2050'de Dünya nasıl görünebilir - Shannon Odell: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
744 kelime 162 kel/dk

Video özeti: Video, kontrol altına alınmayan iklim değişikliğinin 2050 ve 2100’de yaşamı aşırı hava olayları, sağlık krizleri, yerinden edilme, ekosistem kaybı ve gıda kıtlığı yoluyla nasıl dönüştürebileceğini öngörüyor. Sonuçta daha güçlü politikaların ve ortak eylemin zararı hâlâ sınırlayabileceğini vurguluyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. on the current path? — Deyimler ve Mecazi İfadeler: path sözcüğünün gerçek bir yoldan değil, mevcut yönde ilerlemeyi sürdürmekten söz eden bir metafor olduğunu anlayabilirsiniz. Bu ifadeyi iklim, kamu politikası, ekonomi veya kariyer üzerine konuşurken bugünkü tercihlerin bizi nereye götürebileceğini tartışmak için kullanabilirsiniz. 2. struggle to keep up with — Phrasal Verbs: keep up with ifadesinin bir hıza, düzeye ya da talebe yetişmek; struggle sözcüğünün ise bunu yapmakta zorlanmak anlamı kattığını ayırt edebilirsiniz. Bütün ifade, altyapıların, hizmetlerin, kurumların veya kişilerin hızla artan ihtiyaçları neden karşılayamadığını açıklamanıza yardımcı olur. 3. every tenth of a degree counts. — Söylem, Hikâye Anlatımı ve Retorik: Kısa ve sayısal açıdan kesin bir kapanışın iklim verisini eylem gerekçesine dönüştürdüğünü görebilirsiniz: ısınmadaki küçük bir azalma bile önemlidir. every … counts kalıbıyla küçük kazanımların biriken değerini vurgulayarak bir savı etkili biçimde sonuçlandırabilirsiniz.

Bu derste

While we're already feeling the devastating effects of human-caused climate change, Notlar

0:07

İnsan kaynaklı iklim değişikliğinin yıkıcı etkilerini halihazırda hissediyor olsak da,

Kültür

human-caused climate change: nedeni belirtmek

Human-caused climate change, esas olarak insan faaliyetlerinin yol açtığı uzun vadeli iklim değişikliği anlamına gelir. Human-caused, climate change ifadesini niteleyen, kısa çizgiyle bağlanmış birleşik bir sıfattır; tek bir hava olayını anlatmaz ve insanların havayı kasıtlı olarak ürettiğini söylemez. Climate change tek başına kullanıldığında nedeni belirtmezken tam ifade değişimin kaynağını açıkça gösterir. Neden ve sorumlulukla ilgili bu ek bilgi, ifadeyi daha sonra ele alınan emisyon taahhütleri ve hükümet eylemleriyle ilişkilendirir.

Alıştırma

human-caused, climate change ifadesine hangi bilgiyi ekliyor?

  1. Değişimin yalnızca insanları etkilediğini söyler.
  2. Değişimin tek ve bağımsız bir hava olayı olduğunu söyler.
  3. Değişimin insan faaliyetlerinden kaynaklandığını söyler.
Cevabı göster

Değişimin insan faaliyetlerinden kaynaklandığını söyler.

governments continue to fall short on making and executing emissions pledges Kalıp ifadeler

0:11

hükümetler daha fazla ısınmayı engellemeye yardımcı olacak

Dilbilgisi

‘-e rağmen’ anlamındaki While

Burada While, ‘bir şey olurken’ değil, ‘-e rağmen’ anlamına gelir. Konuşanın kabul ettiği bir gerçeği öne çıkarır: İklim değişikliğinin ciddi etkilerini şimdiden yaşıyoruz. Asıl iddia ana cümlededir: Hükümetler emisyon taahhütleri konusunda hâlâ yetersiz kalmaktadır. While'ın bu ödünleme kullanımı, kabul edilen gerçekle beklenmedik derecede yetersiz tepkiyi karşı karşıya getirir.

Alıştırma

Bu cümlede While nasıl bir işlev görüyor?

  1. Ana iddiayla karşıtlık oluşturan bir gerçeği sunar.
  2. Hükümetlerin eyleminin nedenini verir.
  3. İklim etkilerinin ne zaman ortaya çıktığını belirtir.
Cevabı göster

Ana iddiayla karşıtlık oluşturan bir gerçeği sunar.

that would help thwart further warming. Kelime

0:15

emisyon taahhütlerinde bulunma ve bunları yerine getirme konusunda yetersiz kalmaya devam ediyor.

Kalıp ifadeler

fall short on making and executing emissions pledges: emisyon azaltma taahhütlerini oluşturma ve uygulamada gereken düzeye ulaşamamak

Fall short on, belirli bir alan veya görevde gereken standarda ulaşamamak anlamına gelir. Burada hükûmetlerin hem emisyon azaltma taahhütleri oluşturma hem de bunları uygulamaya koyma konusunda yeterince çaba göstermediği değerlendiriliyor. on'dan sonra yetersiz kalınan alan bir isimle veya -ing biçimiyle belirtilebilir. Making ve executing eş görevli iki -ing biçimidir: ilki taahhütlerin oluşturulmasını, ikincisi ise uygulamaya konmasını anlatır. Emissions pledges, emisyon azaltma taahhütleridir.

Alıştırma

Hangi cümle, yeterince iyi yapılmayan bir faaliyeti belirtmek için fall short on ifadesini kullanıyor?

  1. The editor keeps the report short.
  2. The project falls short of its funding target.
  3. The report falls short on explaining how the money was spent.
Cevabı göster

The report falls short on explaining how the money was spent.

Kelime

thwart further warming: daha fazla ısınmayı önlemek

Thwart, istenmeyen bir planın, girişimin veya sonucun başarıya ulaşmasını ya da gelişmesini engellemek anlamına gelir. Bu cümlede thwart further warming, küresel ısınmanın daha fazla artmasını önlemek için harekete geçmek demektir. Bu fiil stop sözcüğünden daha resmîdir ve çoğu zaman bir tehdide veya zararlı sonuca aktif biçimde karşı koyma anlamı taşır. Help thwart, önlemeye katkıda bulunmayı anlatır; tek bir eylemin sorunu çözeceğini garanti etmez.

Alıştırma

Hangi cümlede thwart, istenmeyen bir girişimin başarılı olmasını önlemek anlamında kullanılmıştır?

  1. The guards thwarted an attempt to enter the building.
  2. The guards delayed the inspection until noon.
  3. The guards described the incident in detail.
Cevabı göster

The guards thwarted an attempt to enter the building.

So,

0:17

Peki,

what will our world look like in the next 30 to 80 years Dilbilgisi

0:18

önümüzdeki 30 ila 80 yıl içinde dünyamız nasıl görünecek,

if we continue on the current path? Deyimler

0:21

eğer mevcut yolda ilerlemeye devam edersek?

Dilbilgisi

What will ... look like?: gelecekteki bir durumu sormak

What will + özne + look like? yapısı, öznenin gelecekte nasıl olacağının açıklanmasını ister. our world gibi geniş kapsamlı bir özneyle look like yalnızca görsel görünüşü değil, genel koşulları ve özellikleri de kapsar. Gelecekteki koşulların, özelliklerin veya düzenin anlatılmasını istediğiniz tahmin ve planlama konuşmalarında bu yapıyı kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Hangi soru mahallenin on yıl sonraki genel durumunu soruyor?

  1. What does this neighborhood look like today?
  2. What will this neighborhood look like in ten years?
  3. What will happen at the neighborhood meeting tomorrow?
Cevabı göster

What will this neighborhood look like in ten years?

Deyimler

on the current path: mevcut yönü anlatan bir mecaz

On the current path ifadesinde path, mevcut seçimler, politikalar ve eğilimlerin oluşturduğu yönü anlatan bir mecazdır. Bu cümlede continue on the current path, gerçek bir yolda ilerlemek değil, şimdiki şekilde gelişmeye devam etmek anlamına gelir. Bu mecaz, bugünkü yön ile gelecekte ortaya çıkması muhtemel sonucu birbirine bağlar. Zararlı, yararlı veya yalnızca değişmeden kalan bir yönü anlatabilir; değerlendirme bağlama göre belirlenir.

Alıştırma

“If we stay on the current path, costs will keep rising,” cümlesinde on the current path ne anlama gelir?

  1. şimdiki seçimleri ve eğilimleri sürdürmek
  2. haritadaki en yeni rotayı kullanmak
  3. gerçek bir yaya yolunun üzerinde durmak
Cevabı göster

şimdiki seçimleri ve eğilimleri sürdürmek

While it's impossible to know exactly how the next decade will unfold, Notlar

0:24

Önümüzdeki on yılın tam olarak nasıl gelişeceğini bilmek imkansız olsa da,

Dilbilgisi

While it's impossible to know exactly how...: ihtiyatlı bir ödünleme çerçevesi

Burada While zaman ilişkisi değil, ödünleme anlamı kurar. Yan cümle, geleceğin nasıl ilerleyeceğini tam olarak bilmenin imkânsız olduğunu belirtir. Konuşmacı önce bu sınırı kabul ederek ardından gelen tahminin veya değerlendirmenin kesin değil, ihtiyatlı duyulmasını sağlar. Bu kalıp, belirsizliği kabul ettikten sonra yine de makul biçimde söylenebilecekleri sunmak için kullanılabilir.

Alıştırma

While it's impossible to know exactly how... burada hangi işlevi görür?

  1. Konuşmacının hiçbir görüşü olmadığını gösterir.
  2. İki olayın aynı anda gerçekleştiğini söyler.
  3. Bir tahminden veya değerlendirmeden önce belirsizliği kabul eder.
Cevabı göster

Bir tahminden veya değerlendirmeden önce belirsizliği kabul eder.

Kelime

will unfold: gelecekteki olayların gelişme biçimi

will unfold ifadesinde unfold mecazidir: olaylar veya koşullar zaman içinde gelişip belirginleşecektir. will, bu kademeli süreci önümüzdeki on yıla yerleştirir. how the next decade will unfold, bir şeyi fiziksel olarak açmayı değil, bu gelişimin seyrini ve biçimini sorar.

Alıştırma

Bu cümlede will unfold ne anlama gelir?

  1. Tek bir anda gerçekleşecek.
  2. Yavaş yavaş gelişip belirginleşecek.
  3. Fiziksel olarak açılacak.
Cevabı göster

Yavaş yavaş gelişip belirginleşecek.

scientists and climate experts have made projections

0:27

bilim insanları ve iklim uzmanları mevcut durumu

factoring in the current state of affairs. Kalıp ifadeler

0:31

göz önüne alarak tahminlerde bulundular.

