Bingo 🧡 | 2. Sezon Tam Bölüm | Bluey: İngilizce çalışma notları

Bluey - Official Channel

Öğrenme zorluğu
649 kelime 159 kel/dk

Video özeti: Bingo, annesi tuvaleti tamir ederken tek başına oyun oynamakta zorlanır. Yeni Zelanda’yı bulmak ve kivinin rengini öğrenmek gibi gerçek bir sorunu çözmeye başlayınca ilgisini sürdürebileceği bir uğraş bulur ve kendi başına vakit geçirmekten keyif almayı öğrenir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. not used to it. — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: be used to yapısının geçmişteki bir alışkanlığı değil, bir duruma aşina olmayı anlattığını kavramak; olumsuz biçimini, Bingo’nun başlangıçta tek başına oynaması gibi hâlâ yabancı gelen bir etkinliği açıklamak için kullanmak. 2. You don't need a game, you need a problem. — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: You don’t need X, you need Y karşıtlığının bir güçlüğü yeniden tanımlayıp daha yararlı bir yön gösterdiğini fark etmek; tavsiye verirken veya yanlış bir varsayımı düzeltirken bu kalıptan yararlanmak. 3. Sweet as, — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: Bu gündelik Avustralya ve Yeni Zelanda ifadesini, her şeyin iyi ya da yolunda olduğunu belirten olumlu bir karşılık olarak tanımak ve rahat sohbetlerdeki bölgesel tonunu anlamak.

Bu derste

Mum.

0:06

Anne.

Dad.

0:11

Baba.

Bingo.

0:17

Bingo.

Bluey.

0:22

Bluey.

Oh,

0:25

Ah,

what a nice sunny day. Dilbilgisi

0:26

ne kadar güzel ve güneşli bir gün.

Dilbilgisi

What a nice sunny day: What a + sıfat + isim ünlemi

Bu cümlede what soru sormaz. Yapının tamamı bir ünlemdir ve güneşli güne karşı güçlü, olumlu bir tepkiyi gösterir. Burada hayal edilen havanın çok güzel olduğu coşkuyla söylenir. Bu tür bir ünlem kurmak için What a + bir veya daha fazla sıfat + tekil sayılabilen isim kalıbını kullan. Sonraki sözcük ünlü bir sesle başlıyorsa a yerine an kullanılır. Örnek: What an amazing view!

Alıştırma

Bu What ünlemini baştaki iki sözcükle tamamla: ____ beautiful rainbow!

Cevabı göster

What a

Yay.

0:28

Yaşasın.

Nice and sunny.

0:29

Güzel ve güneşli.

Uh-oh,

0:30

Ah-ah,

problem.

0:31

sorun.

It's raining.

0:32

Yağmur yağıyor.

Quick,

0:34

Çabuk,

get under the mumbrella. Deyimler

0:35

anne şemsiyesinin altına girin.

Deyimler

mumbrella: mum ile umbrella sözcüklerinin eğlenceli birleşimi

Mumbrella, mum ile umbrella sözcüklerinin birleştirilmesiyle o anda uydurulmuş bir sözcüktür. Bu oyunda anne şemsiye gibi davranır; bu yüzden get under the mumbrella, yağmurdan korunuyormuş gibi annenin altına girmek demektir. Espri, iki kaynak sözcüğün de fark edilebilmesi sayesinde anlaşılır. Bunu standart bir sözlük sözcüğü olarak değil, anlamı parçalarından ve sahneden çıkan, tek seferlik eğlenceli bir türetme olarak düşün.

Alıştırma

İfadeyi değerlendir: mumbrella, resmî yazılarda umbrella yerine kullanılabilen standart bir İngilizce sözcüktür.

  1. Yanlış: mum ile umbrella sözcüklerinin eğlenceli bir birleşimidir.
  2. Doğru: umbrella sözcüğünün standart ve resmî bir eş anlamlısıdır.
Cevabı göster

Yanlış: mum ile umbrella sözcüklerinin eğlenceli bir birleşimidir.

Nice and dry.

0:37

Güzel ve kuru.

Oh no,

0:38

Olamaz,

the mumbrella's blowing away. Öbek fiiller

0:39

anne şemsiyesi uçuyor.

Öbek fiiller

blowing away: rüzgârla bulunduğu yerden uçup gitmek

Burada blow away, rüzgârın bir şeyi bulunduğu yerden uzaklaştırması anlamına gelir. The umbrella is blowing away örneğindeki gibi, rüzgârın hareket ettirdiği nesne özne olabilir; İngilizcede burada edilgen yapı kullanmak gerekmez. Şimdiki zaman yapısı is blowing away, hareketin şu anda gerçekleştiğini gösterir. Away, nesnenin ilk yerinden ayrılması anlamını ekler.

Alıştırma

Cümleyi “rüzgârla bulunduğu yerden uzaklaştırılmak” anlamına gelen sözlerle tamamlayın: The napkin is ____.

Cevabı göster

blowing away

Yay,

0:42

Yaşasın,

nice and dry.

0:43

güzel ve kuru.

All right,

0:45

Pekala,

Bluey,

0:46

Bluey,

let's go.

0:46

hadi gidelim.

See you,

0:47

Görüşürüz,

Mum.

0:47

Anne.

See you,

0:48

Görüşürüz,

Bingo.

0:48

Bingo.

See you.

0:49

Görüşürüz.

Have fun.

0:50

İyi eğlenceler.

Can you play with me Ton ve niyet

0:52

Benimle oynar mısın

Ton ve niyet

Can you play with me: birlikte oynamak için samimi bir rica

Can you play with me?, birinden konuşan kişiye katılıp onunla oynamasını isteyen doğrudan ve samimi bir rica cümlesidir. Burada Can you...?, yalnızca karşıdakinin bunu yapabilip yapamadığını değil, yapmaya istekli olup olmadığını sorar. Play with someone, o kişiyle birlikte oynamak anlamına gelir. With sözcüğü, ortak etkinliğe katılan diğer kişiyi belirtir.

Alıştırma

Bir çocuk arkadaşını oyuna katılmaya davet etmek istiyor. Hangi cümle doğaldır?

  1. Can you play me?
  2. Can you play with me?
  3. Can you play to me?
Cevabı göster

Can you play with me?

until Bluey gets back from Chloe's house? Öbek fiiller

0:53

Bluey, Chloe'nin evinden dönene kadar?

Öbek fiiller

gets back from: bir yerden veya etkinlikten geri dönmek

Gets back from, bir yerde bulunduktan veya bir etkinliğe katıldıktan sonra geri dönmek anlamına gelir. Get back geri dönmeyi, from ise kişinin döndüğü yeri veya etkinliği belirtir. Burada gets, üçüncü tekil kişi öznesi Bluey ile uyumludur. Chloe'nin evinden dönmesi, until ile belirtilen bekleme süresini sona erdiren olaydır.

Alıştırma

Get back from ifadesini doğru geniş zaman biçiminde kullanın: We'll eat when Dad ____ work.

Cevabı göster

gets back from

I can't,

0:55

Oynayamam,

honey.

0:56

tatlım.

There's a problem with the toilet. Kalıp ifadeler

0:57

Tuvalette bir sorun var.

Kalıp ifadeler

There's a problem with...: sorun olan şeyi belirtmek

There's a problem with + isim, bir şeyin yolunda olmadığını bildirmek için kullanılan yaygın bir kalıptır. There's, there is ifadesinin kısaltılmış biçimidir; with ise sorundan etkilenen nesneyi veya planı tanıtır. Bu kalıp, kesin nedeni açıklamadan sorunun nerede olduğunu belirtir. Bu cümlede sorundan etkilenen nesne klozettir.

Alıştırma

Cümleyi dersin kısaltılmış sorun bildirme kalıbıyla tamamlayın: ____ the printer.

Cevabı göster

There's a problem with

It won't flush. Kelime

0:58

Sifonu çekilmiyor.

