Dilimi seviyorum! - 6 Minute English: İngilizce çalışma notları
BBC Learning English
Video özeti: Bu bölüm, yerli dillerin tarih, kültür ve kimliği neden koruduğunu, Anishinaabemowin dilini yetişkinlikte öğrenen ve şimdi evde çocuklarıyla konuşan Kanadalı bir kadının deneyimi üzerinden inceliyor. Ayrıca dilsel daldırma yöntemini, konuşurken diller arasında geçiş yapmayı ve yerli halkların dünya nüfusunun %6’sından azını oluşturmalarına rağmen 4.000’den fazla dil konuştuğu gerçeğini açıklıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. They carry people's history, culture, and identity. — Deyimler ve Mecazi İfadeler: carry fiilinin burada bir dilin ortak hafızayı, kimliği ve kültürel anlamı koruyup aktardığını mecazi biçimde anlattığını kavrayın; geleneklerin, hikâyelerin veya kurumların neleri bünyesinde taşıdığını anlatırken bu kullanımdan yararlanın. 2. lots of bumps in the road, — Deyimler ve Mecazi İfadeler: İfadenin gerçek yol bozukluklarını değil, uzun bir süreçte karşılaşılan küçük sorun veya gecikmeleri anlattığını ayırt edin; öğrenme, proje ya da aile planlarındaki aşılabilir güçlüklerden söz ederken kullanın. 3. make up under 6% — Öbek Fiiller: Oran ve istatistik aktarırken make up fiilinin “oluşturmak” anlamına geldiğini öğrenin; bir grubun nüfustaki payını dilsel veya kültürel katkısıyla karşılaştırırken kalıbı doğru biçimde kullanın.
Bu derste
Hello, this is Six Minute English from BBC Learning English.
0:08Merhaba, bu BBC Learning English'ten Six Minute English.
I was driving from London to Anglesey in Wales Dilbilgisi
0:14Londra'dan Galler'deki Anglesey'e arabayla gidiyordum,
when I saw a road sign written in two languages. Dilbilgisi
0:17o sırada iki dilde yazılmış bir yol tabelası gördüm.
was driving ... when I saw: arka plan eylemi ve olay
Was driving, geçmişte sürmekte olan bir eylemi gösteren past continuous yapısıdır. When I saw ise simple past kullanarak bu arka plan eylemi devam ederken gerçekleşen olayı anlatır. Past continuous + when + simple past kalıbı bir hikâyeyi düzenlemeye yardımcı olur: önce ortamı kurar, ardından daha kısa bir olayı veya keşfi getirir. When ile gelen olay ani görünebilir, ancak mutlaka bir kaza veya önceki eylemin kesilmesi değildir.
Alıştırma
Walk fiilinin past continuous, hear fiilinin simple past biçimini kullanın: I ____ home when I ____ a strange noise.
Cevabı göster
was walking · heard
a road sign written in two languages: past participle ile sonradan niteleme
Written in two languages, a road sign ifadesinden sonra gelir ve konuşanın nasıl bir tabela gördüğünü açıklar. Tabela yazma eylemini yapan değil, bu eyleme maruz kalan nesnedir; bu nedenle written, isimden sonra kullanılan bir past participle niteleyicisidir. Bu ifade a road sign that is written in two languages şeklinde açılabilir. İsim + past participle öbeği kalıbı, bir ismi kısa ve öz biçimde tanımlamayı sağlar.
Alıştırma
Write fiilinin past participle biçimini kullanın: She found a note ____ in pencil.
Cevabı göster
written
It said: yazılı ifadeyi aktarmak
Bu cümlede It bir tabelayı belirtir ve said, bu sözlerin tabelanın üzerinde yazılı olduğu anlamına gelir. Tabela gerçekten sesli olarak konuşmaz. İngilizcede say; tabela, not, mesaj ve ekran gibi yazı taşıyan ya da gösteren şeylerle sıkça kullanılır. Zaman, duruma göre seçilir: said geçmişte görülen yazıyı aktarırken says çoğunlukla hâlâ görünür olan yazıyı anlatır.
Alıştırma
Yazılı olanı göstermek için cümleyi say fiilinin geçmiş zamanıyla tamamlayın: The note ____, 'Back in ten minutes.'
Cevabı göster
said
Welsh is spoken by many people in North Wales. Dilbilgisi
0:27Galce Kuzey Galler'de birçok insan tarafından konuşuluyor.
Welsh is spoken by: geniş zamanda edilgen yapı
Welsh is spoken by many people cümlesinde geniş zamanın edilgen yapısı kullanılır: Welsh öznedir, is be fiilinin şimdiki zaman biçimidir ve spoken speak fiilinin geçmiş zaman ortacıdır. By, dili kullanan kişileri tanıtır. Welsh kelimesini başa koymak, dili cümlenin konusu yapar. Eylemi yapan kişilerden çok eylemden etkilenen veya kullanılan şey önemli olduğunda bu yapı kullanışlıdır.
Alıştırma
Cümleyi speak fiilinin geniş zamandaki edilgen biçimiyle ve konuşan kişileri tanıtan kelimeyle tamamlayın: Spanish ____ many families in this neighbourhood.
Cevabı göster
is spoken by
the language spoken by the people who originally lived in a place
0:32oraya başka bir yerden taşınanlar tarafından değil,
rather than by others who moved there from somewhere else. Kalıp ifadeler
0:37orijinal olarak bir yerde yaşayan insanlar tarafından konuşulan dil.
the indigenous language: bir yerin yerli halklarının dili
Indigenous language, belirli bir yerin yerli halkı ya da halklarıyla tarihsel bağı olan bir dildir. Bu cümlede ardından gelen açıklama ifadeyi tanımlar: bu dili, sonradan gelen gruplar değil, başlangıçta orada yaşayan insanlar konuşur. Indigenous sözcüğü, bir dilin yalnızca bugün o bölgede kullanıldığını söylemez. Bir topluluğun o yerdeki derin köklerine ve çoğu zaman tarihine, kültürüne ve kimliğine işaret eder.
Alıştırma
Bu cümlede the indigenous language en doğru biçimde ne anlama gelir?
- bir yerde yaygın olarak konuşulan herhangi bir dil
- bir kişinin öğrendiği ilk yabancı dil
- bir yerin yerli halklarıyla tarihsel bağı olan dil
Cevabı göster
bir yerin yerli halklarıyla tarihsel bağı olan dil
rather than: B'yi değil A'yı belirtmek
Rather than, konuşanın reddettiği veya dışarıda bıraktığı diğer seçeneği tanıtır. Bu cümlede dili konuşanların sonradan gelenler değil, ilk grup, yani başlangıçta o yerde yaşayan insanlar olduğu belirtilir. Burada iki paralel by öbeğini bağlar: by the people ... rather than by others .... Karşılaştırılan bölümleri paralel tutmak karşıtlığı açık hâle getirir. Daha genel olarak A rather than B, amaçlanan tanımın, seçimin veya odağın B değil A olduğunu belirtir.
Alıştırma
Cümleyi, bu derste öğrendiğiniz “B değil A” anlamındaki iki sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: The guide focuses on safety ____ speed.
Cevabı göster
rather than
Welsh is a good example of an indigenous language that has survived. Notlar
0:41Galce, ayakta kalmayı başarmış bir yerli dilin iyi bir örneğidir.
a good example of: genel bir düşünceden açık bir örneğe geçmek
A good example of, daha geniş bir kategori ya da düşünceyi açıkça gösteren belirli bir örneği sunar. Burada Welsh belirli örnektir; an indigenous language that has survived ise bu örneğin desteklediği daha genel tanımdır. Yeniden kullanılabilen kalıp X is a good example of Y şeklindedir. Bu ifadede good, ahlaki açıdan iyi olmayı değil, örneğin açıklayıcı ve uygun olmasını anlatır.
Alıştırma
Cümleyi a good example of hedef ifadesiyle tamamlayın: A solar eclipse is ____ how the Moon can block the Sun.
Cevabı göster
a good example of
that has survived: bugüne kadar süren bir sonuç için present perfect
That has survived, an indigenous language ifadesini açıklayan bir ilgi cümleciğidir. Has survived, present perfect yapısındadır: geçmişteki zorlukları veya değişimleri, dilin şimdi hâlâ var olması sonucuna bağlar. Cümle, geçmişte tamamlanmış tek bir hayatta kalma anına odaklanmaz. Günümüze kadar varlığını sürdürmesini önemli bilgi olarak sunar.
Alıştırma
Cümleyi survive fiilinin present perfect biçimiyle tamamlayın: The old theatre ____ several fires and is still open today.
