Bekar Kalmak İçin Nedenler: İngilizce çalışma notları
The School of Life
Video özeti: Bu sav bekar kalma damgasını sorguluyor, romantik idealleri ilişkinin bedelleriyle karşılaştırıyor ve ilişkiye girerken ya da çıkarken acele etmemeyi öneriyor. İngilizce noktaları: 1. "sets us up for" — Deyimsel fiiller: Önceki bir inancın çoğunlukla olumsuz bir sonuca nasıl yol açtığını anlayın; bu, etkinlik düzenlemek değildir. 2. "inflicting yourself on others." — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Zor yanlarını başkalarına yüklemeyi anlatan öz eleştirel mecazı tanıyın; fiziksel zararla karıştırmayın. 3. "All this isn't to say that" — Söylem, anlatı ve retorik: Bir iddiayı sınırlamak, istisnaları kabul etmek ve yalnızlığı savunmaktan sorunlarına geçmek için bu ifadeyi kullanın.
Bu derste
Anyone who lives alone and manifests no longing to be in a relationship Kelime
0:00Yalnız yaşayan ve bir ilişki içinde olma arzusu göstermeyen herkes,
manifests no longing to be in a relationship ifadesinin anlamı ve yapısı
Burada manifests “gösterir veya dışa vurur”, longing ise güçlü ve süregelen bir özlem anlamına gelir. İfadenin tamamı, kişinin romantik bir partneri güçlü biçimde istediğine dair hiçbir belirti göstermediğini anlatır. Yapı manifest + isim öbeğidir; longing isminin içeriği to’lu mastarla tamamlanır: no longing to be in a relationship. Bu, birinin davranışlarından gözlemlenebilen bir tutumu anlatmanın resmî bir yoludur.
Alıştırma
Örnekte manifests no longing to be in a relationship ne anlama gelir?
- başka insanlarla her türlü teması açıkça reddetmesi
- romantik bir partner istemeye yönelik güçlü bir arzu göstermemesi
- gizlice bir ilişkiye başlamayı planlaması
- bir ilişki yüzünden tıbbi belirtiler geliştirmesi
Cevabı göster
romantik bir partner istemeye yönelik güçlü bir arzu göstermemesi
more or less secretly viewed as both pitiable and deeply troubled. Kalıp ifadeler
0:07az çok gizlice, hem acınası hem de psikolojik sorunları olan biri olarak görülür.
“viewed as”: bir değerlendirme atfetmek
Bu cümlede viewed as, “olarak görülmek veya değerlendirilmek” anlamındadır. Burada özne gerçekten izlenmiyor; diğer insanlar özneye pitiable ve deeply troubled değerlendirmelerini yüklüyor. Yapı be viewed as + isim, sıfat veya açıklamadır. Daha önceki is edilgen yapıyı oluşturur: is ... viewed as.
Alıştırma
Cümleyi, viewed içeren ve “olarak görülmek” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The proposal is ____ a practical solution.
Cevabı göster
viewed as
Yumuşatıcı bir ifade olarak more or less
More or less, iddiayı yumuşatan kalıplaşmış bir ifadedir. Burada “genel olarak”, “aşağı yukarı” veya “bir ölçüde” anlamına gelir. İki miktarı karşılaştırmak yerine, insanların belirli bir şekilde gizlice görüldüğü iddiasını niteler. Konuşmacı more or less ekleyerek istisnalara yer bırakır ve yargının tamamen kesin duyulmasını önler. Aynı ifade bir sıfatı, fiil öbeğini veya daha geniş bir değerlendirmeyi de yumuşatabilir.
Alıştırma
Cümleyi örnekteki “genel olarak, ancak tamamen değil” anlamına gelen üç sözcüklü yumuşatıcı ifadeyle tamamlayın: The report is ____ finished.
Cevabı göster
more or less
It's simply not thought possible to be at once alone and normal. Kelime
0:11Aynı anda hem yalnız hem de normal olmak basitçe mümkün görülmez.
“at once” ifadesinin “aynı anda” anlamı
Burada at once, “aynı anda” anlamındadır. Alone ve normal adlı iki durumun birlikte var olmasının beklendiğini anlatır. at once A and B biçimindeki eşgüdümlü yapı, iki durumun veya niteliğin aynı anda geçerli olduğunu gösterir. Birine hemen harekete geçmesini söylemez.
Alıştırma
“The new design is at once simple and flexible.” cümlesinde at once ne anlama gelir?
- Tasarım hemen değişti.
- İki nitelik de aynı anda geçerlidir.
- Tasarım yalnızca bir kez kullanıldı.
Cevabı göster
İki nitelik de aynı anda geçerlidir.
This sets us up for collective catastrophe Öbek fiiller
0:16Bu da bizi kolektif bir felakete sürükler,
sets us up for: sonraki bir sonuca zemin hazırlamak
Bu cümlede sets us up for, “bir şeyle karşılaşma olasılığımızı artıran koşulları yaratır” anlamına gelir. Mevcut bir toplumsal inançtan daha sonra ortaya çıkabilecek toplu felaket tehlikesine geçiş yapar. Yapı set + kişi veya grup + up for + sonuç şeklindedir. Sonucun kesin değil, daha olası olduğunu anlatır; sonuç olumsuz da olumlu da olabilir.
Alıştırma
“Bir sonuca yol açması muhtemel koşulları yaratır” anlamındaki dört sözcüklü İngilizce ifadeyle cümleyi tamamlayın: Leaving your bicycle unlocked every night ____ trouble.
Cevabı göster
sets you up for
because it means that a huge number of people
0:19çünkü bu, doğuştan başka biriyle yaşama arzusu olmayan
at heart: birinin gerçek ve temel doğası
At heart, “birinin gerçek veya temel doğasında” anlamına gelir. Burada deeply ill-suited ifadesini temel bir özellik gibi gösterir: uygunsuzluk, geçici bir zorluk değil, sözü edilen kişilerin gerçekte nasıl olduklarının bir parçası olarak sunulur. Bu deyim, bir kişinin dışarıdan görünen davranışı veya durumu ile içteki karakteri, inancı ya da kimliği farklı olduğunda sıkça kullanılır. Fiziksel kalbi ifade etmez.
