Dilinize dolanan o şarkılar: Kulak kurtları - Elizabeth Hellmuth Margulis: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
645 kelime 158 kel/dk

Video özeti: Video, kısa müzik parçalarının neden istemsizce zihinde tekrarlanan melodilere dönüştüğünü, tekrarın ve kayıt teknolojilerinin bu etkiyi nasıl güçlendirebileceğini ve sıradaki notayı beklemenin tanıdık bir ezgiyi bellekte neden döngüde tutabileceğini inceliyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. tunes to get stuck in our heads. — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Müziğin kişinin isteği dışında zihinde tekrarlanmasını anlatan bu temel mecazı kavrayın; aynı kalıbı anıların, düşüncelerin veya fikirlerin zihinde kalıp uzaklaştırılmasının güç olduğu durumlarda doğal biçimde kullanın. 2. perhaps exacerbated by recording technology, — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: exacerbated by ifadesini, belirli bir nedenin mevcut bir sorunu veya olguyu daha ciddi hâle getirdiğini belirten resmî bir kullanım olarak tanıyın; özellikle akademik, bilimsel, tıbbi ve politik açıklamalarda doğru yorumlayın. 3. just shake it off. — Öbek fiiller: shake it off ifadesini eleştiri, mahcubiyet, stres veya kötü ruh hâlinin etkisinde kalmak yerine bunları atlatmayı anlatmak için kullanın; ayrıca açıklamayı bitiren esprili Taylor Swift göndermesini anlayın.

Bu derste

Have you ever been waiting in line at the grocery store, Notlar

0:06

Hiç markette sırada beklerken,

Dilbilgisi

Have you ever been waiting ...? ile devam eden bir sahne kurmak

"Have you ever ...?", dinleyicinin bugüne kadar belirli bir deneyim yaşayıp yaşamadığını sorar. Bu cümlede "been waiting" ile birleştiği için deneyim, zaten devam etmekte olan bir etkinliğin içinden görülür: kişi yalnızca tamamlanmış bir bekleyişten söz etmez, beklemenin tam ortasındadır. Bekleme, hayal edilen anda sürmektedir; ancak şimdi de devam ediyor olması gerekmez. Bu kalıp açılış sorusu olarak kullanıldığında bir sahne kurar ve dinleyiciyi kendisini o sahnede hayal etmeye çağırır. Bir etkinliğin ortasında olma durumu önemliyse ve ardından başka bir olay ya da ayrıntı gelecekse "Have you ever been + -ing ...?" kalıbını kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Otobüs bekleme sürerken yaşanan bir olayı anlatmaya başlamak istiyorsunuz. Devam eden sahneyi en iyi hangi başlangıç kurar?

  1. Have you ever been waiting for a bus when a stranger started talking to you?
  2. Did you wait for a bus yesterday?
  3. Have you ever waited for a bus?
Cevabı göster

Have you ever been waiting for a bus when a stranger started talking to you?

Kalıp ifadeler

waiting in line: Amerikan İngilizcesindeki yaygın kuyrukta bekleme ifadesi

"Wait in line", sıranız gelene kadar diğer insanlarla düzenli bir kuyrukta beklemek anlamına gelir. "Waiting in line" ifadesinde "waiting" -ing biçimidir ve "in line" kişinin kuyruktaki konumunu belirtir. "Line", "wait" fiilinin doğrudan nesnesi değildir ve ifade çizilmiş bir çizginin üzerinde bulunmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi "bir kuyruğun parçası olarak" anlamına gelen standart Amerikan İngilizcesi ifadesiyle tamamlayın: We had to wait ____ for tickets.

Cevabı göster

in line

innocently perusing the magazine rack, Kelime

0:09

masumca dergi rafını incelerken,

Kelime

innocently perusing the magazine rack: anlam ve dil düzeyi

Bu ifadede perusing, raftaki dergilere göz gezdirmek ya da onları incelemek anlamına gelir. looking through ifadesinden daha resmî duyulur; bağlama göre dikkatli okumayı veya acele etmeden göz gezdirmeyi anlatabilir. Innocently burada zararsız bir biçimde ve sıra dışı bir şey beklemeden demektir; “hukuken suçsuz” anlamında değildir. Biraz yüksek üsluplu bu söz seçimi, sıradan bir eylemi şakacı bir ciddiyetle anlatır.

Alıştırma

Burada innocently perusing the magazine rack ne anlatıyor?

  1. Her dergiyi başkalarına yüksek sesle okumak.
  2. Dergi okumanın hukuken izinli olduğunu kanıtlamak.
  3. Sıra dışı bir şey beklemeden dergilere göz gezdirmek ve bunu biraz resmî bir üslupla anlatmak.
Cevabı göster

Sıra dışı bir şey beklemeden dergilere göz gezdirmek ve bunu biraz resmî bir üslupla anlatmak.

when a song pops into your head? Notlar

0:12

aklınıza aniden bir şarkının takıldığı oldu mu?

Anlatım akışı

when a song pops into your head: ani bir olayı tanıtma

Önceki eylemler devam eden bir arka plan kurar: sırada beklemek ve dergilere göz gezdirmek. when ile başlayan bölüm, bu sahneyi birden kesen veya değiştiren olayı tanıtır: insanın aklına bir şarkı gelir. Bu, hikâye anlatırken sık kullanılan bir kalıptır: devam eden arka plan + when + daha kısa ve ani olay. Burada when, “ve tam o sırada” gibi çalışır; başka bir uzun arka plan eylemi eklemez.

Alıştırma

Hangi cümlede devam eden bir arka planın ardından when ile ani bir olay anlatılıyor?

  1. I was reading on the train because someone called my name.
  2. I was reading on the train unless someone called my name.
  3. I was reading on the train when someone called my name.
Cevabı göster

I was reading on the train when someone called my name.

Öbek fiiller

pops into your head: bir düşüncenin birden akla gelmesi

Burada pops into your head, “düşüncelerinde birden belirir” demektir. Şarkı fiziksel olarak başının içine girmez; melodisi, onu düşünmeye karar vermeden aklına gelir. Ortaya çıkan şey dil bilgisel öznedir; “An idea popped into my head.” örneğinde olduğu gibi. something pops into someone’s head kalıbını hızlı ve beklenmedik biçimde beliren bir melodi, isim, anı veya fikir için kullanabilirsin.

Alıştırma

“Düşüncelerimde birden belirdi” anlamına gelen ifadeyle cümleyi tamamla: While I was drawing, a new character idea ____.

Cevabı göster

popped into my head

Not the whole song, but a fragment of it Anlatım akışı

0:14

Şarkının tamamı değil, küçük bir parçası

Anlatım akışı

Not the whole song, but ...: daha dar bir ifadeyle düzeltme

Not X, but Y kalıbı önce X’i reddeder, sonra onun yerine Y’yi koyar. Burada X “the whole song”, Y ise “a fragment of it” olduğundan konuşmacı sözünü ettiği miktarı daraltır. Bu kullanımda but karşıt bir görüş sunmaz. Bir düzeltme işareti verir: “o geniş açıklama değil, bu daha kesin açıklama.” Bu yapı, dinleyiciyi beklenen bir yorumdan uzaklaştırarak bilgiyi düzenler.

Alıştırma

Bu cümlede Not the whole song, but a fragment of it ne işe yarıyor?

  1. Geniş bir düşünceyi reddeder ve yerine daha dar, daha kesin bir düşünce koyar.
  2. İlk bilgiyle ilgisiz ikinci bir bilgi ekler.
  3. Şarkının tamamıyla bir parçasının aynı şey olduğunu söyler.
Cevabı göster

Geniş bir düşünceyi reddeder ve yerine daha dar, daha kesin bir düşünce koyar.

that plays and replays until you find yourself Dilbilgisi

0:16

siz kendinizi sebzeleri ritme uygun yerleştirirken bulana dek

Dilbilgisi

İlgi cümleciği olarak that plays and replays

That plays and replays, a fragment of it ifadesini niteleyen bir ilgi cümleciğidir. İlgi zamiri that, fragment sözcüğünü gösterir; dolayısıyla tekrar tekrar çalan şey şarkının tamamı değil, bu parçadır. Bu cümlecik, parçanın ne yaptığını isim öbeğinin içine yerleştirerek fragment sözcüğünü daha belirgin ve gözde canlandırması daha kolay hâle getirir. Plays and replays, aynı parçanın tekrar tekrar çaldığını vurgular.

Alıştırma

That plays and replays ifadesinin fragment sözcüğünü nitelediği gibi, hangi isim öbeğinde that cümleciği message sözcüğünü niteler?

  1. the message that appears every morning
  2. the message appears every morning
  3. that the message appears every morning
Cevabı göster

the message that appears every morning

unloading the vegetables in time to the beat. Kalıp ifadeler

0:20

çalmaya ve tekrar etmeye devam eder.

Dilbilgisi

Planlanmamış bir eylem için until you find yourself + -ing

Until, bir durum devam ettikten sonra ulaşılan noktayı belirtir. Until you find yourself unloading ifadesinde you find yourself unloading, zaten bir şeyleri boşaltmakta olduğunu fark etmen anlamına gelir. İfadenin tamamı bu eylemi bilinçli bir karar yerine beklenmedik veya planlanmamış bir sonuç olarak sunar. Find yourself burada kelime anlamıyla kendini bulmak demek değildir. Kişinin yaptığını fark ettiği eylemi anlatmak için ardından -ing biçimi gelir.

Alıştırma

Cümleyi find oneself + -ing yapısının geçmiş zamanıyla tamamla: Mia kept watching until she ____ cheering for the team.

Cevabı göster

found herself

Kalıp ifadeler

in time to the beat: ritimle birlikte hareket etmek

In time to the beat, bir hareketin ritimle uyumlu olduğunu, yani her hareketin müziğin vuruşuyla birlikte gerçekleştiğini anlatır. Buradaki in time, bir şeyi çok geç olmadan yapmak değil, ritmik uyum anlamına gelir. to the beat sözleri, hareketin hangi ritme uyduğunu belirtir.

Alıştırma

"The players marched in time to the drumbeat." cümlesinde in time to the drumbeat ne anlama gelir?

  1. Ritimle eş zamanlı yürüdüler.
  2. Planlanan saatte başladılar.
  3. Müzik başlamadan önce geldiler.
Cevabı göster

Ritimle eş zamanlı yürüdüler.