Kelime

won't flush: cihaz arızasını anlatan won't

Bu cümlede flush, klozette suyun akıtılması anlamındadır. It won't flush, klozetin bu işlemi yapamadığını ve beklendiği gibi çalışmadığını anlatır. Makineler ve nesnelerle won't + fiilin yalın hâli, bir deneme veya beklentiye rağmen gerçekleşmeyen bir eylemi anlatabilir. Won't nesneye gerçek bir irade yüklemez; arızayı doğal ve konuşma diline uygun biçimde ifade eder.

Alıştırma

The sink won't drain cümlesinde won't en büyük olasılıkla neyi gösterir?

  1. Lavabo daha sonra kesinlikle çalışacak.
  2. Lavabo beklendiği gibi çalışmıyor.
  3. Lavabo kimseye yardım etmemeyi seçiyor.
Cevabı göster

Lavabo beklendiği gibi çalışmıyor.

Mum has to fix it.

0:59

Annem tamir etmeli.

But who am I going to play with? Dilbilgisi

1:01

Peki ben kiminle oynayacağım?

Dilbilgisi

Who am I going to play with?: günlük sorularda edatın sonda kullanılması

Who, play with ifadesinde with edatının nesnesi olan kişiyi sorar. Doğal bir sözlü wh-sorusunda İngilizce genellikle with edatını sonda bırakır: Who am I going to play with? Kalıp soru sözcüğü + yardımcı fiil veya be + özne + fiil öbeği + edat şeklindedir. Edatın nesnesi başta görünse bile edat önceki fiil veya ifadeyle bağlantısını korur.

Alıştırma

Birinin konuştuğu kişiyi sorarken günlük konuşmada hangi soru eksiksiz ve doğaldır?

  1. Who are you talking?
  2. To whom are you talking?
  3. Who are you talking to?
Cevabı göster

Who are you talking to?

You're gonna play with Bingo. Kelime

1:03

Bingo ile oynayacaksın.

Kelime

gonna: going to'nun gayriresmî biçimi

gonna, fiilin yalın hâlinden önce gelen going to ifadesinin gayriresmî biçimidir. You're gonna play cümlesinde You're, You are; gonna play ise going to play anlamına gelir. Burada Bingo ile oynamak, sırada gerçekleşmesi beklenen eylem olarak sunulur. gonna ifadesini duyduğunuzda veya okuduğunuzda, cümleyi anlamak için onu going to + fiilin yalın hâli olarak açabilirsiniz.

Alıştırma

going to'nun gayriresmî konuşma biçimiyle cümleyi tamamlayın: You're ____ enjoy the show.

Cevabı göster

gonna

Oh,

1:05

Ah,

yeah.

1:05

evet.

This episode of Bingo is called Bingo.

1:06

Bu Bingo bölümünün adı Bingo.

Okay,

1:10

Tamam,

Mum's gotta get to it. Kalıp ifadeler

1:10

annenin işe koyulması lazım.

Kalıp ifadeler

gotta get to it: bir göreve başlamak zorunda olmak

Mum's gotta ifadesindeki 's, has yerine geçer: Mum has got to. gotta, have veya has got to içindeki got to ifadesinin gayriresmî konuşma ve yazı biçimidir; bu nedenle gereklilik anlatır. get to it, zaten hangi görevden söz edildiği bilindiğinde o görevle ilgilenmeye başlamak anlamına gelen bir deyimdir; fiziksel olarak bir şeye ulaşmak demek değildir. İfade bütünüyle konuşmadan görevi yapmaya geçildiğini gösterir.

Alıştırma

Bu bağlamda Mum's gotta get to it ifadesine en yakın anlam hangisidir?

  1. Annenin görevi yapmaya başlaması gerekiyor.
  2. Annenin bir nesnenin yanına yürümesi gerekiyor.
  3. Anne görevi zaten bitirdi.
Cevabı göster

Annenin görevi yapmaya başlaması gerekiyor.

You go play by yourself. Kalıp ifadeler

1:12

Kendi başına oynamaya git.

Kalıp ifadeler

play by yourself: bir etkinliği tek başına yapmak

Bu cümlede play by yourself, başka biri katılmadan tek başına oynamak anlamına gelir. By yourself, senin yanında demek değildir. by + dönüşlü zamir yapısı, birinin bir şeyi tek başına veya yardım almadan yaptığını gösterebilir. Zamir özneye uyar: I ... by myself, you ... by yourself ve she ... by herself.

Alıştırma

Cümleyi, you ile uyumlu by + dönüşlü zamir biçimiyle tamamlayın: You can finish the puzzle ____.

Cevabı göster

by yourself

Okay.

1:13

Tamam.

Oh.

1:14

Ah.

One problem.

1:15

Bir sorun var.

Oh,

1:16

Ah,

yeah.

1:16

evet.

What's that?

1:16

Nedir o?

I don't know Dilbilgisi

1:17

Bilmiyorum.

how to play by myself.

1:18

Kendi başıma nasıl oynayacağımı.

Dilbilgisi

I don't know how to: nasıl yapılacağını bilmediğini söylemek

I don't know how to + fiilin yalın hâli, konuşanın bir şeyi yapma yöntemini bilmediğini veya henüz o beceriyi öğrenmediğini anlatır. Burada how to, play by myself eyleminin tamamını tanıtır. Bu yapı, konuşanın açıklamaya veya yardıma ihtiyacı olduğunu dolaylı olarak da gösterebilir. Eylemi anlatan kelimeyi anlamamayı değil, eylemin nasıl yapılacağını bilmemeyi ifade eder.

Alıştırma

Yöntemden söz ederken fiilin yalın hâlinden önce kullanılan iki kelimelik İngilizce yapıyla cümleyi tamamlayın: I don't know ____ use this camera.

Cevabı göster

how to

Yeah,

1:20

Evet,

you do,

1:20

biliyorsun,

sweetie.

1:20

tatlım.

You're just not used to it. Dilbilgisi

1:21

Sadece alışık değilsin.

Dilbilgisi

not used to it: be used to + isim veya -ing biçimi

Burada not used to it, “bu duruma henüz alışkın olmamak” anlamına gelir. Bir şeyin hâlâ yabancı geldiğini anlatır; kişinin bunu yapamadığı anlamına gelmez. Just açıklamayı yumuşatır: tek sorun henüz alışılmamış olmasıdır. Deneyim sayesinde bir şeyin tanıdık veya normal geldiğini anlatmak için be used to + isim, zamir ya da -ing biçimi kullanılır. Buradaki it, bilinen durumu temsil eden bir zamirdir. Bu yapıda to bir edattır; bu nedenle ardından gelen fiil -ing biçimini alır: not used to working alone.

Alıştırma

Cümleyi be used to yapısının olumsuz biçimiyle tamamlayın: Working nights still feels unfamiliar to me. I'm ____ working at night.

Cevabı göster

not used to

Give it a go. Kalıp ifadeler

1:22

Bir dene bakalım.

Kalıp ifadeler

Give it a go: “bir dene” demenin arkadaşça yolu

Give it a go, “bir dene” veya “bir kez denemeyi dene” anlamına gelir. Bu ifadede it, daha önce konuşulan etkinliği; a go ise başka bir yere gitmeyi değil, bir denemeyi anlatır. Emir biçiminde olsa da arkadaşça cesaretlendirme için kullanılır. Hemen başarılı olmak gerekmeden bir kez denemeyi önerir.

Alıştırma

Derste geçen ve “bir dene” anlamına gelen dört sözcüklü gündelik ifadeyle tamamlayın: The new game may be difficult, but ____.

Cevabı göster

give it a go

Okay,

1:23

Tamam,

Mama.

1:23

Anne.

What am I gonna do?

1:27

Ne yapsam ki?

Ooh.

1:29

Ooh.

Ooh.

1:30

Ooh.

I'll play doctor. Kalıp ifadeler

1:30

Doktorculuk oynayacağım.