Alıştırma
“Onun gerçek doğasında” anlamındaki iki sözcüklü İngilizce deyimle cümleyi tamamlayın: Leo acts tough, but he is a gentle person ____.
Cevabı göster
at heart
ill-suited to doing so: ill-suited to + -ing kalıbı
Be ill-suited to something, bir kişinin ya da şeyin nitelikleri, becerileri veya koşulları nedeniyle bir işe ya da duruma uygun olmaması demektir. Burada are ill-suited to doing so, daha önce sözü edilen eyleme, yani başka biriyle yaşamaya uygun olmadıklarını anlatır. Bu kalıpta to bir edattır; bu yüzden ardından bir isim veya -ing biçimi gelir: ill-suited to teamwork; ill-suited to living together. Doing so önceki eylemin yerini tutar ve tekrar edilmesini önler.
Alıştırma
Cümleyi ill-suited ve work sözcüğünün doğru biçimiyle tamamlayın: Maya dislikes constant interruptions, so she is ____ in a noisy open office.
Cevabı göster
ill-suited to working
are every year press-ganged and shamed into conjugal life Notlar
0:27her yıl baskıyla ve utandırılarak evlilik hayatına zorlandığı
press-ganged: zorla göreve alınır gibi baskı altında bırakılmış
Press-ganged, press-gang fiilinin geçmiş zaman ortacıdır. Tarihte bir press gang, özellikle denizcileri zorla hizmete alırdı. Bu geçmiş, sözcüğe sıradan bir iknadan çok daha güçlü bir anlam verir. Buradaki kullanım mecazidir: insanlar gerçekten bir çete tarafından yakalanmıyor; toplumsal baskı ve utandırma yoluyla evlilik hayatına itiliyor. Zorla askere alma imgesi, eleştiriyi abartılı ve sert hâle getirir.
Alıştırma
"The volunteers were press-ganged into staying late," cümlesinde press-ganged neyi ima eder?
- Resmî olarak orduya katıldılar.
- Kibarca davet edildiler ve özgür iradeleriyle kabul ettiler.
- Güçlü biçimde zorlandılar ve gerçek bir seçim hakları çok azdı.
Cevabı göster
Güçlü biçimde zorlandılar ve gerçek bir seçim hakları çok azdı.
shamed into conjugal life: shame someone into something yapısı
Shame someone into something, birini utandırarak veya başkalarının kınamasından korkmasını sağlayarak bir şey yapmaya ya da bir duruma girmeye zorlamak demektir. Edilgen shamed into conjugal life ifadesinde baskı gören kişi önceki özneden anlaşılırken baskıyı uygulayan kişi veya grup belirtilmez. Yapı shame + kişi + into + isim ya da -ing biçimidir. Into, utancın yol açtığı eylemi veya durumu belirtir; fiziksel hareket yönünü anlatmaz.
Alıştırma
Utancın sonuca yol açacağı şekilde cümleyi tamamlayın: Public ridicule finally shamed the company ____ withdrawing the false claim.
Cevabı göster
into
conjugal life: evlilik hayatını anlatan resmî ifade
Conjugal life, eşlerin ilişkisi ve paylaştıkları yaşam açısından ele alınan evlilik hayatı demektir. Bu cümlede conjugal life içine itilmek, yalnızca romantik bir ilişkiye başlamaya değil, evlenmeye ve yerleşik bir çift hayatına yöneltilmek anlamına gelir.
Alıştırma
Resmî bir denemede conjugal life en doğal olarak ne anlama gelir?
- genel olarak flört ve romantik çekim
- bir kişinin bütün aile üyeleriyle ilişkileri
- evlilik veya yerleşik bir eş ilişkisi içindeki yaşam
Cevabı göster
evlilik veya yerleşik bir eş ilişkisi içindeki yaşam
with disastrous results for all involved.
0:31ve bunun ilgili herkes için felaketle sonuçlandığı anlamına gelir.
Only once singlehood has completely equal prestige with its alternative Dilbilgisi
0:34Ancak bekârlık, alternatifiyle tamamen eşit bir saygınlığa sahip olduğunda,
can we ensure that people will be free in their choices
0:39insanların seçimlerinde özgür olmalarını
Only once ... can we: başa alınan koşuldan sonra kısmi devriklik
Only once + yan cümle, gerekli bir koşulu veya zaman eşiğini başa taşır. Bu cümlede, özgür seçimin ancak bekârlık tamamen eşit itibara kavuştuktan sonra güvence altına alınabileceği söylenir. Kısıtlayıcı ifade cümlenin başına geldiği için ana cümlede kısmi devriklik kullanılır: can, özne we’nin önüne gelir. once yan cümlesi normal dizilişini korur: singlehood has ..., can singlehood have ... değil.
Alıştırma
can ve we sözcüklerini doğru sırayla kullanın: Only once the safety check is finished ____ open the doors.
Cevabı göster
can we
and hence join couples for the right reasons, Kalıp ifadeler
0:42ve böylece doğru nedenlerle çift olmalarını sağlayabiliriz:
for the right reasons: motivasyonu değerlendirmek
for the right reasons ifadesinde for, bir seçimin arkasındaki motivasyonu belirtir; right ise bu motivasyonun o durumda uygun veya değerli olduğu anlamına gelir. Burada insanların sağlıklı ve samimi motivasyonlarla çift olması gerektiği söylenir. Bu ifade, seçimin neden yapıldığını değerlendirir; eylemin doğru şekilde gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğini veya sonucun başarılı olup olmadığını değil.
Alıştırma
Burada for the right reasons ne anlama gelir?
- Kişinin açıklaması dil bilgisi açısından doğrudur.
- Seçim mümkün olan en iyi sonucu üretir.
- Seçimin arkasındaki motivasyon uygundur.
Cevabı göster
Seçimin arkasındaki motivasyon uygundur.
rather than because they're terrified of remaining single. Dilbilgisi
0:47başka birini sevdikleri için.
because ... rather than because ... ile iki nedeni karşılaştırmak
Rather than because, karşıt iki nedenden ikincisini getirir. Bu cümlede insanların çift olma nedeni, bekâr kalmaktan korkmaları değil, birini sevmeleri olmalıdır. Because sözcüğünün tekrarı yapıyı paralel tutar: because + yan cümle ... rather than because + yan cümle. Bu kalıp tercih edilen veya gerçek nedeni vurgular ve alternatif nedeni dışlar.