You've been struck by an earworm, Deyimler

0:23

Bir 'kulak kurdu' (earworm) tarafından vuruldunuz,

Deyimler

You've been struck by an earworm: akla takılan bir melodi

Earworm, akılda kalıcı bir melodinin veya şarkının kısa bir bölümünün zihinde sürekli tekrarlanmasıdır. Bu bir benzetmedir, gerçek bir solucan değildir. You've been struck by, bu deneyimin ani ve kontrolünüz dışında görünmesini sağlamak için present perfect edilgen yapısını kullanır. Sonuç şu anda da sürer: melodi dikkatinizi çekmiştir ve zihninizde tekrarlanmaya devam eder.

Alıştırma

Burada "You've been struck by an earworm" ne anlama gelir?

  1. Bir melodi zihninde tekrarlanmaya başladı.
  2. Kulağına bir böcek girdi.
  3. Bir müzik aleti sana çarptı.
Cevabı göster

Bir melodi zihninde tekrarlanmaya başladı.

and you're not alone.

0:26

ve yalnız değilsiniz.

Over 90% of people are plagued by earworms at least once a week, Deyimler

0:27

İnsanların %90'ından fazlası haftada en az bir kez kulak kurtlarının musallatına uğruyor,

Deyimler

are plagued by earworms: sürekli sıkıntı çekmek

are plagued by earworms ifadesindeki are plagued by, “bir şey yüzünden tekrar tekrar veya sürekli sıkıntı çekmek” anlamına gelen edilgen bir yapıdır. Sıkıntının kaynağı earworms, yani akıldan çıkmayan melodilerdir; ifade insanların gerçekten veba hastalığına yakalandığı anlamına gelmez. Bu güçlü ve olumsuz söz seçimi, zihne takılan şarkıları istenmeyen ve kurtulması zor bir şey olarak gösterir. Genel olarak be plagued by + sorun yapısı, bir kişinin veya şeyin can sıkıcı bir sorundan tekrar tekrar etkilendiğini anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle kalıcı bir sorunu anlatmak için be plagued by ifadesini doğal biçimde kullanıyor?

  1. The town was plagued by repeated power outages.
  2. The town was plagued by a single friendly greeting.
  3. The town was pleased by repeated power outages.
Cevabı göster

The town was plagued by repeated power outages.

and about a quarter of people experience them several times a day.

0:32

ve yaklaşık dörtte biri bunları günde birkaç kez yaşıyor.

They tend to burrow in during tasks that don't require much attention, Kalıp ifadeler

0:37

Bunlar, fazla dikkat gerektirmeyen işler sırasında zihnimize sızma eğilimindedir,

say when waiting on water to boil or a traffic light to change. Ton ve niyet

0:41

örneğin suyun kaynamasını veya trafik ışığının değişmesini beklerken.

Kalıp ifadeler

They tend to burrow in: eğilim ve mecaz

Tend to + fiilin yalın hâli, her seferinde olan bir şeyi değil, olağan bir eğilimi veya olasılığı anlatır. Burada They, earworms ifadesine gönderme yapar; burrow in ise bunların zihnin içine doğru ilerleyip oraya yerleşmesini mecazi olarak canlandırır. Birlikte, They tend to burrow in, fazla dikkat gerektirmeyen bu anlarda akla takılan melodilerin sıklıkla zihne yerleştiğini, ancak bunun istisnaları olabileceğini anlatır. İfade, kesin bir neden-sonuç kuralını değil, bir eğilimi belirtir.

Alıştırma

Bu bağlamda They tend to burrow in ifadesinin en doğru yorumu hangisidir?

  1. Her seferinde olmasa da sıklıkla zihnin içine doğru ilerlerler.
  2. Her seferinde fiziksel olarak çukur kazarlar.
  3. Fazla dikkat gerektirmeyen işleri doğrudan onlar oluşturur.
Cevabı göster

Her seferinde olmasa da sıklıkla zihnin içine doğru ilerlerler.

Ton ve niyet

Örnek belirleyicisi olarak say when ...

Buradaki say, “konuşmak” değil, “örneğin” ya da “şu durumu ele alalım” anlamına gelir. Örnek durumları tanıtan bir söylem belirleyicisidir. say when ... kalıbında say, olası bir zamanı veya durumu örnek olarak seçer. Cümle daha sonra iki örnek verir: suyun kaynamasını beklemek ve trafik ışığının değişmesini beklemek.

Alıştırma

Bu cümlede say ne işe yarıyor: “Pick a quiet activity, say drawing a map”?

  1. drawing a map ifadesini olası bir örnek olarak tanıtır.
  2. drawing a map etkinliğinin biri konuşurken yapılması gerektiğini gösterir.
  3. Birine drawing a map sözlerini yüksek sesle söylemesini emreder.
Cevabı göster

drawing a map ifadesini olası bir örnek olarak tanıtır.

This phenomenon is one of the mind's great mysteries. Anlatım akışı

0:45

Bu fenomen, zihnin büyük gizemlerinden biridir.

Anlatım akışı

This phenomenon is one of the mind's great mysteries: bilimsel bir konuyu çerçevelemek

This phenomenon, daha önce anlatılan deneyimi tek bir ad altında toplar. Böylece konuşmacı günlük örnekleri sıralamayı bırakıp hepsini tek bir konu olarak ele alabilir. Konuyu one of the mind's great mysteries olarak adlandırmak, onu hâlâ açıklanması gereken önemli bir soru olarak yeniden çerçeveler ve bilimsel tartışmaya geçiş sağlar. One of, bunun daha geniş bir gizem grubuna ait olduğunu belirtir; tek ya da mutlaka en büyük gizem olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlenin bilimsel bir açıklamadaki temel düzenleme işlevi nedir?

  1. Zihnin yalnızca bir gizemi olduğunu iddia eder.
  2. Önceki deneyimi özetler ve bilimsel tartışmaya uygun bir soru olarak yeniden çerçeveler.
  3. Gizemin zaten çözüldüğünü duyurur.
Cevabı göster

Önceki deneyimi özetler ve bilimsel tartışmaya uygun bir soru olarak yeniden çerçeveler.

Scientists don't know exactly why it's so easy for tunes to get stuck in our heads. Notlar

0:49

Bilim insanları melodilerin kafamıza takılmasının neden bu kadar kolay olduğunu tam olarak bilmiyorlar.

Dilbilgisi

it's so easy for tunes to...: It is + sıfat + for + isim + to-infinitive kalıbı

It is + adjective + for + noun + to-infinitive kalıbı bir eylemi veya durumu değerlendirir. It biçimsel bir öznedir; asıl değerlendirilen içerik for tunes to get stuck in our heads bölümüdür. Burada so easy değerlendirmeyi verir, for tunes eylemi yapan veya yaşayan şeyi belirtir, to get stuck... ise eylemi adlandırır. Bu kalıp hard, important veya unusual gibi sıfatlarla da kullanılabilir.

Alıştırma

Değerlendirme kalıbındaki eksik iki yapı sözcüğünü tamamlayın: It is difficult ____ young children ____ ignore a catchy tune.

Cevabı göster

for · to

Deyimler

tunes ... get stuck in our heads: zihinde tekrar edip duran bir melodi

Get stuck in someone's head, bir şeyin o kişinin zihninde, çoğu zaman kişi bunu istemeden, tekrar tekrar dönmesi demektir. Cümlede melodiler fiziksel olarak herhangi bir yere sıkışmış değildir. Özne çoğunlukla bir melodi, şarkı, reklam müziği, ifade veya akılda kalıcı başka bir sestir. Bu durumu yaşayan kişiye göre iyelik sözcüğünü değiştirin: stuck in my head, her head veya our heads.

Alıştırma

Melodinin konuşanın zihninde tekrar edip durduğunu belirten kalıplaşmış ifadeyle cümleyi tamamlayın: After the show, the tune was ____ all evening.

Cevabı göster

stuck in my head

From a psychological perspective, Anlatım akışı

0:55

Psikolojik bir perspektiften bakıldığında,

earworms are an example of mental imagery. Kelime

0:57

kulak kurtları zihinsel imgelerin bir örneğidir.

Anlatım akışı

From a psychological perspective: bir analiz bakış açısı sunmak

From a psychological perspective, dinleyiciye sonraki ifadeyi hangi çerçeveyle değerlendirmesi gerektiğini söyler. Konuyu değiştirmek yerine açıklamayı psikoloji alanına taşır. From a/an + sıfat + perspective kalıbı genellikle cümlenin başında kullanılır. Burada perspective, fiziksel bir bakış açısını değil, bir şeyi analiz etme veya anlama biçimini ifade eder.

Alıştırma

İngilizce cümleyi “psikoloji yoluyla analiz edildiğinde” anlamındaki dört sözcüklük ifadeyle tamamlayın: ____, repeated routines can reduce anxiety.

Cevabı göster

From a psychological perspective

Kelime

earworms are an example of mental imagery: imagery işitsel de olabilir

Psikolojide mental imagery, ilgili görüntü, ses veya başka bir uyaran o anda algılanmıyor olsa bile zihinde oluşan duyuma benzer bir deneyimdir. Imagery sözcüğüne rağmen kavram yalnızca görüntülerle sınırlı değildir; hayal edilen sesleri ve diğer duyuları da içerebilir. earworms are an example of mental imagery ifadesi, zihinde tekrarlanan bir melodiyi dışarıdaki bir ses kaynağından gelen müzik olarak değil, işitsel bir zihinsel deneyim olarak sınıflandırır.

Alıştırma

Bu psikoloji bağlamında mental imagery kavramını en iyi hangi açıklama tanımlar?

  1. Bir görüntü veya ses hayal etmek gibi zihinde oluşan duyuma benzer bir deneyim
  2. Yalnızca edebiyatta kullanılan mecazlı veya betimleyici dil
  3. Yalnızca gözlerin o anda gördüğü bir görüntü
Cevabı göster

Bir görüntü veya ses hayal etmek gibi zihinde oluşan duyuma benzer bir deneyim

This imagery can be visual, Anlatım akışı

1:00

Bu imgeler görsel olabilir,

like when you close your eyes and imagine a red wagon,

1:02

gözlerinizi kapatıp kırmızı bir vagon hayal ettiğinizdeki gibi,

or it can be auditory,

1:05

veya işitsel olabilir,

like when you imagine the sound of a baby screaming

1:07

ağlayan bir bebeğin sesini hayal ettiğinizdeki gibi

or oil sizzling in a pan.

1:10

veya bir tavada cızırdayan yağın sesi gibi.

Anlatım akışı

This imagery can be visual ... or it can be auditory: bir sınıflandırma kalıbı

Bu cümle, imagery adlı genel bir kavramı iki türe ayırır. Tekrarlanan can be X ... or it can be Y kalıbı kategorileri paralel tutar: görsel imgeleme zihinde bir görüntü varmış gibi, işitsel imgeleme ise zihinde bir ses varmış gibi deneyimlenir. Ardından her like when yan cümlesi kendi kategorisine bir örnek verir. Bu “kategorileri adlandırıp sonra örneklendirme” kalıbı, soyut bir fikri açıkça anlatmaya yardımcı olur.

