Nasıl Korsan Kaptanı Olunur?: İngilizce çalışma notları

CGP Grey

Öğrenme zorluğu
734 kelime 173 kel/dk

Video özeti: Bir korsan markalaşmayı, teslim olmayı direnmekten daha güvenli gösteren bir aldatma olarak anlatıyor. Başlıca İngilizce noktaları: 1. "false flags" — Kültür, medya ve gerçek yaşam bağlamı: bu sahte kimlik sinyalini ve korsan bayrağını gizlemenin stratejiyi nasıl desteklediğini anlayın. 2. "I feel like you're not answering this question." — Konuşma edimbilimi ve tutum: yumuşatılmış ama açık bir itirazı tanıyın; kaçamak yanıtı sert başlamadan sorgulamak için I feel like kalıbını kullanın. 3. "On the other hand," — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: karşıt bir seçeneği işaretleyin ve teslim olmanın yararlarından savaşmanın risklerine geçişi izleyin.

Bu derste

Hello.

0:00

Merhaba.

So you want to be a pirate me lad? Kelime

0:00

Demek korsan olmak istiyorsun delikanlı?

Kelime

me lad: my yerine kullanılan korsan tarzı me

me lad ifadesinde me, standart iyelik belirleyicisi my yerine kullanılır. İfade “my lad” anlamına gelir ve bir erkek çocuğa ya da genç erkeğe doğrudan seslenmenin eski moda duyulan bir yoludur. Burada kasıtlı olarak abartılmış korsan tarzı bir karakter konuşması vardır. Amaç, me sözcüğünün normal bir iyelik kullanımını göstermek değil, korsan sesi yaratmaktır.

Alıştırma

Bu kullanımı değerlendirin: Resmî bir sunumda biri “Me plan has three steps.” diyor.

  1. Kasıtlı olarak standart dışı karakter İngilizcesi; bu nedenle ortama uygun değil
  2. Bu ortam için doğal standart İngilizce
Cevabı göster

Kasıtlı olarak standart dışı karakter İngilizcesi; bu nedenle ortama uygun değil

Well,

0:02

Şey,

let me tell ye

0:02

sana şunu söyleyeyim

being a pirate be all about branding. Dilbilgisi

0:03

korsanlık tamamen marka yaratmakla ilgilidir.

Dilbilgisi

being a pirate be...: is yerine kullanılan karakter tarzı be

Being a pirate be all about branding. ifadesinde be, özneye göre değişmeyen bir fiil biçimi olarak kullanılır. Standart İngilizcede Being a pirate ulaç öbeği tekildir; bu nedenle fiil is olmalıdır: Being a pirate is all about branding. Bu ifade, komik bir korsan sesini kasıtlı olarak taklit eder. All about standarttır ve “esas olarak ... ile ilgili olmak” ya da “... bağlı olmak” anlamına gelir; karaktere özgü dilbilgisi all about’tan değil, be kullanımından kaynaklanır.

Alıştırma

Bir okul kompozisyonu için hangi cümle doğal standart İngilizcedir?

  1. Being a good leader be all about listening.
  2. Being a good leader is all about listening.
  3. Being a good leader are all about listening.
Cevabı göster

Being a good leader is all about listening.

Yar,

0:06

Yaa,

it's a business but branding be bringing in the booty Öbek fiiller

0:06

bu bir iş ama ganimeti getiren şey markadır

Öbek fiiller

bringing in: kazandırmak, üretmek veya çekmek

Bu cümlede bringing in, yararlı bir sonucu kazandırmak, üretmek veya çekmek anlamına gelir. Markalaşma, “ganimeti”, yani ticari kazancı üreten şey olarak sunulur; ifade bir şeyi fiziksel olarak içeri taşımayı anlatmaz. Para, gelir, müşteri, oy veya iş gibi sonuçlarla bring in + sonuç yapısını kullanabilirsin. Özne, bu sonuca yol açan kişi, faaliyet veya fikirdir.