Alıştırma
İki nedeni karşılaştıran tam ifadeyle cümleyi tamamlayın: Maya accepted the job because she believed in the mission, ____ she wanted a higher title.
Cevabı göster
rather than because
Here then are a few of the many good reasons Anlatım akışı
0:51İşte hayatınızı yalnız geçirmek için
Here then are: bir listeyi resmî biçimde tanıtan geçiş ifadesi
Here then are, birazdan sunulacak bilgiyi işaret eder. Here “şimdi sunulan”, then ise zaman bakımından “daha sonra” değil, “az önce söylenenlerin sonucu olarak” anlamına gelir. İfade, sunumsal devrik yapı kullanır: are fiili, gerçek çoğul özne olan a few of the many good reasons ifadesinden önce gelir. Dinleyiciyi önceki savdan bir listeye geçirir.
Alıştırma
“Here then are three practical steps” cümlesinde then esas olarak neyi belirtir?
- Konuşan kişi adımların sayısını düzeltiyordur.
- Liste, önceki tartışmadan mantıksal olarak çıkar.
- Adımlar daha sonraki bir zamanda gerçekleşir.
Cevabı göster
Liste, önceki tartışmadan mantıksal olarak çıkar.
Because romantic love is a dangerous illusion. Anlatım akışı
0:57Çünkü romantik aşk tehlikeli bir yanılsamadır.
Because romantic love is a dangerous illusion: nedeni vurgulayan bir cümle parçası
Because bir neden sunar; bu yüzden başlattığı yan cümle normalde bir ana cümleye bağlıdır. Burada önceki bağlam zaten bir nedenler listesi duyurmuştur ve bu satır ilk nedeni verir. Eksik çerçeve bağlamdan anlaşılır. Because yan cümlesini noktadan sonra ayrı yazmak, onu bilinçli bir cümle parçasına dönüştürür. Duraklama nedene ek vurgu ve liste maddesi ritmi verir; because sözcüğünün nedensel anlamı değişmez.
Alıştırma
Bir konuşmacı "I have one reason to wait. Because the road is icy." diyor. İkinci cümlenin işlevi nedir?
- İlk cümleye bağlı kalırken duyurulan nedeni daha fazla vurgular.
- Tamamen ilgisiz bir ifade sunar.
- Because sözcüğünün anlamını although olarak değiştirir.
Cevabı göster
İlk cümleye bağlı kalırken duyurulan nedeni daha fazla vurgular.
the idea of being deeply enamored of one special partner over a whole lifetime Kelime
1:03yani ömür boyu tek bir özel partnere derinden aşık olma fikrinin,
deeply enamored of: resmî bir üslupta güçlü çekim
Be enamored of someone or something, o kişiye ya da şeye karşı güçlü bir çekim, hayranlık veya büyülenme hissetmek anlamına gelir. Deeply bu duygunun derecesini artırır. Bu cümlede tek bir partnere duyulan güçlü ve kalıcı romantik bağlılığı anlatır. Yapı be + deeply enamored + of + isim öbeği şeklindedir. Enamored edilgen bir biçim gibi görünse de ifade, özneye yapılan bir eylemi değil öznenin durumunu veya duygusunu anlatır.
Alıştırma
Eksik edatı ekleyerek deeply enamored of hedef ifadesini tamamlayın: The curator was deeply enamored ____ the artist's early work.
Cevabı göster
of
is a very new, ambitious, and really pretty odd concept, Kelime
1:08çok yeni, iddialı ve aslında oldukça tuhaf bir kavram olduğunu,
pretty odd: pretty’nin gündelik derece zarfı kullanımı
pretty odd ifadesinde pretty, “oldukça” veya “epey” anlamına gelen bir derece zarfıdır. Tuhaflığın fark edilir bir düzeyde olduğunu belirtir; kavramın güzel göründüğünü anlatmaz. really pretty odd ifadesinde really, değerlendirmenin tamamını daha da güçlendirir. Bu kullanım konuşma diline özgüdür ve kavramı belirgin biçimde alışılmadık olarak değerlendirir.
Alıştırma
“The plan is pretty odd.” cümlesinde pretty ne anlama gelir?
- güzel
- oldukça veya epey
- düzenli bir biçimde
Cevabı göster
oldukça veya epey
at best: mümkün olan en olumlu tahmin
At best, makul olan en olumlu tahmini veya sonucu belirtir. Burada 250 yıl, konuşanın kabul etmeye razı olduğu en yüksek yaş olarak sunulur ve gerçek yaşın daha düşük olabileceği ima edilir. Bu ifade çoğu zaman çekince veya kuşku taşır: En olumlu yorumla bile sonuç, belirtilen sınırdan daha iyi değildir.
Alıştırma
İki gün en iyimser tahminse ve onarım daha uzun sürebilecekse cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? The repair will take two days, ____.
- at most
- at best
- at least
Cevabı göster
at best
“From close up” ifadesini anlamak
Bu cümlede “From close up” bakış açısını belirler: konuşmacı insanları uzaktan veya idealize edilmiş biçimde değil, çok yakından gördükten sonra değerlendirir. “over long periods of time” ile birlikte mesafe çoğunlukla mecazidir. Birini uzun süreli ve yakın temas yoluyla tanımak, böylece onun zor yönlerini de görmek anlamına gelir.
Alıştırma
Bu cümlede “From close up” ne anlama geliyor?
- İnsanları uzun süre yakından tanımanın oluşturduğu bakış açısından
- Bir şeyi tamamen kapattıktan sonra
- Çekilmiş bir yakın çekimin içinde
Cevabı göster
İnsanları uzun süre yakından tanımanın oluşturduğu bakış açısından
almost everyone is condemned to be pretty dispiriting and difficult. Kelime
1:17neredeyse herkes oldukça heves kırıcı ve zor biri olmaya mahkumdur.
Hoş olmayan ve kaçınılmaz bir sonuç için “condemned to”
Burada be condemned to, kötü bir sonuca giden ve kaçınılmaz görünen bir yola sokulmak anlamına gelir. Kullanım mecazidir; mahkeme veya yasal ceza söz konusu değildir. Bu cümlede yapı, is condemned to be örneğindeki gibi be condemned to + fiilin yalın hâlidir. Condemned, sonuçtan kaçmanın zor veya imkânsız olduğunu belirten güçlü ve karamsar bir anlam katar.