Alıştırma

Vurgulanan sınıflandırma kalıbını kullanarak cümleyi tamamlayın: A classroom signal ____ visual, like a raised hand, ____ auditory, like a bell.

Cevabı göster

can be · or it can be

Earworms are a special form of auditory imagery Kelime

1:12

Kulak kurtları işitsel imgelerin özel bir formudur

because they're involuntary. Kelime

1:16

çünkü istemsizdirler.

Kelime

işitsel imgelemenin özel bir biçimi

İşitsel imgeleme, gerçekte o ses mevcut değilken sesi zihninizde duyma deneyimidir. a special form of auditory imagery ifadesinde form “tür” anlamına gelir; dolayısıyla ifade, akla takılan şarkıları zihinsel ses deneyiminin bir türü olarak sınıflandırır. auditory sözcüğü işitme ve sesle ilgilidir; “bir izleyici kitlesiyle bağlantılı” anlamına gelmez. because yan cümlesi bu şarkıların neden özel olduğunu açıklar: kişi onları başlatmayı seçmeden, istemsizce ortaya çıkarlar.

Alıştırma

Hangi durum auditory imagery için en açık örnektir?

  1. Yakındaki bir hoparlörden müzik dinlemek
  2. Önünüzdeki kırmızı bir tabelaya bakmak
  3. Oda sessizken bir arkadaşınızın sesini hatırlamak
Cevabı göster

Oda sessizken bir arkadaşınızın sesini hatırlamak

Kelime

because they're involuntary: bilinçli kontrol dışında

Bu cümlede involuntary, kulak kurtlarının bilinçli bir seçim olmadan ortaya çıktığını ve tamamen kontrol altında olmadığını anlatır. because ile başlayan yan cümle, bu kontrol eksikliğini kulak kurtlarının özel bir işitsel imgeleme türü olmasının nedeni olarak verir. Bu, birinin istemediği hâlde müziği hayal etmeyi seçmesi demek değildir; zihinsel deneyimin kendiliğinden başlaması demektir.

Alıştırma

Cümlede involuntary, bir kulak kurdu hakkında ne anlatıyor?

  1. biri istemediği hâlde onu seçer
  2. biri onu planlar ve ne zaman başlayacağını kontrol eder
  3. bilinçli bir seçim veya tam kontrol olmadan ortaya çıkar
Cevabı göster

bilinçli bir seçim veya tam kontrol olmadan ortaya çıkar

You don't plug your ears and try to imagine who let the dogs out Kültür

1:18

Kulaklarınızı tıkayıp "who let the dogs out" şarkısını hayal etmeye çalışmazsınız,

or well, Ton ve niyet

1:22

ya da şey,

you probably don't.

1:23

muhtemelen yapmazsınız.

Kültür

Who Let the Dogs Out: bir şarkı adına gönderme

Who Let the Dogs Out, Baha Men tarafından kaydedilmiş tanınmış bir pop şarkısının adı ve tekrarlanan nakaratıdır. Buradaki who let the dogs out, köpekler hakkında gerçek bir soru sormak yerine bu şarkının adını belirtir. Anlatıcı, kolayca tanınan nakaratı esprili bir kulak kurdu örneği olarak kullanır: insanlar normalde kulaklarını tıkayıp onu özellikle hayal etmeye çalışmaz; melodi zihne kendiliğinden girebilir.

Alıştırma

Bu cümlede who let the dogs out ifadesinin temel işlevi nedir?

  1. Kulakları tıkamanın müziği hayal etmeye yardımcı olduğunu iddia eder.
  2. Bazı köpekleri hangi kişinin serbest bıraktığını ciddi biçimde sorar.
  3. Bilinen bir şarkıya, kulak kurdu örneği olarak esprili biçimde gönderme yapar.
Cevabı göster

Bilinen bir şarkıya, kulak kurdu örneği olarak esprili biçimde gönderme yapar.

Ton ve niyet

or well, you probably don't: mizahi bir anlık düzeltme

Or sözün yönünün değişmeye başladığını gösterir; well ise anlatıcının az önce söylediğini yeniden düşünmek için durakladığını belirten bir söylem işaretidir. Ardından gelen you probably don't önceki varsayımı geri çeker. Probably düzeltmeyi daha az kesin hâle getirir. İfade bütünüyle, önceki sözün yanlışlığını resmî biçimde kanıtlama girişimi değil, izleyiciyle paylaşılan kısa bir şaka gibi duyulur.

Alıştırma

Bu anlatımda or well, you probably don't ne işe yarıyor?

  1. Konuşmacının önceki varsayımını mizahi biçimde düzeltip yumuşatır.
  2. Tamamen ilgisiz bir konuya geçer.
  3. Resmî bir mantıksal çürütme yapar.
Cevabı göster

Konuşmacının önceki varsayımını mizahi biçimde düzeltip yumuşatır.

It just intrudes onto your mental soundscape Deyimler

1:24

O sadece zihinsel ses dünyanıza izinsizce girer

and hangs around like an unwanted house guest. Deyimler

1:27

ve istenmeyen bir misafir gibi ortalıkta dolanır.

Deyimler

intrudes onto your mental soundscape: zihne istenmeden giren bir ses

Intrudes, izinsiz girmeyi ve rahatsızlık vermeyi düşündürür. Ezginin bir şeye intrudes onto ettiği söylenerek ezgi istenmeyen bir ziyaretçi gibi gösterilir. Mental soundscape, kişinin zihninde bulunan sesler, müzik ve işitsel anılar için kullanılan bir benzetmedir. Bu nedenle ifade, bir sesin gerçek bir fiziksel manzaraya girmesini değil, bir ezginin kendini zorla dikkate sokmasını anlatır.

Alıştırma

Burada intrudes onto your mental soundscape ne anlama geliyor?

  1. Kişinin hafızasından sessizce kaybolur.
  2. İstenmeden kişinin zihnindeki ses dünyasına girer.
  3. Kişinin çevresindeki gerçek sesleri kaydeder.
Cevabı göster

İstenmeden kişinin zihnindeki ses dünyasına girer.

Deyimler

hangs around like an unwanted house guest: kalıcı ve rahatsız edici bir şeyi anlatan benzetme

Burada hangs around, “kalır ve gitmez” anlamındadır; “bir şeye asılı durur” demek değildir. Zihinde kalan şey, istenmeyen ses veya melodidir. Like an unwanted house guest bir benzetmedir. Melodiyi gereğinden uzun kalan bir ziyaretçiye benzeterek onun kalıcı ve rahatsız edici olduğunu hissettirir.

Alıştırma

Bu cümlede vurgulanan benzetme ne anlama geliyor?

  1. Ses zihinde kalır ve ondan kurtulmak rahatsız edici derecede zordur.
  2. Ses dost canlısı bir misafiri eve buyur eder.
  3. Ses evin yakınındaki bir nesneden sarkar.
Cevabı göster

Ses zihinde kalır ve ondan kurtulmak rahatsız edici derecede zordur.

Earworms tend to be quite vivid,

1:31

Kulak kurtları oldukça canlı olma eğilimindedir

and they're normally made up of a tune rather than say harmonies. Kalıp ifadeler

1:33

ve genellikle armonilerden ziyade bir melodiden oluşurlar.

Kalıp ifadeler

they're normally made up of a tune: bir şeyin yapısını anlatmak

Be made up of, “-den oluşmak” veya “bu parçalara sahip olmak” anlamına gelir. Bütün, ifadeden önce; parçalar ise of sözcüğünden sonra gelir. Burada a tune, of sözcüğünden sonra belirtilen parçadır. Bu cümlede made up, “uydurulmuş” anlamında değildir. Tam yapı olan be made up of, konuşanın bir şeyin nelerden oluştuğunu anlattığını gösterir.

Alıştırma

“-den oluşur” anlamındaki hedef ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: The jigsaw puzzle is ____ one hundred pieces.

Cevabı göster

made up of

A remarkable feature of earworms is their tendency to get stuck in a loop, Kalıp ifadeler

1:37

Kulak kurtlarının dikkat çekici bir özelliği de bir döngüde sıkışıp kalma eğilimleridir,

Kalıp ifadeler

their tendency to get stuck in a loop: döngüye takılıp kalma eğilimleri

Burada their tendency to + fiilin yalın hâli, sık görülen bir davranış biçimini isim öbeğine dönüştürür: Kulak kurdu melodilerinin bunu yapma olasılığının yüksek olduğunu, ancak her zaman yapmadıklarını anlatır. Their, earworms sözcüğüne gönderme yapar; to get stuck ise bu eğilimdeki eylemi belirtir. Get stuck in a loop, durdurulması veya aşılması zor olan tekrarlı bir döngüye girmek demektir. Buradaki loop fiziksel bir çemberi değil, tekrarlanan bir sırayı anlatır.

Alıştırma

Cümleyi, tekrarlayan bir olasılığı anlatan ders ifadesiyle tamamlayın: This printer has a ____ jam when the paper is damp.

Cevabı göster

tendency to

repeating again and again for minutes or hours. Kalıp ifadeler

1:42

dakikalar veya saatler boyunca tekrar tekrar çalarlar.

Kalıp ifadeler

repeating again and again: tekrar tekrar yinelenmek

Again and again, aynı eylemin veya olayın birçok kez tekrarlanması demektir. Repeating again and again ifadesinde repeating sözcüğünü güçlü biçimde vurgular ve uzun, ısrarlı döngünün daha belirgin hissedilmesini sağlar. Bu kullanım yanlışlıkla yapılmış bir anlam tekrarı değil, bilinçli bir vurgudur: repeating ne olduğunu söylerken again and again bunun kaç kez sürdüğünü öne çıkarır.

Alıştırma

Cümleyi “birçok kez” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The coach demonstrated the move ____ until everyone understood.

Cevabı göster

again and again

Also remarkable is the role of repetition in sparking earworms. Kalıp ifadeler

1:46

Kulak kurtlarını tetiklemede tekrarın rolü de dikkat çekicidir.

Kalıp ifadeler

the role of X in doing Y: X’in Y’ye katkısını açıklamak

the role of X in doing Y kalıbı, X’in Y eylemine veya sonucuna nasıl katkıda bulunduğunu ya da onu nasıl etkilediğini anlatır. Burada X repetition, oluşmasına yardımcı olduğu sonuç ise sparking earworms ifadesidir. in bir edat olduğu için ardından bir eylem geldiğinde genellikle -ing biçimi kullanılır: in spark değil, in sparking. Buradaki sparking mecazidir ve başlatmak ya da tetiklemek anlamına gelir.