Cevabı göster
has survived
Some children speak Welsh in school and the local government has encouraged its spread, Kalıp ifadeler
0:45Bazı çocuklar okulda Galce konuşuyor ve yerel yönetim dilin yayılmasını teşvik etti,
the local government has encouraged its spread: daha geniş kullanıma resmî destek
Burada the local government has encouraged its spread, yerel yönetimin Galcenin daha yaygın kullanılmasını desteklediği anlamına gelir. Its, Welsh sözcüğüne gönderme yapar; spread ise kullanımın veya erişimin genişlemesini anlatan bir isimdir. Bu ifade, hükümeti her aşamayı doğrudan kontrol eden taraf olarak değil, sürecin büyümesine yardımcı olan taraf olarak gösterir. Present perfect yapıdaki has encouraged, bu desteği şu anda anlatılan durumla ilişkilendirir.
Alıştırma
Cümleyi encourage, its ve spread sözcüklerinin doğru biçimleriyle tamamlayın: The council funded free Irish classes and has ____.
Cevabı göster
encouraged its spread
but not all indigenous languages have been so lucky, Ton ve niyet
0:49ancak bu programda öğreneceğimiz gibi,
but not all indigenous languages have been so lucky: nazik bir olumsuz karşıtlık
But not all indigenous languages have been so lucky, az önce anlatılan olumlu örnekle diğer durumlar arasında karşıtlık kurar. Not all kısmi olumsuzluktur: bazı yerli diller aynı olumlu sonuca ulaşmamıştır, ancak cümle bütün yerli dillerin başarısız olduğunu söylemez. Have been so lucky bilinçli olarak dolaylı seçilmiş bir ifadedir. Konuşmacı gerileme veya kaybı hemen adlandırmak yerine, kötü habere geçişi yumuşatmak ve anlayış göstermek için şanstan söz eder. Bu, tek nedenin rastlantı olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
“but not all indigenous languages have been so lucky” burada neyi ima ediyor?
- Hiçbir yerli dil hiçbir zaman destek almadı.
- Bazı yerli diller aynı olumlu sonuca ulaşmadı.
- Konuşmacı yalnızca rastlantısal şanstan söz ediyor.
Cevabı göster
Bazı yerli diller aynı olumlu sonuca ulaşmadı.
As we'll be finding out in this program: ileride anlatılacakları haber vermek
As ile kurulan yan cümle ileride anlatılacak olana işaret eder: Konuşmacı bir fikir veya soru ortaya attıktan sonra, programın bunu daha sonra inceleyeceğini izleyiciye bildirir. Cevabı hemen vermek yerine anlatının akışını düzenler. Buradaki as, “ileride göreceğiniz veya öğreneceğiniz üzere” anlamındadır; “çünkü” anlamına gelmez. We'll be finding out, öğrenme sürecini program boyunca gelişen bir süreç olarak sunmak için future progressive yapısını kullanır.
Alıştırma
Vurgulanan yan cümlenin programdaki temel işlevi nedir?
- Programın neden sona erdiğini açıklar.
- Programın bu noktayı daha sonra inceleyeceğini belirtir.
- Son cevabı hemen verir.
Cevabı göster
Programın bu noktayı daha sonra inceleyeceğini belirtir.
More than just words: dar bir tanımı reddetmek
More than just, “yalnızca değil” veya “sadece bununla sınırlı değil” anlamına gelir. Bu cümlede konuşmacı, dilin yalnızca sözcük dağarcığından oluşmadığını; kültür, tarih ve kimlik de taşıyabildiğini söylüyor. X is more than just Y kalıbı, X hakkında aşırı dar bir tanımı reddeder ve onun daha geniş anlamını, rolünü veya değerini vurgular. Bu, miktarların karşılaştırılması değildir.
Alıştırma
Cümleyi dersteki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: A library is ____ a place to keep books; it is also a place to learn and meet people.
Cevabı göster
more than just
They carry people's history, culture, and identity. Deyimler
0:58İnsanların tarihini, kültürünü ve kimliğini taşırlar.
carry people's history, culture, and identity: carry fiilinin mecaz anlamı
Burada carry, bir şeyi fiziksel olarak taşımak anlamına gelmez. Diller, bir topluluğun tarihini, kültürünü ve kimliğini içinde tutan, koruyan ve aktaran taşıyıcılar olarak düşünülür. Carry; meaning, memory, a message veya responsibility gibi soyut nesnelerle de kullanılabilir. Bu kalıpta, bir şeyin fiziksel olmayan önemli bir içeriği barındırdığını, aktardığını veya yüklendiğini anlatır.
Alıştırma
Bu cümlede carry ne anlama gelir?
- Tarihi, kültürü ve kimliği elde tutmak
- Tarihi, kültürü ve kimliği koruyup aktarmak
- İnsanları başka bir yere götürmek
Cevabı göster
Tarihi, kültürü ve kimliği koruyup aktarmak
when ... disappears, so too does ...: resmî devrik yapı
when yan cümlesi ilk olayı sunar: yerli bir dil ortadan kalkar. so too does the culture ifadesi kültürün de aynı durumu yaşadığını anlatır; does, disappears fiilinin yerini tuttuğu için ana fiil tekrarlanmaz. So too + yardımcı fiil + özne, devrik bir yapıdır. Yardımcı fiil özneden önce gelir: so too does the culture denir, so too the culture does denmez. Yardımcı fiil önceki fiil yapısına uygun olmalı ve yeni özneyle uyuşmalıdır; burada culture geniş zamanda tekil bir özne olduğu için does gerekir.
Alıştırma
İş birliğinin de ortadan kalktığını gösterecek resmî kalıbı tamamlayın: When trust disappears, ____ cooperation.
Cevabı göster
so too does
has endangered other less spoken languages. Kelime
1:11daha az konuşulan diğer dilleri tehlikeye attı.
the dominance of international languages: resmî bağlamda hâkim güç ve etki
the dominance of international languages isim öbeği, farklı ülkelerde kullanılan dillerin sahip olduğu öncü gücü, etkiyi veya konumu ifade eder. Dominance bir dengesizliği anlatır: Bu diller, daha az konuşulan dillere göre daha fazla alan ve etkiye sahiptir. Bu cümlede isim öbeği, has endangered ifadesinden önce gelen öznenin temelini oluşturur. Bu resmî isimleştirme tarzı, söz konusu eşitsiz konumu tehlikenin nedeni olarak sunar.
Alıştırma
Cümledeki the dominance of international languages ifadesine en uygun anlam hangisidir?
- Uluslararası kullanılan dillerdeki harf sayısı
- Uluslararası kullanılan dillerin öncü konumu ve etkisi
- Uluslararası kullanılan dilleri telaffuz etmenin zorluğu
Cevabı göster
Uluslararası kullanılan dillerin öncü konumu ve etkisi
has endangered: bir şeyi riske sokmayı anlatan present perfect yapı
Endanger geçişli bir fiildir: endanger + nesne, o kişiyi veya şeyi ciddi bir riske sokmak anlamına gelir. Bu cümlede has endangered, daha az konuşulan dillerin daha fazla gerileme veya yok olma riskiyle karşı karşıya kaldığını belirtir. Has endangered, has + geçmiş zaman ortacı biçimindeki present perfect yapısıdır. Tehlikeyi geçmişte ortaya çıkmış ve bugün de önemini koruyan bir sonuç olarak sunar.
Alıştırma
Cümleyi endanger fiilinin present perfect biçimiyle tamamlayın. Pollution ____ several local species.
Cevabı göster
has endangered
Did you know that nearly 7,000 different languages are spoken around the world? Anlatım akışı
1:17Dünya çapında yaklaşık 7.000 farklı dilin konuşulduğunu biliyor muydun?
Did you know that: bir gerçeği soru olarak tanıtmak
Did you know that + yan cümle? kalıbı, bir gerçeği soru biçiminde tanıtır. Burada konuşmacı yalnızca dinleyicilerin bu bilgiyi bilip bilmediğini kontrol etmiyor; asıl olarak dil sayısıyla ilgili istatistiğe dikkat çekiyor ve dinleyicileri teste davet ediyor. that sonrasında düz cümle dizilişi kullanılır: Did you know that nearly 7,000 different languages are spoken around the world? Bir gerçeği etkileşimli biçimde sunmak istediğinizde bu kalıbı yeniden kullanabilirsiniz.
Alıştırma
Etkileşimli açılışı dersteki ifadeyle tamamlayın: ____ sharks existed before trees?
Cevabı göster
Did you know that
We'll find out the answer at the end of the program. Öbek fiiller
1:34Cevabı programın sonunda öğreneceğiz.
We'll find out: bilmemekten bilmeye geçmek
Find out, çoğunlukla sorarak, kontrol ederek, araştırarak veya bekleyerek bilgi edinmek ve bilmemekten bilmeye geçmek anlamına gelir. Bu cümlede We'll find out, cevabın programın sonunda öğrenileceğini belirtir; find burada fiziksel bir nesneyi bulmak anlamına gelmez. Find out, find out the answer örneğindeki gibi bir isim öbeği veya find out why it happened örneğindeki gibi bir soru yan cümlesi alabilir. Nesne bir zamirse fiil ile parçacığın arasına gelir: find it out.