Kalıp ifadeler

factoring in the current state of affairs: mevcut durumu hesaba katmak

To factor something in, analiz, hesaplama, tahmin veya karar sırasında bir şeyi hesaba katmak demektir. Burada factoring in, dikkate alınan şeyi tanıtır; the current state of affairs ise şu anda var olan durumu ifade eder. -ing biçimi, bu hesaba katma eylemini daha geniş bir düşüncenin veya sürecin parçası olarak sunar. Başka bağlamlara aktarılabilen factoring in + isim kalıbı, ardından gelen bilginin göz ardı edilmek yerine sonucu etkilediğini gösterir.

Alıştırma

Cümleyi, bu derste geçen ve “bunu hesaplamaya dahil etmek” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: When setting the ticket price, we must ____ the booking fee.

Cevabı göster

factor in

This future we're about to describe is bleak, Kelime

0:33

Anlatmak üzere olduğumuz bu gelecek kasvetli,

Kelime

Umut vermeyen bir gelecek için bleak

Bleak, çok az umut sunan veya hiç umut sunmayan ve düzelmesi pek olası görünmeyen bir şeyi anlatır. Bu cümlede geleceği vahim ve cesaret kırıcı olarak değerlendirir; fiziksel olarak karanlık bir rengi veya alanı betimlemez. Bleak; future, outlook ve prospects gibi soyut isimlerle kullanıldığında güçlü bir kötümser değerlendirme aktarır.

Alıştırma

“The company's prospects look bleak,” cümlesinde bleak ne anlama gelir?

  1. Beklenmedik şekilde aydınlık ve umut vericidir.
  2. Çok az umut sunar ve düzelmesi pek olası değildir.
  3. Az ışık olduğu için fiziksel olarak karanlıktır.
Cevabı göster

Çok az umut sunar ve düzelmesi pek olası değildir.

but remember,

0:35

ama unutmayın,

there's still time to ensure it doesn't become our reality. Anlatım akışı

0:36

bunun gerçeğimiz olmamasını sağlamak için hala zaman var.

Anlatım akışı

there's still time to ensure: uyarıdan önleyici eyleme geçiş

there's still time to ensure ifadesi, harekete geçme fırsatının hâlâ sürdüğünü belirtir; ensure ise bu eylemle güvence altına alınmak istenen sonucu tanıtır. Buradaki it, daha önce anlatılan olumsuz geleceğe; doesn't become our reality ise konuşmacının önlemek istediği sonuca gönderme yapar. Cümlenin bütününde but remember, uyarıdan temkinli bir umuda geçiş sağlar. Risk inkâr edilmez; sonucun hâlâ değiştirilebileceği söylenir ve kalan fırsat sona ermeden eyleme geçilmesi yönünde bir mesaj verilir.

Alıştırma

there's still time to ensure ifadesi cümlede hangi işlevi görür?

  1. Korkulan sonucun artık kaçınılmaz olduğunu söyler.
  2. Uyarıdan, sonucu önleme olasılığına geçer.
  3. Konuyu yalnızca saat olarak ne kadar zaman kaldığına çevirir.
Cevabı göster

Uyarıdan, sonucu önleme olasılığına geçer.

It's 2050.

0:40

Yıl 2050.

We've blown past the 1.5 degree target Öbek fiiller

0:41

Dünya liderlerinin bağlı kalmaya söz verdiği

that world leaders promised to stick to. Öbek fiiller

0:43

1,5 derece hedefini çoktan aştık.

Öbek fiiller

blown past: bir hedefin veya sınırın çok ötesine geçmek

Bu cümlede blown past, çok ötesine geçmek anlamına gelir. We've, we have ifadesinin kısaltmasıdır ve blown, blow fiilinin geçmiş zaman ortacıdır; bu nedenle present perfect, hedefin zaten aşıldığını gösterir. Konuşmacı değeri yalnızca hedefe ulaşmış olarak değil, hedefin çok üzerinde olarak sunar. Blow past burada mecaz anlamdadır; hava yoluyla hareket eden bir şey yoktur. Exceed fiilinden daha canlı ve vurguludur ve çoğu zaman bir sınırın belirgin biçimde aşıldığını düşündürür.

Alıştırma

Cümleyi blow past ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Our spending has ____ the monthly limit.

Cevabı göster

blown past

Öbek fiiller

stick to: bir hedefe veya plana uymaya devam etmek

Bu cümlede stick to, “uymaya devam etmek veya sınırları içinde kalmak” anlamına gelir. 1,5 derecelik hedef, dünya liderlerinin sapmamaya söz verdiği şeydir. Hedef, ilgi cümleciğinde daha önce yer alır: the target that world leaders promised to stick to. that hedefin yerine geçtiği için to edatı doğal biçimde sonda kalır. Aynı yapı planlar, kurallar, programlar ve bütçelerle de kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Even if we are busy, we need to ____ the agreed schedule.

Cevabı göster

stick to

The Earth has warmed 2 degrees since the 1800s,

0:46

Dünyanın fosil yakıtları ilk kez kitlesel ölçekte yakmaya başladığı

when the world first started burning fossil fuels in mass scale. Kültür

0:49

1800'lerden bu yana Dünya 2 derece ısındı.

Kültür

burning fossil fuels: kömür, petrol veya doğal gaz yakmak

Burning fossil fuels; kömür, petrol veya doğal gazı yakarak enerji açığa çıkarmak, çoğunlukla ısı, elektrik veya ulaşım sağlamak için kullanmak anlamına gelir. Fossil fuels belirli bir yakıtın adı değil, bir kategori adıdır. İklim tartışmalarında bu ifade, enerji üretme faaliyetini karbondioksit ve diğer sera gazlarının salımıyla ilişkilendirir. Belirli bir yakıtı veya sektörü değil, faaliyetin kendisini belirtir.

Alıştırma

Hangi durum burning fossil fuels ifadesiyle en iyi biçimde anlatılır?

  1. Bir elektrik santrali, elektrik üretmek için kömür kullanıyor.
  2. Bir çatı, güneş panelleriyle güneş ışığını topluyor.
  3. Bir rüzgâr çiftliği, elektrik üretmek için hareket eden havayı kullanıyor.
Cevabı göster

Bir elektrik santrali, elektrik üretmek için kömür kullanıyor.

Reports on heat waves and wildfires regularly fill the evening news. Kalıp ifadeler

0:52

Sıcak hava dalgaları ve orman yangınlarına dair haberler akşam haberlerini düzenli olarak dolduruyor.

Kalıp ifadeler

fill the evening news: akşam haberlerinin büyük bölümünü kaplamak

Bu cümlede fill the evening news, akşam haberlerinin büyük bir bölümünü kaplamak anlamına gelir. Sıcak hava dalgaları ve orman yangınlarıyla ilgili haberler o kadar sık görülür ve o kadar çok ilgi çeker ki haberlerin önemli bir parçası hâline gelir. Burada fill mecaz anlamdadır: Bir konu veya o konuyla ilgili haberler mevcut içeriğin büyük bölümünü kapladığında bir gazeteyi, haber programını veya haber akışını fill edebilir. Bu, bir programın içine fiziksel olarak bir şey koymak anlamına gelmez.

Alıştırma

Yeni bir konu birkaç gün boyunca fills the evening news. Bu ne anlama gelir?

  1. Büyük miktarda ve tekrarlanan haber kapsamı alır.
  2. Haber programını hazırlamak için kullanılır.
  3. Kısa bir haberde yalnızca bir kez anılır.
Cevabı göster

Büyük miktarda ve tekrarlanan haber kapsamı alır.

Summer days exceed 40 degrees in London Kalıp ifadeler

0:57

Yaz günleri Londra'da 40 dereceyi,

and 45 degrees in Delhi,

1:00

Delhi'de 45 dereceyi aşıyor,

Kalıp ifadeler

exceed 40 degrees in London: bir yerdeki sıcaklık eşiğini aşmak

Burada summer days exceed 40 degrees, yaz günlerindeki sıcaklıkların 40 derecenin üzerine çıktığı anlamına gelir. Exceed doğrudan nesne alan geçişli bir fiildir; bu yüzden sayı, araya over girmeden fiilden sonra gelir: exceed 40 degrees. in London ifadesi, bu sıcaklık eşiğinin aşıldığı yeri belirtir. Degrees burada akademik dereceyi veya açıyı değil sıcaklığı ifade eder. Ölçek belirtilmemiştir ancak bu uluslararası iklim bağlamında normalde Celsius olarak anlaşılır.

Alıştırma

Notta verilen fiille resmî raporu tamamlayın: Temperatures may ____ 40 degrees this weekend.

Cevabı göster

exceed

as extreme heat waves

1:01

çünkü aşırı sıcak hava dalgaları

are now 8 to 9 times more common. Dilbilgisi

1:02

artık 8 ila 9 kat daha yaygın.

Dilbilgisi

9 times more common: sıklığı katlarla ifade etmek

9 times more common ifadesinde 9 times karşılaştırmanın katını belirtirken more common sıklığı veya yaygınlığı anlatır. Bu cümle, aşırı sıcak hava dalgalarının ilgili geçmiş ölçüte göre çok daha sık meydana geldiğini söyler; yalnızca dokuz ek sıcak hava dalgası olduğunu söylemez. İfadenin tamamındaki 8 to 9 times tahmini bir aralık verir. Günlük haber dilinde bu, genellikle temel düzeyin yaklaşık 8 ila 9 katı sıklıkta anlamına gelir; ancak times more matematiksel açıdan belirsiz olabilir.

Alıştırma

Örnekteki 9 times more common neyi anlatır?

  1. Bir şeyin bir ölçüte kıyasla ne kadar sık gerçekleştiğini söyler.
  2. Her olayın dokuz kat daha uzun sürdüğünü söyler.
  3. Tam olarak dokuz ek olay gerçekleştiğini söyler.
Cevabı göster

Bir şeyin bir ölçüte kıyasla ne kadar sık gerçekleştiğini söyler.

These high temperatures prompt widespread blackouts, Kelime

1:05

Bu yüksek sıcaklıklar, elektrik şebekeleri

as power grids struggle to keep up with the energy demands Öbek fiiller

1:08

evleri düzgün bir şekilde soğutmak için gereken enerji taleplerine yetişmekte

needed to properly cool homes.

1:11

zorlandıkça geniş çaplı elektrik kesintilerini tetikliyor.

Kelime

prompt widespread blackouts: neden ve sonucu anlatan resmî bir fiil

prompt widespread blackouts ifadesinde prompt, neden olmak veya tetiklemek anlamına gelen bir fiildir. Yüksek sıcaklıklar sonucu başlatır ve geniş bölgelerde elektrik kesilir. Buradaki blackouts bilinç kaybı değil, elektrik kesintileri anlamındadır. Virgülden sonraki as yan cümlesi bu sonucun neden gerçekleştiğini açıklar: elektrik şebekesi talebi karşılayamaz. Sonucu verip ardından nedenini açıklayan bu yapı haberlerde ve raporlarda yaygındır.

