Boston Red Sox CFO'su ile Fenway Park'ın Perde Arkası | Business Insider: İngilizce çalışma notları

Business Insider

Öğrenme zorluğu
865 kelime 242 kel/dk

Video özeti: Fenway Park'ta Willy, Red Sox finans direktörüne finansı, küresel oyuncu taramasını, seyahatleri ve bahar antrenmanı için 150–200 kiralık araç bulmayı sorarken takıma alınmasıyla ilgili şaka yapar. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. not to brag, — Edimbilim ve tutum: övünmeyi yumuşatan ya da ironiyle daha görünür kılan bu girişi tanıyın. 2. come up with — Öbek fiil: burada araçları bir şekilde temin etmektir; fikir, çözüm, para veya kaynak bulurken de kullanın. 3. got the inside scoop on — Deyim: takım, şirket veya konu hakkında ayrıcalıklı iç bilgiyi anlatan bu samimi kalıbı anlayıp kullanın.

Bu derste

Hi, I'm Willy Appelman.

0:00

Merhaba, ben Willy Appelman.

I am in Boston today.

0:01

Bugün Boston'dayım.

I'm heading to Fenway Park.

0:03

Fenway Park'a gidiyorum.

I'm going to be meeting with the CFO of the Red Sox. Notlar

0:04

Red Sox CFO'suyla buluşacağım.

Dilbilgisi

going to be meeting with: planlanmış bir gelecek etkinliği

Bu cümlede am going to be meeting with, be going to yapısıyla sürerlik bildiren be meeting biçimini birleştirir. Görüşmeyi geleceğe yerleştirir ve konuşanın programında ayarlanmış ya da beklenen bir etkinlik olarak sunar; burada meeting bir fiildir. be going to be + -ing yapısı, birinin gelecekte ne yapacağını önceden belirtmek için kullanışlıdır. O anda alınmış bir kararı anlatan I'll... ile karşılaştırıldığında, ani bir karardan çok planlanmış bir programın parçası gibi duyulur. Görüşmenin şu anda gerçekleştiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi dersteki be going to be + -ing yapısıyla tamamlayın. Randevu önceden ayarlandı: Tomorrow at ten, I'm ____ the regional director.

Cevabı göster

going to be meeting with

Kültür

CFO: chief financial officer, finans direktörü

CFO, chief financial officer ifadesinin baş harflerinden oluşur ve finans direktörü ya da mali işlerden sorumlu üst düzey yönetici anlamına gelir. Bir CFO; bütçe, finansal planlama, raporlama, nakit ve risk gibi alanlar dâhil olmak üzere kuruluşun mali işlerini denetler. Burada bu unvan, görüşmenin oyuncu antrenmanıyla değil, ticari bir kuruluş olarak Red Sox ile ilgili olduğunu gösterir. Görevin tam kapsamı kuruluşa göre değişir ve yalnızca CFO unvanına sahip olmak normalde oyuncu seçmek ya da transfer etmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede CFO hangi görevi belirtir?

  1. Takım kaptanlığından sorumlu oyuncu
  2. Kuruluşun mali işlerini denetleyen yönetici
  3. Maçı anlatan yayıncı
  4. İlk on biri seçen antrenör
Cevabı göster

Kuruluşun mali işlerini denetleyen yönetici

We're going to be talking about the business side of baseball. Kültür

0:07

Beyzbolun ticari yönünü konuşacağız.

Kültür

The business side of baseball: beyzbolun saha dışındaki ticari yönü

Burada the business side of baseball; finans, personel, seyahat ve operasyon gibi profesyonel beyzbol kuruluşlarını yürütmeye ilişkin saha dışı işleri ifade eder. Side, fiziksel bir tarafı değil, bir konunun bir yönünü anlatır. Bu ifade konuyu, oyunun sahada nasıl oynandığından ziyade beyzbolun bir organizasyon olarak nasıl yönetildiği şeklinde çerçeveler.

Alıştırma

Bu cümlede vurgulanan ifade ne anlama geliyor?

  1. Beyzbolun saha dışındaki finans ve organizasyon faaliyetleri
  2. Takımın ticari ofisinin bulunduğu saha tarafı
  3. Yalnızca oyuncuların maç sırasında kullandığı teknikler
Cevabı göster

Beyzbolun saha dışındaki finans ve organizasyon faaliyetleri

Also, I brought my mitt,

0:09

Ayrıca beyzbol eldivenimi de getirdim,

just in case you're looking for players with little to no baseball experience. Kalıp ifadeler

0:12

olur da çok az beyzbol tecrübesi olan ya da hiç olmayan oyuncular arıyorsanız diye.

Kalıp ifadeler

Just in case: bir olasılığa karşı hazırlanmak

Just in case, birinin neden önlem amaçlı hazırlık yaptığını açıklar: Daha sonra olası bir durum yaşanabileceği için kişi şimdiden hazırlanır. Bu cümlede eldiven getirmek, oyuncuya ihtiyaç duyulması gibi düşük bir olasılığa hazırlıktır ve bu da yoruma şakacı bir hava katar. Bu ifade, söz konusu durumun gerçekleştiğini veya gerçekleşmesinin beklendiğini söylemez. Onu yalnızca hazırlanmaya değer bir olasılık olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi “bu gerçekleşebilir diye önlem olarak” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: I saved a copy offline ____ the internet stopped working.

Cevabı göster

just in case

Kalıp ifadeler

Sıfıra yakın bir aralık için little to no

“Little to no”, çok az bir miktardan sıfıra uzanan aralığı kısa biçimde ifade eder. Burada sayılamayan “baseball experience” ad öbeğini niteler; yani konuşan kişi kendi deneyimini neredeyse yok, hatta tamamen sıfır olarak sunar. “little to no + sayılamayan isim” kalıbı, sıfıra yakın olma ve sıfır olma ihtimallerini birlikte ve özlü biçimde anlatır.

Alıştırma

Cümleyi “neredeyse hiç veya hiç” anlamındaki kısa ifadeyle tamamlayın: The mountain trail has ____ shade at midday.

Cevabı göster

little to no

But first, I got to get my rental car. Dilbilgisi

0:15

Ama önce kiralık arabamı almam gerek.