Kalıp ifadeler

play doctor: çocukların doktorculuk oyunu

Burada play doctor, oyun olarak doktor gibi davranmak anlamına gelir. Çocukların kullandığı bu yaygın ifadede play sözcüğünden sonra rol adı olan doctor, artikelsiz olarak doğrudan gelir. Konuşan kişi hayalî bir oyun seçmektedir; gerçekten tıbbi bir iş yapacağını söylememektedir.

Alıştırma

Çocukların hayalî oyununu anlatan ifadeyle İngilizce cümleyi tamamlayın: The children put on toy stethoscopes and say, "Let's ____."

Cevabı göster

play doctor

Next patient.

1:32

Sıradaki hasta.

Oh,

1:35

Ah,

yeah.

1:36

evet.

This won't work. Kelime

1:36

Bu işe yaramayacak.

Kelime

won't work: bir çözümün başarısız olacağını söylemek

This won't work ifadesindeki work, “istenen sonucu üretmek” veya “etkili olmak” anlamına gelir; “çalışmak” anlamına gelmez. İfade, mevcut fikrin, yöntemin veya düzenlemenin başarılı olamayacağını söyler. Won't sonuçla ilgili bir tahmindir. Genellikle konuşanın farklı bir plana ihtiyaç duyduğunu gösterir.

Alıştırma

Birisi önerilen bir çözümü değerlendirirken This won't work ne anlama gelir?

  1. Önerilen çözüm başarılı olmayacak.
  2. Görev zaten tamamlandı.
  3. Birisi işini yapmayı reddediyor.
Cevabı göster

Önerilen çözüm başarılı olmayacak.

Oh,

1:41

Ah,

I know.

1:41

Biliyorum.

I spy with my little eye Kültür

1:42

Küçük gözümle bir şey görüyorum

something colored... green.

1:44

yeşil renkli... bir şey.

Kültür

I spy with my little eye: I Spy oyununun kalıplaşmış açılışı

I spy with my little eye, çocukların tahmin oyunu I Spy'ın kalıplaşmış açılış sözüdür. Konuşan kişi herkesin görebildiği bir nesneyi gizlice seçer ve diğer kişinin tahmin etmesi için ipucu verir. Bu kalıpta spy, gizli ajanlık yapmak değil, görmek veya fark etmek anlamına gelir. Bu açılışı duyduğunuzda, ardından gelen rengin ya da başka bir ayrıntının oyun ipucu olduğunu anlarsınız.

Alıştırma

I Spy oyununun kalıplaşmış açılışını tamamlayın: ____ something blue.

Cevabı göster

I spy with my little eye

Oh,

1:48

Ah,

wait.

1:48

dur.

This won't work either.

1:48

Bu da işe yaramayacak.

It was rug,

1:51

Cevap halıydı,

by the way. Anlatım akışı

1:52

bu arada.

Anlatım akışı

by the way: yan bilgiyi işaretlemek

By the way, ardından gelen bilgiyi — ya da cümlenin sonunda yer alıyorsa hemen önceki bilgiyi — konuşmanın ana çizgisi değil, ek bilgi olarak gösteren bir söylem belirtecidir. Burada cümlenin sonunda yer aldığı için It was rug sonradan akla gelip eklenmiş bir bilgi gibi sunulur. Bir yola veya gerçek bir güzergâha gönderme yapmaz.

Alıştırma

Hangi cümle bir söylem belirteciyle yan bilgi ekliyor?

  1. We were tired; therefore, the meeting ended early.
  2. Anyway, let's get back to the schedule.
  3. By the way, your bag is by the door.
Cevabı göster

By the way, your bag is by the door.

Maybe I can play a railings game.

1:55

Belki trabzan oyunu oynayabilirim.

What if I lift you up a bit? Dilbilgisi

1:58

Seni biraz kaldırsam nasıl olur?

Dilbilgisi

Çekingen bir öneri için What if ...?

What if, karşıdaki kişinin düşünmesi için olası bir durum ortaya koyar. Bu cümledeki What if I lift you up a bit? çekingen bir öneridir: konuşan kişi, tek bir olgusal yanıt istemek yerine olası bir çözüm sunar. Tekrar kullanılabilen kalıp What if + özne + fiil şeklindedir. Bağlama göre bir fikir önerebilir veya olası bir sorunu gündeme getirebilir.

Alıştırma

Çekingen öneriyi burada öğretilen iki kelimelik başlangıçla tamamlayın: ____ we ask Maya to join us?

Cevabı göster

What if

Mum,

2:01

Anne,

problem.

2:02

sorun çıktı.

It happened again.

2:04

Yine oldu.

Oh,

2:05

Ah,

Bingo.

2:05

Bingo.

I told you,

2:06

Sana söyledim,

don't put your legs in the railings.

2:07

bacaklarını trabzanlara sokma diye.

Sorry,

2:09

Özür dilerim,

Mama.

2:09

Anne.

Turn it.

2:10

Döndür.

Yep,

2:10

Evet,

there you go. Ton ve niyet

2:11

işte böyle.

Ton ve niyet

Bir yardımı tamamladıktan sonra There you go

Burada there you go, konuşanın yardım etmeyi bitirdiğini gösteren samimi bir işarettir: diğer kişi artık doğru konumdadır veya sorun çözülmüştür. “Tamam, oldu” ya da “Artık hazırsın” anlamına gelir; bir yere gitme talimatı değildir. Bu ifade genellikle küçük bir eylemin son adımından hemen sonra kullanılır. Böylece hem tamamlandığını onaylar hem de her şeyin hazır olduğunu belirterek karşıdaki kişiyi rahatlatır.

Alıştırma

Biri kaskınızı bağlayıp “There you go” dediğinde ne demek ister?

  1. Artık hazır.
  2. Kask kayıp.
  3. Oraya doğru yürü.
Cevabı göster

Artık hazır.

I'm having a problem getting started. Dilbilgisi

2:12

Başlamakta sorun yaşıyorum.

Dilbilgisi

have a problem getting started: başlamakta zorlanmak

have a problem doing something yapısı, belirli bir eylemi yapmakta zorlanmak anlamına gelir. -ing’li bölüm sorunun tam olarak ne olduğunu belirtir. Burada bu bölüm getting started ifadesidir. Get started, “başlamak” veya “ilk adımı atmak” anlamına gelir. Konuşan kişi etkinlik gerçekten başlamadan önce takılmıştır; etkinliğin zaten sürmekte olduğunu söylemez.

Alıştırma

Bir göreve başlamadan önce takılıp kaldınız. Dersteki ifadeyle cümleyi tamamlayın: I'm having a problem ____.

Cevabı göster

getting started

Maybe you're just hungry.

2:14

Belki de sadece açsındır.

Oh,

2:16

Ah,

yeah.

2:16

evet.

Raspberries and blueberries.

2:18

Ahududu ve yaban mersini.

Which one do I want?

2:20

Hangisini istiyorum?

Raspberries or blueberries?

2:22

Ahududu mu yaban mersini mi?

Hmm.

2:24

Hmm.

Hey,

2:27

Hey,

do you mind, Ton ve niyet

2:27

rahatsız olmazsan,

fridge?

2:28

buzdolabı?

I'm trying to decide.

2:29

Karar vermeye çalışıyorum.

Ton ve niyet

do you mind, fridge? şikâyet olarak

Burada Do you mind?, buzdolabının rahatsız olup olmadığını soran gerçek bir soru değildir. Bir kesintiye karşı söylenen ve “Şunu keser misin?” anlamına yakın bir şikâyettir. Konuşan kişinin doğrudan fridge diye seslenmesi, buzdolabının sesini sanki buzdolabı konuşuyormuş gibi şakacı bir şekilde ele alır. Do you mind? tek başına veya bir isimle birlikte kullanıldığında anlamı büyük ölçüde bağlama ve ses tonuna bağlıdır. Çoğu zaman evet ya da hayır cevabı istemek yerine, birinin rahatsız edici bir hareketi bırakmasını söyler.