Alıştırma
Hangi cümlede condemned to mecazi olarak kullanılarak kötü bir sonuç neredeyse kaçınılmaz gösteriliyor?
- The judge condemned the defendant to five years in prison.
- The team was expected to succeed.
- Without major changes, the project was condemned to fail.
Cevabı göster
Without major changes, the project was condemned to fail.
A good romantic marriage is evidently theoretically possible, Anlatım akışı
1:21İyi ve romantik bir evlilik teoride açıkça mümkündür,
Kuramsal olarak mümkün... uygulamada son derece düşük ihtimalli
Cümle, ilke düzeyindeki olasılığı gerçek hayattaki gerçekleşme ihtimalinden ayırır. theoretically possible, iyi bir romantik evliliği engelleyen mantıksal veya kesin bir kural bulunmadığını; extremely unlikely in practice ise gerçek koşulların bunu çok düşük ihtimalli hâle getirdiğini belirtir. Bu iki yargı birbiriyle çelişmez. Evidently, ilk yargıyı kanıtlardan açıkça çıkan bir sonuç gibi sunar ve karşıtlığa kendinden emin, biraz kuru bir tartışma tonu verir. Bu çerçeve bir değerlendirmeyi düzenler: önce ideal varsayımlar altında neyin olabileceğini belirtin, ardından gerçek koşullarda bunun ne kadar muhtemel olduğunu değerlendirin.
Alıştırma
theoretically possible but extremely unlikely in practice ifadesine en uygun yorum hangisidir?
- İlke olarak gerçekleşebilir, ancak gerçek dünyadaki ihtimali çok düşüktür.
- Muhtemelen gerçekleşecektir, fakat hiçbir kuram bunu açıklayamaz.
- Mantıksal olarak imkânsızdır, ancak insanlar gerçekleşmesini beklemektedir.
Cevabı göster
İlke olarak gerçekleşebilir, ancak gerçek dünyadaki ihtimali çok düşüktür.
which should make any failure feel a good deal less shameful. Kalıp ifadeler
1:29ki bu da herhangi bir başarısızlığın çok daha az utanç verici hissedilmesini sağlamalıdır.
a good deal less: çok daha az
Burada a good deal, karşılaştırma biçimi olan less sözcüğünden önce kullanılan bir derece güçlendiricisidir. a good deal less shameful, çok daha az utanç verici demektir; yani beklenen utanç miktarı büyük ölçüde azalır. Bu yapıda a good deal, avantajlı bir alışveriş anlamına gelmez. Yeniden kullanılabilen yapı a good deal + karşılaştırma biçimidir; örneğin a good deal easier veya a good deal more expensive.
Alıştırma
Cümleyi much less anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: After we simplified the form, it became ____ confusing.
Cevabı göster
a good deal less
No one thinks their partner is terrific after a while.
1:34Bir süre sonra hiç kimse partnerinin harika olduğunu düşünmez.
Those among us who choose to stay single shouldn't be thought unromantic. Anlatım akışı
1:38Aramızdan bekar kalmayı seçenlerin romantik olmadığı düşünülmemelidir.
Indeed, we may be among the very most romantic of all
1:42Aslında, bizler en romantik olanlardan biri olabiliriz,
who should be especially careful of ending up in mediocre relationships. Öbek fiiller
1:48özellikle kaçınması gerekenler eninde sonunda tutkulu romantiklerdir.
shouldn't be thought unromantic. ifadesinden the very most romantic of all ifadesine geçiş
İlk bölüm, henüz tam bir olumlu iddia ortaya koymadan önce kalıp yargıya dayalı bir değerlendirmeyi reddeder. Shouldn't be thought unromantic, bekâr kalmayı seçen kişilerin romantizmden yoksun diye değerlendirilmemesi gerektiğini anlatır; edilgen yapı, odağı düzeltilen etikette tutar. Ardından Indeed savı daha ileri taşır: bu kişiler the very most romantic of all olabilir. Akış, olumsuz bir etiketi reddetmekten onun tam tersini güçlü biçimde ileri sürmeye geçer. Burada very, üstünlük bildiren most sözcüğünü güçlendirir; bu nedenle ikinci iddia, yalnızca romantik olduklarını söylemekten bilinçli olarak daha güçlüdür.
Alıştırma
Shouldn't be thought unromantic ifadesinden the very most romantic of all ifadesine geçiş ne yapar?
- Güçlü bir övgüyle başlayıp sonra bu övgüyü temkinli bir ifadeye indirger.
- Aralarında ilişki olmayan iki betimleme sunar ve savın gücü değişmez.
- Önce olumsuz bir etiketi reddeder, ardından daha güçlü ve olumlu bir karşı iddia ileri sürer.
Cevabı göster
Önce olumsuz bir etiketi reddeder, ardından daha güçlü ve olumlu bir karşı iddia ileri sürer.
ending up in: sonunda bir duruma ulaşmak
End up in + isim öbeği, bir süreçten sonra sonunda bir yere, duruma, gruba veya ilişkiye ulaşmak anlamına gelir. Sonuç çoğu zaman plansız, şaşırtıcı ya da istenmeyen bir sonuçtur; burada mediocre relationships kaçınılması gereken sonuçtur. Bu ifade, oraya girmek için verilen bilinçli karara değil, nihai sonuca odaklanır. In, ardından gelen sonuç öbeğiyle birlikte kullanılır; örneğin end up in trouble veya end up in a new career.
Alıştırma
Cümleyi, derste öğrenilen ve “plansız bir duruma sonunda ulaşmak” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Without a clear budget, the project could ____ serious financial trouble.
Cevabı göster
end up in
expect too much from someone or something: birinden veya bir şeyden çok fazla şey beklemek
Expect too much from someone or something, birinden veya bir şeyden gerçekçi olandan daha fazla yardım, yarar, performans ya da sonuç ummak demektir. Bu cümlede them, relationships sözcüğüne gönderme yapar; yani konuşan kişi ilişkilerin beklentilerini ölçülü tutan insanlara uygun olduğunu söylüyor. Temel kalıp expect + too much + from + kaynak biçimindedir. Too much olumsuz bir değerlendirme ekler: Beklenen miktar veya düzey yalnızca yüksek değil, aşırıdır.