Dilbilgisi

Gündelik bir zorunluluk için got to get

Bu cümlede got to, have to gibi işlev görür: konuşan kişi kiralık arabayı almanın önce tamamlanması gereken bir adım olduğunu söyler. İkinci get, “edinmek” veya “gidip almak” anlamındaki asıl fiildir; dolayısıyla iki kullanımın görevleri farklıdır. Çok gündelik konuşmada, özellikle bazı Amerikan İngilizcesi türlerinde, şimdiki zamandaki gerekliliği anlatmak için I got to + fiilin yalın hâli kullanılabilir. Çevredeki plan ve but first ifadesi, bunun geçmişteki “yapma fırsatı buldum” anlamı değil, bir zorunluluk olduğunu gösterir.

Alıştırma

İngilizce cümlenin tamamını dinleyin ve tam olarak duyduğunuz seçeneği seçin. İndirgenmiş got to ifadesinden sonra ayrı get fiilinin gelip gelmediğine odaklanın.

  1. I get to drive my rental car.
  2. I got to get my rental car.
  3. I got my rental car.
Cevabı göster

I got to get my rental car.

Here we go.

0:17

Haydi başlayalım.

This process is super easy.

0:18

Bu işlem çok kolay.

I already booked a mid-size car online with National, Kalıp ifadeler

0:20

National'dan internet üzerinden orta boy bir araç ayırttım,

Kalıp ifadeler

booked a mid-size car: bir araç sınıfını önceden ayırtmak

Burada booked, “önceden ayırttım” anlamına gelen bir fiildir. Doğal yapı book + a car/room/ticket şeklindedir; bu yüzden booked a ... car, aracın teslim alınmadan önce ayarlandığını anlatır, aracın çoktan kullanılmaya başlandığını değil. Mid-size, kiralık araçlarda compact ile full-size arasındaki sınıfın adıdır. Dolayısıyla booked a mid-size car hem rezervasyon eylemini hem de seçilen araç sınıfını belirtir.

Alıştırma

book a mid-size car ifadesini geçmiş zamanda kullanarak cümleyi tamamlayın: Before our trip, we ____ online so the vehicle would be ready at pickup.

Cevabı göster

booked a mid-size car

and since I'm an Emerald Club member,

0:22

Emerald Club üyesi olduğum için de,

not to brag, Ton ve niyet

0:24

övünmek gibi olmasın,

I get to bypass the counter and head right to the Emerald aisle Notlar

0:25

gişeye uğramadan doğrudan Emerald bölümüne gidip

Ton ve niyet

not to brag: övündüğünün farkında olan bir ön söz

Not to brag, kişi kendi avantajından veya başarısından söz etmek üzereyken kullanılan kısa bir ön sözdür. Burada konuşan kişi, üyelik avantajının övünme gibi gelebileceğinin farkında olduğunu gösterir. Bu ifade sık sık Not to brag, but ... yapısında görülür; buradaki gibi ara söz olarak da kullanılabilir. Ses tonuna göre alçakgönüllü, şakacı veya ironik gelebilir, ancak övünme etkisini ortadan kaldırmaz ve hatta sonraki bilgiye daha fazla dikkat çekebilir.

Alıştırma

Not to brag bu cümlede büyük olasılıkla ne yapıyor: "Not to brag, but I made the winning shot"?

  1. Konuşanın galibiyet atışını kimin yaptığından emin olmadığını belirtir.
  2. Konuşanın övüngen görünebileceğini şakacı biçimde kabul eder.
  3. Dinleyenden maçtan söz etmemesini ister.
Cevabı göster

Konuşanın övüngen görünebileceğini şakacı biçimde kabul eder.

Kalıp ifadeler

bypass the counter: hizmet adımını atlamak

Bypass the counter, normalde personelin hizmet verdiği kontuara uğramadan doğrudan bir sonraki aşamaya geçmek demektir. Burada müşteri, kontuardaki standart araç kiralama işlemini tamamlamaz. Süreç dilinde bypass + kontrol noktası, masa veya adım, o aşamayı atlamak anlamına gelir. Yalnızca yanından yürüyüp geçmeyi değil, işlemin bir noktasını atlamayı anlatır.

Alıştırma

Bir otel uygulaması, misafirlerin personelle konuşmadan ayrılmasına imkân veriyor. Hangi cümle bu hizmet adımını atladıklarını belirtir?

  1. The app lets guests pass the front desk.
  2. The app lets guests go around the front desk.
  3. The app lets guests bypass the front desk.
Cevabı göster

The app lets guests bypass the front desk.

and choose any car I want.

0:28

istediğim arabayı seçebiliyorum.

Dilbilgisi

get to + fiil: fırsat veya avantaj

Burada get to + fiilin yalın hâli, “bir şeyi yapma fırsatına, iznine veya avantajına sahip olmak” anlamına gelir. Konuşan kişi, üyeliğin sağladığı ayrıcalık sayesinde kontuarı atlayıp bir araba seçebilir. Bu yapı, eylemi çoğu zaman memnuniyet verici veya avantajlı bir fırsat olarak sunar. “Bir yere varmak” anlamına gelmez ve zorunluluk bildirmez.

Alıştırma

Etkinliği bir avantaj olarak sunan iki kelimelik yapıyla cümleyi tamamlayın: Because we volunteered, we ____ visit the animal clinic behind the scenes.

Cevabı göster

get to

Let's go with this. Öbek fiiller

0:31

Şunu alalım.

Öbek fiiller

Bir seçeneği seçmek için go with

Bu seçim bağlamında go with, “seçmek” veya “kararını ondan yana vermek” anlamına gelir. Let’s go with this, işaret edilen aracı alma kararıdır; araçla birlikte yolculuk etme daveti değildir. Birden fazla olasılık değerlendirildiğinde go with + seçenek kalıbı kullanışlıdır. Anlamı çevredeki bağlam belirler: go with başka yerlerde “birine eşlik etmek” veya “uyumlu olmak” anlamına gelebilir, ancak ortada görünen seçenekler varsa seçim anlamı öne çıkar.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “seçmek” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın. Birkaç kiralık araç karşılaştırılmıştır: “Let’s ____ the blue one.”

Cevabı göster

go with

Time for Fenway.

0:36

Fenway'e gitme vakti.

Okay, I could definitely get used to this. Kalıp ifadeler

0:51

Tamam, buna kesinlikle alışabilirim.