Alıştırma

Bu sahnede Do you mind, fridge? büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Sözümü kesmeyi bırakır mısın?
  2. Karar vermene yardım etmemi ister misin?
  3. Buzdolabının bir fikri mi var?
Cevabı göster

Sözümü kesmeyi bırakır mısın?

Now,

2:31

Şimdi,

raspberries or...

2:32

ahududu mu yoksa...

Hey,

2:35

Hey,

so rude.

2:35

çok kaba.

Maybe if I opened and shut you. Dilbilgisi

2:37

Belki seni açıp kapatırsam.

Dilbilgisi

Maybe if... ile sonucu söylenmeyen ihtiyatlı koşul

Maybe if, olasılığı yoklayan bir koşul başlatır: konuşan kişi buzdolabını açıp kapatmanın onu çalıştırabileceğini veya tepki vermesini sağlayabileceğini düşünüyor. Beklenen sonuç söylenmez. Doğal ve hazırlıksız konuşmada, durum bu sonucu kolayca çıkarmayı sağlıyorsa bir if cümleciği tek başına kullanılabilir. Opened ve shut geçmiş zaman biçimleridir; ancak burada tamamlanmış bir geçmiş olayı değil, varsayımsal bir denemeyi anlatırlar.

Alıştırma

Bu repliğe en uygun yorumu seçin: Maybe if I opened and shut you.

  1. Konuşan kişi, onu açıp kapatmayı olası bir çözüm olarak ihtiyatla değerlendiriyor.
  2. Konuşan kişi başka birinin onu açıp kapatıp kapatmadığını soruyor.
  3. Konuşan kişi onu daha önce açıp kapattığını bildiriyor.
Cevabı göster

Konuşan kişi, onu açıp kapatmayı olası bir çözüm olarak ihtiyatla değerlendiriyor.

Shut. Open.

2:39

Kapat. Aç.

Okay,

2:43

Tamam,

OK, now.

2:44

Tamam, şimdi.

That's it, Ton ve niyet

2:45

Yeter ama,

fridge.

2:46

buzdolabı.

I'm leaving.

2:46

Gidiyorum.

Ton ve niyet

Yeter, burada bitiriyorum anlamındaki That's it

Bu replikte That's it, Yeter; bu iş şimdi bitti anlamındadır. Ardından gelen I'm leaving cümlesi, konuşan kişinin sınırına ulaşıp etkileşimi bitirdiğini, bir nesneyi işaret etmediğini gösterir. That's it ifadesinin bu kullanımı son bir kararı veya sonucu başlatabilir. İfadenin gücü bağlama ve söylenişe bağlıdır; burada kararlı ve bezgin duyulur.

Alıştırma

Hangi cümlede That's it, Yeter; burada bitiriyorum anlamında kullanılmıştır?

  1. That's it—the key I was looking for.
  2. That's it. I'm not discussing this anymore.
  3. That's it. You have finished the last step.
Cevabı göster

That's it. I'm not discussing this anymore.

Oh,

2:50

Ah,

but I'm really hungry.

2:50

ama gerçekten açım.

Okay,

2:52

Tamam,

I'm just gonna close my eyes and choose.

2:53

sadece gözlerimi kapatıp seçeceğim.

Blueberries.

2:59

Yaban mersini.

Okay,

3:01

Tamam,

okay.

3:01

tamam.

I'm going to eat you.

3:03

Seni yiyeceğim.

Og,

3:04

Ham,

og,

3:05

ham,

og.

3:05

ham.

All right,

3:06

Pekala,

I'm not hungry anymore. Dilbilgisi

3:07

artık aç değilim.

Dilbilgisi

not hungry anymore: önceki bir durumun sona ermesi

not hungry anymore ifadesindeki not ... anymore kalıbı, daha önce geçerli olan bir durumun artık sona erdiğini anlatır. Konuşan kişi önceden açtı, fakat şimdi artık aç değildir. Anymore genellikle olumsuz bir cümlenin sonlarına gelir. Bir durum için not + adjective + anymore, bir eylem veya alışkanlık için do not + verb + anymore kullanılabilir. Bu kalıp yalnızca şimdiki durumu değil, zaman içindeki değişimi vurgular.

Alıştırma

not ... anymore kalıbını tamamlayın: I was tired before, but after a nap, I'm not tired ____.

Cevabı göster

anymore

Now,

3:09

Şimdi,

what's a game that only needs Bingo? Dilbilgisi

3:09

sadece Bingo'ya ihtiyaç duyan oyun nedir?

Dilbilgisi

a game that only needs Bingo: tanımlayıcı bir that cümleciği

a game that only needs Bingo ifadesinde that only needs Bingo, hangi tür oyundan söz edildiğini belirten tanımlayıcı bir ilgi cümleciğidir. Yalnızca Bingo'ya ihtiyaç duyma koşulunu karşılayan oyunu belirtir. Yapı noun + that + verb şeklindedir. Burada that, a game ifadesinin yerine geçer ve needs fiilinin öznesidir; bu nedenle atılamaz. a game that only needs Bingo ifadesinin tamamı sorunun içinde tek bir isim öbeğidir, iki ayrı cümle değildir.

Alıştırma

Hangi cümle, gereken kitabın türünü belirtmek için that cümleciğini doğru kullanır?

  1. I need a book that explains this clearly.
  2. I need a book that it explains this clearly.
  3. I need a book explains this clearly.
Cevabı göster

I need a book that explains this clearly.

Ooh,

3:12

Ooh,

I know.

3:12

biliyorum.

Why won't you flush?

3:15

Neden sifon çekilmiyor?

Bingo?

3:18

Bingo?

Yes?

3:19

Efendim?

Are you okay?

3:20

İyi misin?

Yes.

3:21

Evet.

What are you doing?

3:23

Ne yapıyorsun?

I'm hiding.

3:24

Saklanıyorum.

Oh,

3:26

Ah,

okay.

3:26

anladım.

Why are you hiding?

3:29

Neden saklanıyorsun?

I'm playing hide and seek. Kültür

3:30

Saklambaç oynuyorum.

Kültür

play hide and seek: saklambaç oynamak

Hide and seek, bazı oyuncuların saklandığı ve başka bir oyuncunun onları aradığı çocuk oyunu “saklambaç”ın İngilizcedeki sabit adıdır. İfadeyi tek bir oyun adı olarak anlayın; seek burada “elde etmeye çalışmak” anlamına gelmez. Birinin bu oyuna katıldığını söylemek için play hide and seek kullanılır. I'm playing hide and seek cümlesindeki şimdiki zaman yapısı, oyunun şu anda sürdüğünü gösterir.

Alıştırma

play hide and seek ifadesini şimdiki zamanda kullanarak cümleyi tamamlayın: The children are ____ in the garden.

Cevabı göster

playing hide and seek

Right.

3:33

Doğru.

Who's coming to find you?

3:35

Seni kim bulmaya gelecek?

Oh.

3:38

Ah.

I just miss my sister. Ton ve niyet

3:44

Sadece ablamı özledim.

Ton ve niyet

just miss my sister: just kelimesinin “yalnızca” anlamı

I just miss my sister cümlesinde just, “az önce” değil, “yalnızca” veya “sadece” anlamına gelir. Açıklamayı tek ve açık bir nedene indirger: konuşan kişi ablasının yanında olmasını ister. Just kelimesinin bu kullanımı, duygusal bir itirafın daha yumuşak ve daha az dramatik duyulmasını sağlar; kişi sanki yalnızca basit gerçeği söylüyordur.

Alıştırma

“I just miss my sister” cümlesinde just ne yapar?

  1. Onu özlemeyi basit neden olarak sunar ve itirafı yumuşatır.
  2. Konuşan kişinin ablasını görmeyi neredeyse kaçırdığı anlamına gelir.
  3. Özlemin az önce başladığını söyler.
Cevabı göster

Onu özlemeyi basit neden olarak sunar ve itirafı yumuşatır.