Alıştırma

the role of X in doing Y kalıbını tamamlayın: The coach explained ____ teamwork ____ winning close games.

Cevabı göster

the role of · in

Songs tend to get stuck when we listen to them recently and repeatedly. Kalıp ifadeler

1:51

Şarkılar, onları yakın zamanda ve defalarca dinlediğimizde takılma eğilimindedir.

Kalıp ifadeler

Songs tend to get stuck: genel eğilimler için tend to

Tend to + fiilin yalın hâli, istisnalara yer bırakarak genellikle veya sıkça olan bir şeyi anlatır. Songs tend to get stuck, şarkıların sık sık zihnimizde kaldığı anlamına gelir; bunun her seferinde olduğunu söylemez. tend to ifadesinden sonra get fiilinin yalın hâli kullanılır. Buradaki get stuck mecazidir: şarkı zihninizde tekrar tekrar çalar.

Alıştırma

Hangi cümle dikkatli bir genelleme yaparken istisnalara da yer bırakır?

  1. People always remember short, repeated messages.
  2. People tend to remember short, repeated messages.
  3. People remembered one short, repeated message yesterday.
Cevabı göster

People tend to remember short, repeated messages.

If repetition is such a trigger, Dilbilgisi

1:57

Eğer tekrar bu kadar güçlü bir tetikleyiciyse,

then perhaps we can blame our earworms on modern technology. Kalıp ifadeler

1:59

o zaman belki de kulak kurtlarımız için modern teknolojiyi suçlayabiliriz.

Dilbilgisi

If repetition is such a trigger, then perhaps...: temkinli bir koşullu çıkarım

if yan cümlesi, zaten tartışılmakta olan tekrarın rolünü bir koşul olarak ele alır: tekrar gerçekten bu kadar güçlü bir tetikleyiciyse. Such a trigger, repetition ifadesine geri döner ve “bu türde veya güçte bir tetikleyici” anlamına gelir; yeni bir neden ortaya atmaz. Then perhaps bu koşuldan temkinli bir çıkarım yapar. Konuşmacı modern teknolojiyi olası bir açıklama olarak önerir; bu açıklamanın kanıtlandığını iddia etmez.

Alıştırma

Bu cümle savda temel olarak ne yapıyor?

  1. Tekrarla ilgili bir koşulu kullanarak olası bir açıklama önerir.
  2. Tekrar konusundan ilgisiz bir teknoloji tarihine geçer.
  3. Modern teknolojinin akla takılan şarkıların tek nedeni olduğunu kanıtlar.
Cevabı göster

Tekrarla ilgili bir koşulu kullanarak olası bir açıklama önerir.

Kalıp ifadeler

blame our earworms on modern technology: blame X on Y kalıbı

Blame X on Y, “Y’nin X’e neden olduğunu veya X’ten sorumlu olduğunu söylemek” anlamına gelir. Burada X, istenmeyen sonuç olan our earworms; Y ise öne sürülen neden olan modern technology ifadesidir. Sıralama önemlidir: sonuç veya sorun blame sözcüğünden sonra, varsayılan neden ise on sözcüğünden sonra gelir.

Alıştırma

blame X on Y yapısını tamamlayın: They blamed the cancellation ____ the storm.

Cevabı göster

on

The last 100 years have seen an incredible proliferation of devices Notlar

2:03

Son 100 yıl, aynı şeyi tekrar tekrar dinlemenize yardımcı olan cihazların

that help you listen to the same thing again and again.

2:08

inanılmaz bir şekilde çoğalmasına tanık oldu.

Anlatım akışı

The last 100 years have seen...: zaman dilimini başa koymak

The last 100 years zaman ifadesi, have seen fiilinin dil bilgisel öznesidir. Buradaki see gerçek anlamda ‘görmek’ değildir; yapı, o dönem içinde büyük bir değişimin gerçekleştiğini anlatır. Zaman dilimini başa koymak, değişikliği belirtmeden önce tarihsel çerçeveyi verir. Başka durumlara aktarılabilen kalıp zaman dilimi + has/have seen + değişiklik şeklindedir.

Alıştırma

Resmî tarihsel özeti see fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: The past decade ____ rapid growth in online learning.

Cevabı göster

has seen

Kelime

an incredible proliferation of devices: cihazların büyük çapta artıp yayılması

Bu cümlede proliferation, cihazların sayısının hızla ve büyük ölçüde artıp yayılması anlamına gelir. Yalnızca toplam sayının biraz arttığını değil, birçok cihaz türünün ortaya çıkıp yaygınlaştığını anlatır. Bu isim genellikle a/the proliferation of + isim kalıbında kullanılır. Incredible, bu yayılmanın ne kadar çarpıcı olduğunu vurgular.

Alıştırma

Cümledeki an incredible proliferation of devices ne anlama gelir?

  1. Cihazların sayısında ve yayılmasında hızlı ve büyük bir artış.
  2. Tek bir cihazda küçük bir iyileştirme.
  3. Cihazların çoğunun kaldırılması.
Cevabı göster

Cihazların sayısında ve yayılmasında hızlı ve büyük bir artış.

Records, cassettes, CDs, or streamed audio files.

2:12

Plaklar, kasetler, CD'ler veya internet üzerinden dinlenen ses dosyaları.

Have these technologies bred some kind of unique contemporary experience? Anlatım akışı

2:17

Bu teknolojiler benzersiz bir tür çağdaş deneyim mi yarattı?

Anlatım akışı

Have these technologies bred...?: neden-sonuç üzerine bir araştırma sorusu

Have ... bred...? biçimindeki present perfect soru, bugüne kadarki değişimlerin bir sonuca yol açıp açmadığını sorar. Burada bred, breed fiilinin past participle biçimidir ve mecazi anlamda kullanılır: Teknolojiler yeni bir deneyimin ortaya çıkmasına yol açmış olabilir; canlıları çoğaltmış değildir. Konuşmacı bir yargıda bulunmak yerine soru sorarak teknolojiyle ilgili bir gözlemi açık bir neden-sonuç sorusuna dönüştürür. Some kind of, öne sürülen sonucu kesin olmayan bir olasılık gibi gösterir. Böylece cümle, cevabın evet olduğunu varsaymadan tartışmayı yönlendirir.

Alıştırma

Bu soru, savın düzenlenmesinde ne yapıyor?

  1. Teknolojilerin canlıları çoğaltıp çoğaltamayacağını sorar.
  2. Teknolojilerin yeni bir modern deneyim türüne yol açıp açmadığını sorar.
  3. Teknolojilerin kesinlikle yeni bir modern deneyim türüne yol açtığını belirtir.
Cevabı göster

Teknolojilerin yeni bir modern deneyim türüne yol açıp açmadığını sorar.

And are earworms just a product of the late 20th century? Kalıp ifadeler

2:21

Ve kulak kurtları sadece 20. yüzyılın sonlarının bir ürünü mü?

Kalıp ifadeler

just a product of the late 20th century: bir dönemin şekillendirdiği sonuç

a product of + dönem, kültür veya çevre yapısında product, satılan bir eşya değil, o arka planın şekillendirdiği ya da ortaya çıkardığı sonuç anlamına gelir. Bu nedenle vurgulanan ifade, 20. yüzyılın sonlarındaki koşullardan doğmuş olabilecek bir şeyi anlatır. Just, iddiayı yalnızca anlamıyla sınırlar. Bu sözler bir soru içinde yer aldığı için konuşmacı, olgunun sadece o döneme ait olup olmadığını araştırır; öyle olduğunu kesin biçimde söylemez.

Alıştırma

İngilizce cümleyi, product içeren ve bir şeyin arka planı tarafından şekillendirildiğini belirten üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: Her views were ____ the society she grew up in.

Cevabı göster

a product of

The answer comes from an unlikely source, Anlatım akışı

2:25

Cevap beklenmedik bir kaynaktan geliyor,

Mark Twain.

2:28

Mark Twain.

Anlatım akışı

Yanıt beklenmedik bir kaynaktan geliyor... Mark Twain

The answer comes from... bu cümleyi daha önce sorulan bir soruya bağlar: bundan sonra söylenecek şey yanıtı verecektir. an unlikely source ifadesi adı kısa süreliğine saklar ve kaynağın şaşırtıcı olacağını bildirir. Virgülden sonra gelen Mark Twain bu kaynağın kim olduğunu açıklar. Burada unlikely, güvenilmez değil, dinleyicinin beklemeyeceği anlamındadır. Bu bilgi düzeni, tarih ve edebiyattan gelen kanıtlara geçişi sürprizli bir açıklamaya dönüştürür.

Alıştırma

Bu cümle açıklamada ne işe yarıyor?

  1. Kaynağın beklenmedik olduğunu söyleyerek merak uyandırır, ardından kaynağın Mark Twain olduğunu açıklar.
  2. Mark Twain'in güvenilmez bir kaynak olduğu konusunda uyarır.
  3. Yanıtın kaynağının hâlâ bilinmediğini söyler.
Cevabı göster

Kaynağın beklenmedik olduğunu söyleyerek merak uyandırır, ardından kaynağın Mark Twain olduğunu açıklar.

In 1876, just one year before the phonograph was invented, Kültür

2:29

1876'da, fonograf icat edilmeden sadece bir yıl önce,

he wrote a short story imagining a sinister takeover of an entire town by a rhyming jingle. Notlar

2:34

koca bir kasabanın kafiyeli bir reklam müziği tarafından uğursuzca ele geçirildiğini hayal eden kısa bir hikaye yazdı.

Kültür

1876'da, fonografın icat edilmesinden yalnızca bir yıl önce

Baştaki zaman ifadesi öyküyü, fonografın icat edilmesinden tam bir yıl önceye, 1876'ya yerleştirir. Fonograf, sesi kaydedip yeniden çalan ilk dönem makinelerinden biridir. Bu kısa arka plan bilgisi tarihin neden önemli olduğunu açıklar. Tarih, tek başına bir tarihsel bilgi olarak değil, kanıt olarak kullanılır. Kafiyeli bir ezginin bir kasabayı ele geçirmesini anlatan öykünün, bu ses çalma cihazı var olmadan önce yazıldığını gösterir. Böylece bu tür bir etkinin modern ses teknolojisiyle başlamış olması gerektiği fikrini zayıflatır.

Alıştırma

Anlatıcı öyküyü neden just one year before the phonograph was invented zamanına yerleştiriyor?