Kalıp ifadeler

Alışma sürecini anlatan get used to

Get used to, “alışmak” anlamına gelir. Alışmayı bir süreç olarak sunar; dolayısıyla I could get used to this, kelime anlamıyla konuşanın yeni deneyime zamanla rahatça uyum sağlayabileceğini söyler. Burada hoş bağlam, could get used to this ifadesine şakacı ve onaylayıcı bir ton verir: konuşan bu kolaylıktan zaten hoşlanır ve bunun normal hâle gelmesine kolayca alışabileceği konusunda şaka yapar. Bu yapıda to bir edattır; bu nedenle ardından isim, zamir veya -ing biçimi gelir: get used to the noise, get used to it, get used to working late.

Alıştırma

Devam eden bir alışma sürecini anlatmak için get used to ifadesini doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. I used to waking up early.
  2. I'm getting used to waking up early.
  3. I'm getting used to wake up early.
Cevabı göster

I'm getting used to waking up early.

Hey Tim.

0:55

Selam Tim.

Hey Willy, how are you?

0:56

Selam Willy, nasılsın?

Welcome to Fenway Park.

0:57

Fenway Park'a hoş geldin.

Yeah, I'm doing well.

0:58

İyiyim, sağ ol.

Oh, thank you so much.

0:59

Çok teşekkür ederim.

This is so exciting.

0:59

Bu çok heyecan verici.

I just I'm just really um I'm ready,

1:01

Ben... ben gerçekten, şey, hazırım,

you know, I'm ready to be here.

1:05

yani burada olmaya hazırım.

Yeah, I see I see you brought your glove.

1:06

Evet, eldivenini getirdiğini görüyorum.

Yeah, just cuz I thought,

1:08

Evet, sadece şöyle düşündüm,

you know, tomorrow's opening day, Kültür

1:09

malum, yarın açılış günü,

Kültür

Beyzbolda “opening day”

Bu beyzbol bağlamında opening day, yeni sezonun resmen başladığı ilk gün demektir. Amerikan Profesyonel Beyzbol Ligi'nde özel törenlerin de sıkça yapıldığı, büyük ilgi gören bir gündür. Yarının opening day olarak adlandırılması, bugünü normal sezon başlamadan önceki son olası fırsat olarak gösterir. Bu ifade, stadyumun her gün kapılarını açtığı saati veya halka açık bir tanıtım gününü anlatmaz.

Alıştırma

"tomorrow's opening day," cümlesinde opening day ne anlama geliyor?

  1. Stadyumun halka açık gezi günü
  2. Yeni beyzbol sezonunun resmen başladığı ilk gün
  3. Stadyumun her sabah kapılarını açtığı saat
Cevabı göster

Yeni beyzbol sezonunun resmen başladığı ilk gün

and if you guys need any extra players,

1:11

eğer fazladan oyuncuya ihtiyacınız olursa,

I uh I'm ready to try out or audition or whatever it is. Öbek fiiller

1:13

ben, şey, seçmelere ya da denemeye, artık adına ne derseniz, hazırım.

Öbek fiiller

Bir takım için “try out for”

Burada try out, bir takıma katılacak kadar iyi olduğunuzu göstermek için bir seçme sürecine katılmak demektir. İstenen takım, rol veya pozisyon belirtildiğinde kullanılan genel yapı try out for + isim şeklindedir: try out for the baseball team. Try out bir şeyi denemek anlamına geldiğinde ayrılabilir bir öbek fiildir: try out a new bat veya try a new bat out. Doğrudan nesne alan bu yapı, burada kullanılan seçmeye katılma anlamını taşımaz.

Alıştırma

Cümleyi “bir yer için seçmelere katılmak” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: Lena hopes to ____ the school volleyball team next week.

Cevabı göster

try out for

Okay, but you know, I don't I don't make those decisions. Ton ve niyet

1:17

Tamam ama biliyorsun, o kararları ben vermiyorum.

Ton ve niyet

I don't make those decisions. ile yetki sınırı koymak

Bu cümlede I don't make those decisions., “Buna karar verme yetkisi veya sorumluluğu olan kişi ben değilim” anlamına gelir. Make a decision, “karar üretmek” değil, “karar vermek” anlamındaki kalıplaşmış bir sözcük birleşimidir. Konuşan kişi, karşısındaki kişinin uygun olup olmadığını değerlendirmek yerine kendi görev alanından söz eder. Böylece ima edilen isteği doğrudan hayır demeden ve kişiyi yargılamadan, onun itibarını koruyacak biçimde reddeder.

Alıştırma

Hangi yanıt, adayı yargılamadan seçimin konuşanın yetkisi dışında olduğunu nazikçe belirtir?

  1. You're not qualified for the position.
  2. I don't make those decisions.
  3. I'll make the final decision.
  4. I refuse to help you.
Cevabı göster

I don't make those decisions.

I'm I'm the CFO.

1:19

Ben CFO'yum.

Yeah, but you must have some influence. Dilbilgisi

1:21

Evet ama senin de mutlaka biraz sözün geçiyordur.

Dilbilgisi

must have some influence: have + isim ile şimdiki duruma ilişkin çıkarım

Burada must, konuşanın karşısındaki kişinin konumu hakkında düşündüklerine dayanan güçlü bir çıkarımı ifade eder. Have, “sahip olmak” anlamındaki normal fiildir ve some influence onun isim nesnesidir. Yani konuşan kişi, “Şu anda sonucu etkileme gücünüzün en azından bir miktar olduğundan eminim” demektedir. Bu, must have + geçmiş zaman ortacı biçimindeki perfect yapı değildir. Have sözcüğünden sonra geçmiş zaman ortacı değil, some gelir; dolayısıyla yapı must + have + isim öbeğidir ve çıkarım şu anki bir durumla ilgilidir.

Alıştırma

“You must have some influence” cümlesinde hangi yorum dil bilgisine ve bağlama uygundur?

  1. Geçmişte kararı etkilemiş olmanız çok muhtemeldir.
  2. Şu anda biraz etkinizin olması çok muhtemeldir.
  3. Geçmişte bir şeyi etkilemeniz gerekiyordu.
  4. Hiç etkiniz olmayabilir.
Cevabı göster

Şu anda biraz etkinizin olması çok muhtemeldir.

Not as much as you would think about that. Ton ve niyet

1:23

O konuda sandığın kadar değil.