I know.

3:46

Biliyorum.

And the fridge doesn't like me. Deyimler

3:48

Ve buzdolabı beni sevmiyor.

Deyimler

the fridge doesn't like me: şakacı kişileştirme

Bu cümlede konuşan kişi, buzdolabını birinden hoşlanabilen ya da hoşlanmayan bir insanmış gibi anlatıyor. Buzdolabının gerçekten duyguları yoktur; bu bir kişileştirmedir. Burada çocuğun bakış açısı, buzdolabının sesini bir cevaba dönüştürerek hafif bir mizah yaratır. Aynı kalıp, iş birliği yapmıyor gibi görünen bir eşya veya makineyi şakacı biçimde anlatmak için de kullanılabilir.

Alıştırma

Bu sahnede The fridge doesn't like me ne anlama geliyor?

  1. Buzdolabının gerçekten duyguları vardır ve konuşan kişiden hoşlanmaz.
  2. Konuşan kişi buzdolabını, duyguları varmış gibi şakacı biçimde anlatır.
  3. Konuşan kişi buzdolabının başkasına ait olduğunu düşünür.
Cevabı göster

Konuşan kişi buzdolabını, duyguları varmış gibi şakacı biçimde anlatır.

I... know?

3:50

Ben... biliyor muyum?

Are you sure you can't play with me Ton ve niyet

3:53

Benimle oynayamayacağından emin misin

just a little bit?

3:54

sadece birazcık?

Ton ve niyet

Are you sure you can't ... just a little bit?: yeniden yapılan bir isteği yumuşatmak

Are you sure you can't...? kesinlik sorusu gibi görünür, ancak burada daha önce hayır diyen kişiden kararını nazikçe yeniden düşünmesini ister. Doğrudan emir vermek yerine cevabın değişmesine imkân tanır. Just a little bit istenen miktarı küçük gösterir; burada ‘çok kısa bir süreliğine bile olsa’ anlamındadır. Kesin bir ölçü değildir. Bu iki bölüm birlikte isteği yumuşatırken konuşan kişinin yeniden rica ettiğini de gösterir.

Alıştırma

Konuşan kişi Are you sure...? ve just a little bit ile esas olarak ne yapıyor?

  1. İsteği küçük gösterirken karşıdaki kişiden kararını nazikçe yeniden düşünmesini istemek.
  2. Karşıdaki kişiye doğrudan emir vermek.
  3. Kesin bir süreyi kontrol etmek.
Cevabı göster

İsteği küçük gösterirken karşıdaki kişiden kararını nazikçe yeniden düşünmesini istemek.

No,

3:56

Hayır,

honey.

3:56

tatlım.

I have to fix the toilet.

3:56

Tuvaleti tamir etmem gerekiyor.

But that's not fun.

3:58

Ama bu hiç eğlenceli değil.

It's fun for me.

4:00

Benim için eğlenceli.

I like a good problem. Kelime

4:01

Güzel bir sorunu çözerim.

Kelime

a good problem: ilgi çekici bir meydan okuma

a good problem ifadesinde good, problemi ilgi çekici, çözmesi tatmin edici veya harcanacak çabaya değer olarak değerlendirir. Ahlaki bakımdan iyi anlamına gelmez. Konuşan kişi problemi memnuniyetle karşılanan bir meydan okuma olarak görüyor; bütün problemlerin hoş olduğunu söylemiyor. good kelimesinin anlamı nitelediği isme göre değişir; burada problemi çözmenin değerini gösterir.

Alıştırma

“I like a good problem,” cümlesinde “good” en doğal olarak ne anlama gelir?

  1. Ahlaki bakımdan iyi
  2. Hiçbir zorluğu olmayan
  3. İlgi çekici ve çözmeye değer
Cevabı göster

İlgi çekici ve çözmeye değer

Maybe I need a good problem.

4:02

Belki de güzel bir soruna ihtiyacım var.

Ah,

4:04

Ah,

that's it,

4:05

işte bu,

Bingo.

4:05

Bingo.

You don't need a game, Anlatım akışı

4:06

Bir oyuna ihtiyacın yok,

you need a problem.

4:07

bir soruna ihtiyacın var.

Anlatım akışı

You don't need X, you need Y: asıl ihtiyaca yöneltme

You don't need X, you need Y paralel karşıtlık kalıbı önce X'in gerçek ihtiyaç olduğunu reddeder, ardından Y'yi daha doğru bir değerlendirme olarak sunar. you need ifadesinin tekrarı X ve Y'yi aynı dilbilgisel konuma yerleştirerek karşıtlığı belirginleştirir. Bu cümlede konuşan kişi dikkati bir oyun bulmaktan çözülecek bir problem bulmaya yöneltiyor. Bu yapı yalnızca hayır demeyen, bir odağın yerine başka bir odak koyan tavsiyelerde kullanışlıdır.

Alıştırma

You don't need X, you need Y kalıbıyla yönlendirmeyi tamamlayın: You ____ more toys; you ____ more time to play.

Cevabı göster

don't need · need

Ooh.

4:09

Ooh.

I'm back.

4:11

Ben geldim.

Dad,

4:12

Baba,

do you have a good problem for Bingo?

4:13

Bingo için güzel bir sorunun var mı?

Well,

4:15

Şey,

yeah,

4:15

evet,

I do, Ton ve niyet

4:15

aslında var,

actually.

4:15

evet.

Ton ve niyet

I do, actually: yardımcı do ve beklenmedik bir doğrulama

I do ifadesindeki do, önceki soruda belirtilmiş olan asıl fiil öbeğinin yerine geçen bir yardımcı fiildir. Bu bağlamda I do have a suitable problem anlamına gelir; “bir şey yapıyorum” demek değildir. Cümle sonundaki actually, beklenmedik olabilecek bir bilgiyi doğrular veya bir varsayımı düzeltir. Burada do’nun yerini tuttuğu şeyi değiştirmeden olumlu cevaba “evet, aslında öyle” gibi konuşma diline özgü bir hava katar.

Alıştırma

Biri Do you know a good place for lunch? diye soruyor. Hangi cevap know a good place for lunch ifadesini tekrarlamamak için doğal biçimde bir yardımcı fiil kullanır ve hafif bir şaşkınlık anlamı ekler?

  1. I can, actually.
  2. I am, actually.
  3. I do, actually.
Cevabı göster

I do, actually.

Oh,

4:16

Ah,

what is it?

4:16

nedir?

Well,

4:17

Şey,

on the way to Chloe's, Kalıp ifadeler

4:17

Chloe'nin evine giderken,

Kalıp ifadeler

on the way to Chloe's: bir varış noktasına giderken

On the way to + varış noktası, “o yere doğru yapılan yolculuk sırasında” anlamına gelir. Burada olduğu gibi, genellikle başka bir olayın gerçekleştiği yolculuk bağlamını verir. Chloe's, yer ifadesi olarak kullanılan iyelik biçimidir; Chloe’nin evi veya bulunduğu yer anlamına gelir. Yer adı anlaşılır olduğu için to Chloe's eksiksiz ve doğal bir ifadedir.

Alıştırma

Cümleyi “oraya yapılan yolculuk sırasında” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: I bought a snack ____ the library.

Cevabı göster

on the way to

Bluey wanted to know what color kiwis were. Dilbilgisi

4:19

Bluey kivilerin ne renk olduğunu bilmek istedi.

Dilbilgisi

wanted to know what color kiwis were: dolaylı soru söz dizimi

wanted to know ifadesinden sonraki what color kiwis were bir dolaylı sorudur: soruyu doğrudan sormak yerine Bluey'nin öğrenmek istediği bilgiyi aktarır. Dolaylı soruda soru ifadesinden sonra bildirme cümlesi söz dizimi kullanılır: what color + özne kiwis + fiil were. Doğrudan soruda olduğu gibi were ile kiwis yer değiştirmez.

