. Bu ifade, sıralamayı bilinçli olarak belirsiz biçimde bitirir: konuşan kişi kategoriyi göstermeye yetecek kadar örnek verir ve bütün olasılıkları saymak yerine durur.

Alıştırma

Burada these sorts of things ifadesinin anlamını seçin: The club discusses games, art projects, outdoor activities, and these sorts of things.

  1. Tamamen ilgisiz yeni bir konu açar.
  2. Yalnızca adı geçen üç maddeye izin verildiğini söyler.
  3. Benzer başka maddelere de gönderme yaparak listeyi bitirir.
Cevabı göster

Benzer başka maddelere de gönderme yaparak listeyi bitirir.

Again,

2:57

Tekrar,

they're nicely packaged in snack sizes. Kalıp ifadeler

2:58

atıştırmalık boyutlarında güzelce paketleniyorlar.

Kalıp ifadeler

they're nicely packaged in snack sizes: küçük ve kullanışlı porsiyonlar

They're nicely packaged in snack sizes ifadesi, ürünlerin hangi biçimde satıldığını veya sunulduğunu açıklar. be packaged in + size edilgen kalıbını kullanır. Snack sizes, atıştırmalık olarak yemeye uygun küçük porsiyonlardır. Nicely olumlu bir değerlendirme ekler: küçük paket biçimi kullanışlıdır veya iyi düşünülmüştür. Yalnızca paketin güzel göründüğü anlamına gelmez.

Alıştırma

The fruit is nicely packaged in snack sizes cümlesinde ne anlatılıyor?

  1. Meyvenin kendisi her zaman tek bir kesin boyuttadır.
  2. Meyve büyük bir atıştırmalık kutusunun içinde saklanır.
  3. Meyve, atıştırmalık olarak yemeye uygun küçük ve kullanışlı porsiyonlarda sunulur.
Cevabı göster

Meyve, atıştırmalık olarak yemeye uygun küçük ve kullanışlı porsiyonlarda sunulur.

Snacks are often seen as a little luxury, Dilbilgisi

3:01

Atıştırmalıklar genellikle küçük bir lüks olarak görülür,

Dilbilgisi

be seen as ...: yaygın bir algıyı bildirmek

Be seen as + isim ya da sıfat, “... olarak görülmek veya anlaşılmak” demektir. see something as something yapısının edilgen biçimidir; bu nedenle konuşan kişi değerlendirmeyi kimin yaptığını söylemeden değerlendirilen şeye odaklanabilir. Burada often, bunun nesnel bir gerçek değil, yaygın bir algı olduğunu gösterir. A little luxury, zorunlu olmayan küçük bir keyif demektir; yani atıştırmalıklar mütevazı bir ödül gibi sunulur.

Alıştırma

see ... as yapısının edilgen biçimini ve often sözcüğünü kullanarak cümleyi tamamlayın: Reusable bottles ____ a practical choice.

Cevabı göster

are often seen as

but to be successful,

3:05

ancak başarılı olmak için,

a snack must also be affordable,

3:06

bir atıştırmalık aynı zamanda 'affordable' olmalıdır,

an adjective meaning not expensive.

3:09

pahalı olmadığı anlamına gelen bir sıfat.

Snacks which are cheap enough for most people to buy Dilbilgisi

3:12

Çoğu insanın satın alabileceği kadar ucuz olan atıştırmalıklar

will sell even if money is tight,

3:15

para sıkışık olduğunda, yani 'money is tight' olduğunda bile satılacaktır,

Dilbilgisi

cheap enough for most people to buy: sıfat + enough + for someone + to do

adjective + enough + for someone + to-infinitive yapısında enough sıfattan sonra gelir ve derecenin yeterli olduğunu gösterir. For ile başlayan bölüm eylemi yapabilen kişi veya grubu, to mastarı ise eylemi belirtir. Burada cheap enough for most people to buy, fiyatın çoğu insanın atıştırmalıkları alabileceği kadar düşük olduğu anlamına gelir. Buy, önceki snacks sözcüğüne gönderme yaptığı için ardından başka bir nesne gerekmez.

Alıştırma

Şu iki parçayı doğru yerlere koyarak cümleyi tamamlayın: enough for; to solve. The puzzle is easy ____ young children ____.