Alıştırma

high temperatures prompt widespread blackouts ifadesinde prompt ne anlama gelir?

  1. bir sonuca neden olmak veya onu tetiklemek
  2. yeterli elektrik sağlamak
  3. kısa bir talimat vermek
Cevabı göster

bir sonuca neden olmak veya onu tetiklemek

Öbek fiiller

struggle to keep up with: devam eden talebi karşılamakta zorlanmak

Struggle to do something, bir şeyi yapmaya çalışıp bunu zor bulmak demektir. Keep up with, bir hız, miktar veya değişen ihtiyaçla aynı seviyede kalmak anlamına gelir. Birlikte struggle to keep up with, devam eden bir şeye ayak uydurmakta veya onu karşılamakta zorlanmak demektir. Bu cümlede elektrik şebekeleri, enerji talebini karşılayacak kadar elektrik sağlamakta zorlanıyor. With'ten sonraki öge, karşılanması gereken taleptir; şebekelerle birlikte hareket eden bir kişi veya şey değildir.

Alıştırma

Cümleyi bu nottaki, ‘eşleşmekte zorlanmak’ anlamına gelen beş sözcüklük ifadeyle tamamlayın: The small factory may ____ demand for its new product.

Cevabı göster

struggle to keep up with

Ambulance sirens blare through the night,

1:13

Ambulans sirenleri gece boyunca çalıyor,

carrying patients suffering from heat stroke, Kalıp ifadeler

1:15

sıcak çarpması,

dehydration, and exhaustion.

1:17

susuzluk ve bitkinlikten muzdarip hastaları taşıyor.

Kalıp ifadeler

suffering from: tıbbi bir durumdan etkilenmek

Suffer from + bir hastalık, belirti veya başka bir zararlı durum, onun olumsuz etkilerini yaşamak anlamına gelir. Bu cümlede suffering from heat stroke, dehydration, and exhaustion, hastaları etkileyen durumları açıklar. -ing ifadesi patients'tan sonra gelir ve bu ismi niteler: patients who are suffering from those conditions. Bir yerden veya kaynaktan acı çekmek anlamına gelen sözcüğü sözcüğüne bir yapı değildir.

Alıştırma

Cümleyi bu nottaki iki sözcüklük ifadeyle tamamlayın: Several hikers were ____ dehydration after walking in the heat.

Cevabı göster

suffering from

The southwestern United States,

1:19

Amerika Birleşik Devletleri'nin güneybatısı,

southern Africa, and eastern Australia

1:21

Afrika'nın güneyi ve Avustralya'nın doğusu

experience longer, more frequent, and more severe droughts.

1:23

daha uzun, daha sık ve daha şiddetli kuraklıklar yaşıyor.

Meanwhile,

1:27

Bu arada,

the Philippines, Indonesia, and Japan

1:27

Filipinler, Endonezya ve Japonya

face more frequent heavy rainfall Kalıp ifadeler

1:30

daha sık şiddetli yağışlarla karşılaşıyor,

Kalıp ifadeler

face more frequent heavy rainfall: “karşı karşıya kalmak” anlamındaki face

Bu cümlede face, “karşı karşıya kalmak” veya “uğraşmak zorunda olmak” anlamına gelen bir fiildir. Bu ülkeler giderek daha sık görülen şiddetli yağış sorununu yaşamaktadır; face burada bir vücut bölümü olan “yüz”ü veya fiziksel yönü ifade etmez. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp face + sorun, risk, zorluk, baskı veya başka bir güç durumdur. Özne bir kişi, kuruluş, yer veya ülke olabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede face, “bir sorunla karşı karşıya kalmak” anlamında doğru kullanılmıştır?

  1. Many families face higher food costs this winter.
  2. Many families face with higher food costs this winter.
  3. Many families face toward higher food costs this winter.
Cevabı göster

Many families face higher food costs this winter.

as rising temperatures cause water to evaporate faster Dilbilgisi

1:32

çünkü artan sıcaklıklar suyun daha hızlı buharlaşmasına

and trap more water in the atmosphere.

1:35

ve atmosferde daha fazla su tutulmasına yol açıyor.

Dilbilgisi

cause water to evaporate: cause + nesne + to mastarı

Cause water to evaporate, cause + nesne + to mastarı yapısını izler. Water etkilenen nesnedir; to evaporate ise ortaya çıkan değişimi belirtir. Bir şey başka bir şeyde bir hareket veya durum meydana getirdiğinde bu kalıbı kullanın. Bilimsel açıklamalarda ve neden-sonuç ilişkisini açıkça anlatan diğer bağlamlarda yaygındır. Cause fiilinden sonra nesne geldiğinde sonraki fiil to alır: cause water to evaporate denir, cause water evaporate denmez.

Alıştırma

Cause + nesne + to mastarı yapısını crash ile tamamlayın: A software bug caused the app ____.

Cevabı göster

to crash

As the weather becomes more erratic, Kelime

1:38

Hava daha düzensiz hale geldikçe,

Kelime

weather becomes more erratic: giderek artan öngörülemezlik

Become + karşılaştırma biçimindeki bir sıfat, durum değişikliğini anlatır. weather becomes more erratic ifadesinde more erratic, giderek daha düzensiz ve tahmin edilmesi zor demektir. Erratic, istikrarlı bir düzen izlemeyen bir şeyi anlatır. Davranış, performans, sinyal, program veya değişimleri tutarsız olan başka şeyler için de kullanılabilir.

Alıştırma

"The bus service has become erratic." ne anlama gelir?

  1. Hizmet artık daha düzensiz ve tahmin edilmesi daha zor.
  2. Hizmet olgusal bir hata yaptı.
  3. Hizmet artık tamamen güvenilir bir programa uyuyor.
Cevabı göster

Hizmet artık daha düzensiz ve tahmin edilmesi daha zor.

some communities are unable to keep pace Kalıp ifadeler

1:39

bazı topluluklar sürekli yıkılan şeyleri

with rebuilding what's constantly destroyed.

1:42

yeniden inşa etme hızına ayak uyduramıyor.

Kalıp ifadeler

keep pace with: değişim hızına ayak uydurmak

be unable to keep pace with... yapısında to keep pace mastarı, öznenin yapamadığı şeyi belirtir. Keep pace with, başka bir süreçle aynı hızda gelişmek veya hareket etmek demektir. Burada yeniden inşa çalışmaları, süregelen yıkıma yetişecek kadar hızlı ilerleyemiyor. Pace yürüme hızını anlatabilir, ancak bu yapıda çoğu zaman değişim, çalışma, talep, büyüme veya teknolojik gelişme hızını soyut olarak ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi keep pace with ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The clinic hired more staff to ____ rising demand.

Cevabı göster

keep pace with

Many move to cities

1:44

Birçoğu, barınma sıkıntısı ve iş eksikliğiyle

where they face housing shortages and a lack of jobs. Kalıp ifadeler

1:45

karşılaştıkları şehirlere taşınıyor.

Kalıp ifadeler

shortages and a lack of jobs: paralel isim yapıları

Housing shortages ve a lack of jobs, iki tür yetersizliği adlandıran paralel isim öbekleridir. A shortage, mevcut arzın ihtiyaç duyulandan az olduğunu; a lack of ise bir şeyin yeterli olmadığını veya bulunmadığını belirtir. Dil bilgisi yapıları farklıdır: shortage, housing shortages örneğinde olduğu gibi doğrudan bir isimle nitelenebilir. İsim olan lack ise normalde a lack of jobs örneğindeki gibi a lack of + isim yapısını kullanır. Bu paralel yapı, şehirlerdeki baskıları nesnel ve rapor benzeri bir dille anlatır.

Alıştırma

Hangi cümlede lack, face sonrasında isim olarak doğru kullanılmıştır?

  1. The clinic faces a lack of nurses.
  2. The clinic faces lack nurses.
  3. The clinic faces a lack nurses.
Cevabı göster

The clinic faces a lack of nurses.

A resource squeeze is felt in newborn intensive care wards Notlar

1:48

Yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde kaynak sıkışıklığı hissediliyor,

Kelime

resource squeeze: sınırlı kaynaklar üzerindeki baskı

Resource squeeze ifadesindeki squeeze, sınırlı kaynakların oluşturduğu baskıyı anlatan mecazi ve sayılabilir bir isimdir. Para, personel, yatak, ekipman veya zamanın mevcut ihtiyaçları karşılamak için fazlasıyla sınırlı olduğu anlamına gelir; herhangi bir şeyin fiziksel olarak sıkıldığı anlamına gelmez. Edilgen is felt in yapısı, bu baskıyı servislerde yaşanan bir durum olarak sunar. Birden fazla kısıt bir araya geldiğinde veya tam olarak hangi kaynağın kısıtlı olduğu belirtilmediğinde a resource squeeze ifadesi başka bağlamlarda da kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi durum en iyi a resource squeeze olarak tanımlanır?

  1. Çalışanlar malzemeleri fiziksel olarak daha küçük kutulara sıkıştırıyor.
  2. Kurumun kullanabileceğinden daha fazla kaynağı var.
  3. Talep; sınırlı personel, alan ve bütçeyi baskı altına alıyor.
Cevabı göster

Talep; sınırlı personel, alan ve bütçeyi baskı altına alıyor.

Kültür

newborn intensive care wards: yenidoğan yoğun bakım servisleri

Newborn intensive care wards, ağır hasta olan, erken doğan veya yakından tıbbi izlem gereken yenidoğanların bakım gördüğü hastane servisleridir. Buradaki intensive care, bebeklerle yalnızca çok ilgilenmek değil, uzmanlaşmış yoğun bakım anlamına gelir. Bu ifade cümlede personel, yatak veya ekipman gibi kaynakların yetersizliğinin hissedildiği tıbbi ortamı belirtir. Geniş bir halk sağlığı sorununu belirli bir hastane hizmeti üzerindeki baskıyla ilişkilendirir.

Alıştırma

Cümlede newborn intensive care wards neyi ifade ediyor?

  1. Uzmanlaşmış yoğun bakıma ihtiyaç duyan yenidoğanlar için hastane servisleri
  2. Ebeveynleri dinlenirken sağlıklı bebeklerin kaldığı bakım odaları
  3. Ameliyat sonrası iyileşen yetişkinler için rehabilitasyon servisleri
Cevabı göster

Uzmanlaşmış yoğun bakıma ihtiyaç duyan yenidoğanlar için hastane servisleri

as the rising temperature and air pollution

1:51

çünkü artan sıcaklık ve hava kirliliği

cause higher rates of premature and underweight births. Kelime

1:53

prematüre ve düşük kilolu doğum oranlarının yükselmesine neden oluyor.