Alıştırma

Hangi cümlede wanted to know ifadesinden sonra dolaylı soru doğru söz dizimiyle kullanılmıştır?

  1. Leo wanted to know what color the door was.
  2. Leo wanted to know what was color the door.
  3. Leo wanted to know what color was the door.
Cevabı göster

Leo wanted to know what color the door was.

The fruit? Ton ve niyet

4:21

Meyve olan mı?

Ton ve niyet

The fruit?: kısa bir açıklığa kavuşturma sorusu

The fruit? kısaltılmış bir açıklığa kavuşturma sorusudur. Burada Do you mean the fruit? anlamına gelir ve kiwi sözcüğünün kuşu değil, meyveyi ifade edip etmediğini kontrol eder. Konuşmada eksik bırakılan anlam bağlamdan belliyse bir isim öbeği tam bir sorunun yerine geçebilir. Soru tonlaması bu öbeği onay isteyen bir soruya dönüştürür.

Alıştırma

Bu konuşmada The fruit? ifadesine en uygun tam soru hangisidir?

  1. Would you like some fruit?
  2. Where did you buy the fruit?
  3. Do you mean the fruit?
Cevabı göster

Do you mean the fruit?

They're green.

4:22

Onlar yeşil.

No,

4:23

Hayır,

the little furry animal that lives in New Zealand. Kültür

4:23

Yeni Zelanda'da yaşayan küçük tüylü hayvan.

Kültür

the little furry animal that lives in New Zealand: kiwi kuşu

Bu betimleme kiwi meyvesini değil, kiwi kuşunu anlatır. Kiwi, Yeni Zelanda'ya özgü, küçük ve uçamayan bir kuştur; aynı zamanda ülkenin iyi bilinen simgelerinden biridir. the little furry animal isim öbeği sözü edilen varlığı belirtir. Furry burada görünüşü kabaca anlatır; kiwi kuşunun tüyleri kıla benzeyebilir, ancak hayvanın kürkü değil, kuş tüyleri vardır. that lives in New Zealand bölümü de belirsizliği gideren ipucunu ekler.

Alıştırma

Burada the little furry animal that lives in New Zealand ne anlama geliyor?

  1. Yeni Zelanda'ya özgü kiwi kuşu
  2. Yeni Zelanda'daki herhangi bir küçük tüylü evcil hayvan
  3. Kiwi adı verilen meyve
Cevabı göster

Yeni Zelanda'ya özgü kiwi kuşu

Hmm,

4:26

Hmm,

that is a tricky one. Kalıp ifadeler

4:26

bu zor bir soru.

Kalıp ifadeler

that is a tricky one: one önceki sorunun yerini alıyor

Burada tricky, yanıt açık olmadığı için cevaplamanın veya karar vermenin zor olduğu anlamına gelir. That, az önce sorulan soruya veya gündeme getirilen konuya gönderme yapar. One, daha önce belli olan tekil ve sayılabilen bir ismin yerini alır; burada question yerine kullanılır. İsmi tekrar etmeyi önler ve 1 sayısı anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu bağlamda that is a tricky one ne anlama gelir?

  1. Az önce belirtilen soruyu yanıtlamak zordur.
  2. Konuşan kişi 1 sayısından söz ediyor.
  3. Konuşan kişi kolay bir cevap buldu.
Cevabı göster

Az önce belirtilen soruyu yanıtlamak zordur.

Yeah,

4:27

Evet,

I had no idea. Kalıp ifadeler

4:27

benim hiçbir fikrim yoktu.

Kalıp ifadeler

I had no idea: hiçbir şey bilmemek

Bu cümlede I had no idea, “Bu konuda kesinlikle hiçbir şey bilmiyordum” ya da “Cevabı bilmiyordum” anlamına gelir. Buradaki idea, öneri veya plan değil, bilgi ya da anlayış demektir. Had bu durumu geçmişe yerleştirir. have no idea, yalnızca not know demekten daha güçlüdür; hiçbir cevap veya ipucu olmadığını vurgular.

Alıştırma

Konuşanın geçmişteki o anda kesinlikle hiçbir şey bilmediğini en güçlü biçimde hangi cümle ifade eder?

  1. I didn't know.
  2. I had no idea.
  3. I had an idea.
Cevabı göster

I had no idea.

Do you know,

4:29

Biliyor musun,

Bingo?

4:29

Bingo?

No,

4:30

Hayır,

but I know how to find out. Öbek fiiller

4:31

ama nasıl öğreneceğimi biliyorum.

Öbek fiiller

find out: bilinmeyen bilgiyi öğrenmek

Find out, daha önce bilinmeyen bir bilgiyi genellikle sorarak, kontrol ederek veya araştırarak öğrenmek ya da ortaya çıkarmak demektir. Genellikle bir cevap, gerçek, neden veya why it happened gibi bir soru yan cümlesiyle kullanılır. know how to find out ifadesinde nesne söylenmez; çünkü önceki soru neyin öğrenilmesi gerektiğini zaten gösterir. Yani konuşan kişi cevabı nasıl öğreneceğini bilir. Find ise çoğunlukla bir kişiyi veya fiziksel nesneyi bulmak anlamına gelir.

Alıştırma

Hangi cümle “Işığın neden söndüğünü öğrenmeliyiz” anlamına gelir?

  1. Let's find out why the light went out.
  2. Let's turn the light out.
  3. Let's find the light switch.
Cevabı göster

Let's find out why the light went out.

Thanks.

4:34

Teşekkürler.

No problem.

4:34

Sorun değil.

Can you fix that tile for me?

4:36

Şu fayansı benim için düzeltebilir misin?

World map puzzle.

4:39

Dünya haritası yapbozu.

Okay,

4:43

Tamam,

all the blue bits here, Kelime

4:43

tüm mavi parçalar buraya,

and red bits here.

4:46

ve kırmızı parçalar buraya.

Kelime

blue bits here ... red bits here: küçük parçalar anlamındaki bits

Burada bits, birbirinden ayrı küçük parçalar veya bileşenler demektir. Blue bits ve red bits, renge göre gruplanmış yapboz parçalarıdır; renk sözcüğü hangi grup olduğunu, here ise o grubun nereye konacağını gösterir. Gündelik Britanya İngilizcesinde, tam olarak hangi nesnelerden söz edildiği durumdan belliyse bits küçük şeyleri genel olarak ifade edebilir. Anlamı bağlama göre belirlenir; bu nedenle bu cümlede bilgisayar verisi birimlerini anlatmaz.

Alıştırma

Bu cümlede bits ne anlama geliyor?

  1. bilgisayar verisi birimleri
  2. tamamlanmış haritalar
  3. küçük parçalar veya bileşenler
Cevabı göster

küçük parçalar veya bileşenler

Nice and straight, Kalıp ifadeler

4:48

Düzgün ve doğru,

Kalıp ifadeler

Nice and straight: nice and + sıfat ile vurgu

Nice and + sıfat, sıfatın anlamını güçlendiren ve durumu çoğu zaman hoş, uygun ya da tam olması gerektiği gibi gösteren yaygın bir konuşma kalıbıdır. Nice and straight ifadesinde nice tek başına “nazik” veya “güzel” anlamına gelmez; ana fikir “çok düz” ya da “düzgün hizalanmış” olmaktır. Bu kalıp clean, warm ve quiet gibi sıfatların önünde tek bir birim olarak çalışır. En doğal çeviri, sıfata ve duruma göre değişir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki konuşma diline ait güçlendirme kalıbıyla tamamlayın: Keep the towels ____ dry.

Cevabı göster

nice and

Bandit.

4:49

Bandit.

Nice and straight.

4:49

Düzgün ve doğru.