Alıştırma
“Kontrol ederek veya araştırarak öğrenmek” anlamındaki öbek fiili kullanın: The museum is closed today, but we'll ____ when it reopens.
Cevabı göster
find out
One indigenous language speaker is Mshkogaabwid Kwe.
1:37Yerli bir dili konuşan kişilerden biri Mshkogaabwid Kwe'dir.
Turtle Island: Kuzey Amerika için kullanılan bir Yerli halk adı
Bu cümlede Turtle Island küçük bir adanın adı değildir. Bazı Kuzey Amerika Yerli halklarının Kuzey Amerika'nın tamamı veya bir bölümü için kullandığı, kültürel anlam taşıyan bir addır. Canada ile Turtle Island, farklı adlandırma bakış açılarından birbiriyle örtüşen coğrafyaya işaret eder. as it's called by her tribe ifadesi, bu adı onun kendi topluluğuna atfeder; adın kesin kapsamı ve ilişkili kültürel gelenekler Yerli halklar arasında farklı olabilir.
Alıştırma
Bu cümlede Turtle Island için en uygun yorum hangisidir?
- Kuzey Amerika'nın tamamı veya bir bölümü için kullanılan, kültürel anlam taşıyan bir Yerli halk adı
- Küçük bir turistik adanın adı
- Canada'nın herkesçe kullanılan resmî İngilizce çevirisi
Cevabı göster
Kuzey Amerika'nın tamamı veya bir bölümü için kullanılan, kültürel anlam taşıyan bir Yerli halk adı
She grew up speaking English instead of her native language, Kalıp ifadeler
1:45Anadili olan Anishinaabemowin yerine İngilizce konuşarak büyüdü,
grew up speaking: çocuklukta bir dili konuşarak büyümek
She grew up speaking English, İngilizce konuşmanın onun büyüme döneminde çocukluğunun düzenli bir parçası olduğu anlamına gelir. İngilizce konuşmaya başlamak için yetişkin olana kadar beklediği anlamına gelmez. grow up + -ing yapısı, grew up reading veya grew up playing soccer örneklerinde olduğu gibi, kişinin büyüme döneminin parçası olan bir etkinliği, alışkanlığı veya deneyimi anlatır.
Alıştırma
Maya'nın çocukluğu boyunca evde düzenli olarak Arapça kullandığını anlatan, vurgulanan üç sözcüklük ifadeyle cümleyi tamamlayın: Maya ____ Arabic at home.
Cevabı göster
grew up speaking
instead of her native language: bir seçenek diğerinin yerini alır
A instead of B kalıbında A gerçekten gerçekleşen veya seçilen şeydir; B ise gerçekleşmeyen diğer seçenektir. Burada o, İngilizce konuşarak büyümüştür; ana dili ise büyürken konuşmadığı alternatiftir. instead of sonrasındaki B bir isim öbeği, zamir veya bir eylemi adlandıran -ing biçimi olabilir: instead of coffee, instead of it, instead of taking the bus.
Alıştırma
Cümleyi instead of ile tamamlayın: Maya took notes by hand ____ using her phone.
Cevabı göster
instead of
Anishinaabemowin, which she only learned later as an adult. Notlar
1:49bu dili ancak daha sonra, bir yetişkin olarak öğrendi.
Anishinaabemowin: bir Yerli dilinin adı
Anishinaabemowin, Anishinaabe halklarıyla ilişkili bir Yerli dilinin özel adıdır; sıradan bir İngilizce sözcük değildir. Bu bağlamda, hemen önce her native language olarak tanımlanan dilin özel adını verir. which she only learned later as an adult ilgi cümleciği Anishinaabemowin sözcüğüne gönderme yapar. Sözcüğün bir dil adı olduğunu anlamak cümlenin ana fikrini açıklar: Bu miras dilini ancak yetişkinlikte öğrenmiştir.
Alıştırma
Bu bağlamda Anishinaabemowin neyi ifade ediyor?
- Bir kadının kişisel adı
- Onun büyüdüğü yer
- Bir Yerli dilinin özel adı
Cevabı göster
Bir Yerli dilinin özel adı
which she only learned later as an adult: which ile arka plan bilgisi eklemek
which ile başlayan yan cümlecik, Anishinaabemowin hakkında ek bir bilgi verir. which önündeki virgül, bunun ek bilgi veren, yani kısıtlayıcı olmayan bir ilgi cümleciği olduğunu gösterir. Bu cümlecik hangi dilden söz edildiğini belirlemek yerine arka plan bilgisi ekler. Only ... later as an adult, öğrenmenin geç gerçekleştiğini vurgular: bu dili yaşamının daha erken bir döneminde öğrenmemiştir. Bu yapı, kişi veya nesne zaten belliyken önemli bir ayrıntı eklemek için biyografilerde ve röportajlarda kullanışlıdır.
Alıştırma
Ek bilgi veren ilgi sözcüğüyle cümleyi tamamlayın: She plays chess, ____ she only learned later as an adult.
Cevabı göster
which
Listen to Mshkogaabwid speaking with BBC World Service program The Conversation Anlatım akışı
1:54Mshkogaabwid'in BBC World Service programı The Conversation'da
about how she felt learning Anishinaabemowin later in life.
1:59ilerleyen yaşlarında Anishinaabemowin öğrenirken neler hissettiği hakkında konuşmasını dinleyelim.
Listen to ... about how she felt: dinleme odağını belirlemek
Bu cümlenin tamamı, sıradaki ses kaydını tanıtan bir dinleme yönergesidir. Listen to dinleyiciye ne yapacağını söyler; Mshkogaabwid speaking with ... kimin ve hangi konuşmanın dinleneceğini belirtir; about how she felt ... ise dikkat edilecek konuyu ve duyguları belirler. Bilgi, dinleme eyleminden kimin dinleneceğine ve ardından dinleme odağına doğru ilerler. Bu kalıp, bir sunucu veya öğretmenin röportaj ya da kayıt başlamadan önce dinleyiciyi hazırlamasına yardımcı olur.
Alıştırma
Bu Listen to ... about how ... yönergesinin temel amacı nedir?
- Dinleyicinin neye dikkat etmesi gerektiğini belirlemek
- Ses kaydı başlamadan önce her ayrıntıyı açıklamak
- Konuşmacının nihai sonucunu bildirmek
Cevabı göster
Dinleyicinin neye dikkat etmesi gerektiğini belirlemek
When I realized that the sounds that were coming out of my mouth Notlar
2:05Ağzımdan çıkan seslerin
were coming out of my mouth: ağzımdan çıkıyordu
were coming out of my mouth ifadesinde come out of, bir kaynaktan dışarı çıkmak anlamına gelir. Sesler konuşanın ağzında üretiliyor ve oradan işitiliyordu; bu anlatım seslerin o kaynaktan dışarı çıkışını canlı biçimde gösterir. Were coming geçmişte devam eden zamanı gösterir. Sesleri, fark ediş anında hâlâ sürmekte olan bir durum olarak sunar; tamamlanmış bir olay olarak sunmaz.
Alıştırma
Cümleyi come out of ifadesinin geçmişte devam eden biçimiyle tamamlayın: At that moment, strange sounds ____ the old radio.
Cevabı göster
were coming out of
had come out of my ancestors' mouths: daha önceki geçmişi belirtmek
Had come out, past perfect yapısındadır: had + past participle. Bu ilgi cümleciğinde ataların sesleri çıkardığı zamanı, konuşanın bağlantıyı daha sonra fark ettiği geçmiş zamandan önceye yerleştirir. Past perfect, geçmişte anlatılan olayların içinde daha eski bir zaman katmanı oluşturur. Bir olayın yalnızca geçmişte olduğunu değil, başka bir geçmiş ana kadar zaten gerçekleşmiş olduğunu gösterir.
Alıştırma
Cümleyi leave fiilinin past perfect biçimiyle tamamlayın: When Maya reached the station, the last train ____.
Cevabı göster
had left
I felt a deep sense of who I was and what it means to be Anishinaabemowbec Notlar
2:13kim olduğum ve bir Anishinaabemowbec olmanın ne anlama geldiği konusunda derin bir his duydum,
When I realized that ... I felt ...: …… olduğunu fark ettiğimde, …… hissettim
When I realized that ... yeni bir fark edişi tanıtan zaman yan cümlesidir. Ana cümle olan I felt ... ise bu fark edişin ardından gelen duyguyu verir. Bu kalıpla kişisel bir deneyimi düzenleyebilirsin: önce neyin açıklığa kavuştuğunu, ardından bunun sende nasıl bir etki yarattığını söylersin. that yan cümlesi uzun olsa bile When tetikleyici noktanın başladığını, I felt ise ana sonuca dönüldüğünü gösterir.