  1. 1876'nın başlıca icatlarını sıralamak için.
  2. Bir ezginin bir topluluğu etkisi altına alması fikrinin fonograf var olmadan önce de hayal edildiğini göstermek için.
  3. Mark Twain'in fonografı icat ettiğini açıklamak için.
Cevabı göster

Bir ezginin bir topluluğu etkisi altına alması fikrinin fonograf var olmadan önce de hayal edildiğini göstermek için.

Anlatım akışı

imagining a sinister takeover...: kanıt olarak kullanılan bir öykü çıkış noktası

imagining ile başlayan yan cümle a short story ifadesini niteler ve öykünün kurmaca çıkış noktasını verir: kafiyeli bir ezgi bütün bir kasabayı kontrol altına alır. Bu bölüm, yazarın gerçekten yaşandığını söylediği bir olayı değil, öykünün neyi hayal ettiğini anlatır. Daha geniş açıklamada bu çarpıcı kurmaca fikir tarihsel destek görevi görür. Konuşmacı, aynı fikri içeren daha eski bir öyküye değinerek ezgilerin zihni kontrol etmesi düşüncesinin bu olguya ilişkin modern tartışmalardan önce de hayal edildiğini gösterir.

Alıştırma

imagining a sinister takeover... bu cümlede ve çevresindeki açıklamada nasıl bir işlev görüyor?

  1. Kafiyeli bir reklam ezgisinin nasıl besteleneceğini açıklar.
  2. Yazarın bir kasabanın siyasi bir güç tarafından ele geçirilişine tanık olduğunu bildirir.
  3. Öykünün kurmaca çıkış noktasını verir ve bu, açıklamayı destekleyen daha eski bir örnek olarak kullanılır.
Cevabı göster

Öykünün kurmaca çıkış noktasını verir ve bu, açıklamayı destekleyen daha eski bir örnek olarak kullanılır.

Deyimler

sinister takeover ... by a rhyming jingle: tehditkâr bir güç olarak akılda kalıcı ezgi

Bu isim grubunda a rhyming jingle, yani kafiyeli sözleri olan kısa ve akılda kalıcı bir ezgi ya da dize, takeover eyleminin arkasındaki güç olarak gösterilir. takeover of X by Y kalıbında X kontrolü kaybeden şey, Y ise kontrolü ele alan taraftır. Sinister karanlık ve tehditkâr bir his katar. Görüntü bilinçli bir abartıdır: insanların aklına takılan bir ezgi, bütün bir kasabayı ele geçirebilirmiş gibi anlatılır. Böylece bir melodinin insanların düşüncelerine hükmetmesi fikri canlı ve ürkütücü hâle gelir.

Alıştırma

Bu cümlede sinister takeover ... by a rhyming jingle ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Bir yazar, kafiyeli bütün şarkıların ahlaken kötü olduğunu açıklar.
  2. Bir ezgi tesadüfen çalarken bir kasaba gerçekten işgal edilir.
  3. Akılda kalıcı kısa bir ezgi, bir kasabayı ele geçiren tehditkâr bir güç olarak abartılır.
Cevabı göster

Akılda kalıcı kısa bir ezgi, bir kasabayı ele geçiren tehditkâr bir güç olarak abartılır.

This reference and others show us that earworms seem to be a basic psychological phenomenon, Anlatım akışı

2:41

Bu referans ve diğerleri bize kulak kurtlarının temel bir psikolojik fenomen gibi göründüğünü,

perhaps exacerbated by recording technology, Kelime

2:47

belki kayıt teknolojisi ile şiddetlendiğini,

but not new to this century. Anlatım akışı

2:50

ancak bu yüzyıla özgü yeni bir şey olmadığını gösteriyor.

Anlatım akışı

This reference and others show us that: kanıtlardan sonuç çıkarma

Burada This reference, hemen önce sözü edilen Mark Twain örneğine gönderme yapar; and others ise onu başka kanıtlarla birlikte gruplandırır. show us that ifadesinden sonraki yan cümle, bu kanıtların desteklediği sonucu verir. Bu kalıp bir açıklamayı önce kanıt, sonra sonuç şeklinde düzenler: reference(s) veya result(s) + show(s) that + sonuç. Yazarın yalnızca kaynakları sıraladığı anlamına gelmez.

Alıştırma

This reference and others show us that ifadesi cümlede ne işe yarıyor?

  1. Eksiksiz bir kaynakça sunar.
  2. Önceki göndermeyi başka kanıtlarla birleştirir ve bir sonuç sunar.
  3. Kayıt teknolojisinin icat edildiği tarihi verir.
Cevabı göster

Önceki göndermeyi başka kanıtlarla birleştirir ve bir sonuç sunar.

Kelime

perhaps exacerbated by recording technology: muhtemelen daha da kötüleşmiş

Exacerbated, bir şeyin daha ciddi hâle gelmesi anlamına gelir. Genellikle zaten var olan bir sorunu veya olumsuz durumu anlatır. Burada kayıt teknolojisi, kulak kurdu olgusunu yaratmış değil, onu belki daha da güçlendirmiş bir etken olarak sunuluyor. Perhaps belirsizliği gösterir. Dil bilgisi açısından perhaps exacerbated by recording technology, kısaltılmış bir edilgen açıklamadır: olgu, kayıt teknolojisi tarafından belki daha da güçlendirilmiştir.

Alıştırma

Cümleyi “tarafından kötüleştirildi” anlamındaki hedef resmî ifadeyle tamamlayın: The delay was ____ heavy rain.

Cevabı göster

exacerbated by

Anlatım akışı

but not new to this century: bir iddiayı sınırlandırmak

Burada but, önceki iddiaya bir sınır getirir. Konuşmacı, modern teknolojinin olguyu etkilediğini veya güçlendirdiğini kabul ederken bu olgunun bu yüzyılda başladığı düşüncesini reddedebilir. Kısaltılmış ifade, önceki yan cümleyle aynı özneyi kullanır: “[the phenomenon is] not new to this century.” Böylece modern bir etkiyi çok daha eski bir kökenden ayırarak düşünceyi tamamlar.

Alıştırma

“but not new to this century” ifadesindeki karşıtlık ne yapıyor?

  1. Olgunun bu yüzyıldan önce sona erdiğini söyler.
  2. Modern teknolojinin olgu üzerinde hiçbir etkisi olmadığını söyler.
  3. Yalnızca olgunun bu yüzyılda başladığı düşüncesini reddeder.
Cevabı göster

Yalnızca olgunun bu yüzyılda başladığı düşüncesini reddeder.

So yes,

2:52

Yani evet,

every great historical figure Anlatım akışı

2:53

her büyük tarihi figür

from Shakespeare to Sacajawea

2:55

Shakespeare'den Sacajawea'ya kadar

may well have wandered around with a song stuck in their head. Dilbilgisi

2:57

kafalarında takılı kalan bir şarkıyla ortalıkta dolaşmış olabilirler.

Anlatım akışı

from Shakespeare to Sacajawea ... may well have: mizahi bir genelleme

from Shakespeare to Sacajawea ifadesinin iki ucunda, kültürel ve tarihsel çağrışımları birbirinden oldukça uzak kişiler özellikle seçilmiştir. Bu kişiler çok geniş bir aralığı temsil eder; böylece every great historical figure yalnızca o iki kişiyi adlandırmak yerine eğlenceli ve kapsayıcı bir genelleme gibi duyulur. May well have wandered geçmiş hakkında kendinden emin duyulan, ancak yine de kesin olmayan bir tahmindir. Geniş aralık ve tahmin bir araya gelerek önceki fikri canlı bir şakaya dönüştürür: geçmişteki insanların da kafalarına şarkılar takılmış olabilir, ancak bu cümle her kişi hakkında belgelenmiş bir kanıt değildir.

Alıştırma

Konuşmacı, bazı kişilerin “from Shakespeare to Sacajawea may well have” bu deneyimi yaşamış olduğunu söyleyerek ne yapıyor?

  1. Bu deneyimin geçmişte yaygın olduğuna dair geniş ve mizahi bir tahminde bulunmak
  2. Deneyimi iki ünlü tarihî kişiyle sınırlamak
  3. Shakespeare ve Sacajawea hakkında doğrulanmış kayıtlar aktarmak
Cevabı göster

Bu deneyimin geçmişte yaygın olduğuna dair geniş ve mizahi bir tahminde bulunmak

Dilbilgisi

may well have wandered: geçmiş hakkında oldukça güçlü bir tahmin

May well have + past participle, geçmişteki bir olay hakkında oldukça güçlü ama yine de kesin olmayan bir çıkarım bildirir. Well, may'in ifade ettiği olasılığı güçlendirir; burada “iyi bir biçimde” anlamına gelmez. Cümlede have wandered, dolaşma eylemini geçmişe yerleştirirken with a song stuck in their head o sırada eşlik eden durumu anlatır. Konuşmacı bunun oldukça olası olduğunu söyler, ancak bilinen bir gerçek olduğunu iddia etmez.

Alıştırma

Geçmişteki bir olay hakkında oldukça güçlü bir tahmin bildiren dersteki üç sözcüklük ifadeyle cümleyi tamamlayın: The researchers ____ overlooked an earlier report.

Cevabı göster

may well have

Besides music,

3:01

Müzik dışında,

it's hard to think of another case of intrusive imagery Notlar

3:02

bu kadar yaygın olan

that's so widespread.

3:06

başka bir müdahaleci imge vakası düşünmek zordur.

Dilbilgisi

it's hard to think of another case: karşılaştırılabilir bir örneği bulmanın zor olduğunu söylemek

It is hard to think of... yapısındaki it, biçimsel öznedir; belirli bir şeyi göstermez. Zor olarak değerlendirilen asıl içerik to think of another case... mastar grubudur. Burada think of, “akla getirmek” veya “düşünerek belirlemek” anlamına gelir. Bu yapı, karşılaştırılabilir başka bir örnek bulmanın zor olduğunu söylemeyi sağlar. Cümlede bu kadar yaygın olan zihne giren imgeler olağan dışı gösterilir, ancak başka hiçbir örneğin bulunmadığı kesin olarak ileri sürülmez.

Alıştırma

“Akla getirmek zordur” anlamındaki derste geçen yapının aynısıyla cümleyi tamamlayın: ____ another example of a small change having such a large effect.