Alıştırma

“Çekmek veya üretmek” anlamındaki hedef iki sözcüklü fiille cümleyi tamamla: A clear online ad could ____ more customers.

Cevabı göster

bring in

and if ye be shipping with our jolly crew

0:09

ve eğer bizim neşeli mürettebatımızla yelken açacaksan

ye need love this jolly roger. Kültür

0:12

bu kurukafalı bayrağı sevmen gerek.

Kültür

Jolly Roger: geleneksel korsan bayrağı

Jolly Roger, özellikle kuru kafa ve çapraz kemiklerin bulunduğu tanıdık siyah bayrak olmak üzere, korsan bayrağının geleneksel adıdır. Bu kültürel bir terimdir; Roger adlı neşeli bir kişiyi anlatmaz. Standart yazıda Jolly Roger özel ad olduğu için iki sözcük de büyük harfle başlar. Bu adı tanımak korsan kimliği, tehdit veya kılık değiştirme ile ilgili göndermeleri anlamana yardımcı olur.

Alıştırma

“The ship raised the Jolly Roger” cümlesinde gemi ne çekti?

  1. Donanmanın kullandığı bir ulusal bayrak
  2. Roger adlı neşeli bir denizci
  3. Bir korsan bayrağı
Cevabı göster

Bir korsan bayrağı

Question,

0:14

Bir soru,

isn't waving a pirate flag Dilbilgisi

0:15

korsan bayrağı sallamak

like waving a we are thieves flag?

0:16

biz hırsızız bayrağı sallamak gibi değil mi?

Dilbilgisi

isn't X like Y?: onay bekleyen bir karşılaştırma

isn't X like Y? kalıbı, olumsuz biçimli bir karşılaştırma sorusudur. Konuşan kişi X ile Y'yi yan yana koyar ve cevabın güçlü biçimde “evet, benziyorlar” olmasını bekler. Burada X bir korsan bayrağı sallamak, Y ise aslında “biz hırsızız” diye ilan eden bir bayrak sallamaktır. Soru zaten karşıdakini onaylamaya yönelttiği için tarafsızca bilgi istemekten çok bir sav işlevi görür. Komik a we are thieves flag ifadesi, we are thieves mesajının tamamını uydurma bir bayrak türünün etiketi gibi kullanır.

Alıştırma

Konuşan kişi “Isn't displaying your password like giving strangers a key?” diye sorarak ne ima ediyor?

  1. Konuşanın hiçbir fikri yoktur ve nesnel bir tanım istemektedir.
  2. Konuşan, davranışların tamamen zıt olduğuna inanır.
  3. İki davranış açıkça benzerdir ve ikisi de önemli bir şeyi açığa çıkarır.
Cevabı göster

İki davranış açıkça benzerdir ve ikisi de önemli bir şeyi açığa çıkarır.

It seems not helpful.

0:18

Pek yararlı görünmüyor.

This skull and crossbones

0:20

Bu kurukafa ve çapraz kemikler

be more than just a bit of arg look at us. Dilbilgisi

0:22

sadece 'arr, bize bakın' demekten çok daha fazlası.

Dilbilgisi

more than just: sınırlı bir tanımın ötesine geçmek

Bu cümlede more than just, kafatası ve çapraz kemik bayrağının yalnızca küçük bir “bize bakın” gösterisi olduğu şeklindeki sınırlı düşünceyi reddeder. Bayrağın başka ve daha önemli bir işlevi olduğunu belirtir. Başka durumlarda kullanılabilecek kalıp X is more than just Y biçimindedir: Y sınırlı bir tanım verir, cümlenin geri kalanı veya bağlam ise daha büyük bir anlam, değer ya da amaç ekler. Tekil This skull and crossbones öznesiyle standart İngilizcede is more than just kullanılır; buradaki be, karaktere özgü ve standart dışı bir dil bilgisidir.

Alıştırma

Kütüphanenin yalnızca kitap alınan bir yer olduğu düşüncesini reddeden tam ifadeyle cümleyi tamamlayın: The library is ____ a place to borrow books; it is also a community hub.