Cevabı göster

enough for · to solve

a phrase used to describe a situation where there's only just enough money to live on.

3:17

sadece geçinmeye yetecek kadar paranın olduğu bir durumu tanımlamak için kullanılan bir ifade.

Thanks to snacks, Kalıp ifadeler

3:22

Atıştırmalıklar sayesinde,

today fewer people sit down to eat a proper meal. Kalıp ifadeler

3:23

bugün daha az insan düzgün bir yemek yemek için oturuyor.

Kalıp ifadeler

Thanks to snacks: nedeni ve konuşanın tutumunu belirtmek

Thanks to + isim öbeği, bir sonucun nedenini belirtir. Burada atıştırmalıklar, daha az insanın oturup düzgün bir öğün yemesinin nedeni olarak gösteriliyor. thanks çoğu zaman olumlu bir şeyi düşündürse de thanks to istenmeyen bir sonucu da anlatabilir. Bu cümlede because of ifadesine yakındır ve hafif eleştirel bir ton taşır.

Alıştırma

Şu ifadenin doğru olup olmadığına karar verin: “Thanks to” yalnızca olumlu bir sonuç belirtebilir.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

Kalıp ifadeler

sit down to eat a proper ...: oturup gerçek bir öğün yemek

Sit down to eat, yemek yemek amacıyla oturmak demektir; to eat, oturma eyleminin amacını belirtir. Yürürken yemek veya hızlıca bir atıştırmalık almak yerine öğün için zaman ayırmayı anlatır. a proper meal ifadesindeki proper, gerçek, doyurucu veya öğün sayılacak kadar tam anlamına gelir. “Doğru” anlamına gelmez. İfadenin bütünü, oturup normal ve doyurucu bir öğün yemeyi anlatır.

Alıştırma

“After soccer practice, we sat down to eat a proper meal,” cümlesinde sit down to eat a proper meal ne anlama gelir?

  1. Yürürken hızlıca bir atıştırmalık yedik.
  2. Her yemeğin olgusal olarak doğru olup olmadığını kontrol ettik.
  3. Oturup doyurucu bir öğün yemek için zaman ayırdık.
Cevabı göster

Oturup doyurucu bir öğün yemek için zaman ayırdık.

Instead,

3:27

Bunun yerine,

they eat on the go.

3:27

onlar 'on the go' yiyorlar.

If you do something on the go,

3:29

Eğer bir şeyi 'on the go' yaparsanız,

you do it while you're busy traveling or moving around

3:31

onu evden ziyade seyahat ederken veya dolaşırken meşgul olduğunuzda yaparsınız.

rather than at home.

3:34

gibi.

Many modern snacks target a specific function. Kelime

3:35

Birçok modern atıştırmalık belirli bir işlevi hedefler.

Kelime

Ürün açıklamalarında target a specific function

Burada target, “belirli bir amaç için tasarlanmış veya pazarlanmış olmak” anlamında kullanılan bir fiildir. Atıştırmalıklar enerji sağlamak veya odaklanmaya yardımcı olmak gibi açık bir amaca ya da ihtiyaca yöneliktir. Bu kullanım, atıştırmalıkları fiziksel olarak bir şeye doğrultmak anlamına gelmez. Ürün açıklamalarında target, bir ürünü karşılaması amaçlanan ihtiyaç, grup veya işlevle ilişkilendirebilir.

Alıştırma

Bu cümlede target a specific function ne anlama gelir?

  1. Belirli bir amaç için tasarlanmış veya pazarlanmışlardır
  2. Fiziksel olarak bir nesneye doğrultulmuşlardır
  3. Yalnızca tek bir mağazada satılırlar
Cevabı göster

Belirli bir amaç için tasarlanmış veya pazarlanmışlardır

For example,

3:38

Örneğin,

an energy drink might claim to improve your gut health or your mental clarity, Ton ve niyet

3:39

bir enerji içeceği bağırsak sağlığınızı veya 'mental clarity'nizi iyileştirdiğini iddia edebilir,

Ton ve niyet

might claim to improve: olası bir etkiyi temkinli biçimde aktarmak

claim to + fiil yapısında claim, bir kişinin veya ürünün yapabildiğini söylediği şeyi, sonucu kanıtlanmış olarak kabul etmeden aktarır. Burada claim to improve, içeceğin bağırsak sağlığını veya zihinsel berraklığı iyileştirdiğini öne sürebileceği anlamına gelir; ancak konuşan kişi bu etkiyi garanti etmez. Might, iddianın kendisini kesin değil olası hâle getirir: içecek böyle bir iddiada bulunabilir. might claim to improve birlikte kullanıldığında pazarlama diline karşı temkinli bir mesafe oluşturur.