Alıştırma
When I realized that ..., I felt ... nasıl bir ilişki anlatır?
- Konuşan kişi başka birine ne hissettiğini sorar.
- Birbiriyle ilgisiz iki eylem aynı anda gerçekleşir.
- Bir fark ediş bir duyguyu tetikler veya açıklar.
Cevabı göster
Bir fark ediş bir duyguyu tetikler veya açıklar.
a deep sense of: güçlü bir içsel duygu veya farkındalık
A deep sense of, önemli bir şeyle ilgili güçlü ve kalıcı bir duygu ya da farkındalık anlamına gelir. Buradaki sense, beş fiziksel duyudan birini değil, konuşanın kendi kimliğine ilişkin derin anlayışını ifade eder. Yapı a deep sense of + isim öbeği veya içerik bildiren yan cümledir. Aidiyet, sorumluluk, amaç ya da bir kişinin kim olduğu gibi soyut düşünceleri sıkça anlatır.
Alıştırma
Cümleyi vurgulanan ifadeyle tamamlayın: After joining the neighbourhood group, Leo felt ____ belonging.
Cevabı göster
a deep sense of
what it means to: bir kimliğin anlamını ifade etmek
what it means to be... yapısında what, bir kimlik ya da rolün anlamını ve gerçekte neleri içerdiğini anlatan gömülü bir soru yan cümlesini başlatır. Burada bu bölüm, a deep sense of ifadesinden sonra who I was ile eş görevli olarak bağlanır; konuşmacı doğrudan soru sormaz, kavradığı şeyi anlatır. Bu yapı gömülü olduğu için düz cümle sözcük dizilişi kullanılır: what it means; what does it mean değil. Bu kalıp bir rolün, kimliğin veya deneyimin gerçekte neleri içerdiğini konuşmak için kullanılabilir.
Alıştırma
Bir rolün anlamından söz etmek için gömülü yan cümleyi doğru kullanan cümle hangisidir?
- The experience taught me what does it mean to be a good teammate.
- The experience taught me what it means to be a good teammate.
- The experience taught me what it mean to be a good teammate.
Cevabı göster
The experience taught me what it means to be a good teammate.
it made me realize that: bir deneyimin yeni bir anlayışa yol açması
it made me realize that... içindeki it, daha önce geçen bir olaya, duyguya veya deneyime gönderme yapar. Bu ifade, söz konusu şeyin konuşanın that ile başlayan düşünceyi fark etmesine yol açtığını anlatır; genellikle birinin bu fark edişi bilinçli olarak zorladığı anlamına gelmez. Yapı make + kişi + fiilin yalın hâli biçimindedir: made me realize; made me to realize değil. realize sonrasında that, yeni fark edilen düşüncenin içeriğini başlatır.
Alıştırma
Cümleyi “fark etmemi sağladı” anlamındaki yapıyla tamamlayın: The failed experiment ____ I had skipped a step.
Cevabı göster
made me realize that
dream of learning: dream of + -ing yapısı
my dream of learning this language bir isim öbeğidir. Of learning this language, hayalin ne hakkında olduğunu belirtir; of bir edat olduğu için learn, learning biçimini alır. Birinin yapmayı umduğu bir eylemi belirtmek için dream of + -ing kullanılır. My dream is to learn this language de doğal bir yapıdır; burada to'lu mastar doğrudan dream sözcüğünden sonra değil, is sözcüğünden sonra gelir.
Alıştırma
Dream of + -ing isim kalıbını ve learn fiilini kullanarak cümleyi tamamlayın: My ____ Japanese keeps me motivated.
Cevabı göster
dream of learning
passing it on: bir dili sonraki kuşağa aktarmak
passing it on ifadesindeki it, daha önce sözü edilen dili belirtir. Pass on, başka bir kişinin de bilip kullanmayı sürdürebilmesi için bir şeyi öğretmek veya aktarmak demektir. Burada konuşan kişi çocuklarının dili devralmasını istiyor; onlara fiziksel bir nesne vermekten söz etmiyor. Bu anlam dil, hikâye, gelenek, bilgi, beceri ve değerlerle birlikte yaygın olarak kullanılır.
Alıştırma
Maya büyükannesinden bir aile şarkısı öğrendi. Çocuklarının da bu şarkıyı öğrenmesini istediğini doğal biçimde anlatan sonraki cümle hangisidir?
- She wants to pass on it to her children.
- She wants to pass it at her children.
- She wants to pass it on to her children.
Cevabı göster
She wants to pass it on to her children.
was now reachable, attainable,
2:25artık ulaşılabilir, elde edilebilir olduğunu fark etmemi sağladı,
was now accessible ... reachable, attainable: yakın anlamlı sözcüklerle vurgu kurmak
Konuşmacı, anlamları birbirine çok yakın üç sıfatı art arda sıralıyor. accessible ve reachable sözcüklerinden önce was now ifadesinin tekrarlanması paralel bir ritim oluşturur; attainable ise tekrar edilen sözcükler söylenmeden aynı kalıbı sürdürür. Bu dizi tek bir ana düşünceyi korur: Bir zamanlar uzak görünen bir şey artık mümkün olmuştur. Eklenen her sözcük vurguyu artırır; böylece bu fark ediş daha güçlü ve duygulu duyulur.
Alıştırma
was now accessible, was now reachable, attainable dizisi bu cümlede temel olarak ne yapıyor?
- Hedefin artık mümkün göründüğünü belirterek vurgu oluşturur.
- Hedefe ulaşmak için kesin bir zaman çizelgesi verir.
- Birbiriyle ilgisiz üç hedef tanıtır.
Cevabı göster
Hedefin artık mümkün göründüğünü belirterek vurgu oluşturur.
after a couple of months: yaklaşık iki ay sonra
After + bir süre, sonraki olayın bu süre geçtikten sonra gerçekleştiğini gösterir. Burada a couple of months, dikkatle ölçülmüş bir tarih değil, yaklaşık bir zaman verir. A couple of sözcük anlamıyla “iki” demektir ve çoğu zaman “yaklaşık iki” anlamına gelir. Günlük konuşmada az sayıda şeyi daha esnek biçimde belirtmek için de kullanılabilir; ne kadar kesin olduğu bağlama bağlıdır.
Alıştırma
Yaklaşık iki ay sonra anlamına gelen dersin hedef ifadesini kullanarak cümleyi tamamlayın: We planted the seeds in March. ____, the first flowers appeared.
Cevabı göster
After a couple of months
was able to: geçmişteki belirli bir başarı
Was able to + fiilin yalın biçimi, yetinin veya başarıyla elde edilmiş sonucun geçmişte olduğunu gösterir. Burada was, I öznesiyle uyumludur; understand ise to’dan sonra yalın biçimde kalır. Bu cümlede konuşan kişi, bir duanın tamamını anlamayı gerçekten ulaştığı önemli bir aşama olarak sunar. Geçmişteki belirli bir durumda was/were able to, başarılı sonucu genel bir yetenek ifadesinden daha açık biçimde öne çıkarır.
Alıştırma
Hangi cümle geçmişteki belirli bir başarıyı en açık biçimde sunar?
- When he was six, Noah could swim very well.
- Noah is able to solve this kind of puzzle.
- After three tries, Noah was able to solve the puzzle.
Cevabı göster
After three tries, Noah was able to solve the puzzle.
one full prayer ... at a ceremony feast: törende kullanılan duanın tamamı
One full prayer, birkaç tanıdık sözcüğü değil, duanın tamamını ifade eder. That was said at a ceremony feast ilgi cümleciği hangi duadan söz edildiğini belirtir ve onu törensel bir yemek ortamına yerleştirir; burada said, sesli olarak söylenmiş veya okunmuş demektir. Bir törende kullanılan dua, etkinliğin belirli ve kültürel açıdan anlamlı bir parçası olabilir ve geleneksel bir dil içerebilir. Bu nedenle duayı baştan sona takip edebilmek önemli bir dinleme başarısıdır. İfade belirli bir dinin adını vermediği için daha özel bir arka plan varsayılmamalıdır.
Alıştırma
Bu ifadede başarıyı önemli kılan nedir?
- Kültürel açıdan anlamlı bir törensel ortamda kullanılan duanın tamamını anladı.
- Sıradan bir derste yalnızca tek bir sözcüğü tanıdı.
- Şölen yemeğinin nasıl hazırlanacağını öğrendi.