Alıştırma
Yeni ekibi umulan sonuçların kaynağı olarak gösteren edatla cümleyi tamamlayın: We shouldn't expect too much ____ a brand-new team.
Cevabı göster
from
We aren't sane enough to be in relationships. Dilbilgisi
1:59Bir ilişki yürütecek kadar akıl sağlığımız yerinde değil.
sane enough to: sıfat + enough + to-mastar
Sıfat + enough + to + fiil yapısı, bir özelliğin eylem için gereken düzeye ulaştığını anlatır. Enough sıfattan sonra gelir: sane enough to be doğrudur, enough sane to be değildir. Aren't kullanıldığı için cümle gereken düzeye ulaşılmadığını söyler: Konuşan kişi “bizim” ilişki yaşayacak kadar mantıklı veya duygusal açıdan dengeli olmadığımızı iddia eder. Buradaki sane, tıbbi bir tanı değil, abartılı bir öz eleştiridir.
Alıştırma
Cümleyi calm, enough ve to explain kullanarak tamamlayın: After a short break, Maya was ____ what happened.
Cevabı göster
calm enough to explain
Though it's a sign of some maturity to know how to love and live alongside someone, Notlar
2:02Nasıl sevileceğini ve biriyle nasıl yaşanacağını bilmek bir tür olgunluk işareti olsa da,
know how to + fiilin yalın hâli
Know how to + fiilin yalın hâli, bir eylemi gerçekleştirmek için gereken bilgiye veya pratik beceriye sahip olmak anlamına gelir. how to sonrasında fiilin yalın hâlini kullanın; soru cümlesi söz dizimini kullanmayın. Cümlede tek bir how to, eş görevli iki fiili, love ve live fiillerini, başlatır. Anlamı “birini nasıl seveceğini ve onunla nasıl yaşayacağını bilmek”tir; how to iki eylem için de anlaşılır.
Alıştırma
İngilizce cümleyi pratik beceri anlamına gelen hedef ifadeyle tamamlayın: I ____ use this camera, so I can show you.
Cevabı göster
know how to
to recognize that this is something one isn't in the end going to be psychologically capable of, Kalıp ifadeler
2:10bunun eninde sonunda psikolojik olarak üstesinden gelinemeyecek bir şey olduğunu,
a sign of some maturity ... a sign of even greater maturity: paralellik ve kademeli güçlendirme
“a sign of ... maturity” kalıbının tekrarlanması iki düşünceyi aynı dil bilgisi biçimine yerleştirir ve dinleyeni bunları doğrudan karşılaştırmaya yöneltir. İlk düşünce “bir ölçüde olgunluk” olarak nitelenirken ikincisi “daha da büyük bir olgunluk” düzeyine yükseltilir. Bu yükseltme beklenen değer yargısını tersine çevirir: kişinin kendi sınırlarını kabul etmesi, birini sevip onunla birlikte yaşayabilmesinden daha olgun bir davranış olarak sunulur. “Greater” iki kişiyi değil, iki olgunluk göstergesini karşılaştırır.
Alıştırma
“a sign of ... maturity” kalıbını tekrarlayıp “some” yerine “even greater” kullanmanın temel etkisi nedir?
- İkinci yargıyı daha güçlü ve şaşırtıcı bir olgunluk ölçütü olarak sunar.
- İki davranışın aynı ölçüde olgun olduğunu gösterir.
- İki kişinin olgunluk düzeyini doğrudan karşılaştırır.
Cevabı göster
İkinci yargıyı daha güçlü ve şaşırtıcı bir olgunluk ölçütü olarak sunar.
psychologically capable of: zihinsel kapasite ve of kalıbı
Bu cümlede psychologically capable of, “bir şeyle başa çıkabilecek veya onu yapabilecek zihinsel ya da duygusal kapasiteye sahip olmak” demektir. Psychologically, capable sözcüğünün kapsamını daraltır: sınır beceri ya da fiziksel güç değil, kişinin zihinsel olarak neyi kaldırabildiğidir. Kalıp be capable of + isim veya -ing biçimidir. Burada something, anlamca of sözcüğünün nesnesidir: something one isn't ... psychologically capable of. Bu yüzden sondaki of, daha geniş ilgi yapısı içinde tamamlanmıştır; nesnesi eksik değildir.
Alıştırma
Cümleyi “zihinsel olarak yapabilecek durumda” anlamına gelen iki sözcüklü capable kalıbıyla tamamlayın: After months of intense stress, Maya was not psychologically ____ taking on another major project.
Cevabı göster
capable of
as a good portion of us simply are not. Kalıp ifadeler
2:16çoğumuzun basitçe böyle bir kapasitesi olmadığını kabul etmektir.
a good portion of us: kayda değer ama belirtilmemiş bir pay
A good portion of us, “grubumuzun hatırı sayılır bir bölümü” demektir. Buradaki good miktarı güçlendirir: ahlaken “iyi” değil, “kayda değer” anlamındadır. Bu ifade sayıyı bilinçli olarak açık bırakır. Grubun dikkate alınacak kadar büyük olduğunu düşündürür, ancak yarıdan fazlasının bu tanıma uyduğunu iddia etmez. Cümlede are not, daha önce belirtilen tanımı zaten anlaşıldığı için tekrar etmez.
Alıştırma
Hangi cümle, yarıdan fazlasının katıldığını iddia etmeden sakinlerin kayda değer bir bölümünün katıldığını söyler?
- Only a few of the residents joined the cleanup.
- A good portion of the residents joined the cleanup.
- Most of the residents joined the cleanup.
Cevabı göster
A good portion of the residents joined the cleanup.
from the consequences of one's own inner emotional turmoil
2:24gönüllü olarak kendini geri çekmesi,
retiring oneself voluntarily: kendi isteğiyle geri çekilmek
Burada retiring oneself voluntarily, olası bir ilişkiden ya da durumdan kendi isteğiyle çekilmeyi seçmek demektir. Retiring dönüşlü bir nesneyle kullanılmıştır: kişi, başkası tarafından uzaklaştırılmak yerine kendisini bilinçli olarak geri çeker. Bu ifade bir kariyeri sona erdirmek anlamına gelmez. Cümle, kişinin içindeki duygusal çalkantının hem başkalarına hem de kendisine zarar vermesini önlemenin bir yolu olarak gönüllü geri çekilmeyi sunar.