Ton ve niyet

Not as much as you would think: beklenenden daha az

Not as much as you would think, gerçek dereceyi veya miktarı dinleyicinin beklediği dereceyle karşılaştırır. “Muhtemelen düşündüğünüzden daha az” anlamına gelir; “hiç yok” demek değildir. Cümleye Not ile başlamak düzeltmeyi dolaylı ve yumuşak hâle getirir. Konuşan kişi, doğrudan No demek kadar sert görünmeden bir varsayıma katılmadığını belirtebilir. Yeniden kullanılabilen yapı not as much/many + as you would think şeklindedir.

Alıştırma

Hangi yanıt gerçek miktarın dinleyicinin muhtemelen beklediğinden daha düşük, ancak mutlaka sıfır olmadığını nazikçe belirtir?

  1. More than you would think.
  2. Not as much as you would think.
  3. About as much as you would think.
  4. Not at all.
Cevabı göster

Not as much as you would think.

Right.

1:28

Doğru.

Right.

1:28

Doğru.

Cool.

1:30

Güzel.

Yeah, yeah, yeah.

1:30

Evet, evet, evet.

So, as a CFO,

1:32

Peki, bir CFO olarak,

what do you...

1:34

ne...

What does your day-to-day look like? Kalıp ifadeler

1:34

Günlük rutinin nasıl?

Kalıp ifadeler

What does your day-to-day look like?: günlük rutininiz nasıl?

What does X look like? yapısında look like, fiziksel görünüşü değil, bir durumun nasıl düzenlendiğini veya deneyimlendiğini açıklamayı isteyebilir. Burada day-to-day normal rutini belirtir; dolayısıyla konuşan kişi olağan görevleri ve tipik bir günün nasıl geçtiğini sormaktadır. Bir rol, program veya süreç hakkında açık uçlu bir açıklama istemek için What does X look like? kalıbını kullanın.

Alıştırma

Bir iş görüşmesinde biri “What does your day-to-day look like?” diye sorduğunda neyi öğrenmek ister?

  1. Olağan dışı bir günde ne yaptığınızı söylemek.
  2. En güzel görünen nesneyi seçmek.
  3. Fiziksel görünüşünüzü anlatmak.
  4. Olağan görevlerinizi ve rutininizi anlatmak.
Cevabı göster

Olağan görevlerinizi ve rutininizi anlatmak.

What I love about my job is

1:36

İşimde sevdiğim şey,

I I have oversight of almost every aspect of the business, you know. Kelime

1:37

işin neredeyse her yönünü denetliyor olmam.

Kelime

have oversight of: resmî denetim sorumluluğu

have oversight of + isim yapısında oversight, bir alanı izleme, inceleme veya yönlendirme konusunda resmî sorumluluk anlamına gelir. Bu yapı, öznenin o alanın uygun biçimde kontrol edilmesini sağlamakla yükümlü olduğunu gösterir; her işi bizzat yaptığı anlamına gelmez. Burada ifade, konuşanın işletmenin genelindeki geniş denetim alanını anlatır. an oversight, bir şeyin gözden kaçması sonucu oluşan hata anlamına da gelebilir; ancak have oversight of içindeki anlamı bu değildir.

Alıştırma

Cümleyi, denetim sorumluluğu anlamında oversight kullanan resmî ifadeyle tamamlayın: As compliance director, Maya ____ all internal audits.

Cevabı göster

has oversight of

So, whether that's what we spend on employees, Anlatım akışı

1:40

Yani çalışanlara ne kadar harcadığımız,

what we spend on players,

1:42

oyunculara ne kadar harcadığımız,

Anlatım akışı

whether that's ile örnek listesini düzenlemek

Whether that's + isim öbeği veya yan cümle, daha geniş bir ifadenin kapsamına giren bir ya da daha fazla olası durumu tanıtabilir. Bilgiyi düzenleyen bu kullanımda whether genel kategoriyi somut örneklere bağlar, that's ise konuşulan duruma veya faaliyete gönderme yapar. Burada bir soru oluşturmaz ve konuşanın hemen iki parçalı bir whether ... or seçeneği sunması gerekmez. Alternatifler sonraki öbeklere veya cümlelere yayılan sözlü bir liste hâlinde gelişebilir.

Alıştırma

Öğeleri olası destek biçimleri olarak en iyi sunan ifadeyi seçin: We can help in several ways, ___ offering advice, finding a tutor, or adjusting the schedule.

  1. because of
  2. whether that's
  3. instead of
Cevabı göster

whether that's

what we spend, you know, on travel,

1:44

seyahate ne kadar harcadığımız,

what we spend on technology,

1:45

teknolojiye ne kadar harcadığımız...

you know, it's a complicated business

1:48

Anlayacağın, bu karmaşık bir iş

with hundreds of employees around the world.

1:49

ve dünyanın dört bir yanında yüzlerce çalışanımız var.

What's your favorite part about the job?

1:52

İşinin en sevdiğin yanı ne?

Well, I would say that my favorite part is Ton ve niyet

1:54

En sevdiğim yanı bence

that every day's different, you know.

1:55

her günün farklı olması.

Ton ve niyet

I would say that: kişisel bir görüşü yumuşatmak

Bu cümlede I would say that, yanıtı konuşanın düşünülmüş kişisel değerlendirmesi olarak sunar. my favorite part is... ifadesini biraz yumuşatarak yanıtın kesin bir iddiadan çok ölçülü bir görüş gibi duyulmasını sağlar. Buradaki would, varsayımsal bir koşulu veya gerçekleşmemiş bir sonucu anlatmaz. Bu kalıp bir görüş ya da değerlendirmeden önce kullanılarak “Bu benim değerlendirmem, ancak bunu tartışmasız tek yanıt olarak sunmuyorum” mesajını verebilir.

Alıştırma

Değerlendirmenin yumuşatılmış kişisel bir yargı gibi duyulması için cümleyi hedef kalıpla tamamlayın: ____ the blue design is easier to read.

Cevabı göster

I would say that

We're we're constantly looking for ways to serve our fans better. Kalıp ifadeler

1:56

Taraftarlarımıza daha iyi hizmet etmenin yollarını sürekli arıyoruz.

Kalıp ifadeler

looking for ways to: bir hedefe ulaşmanın yollarını aramak

Looking for ways to + fiilin yalın hâli, bir hedefe ulaşmak için etkin biçimde yöntem bulmaya çalışmak anlamına gelir. Bu cümledeki hedef, taraftarlara daha iyi hizmet vermektir. Yeniden kullanılabilen kalıp look for ways to + fiilin yalın hâlidir; look sözcüğünün biçimi zamana ve özneye göre değişir. İyileştirme, sorun çözme ve strateji hakkında konuşurken doğal bir ifadedir.