Kelime

and underweight births: ve düşük doğum ağırlıklı doğumlar

Bu halk sağlığı cümlesinde underweight births, bebeklerin düşük doğum ağırlığıyla dünyaya geldiği doğumları ifade eder. Underweight, bebeğin doğumdaki ağırlığıyla ilgili sonucu açıklar; annenin kilosunu açıklamaz. and sözcüğü underweight births ile premature births ifadelerini eş görevli olarak bağlar ve düşük doğum ağırlığını erken doğumun yanında ikinci bir doğum riski olarak sunar.

Alıştırma

Bu cümledeki underweight births ifadesini hangi açıklama doğru biçimde açıklar?

  1. Anneler doğum yaptıklarında düşük kiloluydu.
  2. Bebeklerin hepsi beklenen tarihten sonra doğdu.
  3. Bebeklerin doğum ağırlığı düşüktü.
Cevabı göster

Bebeklerin doğum ağırlığı düşüktü.

More children develop asthma and respiratory disease,

1:57

Daha fazla çocuk astım ve solunum yolu hastalığı geliştiriyor,

and rates balloon in communities Kelime

2:00

ve orman yangını dumanına düzenli olarak maruz kalan

regularly exposed to forest fire smoke. Kalıp ifadeler

2:01

topluluklarda oranlar hızla artıyor.

Kelime

and rates ... balloon: oranların hızla yükselmesi

and rates sözleri ikinci bir bağlı yan cümleyi başlatır: rates öznedir, balloon ise fiildir. Burada rates, az önce söz edilen hastalıkların görülme sıklıklarını veya oranlarını ifade eder; “hızlar” anlamına gelmez. a rate balloons ifadesi, bir oranın şişiyormuş gibi çok hızlı ve büyük ölçüde yükseldiğini anlatır. Buradaki balloon bir fiildir; “balon” anlamındaki isim değildir.

Alıştırma

“The infection rate ballooned after the outbreak,” cümlesinde ballooned ne anlama gelir?

  1. Neredeyse hiç değişmedi.
  2. Hızlı ve büyük ölçüde arttı.
  3. Bir hız olarak ölçüldü.
Cevabı göster

Hızlı ve büyük ölçüde arttı.

Kalıp ifadeler

exposed to forest fire smoke içinde to forest

Vurgulanan to forest sözleri, daha geniş exposed to forest fire smoke ifadesinin bir parçasıdır. be exposed to + isim yapısında exposed, özellikle bir tehlikeyle temasa sokulmak veya ona karşı korumasız kalmak anlamına gelir; to bu tehlikeyi tanıtır. Communities regularly exposed to ... yapısı, communities that are regularly exposed to ... ifadesinin kısaltılmış biçimidir. Bir şeyleri etkin biçimde sergileyen toplulukları değil, dumandan tekrar tekrar etkilenen toplulukları anlatır.

Alıştırma

Cümleyi “zararlı bir maddeyle temasa sokulmak” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: During the leak, several workers were ____ toxic gas.

Cevabı göster

exposed to

The global emissions added to the atmosphere each year

2:04

Her yıl atmosfere eklenen küresel emisyonlar

finally start to level off Öbek fiiller

2:07

hükümetin eylemleri sayesinde

thanks to government action, Kalıp ifadeler

2:08

nihayet dengelenmeye başlıyor,

Öbek fiiller

to level off: bir değişimden sonra dengelenmek

To level off, bir süre yükseldikten veya düştükten sonra neredeyse sabit hâle gelmek demektir. Burada her yıl eklenen emisyon miktarı sonunda belirgin biçimde artmayı bırakır; sıfıra düşmez. Özne, ölçülen miktarın kendisidir: emissions level off. Bu kalıp fiyat, sıcaklık, nüfus ve diğer eğilimlerle ilgili grafiklerde ve raporlarda sık görülür.

Alıştırma

To level off ifadesindeki eksik parçacığı tamamlayın: After climbing quickly, the temperature began to level ____ near 30 degrees.

Cevabı göster

off

Kalıp ifadeler

thanks to: bir sonucu bir nedene bağlamak

Thanks to bir neden sunar ve onu bir sonuca bağlar. Bu cümlede hükümetin eylemleri, emisyonların dengelenmeye başlamasının nedeni olarak gösterilir. Bu yüzden ifade because of veya as a result of anlamındadır; doğrudan birine teşekkür etme eylemi değildir. İfadenin ardından bir isim veya isim öbeği gelir. Çoğu zaman nedene olumlu bir değer yükler; ancak sonuç kötü olduğunda ton ve bağlam ifadeyi alaycı ya da suçlayıcı hâle getirebilir.

Alıştırma

Hedef neden ifadesini tamamlayın: Thanks ____ the emergency generator, the hospital kept its lights on.

Cevabı göster

to

but it's decades too late. Kalıp ifadeler

2:09

ancak bu onlarca yıl gecikmiş durumda.

Kalıp ifadeler

decades too late: işe yarayacak zamanı kaçırmak

decades too late ifadesinde decades, bir olayın veya eylemin hâlâ işe yarayabileceği son zamandan ne kadar sonra gerçekleştiğini ölçer. Kalıp, two days too late veya years too late örneklerinde olduğu gibi süre + too late biçimindedir. Too late, bir şeyin yalnızca geç bir zamanda olduğunu değil, fırsatın çoktan kaçtığını belirten bir değerlendirme taşır. Burada gecikme onlarca yılla ölçüldüğü için eleştiri özellikle güçlüdür.

Alıştırma

İşe yarayacak zamanın çoktan kaçırıldığını gösteren ifadeyle cümleyi tamamlayın: The medicine arrived two days ____; by then, it could no longer help the patient.

Cevabı göster

too late

We failed to reach net zero in time. Kültür

2:11

Net sıfıra zamanında ulaşamadık.

Kültür

reach net zero: net emisyon dengesine ulaşmak

Reach net zero, atmosfere eklenen sera gazı emisyonlarının atmosferden uzaklaştırılan eşdeğer miktarla dengelendiği ve net artışın sıfır olduğu bir duruma ulaşmak demektir. Bu nedenle bazı kalıntı emisyonlar devam edebilir; net, her kaynağın hiç emisyon üretmediği anlamına gelmez. Reach, net zero kavramını bir ülkenin, şirketin, sektörün veya sınırları belirlenmiş başka bir sistemin ulaşabileceği hedef ya da son durum olarak sunar. Bu cümlede failed to reach ... in time, hedefe gerekli son tarihten önce ulaşılamadığını belirtir.

Alıştırma

Hangi seçenek reach net zero ifadesini en doğru şekilde açıklar?

  1. Kalan emisyonların uzaklaştırmalarla dengelendiği bir duruma ulaşmak.
  2. Tanımlanmış herhangi bir son duruma ulaşmadan emisyonları azaltmaya başlamak.
  3. Tüm faaliyetlerdeki bütün emisyon kaynaklarını ortadan kaldırmak.
Cevabı göster

Kalan emisyonların uzaklaştırmalarla dengelendiği bir duruma ulaşmak.

As a result, Anlatım akışı

2:13

Sonuç olarak,

by 2100,

2:14

2100 yılına gelindiğinde,

the Earth has warmed another 0.5 to 1.5 degrees.

2:15

Dünya 0,5 ila 1,5 derece daha ısındı.

Anlatım akışı

As a result: bir sonucu tanıtmak

As a result, okuyucuya sıradaki ifadenin daha önce açıklanan bir durumun sonucu olduğunu gösteren bir bağlayıcıdır. Bu cümlede ek ısınmayı neden-sonuç zincirindeki sonuç olarak sunar. Savı nedenden sonuca taşıyarak bilgiyi düzenler. Yalnızca 'daha sonra' anlamına gelmez; virgül, bunun cümle başında kullanılan bir bağlayıcı olduğunu ve ardından sonuç ifadesinin geldiğini gösterir.

Alıştırma

İkinci cümlenin birinci cümlenin sonucu olduğunu en iyi hangi bağlayıcı gösterir?

  1. For example,
  2. As a result,
  3. After that,
Cevabı göster

As a result,

Over half of our remaining glaciers have melted.

2:19

Kalan buzullarımızın yarısından fazlası eridi.

As the sea heats up,

2:22

Denizler ısındıkça,

its volume increases due to thermal expansion. Kültür

2:23

hacmi termal genleşme nedeniyle artıyor.

Kültür

due to thermal expansion: fiziksel bir nedeni belirtmek

due to thermal expansion ifadesi 'ısıl genleşme nedeniyle' anlamına gelir. Burada due to, deniz suyunun hacmindeki artışın nedenini tanıtır; thermal expansion ise bu nedenin adını verir. Isıl genleşme, sıcaklığı yükseldikçe bir malzemenin boyutunun veya hacminin artmasıdır. Bu cümlede daha sıcak deniz suyu daha fazla yer kaplar; fazladan madde eklendiği anlamına gelmez.

Alıştırma

'Isının neden olduğu genleşme yüzünden' anlamındaki vurgulanmış ifadeyle cümleyi tamamlayın: On hot days, a steel bridge becomes slightly longer ____.

Cevabı göster

due to thermal expansion

Together,

2:26

Birlikte,

this elevates sea level by well over a meter. Kalıp ifadeler

2:26

bu, deniz seviyesini bir metreden fazla yükseltiyor.

Kalıp ifadeler

well over a meter: bir metreden oldukça fazla

well over a meter ifadesinde well, over sözcüğünün derecesini güçlendirir. İfade yalnızca “bir metreden fazla” değil, “bir metreden oldukça fazla” anlamına gelir; well burada “iyi bir şekilde” demek değildir. well over + sayı kalıbı ve bunun karşılığı olan well under + sayı kalıbı, bir değerin belirtilen sınırın açıkça ötesinde olduğunu vurgular. Ölçüm, fiyat, yaş, miktar ve yüzde bildiren metinlerde yaygındır.

Alıştırma

well over 100 people ne anlama gelir?

  1. Yaklaşık 100 kişi.
  2. 100 kişiden biraz daha az.
  3. 100 kişiden çok daha fazla.
Cevabı göster

100 kişiden çok daha fazla.