Alıştırma
Modern İngilizceyle başka türlü ifade edildiğinde bu cümledeki retiring oneself voluntarily ne anlama gelir?
- Normal emeklilik yaşında ücretli bir kariyeri bırakmak
- Başka biri tarafından bir görevden alınmak
- Bir ilişki ya da durumdan kendi isteğiyle çekilmeyi seçmek
Cevabı göster
Bir ilişki ya da durumdan kendi isteğiyle çekilmeyi seçmek
Being alone means not inflicting yourself on others. Deyimler
2:32Yalnız olmak, kendini başkalarına dayatmamak demektir.
inflicting yourself on others: kendi varlığını bir yük gibi göstermek
Inflicting yourself on others bilinçli olarak sert kurulmuş bir benzetmedir. Olağan yapı inflict something harmful on someone biçimindedir; burada yourself zararlı şeyin yerini alır. Böylece konuşan kişi kendi varlığını, sorunlarını veya davranışlarını başkalarına zorla yüklenen bir sıkıntı gibi gösterir. Bu cümlede ifade, yalnız kalmaya ilişkin öz eleştirel ve acı bir mizah taşıyan bakışı destekler: yalnızlık, başkalarını sizinle uğraşmak zorunda kalmaktan korumak gibi sunulur. Fiziksel bir yaralanmayı anlatmaz.
Alıştırma
not inflicting yourself on others ifadesi hangi tutumu aktarır?
- Başka insanlara fiziksel olarak saldırdığını söyler.
- Sakin hobileri tercih ettiğini tarafsız biçimde açıklar.
- Kendi arkadaşlığını ağır bir öz eleştiriyle yük gibi gösterir.
Cevabı göster
Kendi arkadaşlığını ağır bir öz eleştiriyle yük gibi gösterir.
It spares you from constant reminders of how difficult and strange you are. Kalıp ifadeler
2:36Bu, ne kadar zor ve tuhaf olduğunuzun size sürekli hatırlatılmasından sizi kurtarır.
spares you from: birini hoş olmayan bir deneyimden kurtarmak
Burada spares you from, hoş olmayan bir şeyi “yaşamak zorunda kalmanı önler” anlamına gelir. Yalnız olmak, kişinin kusurlarının sürekli hatırlatılmasıyla yüzleşmesini engelleyen bir durum olarak sunulur. Başka durumlara aktarılabilen kalıp spare + kişi + from + isim veya -ing biçimidir. Örneğin spare someone from embarrassment ve spare us from waiting. Bu anlamda spare bir fiildir; “fazladan” veya “boşta” anlamındaki sıfat değildir.
Alıştırma
Cümleyi spare fiilinin geçmiş zaman biçimi ve gerekli edatla tamamlayın: Last week, the clear instructions ____ us ____ making the same mistake twice.
Cevabı göster
spared · from
record your antics, and constantly make you accountable for them. Notlar
2:42ve sürekli olarak bunlardan sizi sorumlu tutacak kimse yoktur.
hold a mirror up: davranışı görünür hâle getirmek
Burada hold a mirror up mecazidir: başka biri kendi davranışlarını ve kusurlarını açıkça görmeni sağlar. Ardından gelen tuhaf hareketleri kaydetme ve hesap verme talep etme eylemleri, bu “aynanın” neyi gösterdiğini açıklar. Yaygın ve daha eksiksiz kalıp hold up a mirror to someone or something şeklindedir. Altyazıda hedef bağlamdan anlaşıldığı için ifade up sözcüğünden sonra biter.
Alıştırma
Bu cümlede mecaz ne anlama geliyor? The honest review held up a mirror to the company's careless habits.
- Şirketi kamuoyunun eleştirisinden korudu.
- Şirketin kendi davranışlarını açıkça görmesini sağladı.
- Şirketten gerçek bir ayna satın almasını istedi.
Cevabı göster
Şirketin kendi davranışlarını açıkça görmesini sağladı.
Şakacı veya Sorun Çıkaran Davranışlar İçin Antics
Burada antics, bir kişinin yaptığı dikkat çekici, aptalca, abartılı veya biraz sorun çıkaran davranışları ifade eder. Your antics, eğlenmiş ya da hafifçe eleştirel bir yargı taşır; bu nedenle your actions ifadesinden daha güçlü ve daha az tarafsızdır. Antics normalde çoğul kullanılır. Tek başına ciddi bir yanlış yapıldığını göstermez; temel fikir, şakacı, tuhaf veya aptalca göründüğü için dikkat çeken davranıştır.
Alıştırma
Örnekteki antics sözcüğüne en uygun açıklama hangisidir?
- Hiçbir tutum katılmadan anlatılan sıradan eylemler
- Polise bildirilmesi gereken ciddi bir suç
- Eğlenerek veya hafifçe eleştirilerek değerlendirilen dikkat çekici, aptalca ya da sorun çıkaran davranış
Cevabı göster
Eğlenerek veya hafifçe eleştirilerek değerlendirilen dikkat çekici, aptalca ya da sorun çıkaran davranış
Make Someone Accountable for Something: Birini Bir Şeyden Sorumlu Tutmak
Make someone accountable for something, bir kişiyi bir şeyin sorumluluğunu üstlenmeye, açıklama yapmaya ve muhtemelen sonuçlarla karşılaşmaya zorlamak veya mecbur kılmak demektir. Burada make you accountable for them, diğer kişinin kendi davranışlarını görmezden gelmene izin vermeyeceğini anlatır. Yapı make + person + accountable + for + action, decision, or result şeklindedir. Accountable kişiyi tanımlayan bir sıfattır; for ise sorumluluğun ilgili olduğu konuyu getirir.
Alıştırma
Cümleyi make ... accountable for ile tamamlayın: The new policy will ____ managers ____ any data breach.
Cevabı göster
make · accountable for
If you're lucky, you'll be able to tolerate and even like yourself Dilbilgisi
2:46Eğer şanslıysanız, yalnız olduğunuzda
if you're on your own. Kalıp ifadeler
2:50kendinize tahammül edebilir, hatta kendinizi sevebilirsiniz.