Alıştırma

Cümleyi “etkin biçimde yöntem bulmaya çalışmak” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: Our library is ____ make its website easier for children to use.

Cevabı göster

looking for ways to

We're constantly looking for ways to be innovative.

1:58

Sürekli yenilik yapmanın yollarını arıyoruz.

It's it's exciting and it's never boring.

2:01

Heyecan verici ve hiç sıkıcı değil.

How how do you find,

2:03

Peki nasıl buluyorsunuz...

not again, I'm not asking for me,

2:04

Tekrar söyleyeyim, kendim için sormuyorum,

I'm asking for a friend, Ton ve niyet

2:06

bir arkadaşım için soruyorum,

how do you find new players?

2:07

yeni oyuncuları nasıl buluyorsunuz?

Ton ve niyet

Mizahi bir bahane olarak asking for a friend

Bu cümlede I'm asking for a friend, konuşanın sorusunu başka biriyle ilgiliymiş gibi gösterir. Konuşan kişi katılmakla ilgilendiğini zaten belli ettiği için bu ifade, kişisel ilgisini gizleyip mahcubiyetten kaçınmaya yönelik mizahi bir girişimdir. Bu ifade çoğu zaman dinleyiciye göz kırpmak gibidir: iki taraf da sözde “arkadaşın” muhtemelen konuşanın kendisi olduğunu anlayabilir. Ancak ifade tamamen gerçek anlamıyla da kullanılabilir; şaka olup olmadığını bağlam ve ses tonu belirler.

Alıştırma

Bu bağlamda “I'm asking for a friend” büyük olasılıkla ne anlatıyor?

  1. Konuşan kişi nasıl yeni arkadaş edineceğini soruyor.
  2. Konuşan kişi, kendisiyle ilgili bir soruyu şaka yollu başkasının sorusu gibi sunuyor.
  3. Konuşan kişinin orada bulunmayan bir arkadaşı adına görüşme yapmak için resmî izni var.
Cevabı göster

Konuşan kişi, kendisiyle ilgili bir soruyu şaka yollu başkasının sorusu gibi sunuyor.

Well, you know,

2:08

Şöyle,

we have this vast expansive scouting division,

2:09

çok büyük ve kapsamlı bir oyuncu gözlem ekibimiz var,

you know, they're scouting across the world.

2:12

dünyanın dört bir yanında oyuncu arıyorlar.

You never know where that next great Red Sox player is going to be.

2:13

Bir sonraki büyük Red Sox oyuncusunun nereden çıkacağını asla bilemezsiniz.

So, we need to cover pretty much the entire globe.

2:16

Bu yüzden neredeyse tüm dünyayı taramamız gerekiyor.

We have amateur scouts that cover all the high schools,

2:18

Tüm liseleri takip eden amatör oyuncu gözlemcilerimiz var,

all the colleges,

2:21

tüm üniversiteleri de,

and they're divided up into regions.

2:22

ve bölgelere ayrılmış durumdalar.

So, we might have a scout that covers all of Texas. Kelime

2:23

Örneğin tüm Teksas'tan sorumlu bir gözlemcimiz olabilir.

Kelime

cover an area: covers all of Texas ile bir bölgeden sorumlu olmayı anlatmak

Burada covers, bir işin parçası olarak coğrafi bir bölgeden “sorumlu olmak, bölgeyi ziyaret etmek veya sürekli takip etmek” anlamına gelir. Teksas'a atanan gözlemci, o bölgenin tamamında oyuncu arar; eyaleti fiziksel olarak kaplayan bir şey yoktur. Cover sözcüğünün bu anlamı yalnızca oyuncu gözlemciliğinde kullanılmaz: muhabirler, satış temsilcileri ve hizmet ekipleri de bir bölgeyi, konuyu veya müşteri grubunu cover edebilir.

Alıştırma

“Bir çalışma bölgesinden sorumlu olmak” anlamını vermek için cover sözcüğünün doğru biçimini kullanın: One representative ____ the entire coastal region.

Cevabı göster

covers

We might have a scout that covers all of California.

2:25

Tüm Kaliforniya'dan sorumlu bir gözlemcimiz de olabilir.

And they're just road warriors. Deyimler

2:27

Tam anlamıyla yolların kurdu olmuşlar.

They're on the road constantly.

2:28

Sürekli yoldalar.

Deyimler

İş için sık seyahat eden kişileri anlatan road warriors

Bu cümlede road warriors, özellikle iş nedeniyle zamanının büyük bölümünü seyahat ederek geçiren kişiler için kullanılan gayriresmî bir benzetmedir. Warrior, gerçekten savaştıkları anlamına gelmez; sürekli seyahati zorlu bir uğraş gibi gösterir ve dayanıklılıklarını vurgular. Bu çoğul isim öbeği oyuncu gözlemcilerini tanımlar ve sonraki They're on the road constantly cümlesi benzetmeyi doğrudan açıklar. Aynı ifade başka bağlamlarda satış görevlileri, danışmanlar, sanatçılar ve sık iş seyahati yapan diğer kişiler için de kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi işi nedeniyle sürekli seyahat eden bir kişiyi anlatan gayriresmî benzetmeyle tamamlayın: After visiting clients in four cities this week, Lena feels like a ____.

Cevabı göster

road warrior

That travel seems so complex.

2:29

Bu seyahat işi çok karmaşık görünüyor.

How do you manage all that?

2:31

Bütün bunları nasıl yönetiyorsunuz?

Yeah, well, you know,

2:32

Evet, yani,

obviously we're using all modes of transportation,

2:33

elbette her türlü ulaşım aracını kullanıyoruz,

but a lot of it happens on the ground with cars. Kelime

2:35

ama yolculukların büyük bir kısmı karadan, arabayla yapılıyor.

Kelime

Karayolu yolculuğunu anlatan on the ground

Burada on the ground, yolculuğun yer seviyesinde, çoğunlukla arabayla yapılan kısmını anlatır. Uçak gibi diğer ulaşım türleriyle karşıtlık oluşturur; with cars ifadesi amaçlanan anlamı açıkça gösterir. Bu ifadenin anlamı bağlama bağlıdır. Haber veya kurum dilinde people on the ground, bir yerde fiziksel olarak bulunan ya da olayın içinde doğrudan çalışan kişiler anlamına gelebilir. Buradaki temel anlam bu yaygın kullanım değildir; bu nedenle cars ve transportation gibi yakındaki sözcükler yoruma yön vermelidir.