Cevabı göster

more than just

It's plumage prerequisite for plundering. Deyimler

0:24

Yağmalamak için zorunlu bir tüylenme.

Deyimler

Gösterişli bir görsel sergileme olarak plumage

Plumage sözcüğü gerçek anlamda bir kuşun vücudunu kaplayan tüylerin tümüdür. Burada konuşmacı bir bayrağı mecazen plumage olarak adlandırır: Renkli tüyler gibi kimliği gösterir ve dikkat çeker. Bu mecaz, görünüşü gerçek kuş tüyleri olarak değil, görünür bir işaret olarak sunar. Benzer mecazlar; gösterişli bir dış görünüm oluşturan kıyafetleri, süslemeleri veya marka imajını anlatabilir.

Alıştırma

“It's plumage prerequisite for plundering.” cümlesinde plumage neyi çağrıştırıyor?

  1. Riskten kaçınma planı
  2. Bir kuşun gerçek tüyleri
  3. Kimliği gösteren, dikkat çekici bir görsel özellik
Cevabı göster

Kimliği gösteren, dikkat çekici bir görsel özellik

As pirates we be wanting booty.

0:26

Korsanlar olarak biz ganimet isteriz.

Booty be licious!

0:28

Ganimet enfestir!

But parties protect their booty preferring it unplundered.

0:29

Ancak insanlar ganimetlerini korur ve yağmalanmamasını tercih ederler.

So we must plunder asunder

0:32

Bu yüzden zorla yağmalamak zorundayız

which 'tis a lot of work and risk.

0:34

ki bu da çok fazla çaba ve risk demek.

Who needs that? Ton ve niyet

0:36

Buna kimin ihtiyacı var?

Ton ve niyet

Retorik bir reddetme olarak Who needs that?

Who needs that? görünüşte bir kişiyi belirlemeyi isteyen bir soru gibidir, ancak burada retorik bir sorudur. Konuşmacı yanıt beklemez; az önce söz edilen iş ve riski üstlenmeye değmediğini anlatır. Bu kalıp istenmeyen bir yükü, nesneyi veya sorunu reddeder. That önceki düşünceye gönderme yapar; dolayısıyla bağlam ve küçümseyen ton, “Bunu kimse istemiyor veya buna ihtiyaç duymuyor” şeklindeki örtük anlamı verir.

Alıştırma

Bir arkadaşınız, açık bir yararı olmadan uzun ve riskli bir dolambaçlı yol eklemeyi öneriyor. “Who needs that?” diye yanıt verirseniz ne anlatmış olursunuz?

  1. Hangi kişinin dolambaçlı yolu kullanması gerekiyor?
  2. Kimse bu gereksiz zahmeti istemiyor.
  3. Herkesin daha fazla riske ihtiyacı var.
Cevabı göster

Kimse bu gereksiz zahmeti istemiyor.

See, we want free booty.

0:37

Bak, biz bedava ganimet istiyoruz.

When we ask for booty,

0:38

Ganimet istediğimizde,

booty to be granted and bounce.

0:39

ganimet verilir ve biz de gideriz.

But why would a ship just give up? Öbek fiiller

0:42

Peki bir gemi neden öylece pes etsin ki?

Öbek fiiller

give up: direnmeyi bırakmak veya teslim olmak

Burada give up nesne almadan kullanılır ve “direnmeyi bırakmak” ya da “teslim olmak” anlamına gelir. Soru, bir geminin saldırgana karşı koymayı neden bırakacağını sorar. Daha genel olarak nesnesiz give up, “denemeyi bırakmak” anlamına da gelebilir. give something up örneğinde olduğu gibi ardından bir şey gelirse genellikle o şeyden, alışkanlıktan veya fırsattan vazgeçmek anlamındadır.

Alıştırma

Hangi cümlede give up “teslim olmak veya direnmeyi bırakmak” anlamındadır?

  1. Nora gave up her seat to an older passenger.
  2. I gave up coffee last month.
  3. The surrounded troops gave up before dawn.
Cevabı göster

The surrounded troops gave up before dawn.