If you're lucky, you'll be able to ...: gerçek bir gelecek koşulu
Bu cümlede If you're lucky, konuşanın gerçekten mümkün gördüğü bir koşulu sunar. Ana cümledeki you'll be able to ..., koşul gerçekleşirse ortaya çıkabilecek gelecekteki yeterliliği anlatır. Bu gerçek gelecek koşulu kalıbında if yan cümlesinde geniş zaman (you're), ana cümlede ise will + fiilin yalın hâli (you'll be) kullanılır. if yan cümlesinde normalde will kullanılmaz. Sondaki if you're on your own, sonucun geçerli olduğu durumu ayrıca belirtir.
Alıştırma
if yan cümlesinde have, sonuç bölümünde ise you will be able to ifadesinin kısaltmasını kullanarak gerçek gelecek koşulunu tamamlayın: If you ____ enough time, ____ finish before dinner.
Cevabı göster
have · you'll be able to
on your own: bu cümlede yalnız olmak
Burada on your own, yanında başka biri olmadan yalnız olmak anlamına gelir. Çevredeki fikir bir eş veya arkadaş olmadan bulunmakla ilgilidir; bu yüzden ifade bir işin nasıl tamamlandığını değil, kişinin yanında kimin olduğunu anlatır. Aynı ifade yardım almadan anlamına da gelebilir. Bağlama bakarak Yanında kim var? veya Sana kim yardım etti? sorularından hangisini yanıtladığını belirleyin.
Alıştırma
Cümleyi okuyun ve on her own ifadesinin anlamını seçin: Maya's roommates are away, so she's spending the weekend on her own.
- Kendisine ait bir şeyi kullanarak
- Yalnız, ev arkadaşları yanında değil
- Bir işi yaparken yardım almadan
Cevabı göster
Yalnız, ev arkadaşları yanında değil
Relationships spoil love. ifadesini beklentiye aykırı bir tez olarak kullanmak
“Relationships spoil love.” kısa ve genel beklentiye aykırı bir tezdir: insanlar normalde bir ilişkinin aşkı desteklemesini beklerken bu cümle relationships ile love kavramlarını çatışabilecek güçler olarak sunar. Burada spoil, “zarar vermek veya daha kötü hâle getirmek” anlamındadır. Cümle kısa, sınırlandırılmamış ve geniş zamanda olduğu için bölüm başlığı ya da açılış iddiası gibi işlev görür. Amacı şaşırtmak ve ardından gelecek gerekçeleri hazırlamaktır; her ilişkinin aşka zarar verdiğini kanıtlamak değildir.
Alıştırma
Bu bağlamda “Relationships spoil love.” cümlesinin temel söylem işlevi nedir?
- Her ilişki için geçerli, dikkatle kanıtlanmış bir kural bildirir.
- Sonraki tartışmanın geliştirebileceği sarsıcı bir tez sunar.
- Bir ilişkiyi geliştirmek için adım adım talimat verir.
Cevabı göster
Sonraki tartışmanın geliştirebileceği sarsıcı bir tez sunar.
It may be better to feel alone and be denied sex Dilbilgisi
2:55Bir ilişki dışındayken yalnız hissetmek ve cinsel birliktelikten mahrum kalmak,
outside of a relationship than inside one.
2:58ilişki içindeyken bunları yaşamaktan daha iyi olabilir.
better to feel alone ... outside of a relationship than inside one karşılaştırması
may be better to ... than ... kalıbı, istenmeyen iki durumu karşılaştırır ve ilkinin tercih edilebilir olduğunu söyler. Burada iki tarafta da anlaşılan deneyim feel alone and be denied sex ifadesidir: bunun bir ilişkinin dışında yaşanması, ilişkinin içinde yaşanmasına tercih edilir. Better burada “iyi” demek değildir; bu karşılaştırmada “daha az kötü” demektir. Outside of ve inside fiziksel bir yeri değil, kişinin bir ilişki içinde olup olmadığını belirtir. One, a relationship ifadesinin yerini alır; bu nedenle inside one, inside a relationship anlamına gelir ve tekrarı önler.
Alıştırma
Cümleyi better to ... than ... kalıbıyla tamamlayın: It may be ____ ask for help ____ hide a serious mistake.
Cevabı göster
better to · than
One thing the single are never denied is hope. Dilbilgisi
3:02Bekarlardan asla esirgenmeyen tek şey umuttur.
One thing ... is hope: tek bir sonucu öne çıkarma
One thing + ilgi cümleciği + is + odak yapısı, daha geniş bir tartışmadan tek bir sonucu seçer ve vurgu için sona yerleştirir. the single are never denied sözleri, that'in atıldığı bir ilgi cümleciğidir: One thing (that) the single are never denied is hope. Burada the single, bekâr insanları ifade eder. deny someone something edilgen yapıldığında onlar o şeyden asla mahrum bırakılmayan kişilerdir; odaklanan şey hope sözcüğüdür. Umudu reddedenler onlar değildir.
Alıştırma
One thing + ilgi cümleciği + is + odak yapısını tamamlayın: ____ the new schedule has improved ____ communication.
Cevabı göster
One thing · is
All this isn't to say that being alone is without problems. Notlar
3:06Tüm bunlar yalnız olmanın sorunsuz olduğu anlamına gelmez.
All this isn't to say that: bir sonucu sınırlama
All this isn't to say that + yan cümle bağlantısı, önceki tartışmadan aşırı kesin bir sonuç çıkarılmasını engeller. Bu cümlede, yalnız olmayı savunan önceki noktalar, yalnız olmanın hiç sorunu olmadığı iddiası olarak anlaşılmamalıdır. Bu bağlantı önceki görüşü silmez. Görüşün kapsamını sınırlar, bir güçlüğü kabul eder ve tartışmanın diğer tarafına geçiş sağlar.
Alıştırma
Çevrim içi eğitimin üç yararını sıraladıktan sonra, hangi cümle okurların bunun hiç dezavantajı olmadığı sonucuna varmasını en iyi şekilde engeller?
- All this shows that studying online has no drawbacks.
- All this is to say that studying online has no drawbacks.