Entire nations,

2:29

Marshall Adaları ve Tuvalu gibi

like the Marshall Islands and Tuvalu, Kültür

2:30

koca ülkeler

are uninhabitable Kelime

2:32

adalarının büyük bir kısmı sular altında kaldığı için

Kültür

Marshall Adaları ve Tuvalu: alçak rakımlı ada ülkelerine gerçek örnekler

Marshall Adaları ve Tuvalu, büyük ölçüde alçak adalar ve atollerden oluşan egemen Pasifik ada ülkeleridir. Alçak rakımları onları deniz seviyesinin yükselmesine karşı özellikle savunmasız bırakır; bu adların burada ilgili olmasının nedeni budur. Bu cümlede like, iki ülkeyi entire nations ifadesinin örnekleri olarak sunup riskin ölçeğini somutlaştırır. Cümle onları deniz seviyesinin yükseldiği senaryonun içine yerleştirir; iki ülkenin şu anda yaşanamaz olduğunu öne süren bir ifade olarak okunmamalıdır.

Alıştırma

Marshall Adaları ve Tuvalu cümlede nasıl bir rol oynuyor?

  1. Deniz seviyesinin yükselmesine hangi ülkelerin neden olduğunu gösterirler.
  2. Deniz seviyesinin yükselmesi riskiyle ilgili alçak rakımlı ada ülkelerine gerçek örnekler verirler.
  3. Şimdiden tamamen su altında olan iki şehrin adını verirler.
Cevabı göster

Deniz seviyesinin yükselmesi riskiyle ilgili alçak rakımlı ada ülkelerine gerçek örnekler verirler.

Kelime

uninhabitable: insanların yaşamasına uygun olmayan

Uninhabitable, bir yerin veya binanın insanların yaşamasına uygun olmadığını belirtir. Bunun nedeni genellikle koşulların güvensiz olması veya temel ihtiyaçların karşılanamamasıdır. Burada sözü edilen adaların normal insan yaşamını sürdüremeyeceğini anlatır. Bu sıfat, be uninhabitable ve become uninhabitable örneklerinde olduğu gibi çoğunlukla be ya da become fiilinden sonra gelir. Bir yerin rahatsız edici veya sevilmeyen bir yer olduğunu söylemekten çok daha güçlüdür.

Alıştırma

The house is uninhabitable cümlesine en uygun durum hangisidir?

  1. Evin rengini çok az kişi sever.
  2. İnsanlar evde güvenli biçimde yaşayamaz.
  3. Bu hafta evi kimse ziyaret etmiyor.
Cevabı göster

İnsanlar evde güvenli biçimde yaşayamaz.

as large swaths of their islands are submerged. Kalıp ifadeler

2:33

yaşanılamaz halde.

Kalıp ifadeler

large swaths of: bir şeyin geniş alanları

Large swaths of, bir şeyin geniş alanları veya büyük bölümleri anlamına gelir. Burada sular altında kalan kısmın birkaç ayrı noktayla sınırlı olmadığını, adaların geniş bir bölümünü kapladığını gösterir. Swath sözcüğü gerçek anlamıyla geniş ve şerit biçiminde bir alanı belirtebilir; ancak çoğul yapı swaths of, geniş arazileri, bölgeleri veya büyük insan gruplarını anlatmak için sıkça mecazi anlamda kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi “geniş alanları” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: The wildfire burned ____ the forest.

Cevabı göster

large swaths of

Some islands,

2:36

Maldivler gibi

like the Maldives,

2:37

bazı adalar,

spend billions building interconnected rafts

2:38

sular altında kalan şehirlerinin üzerinde yüzen,

that house apartments, Kelime

2:41

apartmanları,

schools, and restaurants

2:42

okulları ve restoranları barındıran

Kelime

that house: yer sağlamak anlamında fiil olan house

that house apartments... yapısında that, interconnected rafts ifadesini niteleyen bir ilgi cümleciği başlatır. House fiildir; apartments, schools, and restaurants ise fiilin doğrudan nesneleridir. House fiil olarak “yer sağlamak” veya “barındırmak” anlamına gelir. Burada yüzer platformların bu tesisleri içerdiğini anlatır; “ev” anlamındaki isim olarak kullanılmamıştır.

Alıştırma

Cümleyi “yer sağlamak” anlamındaki house fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: The new science center ____ a planetarium and three laboratories.

Cevabı göster

houses

that float above its drowned cities. Deyimler

2:43

birbirine bağlı sallar inşa etmek için milyarlar harcıyor.

Deyimler

drowned cities: su altında kalmış şehirlerin çarpıcı görüntüsü

Drowned, drown fiilinin geçmiş zaman ortacıdır ve burada cities sözcüğünden önce sıfat gibi kullanılır. Bir şehir insan gibi boğulamayacağı için ifade, su tarafından yutulmuş veya su altında kalmış şehirlerin çarpıcı bir görüntüsünü oluşturur. Sözcük seçimi yalnızca ıslak sokakları değil, ciddi ve belki de kalıcı bir kaybı düşündürür. Canlıların fiziksel eylemleriyle ilişkilendirilen bir fiil, bir yerin durumunu anlatmak için kullanılır.

Alıştırma

Bu cümlede drowned cities en güçlü biçimde neyi düşündürür?

  1. Herkesin yüzme öğrendiği şehirler
  2. Yağmurdan sonra sokakları biraz ıslanmış şehirler
  3. Su tarafından alt edilmiş ve su altında kalmış şehirler
Cevabı göster

Su tarafından alt edilmiş ve su altında kalmış şehirler

Resettled climate migrants in Jakarta, Kültür

2:46

Cakarta,

Mumbai, and Lagos

2:48

Mumbai ve Lagos'ta yeniden yerleşen iklim göçmenleri,

Kültür

Resettled climate migrants: yeniden yerleştirilen iklim göçmenleri

Resettled climate migrants, iklimle bağlantılı koşullar evlerini veya geçim kaynaklarını tehdit ettiği için göç eden ve ardından yeni bir yere yerleştirilen insanları ifade eder. Resettled, climate migrants ifadesini niteleyen geçmiş zaman ortacıdır ve yeniden yerleştirmeyi tamamlanmış olarak sunar. Bu bağlamda ifade, bu insanların daha önce bir kez yerlerinden edilmiş olduğunu ortaya koyar. Bu arka plan, sonraki cümlecikteki once again ifadesinin ilk göçü değil, başka bir ayrılışı anlattığını gösterir.

Alıştırma

Resettled climate migrants ifadesine en uygun açıklama hangisidir?

  1. Aşırı hava olaylarından etkilenen şehirleri ziyaret eden turistler.
  2. İklimle bağlantılı göçten sonra yeni bir yere yerleştirilmiş insanlar.
  3. İklimi incelemek için taşınan bilim insanları.
Cevabı göster

İklimle bağlantılı göçten sonra yeni bir yere yerleştirilmiş insanlar.

are forced to abandon their homes once again Dilbilgisi

2:49

evlerini bir kez daha terk etmek zorunda kalıyor,

as rising tides and extreme storms flood buildings

2:52

çünkü yükselen gelgitler ve aşırı fırtınalar binaları sular altında bırakıyor

and crumble infrastructure.

2:55

ve altyapıyı parçalıyor.

Dilbilgisi

are forced to abandon: edilgen be forced to yapısı

Are forced to abandon, edilgen be forced to + fiilin yalın hâli yapısını kullanır. Are, çoğul özneyle uyumludur ve cümleciği şimdiki zamanda tutar; forced ise dış bir koşulun gerçekçi bir seçim bırakmadığını gösterir. Abandon, çoğunlukla ciddi bir durumda önemli bir şeyi bırakmak veya ondan vazgeçmek anlamına gelir. Burada basitçe leave demekten daha güçlüdür: İnsanlar evlerinden vazgeçmek istemez, ancak sel ve fırtınalar onları buna zorlar.

Alıştırma

Cümleyi be forced to abandon yapısının geçmiş zamanıyla tamamlayın: When the fire reached the village, the residents ____ their homes.

Cevabı göster

were forced to abandon

Overall,

2:56

Genel olarak,

250 million people are displaced. Kelime

2:57

250 milyon insan yerinden ediliyor.

Kelime

are displaced: evini terk etmek zorunda kalmak

Buradaki are displaced, are + geçmiş zaman ortacı yapısındaki edilgen bir ifadedir. Dış olayların veya güçlerin insanları evlerinden ya da normalde yaşadıkları yerden ayrılmak zorunda bıraktığını anlatır. Displaced, bu ayrılığın sıradan ve gönüllü bir taşınma olmadığını vurgular. Çatışma, afet, iklim etkileri veya kalkınma projeleri bağlamında sık kullanılır; tek başına insanların uluslararası bir sınırı geçtiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi durum bir ailenin is displaced olduğunu en iyi gösterir?

  1. Bir aile çatışmalar nedeniyle evinden ayrılmak zorunda kalır.
  2. Bir aile oturma odasını yeni bir renge boyar.
  3. Bir aile yakındaki daha büyük bir eve taşınmayı seçer.
Cevabı göster

Bir aile çatışmalar nedeniyle evinden ayrılmak zorunda kalır.

Some affluent cities, Kelime

3:00

New York ve Şanghay gibi

like New York and Shanghai,

3:01

bazı zengin şehirler

attempt to adapt, Kalıp ifadeler

3:03

binaları ve yolları yükselterek

Kelime

affluent cities: varlıklı ve kaynakları bol şehirler

Affluent cities, önemli ölçüde servete, yüksek gelire ve güçlü maddi kaynaklara sahip şehirler demektir. Affluent, ekonomik koşulları anlatan oldukça resmî bir sıfattır. Bu sözcük etki gücünü değil, zenginliği anlatır. Varlıklı bir şehir aynı zamanda etkili de olabilir, ancak bunlar iki ayrı kavramdır.

Alıştırma

Cümleyi en iyi hangi sözcük tamamlar? The study focuses on ____ neighborhoods with high incomes and abundant resources.

  1. fluent
  2. influential
  3. affluent
Cevabı göster

affluent

Kalıp ifadeler

attempt to adapt: uyum sağlamak için çaba göstermek

Attempt to adapt, “yeni koşullara uyum sağlamak için çaba göstermek” demektir. Attempt to yapısından sonra fiilin yalın biçimi olan adapt gelir. Hangi koşullara uyum sağlandığı bağlamdan belliyse adapt, açık bir to öbeği olmadan kullanılabilir. Attempt sonucu değil, çabayı anlatır. Burada şehirlerin değişen koşullara karşılık olarak kendi sistemlerini değiştirmeye çalıştığını belirtir.

Alıştırma

Hangi cümle şehirlerin iklim değişikliğine uyum sağlamak için çabaladığını, ancak başarılı olduklarını söylemediğini ifade eder?

  1. Cities have successfully adapted to climate change.
  2. Cities adopt new climate policies.
  3. Cities attempt to adapt to climate change.
Cevabı göster

Cities attempt to adapt to climate change.

elevating buildings and roadways. Dilbilgisi

3:04

uyum sağlamaya çalışıyor.