Cevabı göster
Kültürel açıdan anlamlı bir törensel ortamda kullanılan duanın tamamını anladı.
glee: yoğun ve coşkulu sevinç
Burada glee yoğun ve coşkulu bir sevinç anlamına gelir. Genel bir mutluluk hissinden daha güçlü ve etkileyicidir; konuşmacı bu sözcüğü anlayabilmenin verdiği ani sevinci anlatmak için kullanır.
Alıştırma
Altyazıda glee neyi ifade ediyor?
- Küçük bir endişe
- Yoğun ve coşkulu sevinç
- Sakin bir kararsızlık
Cevabı göster
Yoğun ve coşkulu sevinç
of being able to understand: isim + of + -ing biçimi
Bu cümlede of being able to understand, joy sözcüğünün kaynağını veya içeriğini açıklar: sevinç, anlayabilme yetisine sahip olmaktan gelir. Bu bölüm, daha geniş olan the feeling of joy isim grubunda en doğrudan joy sözcüğünü tamamlar. Of bir edattır; bu yüzden ardından gelen fiil -ing biçimini alır: be, being olur. Yeniden kullanılabilir kalıp joy, feeling, sense veya experience gibi bir isim + of + -ing biçimidir.
Alıştırma
Cümleyi the joy of doing kalıbıyla tamamlayın: After months of lessons, Mia experienced the joy ____ able to understand the whole story.
Cevabı göster
of being
most profound sense of confidence: en derin özgüven duygusu
Bu cümlede the most profound sense of confidence, kişinin kendine duyduğu en derin ve en anlamlı güven hissini ifade eder. Sense of confidence içsel bir duyguya işaret ederken most profound bunun olağanüstü derecede derin veya önemli olduğunu belirtir. Profound genellikle yüzeyin çok daha altına ulaşan bir etkiyi, içgörüyü veya duyguyu anlatır. Burada düşünceli ve ağırlıklı bir ton katar; özgüvenin yalnızca güçlü göründüğü veya açıkça belli olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümledeki the most profound sense of confidence ifadesine en uygun yorum hangisidir?
- Hiçbir şekilde emin olmama
- Çok derin ve anlamlı bir özgüven duygusu
- Kısa bir merak anı
Cevabı göster
Çok derin ve anlamlı bir özgüven duygusu
Learning to speak the language of her ancestors Dilbilgisi
2:49Atalarının dilini konuşmayı öğrenmek
Learning to speak the language of her ancestors ifadesini özne olarak kullanmak
Learning to speak the language of her ancestors bir gerund (-ing) öbeğidir. -ing biçimi Learning, tüm etkinliği adlandırır; böylece cümle bu etkinliği tek bir şey olarak ele alabilir. Ana fiilden önce geldiğinde yalnızca Learning değil, öbeğin tamamı özne işlevi görür. Bu şekilde kullanılan gerund öbeği normalde tekil kabul edilir: Learning to speak another language takes time.
Alıştırma
Etkinliğin özne olması için learn fiilinin -ing biçimini kullanın: ____ to swim takes patience.
Cevabı göster
Learning
Although she didn't grow up speaking Anishinaabemowin, Dilbilgisi
2:57Anishinaabemowin konuşarak büyümemiş olsa da,
she now wants to pass it on to her children. Öbek fiiller
3:00şimdi bunu çocuklarına aktarmak istiyor.
Although she didn't ..., she now wants ...: ödünleme anlatmak
Although bir ödünleme yan cümlesi başlatır: ana cümledeki sonucun pek olası görünmemesine yol açabilecek bir gerçeği sunar. Burada Anishinaabemowin konuşarak büyümemiş olması, şimdi bu dili çocuklarına aktarmak istemesine engel olmamıştır. İlk durumun doğru olduğunu ama diğer sonucun yine de gerçekleştiğini göstermek için Although + cümle, ana cümle yapısını kullanın. Ana fikir genellikle ana cümlede yer alır; although ile başlayan bölüm karşıtlık oluşturan arka planı verir.
Alıştırma
Cümleyi ‘... gerçeğine rağmen’ anlamındaki ödünleme bağlacıyla tamamlayın: ____ Maya had never taught before, she led the lesson confidently.
Cevabı göster
Although
to pass it on: onu başka birine aktarmak
Burada pass it on, dili öğreterek ve kullanarak başka bir kuşağa aktarmak anlamına gelir. It, Anishinaabemowin'i ifade eder; on ise bir şeyin bir kişiden diğerine devam etmesi fikrini taşır. Pass on bu anlamda ayrılabilen bir öbek fiildir. Zamir nesne, fiil ile parçacığın arasına gelir: pass it on. to pass içindeki ilk to, wants sonrasındaki mastar işaretidir; sonraki to ise alıcıyı tanıtır: to her children.
Alıştırma
pass on ifadesini it zamiriyle doğru sırada kullanın: I learned this song from my grandfather, and I want to ____ to my nieces.
Cevabı göster
pass it on
To pass something on means to give it to someone,
3:03Bir şeyi aktarmak, onu birine vermek anlamına gelir,
lives on after you: birinin ölümünden sonra da yaşamaya devam etmek
who lives on after you die ifadesinde lives on, “hayatta kalmaya devam eder” anlamına gelir. Bu kişinin yaşamı, senin öldüğün zamandan sonra da sürer; on, bir yer edatı değil, live on öbek fiilinin parçasıdır. Live on; bir anı, hikâye veya gelenek gibi bir şeyin varlığını sürdürmesi için mecaz anlamda da kullanılabilir. Ancak bu cümlede bir kişinin gerçekten hayatta kalmaya devam etmesini anlatır.
Alıştırma
Cümleyi live on ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Although the singer is gone, her music ____.
Cevabı göster
lives on
Mshkogaabwid's decision to raise her children speaking Anishinaabemowin Dilbilgisi
3:10Mshkogaabwid'in çocuklarını Anishinaabemowin konuşarak yetiştirme kararı
decision to raise her children speaking Anishinaabemowin: kararın içeriğini belirtmek
decision to raise her children ifadesinde to raise mastarı, kararın içeriğini, yani Mshkogaabwid'in ne yapmayı seçtiğini açıklar. Bu, yaygın decision to + fiilin yalın hâli kalıbıdır. Speaking Anishinaabemowin, çocukların nasıl yetiştirileceğini ekler: dili günlük yaşamın bir parçası olarak kullanıp çocukların o dili konuşarak büyümesini sağlamak. İfadenin tamamı uzun vadeli tek bir ebeveynlik seçimini anlatır; çocukların ayrı bir karar verdiği anlamına gelmez.
Alıştırma
“Their decision to raise their daughter speaking Welsh” ifadesine en uygun yorum hangisidir?
- Bir karar verdiler ve Galce konuşmak bununla ilgisiz başka bir olaydı.
- Kızlarını, Galceyi günlük yaşamının bir parçası yaparak yetiştirmeyi seçtiler.
- Kızları, ebeveynlerinin nasıl yetiştirileceğine karar verdi.
Cevabı göster
Kızlarını, Galceyi günlük yaşamının bir parçası yaparak yetiştirmeyi seçtiler.
turned out to be: sonradan ortaya çıkan sonuç
Turned out to be, daha sonraki gerçeklerin, deneyimlerin veya sonuçların bir kişinin ya da şeyin gerçekte nasıl olduğunu gösterdiğini anlatır. Önceden belirsiz olabilen bir duruma, sonuç ortaya çıktıktan sonra geriye dönüp bakar. Buradaki the right one, seçenekler arasındaki doğru olanı ifade eder. Yaygın yapı özne + turn out to be + isim grubu veya sıfattır.
Alıştırma
"The small room turned out to be perfect for our meeting" ne anlama gelir?
- Daha sonra edinilen deneyim, küçük odanın toplantı için mükemmel olduğunu gösterdi.
- Oda mükemmel görünüyordu ama henüz kimse onu denememişti.
- Oda fiziksel olarak başka bir yere dönüştü.
Cevabı göster
Daha sonra edinilen deneyim, küçük odanın toplantı için mükemmel olduğunu gösterdi.
as she explained to BBC World Service program The Conversation.
3:16tıpkı BBC World Service programı The Conversation'a açıkladığı gibi.
lots of bumps in the road: yol boyunca karşılaşılan sorunlar
Bumps in the road bir deyimdir. Bir süreci yolculuğa benzetir: bumps, ilerlemeyi daha az sorunsuz hâle getiren problemler, gecikmeler veya aksiliklerdir. Lots of bumps in the road, bu tür birçok zorluk bulunduğunu anlatır. Bu görüntü çoğu zaman yolculuğun devam edebileceğini düşündürür; dolayısıyla tek başına tam bir başarısızlık anlamına gelmez.
Alıştırma
"Our team faced a few bumps in the road, but we finished the project," cümlesindeki bumps nedir?
- Projenin tamamen başarısız olduğunun kanıtı.
- Proje sırasındaki sorunlar ve gecikmeler.