Alıştırma

might claim to improve your sleep ne anlatır?

  1. Etkisini doğrulamadan olası bir tanıtım iddiasını aktarır
  2. Birine ürünü iyileştirmesini söyler
  3. Ürünün uykuyu kesinlikle iyileştirdiğini doğrular
Cevabı göster

Etkisini doğrulamadan olası bir tanıtım iddiasını aktarır

a term describing a state of mind which is focused and engaged, Kalıp ifadeler

3:44

donuk veya sisli olmayan,

Kalıp ifadeler

state of mind: bir kişinin zihinsel durumu

State of mind, bir kişinin zihninin belirli bir anda nasıl çalıştığını veya kendini nasıl hissettiğini anlatan bir isim öbeğidir. Burada focused and engaged bu durumu açıklar. Bu ifade dikkat, düşünme ve duyguyu kapsayabilir; bu nedenle tek bir duygudan daha geniş bir durumu anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: A calm ____ can help you think clearly.

Cevabı göster

state of mind

not dull or foggy. Kelime

3:48

odaklanmış ve ilgili bir zihin durumunu tanımlayan bir terim.

Kelime

not dull or foggy: bulanık bir zihni anlatmak

Burada dull ve foggy, ışığı veya hava durumunu değil, zihni anlatır. Dull, düşüncenin yavaş ve zihinsel olarak keskin olmaması demektir; foggy ise düşünceler sisin arkasında kalmış gibi net düşünememek demektir. not X or Y kalıbı iki tanımı da dışarıda bırakır: bu durum ne dull ne de foggy'dir. Zihnin nasıl olmadığını söyleyerek açık ve uyanık bir zihni tanımlar.

Alıştırma

"After waking up, I felt foggy and could not focus," cümlesinde foggy ne anlama gelir?

  1. Kişi net düşünemiyordu.
  2. Hava sisliydi.
  3. Odada çok az ışık vardı.
Cevabı göster

Kişi net düşünemiyordu.

But not everyone is a fan of modern packaged snacks, Ton ve niyet

3:49

Ancak herkes modern paketlenmiş atıştırmalıkların hayranı değil,

such as the bag of crisps and chocolate bars which fill our shops.

3:53

dükkanlarımızı dolduran cips paketleri ve çikolatalar gibi.

Ton ve niyet

But not everyone is a fan of ...: yumuşak bir kısmi olumsuzluk

Not everyone is a fan of ... konuşulan şeyi sevmeyen veya desteklemeyen bazı kişilerin bulunduğu anlamına gelir. Bu, kısmi bir olumsuzluktur; hiç kimsenin onu sevmediği anlamına gelmez. Burada be a fan of, yalnızca bir spor takımının veya ünlünün hayranı olmak değil, bir şeyi sevmek ya da onaylamak demektir. But, önceki düşünceyle bir karşıtlık kurar. But not everyone is a fan of ... kalıbı birlikte kullanıldığında, insanların bir şeyden nefret ettiğini söylemek yerine farklı bir görüşü yumuşak biçimde sunar.

Alıştırma

"Not everyone is a fan of the new timetable" ne anlama gelir?

  1. Yeni ders programını hiç kimse sevmiyor.
  2. Bazı kişiler yeni ders programını sevmiyor.
  3. Yeni ders programını herkes seviyor.
Cevabı göster

Bazı kişiler yeni ders programını sevmiyor.

Originally from Argentina,

3:57

Aslen Arjantinli olan

Barbara Oievari now lives in Florida, USA.

3:59

Barbara Oievari şimdi Florida, ABD'de yaşıyor.

Here,

4:03

Burada,

Barbara tells BBC World Service's The Food Chain

4:04

Barbara, BBC Dünya Servisi'nin The Food Chain'ine

how she encourages her 9-year-old son to choose more natural snacks. Dilbilgisi

4:07

9 yaşındaki oğlunu daha doğal atıştırmalıklar seçmeye nasıl teşvik ettiğini anlatıyor.