This bit goes here, Kelime

4:51

Bu parça buraya,

Kelime

This bit goes here: doğru yeri gösteren go

This bit goes here cümlesinde goes, “bu konuma aittir” veya “buraya yerleştirilmelidir” anlamına gelir. Nesne kendi kendine hareket etmez; bu yüzden go burada olağan “gitmek” anlamında kullanılmaz. Yapboz, düzenleme veya montaj sırasında bir nesnenin ya da parçanın doğru yerini belirtmek için go + yer yapısı kullanılabilir.

Alıştırma

Yapboz parçasının bu konuma ait olduğunu go kullanarak belirtin: This puzzle piece ____.

Cevabı göster

goes here

which means that bit can do that. Anlatım akışı

4:53

yani şu parça da şuraya girebilir.

Anlatım akışı

which means: bir olguyu sonucuna bağlamak

Burada which, tek bir isme değil, önceki cümlenin tamamına, yani This bit goes here ifadesine gönderme yapar. which means sonucu belirtir: ikinci fikir, ilk olgudan çıkar. “olgu, which means sonuç” kalıbı önce bilgiyi sunup ardından bundan hangi sonucun çıkarılabileceğini söyleyerek düşünceyi düzenler.

Alıştırma

“The lift is out of order, which means we must take the stairs,” cümlesinde which neye gönderme yapar?

  1. Bir nesne olarak asansöre
  2. Merdivenlere
  3. Asansörün bozuk olduğu gerçeğine
Cevabı göster

Asansörün bozuk olduğu gerçeğine

Finished.

4:58

Bitti.

Wait,

4:59

Durun,

not finished.

4:59

bitmedi.

I'm missing a piece. Kelime

5:00

Bir parçam eksik.

Kelime

missing a piece: gerekli bir parçanın eksik olması

I'm missing a piece cümlesinde be missing + nesne, gerekli veya bulunması beklenen bir şeye sahip olmamak demektir. Bir parça bulunamadığı için konuşanın yapbozu ya da takımı tamamlanmamıştır. Buradaki missing bir eksikliği anlatır; birini veya bir şeyi özlediği için üzülmek anlamına gelmez. Aynı yapı We're missing a key. ve The team is missing a player. cümlelerinde de kullanılır.

Alıştırma

Yapboz bağlamında “I'm missing a piece” ne anlama gelir?

  1. Bütün yapboz parçalarını buldum.
  2. Bir yapboz parçasını özlüyorum.
  3. Gerekli bir yapboz parçası yok.
Cevabı göster

Gerekli bir yapboz parçası yok.

Oh,

5:02

Ah,

yeah.

5:02

evet.

You're missing New Zealand.

5:02

Yeni Zelanda eksik.

Ah,

5:04

Ah,

not again.

5:04

yine mi.

No problem.

5:05

Sorun değil.

I can find it.

5:06

Onu bulabilirim.

Where are you,

5:07

Neredesin,

New Zealand?

5:08

Yeni Zelanda?

New Zealand?

5:10

Yeni Zelanda mı?

I know.

5:12

Biliyorum.

I'll draw missing posters for New Zealand. Kültür

5:13

Yeni Zelanda için kayıp posterleri çizeceğim.

Kültür

missing posters for New Zealand: onu bulmak için hazırlanan ilanlar

Bu cümlede missing posters, kaybolmuş birini veya bir şeyi bulmaya yardımcı olmak için hazırlanan ilanlar anlamındadır. Bu ilanlar genellikle kayıp bir kişiyi ya da evcil hayvanı arar ve reklam ya da süsleme yapmak yerine başkalarına neyi arayacaklarını söyler. Burada for New Zealand, ilanların bulunmasına yardımcı olacağı hedefi gösterir. New Zealand, harita yapbozunun kayıp parçasıdır ve çocuk onu şakacı bir biçimde kayıp bir kişi ya da evcil hayvan gibi ele alır. Bu ifade, ilanların kendilerinin kaybolduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu sahnede “missing posters for New Zealand” nedir?

  1. Kayıp Yeni Zelanda yapboz parçasını bulmaya yardımcı olmak için hazırlanan ilanlar.
  2. Yeni Zelanda'dayken kaybolan afişler.
  3. Yeni Zelanda seyahatlerinin reklamını yapan süs afişleri.
Cevabı göster

Kayıp Yeni Zelanda yapboz parçasını bulmaya yardımcı olmak için hazırlanan ilanlar.

Finished.

5:19

Bitti.

Hello,

5:40

Merhaba,

fridge.

5:41

buzdolabı.

I want to stick a New Zealand poster on you. Kalıp ifadeler

5:42

Üzerine Yeni Zelanda posteri yapıştırmak istiyorum.

Kalıp ifadeler

stick a New Zealand poster on you: stick X on Y kalıbı

Bu cümlede stick, “yapışkan bir şeyle tutturmak” anlamında bir fiildir; “çubuk” anlamındaki isim değildir. Kalıp stick X on Y şeklindedir: X yapıştırılan şey, Y ise onun yapıştırıldığı kişi ya da yüzeydir. Buradaki you, insanmış gibi konuşulan buzdolabını ifade eder. Aynı kalıp poster, etiket, not ve çıkartma yapıştırırken de kullanılabilir.

Alıştırma

stick X on Y kalıbını kullanarak cümleyi tamamlayın: Please ____ this label ____ the box.

Cevabı göster

stick · on

Beep twice if we can be friends. Dilbilgisi

5:45

Arkadaş olabilirsek iki kez bip de.

Dilbilgisi

Beep twice if...: if koşullu bir emir cümlesi

Beep twice bir emir cümlesidir: dinleyiciye hangi eylemi yapacağını söyler. if yan cümlesi bu eylemin koşulunu belirler. Burada koşul gerçekleştiğinde iki kez bip sesi çıkarılması istenir; if yan cümlesi koşulun zaten doğru olduğunu söylemez. Aktarılabilir kalıp emir + if + koşul şeklindedir. Bir tepkiyi onu tetikleyen duruma bağladığı için oyun kurallarında, testlerde ve etkileşimli yönergelerde kullanışlıdır.

Alıştırma

Hangi cümle bir tepki kuralı vermek için emir cümlesiyle birlikte if yan cümlesi kullanır?

  1. Clap twice if you know the answer.
  2. You clapped twice because you knew the answer.
  3. Clap twice after you hear the answer.
Cevabı göster

Clap twice if you know the answer.

Thanks,

5:48

Teşekkürler,

fridge.

5:49

buzdolabı.

Oh,

5:57

Ah,

little anty.

5:57

küçük karınca.

You're trying to carry that food all by yourself. Kalıp ifadeler

5:59

Bütün o yiyecekleri tek başına taşımaya çalışıyorsun.

Kalıp ifadeler

all by yourself: hiç yardım almadan tamamen tek başına

all by yourself ifadesinde by yourself, kimsenin sana yardım etmemesi anlamına gelir; all ise bu anlamı güçlendirir. Burada all bir pekiştiricidir; bütün insanlar ya da bütün şeyler anlamına gelmez. Bu ifade genellikle bağımsızlığı öne çıkarır ve ses tonuna göre övgü, şaşkınlık veya endişe anlatabilir. Dönüşlülük zamiri kişiye göre değişir: all by myself, all by herself, all by themselves.

Alıştırma

Bu cümlede all by yourself neyi vurguluyor?

  1. Yiyeceğin her parçasını taşıyorsun.
  2. Herkes yiyeceği birlikte taşıyor.
  3. Sana yardım eden hiç kimse yok.
Cevabı göster

Sana yardım eden hiç kimse yok.

Well,

6:01

Şey,

keep going, Ton ve niyet

6:02

devam et,

little fella.

6:02

küçük dostum.