Cevabı göster

It's hard to think of

Kelime

case of intrusive imagery that's so widespread: çok yaygın bir istem dışı zihinsel imgeleme örneği

Burada case of, hukuki bir dava değil, bir şeyin örneği veya vakası anlamına gelir. Intrusive imagery, kişinin farkındalığına kendiliğinden giren zihinsel bir görüntü, ses veya başka bir duyusal izlenimdir. Bu bağlamda ifade, akla takılan şarkı deneyimini resmi ve psikolojiye özgü bir dille sınıflandırır. That's so widespread ilgi cümleciği, bu tür bir vakanın çok sayıda insan arasında son derece yaygın olduğunu belirtir. Dolayısıyla ifadenin tamamı, deneyimin hem istem dışı olduğunu hem de olağanüstü ölçüde yaygın görüldüğünü anlatır.

Alıştırma

Bu cümlede case of intrusive imagery that's so widespread ne anlama gelir?

  1. zihne kendiliğinden giren ve birçok insanı etkileyen bir zihinsel imgeleme örneği
  2. geniş ölçüde dağıtılmış fiziksel bir resim
  3. birçok kişinin gördüğü görsellerle ilgili hukuki bir anlaşmazlık
Cevabı göster

zihne kendiliğinden giren ve birçok insanı etkileyen bir zihinsel imgeleme örneği

Why music?

3:07

Neden müzik?

Why don't watercolors get stuck in our heads Deyimler

3:08

Neden sulu boyalar kafamıza takılıp kalmıyor

or the taste of cheesy taquitos?

3:11

ya da peynirli taquitoların tadı?

Deyimler

Why don't watercolors get stuck in our heads: şarkı mecazını suluboya resimlere uygulayan retorik soru

Get stuck in our heads, normalde bir şarkının, ezginin veya ifadenin zihinde sürekli tekrarlanmasını anlatan bir mecazdır. Konuşmacı, görsel sanat eseri olan watercolors sözcüğünü bilinçli olarak özne yapar; dolayısıyla cümle bir şeyin fiziksel olarak kafada sıkışmasından söz etmez. Why don't ...? burada retorik bir sorudur. Bu alışılmadık eşleştirme görsel hafızayı akla takılan müziklerle karşılaştırır ve müziğin neden zihinde yeniden çalmaya özellikle yatkın olduğu yönündeki daha geniş soruyu ortaya koyar. Bir açıklama ister; öneri sunmaz.

Alıştırma

Why don't watercolors get stuck in our heads ifadesinin buradaki temel etkisi nedir?

  1. Şarkılar için kullanılan bir mecazı görsel sanata mizahi biçimde uygulayarak müziğin neden farklı olduğunu sorar.
  2. İnsanların suluboya resimleri hatırlayamadığını iddia eder.
  3. Suluboya boyasının fiziksel olarak kafanın içine girebileceği konusunda uyarır.
Cevabı göster

Şarkılar için kullanılan bir mecazı görsel sanata mizahi biçimde uygulayarak müziğin neden farklı olduğunu sorar.

One theory has to do with the way music is represented in memory. Notlar

3:14

Bir teori, müziğin hafızada temsil edilme şekliyle ilgilidir.

Kalıp ifadeler

One theory has to do with ...: bağlantı ifade etme

Has to do with, “... ile ilgili olmak” veya “... ile bağlantılı olmak” anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Burada One theory has to do with ..., teorinin bağlantılı olduğu konuyu tanıtır. İfadeyi bir bütün olarak anlayın. Teorinin bir şeyi “yapmak zorunda olduğu” anlamına gelmez; with, teoriyle bağlantılı olan içeriği başlatır.

Alıştırma

Cümleyi, derste öğrendiğiniz ve “... ile ilgili olmak” anlamına gelen kalıplaşmış ifadeyle tamamlayın: The strange noise ____ the air conditioner.

Cevabı göster

has to do with

Dilbilgisi

the way music is represented in memory: müziğin bellekte temsil edilme biçimi

The way + yan cümle yapısı, “bir şeyin nasıl gerçekleştiğini veya yapıldığını” anlatır. The way music is represented in memory ifadesinde music yan cümlenin öznesidir ve is represented edilgen yapıdadır: odak, eylemi kimin yaptığı değil, müzik bilgisine ne olduğudur. Bu bilimsel bağlamda represented, bilginin zihinde kodlanması veya düzenlenmesi anlamına gelir. İfade, müzik bilgisinin bellekte aldığı biçimi anlatır; müziğin bellek adına hareket ettiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir süreci anlatmak için the way + yan cümle yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The researchers studied the way is information stored in memory.
  2. The researchers studied the way information is stored in memory.
  3. The researchers studied the way how information is stored in memory.
Cevabı göster

The researchers studied the way information is stored in memory.

When we listen to a song we know, Dilbilgisi

3:19

Bildiğimiz bir şarkıyı dinlediğimizde,

we're constantly hearing forward in time, Deyimler

3:21

sürekli zamanda ileriye doğru duyar,

anticipating the next note. Kalıp ifadeler

3:24

bir sonraki notayı tahmin ederiz.

Dilbilgisi

When we listen to a song we know: zaman yan cümlesi ve that sözcüğünün düşürülmesi

Baştaki When yan cümlesi, ana cümledeki durumun gerçekleştiği zamanı ya da koşulu verir: bu tür bir şarkıyı her dinlediğimizde anlatılan zihinsel süreç yaşanır. a song we know ifadesinde we know, song sözcüğünü niteleyen bir ilgi yan cümlesidir. Tam biçimi a song that we know olur. that, know fiilinin nesnesi olacağı için düşürülebilir; we know ayrı bir cümle değildir.

Alıştırma

Parantezdeki sözcükleri ve ilgi zamiri düşürülmüş bir ilgi cümlesini kullanarak cümleyi tamamlayın: When I hear a song ____, I sing along. (we love)

Cevabı göster

we love

Deyimler

hearing forward in time: dinlemeyi öngörü olarak anlatmak

hearing forward in time bilinçli olarak kullanılan bir benzetmedir. Sesin fiziksel bir yönden geldiğini anlatmaz. Tanıdık bir şarkının o anki bölümünü duyarken zihnin sırada ne olduğunu şimdiden beklemesi anlamına gelir. anticipating the next note ifadesi bu benzetmeyi açıklar: forward, dinleyicinin önündeki bir yeri değil, müzikte daha sonra gelecek bir anı belirtir.

Alıştırma

Bu cümlede we're constantly hearing forward in time ne anlama geliyor?

  1. Müziğin o anki bölümünü duyarken sonraki bölümünü zihnimizde bekleriz.
  2. Doğrudan önümüzdeki bir yerden gelen sesi duyarız.
  3. Gelecekten geriye doğru yol alan notaları duyabiliriz.
Cevabı göster

Müziğin o anki bölümünü duyarken sonraki bölümünü zihnimizde bekleriz.

Kalıp ifadeler

anticipating the next note: bir sonraki notayı öngörmek

Bu cümlede anticipating the next note, daha duyulmadan sırada hangi notanın geleceğini zihinde öngörmek demektir. Anticipate yalnızca bir şey olana kadar beklemeyi değil, zihnen ileriye bakmayı vurgular. -ing öbeği hearing forward in time ifadesinin ne anlama geldiğini açıklar: dinleyici mevcut notayı duyarken zihni çoktan sonraki notaya yönelmiştir.

Alıştırma

“She is anticipating the next note.” cümlesinde ne yapıyor?

  1. Başlamasını beklemekten başka hiçbir şey yapmıyor.
  2. Onu duymamaya çalışıyor.
  3. Nota çalınmadan önce onu tahmin ediyor.
Cevabı göster

Nota çalınmadan önce onu tahmin ediyor.

It's hard for us to think about one particular musical moment in isolation. Kalıp ifadeler

3:26

Belirli bir müzikal anı izole olarak düşünmek bizim için zordur.

Kalıp ifadeler

one particular musical moment in isolation: belirli bir müzikal anı bağlamdan ayrı düşünmek

Burada in isolation, bir anı çevresindeki notalardan ve müzikal bağlamdan ayırarak tek başına ele almak demektir. One particular musical moment, müzikteki belirli bir anı anlatır; dolayısıyla cümle, bu anı tek başına düşünmenin zor olduğunu söyler. Bu kullanım yalnızca müzikle sınırlı değildir. Bir şeyi in isolation incelemek, onu anlamını etkileyebilecek çevresel bağlam veya ilgili etkenler olmadan ele almaktır.

Alıştırma

Cümleyi bu derste geçen, in ile başlayan ve “bağlamından ayrı” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: A quotation can be misleading when read ____.

Cevabı göster

in isolation

If we want to think about the pitch of the word you in Happy Birthday,

3:31

Happy Birthday şarkısındaki "you" kelimesinin notasını düşünmek istersek,

we have to start back at Happy Kalıp ifadeler

3:35

"Happy" kelimesine geri dönmeli

and sing through until we get to you.

3:36

ve "you" kelimesine gelene kadar şarkı söylemeliyiz.

Kalıp ifadeler

start back at ... and sing through until ...: başlangıca dönüp hedefe kadar söylemek

start back at Happy, daha önceki Happy sözcüğüne dönüp oradan yeniden başlamayı anlatır. sing through until we get to you ise aradaki bölümü sırayla söylemeye devam edip sözlerde you sözcüğüne gelince durmayı anlatır. start back at + başlangıç noktası and + through içeren fiil until + bitiş noktası kalıbı şu sırayı verir: geri dön, arayı atlamadan devam et ve hedefte dur. Burada hedef perdenin tek başına değil, ona götüren melodi yardımıyla hatırlandığını gösterir.

Alıştırma

Prova yönergesini hedef kalıptaki iki ifadeyle tamamlayın: Please ____ the first measure and ____ until you reach the chorus.

Cevabı göster

start back at · play through

In this way, Anlatım akışı

3:39

Bu şekilde,

a tune is sort of like a habit.

3:40

bir melodi tıpkı bir alışkanlık gibidir.

Anlatım akışı

In this way ... sort of like ...: önceki açıklamaya dayalı yaklaşık benzetme

In this way, az önce açıklanan mekanizmaya dönüp bir sonraki iddiayı yalnızca o belirli açıyla sınırlar. Önceki bilgiyi karşılaştırmanın dayanağı hâline getirir. sort of like kesin olmayan bir benzetme kurar ve is like ifadesini yumuşatır. Melodi sözcüğü sözcüğüne veya bütünüyle bir alışkanlık değildir; buradaki tek ortak özellik, bir dizi başladıktan sonra kendiliğinden devam etme eğilimi gösterebilmesidir.

Alıştırma

In this way ... sort of like ... ifadesi ne yapar?

  1. Benzetmeyi daha önceki belirli bir açıklamaya bağlar ve karşılaştırmanın yaklaşık olduğunu gösterir.
  2. Önceki açıklamayla hiçbir bağlantısı olmayan yeni bir konu başlatır.
  3. Melodiyle alışkanlığın her bakımdan tamamen aynı olduğunu söyler.
Cevabı göster

Benzetmeyi daha önceki belirli bir açıklamaya bağlar ve karşılaştırmanın yaklaşık olduğunu gösterir.