Dilbilgisi

encourage someone to do something: birini harekete geçmesi için desteklemek

Encourage someone to do something, bir kişiye bir eylemi gerçekleştirmesi için destek, güven veya yardımcı bir yönlendirme vermek anlamına gelir. Kişi encourage fiilinden sonra gelir; eylem ise to + fiilin yalın hâliyle ifade edilir. Cümlede her 9-year-old son kişidir, to choose ise eylemdir. Encourages, onu bu seçimi yapmaya zorlamayı değil, yönlendirmeyi anlatır.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için encourage fiilini geniş zamanda kullanın: The teacher ____ Mia ____ ask questions.

Cevabı göster

encourages · to

Personally, Ton ve niyet

4:12

Kişisel olarak,

I enjoy cooking and eating more natural, simpler snacks,

4:12

daha doğal, daha basit atıştırmalıklar pişirmeyi ve yemeyi seviyorum,

Ton ve niyet

Personally, ile kişisel bir görüş belirtmek

Cümlenin başında Personally, “kişisel olarak” veya “bana göre” anlamına gelir. Ardından gelen tercihin herkesin paylaştığı bir gerçek ya da tercih değil, konuşana ait olduğunu gösterir. Virgül, Personally sözcüğünün ardından gelen tüm cümleciği çerçevelediğini gösterir. Bu kullanım görüşün daha az kesin duyulmasını sağlar; ancak görüş yine de saygılı biçimde ifade edilmelidir.

Alıştırma

“Personally, I prefer the blue one,” cümlesindeki Personally dinleyiciye ne anlatır?

  1. Konuşan mavi olanı yardım almadan seçmiştir.
  2. Herkes mavi olanı tercih eder.
  3. Tercih, konuşanın kendi görüşüdür.
Cevabı göster

Tercih, konuşanın kendi görüşüdür.

but of course I can't swim against the current Deyimler

4:17

ama elbette akıntıya karşı yüzemem (swim against the current)

Deyimler

of course I can't swim against the current: direnmesi zor bir eğilimi kabul etmek

Swim against the current, kelime anlamıyla suyun akış yönünün tersine yüzmeyi anlatır. Burada mecazidir: current, güçlü bir eğilimi veya çoğu kişinin yaptığını temsil eder. Bu nedenle can't swim against the current, “bu eğilime direnmeye devam edememek” anlamına gelir. Of course bu sınırı beklenen veya anlaşılması kolay bir durum olarak sunar. İfade bütünüyle, konuşanın kişisel bir tercihi olsa da daha geniş bir baskıyı tamamen görmezden gelemeyeceğini kabul eder.

Alıştırma

“New tools are becoming standard, so we can't swim against the current forever,” cümlesinde can't swim against the current ne anlama gelir?

  1. Hangi eğilimin popüler olduğunu bilmiyoruz.
  2. Daha büyük eğilime direnmeye devam edemeyiz.
  3. Akan suda yüzemiyoruz.
Cevabı göster

Daha büyük eğilime direnmeye devam edemeyiz.

and if my 9-year-old wants to eat the little baked snacks that have cheddar,

4:19

ve eğer 9 yaşındaki çocuğum çedarlı küçük fırınlanmış atıştırmalıkları yemek istiyorsa,

ironically,

4:24

ironik bir şekilde,

it is something baked with cheese in it which is similar to what I enjoy.

4:25

içinde peynir bulunan fırınlanmış bir şeydir, ki bu da benim hoşlandığıma benzer.

It's just the modern twist to it. Deyimler

4:29

Bu sadece onun modern dokunuşudur.

Deyimler

the modern twist to it: modern bir dokunuş eklemek

Burada twist, fiziksel bir dönme hareketini değil, tanıdık bir şeye eklenen yeni bir değişikliği anlatır. A modern twist, geleneksel veya iyi bilinen bir şeye yeni ve güncel bir özellik eklenmesidir. Cümlede the modern twist, konuşulan belirli yeniliği gösterir; to it ise bu yeniliği daha önce sözü edilen şeyle bağlar. İfadenin tamamı, tanıdık bir şeyin modern bir unsurunu veya biçimini anlatır.