Ton ve niyet

keep going, little fella: devam etmek için sıcak bir teşvik

Keep going, birine çabasını sürdürmesini ve durmamasını söyler. Kısa bir emir cümlesidir, ancak burada sert bir emir değil, destekleyici bir teşvik işlevi görür. Little fella, küçük birine ya da küçük bir canlıya hitap etmenin arkadaşça ve gayriresmî bir yoludur. Fella, fellow ile ilişkili konuşma diline özgü bir biçimdir; konuşan kişi küçük bir canlıya seslendiği için little sözcüğü şefkat katar. Teşvik ile hitap biçimi birleşerek sıcak ve şakacı bir ton oluşturur.

Alıştırma

keep going, little fella burada en doğal olarak hangi tutumu ifade ediyor?

  1. Birini resmî olarak tanıtma
  2. Devam etmesi için sıcak bir teşvik
  3. Gitmesi için öfkeli bir emir
Cevabı göster

Devam etmesi için sıcak bir teşvik

Okay,

6:05

Tamam,

the posters are all up. Kelime

6:05

posterlerin hepsi asıldı.

Kelime

are all up: hepsi asılmış durumda

are all up ifadesinde are + up tamamlanmış bir durumu anlatır: bütün posterler yerlerine asılmıştır ve artık görünür durumdadır. All, posterlerin tamamını kapsar. Buradaki up, yukarı doğru bir hareketi anlatmaz. Bu kullanım; poster, duyuru, süs veya tabelalar asıldıktan ya da yerleştirildikten sonraki durum için kullanılabilir.

Alıştırma

Bütün süslerin asılmış veya yerleştirilmiş olduğunu anlatmak için are all up ile tamamlayın: The decorations ____ now.

Cevabı göster

are all up

New Zealand will show up very soon. Öbek fiiller

6:07

Yeni Zelanda çok yakında ortaya çıkacak.

Öbek fiiller

show up: ortaya çıkmak veya gelmek

Show up, ortaya çıkmak veya gelmek anlamına gelen geçişsiz bir öbek fiildir. Burada New Zealand, kayıp bir parçayı ifade eder; dolayısıyla cümle, parçanın çok yakında ortaya çıkmasının veya bulunmasının beklendiği anlamına gelir. Ortaya çıkan kişi ya da şey cümlenin öznesidir: bir misafir show up at a party diyebileceğimiz şekilde gelebilir, kayıp bir eşya da daha sonra show up olabilir. Bu anlamda show up doğrudan nesne almaz.

Alıştırma

Burada öğrendiğiniz, gelmek anlamındaki öbek fiille tamamlayın: Leo didn't ____ for the meeting.

Cevabı göster

show up

Sweet as, Kelime

6:09

Harika,

Kelime

Avustralya ve Yeni Zelanda İngilizcesinde olumlu yanıt Sweet as

Sweet as, Avustralya ve Yeni Zelanda'da kullanılan, “harika”, “mükemmel” veya “sorun yok” anlamındaki kalıplaşmış ve samimi bir yanıttır. Burada az önce söylenen ya da yapılan bir şeyi onaylar. Bu argo kalıpta as, sweet sözcüğünü güçlendirir ve yanıt as ile bitebilir. Bu, as sözcüğünden sonra başka bir kelime gerektiren eksik bir karşılaştırma değildir.

Alıştırma

“Harika, sorun yok” anlamındaki Avustralya-Yeni Zelanda günlük konuşma ifadesiyle yanıtı tamamlayın: “I can meet you at seven.” “____!”

Cevabı göster

Sweet as

Bingo.

6:10

Bingo.

I'm almost finished.

6:10

Neredeyse bitirdim.

You want me to play with you? Ton ve niyet

6:11

Seninle oynamamı ister misin?

Ton ve niyet

You want me to...?: Samimi bir onay sorusu

You want me to play with you?, Do you want me to play with you? ile aynı anlama gelen günlük bir sorudur. Samimi konuşmada, kişi duyduğunu düşündüğü şeyi kontrol ederken baştaki do sözcüğünü atabilir ve düz cümle sözcük dizilişini kullanabilir. Soru işareti, soru tonlaması ve bağlam bunun bir soru olduğunu gösterir. You want me to + fiilin yalın hâli? kalıbı, karşıdaki kişinin konuşandan o eylemi yapmasını isteyip istemediğini sorar.

Alıştırma

Samimi onay sorusunu You want me to...? kalıbıyla tamamlayın: “____ carry this box?”

Cevabı göster

You want me to

No, Ton ve niyet

6:12

Hayır,

thanks.

6:13

teşekkürler.

I'm okay.

6:13

Ben iyiyim.

Ton ve niyet

Nazikçe reddetmek için No, thanks. I'm okay.

No, thanks. bir teklifi, daveti veya yardımı nazikçe reddeder: no yanıtı verir, thanks ise karşı tarafın iyi niyetini takdir ettiğinizi gösterir. Burada I'm okay. “Yardıma ihtiyacım yok; kendim halledebilirim” anlamına gelir. Konuşan kişinin bir yaralanmadan sonra iyileştiğini anlatmaz. İki bölüm birlikte kullanıldığında reddetme açık ama kaba olmayan bir hâl alır.

Alıştırma

Bir iş arkadaşınız kutuyu taşımayı teklif ediyor, ancak kendiniz halledebiliyorsunuz. Hangi yanıt teklifi nazikçe reddeder?

  1. No, thanks. I'm okay.
  2. No. Leave it alone.
  3. Yes, please. I need help.
Cevabı göster

No, thanks. I'm okay.

See you, Chloe.

6:15

Görüşürüz, Chloe.

I'm back.

6:18

Ben geldim.

Hey!

6:19

Hey!

Bingo,

6:21

Bingo,

you're missing a puzzle piece.

6:21

yapbozunun bir parçası eksik.

Yeah,

6:23

Evet,

New Zealand.

6:23

Yeni Zelanda.

Have you seen it?

6:24

Onu gördün mü?

It's on your bum. Kelime

6:25

Poponda duruyor.

Kelime

bum: popo anlamında gündelik bir Britanya İngilizcesi sözcüğü

It's on your bum. cümlesinde bum, otururken üzerine oturduğumuz vücut bölümünü, yani popoyu ifade eder. Rahat aile konuşmalarında ve özellikle çocuklarla konuşurken yaygın olan, gündelik bir Britanya İngilizcesi kullanımıdır. Bu sözcük cümleye anatomik veya resmî değil, rahat ve çocuklara uygun bir hava verir.

Alıştırma

İfadeyi değerlendirin: Resmî bir tıbbi raporda bu vücut bölümü için en uygun standart sözcük bum sözcüğüdür.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

Oh.

6:27

Oh.

Oh,

6:28

Ah,

Bingo.

6:29

Bingo.

The posters worked. Kelime

6:30

Posterler işe yaradı.

Kelime

The posters worked: work fiilinin “işe yaramak” anlamı

Bu cümlede worked, “işe yaradı” veya “beklenen sonucu verdi” anlamına gelir. Afişler bir iş yapmıyor; konuşan kişi afişleri asma yönteminin başarılı olduğuna inanıyor. Bir şey düzgün çalıştığında ya da amaçlanan etkiyi yarattığında work fiilinin öznesi olabilir. Plan, yöntem, ilaç, şifre veya makine için work kullanılabilir. Buradaki geçmiş zaman biçimi worked, sonucun zaten elde edildiğini anlatır.

Alıştırma

Bu cümlede worked ne anlama gelir: "The backup plan worked."?

  1. İnsanlar hâlâ onu hazırlıyordu.
  2. Hiçbir şeyi değiştiremedi.
  3. Amaçlanan sonucu verdi.
Cevabı göster

Amaçlanan sonucu verdi.

Look,

6:33

Bak,

Bluey.

6:33

Bluey.

Dad,

6:35

Baba,

kiwis are brown.

6:35

kiviler kahverengidir.

Hooray!

6:37

Yaşasın!

It works.

6:39

Çalışıyor.

Hooray!

6:40

Yaşasın!

Thanks, Mum.

6:41

Teşekkürler, Mum.

Mum.

6:42

Anne.

No problem.

6:43

Sorun değil.