- Ekibin araçla üzerinden geçtiği sokak tümsekleri.
Cevabı göster
Proje sırasındaki sorunlar ve gecikmeler.
is turning four: yeni bir yaşa yaklaşmak
Burada turn, “belirli bir yaşa girmek” anlamına gelir. My daughter is turning four, kızının dördüncü doğum gününün yaklaştığını, yani yakında dört yaşında olacağını anlatır. Kalıp be + turning + yaş şeklindedir ve yaş turning sözcüğünün hemen ardından gelir. Fiziksel olarak dönmeyi değil, yaş değişimini anlatır.
Alıştırma
Hangi cümle yaklaşan yedinci doğum gününe doğal biçimde odaklanır?
- Leo is turning to seven next month.
- Leo is turning seven next month.
- Leo turned seven next month.
Cevabı göster
Leo is turning seven next month.
Özne olarak Being put back into daycare
Being put back into daycare edilgen bir -ing öbeğidir. Being + geçmiş zaman ortacı, edilgen bir olayı isim gibi işleyen bir fikir hâline getirir: yeniden kreşe gönderilme olayı veya deneyimi. Put back into daycare, yeniden kreşe yerleştirilmek ya da kaydedilmek anlamına gelir. Öbeğin tamamı sonraki fiilin öznesi olabilir. Örneğin Being put back into daycare has influenced her English cümlesinde özne yalnızca daycare değil, öbeğin tamamıdır.
Alıştırma
“Being asked to speak first made Lina nervous,” cümlesinde özneyi hangi sözcükler oluşturur?
- Being asked to speak first
- Lina
- nervous
Cevabı göster
Being asked to speak first
which she's only been there for maybe a month, Dilbilgisi
3:32ki orada belki sadece bir aydır bulunuyor,
she's only been there for maybe a month: for ile present perfect
Burada she's, she is değil she has anlamındadır; çünkü ardından been gelir. Present perfect yapısındaki has been there, onun o yerde bulunmasının geçmişte başladığını ve şu ana kadar sürdüğünü anlatır. For maybe a month, bu başlangıçtan bugüne kadar geçen süreyi verir. Only, bir ayı kısa bir süre olarak sunarken maybe konuşanın tahminde bulunduğunu gösterir. Başka durumlara aktarılabilecek kalıp have/has been + yer veya durum + for + süre şeklindedir.
Alıştırma
Cümleyi be fiilinin present perfect biçimi ve süreyi başlatan sözcükle tamamlayın: Mia started this job two weeks ago and still works here. Mia ____ at this job ____ two weeks.
Cevabı göster
has been · for
So, I notice she's speaking a lot of English,
3:38Bu yüzden, onun çok fazla İngilizce konuştuğunu fark ediyorum,
and so that was a little bit rough for the family, Ton ve niyet
3:40ve bu aile için biraz zor oldu,
a little bit rough: zorluğu yumuşak biçimde anlatmak
Burada rough, bir deneyimin zor, rahatsız edici veya yolunda gitmeyen bir süreç olduğunu anlatır; fiziksel olarak pürüzlü anlamına gelmez. A little bit değerlendirmeyi yumuşatır. Bu nedenle a little bit rough, durumun zor olduğunu ölçülü biçimde söylemenin bir yoludur. Başka birinin yaşadığı güçlüklerden söz ederken bu yumuşatma düşünceli bir tutum gösterebilir. Ancak gerçek bir sorunu olduğundan küçük de gösterebilir; bu yüzden deneyimin gerçekten hafif olduğunu varsaymayın.
Alıştırma
Dersteki “biraz zor” anlamına gelen yumuşak ifadeyle cümleyi tamamlayın: The first week of practice was ____, but the team kept trying.
Cevabı göster
a little bit rough
being in an immersion home where we only speak Anishinaabemowin in the home, Kültür
3:43evde sadece Anishinaabemowin konuştuğumuz daldırma yöntemli bir evde bulunurken,
an immersion home: hedef dilin kullanıldığı ev ortamı
An immersion home, ailenin günlük yaşam boyunca bir hedef dili bilinçli olarak kullandığı ev ortamıdır. Buradaki where yan cümlesi ifadeyi açıklar: evde yalnızca Anishinaabemowin konuşulur. Immersion burada bir dilin içinde sürekli bulunup onu etkin biçimde kullanmaya dayanan dil öğrenme fikridir; kelimenin gerçek anlamıyla suya batırma değildir. İfade, özel bir bina türünü değil evdeki dil ortamını anlatır.
Alıştırma
Dil öğrenimiyle ilgili bir konuşmada an immersion home neyi anlatır?
- bir bölümü su altında olacak şekilde tasarlanmış bir ev
- bir dil okulunun yanındaki geçici bir bina
- hedef dilin günlük yaşamda bilinçli olarak kullanıldığı bir ev
Cevabı göster
hedef dilin günlük yaşamda bilinçli olarak kullanıldığı bir ev
for there to be so much English: varlık durumunu daha büyük bir yapıya yerleştirmek
For there to be so much English, for + varlık bildiren there + to be yapısından oluşan bir mastar yan cümlesidir. There is so much English düşüncesini daha büyük bir cümlenin içine girebilecek bir duruma dönüştürür: bu kadar çok İngilizcenin bulunması veya kullanılması. Bu ifade normalde tek başına tam bir cümle değildir. Genellikle bu durumu değerlendiren It was unusual ... veya It felt strange ... gibi daha geniş bir yapının ardından gelir.
Alıştırma
Cümleyi there is yapısının mastar biçimiyle tamamlayın: It is unusual ____ this much traffic before sunrise.
Cevabı göster
for there to be
and only recently over the last week and a half Dilbilgisi
3:48ve daha yeni, son bir buçuk hafta içinde
have we really noticed her switch and her shift back into using the language. Kalıp ifadeler
3:51onun geçiş yaptığını ve dili kullanmaya geri döndüğünü gerçekten fark ettik.
Only recently ... have we really noticed: cümle başındaki only ve devriklik
only recently ve bunu daha belirgin hâle getiren over the last week and a half zaman ifadesi cümlenin başına getirildiğinde only zamanı sınırlar: değişiklik ancak bu yakın dönemde gerçekten fark edilmiştir. Sınırlayıcı zaman ifadesi cümleyi başlattığı için İngilizcede özne-yardımcı fiil devrikliği kullanılır: have we really noticed ifadesinde have, we öznesinden önce gelir. Bu, soru değil, vurgulu bir bildirme cümlesidir.
Alıştırma
Başa gelen Only recently ifadesinden sonra devrikliği doğru kullanan cümle hangisidir?
- Only recently we have noticed the pattern.
- Only recently have noticed we the pattern.
- Only recently have we noticed the pattern.
Cevabı göster
Only recently have we noticed the pattern.
her switch and her shift back into using: bir dil alışkanlığına geri dönüş
her switch and her shift ifadesinde switch ve shift, noticed fiilinden sonra gelen isimlerdir. Her, değişikliklerin kime ait olduğunu gösterir. Switch genellikle belirgin bir değişim gibi duyulurken shift daha kademeli bir yönelişi anlatabilir. Burada iki ayrı olaydan çok, birbiriyle örtüşen iki anlatım olarak birlikte kullanılırlar. Back into using the language, o dili kullanma etkinliğine veya alışkanlığına geri dönmek demektir. Back önceki bir duruma dönüş anlamı katar; into'dan sonra -ing biçimindeki using gelir.
Alıştırma
Bir dil alışkanlığına kademeli dönüşü en doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?
- She gradually shifted back into use French at home.
- She gradually shifted back into using French at home.
- She gradually shifted back using into French at home.
Cevabı göster
She gradually shifted back into using French at home.
Bringing up her children to speak her indigenous language wasn't easy, Öbek fiiller
3:56Çocuklarını onun yerli dilini konuşacak şekilde yetiştirmek kolay olmadı,
Bringing up her children: çocukları yetiştirmek
Bu cümlede bringing up her children, çocukları büyürken yetiştirmek ve onlarla ilgilenmek anlamına gelir. Bring up burada bir öbek fiildir; bu nedenle up yukarı doğru bir hareketi anlatmaz. Bringing up her children şeklindeki -ing öbeğinin tamamı wasn't easy ifadesinin öznesidir. Ardından gelen to speak her indigenous language, çocukların büyürken öğrenmesini istediği dili belirtir.
Alıştırma
Bu cümlede bringing up ne anlama geliyor? “Bringing up two children takes patience.”