Dilbilgisi

elevating buildings and roadways: yöntemi gösteren bir -ing öbeği

Elevating buildings and roadways, önceki uyum sağlamaya çalışma fikrine bağlanan çekimsiz bir -ing yan cümlesidir. Anlamca öznesi şehirlerdir ve şehirlerin nasıl uyum sağlamaya çalıştığını açıklar: binaları ve yolları fiziksel olarak yükseltirler. Burada elevating zaman taşımadığı ve açıkça belirtilmiş bir öznesi bulunmadığı için bağımsız, tam bir fiil ya da ayrı bir cümle değildir. Virgül + -ing kalıbı, ana cümleye yöntemi veya eş zamanlı bir eylemi kısa biçimde ekleyebilir.

Alıştırma

“The cities attempt to adapt, elevating buildings and roadways” cümlesindeki -ing öbeğinin görevi nedir?

  1. Binaların kendiliğinden yükseldiğini söyler.
  2. Şehirlerin nasıl uyum sağlamaya çalıştığını açıklar.
  3. Yeni bir öznenin gerçekleştirdiği ayrı bir eylem başlatır.
Cevabı göster

Şehirlerin nasıl uyum sağlamaya çalıştığını açıklar.

10 meter tall seawalls line the cities' coasts. Kelime

3:06

10 metre yüksekliğindeki deniz duvarları şehirlerin kıyılarını kaplıyor.

Kelime

line the cities' coasts: fiil olarak line

Burada line, “bir yerin kenarı veya uzunluğu boyunca durmak ya da sıralanmış olmak” anlamına gelen geçişli bir fiildir. Kıyılar boyunca sıralanan şeyler deniz duvarlarıdır; the cities' coasts ise bunların hangi yeri takip ettiğini belirten nesnedir. Başka durumlara uygulanabilen kalıp things + line + place şeklindedir; Trees line the road. buna bir örnektir. Bu kullanım bir sıra veya dizi hâlindeki şeylerin nerede bulunduğunu anlatır, çizgi çizme eylemini değil.

Alıştırma

line fiilini kullanarak cümleyi tamamlayın: Tall trees ____ both sides of the road.

Cevabı göster

line

Children learn about extinct sea life,

3:10

Çocuklar, yüzey suyu sıcaklıklarının artması nedeniyle

which once inhabited the ocean's reefs,

3:11

tamamı yok olan,

all of which have vanished Dilbilgisi

3:13

bir zamanlar okyanus resiflerinde yaşayan

thanks to rising surface water temperatures.

3:15

nesli tükenmiş deniz yaşamını öğreniyor.

Dilbilgisi

all of which have vanished: grubun tamamı hakkında bilgi ekleme

All of which, tanımlayıcı olmayan bir ilgi tümceciğini başlatır. Which, önceki çoğul ad öbeği the ocean's reefs ifadesine gönderme yapar; all of ise “o resiflerin her biri” anlamını ekler. Çoğul fiil have, reefs ile uyumludur. Bu yapı, virgülden sonra önceki ad öbeğine ek bilgi bağlar. and all of them have vanished şeklinde başka bir ifadeyle anlatılabilir, ancak ilgi yapısı bilgiyi tek cümle içinde tutar.

Alıştırma

Cümleyi all + of + doğru ilgi zamiriyle tamamlayın: The library has four study rooms, ____ are open late.

Cevabı göster

all of which

Grocery prices skyrocket Kelime

3:18

Gıda ve su kıtlığı tüm toplulukları etkiledikçe

as food and water scarcity touch all communities. Kelime

3:20

market fiyatları hızla yükseliyor.

Kelime

Grocery prices skyrocket: çarpıcı bir artış için skyrocket

Grocery prices skyrocket ifadesinde skyrocket, “son derece hızlı ve büyük ölçüde yükselmek” anlamına gelen geçişsiz bir fiildir. Kullanım mecazidir: fiyatlar bir roket gibi yukarı fırlıyormuş gibi düşünülür. Özne, yükselen şeydir; burada grocery prices. Bu güçlü fiil, bir değişimi yalnızca bir artış olarak değil, çarpıcı bir gelişme olarak sunmak istendiğinde haber başlıklarında ve haber metinlerinde yaygındır.

Alıştırma

Kiradaki çarpıcı ve hızlı bir artışı en doğal biçimde hangi cümle aktarır?

  1. The storm skyrocketed apartment rents.
  2. Apartment rents rose by one percent over ten years.
  3. Apartment rents skyrocketed after the storm.
Cevabı göster

Apartment rents skyrocketed after the storm.

Kelime

touch all communities: “etkilemek” anlamında touch

touch all communities ifadesinde touch, fiziksel temas kurmak değil, “etkilemek veya üzerinde etkisi olmak” anlamına gelir. Kıtlık her topluluktaki insanlara ulaşmaktadır. Bu kullanımda özne genellikle bir olay, sorun, politika veya değişim; nesne ise bir kişi, grup, yer ya da yaşam alanıdır. Touch etkinin ulaştığı kapsamı vurgular, ancak etkinin ne kadar ciddi olduğunu tek başına göstermez.

Alıştırma

The power outage touched every neighborhood. cümlesinde touched ne anlama gelir?

  1. Her mahalleye fiziksel olarak dokundu.
  2. Her mahalleyi etkiledi.
  3. Her mahalleyi duygulandırdı.
Cevabı göster

Her mahalleyi etkiledi.

Fruits and products long grown Dilbilgisi

3:23

Tropik ve subtropik bölgelerde

in the tropics and subtropics

3:25

uzun süredir yetiştirilen meyveler ve ürünler

rarely show up on shelves Öbek fiiller

3:27

artan nemle eşleşen

Dilbilgisi

long grown: uzun zamandır yetiştirilen

long grown ifadesinde long, “uzun zamandır” veya “uzun yıllardır” anlamına gelen bir zarftır. Grown edilgen anlam taşıyan bir geçmiş zaman ortacıdır; dolayısıyla ifade, bu meyve ve ürünlerin söz konusu bölgelerde uzun süredir yetiştirildiğini anlatır. İsimden sonra gelen long grown in the tropics and subtropics, that have long been grown in the tropics and subtropics ilgi cümleciğinin kısaltılmış hâlidir. Zaman bilgisini kısa bir betimlemede toplar.

Alıştırma

“Orada uzun yıllardır yetiştirilen” anlamındaki bu derste geçen iki sözcüklü kısaltılmış ifadeyi yazın: Tea ____ on these hills is now protected by law.

Cevabı göster

long grown

Öbek fiiller

show up on shelves: mağazalarda satışa sunulmak

Vurgulanan sözcükler daha geniş olan show up on shelves ifadesinin parçasıdır. Show up “ortaya çıkmak” anlamına gelir; on shelves ise perakende satış yerini belirtir. Özne bir ürün olduğunda ifade, ürünün mağazalarda yerini alıp müşteriler tarafından satın alınabilir hâle gelmesi demektir. Bu nedenle rarely show up on shelves burada insanların gelmesini değil, ürünün mağazalarda sınırlı bulunmasını anlatır.

Alıştırma

Bu derste geçen ve “mağazalarda ortaya çıkmak” anlamına gelen dört sözcüklü perakende ifadesini kullanın: The new cereal will ____ next week.

Cevabı göster

show up on shelves

as intense heat waves

3:28

yoğun sıcak hava dalgaları

paired with increasing humidity Kalıp ifadeler

3:29

çiftçilerin dışarıda çalışmasını ölümcül hale getirdiğinden

make it deadly for farmers to work outdoors. Dilbilgisi

3:31

nadiren raflarda yer buluyor.

Kalıp ifadeler

paired with increasing humidity: birlikte etkili olan iki etken

Bu cümlede paired with increasing humidity, “giderek artan nemle birleşen” anlamına gelir. Sıcak hava dalgaları ile yükselen nem aynı anda ortaya çıkıp tehlikeyi artırır; paired sözcüğü gerçek anlamda bir eşleştirme eylemini anlatmaz. Dil bilgisi açısından paired with increasing humidity, intense heat waves ifadesini niteleyen kısaltılmış bir edilgen öbektir. Ayrı bir yan cümle başlatmadan ikinci bir etken ekler: sıcak hava dalgaları yükselen nemle birleştiğinde açık havada çalışmak ölümcül hâle gelir.

Alıştırma

heat waves paired with increasing humidity ifadesinde paired with neyi gösterir?

  1. Sıcak hava dalgaları nemle karşılaştırılıyor.
  2. Sıcak hava dalgaları ve yükselen nem birlikte etkili oluyor.
  3. Sıcak hava dalgaları resmî olarak bir çift hâlinde eşleştiriliyor.
Cevabı göster

Sıcak hava dalgaları ve yükselen nem birlikte etkili oluyor.

Dilbilgisi

make it deadly for farmers to work outdoors: hazırlayıcı nesne it

Bu yan cümle make + it + adjective + for someone + to-infinitive kalıbını izler. Burada make, “bir durumun belli bir hâle gelmesine neden olmak” anlamındadır; deadly eylemi değerlendirir, for farmers ise eylemi kimin yaptığını gösterir. It, hazırlayıcı ya da biçimsel bir nesnedir: make sonrasındaki nesne konumunu doldurur, değerlendirilen asıl içerik ise daha sonra gelir; burada bu içerik çiftçilerin açık havada çalışmasıdır. Koşullar bu eylemi ölümcül olabilecek hâle getirir; ölümcül bir nesne yaratmaz.

Alıştırma

Cümleyi make it + adjective + for someone + to do kalıbının gerektirdiği sözcükle tamamlayın: Heavy fog makes ____ difficult for drivers to see the road.

Cevabı göster

it

Unpredictable heat waves, droughts, and floods

3:34

Öngörülemeyen sıcak hava dalgaları, kuraklıklar ve seller,

cripple small-scale farmers Kelime

3:36

Afrika, Asya ve Güney Amerika'da,

in Africa, Asia, and South America,

3:38

daha önce dünyanın gıdasının 1/3'ünü üreten

who previously produced 1/3 of the world's food.

3:40

küçük ölçekli çiftçileri felce uğratıyor.

Kelime

cripple small-scale farmers: üretim kapasitelerine ciddi zarar vermek

Bu cümlede cripple, “işlev görme kapasitesine ciddi zarar vermek” anlamına gelen güçlü ve mecazi bir fiildir. Cümle, hava olaylarının çiftçileri fiziksel olarak engelli hâle getirdiğini değil, küçük ölçekli çiftçilerin gıda üretmeye devam etmesini çok zorlaştırdığını anlatır. cripple + kişi, grup, sistem veya sektör yapısı, yalnızca etkilenmeyi değil, normal çalışma kapasitesinin büyük ölçüde kaybedilmesini vurgular.