Alıştırma

“The team flew between major cities, but most local travel happened on the ground in rented cars,” cümlesinde on the ground ne anlama gelir?

  1. Hava yolu yerine karayoluyla
  2. Gizlice seyahat ederek
  3. İşin yapıldığı yerde doğrudan çalışarak
Cevabı göster

Hava yolu yerine karayoluyla

And I think one of the partnerships that's most effective for us

2:37

Bence bizim için en etkili iş ortaklıklarından biri,

is the business rental program in partnership with Enterprise and National,

2:39

Enterprise ve National ile yürüttüğümüz kurumsal araç kiralama programı,

because they have a whole host of services that help us move everybody around in cars. Kalıp ifadeler

2:43

çünkü herkesin arabayla ulaşımını sağlayan pek çok hizmet sunuyorlar.

Kalıp ifadeler

a whole host of services: çok çeşitli hizmetler

Bu cümlede a whole host of services, “çok sayıda ve çok çeşitli hizmet” anlamına gelir. Host, kalıp ifade a host of’un bir parçasıdır; burada “sunucu kişi” ya da “bilgisayar sunucusu” anlamında değildir. Yapı a whole host of + çoğul isim şeklindedir. Whole, kapsamın çok geniş olduğu düşüncesini güçlendirir; bu nedenle ifade, yalnızca many services demekten daha vurguludur.

Alıştırma

Cümleyi “çok sayıda ve çok çeşitli” anlamındaki dört kelimelik ifadeyle tamamlayın: The community center offers ____ programs for families.

Cevabı göster

a whole host of

What's it like when a when a whole team goes to a city?

2:46

Peki bütün bir takım bir şehre gittiğinde nasıl oluyor?

You know, do the players get on a big bus? Kalıp ifadeler

2:49

Oyuncular büyük bir otobüse mi biniyor?

Do the players like jump in a van?

2:50

Yoksa bir minibüse mi doluşuyorlar?

Kalıp ifadeler

get on a big bus ... jump in a van: taşıta göre edat seçimi

Get on a big bus ifadesinde on, bus, train veya plane gibi büyük toplu ya da ortak yolcu taşıma araçları için kullanılan normal seçimdir. Van, car gibi değerlendirilir; bu yüzden get in kullanılır. Jump in, “hızlıca veya hiç çekinmeden binmek” anlamındaki gündelik ve enerjik bir söyleyiştir; genellikle gerçekten zıplamayı anlatmaz.

Alıştırma

Önce bir otobüse bineceğimizi, ardından hızlıca bir minibüsün içine gireceğimizi doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. We'll get in a car downtown, then jump on the bus at the hotel.
  2. We'll get off the bus downtown, then jump out of a van at the hotel.
  3. We'll get on the bus downtown, then jump in a van at the hotel.
Cevabı göster

We'll get on the bus downtown, then jump in a van at the hotel.

What's that like?

2:52

Nasıl işliyor?

Yeah, it depends on the city,

2:52

Şehre göre değişiyor,

but in Fort Myers, Florida,

2:54

ama Florida'daki Fort Myers'ta,

down in spring training, Kültür

2:55

bahar antrenmanları sırasında,

Kültür

profesyonel beyzbolda spring training

Bu beyzbol bağlamında spring training, profesyonel takımların normal sezon öncesinde antrenman yapmak ve gösteri maçları oynamak için bir araya geldiği sezon öncesi dönemdir. Major League Baseball kulüpleri bunu genellikle Florida veya Arizona gibi sıcak iklimli yerlerde gerçekleştirir. Burada bu ifade, beyzbola özgü yerleşik bir terimdir; ilkbaharda yapılan her türlü eğitimin genel adı değildir. Bu arka plan, çok sayıda oyuncunun neden birkaç hafta boyunca Florida'da bir arada bulunduğunu ve çok sayıda kiralık araca ihtiyaç duyduğunu açıklar.

Alıştırma

Bu bağlamda spring training ne anlama geliyor?

  1. Beyzbol sezonunun ilk resmî şampiyona serisi
  2. Herhangi bir şirketin veya okulun ilkbaharda düzenlediği genel bir eğitim kursu
  3. Profesyonel beyzbol takımlarının antrenman yaptığı ve gösteri maçları oynadığı sezon öncesi dönem
Cevabı göster

Profesyonel beyzbol takımlarının antrenman yaptığı ve gösteri maçları oynadığı sezon öncesi dönem

all of the players they get a rental car

2:56

tüm oyunculara kiralık araba veriliyor,

because it's sort of, you know,

2:57

çünkü, hani,

you you need they need the

2:58

kendi başlarına hareket edebilme

flexibility to be able to move around on their own.

2:59

esnekliğine ihtiyaçları oluyor.

So, one of the more challenging aspects of our business is trying to come up with Öbek fiiller

3:01

Bu yüzden işimizin en zorlu yanlarından biri,

150 to 200 rental cars

3:05

150 ila 200 kiralık arabayı

Öbek fiiller

kaynak temin etme anlamında come up with

Burada come up with, ihtiyaç duyulan bir şeyi bulmayı, temin etmeyi veya ayarlamayı başarmak anlamına gelir. İşletme aynı yer ve zamanda 150 ila 200 kiralık araç sağlamanın bir yolunu bulmalıdır. Bu öbek fiil çoğunlukla problem çözme sonucunda elde edilen şeyi belirtir. Nesnesi bir fikir, plan, para, cevap veya buradaki gibi fiziksel kaynak tedariki olabilir; araçları yaratmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi “bulmayı veya sağlamayı başarmak” anlamındaki üç sözcüklü öbek fiille tamamlayın: We need to ____ fifty folding chairs before the event.

Cevabı göster

come up with

in Fort Myers for basically a six-week period

3:07

yaklaşık altı haftalığına Fort Myers'ta

for all of our players

3:09

orada bulunması gereken tüm oyuncularımız

and front office staff that need to be down there. Kültür

3:10

ve idari ofis çalışanlarımız için ayarlamak.

Kültür

profesyonel sporlarda front office staff

Profesyonel sporlarda front office staff, yöneticiler ile finans, insan kaynakları, idare ve takım operasyonlarında çalışanlar gibi organizasyonu saha dışında yöneten personeli ifade eder. Burada ifade, seyahat etmesi gereken oyuncu dışındaki çalışanları belirtir. Front office yalnızca fiziksel resepsiyon alanı veya danışmada çalışan kişiler anlamına gelmez.