- Çocukları büyürken yetiştirmek ve onlarla ilgilenmek
- Bir konuşmada çocuklardan söz etmek
- Çocukları üst kata taşımak
Cevabı göster
Çocukları büyürken yetiştirmek ve onlarla ilgilenmek
and Mshkogaabwid said there were some bumps in the road,
4:00ve Mshkogaabwid yolda bazı engebeler olduğunu,
small problems or delays that slowed down or stopped things from developing. Kalıp ifadeler
4:03işlerin gelişmesini yavaşlatan veya durduran küçük sorunlar veya gecikmeler olduğunu söyledi.
slowed down or stopped things from developing: gecikme ve engelleme
Cümlenin bu bölümünde slowed down, ilerlemeyi daha yavaş hâle getirmek; stopped things from developing ise daha fazla büyümeyi veya ilerlemeyi engellemek anlamına gelir. Or sözcüğü iki olası etki düzeyi sunar: gecikme veya tamamen engellenme. Kalıp stop + nesne + from + -ing şeklindedir. Stopped things from developing ifadesinde things nesnedir ve developing engellenen süreci belirtir; from sonrasında -ing biçimi kullanılır.
Alıştırma
slow down ve stop someone from doing kalıplarını tamamlayın: Heavy traffic slowed ____ the bus and stopped us ____ arriving on time.
Cevabı göster
down · from
by using only that and nothing else. Dilbilgisi
4:17sadece onu kullanarak ve başka hiçbir şey kullanmadan.
a technique called immersion ifadesindeki called
a technique called immersion ifadesinde called, call fiilinin geçmiş zaman ortacıdır. Technique sözcüğünden sonra gelir ve tekniğin adının immersion olduğunu belirtir. a technique called immersion, a technique that is called immersion ifadesinin kısaltılmış biçimidir. noun + called + name kalıbı bir şeyin adını tanıtmak için kullanılır.
Alıştırma
Oyunun adını tanıtmak için call fiilinin geçmiş zaman ortacını kullanın: We played a game ____ Silent Signals.
Cevabı göster
called
by using only that and nothing else: by + -ing ile yöntem belirtme
By + -ing biçimi, bir şeyin nasıl yapıldığını anlatır. Burada by using, “Dil veya beceri nasıl öğreniliyor?” sorusunu yanıtlar. Only that and nothing else, yöntemin yalnızca bununla sınırlı olduğunu vurgular. That daha önce sözü edilen dil veya beceriye gönderme yapar; nothing else ise diğer bütün araçları veya dilleri dışarıda bırakır.
Alıştırma
Hangi cümle, gümüş anahtarın kutuyu açmanın tek yöntemi olduğunu söylüyor?
- You can open the box by using only the silver key and nothing else.
- You can open the box before using the silver key.
- You can open the box so that you can use the silver key.
Cevabı göster
You can open the box by using only the silver key and nothing else.
This meant that: önceki bilgiyi bir sonuca bağlamak
Bu cümlede This meant that, hemen önce açıklanan duruma gönderme yapar ve bu durumdan çıkan sonucu tanıtır. This önceki bilgiyi özetlerken that ile başlayan yan cümle somut sonucu verir. This yalnızca en yakın ismi değil, önceki cümlenin veya düşüncenin tamamını özetleyebilir. Bu ifade, sonraki bilginin daha önce söylenenlerin sonucu veya pratik anlamı olduğunu gösterir.
Alıştırma
İkinci cümleyi, bu derste öğrendiğiniz, This ile başlayan ve geçmiş bir durumu sonucuna bağlayan üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: The sports hall was closed. ____ we practised outside.
Cevabı göster
This meant that
spoke both English at school and Anishinaabemowin at home: iki ögeyi both ... and ... ile bağlamak
Both ... and ... eşit biçimde kapsanan iki ögeyi bağlar. Burada both, English at school bölümünü; and ise Anishinaabemowin at home bölümünü başlatır. Böylece cümle, çocukların her dili farklı bir ortamda kullandığını söyler. İki tarafı mümkün olduğunca paralel tutun. Bu örnekte her iki taraf da “dil + yer” düzenini izler. Bu yapı okul ile ev arasındaki karşıtlığı takip etmeyi kolaylaştırır.
Alıştırma
İki etkinliğin de doğru olduğunu göstermek için cümleyi both ... and ... ile tamamlayın: Maya enjoys ____ drawing ____ dancing.
Cevabı göster
both · and
She noticed how they changed between languages when speaking, Kalıp ifadeler
4:28Konuşurken diller arasında nasıl geçiş yaptıklarını fark etti,
something known as code switching. Kelime
4:31bu kod değiştirme (code switching) olarak bilinen bir şey.
changed between languages when speaking: konuşurken diller arasında geçiş yapmak
Bu cümlede changed between languages, bir dili kullanmaktan başka bir dili kullanmaya geçmek anlamına gelir. İnsanlar konuştukları dili değiştirmiştir; dillerin kendisini değiştirmemiştir. When speaking, when they were speaking ifadesinin kısaltılmış biçimidir. Geçişin ne zaman olduğunu belirtir ve örtük öznesi they sözcüğüdür.
Alıştırma
“Nora changed between Korean and English as she spoke to different guests,” cümlesinde Nora ne yaptı?
- Her iki dili de yeniden yazdı.
- Konuşurken bir dilden diğerine geçti.
- Her konuğun bütün sözlerini çevirdi.
Cevabı göster
Konuşurken bir dilden diğerine geçti.
code switching: kod değiştirme
Kod değiştirme, konuşma veya sohbet sırasında iki ya da daha fazla dil veya dil değişkesi arasında geçiş yapma uygulamasıdır. something known as code switching ifadesinde known as, az önce anlatılan davranışın yerleşik adını tanıtır. Buradaki code, bilgisayar programlamasını değil, bir dil sistemini veya dil değişkesini ifade eder. Kod değiştirme, cümleler arasında ya da tek bir konuşmanın içinde gerçekleşebilir ve mutlaka bir hata değildir.
Alıştırma
Cümleyi dersteki dil bilimi terimiyle tamamlayın: Moving between Spanish and English during one conversation is called ____.
Cevabı göster
code switching
Mshkogaabwid believes this not only helps her children's development, Dilbilgisi
4:33Mshkogaabwid, bunun sadece çocuklarının gelişimine yardımcı olmakla kalmayıp,
but also gives them a sense of family history, Kalıp ifadeler
4:38aynı zamanda onlara bir aile tarihi duygusu verdiğine
not only helps ... but also gives: iki sonucu bağlamak
Not only ... but also ... aynı özneye ait iki sonucu birbirine bağlar ve birden fazla yarar olduğunu vurgular. Burada this, hem helps her children's development hem de gives them a sense of family history ifadelerinin öznesidir. Bağlanan bölümlerin dil bilgisi biçimleri birbiriyle uyumlu olmalıdır. Burada helps ve gives, tekil özne this'i paylaştıkları için -s ile biten fiillerdir.
Alıştırma
Cümleyi not only...but also... ile tamamlayın: The new bus route ____ shortens the journey ____ makes it safer.
Cevabı göster
not only · but also
as well as preserving her traditional culture. Dilbilgisi
4:41ve geleneksel kültürünü koruduğuna inanıyor.
a sense of family history: aile geçmişine dair farkındalık ve bağ
Burada a sense of family history, ailenin geçmişinin farkında olmayı ve bu geçmişle bağ hissetmeyi ifade eder. Bu, adları veya tarihleri hatırlamaktan fazlasıdır; çocuklar kendilerini devam eden aile hikâyesinin bir parçası olarak hissedebilir. gives them a sense of... yapısında give, birinin bu farkındalığa veya duyguya “sahip olmasını sağlamak” anlamındadır. Başka durumlarda da kullanılabilen a sense of + soyut isim yapısı, içsel bir duyguyu veya anlayışı anlatabilir.
Alıştırma
Bu cümlede a sense of family history ne anlama geliyor?
- Ailenin geçmişi hakkında farkındalık ve bu geçmişle bağ
- Ailenin tarihlerini ve adlarını sıralayan bir kitap
- Geçmişteki olayları bedensel olarak algılama yeteneği
Cevabı göster
Ailenin geçmişi hakkında farkındalık ve bu geçmişle bağ
as well as preserving: başka bir etkinlik ekleme
Bu parçada as well as, preserving her traditional culture ifadesini daha önce sözü edilen bir eylem ya da yarara ekler. Anlamı “ve ayrıca” veya “...nın yanı sıra”dır; burada bilgi eklenir, birinin bir şeyi ne kadar iyi yaptığı karşılaştırılmaz. Buradaki preserving, preserve fiilinin -ing biçimidir. as well as + fiil-ing kalıbı başka bir etkinlik eklemek için kullanılabilir.
Alıştırma
Eklenen etkinliği tamamlamak için protect fiilinin doğru biçimini kullanın: As well as ____ wildlife, the new law creates new parks.