Alıştırma

Bu cümlede cripple small-scale farmers ne anlama gelir?

  1. daha büyük çiftliklere taşınmalarına yardım etmek
  2. onlara küçük ve geçici bir rahatsızlık vermek
  3. üretime devam etme kapasitelerine ciddi zarar vermek
Cevabı göster

üretime devam etme kapasitelerine ciddi zarar vermek

Hundreds of millions of people

3:43

Yüz milyonlarca insan

are pushed into hunger and famine. Kalıp ifadeler

3:45

açlık ve kıtlığa itiliyor.

Kalıp ifadeler

into hunger and famine: be pushed into + durum yapısı

Into hunger and famine, be pushed into + durum şeklindeki edilgen yapıyı tamamlar. Açlık ve kıtlığı, dış güçlerin etkisiyle insanların içine sürüklendiği sonuç durumları olarak sunar. Push burada fiziksel değil, mecazidir. Edilgen biçim etkilenen insanları öne çıkarır ve değişimin özgür iradeyle seçilmediğini düşündürür.

Alıştırma

Dış bir gücün kötü bir sonuca neden olduğunu anlatan yapıyı tamamlayın: Medical bills pushed the family ____ debt.

Cevabı göster

into

Climate predictions can feel overwhelming

3:47

İklim tahminleri bunaltıcı

and terrifying.

3:50

ve korkutucu gelebilir.

Yet many of the experts Anlatım akışı

3:51

Ancak, bu değerlendirmelerden sorumlu olan

responsible for these assessments

3:52

uzmanların birçoğu

remain optimistic. Kalıp ifadeler

3:54

iyimserliğini koruyor.

Anlatım akışı

Yet: karşıt bir düşünceye geçiş yapmak

İkinci cümlenin başındaki Yet, “ancak” veya “yine de” anlamına gelir. Sonraki düşüncenin ilk cümlenin yarattığı korkutucu izlenimle çeliştiğini belirtir: uzmanlar hâlâ iyimserdir. Bir söylem bağlayıcısı olarak Yet, konuşanın bir gerçeği kabul edip ardından beklenmedik bir karşıt nokta sunmasını sağlar. Cümle başında Yet gördüğünüzde, savın yönünde bir dönüş bekleyin.

Alıştırma

Bu parçada Yet ne işe yarıyor?

  1. Tahminlerin neden korkutucu olduğuna dair başka bir neden ekler.
  2. Uzmanların değerlendirmeleri tamamlamadığını gösterir.
  3. Korkutucu izlenimle çelişen bir bilgi sunar.
Cevabı göster

Korkutucu izlenimle çelişen bir bilgi sunar.

Kalıp ifadeler

remain optimistic: devam eden bir durum

remain optimistic ifadesinde remain, ardından optimistic sıfatı gelen bir bağ fiilidir. İfade “iyimser kalmaya devam etmek” anlamına gelir: kaygı verici bilgilere rağmen uzmanların olumlu durumu değişmez. remain + adjective yapısı, remain calm veya remain unclear örneklerinde olduğu gibi devam eden bir durumu anlatır. Burada remain, “artakalmış olmak” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi tam olarak remain optimistic ifadesini kullanarak tamamlayın: Despite the setback, the researchers ____.

Cevabı göster

remain optimistic

Since countries have first begun

3:55

Ülkeler ilk olarak emisyonlarını azaltmak için

taking steps to lower their emissions, Kalıp ifadeler

3:56

adımlar atmaya başladığından beri,

warming projections have shifted downwards. Kelime

3:58

ısınma projeksiyonları aşağı doğru kaydı.

Kalıp ifadeler

taking steps to lower their emissions: emisyonlarını azaltmak için adımlar atmak

take steps to do something kalıbında steps, ayakla atılan adımlar değil, planlı eylemler veya önlemler anlamına gelir. Burada taking steps to lower their emissions, ülkelerin emisyonları azaltmaya yönelik somut eylemlere başladığını ifade eder. Kalıp take steps to + fiilin yalın hâli şeklindedir. Eylemi genellikle pratik önlemlerden oluşan, bilinçli bir süreç olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi take steps to ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The museum will ____ protect its collection from flooding.

Cevabı göster

take steps to

Kelime

shifted downwards: daha düşük bir düzeye indi

Burada shifted downwards, daha düşük bir düzeye değişmek anlamına gelir. Özne warming projections olduğu için, öngörülen ısınma miktarının önceki tahminlere göre daha düşük hâle geldiğini belirtir; fiziksel bir hareketi anlatmaz. Shift konum, düzey veya tahmindeki bir değişikliği anlatabilir; downwards ise değişimin yönünü gösterir. İfade, daha düşük bir tahmini belirtir; ısınmanın sıfıra indiğini veya riskin ortadan kalktığını söylemez.

Alıştırma

Bu cümle ne anlama geliyor? After the new data arrived, the temperature forecast shifted downwards.

  1. Tahmin daha alçak bir rafa taşındı.
  2. Tahmin iptal edildi.
  3. Tahmin, daha düşük bir sıcaklık gösterecek şekilde değişti.
Cevabı göster

Tahmin, daha düşük bir sıcaklık gösterecek şekilde değişti.

In less than a decade, Kalıp ifadeler

4:01

On yıldan kısa bir süre içinde,

we've reduced our projected emission rates Kelime

4:02

öngörülen emisyon oranlarımızı düşürdük,

so that we're no longer on track Kalıp ifadeler

4:05

böylece artık yaklaşık 4 derecelik bir ısınmaya

to hit nearly 4 degrees of warming.

4:06

ulaşma yolunda değiliz.

Kalıp ifadeler

In less than a decade: on yıldan kısa sürede

In less than a decade, bir şeyin on yıldan daha kısa bir süre içinde gerçekleştiğini belirtir. A decade on yıl demektir; less than ise bu tam süreden daha düşük bir üst sınır koyar. İfade cümlenin başında kullanıldığında tüm iddianın zaman çerçevesini belirler ve değişimin hızını vurgular: azalma on yıldan kısa sürede gerçekleşmiştir.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “on yıldan daha kısa bir süre içinde” anlamına gelen tam ifadeyle tamamlayın: The city completed the rail line ____.

Cevabı göster

in less than a decade

Kelime

Projected emission rates: öngörülen emisyon oranları

Projected emission rates, gelecekte emisyonların hangi hızda ortaya çıkmasının beklendiğine ilişkin tahminlerdir. Projected, emission rates ifadesini niteler ve sayıların mevcut bir gerçek olarak doğrudan gözlemlenmediğini; veri, eğilim, varsayım veya modellerden hesaplandığını ya da tahmin edildiğini belirtir. Cümlede bu öngörülen oranların düşürülmesi, beklenen gelecek yönünü değiştirir. Burada projected tahmin anlamındadır; bir görüntüyü ekrana yansıtmakla ilgili değildir.

Alıştırma

Projected emission rates ifadesinde projected, oranlar hakkında neyi belirtir?

  1. Mevcut ya da geçmiş sonuçlar olarak doğrudan gözlemlenen oranlar.
  2. Bir projektörle görüntü olarak gösterilen oranlar.
  3. Veri veya modellerden gelecek için tahmin edilen oranlar.
Cevabı göster

Veri veya modellerden gelecek için tahmin edilen oranlar.

Kalıp ifadeler

no longer on track to hit: artık mevcut gidişatla ulaşacak durumda olmamak

On track to hit, ‘mevcut eğilim devam ederse bir sonuca ulaşma olasılığı yüksek olmak’ demektir. Bu cümlede no longer bu öngörüyü tersine çevirir: emisyonlar azaltıldıktan sonra mevcut gidişat artık yaklaşık 4 derecelik ısınmaya işaret etmiyor. Track burada gerçek bir ray değil, mecazi bir yol veya eğilimdir. Hit ise ‘vurmak’ değil; bir sayıya, düzeye, hedefe ya da son tarihe ‘ulaşmak’ anlamındadır.

Alıştırma

Cümleyi ‘mevcut hızla artık ulaşması beklenmiyor’ anlamındaki ifadeyle tamamlayın: After the setback, the team is ____ its sales target.

Cevabı göster

no longer on track to hit

Policies that invest in renewable energy sources, Kalıp ifadeler

4:08

Yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırım yapan,

Kalıp ifadeler

invest in renewable energy sources: yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırım yapmak

Invest in renewable energy sources, para veya başka kaynakları güneş ve rüzgâr gibi doğal olarak yenilenen enerjinin geliştirilmesine ya da kullanılmasına yönlendirmek demektir. Bu politika bağlamında, politika söz konusu yatırımı destekleyen bir unsur olarak anlatılır. Yapı invest in + isim biçimindedir. in edatı, yatırımı alan şeyi veya alanı belirtir.

Alıştırma

invest + edat kalıbını tamamlayın: The city plans to invest ____ renewable energy sources.

Cevabı göster

in

cut fossil fuel production, Kalıp ifadeler

4:11

fosil yakıt üretimini kesen,

Kalıp ifadeler

cut fossil fuel production: fosil yakıt üretimini azaltmak

cut fossil fuel production ifadesinde cut, üretilen miktarı azaltmak anlamına gelir; bir şeyi bıçakla kesmek anlamına gelmez. Fossil fuel production, kömür, petrol ve doğal gaz üretimini ifade eder. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp, cut + miktarla ilgili bir isim şeklindedir: cut production daha az üretmek demektir; cut costs veya cut emissions da maliyetleri ya da emisyonları azaltmak anlamına gelir.

Alıştırma

Burada cut fossil fuel production ne anlama geliyor?

  1. Fosil yakıtlarla ilgili tüm faaliyetleri kalıcı olarak durdurmak
  2. Fosil yakıtları parçalara ayırarak kesmek
  3. Üretilen fosil yakıt miktarını azaltmak
Cevabı göster

Üretilen fosil yakıt miktarını azaltmak

support electric transportation,

4:12

elektrikli ulaşımı destekleyen,

protect our forests,

4:14

ormanlarımızı koruyan

and regulate industry

4:16

ve sanayiyi düzenleyen politikalar,

can help mitigate the worst effects Kelime

4:17

iklim değişikliğinin

of climate change.

4:19

en kötü etkilerini hafifletmeye yardımcı olabilir.

Kelime

can help mitigate the...: ...etkisini hafifletmeye yardımcı olabilir

Can help mitigate the..., olumsuz bir etkinin daha az ciddi hâle gelmesine yardımcı olabilir anlamındadır. Tam cümlede söz konusu eylem, iklim değişikliğinin en kötü etkilerini azaltabilir; ancak bu etkileri tamamen ortadan kaldırmayı vadetmez. İngilizcede help sözcüğünden sonra fiilin yalın hâli doğrudan kullanılabilir: help mitigate. Mitigate, genellikle effects, damage, risk veya harm gibi olumsuzluk bildiren isimlerle kullanılan resmî bir fiildir.