Just like once you start tying your shoe, Anlatım akışı

3:43

Tıpkı ayakkabınızı bağlamaya başladığınızda,

you're on automatic until you tighten the bow. Kalıp ifadeler

3:45

fiyongu sıkana kadar otomatik pilotta olmanız gibi.

Anlatım akışı

Just like once you start tying your shoe...: tanıdık bir süreci benzetme olarak kullanmak

Just like bir karşılaştırma başlatır. Ayakkabı bağlama gibi tanıdık bir hareket yeni bir konu değildir; alışkanlığın yönettiği daha soyut bir süreci anlamaya yarayan somut bir modeldir. once...until dizisi süreci tetikleyici noktadan sona kadar gösterir: tanıdık ilk adıma başlamak, çok az bilinçli düşünmeyle devam eden diğer adımları harekete geçirir. Bu tür bir benzetme, başka bir süreçteki aynı düzeni fark ederek bir süreci anlamayı kolaylaştırır.

Alıştırma

Açıklamada ayakkabı bağlama karşılaştırması ne işe yarıyor?

  1. Öğrenilmiş bir dizinin nasıl otomatik olarak devam edebildiğini açıklamak için tanıdık ve adım adım ilerleyen bir süreç sunar.
  2. Her otomatik hareketin bir fiyonkla bitmesi gerektiğini iddia eder.
  3. Ayakkabı bakımını ayrı bir konu olarak tanıtır.
Cevabı göster

Öğrenilmiş bir dizinin nasıl otomatik olarak devam edebildiğini açıklamak için tanıdık ve adım adım ilerleyen bir süreç sunar.

Kalıp ifadeler

you're on automatic: alışkanlıkla hareket etmek

Be on automatic, tanıdık bir hareketi veya diziyi bilinçli olarak çok az düşünerek sürdürmek anlamına gelir. Burada ayakkabı bağlama, ilk adım başladıktan sonra alışkanlık yoluyla devam eder. Automatic kişinin davranışının durumunu anlatır; on fiziksel bir yeri göstermez ve kişiyi gerçekten kontrol eden bir makine yoktur.

Alıştırma

Hangi durum be on automatic ifadesine en iyi uyar?

  1. Bir makineyi otomatik moda geçirirsiniz.
  2. Tanıdık bir rutini bilinçli olarak neredeyse hiç düşünmeden tamamlarsınız.
  3. Yepyeni bir görevi adım adım ve dikkatle öğrenirsiniz.
Cevabı göster

Tanıdık bir rutini bilinçli olarak neredeyse hiç düşünmeden tamamlarsınız.

Once a tune is suggested, Dilbilgisi

3:48

Bir melodi ima edildiğinde,

because for example,

3:50

çünkü örneğin,

someone says "my umbrella", Kültür

3:52

biri "my umbrella" derse,

Kültür

someone says "my umbrella": Umbrella şarkısını çağrıştıran ipucu

Burada my umbrella sözleri yalnızca bir nesneye yapılan gerçek anlamlı bir gönderme değildir. Rihanna'nın Umbrella şarkısına gönderme yapar; şarkının nakaratında “ella” sözüyle tekrarlanan, iyi bilinen bir bölüm vardır. Bu örnek, sıradan bir ifadenin bellekteki bir melodiyi nasıl harekete geçirebildiğini gösterir. Şarkıyı bilen biri umbrella sözünü duyunca nakaratı zihninde sürdürebilir. İfadenin tetikleyici olarak kullanılmasını açıklayan şey bu ortak çağrışımdır.

Alıştırma

Konuşan kişi neden someone says "my umbrella" ifadesini örnek olarak kullanıyor?

  1. Çünkü umbrella bir müzik ritminin teknik adıdır.
  2. Çünkü konu hava durumuna geçer.
  3. Çünkü ifade, şarkıyı bilen birinin zihninde Rihanna'nın Umbrella şarkısını canlandırabilir.
Cevabı göster

Çünkü ifade, şarkıyı bilen birinin zihninde Rihanna'nın Umbrella şarkısını canlandırabilir.

we have to play through until it reaches a natural stopping point. Kalıp ifadeler

3:54

doğal bir durma noktasına ulaşana kadar onu içimizden çalmamız gerekir.

Dilbilgisi

Once a tune is suggested: tetikleyici bildiren once

Burada Once, sayı bildiren “bir kez” değil, “bu olur olmaz” veya “bu olduktan sonra” anlamındadır. Baştaki yan cümle, ardından gelen eylemi neyin başlattığını gösterir: bir ipucu melodiyi akla getirdikten sonra konuşanlar onu doğal bir durma noktasına kadar sürdürmeleri gerektiğini hisseder. A tune is suggested edilgen yapıdadır. Bu bağlamda suggested, “önerilmek” değil, “bir ipucuyla akla getirilmek” anlamındadır. Once + özne + fiil, ana cümle kalıbı, bir olayın sonraki adımı başlattığını göstermek için kullanılabilir.

Alıştırma

Bu cümlede Once a tune is suggested ne anlama gelir?

  1. Herhangi biri melodiyi tanımadan önce
  2. Bir keresinde birinin melodi önermesi
  3. Bir ipucu melodiyi akla getirdikten sonra
Cevabı göster

Bir ipucu melodiyi akla getirdikten sonra

Kalıp ifadeler

play through until it reaches a natural stopping point: doğal bir durma noktasına kadar devam etmek

Burada play through, melodiyi çağrıştıran sözlerden hemen sonra durmak yerine melodinin kesintisiz bir bölüm hâlinde devam etmesi demektir. Konuşmacı, insanların gerçekten enstrüman çalmasını değil, melodinin zihinde devam etmesini anlatıyor. Have to, bu devam etme hâlini otomatik veya karşı konulması zor bir şey olarak gösterir. play through until ... yapısı, devam eden eylemi onun bitiş noktasıyla birleştirir. A natural stopping point, müzik cümlesinin durmak için yeterince tamamlanmış hissedildiği yerdir.

Alıştırma

Hangi cümlede play through, bir parça boyunca belirli bir bitiş noktasına kadar devam etme anlamında kullanılmıştır?

  1. We put the song title on the screen.
  2. We played through the song until the final chord.
  3. We played the first note and stopped immediately.
Cevabı göster

We played through the song until the final chord.

Ella Ella Ella Kültür

3:58

Ella Ella Ella

Kültür

Umbrella nakaratından bir parça olarak Ella Ella Ella

Ella Ella Ella burada normal bir cümle değildir. Rihanna'nın “Umbrella” şarkısının nakaratında, sözlerde umbrella kelimesinden sonra tekrarlanan ella sesini taklit eder. Birisi my umbrella dediğinde bu tanıdık ses dizisi dinleyenin zihninde çalmaya başlayabilir. Bu parça, önceki cümlede anlatılan şarkının zihne takılması etkisini canlandırır; bu nedenle Ella burada bir kişinin adı olarak yorumlanmamalıdır.

Alıştırma

Ella Ella Ella bu bölümde ne işlev görüyor?

  1. Şarkı söylemeyi bırakma talimatı verir.
  2. Rihanna'nın şarkısında umbrella kelimesinden sonra gelen tekrarlı nakarat sesini taklit eder.
  3. Ella adlı bir kişiyi tanıtır.
Cevabı göster

Rihanna'nın şarkısında umbrella kelimesinden sonra gelen tekrarlı nakarat sesini taklit eder.

But this is largely speculation. Anlatım akışı

4:00

Ancak bu büyük ölçüde bir spekülasyondur.

Anlatım akışı

But this is largely speculation: kesinlik derecesini sınırlamak

But, az önce verilen açıklamaya bir sınır getirir. This is largely speculation, bu açıklamanın çoğunun yerleşmiş bir gerçek değil, yeterli kanıtla henüz doğrulanmamış bir olasılık olduğu anlamına gelir. Largely, çekinceyi kesin bir reddediş değil, ölçülü bir uyarı hâline getirir: fikrin bazı bölümleri destek bulabilir, ancak açıklamanın bütünü hâlâ belirsizdir. Bu cümle, varsayım ile bilinenler arasındaki sınırı gösterir.

Alıştırma

Bir araştırmacı az miktarda kanıta dayanan olası bir açıklama sundu. Hangi cümle uygun bir çekince ekler?

  1. But this has been conclusively proven.
  2. But this is a direct observation.
  3. But this is largely speculation.
Cevabı göster

But this is largely speculation.

The basic fact remains, Anlatım akışı

4:02

Temel gerçek hala ortada,

we don't know exactly why we're susceptible to earworms, Kelime

4:04

kulak kurtlarına neden duyarlı olduğumuzu tam olarak bilmiyoruz,

Anlatım akışı

The basic fact remains: kesinliğini koruyan temel gerçeğe dönmek

The basic fact remains, teorilerden veya ek ayrıntılardan hâlâ doğru olan temel noktaya dönüldüğünü gösterir. Burada remains, artık parçalar anlamındaki bir isim değil, doğru olmaya devam eder anlamındaki bir fiildir. Bu ifade savı düzenler: hangi olası açıklamalar tartışılmış olursa olsun, güvenilir sonuç kesin nedenin hâlâ bilinmediğidir.

Alıştırma

Bir ekip birkaç olası nedeni tartıştı. Hangi başlangıç tek kesin sonuca en iyi şekilde geri döner?

  1. The basic fact remains: we need more evidence.
  2. The basic guess remains: we need more evidence.
  3. The basic fact predicts: we need more evidence.
Cevabı göster

The basic fact remains: we need more evidence.

Kelime

we're susceptible to earworms: melodilerin zihne takılmasına yatkınız

Be susceptible to something, özellikle istenmeyen bir etki ya da sorun söz konusu olduğunda, bir şeyden kolayca etkilenmek demektir. Buradaki earworms, zihinde sürekli tekrarlanan melodilerdir; dolayısıyla we're susceptible to earworms, bu durumun başımıza kolayca gelebileceğini anlatır. Bu yapıda to, etkinin kaynağını tanıtan bir edattır. Amaç bildirmez.

Alıştırma

Susceptible sözcüğünü doğru yapıda kullanarak cümleyi tamamlayın: Without updates, these devices are ____ cyberattacks.

Cevabı göster

susceptible to

but understanding them better could give us important clues Dilbilgisi

4:08

ancak onları daha iyi anlamak, insan beyninin işleyişine dair

to the workings of the human brain. Kalıp ifadeler

4:11

bize önemli ipuçları verebilir.