Cevabı göster
protecting
A culture she hopes that they will pass on to their children in turn. Kalıp ifadeler
4:45Sırası geldiğinde onların da çocuklarına aktaracaklarını umduğu bir kültür.
in turn: zincirin bir sonraki halkası
Bu cümlede in turn, bir zincirin sonraki halkasını gösterir. Kültürü aldıktan sonra onu kendi çocuklarına aktaracaklardır. Daha genel olarak in turn, bir sırada sonraki kişi ya da şeyin ne yaptığını belirtebilir. Kesin sıra bağlamdan anlaşılır; burada halkalar farklı kuşaklardır.
Alıştırma
Bu cümlede in turn neyi gösteriyor?
- Çocukları sırayla birer birer konuşacak.
- Daha sonra zincirin sonraki halkası olacak ve kültürü kendi çocuklarına aktaracaklar.
- Teşekkür etmek için kültürü geri verecekler.
Cevabı göster
Daha sonra zincirin sonraki halkası olacak ve kültürü kendi çocuklarına aktaracaklar.
So, while indigenous cultures are threatened by big global languages, Anlatım akışı
4:49Yani, yerli kültürler büyük küresel dillerin tehdidi altında olsa da,
there's still hope that many will survive into the future,
4:53birçoğunun gelecekte hayatta kalacağına dair hala umut var,
while ... there's still hope: sorunu kabul edip umutlu bir sonuca geçmek
Burada while bir zaman ilişkisi kurmaz; bir güçlüğü kabul eden yan cümleyi başlatır. while yan cümlesi, tehdit durumunu konuşmacının kabul ettiği arka plan bilgisi yapar. Ana cümle olan there's still hope sonucu verir. still, tehdide rağmen umudun sürdüğünü gösterir; böylece cümle önce sorunu kabul eder, sonra olumlu ama dengeli bir düşünceyle biter.
Alıştırma
Bu cümlede while ... there's still hope nasıl bir bilgi yapısı kuruyor?
- Umudu tehdidin nedeni olarak sunar.
- Önce bir tehdidi kabul eder, sonra devam eden umudu ana sonuç olarak sunar.
- Tehdidin ve umudun tam olarak aynı anda başladığını söyler.
Cevabı göster
Önce bir tehdidi kabul eder, sonra devam eden umudu ana sonuç olarak sunar.
which reminds me of your quiz question, Neil. Anlatım akışı
4:56bu da bana senin test sorunu hatırlattı, Neil.
which reminds me of your quiz question: çağrışımla önceki konuya dönmek
Which, önceki düşüncenin tamamı hakkında ek bilgi veren, sınırlayıcı olmayan bir ilgi cümleciği başlatır. quiz question ifadesini belirlemez ve Neil'i göstermez. which reminds me of... ifadesi bu bağlantıyı bir geçişe dönüştürür: önceki konuşma, konuşmacıya bilgi yarışması sorusunu düşündürür ve sohbetin doğal biçimde o konuya dönmesini sağlar.
Alıştırma
which reminds me of your quiz question burada ne işe yarıyor?
- Bilgi yarışması sorusunun neden zor olduğunu açıklar.
- Önceki düşünceyi bilgi yarışması sorusuna bağlar ve doğal biçimde o konuya döner.
- Hangi bilgi yarışması sorusunun Neil'e ait olduğunu belirler.
Cevabı göster
Önceki düşünceyi bilgi yarışması sorusuna bağlar ve doğal biçimde o konuya döner.
I asked Sam how many of the 7,000 languages spoken around the world are indigenous? Dilbilgisi
5:02Sam'e dünya çapında konuşulan 7.000 dilden kaçının yerli dil olduğunu sordum.
Gömülü soru olarak how many of ... are indigenous?
I asked Sam ifadesinden sonra gelen how many ... are indigenous yan cümlesi, sorulan şeyin içeriğini verir. Bu, gömülü bir sorudur: soru öbeğini korur, ancak Sam'e doğrudan yöneltilen bir soru olmak yerine daha büyük bir cümlenin parçasıdır. Öznenin tamamı how many of the 7,000 languages spoken around the world ifadesidir. are fiili bu öznenin tamamından sonra gelir ve ardından indigenous kullanılır. are sözcüğünü özne öbeğinin içine taşımayın. Soru öbeğinin kendisi özne olduğu için doğrudan soru da görünüşte aynı sözcük sırasına sahiptir; fark, gömülü biçimin asked sözcüğünden sonra gelmesi ve onun tümleci olarak görev yapmasıdır.
Alıştırma
Hangi cümle I asked Sam ifadesinden sonra how many of ... sorusunu doğru biçimde gömer?
- I asked Sam how many of these languages do are indigenous.
- I asked Sam how many are these languages indigenous.
- I asked Sam how many of these languages are indigenous.
Cevabı göster
I asked Sam how many of these languages are indigenous.
And what's amazing is that although indigenous peoples make up under 6% of the global population, Notlar
5:13Şaşırtıcı olan şey, yerli halkların küresel nüfusun %6'sından azını oluşturmasına rağmen,
Değerlendirme çerçevesi olarak what's amazing is that
What's amazing is that değerlendirme çerçevesi oluşturan bir ifadedir. Dinleyiciye, sıradaki gerçeğin şaşırtıcı olduğunu önceden bildirir ve bilgi verilmeden önce dikkati yönlendirir. Burada that, değerlendirilen içeriği tanıtır ve bu içerik although... ile başlar. Konuşmacı soru sormaz: what's, what is ifadesinin kısaltmasıdır ve yapının tamamı şaşırtıcı olan şeyin ... olduğu anlamına gelir.
Alıştırma
Dersin değerlendirme çerçevesiyle cümleyi tamamlayın: ____ a seed this small can grow into such a tall tree.
Cevabı göster
What's amazing is that
make up under 6%: bir oranı ifade etmek
Burada make up “oluşturmak” veya “bir payı teşkil etmek” anlamına gelir. Sözü edilen grup daha büyük bir bütünün parçasıdır ve make up bu parçanın büyüklüğünü belirtir. “Parça + make up + oran + of + bütün” kalıbında under 6%, tam olarak %6 değil, %6'dan az demektir. Burada nüfus içindeki pay anlatılır; make up “uydurmak” veya “makyaj yapmak” anlamında değildir.
Alıştırma
Cümleyi “oluşturmak” anlamındaki phrasal verb ile tamamlayın: Part-time teachers ____ under ten percent of the staff.
Cevabı göster
make up
they speak more than 4,000 of the world's languages. Dilbilgisi
5:19dünya dillerinin 4.000'inden fazlasını konuşuyor olmalarıdır.
more than 4,000 of the world's languages: belirli bir bütün içindeki sayı
More than 4,000, 4.000'den büyük bir sayı anlamına gelir. Ardından gelen of the world's languages, bu dillerin hangi bütün içinden sayıldığını gösterir; dolayısıyla ifade, dünyadaki tüm dillerin 4.000'den fazlası demektir. Bu, “miktar + of + sınırları belirli çoğul grup” biçimindeki parça-bütün yapısıdır. Burada iyelik yapısı the world's, of'tan sonraki grubu belirli hâle getirir.
Alıştırma
Sayıyı belirli bir grubun parçası olarak gösteren sözcükle cümleyi tamamlayın: More than thirty ____ the students walk to school.
Cevabı göster
of
Let's recap the vocabulary from this program on indigenous languages. Anlatım akışı
5:23Yerli diller hakkındaki bu programdaki kelimeleri tekrarlayalım.
Let's recap the vocabulary (Kelimeleri gözden geçirelim)
“Let's recap the vocabulary”, konuşmacının daha önce sunulan kelimeleri kısa bir tekrar etme bölümüne geçtiğini dinleyicilere bildirir. Burada recap, “kısaca gözden geçirip özetlemek” anlamına gelir; her şeyi baştan öğretmek anlamına gelmez. Let's recap + isim öbeği yapısı, dinleyicileri konuşmacıyla birlikte içeriği gözden geçirmeye davet eder. Ayrıca programın ana bölümünden kelime tekrarı bölümüne geçişi açıkça gösterir.
Alıştırma
Cümleyi bu derste öğrenilen ve “kısaca gözden geçirmek” anlamına gelen fiille tamamlayın: Let's ____ today's new words before the quiz.
Cevabı göster
recap
rather than others who came later.
5:32orijinal olarak bir yerde yaşayan insanlar tarafından konuşulan diller.
Glee is a feeling of happiness or excitement.
5:35Coşku (Glee), bir mutluluk veya heyecan hissidir.
A bump in the road is a small problem or delay that slows things down.
5:45Yoldaki bir engebe (A bump in the road), işleri yavaşlatan küçük bir sorun veya gecikmedir.
code switching is the ability to change between two or more languages when speaking.
5:58kod değiştirme (code switching), konuşurken iki veya daha fazla dil arasında geçiş yapabilme yeteneğidir.