Alıştırma

A safety plan can mitigate the damage from an accident. cümlesinde mitigate ne anlama geliyor?

  1. Her etkiyi tamamen ortadan kaldırmak
  2. Kazanın meydana gelmesini önlemek
  3. Hasarı daha az ciddi hâle getirmek
Cevabı göster

Hasarı daha az ciddi hâle getirmek

But climate experts have also stressed

4:21

Ancak iklim uzmanları ayrıca,

that current policies and pledges

4:23

mevcut politika ve taahhütlerin

don't go far enough Kalıp ifadeler

4:25

hız veya ölçek olarak

in speed or scale. Kalıp ifadeler

4:26

yeterince ileri gitmediğini vurguladılar.

Kalıp ifadeler

don't go far enough: bir müdahalenin yetersiz olduğunu söylemek

Bu cümlede don't go far enough, politikaların ve taahhütlerin güç, kapsam veya iddia düzeyi bakımından yeterli olmadığı anlamına gelir. Go far fiil öbeği fiziksel bir mesafeyi değil, ulaşılan dereceyi anlatır. Olumsuz biçim, bazı adımlar atılmış olabileceğini kabul ederken daha fazlasının gerektiği değerlendirmesini yapar. Bu yapı bir önerinin, reformun, sözün veya müdahalenin gereken düzeye ulaşıp ulaşmadığını değerlendirmek için kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi go far enough ifadesinin olumsuz biçimiyle tamamlayın: The proposal is a useful start, but it ____.

Cevabı göster

doesn't go far enough

Kalıp ifadeler

in speed or scale: yetersizliğin boyutlarını belirtmek

In speed or scale, politikaların ve taahhütlerin hangi boyutlarda yetersiz bulunduğunu belirtir. Speed eylemin ne kadar hızlı gerçekleştiğini, scale ise eylemin ne kadar geniş veya büyük olduğunu sorgular. Burada in + soyut isim, değerlendirmeyi boyutlara göre düzenler. İfade don't go far enough sonrasında geldiği ve iki boyutu or ile bağladığı için amaçlanan anlam, ne hızın ne de ölçeğin gereken düzeyi karşıladığıdır.

Alıştırma

Bu cümlede in speed or scale ne işe yarıyor?

  1. Politikaların fiziksel olarak iki yerden geçtiğini söyler.
  2. Politikaların gereken düzeye zaten ulaştığını söyler.
  3. Politikaların ve taahhütlerin yetersiz olduğu boyutları belirtir.
Cevabı göster

Politikaların ve taahhütlerin yetersiz olduğu boyutları belirtir.

Enacting real change Kelime

4:28

Gerçek değişimi yürürlüğe koymak,

will require bold solutions,

4:29

cesur çözümler,

innovations, and collective action. Kelime

4:31

yenilikler ve kolektif eylem gerektirecektir.

Kelime

Enacting real change: gerçek değişimi hayata geçirmek

Burada enact, “uygulamaya koymak” veya “gerçekleşmesini sağlamak” demektir; “sahnede canlandırmak” anlamında değildir. Enacting real change, anlamlı bir değişimi fikir olmaktan çıkarıp gerçekten gerçekleşen bir şeye dönüştürmek demektir. Enacting real change adlı -ing öbeği, cümlenin devamında sıralanan cesur çözümleri, yenilikleri ve kolektif eylemi gerektirecek faaliyeti adlandırır.

Alıştırma

“The organization must enact real change, not just publish another plan.” cümlesinde enact real change ne anlama gelir?

  1. Anlamlı bir değişimi uygulamaya koymak
  2. Değişimle ilgili bir sahneyi canlandırmak
  3. Değişimi uygulamadan yalnızca konuşmak
Cevabı göster

Anlamlı bir değişimi uygulamaya koymak

Kelime

collective action: ortak hedef için koordineli çalışma

Collective action, birkaç kişi veya grubun ortak bir hedef doğrultusunda gerçekleştirdiği eylem demektir. Collective, ortak bir amaç ile belli ölçüde koordinasyon veya karşılıklı katkıyı ifade eder; yalnızca birbiriyle ilgisiz çok sayıda eylemin aynı anda gerçekleşmesi değildir. Bu cümlede collective action, gerçek değişimi gerçekleştirmek için gereken unsurlardan biri olarak sunulur. Bu nedenle odak, tek bir kişi veya gruba güvenmek yerine katılımcıların birlikte çalışmasıdır.

Alıştırma

Hangi durum collective action için en açık örnektir?

  1. Birkaç kişi koordinasyon kurmadan birbiriyle ilgisiz hedeflerin peşinden gider.
  2. Bir mahalle sakini bir odayı tek başına temizler.
  3. Mahalle sakinleri, okullar ve yerel dükkânlar atıkları azaltmak için tek bir plan üzerinde koordinasyon kurar.
Cevabı göster

Mahalle sakinleri, okullar ve yerel dükkânlar atıkları azaltmak için tek bir plan üzerinde koordinasyon kurar.

There's still time

4:33

Geleceğimizi yeniden yazmak için

to rewrite our future, Deyimler

4:34

hala zaman var,

and every tenth of a degree counts. Anlatım akışı

4:35

ve derecenin her onda biri önemlidir.

Deyimler

rewrite our future: eylemle gelecekteki sonuçları değiştirmek

Rewrite our future bir metafordur. Geleceği yeniden yazılabilecek bir metin gibi ele alır; ancak burada kastedilen, gelecek hakkında gerçek anlamda bir şey yazmak değil, bugünkü seçim ve eylemlerle ilerideki sonuçları değiştirmektir. Rewrite fiili, beklenen sonucun kesinleşmediğini düşündürür. Our sözcüğü hem geleceği hem de onu değiştirme sorumluluğunu ortak gösterir ve cümleye cesaret verici, toplu bir eylem çağrısı tonu katar.

Alıştırma

Bu cümlede rewrite our future ne anlama geliyor?

  1. Gelecek zaten belirlenmiştir.
  2. Gelecekte geçen bir hikâye yazmalıyız.
  3. Bugünkü eylemlerimiz daha sonra olacakları değiştirebilir.
Cevabı göster

Bugünkü eylemlerimiz daha sonra olacakları değiştirebilir.

Anlatım akışı

every tenth of a degree counts: her küçük farkın önemli olduğunu vurgulamak

Özne olan every tenth of a degree, her 0,1 derecelik farkı belirtir; counts ise burada önemlidir veya etkisi vardır anlamına gelir, sayar anlamına gelmez. Cümle önce kesin ve çok küçük bir birimi verir, ardından kısa bir yargı olan counts ile biter. Bu bilgi düzeni veriyi bir kapanış mesajına dönüştürür: Isınmadaki küçük farklar bile sonucu etkiler, dolayısıyla harekete geçmek hâlâ değerlidir.

Alıştırma

Every ... counts kalıbını tamamlayın: In an emergency, every second ____.

Cevabı göster

counts

For a look at a time

4:39

Küresel topluluğun tek bir hedefe ulaşmak için

when the global community banded together Öbek fiiller

4:40

bir araya geldiği bir zamana

to achieve one goal,

4:42

göz atmak için,

Öbek fiiller

the global community: uluslararası toplum

Burada the global community, ortak bir sorunla karşılaştıkları için tek bir grup olarak düşünülen dünya ülkelerini, uluslararası kuruluşları ve dünyanın dört bir yanındaki insanları ifade eder. Community burada bir mahalleden daha geniş bir anlama sahiptir ve ifade belirli bir kuruluşun adı değildir. Bu ifade banded together yapısının öznesidir; dolayısıyla cümle, dünyanın farklı yerlerindeki aktörleri tek bir hedef için iş birliği yaparken gösterir. Bir konu ulusal sınırları aştığında ilgili tarafları topluca belirtmek için kullanılabilir.

Alıştırma

Bu cümlede the global community ne anlama geliyor?

  1. Tek bir yerel mahallede yaşayan insanlar
  2. Resmî adı bu ifade olan tek bir uluslararası kuruluş
  3. Tek bir grup olarak görülen dünya ülkeleri, kuruluşlar ve insanlar
Cevabı göster

Tek bir grup olarak görülen dünya ülkeleri, kuruluşlar ve insanlar

watch this video about what happened

4:44

ozon tabakasındaki o deliğe

to that hole in the ozone layer, Kültür

4:46

ne olduğuyla ilgili bu videoyu izleyin,

Kültür

hole in the ozone layer: ozon tabakasındaki delik

Burada a hole in the ozone layer, ozon miktarının olağan dışı derecede azaldığı bir ozon tabakası bölgesini ifade eder. Gerçek anlamda boş bir delik değildir; hole, ciddi incelmeyi anlatan yaygın bir kısaltmadır. Ozon tabakası zararlı morötesi ışınları engellemeye yardımcı olur. Bu arka plan, ifadenin gerçek bir küresel çevre sorununu anlattığını ve neden uluslararası iş birliğinin bir örneği olarak ele alınabileceğini açıklar.

Alıştırma

Bu bağlamda a hole in the ozone layer ne anlama geliyor?

  1. Ozon miktarının olağan dışı derecede azaldığı bir ozon tabakası bölgesi
  2. Dünya atmosferinin dışında tamamen boş bir açıklık
  3. İçinde ozon bulunan, yerdeki derin bir delik
Cevabı göster

Ozon miktarının olağan dışı derecede azaldığı bir ozon tabakası bölgesi

or visit ed.ted.com/earthschool

4:48

veya gezegenimizi korumak için

for a list of impactful steps Kelime

4:52

sizin ve topluluğunuzun atabileceği

you and your community can take

4:54

etkili adımların bir listesi için

to preserve our planet.

4:55

ed.ted.com/earthschool adresini ziyaret edin.

Kelime

of impactful steps: anlamlı bir fark yaratan önlemler

of impactful steps ifadesinde steps, fiziksel adımlar değil, eylemler veya önlemler anlamına gelir. Impactful, bu eylemlerin anlamlı ya da fark edilir bir değişiklik yaratmasının beklendiğini belirtir. of edatı, list sözcüğünü listenin içeriğine bağlar: a list of impactful steps. Bu nedenle ifade, insanların somut bir sonuç yaratmak için uygulayabileceği eylemlerin listesini anlatır.

Alıştırma

Örnek cümlede impactful steps ne anlama geliyor?

  1. Yüksek ses çıkaran fiziksel adımlar
  2. Yalnızca sembolik olan eylemler
  3. Anlamlı bir fark yaratması beklenen eylemler veya önlemler
Cevabı göster

Anlamlı bir fark yaratması beklenen eylemler veya önlemler