Dilbilgisi

understanding them better could give us important clues: onları daha iyi anlamak önemli ipuçları verebilir

Understanding them better, could give yapısının öznesi olarak kullanılan bir ulaç öbeğidir. “Onları daha iyi anlama” etkinliğini cümlenin konusu hâline getirir; them, önceki bağlamda geçen earworms ifadesine gönderme yapar. Could, önemli ipuçları elde etme sonucunu kesin değil, olası olarak sunar. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp, ulaç öbeği + could + fiilin yalın biçimidir ve bir etkinliğin ya da araştırmanın olası değerini açıklamaya yarar.

Alıştırma

Hangi cümle, özne olarak bir ulaç öbeğini ve olası sonucu göstermek için could sözcüğünü doğru kullanır?

  1. Study sleep could help scientists understand memory.
  2. Studying sleep could helps scientists understand memory.
  3. Studying sleep could help scientists understand memory.
Cevabı göster

Studying sleep could help scientists understand memory.

Kalıp ifadeler

the workings of the human brain: insan beyninin iç işleyişi

Bu parçada workings, karmaşık bir sistemin çalışmasını sağlayan iç süreçleri veya mekanizmaları ifade eden çoğul bir isimdir. The workings of the human brain, beynin yaptığı işleri değil, beynin içten nasıl çalıştığını anlatır. Daha geniş olan clues to the workings of X yapısında clues, X'in nasıl çalıştığını ortaya çıkarmaya yardımcı olan ipuçları veya kanıtlardır. Burada to, clues sözcüğünü bu ipuçlarının anlamamıza yardım ettiği şeye bağlar.

Alıştırma

clues to the workings of the human brain ifadesinde workings ne anlama gelir?

  1. Beyni incelemek için gereken çaba
  2. Beynin iç çalışma mekanizmaları
  3. Beyne verilen işler
Cevabı göster

Beynin iç çalışma mekanizmaları

Maybe the next time we're plagued by a Taylor Swift tune that just won't go away, Notlar

4:13

Belki bir dahaki sefere bir türlü aklımızdan çıkmayan bir Taylor Swift melodisi musallat olduğunda,

Dilbilgisi

the next time we're plagued by...: geleceğe yönelik bir zaman koşulu kurmak

The next time + yan cümle, bir şeyin bir sonraki gerçekleştiği zamanı belirtir ve geleceğe yönelik bir zaman koşulunu doğrudan başlatır. Burada we're plagued by a tune, ardından gelecek eylem veya öneriyi tetikleyecek durumu anlatır. Söz konusu zaman gelecekte olsa da bu zaman yan cümlesinde we are anlamındaki şimdiki zaman biçimi we're kullanılır. The next time zaten when işlevini gördüğü için ayrıca when eklenmez.

Alıştırma

Hangi cümle gelecekteki bir zaman koşulunu belirtmek için the next time ifadesini doğal biçimde kullanıyor?

  1. When the next time you hear this song, write down its title.
  2. The next time you hear this song, write down its title.
  3. The next time when you hear this song, write down its title.
Cevabı göster

The next time you hear this song, write down its title.

Deyimler

we're plagued by: bir şey yüzünden sürekli sıkıntı çekmek

Burada we're plagued by, “bir şey bizi tekrar tekrar rahatsız ediyor” anlamına gelir. Edilgen yapı be plagued by + sıkıntının kaynağı biçimindedir; melodi, kalıcı ve kurtulması zor bir sorun gibi sunulur. Plagued çoğu zaman tekrarlanan ciddi sorunları anlatır. Bunu akılda kalan bir şarkı için kullanmak bilinçli bir abartıdır. Aynı mecazın tekrarlanması da anlatımı yeniden insanın zihnine takılan şarkı fikrine bağlar.

Alıştırma

Cümlede “we're plagued by a tune” ne anlama geliyor?

  1. Melodiyi bir sorundan koruyoruz.
  2. Melodi zihnimize tekrar tekrar gelerek bizi rahatsız etmeyi sürdürüyor.
  3. Melodiden bir hastalık kaptık.
Cevabı göster

Melodi zihnimize tekrar tekrar gelerek bizi rahatsız etmeyi sürdürüyor.

Kültür

a Taylor Swift tune that just won't go away: akıldan çıkmayan bir melodi

Taylor Swift günümüzde geniş kitlelerce tanınan bir pop şarkıcısıdır. Adının kullanılması, akılda kalan bir pop şarkısı için kolayca tanınabilecek modern bir örnek sunar ve anlatıma hafif, mizahi bir hava katar. that just won't go away ilgi cümleciği tune sözcüğünü niteler. Burada go away mecazidir: Melodi dinleyenin zihnine tekrar tekrar gelir. Taylor Swift'in fiziksel olarak gitmeyi reddettiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Burada “a tune that just won't go away” ne anlama geliyor?

  1. Bütün müzik hizmetlerinden kaybolmuş bir şarkı.
  2. Dinleyenin zihnine tekrar tekrar gelen bir melodi.
  3. Odadan çıkmayı reddeden bir şarkıcı.
Cevabı göster

Dinleyenin zihnine tekrar tekrar gelen bir melodi.

we'll use it as the starting point for a scientific odyssey Kalıp ifadeler

4:18

onu, temel biliş hakkındaki önemli gizemleri çözecek

that will unlock important mysteries about basic cognition. Anlatım akışı

4:22

bilimsel bir keşif yolculuğunun başlangıç noktası olarak kullanırız.

Kalıp ifadeler

we'll use it as the starting point for a scientific odyssey: onu bilimsel bir keşif yolculuğunun başlangıç noktası olarak kullanmak

Use X as the starting point for Y, X'i Y'yi geliştirmeye yarayan ilk aşama veya temel olarak kullanmak anlamına gelir. Buradaki it, incelenen olguya işaret eder; yapı, gündelik bir gözlemin nasıl daha geniş bir bilimsel araştırmaya dönüşebileceğini gösterir. Odyssey sözcüğü gerçek anlamıyla uzun ve olaylarla dolu bir yolculuktur. Scientific odyssey ifadesinde ise fiziksel bir geziyi değil, uzun bir araştırma ve keşif sürecini anlatan bir mecazdır.

Alıştırma

use X as the starting point for Y hedef kalıbını tamamlayın: We can use this question as the ____ for our investigation.

Cevabı göster

starting point

Anlatım akışı

that will unlock important mysteries about basic cognition: temel bilişle ilgili önemli gizemleri aydınlatacak

That will unlock... ilgi yan cümlesi, a scientific odyssey ifadesini niteler. Öngörülen sonucu doğrudan araştırmaya bağlar; böylece cümle araştırmanın başlangıç noktasından beklenen sonuca ilerler. Unlock mysteries mecazdır: anlaşılması zor soruların yanıtlarını ortaya çıkarmak anlamına gelir. Will, bu sonucu beklenen ve kesin bir sonuç gibi sunarak sona güçlü ve geleceğe dönük bir vizyon katar.

Alıştırma

Bu cümlede that yan cümlesinin görevi nedir? We will begin a scientific odyssey that will unlock important mysteries about basic cognition.

  1. Başlangıç noktasının nerede bulunduğunu açıklar.
  2. Bilimsel keşif yolculuğunun beklenen sonucunu açıklar.
  3. Temel bilişin gizemleri kilitleyeceğini söyler.
Cevabı göster

Bilimsel keşif yolculuğunun beklenen sonucunu açıklar.

And if not, Anlatım akışı

4:26

Ve eğer olmazsa,

well, we can just shake it off. Notlar

4:27

şey, onu sadece başımızdan savarız ("shake it off").

Anlatım akışı

And if not: yedek seçeneğe geçiren eksiltili koşul

And if not, eksiltili bir koşul ifadesidir: not, önceki olasılığın gerçekleşmemesini temsil eder; böylece konuşan kişi koşulun tamamını tekrarlamaz. Daha önce söylenen her şeyi geçersiz kılmaz. Umutlu veya iddialı bir düşünceden sonra kullanıldığında dinleyiciyi yedek bir seçeneğe yöneltir. Başındaki And geçişi konuşma diline yaklaştırır; ifadenin kısalığı da daha hafif bir kapanışa zemin hazırlar.

Alıştırma

Yedek planı “bu gerçekleşmezse” anlamına gelen kısa ifadeyle tamamlayın: Maybe the store will reopen today. ____, we'll come back tomorrow.

Cevabı göster

If not

Kültür

we can just shake it off: deyim ve Taylor Swift göndermesi

shake it off öbek eylemi; kötü bir duygunun, eleştirinin, hatanın veya can sıkıntısının kişiyi etkilemesine artık izin vermemek anlamına gelir. Buradaki it, akılda kalan melodiyi veya onun yarattığı rahatsızlığı ifade eder; bir nesneyi gerçekten sallayarak uzaklaştırmayı değil. Bu söz aynı zamanda Taylor Swift'in "Shake It Off" adlı şarkısına gönderme yapar. Taylor Swift az önce anıldığı için günlük deyimsel anlam ile şarkı adı aynı anda işler ve kapanıştaki espriyi oluşturur.

Alıştırma

Konuşmacı az önce Taylor Swift'ten söz etti. "we can just shake it off" neden esprili bir kapanıştır?

  1. Can sıkıntısını geride bırakmak anlamına gelir ve aynı zamanda Taylor Swift'in bir şarkısına gönderme yapar.
  2. Yalnızca bir nesneyi fiziksel olarak sallayıp uzaklaştırmayı anlatır.
  3. Önceki bilimsel fikrin yanlışlığının zaten kanıtlandığını söyler.
Cevabı göster

Can sıkıntısını geride bırakmak anlamına gelir ve aynı zamanda Taylor Swift'in bir şarkısına gönderme yapar.

Öbek fiiller

just shake it off: artık seni etkilemesine izin verme

Bu cümlede shake it off, bir kaygının, kötü hissin ya da küçük bir aksiliğin sizi etkilemesine son verip yolunuza devam etmek demektir. Buradaki off yön bildirmez; etkinin üzerinizden atılması fikrini verir. Just, önerinin basit ve gündelik duyulmasını sağlar. Shake off ayrılabilen bir İngilizce öbek fiildir. Nesne bir zamirse shake ile off arasına konur: shake it off veya shake them off denir; shake off it denmez. İsim olan bir nesne off’tan sonra veya iki parçanın arasında bulunabilir: shake off the feeling veya shake the feeling off.

Alıştırma

Cümleyi shake it off ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The missed shot bothered Maya, but she quickly ____ and kept playing.

Cevabı göster

shook it off