- All this isn't to say that studying online has no drawbacks.
Cevabı göster
All this isn't to say that studying online has no drawbacks.
isn't ... is without problems: iç içe olumsuzluğu anlamak
This isn't to say that X kalıbında isn't, X iddiasında bulunma eyleminin tamamını olumsuzlar. Buradaki X, being alone is without problems önermesidir; without problems ise 'having no problems' demektir. Bu yüzden iki olumsuzluk aynı yan cümle içinde basitçe birbirini götürmez. Yazar, yalnızlığın hiç sorunu olmadığı yönündeki kesin iddiayı reddeder ve yalnız olmanın yine de sorunları olabileceğini kabul eder.
Alıştırma
All this isn't to say that being alone is without problems cümlesinin anlamını en iyi hangi seçenek ifade eder?
- Yazar yalnız olmanın sorunlarını tartışmayı reddediyor.
- Yalnız olmanın yine de sorunları olabilir.
- Yalnız olmanın hiçbir sorunu yoktur.
Cevabı göster
Yalnız olmanın yine de sorunları olabilir.
There are, of course, drawbacks to both states,
3:09Elbette her iki durumun da dezavantajları vardır:
the one ... the other ile paralel eksilti
The one ve the other, az önce belirtilen iki duruma gönderme yapar: the one, being single; the other ise being in a couple anlamına gelir. Tam olarak iki durum olduğu için bu ikili, ifadelerin tamamını tekrarlamadan her duruma farklı bir dezavantaj bağlar. Bu parçada there is veya there are drawbacks gibi tekrarlanan ifadeler atılmıştır. Tam biçimiyle bir durumda yalnızlık, diğerinde ise boğulmuşluk hissi, öfke ve hayal kırıklığı bulunduğu anlamına gelir. Bu eksilti, karşılaştırmayı kısa ve dengeli yapar.
Alıştırma
Karşıtlığı the one ... the other ikilisiyle tamamlayın. Cümle şehir merkezinde yaşamakla kırsalda yaşamayı karşılaştırıyor: More excitement in ____, more peace and quiet in ____.
Cevabı göster
the one · the other
The truth is, we're simply not terribly good at being happy, Notlar
3:19Gerçek şu ki, ilişki durumumuz ne olursa olsun,
Ana sonucu işaret eden The truth is,
“The truth is,” önceki ayrıntılardan konuşanın asıl ve daha açık sözlü sonuç olarak gördüğü noktaya geçiş yapan bir söylem belirtecidir. Burada “we're simply not terribly good at being happy” ifadesini tartışmanın ardındaki daha temel nokta olarak çerçeveler. Konuşanın değerlendirmesini kendinden emin biçimde sunar; ancak “the truth” sözleri, ardından gelen iddiayı kendiliğinden nesnel olarak kanıtlamaz.
Alıştırma
Bu cümlede “The truth is,” ne işe yarıyor?
- Bir sonraki iddianın nesnel bir gerçek olduğunu kanıtlar.
- Konuşanın ana ve açık sözlü bir sonuca geçtiğini belirtir.
- Savı etkilemeyen önemsiz bir örnek sunar.
Cevabı göster
Konuşanın ana ve açık sözlü bir sonuca geçtiğini belirtir.
not terribly good at: ölçülü bir olumsuz değerlendirme
“not terribly good at”, kişinin bir alanda becerisinin zayıf olduğunu belirtir; yalnızca “olağanüstü iyi değil” şeklindeki kelimesi kelimesine düşünceden daha olumsuzdur. “good at being happy” yapısında “at” edatını “being” -ing biçimi izler. Burada “terribly”, “very” anlamına gelir ama “not terribly good” olumsuz ifadesinin içinde yer alır. Bu nedenle bütün ifade, ölçülü bir “not very good” gibi işlev görür. “terrible at” ifadesinden daha yumuşaktır, fakat değerlendirme yine de açıkça olumsuzdur.
Alıştırma
Bir kişi “I'm not terribly good at remembering names.” diyor. Büyük olasılıkla ne demek istiyor?
- İsimleri hatırlama konusunda mükemmeldirler.
- İsimleri hatırlamakta sık sık zorlanırlar.
- İsimleri hatırlama konusunda berbat değillerdir ve oldukça iyi olabilirler.
Cevabı göster
İsimleri hatırlamakta sık sık zorlanırlar.
whatever our relationship status: koşuldan bağımsızlığı anlatan yapı
Burada whatever + isim öbeği, “ismin belirttiği kesin durum veya değer ne olursa olsun” anlamına gelir. Whatever our relationship status; bekâr olmayı, biriyle çıkmayı veya bir partnere sahip olmayı kapsar, dolayısıyla ana ifade her durumda geçerlidir. Virgülle ayrılan bu öbek bir ödünleme koşulu ekler: ilişki durumunun değişmesi sonucu değiştirmez. Bu yapı regardless of + isim öbeği gibi işlev görür.
Alıştırma
Cümleyi “yaşın ne olursa olsun” anlamına gelen tek kelimelik yapıyla tamamlayın: ____ your age, you need a ticket.
Cevabı göster
Whatever
which is ultimately an argument for neither rushing too fast into a couple Dilbilgisi
3:25ki bu da sonuçta bir ilişkiye girmek için çok acele etmemek
nor rushing too fast out of one.
3:30ve ilişkiden çıkmak için de çok acele etmemek gerektiğinin bir kanıtıdır.
neither rushing ... nor rushing ...: iki uç noktayı da reddetmek
Neither ... nor ... iki alternatifi birbirine bağlar ve ikisini de olumsuz yapar. Burada rushing too fast into a couple ve rushing too fast out of one biçimindeki paralel ulaç öbeklerini bağlar; dolayısıyla sav, her iki acele etme biçimini de reddeder. Cümle, insanların hiçbir zaman ilişkiye başlamaması veya ilişkiden ayrılmaması gerektiğini söylemez. Temel sınır too fast ifadesidir: uyarı, iki değişiklikten birini aceleyle yapmaya yöneliktir. One, tekrarı önlemek için a couple yerine kullanılır.
Alıştırma
İki seçeneği de reddeden ikili yapıyla cümleyi tamamlayın: The committee recommends ____ raising prices ____ reducing quality.
Cevabı göster
neither · nor