Alıştırma

Profesyonel bir beyzbol organizasyonunda kimlerin front office staff içinde yer alması daha olasıdır?

  1. Finans, insan kaynakları ve takım operasyonlarındaki yöneticiler ve çalışanlar
  2. İlk on birde veya başlangıç kadrosunda yer alan oyuncular
  3. Yalnızca stadyumda ziyaretçileri karşılayan resepsiyon görevlileri
Cevabı göster

Finans, insan kaynakları ve takım operasyonlarındaki yöneticiler ve çalışanlar

How has travel changed since COVID-19? Dilbilgisi

3:12

COVID-19'dan sonra seyahat nasıl değişti?

Dilbilgisi

How has ... changed since ...? kalıbı

How has travel changed since COVID-19? geçmişteki bir referans noktasında başlayan ve bugünle bağlantısı süren bir dönemdeki değişiklikleri sormak için present perfect yapısındaki has changed ifadesini kullanır. How, bu değişikliklerin niteliğini veya derecesini sorar. Burada since, başlangıç noktası olan COVID-19'u tanıtır ve o zamandan şimdiye kadar anlamına gelir. Bu cümlede çünkü anlamına gelmez. Yeniden kullanılabilir kalıp How has/have + subject + past participle + since + starting point? şeklindedir.

Alıştırma

Soruyu tamamlamak için change fiilinin present perfect biçimini ve başlangıç noktası bildiren edatı kullanın: How have workplace routines ____ 2020?

Cevabı göster

changed since

Well, I think

3:14

Bence,

when I think about it, you know,

3:15

şöyle bir düşündüğümde,

we were always a company

3:16

biz her zaman

that we we feel like are built on relationships,

3:17

ilişkiler üzerine kurulu bir şirket olduk,

you know, whether it's sponsor relationships,

3:19

ister sponsorlarla ilişkiler olsun,

season ticket relationships, player relationships.

3:21

ister sezonluk bilet sahipleriyle ya da oyuncularla ilişkiler.

And so, we always valued in person.

3:23

Bu yüzden yüz yüze görüşmelere her zaman değer verdik.

COVID caused us to pause that.

3:25

COVID buna ara vermemize neden oldu.

We had to do, you know, things remotely.

3:27

İşleri uzaktan yapmak zorunda kaldık.

we we feel like there's so much more value

3:29

Bizce çok daha büyük bir değer

in those in those interactions taking place in person.

3:32

bu etkileşimler yüz yüze gerçekleştiğinde ortaya çıkıyor.

With all these changes,

3:34

Tüm bu değişikliklerle birlikte,

it feels like, you know, Red Sox Nation Kültür

3:35

sanki Red Sox Nation'ın

needs maybe one more player in the fold. Deyimler

3:38

kadrosuna bir oyuncu daha katması gerekiyor.

Kültür

Red Sox Nation: Red Sox taraftar topluluğu

Red Sox Nation, Boston Red Sox’ın dünya çapındaki taraftar topluluğunu ifade eden gayriresmî bir toplu addır. Buradaki Nation ortak bir taraftar kimliğini belirtir; egemen bir ülke, hükûmet veya resmî idari birim anlamına gelmez. Cümle, bu taraftar topluluğunu şakacı biçimde “bir oyuncu daha” ekleyebilecek takımın kendisiymiş gibi ele alır. Böylece konuşmacı taraftar aidiyetinin dilini kullanırken Red Sox’a katılmak istediğini ima eder.

Alıştırma

Bu cümlede Red Sox Nation neyi ifade ediyor?

  1. Beyzbol oyuncularının yönettiği bağımsız bir ülke
  2. Boston Red Sox taraftarlarının oluşturduğu geniş topluluk
  3. Yalnızca şu anda Red Sox kadrosunda bulunan sporcular
Cevabı göster

Boston Red Sox taraftarlarının oluşturduğu geniş topluluk

Deyimler

in the fold: bir grubun parçası olarak kabul edilmiş

In the fold, bir gruba, kuruluşa veya ortak amaca kabul edilmek ya da yeniden dâhil edilmek anlamına gelen mecazi bir deyimdir. Ortak bir çevrenin veya topluluğun içinde bulunma imgesine dayanır; buradaki fold, kâğıttaki fiziksel bir kat izi anlamına gelmez. Bu cümlede one more player in the fold, Red Sox’ın kendi insanları arasına dâhil edilen bir oyuncu daha demektir. Bu ifade, konuşmacının grubun kendisini de kabul etmesi gerektiğine yönelik şakacı imasını destekler.

Alıştırma

Cümleyi, “grubun bir parçası olarak kabul edilmiş” anlamındaki fold deyimiyle tamamlayın: The club approved Nia’s application, so she is now ____.

Cevabı göster

in the fold

Yeah, no, I think I think we're we're pretty okay there. Ton ve niyet

3:42

Yok, bence o konuda gayet iyiyiz.

Ton ve niyet

Yumuşatılmış olumsuz yanıt olarak Yeah, no

Yeah, no eşit ağırlıkta iki ayrı yanıt değildir. Kuzey Amerika'daki gündelik İngilizcede yeah, karşıdakinin sözünü duyduğunu gösterir veya konuşmayı yumuşatır; no ise asıl olumsuz yanıtı verir. Burada konuşan kişi öneriyi nazikçe reddediyor. Bu kalıbı başka durumlarda anlamak için ilk karşılık sözünden sonra gelen kelimeye ve devamındaki ifadeye dikkat edin; konuşanın son tutumunu bunlar gösterir.

Alıştırma

Konuşan kişi Yeah, no, I think we're pretty okay there dediğinde son tutumu nedir?

  1. Büyük bir istekle onaylar.
  2. Karşıdakinin sözünü nazikçe karşılayıp ardından katılmadığını belirtir veya reddeder.
  3. Evet ile hayır arasında karar veremez.
Cevabı göster

Karşıdakinin sözünü nazikçe karşılayıp ardından katılmadığını belirtir veya reddeder.

But, you know, we did get you a jersey,

3:44

Ama sana bir forma aldık,

you know.

3:46

hani.

We did get you a jersey. Dilbilgisi

3:47

Gerçekten sana bir forma aldık.