Alıştırma

Modern bir yenilik eklemek için kullanılan yaygın yapıyla cümleyi tamamla: The designer put ____ the traditional lamp.

Cevabı göster

a modern twist on

Barbara wants her son to eat healthy homemade food,

4:31

Barbara oğlunun sağlıklı ev yapımı yiyecekler yemesini istiyor,

although he prefers modern packaged snacks.

4:34

oysa oğlu modern paketlenmiş atıştırmalıkları tercih ediyor.

Barbara complains she can't swim against the current.

4:38

Barbara akıntıya karşı yüzemediğinden (swim against the current) şikayet ediyor.

The idiom swim against the current

4:41

Akıntıya karşı yüzmek (swim against the current) deyimi

means to act differently from other people,

4:43

diğer insanlardan farklı davranmak anlamına gelir,

often because you do not mind being different.

4:45

genellikle farklı olmayı dert etmediğiniz için.

Well,

4:48

Şey,

Neil,

4:48

Neil,

all these snacks have made me hungry.

4:49

tüm bu atıştırmalıklar beni acıktırdı.

Now,

4:51

Şimdi,

isn't it time to reveal the answer to your question? Ton ve niyet

4:52

sorunuzun cevabını açıklamanın zamanı gelmedi mi?

Ton ve niyet

isn't it time to ...?: bir sonraki adıma yönlendirmek

Isn't it time to + fiilin yalın hâli...? bir eylemin artık gerçekleşmesi gerektiğini önermek için kullanılan olumsuz bir sorudur. Konuşan kişi genellikle zamanın geldiğini zaten düşünür; yalnızca saatin kaç olduğunu sormaz. Burada bu yapı, konuşmayı cevabın açıklanacağı aşamaya taşır. Doğrudan bir emirle karşılaştırıldığında daha çok hatırlatma veya davet gibi gelir; ancak ses tonu sabırsız bir etki de yaratabilir.

Alıştırma

Nazikçe harekete geçiren soru yapısıyla cümleyi tamamla: ____ start the meeting?

Cevabı göster

Isn't it time to

Yes,

4:54

Evet,

it is.

4:55

zamanı.

I asked,

4:55

Sordum ki,

according to a recent YouGov survey,

4:56

yakın zamanda yapılan bir YouGov anketine göre,

which of the following snacks is the most popular amongst Brits?

4:58

İngilizler arasında en popüler olan aşağıdaki atıştırmalıklardan hangisidir?

Crisps, confectionery and chocolate,

5:02

Cips, şekerleme ve çikolata mı,

or savory snacks and biscuits?

5:04

yoksa tuzlu atıştırmalıklar ve bisküviler mi?

And the answer was B,

5:06

Ve cevap B,

confectionery and chocolate,

5:09

şekerleme ve çikolataydı,

which 45% of Britons indulge in weekly according to that survey. Kelime

5:11

bu ankete göre İngilizlerin %45'i haftalık olarak keyfini çıkarıyor.

Kelime

Britons indulge in: bir şeyin tadını küçük bir kaçamak olarak çıkarmak

Burada indulge in, keyif veren bir şeyin tadını çıkarmaya izin vermek anlamına gelir. Genellikle fazla miktarda sağlıksız veya ölçüsüz olabilecek küçük bir kaçamak için kullanılır. Britons öznedir ve which, confectionery and chocolate ifadesine gönderme yapar; dolayısıyla cümle, %45'inin bu yiyecekleri sadece yediğini değil, her hafta keyifle tükettiğini söyler. Aktarılabilir kalıp indulge in + isim veya -ing biçimidir. Lezzetli yiyecekler, eğlence, hobiler ve küçük lüksler için kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümle, bir şeyi keyif veren küçük bir kaçamak olarak sunmak için indulge in ifadesini en doğal biçimde kullanır?

  1. Every minute, people indulge in breathing oxygen.
  2. The train indulges in the station at six.
  3. After dinner, Maya likes to indulge in a small piece of dark chocolate.
Cevabı göster

After dinner, Maya likes to indulge in a small piece of dark chocolate.