Dilbilgisi

Geçmişteki eylemi vurgulayan did get

Geçmişten söz eden olumlu bir cümlede did + fiilin yalın hâli vurgu ekler. We did get you a jersey, önceki kötü habere veya olası bir şüpheye rağmen eylemin gerçekten gerçekleştiğini anlatır. Burada did get gerçek ve olumlu bir bilgiyi öne çıkarır: genel durum hayal kırıklığı yaratabilse de forma gerçekten alınmıştır. Geçmiş zamanı did zaten taşıdığı için get yalın hâlde kalır. Bu yapı yanlış bir düşünceyi düzeltmek, bir gerçeği ısrarla belirtmek veya kötü haberden sonra olumlu bir bilgi eklemek için kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi send fiilinin vurgulu geçmiş biçimiyle tamamlayın: You may not have seen the message, but I ____ it yesterday.

Cevabı göster

did send

You can sort of feel like Ton ve niyet

3:47

Böylece kendini biraz

you're part of the team.

3:48

takımın bir parçası gibi hissedebilirsin.

Ton ve niyet

"You can sort of feel like you're part of the team." cümlesinde sort of

Burada sort of, konuşanın kendini takımın bir parçası gibi hissettiği iddiasını yumuşatır. Konuşan gerçekten takım üyesi olmamıştır; bu duygu yalnızca kısmen vardır ya da ancak bir ölçüde doğrudur. Bu ifade, kesinliği azaltan bir yumuşatıcıdır. Bu cümlede konuşanın heyecanını korurken anlatımı daha az kesin hale getirir.

Alıştırma

Bir arkadaş okul gösterisinin kulisinde yardım etti ama oyunculardan biri değil. Kısmi ve şakacı bir aidiyet duygusunu en iyi hangi cümle ifade eder?

  1. I can sort the show into three groups.
  2. I can sort of feel like I'm part of the show.
  3. I can feel like I'm the director of the show.
Cevabı göster

I can sort of feel like I'm part of the show.

Has your name on the back.

3:49

Arkasında adın yazıyor.

Oh my gosh!

3:50

Aman Tanrım!

Tim!

3:52

Tim!

Number 11.

3:52

11 numara.

I can get into the dugout with this? Kültür

3:54

Bununla oyuncu kulübesine girebilir miyim?

Kültür

"I can get into the dugout with this?" cümlesindeki the dugout

Beyzbolda dugout, maç sırasında oyuncuların ve antrenörlerin oturduğu, sahanın yanındaki korunaklı alandır. Bu isim stadyumun belirli bir bölümünü ifade eder; yerdeki herhangi bir çukur anlamına gelmez. Bu soruda konuşan kişi, formanın takımın giriş kısıtlaması olan alanına girmesini sağlayabileceğini şakayla varsayıyor. Soru, formanın gerçekten giriş izni verdiğini söyleyen bir kural değil, umutlu ve oyunbaz bir abartıdır.

Alıştırma

Bir beyzbol taraftarı, oyuncuların sahanın yanındaki korunaklı takım alanında oturduğunu görüyor. Bu yerin adını veren cümle hangisidir?

  1. The players are waiting in the dugout.
  2. The players are waiting in the parking lot.
  3. The groundskeepers dug out the old soil.
Cevabı göster

The players are waiting in the dugout.

No.

3:56

Hayır.

I'll get special access on the field?

3:56

Sahaya özel giriş iznim olur mu?

Uh uh Probably not, actually.

3:58

Ee... Aslında muhtemelen olmaz.

Yeah.

4:00

Evet.

Yeah.

4:00

Evet.

Cool.

4:01

Harika.

Cool.

4:01

Harika.

Cool.

4:01

Harika.

Can I get into the player after party?

4:01

Oyuncuların maç sonrası partisine girebilir miyim?

Definitely not.

4:02

Kesinlikle hayır.

But, it looks great on you.

4:04

Ama üzerinde harika duruyor.

Thank you so much, Tim.

4:07

Çok teşekkür ederim, Tim.

Thanks, man.

4:08

Sağ ol, dostum.

What a great day.

4:16

Ne harika bir gündü.

I got the inside Deyimler

4:17

Red Sox hakkında içeriden

scoop on the Red Sox,

4:18

bilgiler aldım,

Deyimler

got the inside scoop on: kaynağa yakın birinden özel bilgi almak

Got the inside scoop on, bir kişi, grup veya konu hakkında o duruma yakın birinden bilgi edinmek demektir. İfade, dışarıdaki sıradan insanların bilmeyebileceği ayrıntılara işaret eder. Burada got, bilgiye erişimin sağlandığını gösterir; on ise konuyu belirtir. Bu ifade sık sık şakacı veya abartılı biçimde kullanılır. Bu yüzden inside, bilginin mutlaka gizli, mahrem ya da tamamen doğrulanmış olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

İngilizce cümleyi inside scoop ve ona eşlik eden doğru sözcüklerle tamamlayın: After lunch with the event organizer, Lena ____ next month's surprise concert.

Cevabı göster

got the inside scoop on

and I think I'm part of the team now.

4:20

ve sanırım artık takımın bir parçasıyım.

These people want autographs.

4:23

Bu insanlar imza istiyor.

Sorry, I'm not signing autographs.

4:24

Üzgünüm, imza dağıtmıyorum.

Hey!

4:25

Hey!

Man, it's crazy.

4:27

Dostum, bu çılgınca.

The fans are nuts. Kelime

4:28

Taraftarlar çıldırmış.

Kelime

are nuts: çılgın davranışa yönelik samimi bir etiket

The fans are nuts cümlesinde nuts, taraftarların çılgınca, mantıksız veya aşırı heyecanlı biçimde davrandığını anlatan samimi bir sıfattır. Burada bilinçli bir abartı vardır; nuts sözcüğünün yiyecek anlamı kastedilmez. Be + nuts yapısında konuşan kişi özneyi doğrudan etiketler. Bu nedenle ton, ifadeyi şakacı veya aşağılayıcı hâle getirebilir. Burada bunu davranışa verilen bir tepki olarak anlayın; ruh sağlığı tanısı olarak değil.

Alıştırma

Bu kullanımı değerlendirin: Bir öğretmen, resmî bir okul raporunda heyecanlı davranışları tarafsızca tanımlamak için “The fans are nuts.” yazıyor.

  1. Uygun değil
  2. Uygun
Cevabı göster

Uygun değil

I got to get out

4:32

Buradan

of here.

4:32

çıkmam lazım.