Okay,

5:16

Tamam,

let's recap the vocabulary we've learned, Anlatım akışı

5:16

öğrendiğimiz kelimeleri özetleyelim,

Anlatım akışı

let's recap the vocabulary we've learned: gözden geçirmeye geçmek

Let's recap the vocabulary we've learned, konuşanın herkesi daha önce ele alınan kelimeleri kısaca gözden geçirmeye yönelttiğini belirtir. Recap, dersin tamamını tekrarlamak değil, ana noktalara kısa süreliğine dönmek anlamına gelir. Bir geçiş ifadesi olarak tüm cümlecik, dinleyicileri yeni içerikten gözden geçirme bölümüne taşır. Let's kapsayıcı ve yönlendirici bir ton verirken we've learned, daha önce öğrenilenlerin şu anda da önemli olduğunu gösterir.

Alıştırma

Dersteki ifadeyle kısa bir tekrara geçişi tamamlayın: Okay, ____ the key points we've covered.

Cevabı göster

let's recap

starting with the phrase hits the spot,

5:18

tam olarak istediğiniz veya ihtiyacınız olan şeyi tanımlayan

which describes something which is exactly what you want or need.

5:21

'hits the spot' ifadesiyle başlayalım.

If something is affordable,

5:25

Bir şey 'affordable' ise,

it's cheap enough that most people have enough money to buy it.

5:27

çoğu insanın onu satın alacak paraya sahip olacağı kadar ucuzdur.

The phrase money is tight

5:30

'Money is tight' ifadesi

means you only have just enough money to live.

5:32

sadece geçinmeye yetecek kadar paranız olduğu anlamına gelir.

The idiom on the go

5:35

'On the go' deyimi

means doing things while you're busy traveling or moving around.

5:36

seyahat ederken veya hareket halindeyken bir şeyler yapmak anlamına gelir.

Mental clarity

5:40

'Mental clarity'

is a state in which your mind is fully focused and active,

5:41

donuk veya sisli olmayan,

not dull or foggy.

5:45

zihninizin tamamen odaklandığı ve aktif olduğu bir durumdur.

And finally,

5:46

Ve son olarak,

people who swim against the current or the tide

5:47

'swim against the current' veya tide yapan insanlar

do or say things differently from most other people.

5:51

çoğu insandan farklı olarak bir şeyler yapar veya söylerler.

Once again,

5:54

Bir kez daha,

our 6 minutes are up, Deyimler

5:55

6 dakikamız doldu,

Deyimler

our 6 minutes are up: süre doldu

Bu cümlede our 6 minutes are up, program için ayrılan altı dakikanın sona erdiğini anlatır. Yapı, “süre miktarı + be + up” şeklindedir. six minutes çoğul olduğu için are kullanılır. Buradaki up, “zaman kalmadığı için bitmiş” demektir; “yukarıda” anlamında değildir. Aynı anlam Time is up veya Your ten minutes are up gibi ifadelerle başka süreli etkinliklerde de kullanılabilir.

Alıştırma

Süre sınırı ifadesini burada öğretilen tam sözlerle tamamlayın: Our ten minutes ____.

Cevabı göster

are up

but why not head over to our website bbclearningenglish.com Ton ve niyet

5:56

ama neden web sitemiz bbclearningenglish.com'a gidip

to try the quiz and worksheets for this episode.

6:01

bu bölümün testini ve çalışma sayfalarını denemiyorsunuz.

Ton ve niyet

why not head over: bir yere gitmeyi dostça önermek

Why not + fiilin yalın hâli, dostça bir öneride bulunmanın bir yoludur. Genellikle gerçek bir sebep sormaz. Burada why not head over, “oraya gitmeni öneriyorum” anlamındadır. Head over samimi ve konuşma diline ait bir ifadedir. Head over to + hedef, bir yere veya sayfaya gitmek ya da onu ziyaret etmek demektir. Bu cümlede konuşmacı dinleyicileri web sitesini ziyaret etmeye sıcak bir şekilde davet ediyor; emir vermiyor.

Alıştırma

Dostça öneriyi burada öğretilen tam ifadeyle tamamlayın: ____ to our help page for more information?

Cevabı göster

Why not head over

See you again soon.

6:04

Yakında tekrar görüşmek üzere.

Goodbye.

6:05

Hoşça kalın.

6 Minute English from bbclearningenglish.com.

6:07

bbclearningenglish.com'dan 6 Minute English.