The branding!

0:43

Marka sayesinde!

Plus a surprise reveal.

0:45

Artı sürpriz bir ifşa.

Ye were right,

0:46

Haklıydın,

we don't fly the flag for fun.

0:47

bayrağı eğlence olsun diye dalgalandırmıyoruz.

We fly false flags Kültür

0:48

Sahte bayraklar çekiyoruz

keeping the roger hidden for just the right moment. Kalıp ifadeler

0:50

ve kurukafayı tam da doğru an için saklıyoruz.

Kültür

false flags: geminin kimliğini gizleyen bayraklar

Bu denizcilik bağlamında false flags, bir gemiyi farklı, zararsız veya dost bir tarafa aitmiş gibi gösteren bayraklardır. Bu kılık değiştirme, geminin gerçek kimliğini açıklamadan önce yaklaşmasını sağlar. İfade burada gerçek anlamıyla kullanılır: kimliği gizlemek için kullanılan bayrakları anlatır. Bir eylemi başka bir grup yapmış gibi gösterme şeklindeki daha geniş modern anlam da bu fikirden gelir, ancak cümleyi anlamak için bu modern iddiaya ihtiyaç yoktur.

Alıştırma

Bir denizcilik hikâyesinde sailing under a false flag ne anlama gelir?

  1. Geminin tıbbi yardıma ihtiyacı olduğunu gösteren bir sinyal vermek
  2. Daha düşük ücretler için gemiyi yabancı bir limanda kaydettirmek
  3. Geminin gerçek kimliğini gizleyen bir bayrak kullanmak
Cevabı göster

Geminin gerçek kimliğini gizleyen bir bayrak kullanmak

Kalıp ifadeler

just the right moment: tam doğru an

just the right moment ifadesinde just “tam olarak”, right ise “en uygun” anlamına gelir. İfadenin bütünü, amaçlanan etki için ne çok erken ne de çok geç olan zamanı anlatır. Bu ifade wait, choose veya save gibi fiillerden sonra kullanıldığında zamanlamanın dikkatle seçildiğini vurgular. Burada for, beklenen anı belirtir; amaç, bir şeyi ortaya çıkmasının en güçlü etkiyi yaratacağı ana kadar gizli tutmaktır.

Alıştırma

Hangi cümlede just “tam olarak” anlamında kullanılmış ve ideal zamanlama anlatılmıştır?

  1. We announced the result at just the right moment.
  2. We just announced the result a moment ago.
  3. We announced just the result at the right moment.
Cevabı göster

We announced the result at just the right moment.

Our ship be lean and mean Deyimler

0:53

Gemimiz ince ve çeviktir

Deyimler

olumlu bir deyim olarak lean and mean

Lean and mean, bir şeyi yalın, verimli ve güçlü olduğu için öven, uyaklı bir deyimdir. Bu cümlede gemi gerçek anlamda zayıf ve kaba değil, hafif ve etkili olarak tanımlanır. Bu kalıplaşmış ifadede mean; güç, saldırganlık veya rekabet gücü fikrini ekler. İfade bir takımı, kuruluşu, makineyi veya süreci tanımladığında lean ve mean sözcüklerinin sıradan anlamlarını ayrı ayrı vermek yerine ifadeyi bir bütün olarak anlayın.

Alıştırma

Bir yönetici, “After removing unnecessary steps, our team is lean and mean.” diyor. Bu ifade ne anlama gelir?

  1. Takımın donanımı yetersizdir ve rekabetten kaçınır.
  2. Takım yalın, verimli ve rekabete hazırdır.
  3. Takım üyelerinin hepsi zayıf ve kabadır.
Cevabı göster

Takım yalın, verimli ve rekabete hazırdır.

and we hide this too.

0:54

ve biz bunu da saklarız.

With prey in sight Deyimler

0:56

Avımız görüş alanına girdiğinde

we billow barrels behind so though our sails be full,

0:57

arkamızdan fıçılar sürükleriz, böylece yelkenlerimiz dolsa bile

Deyimler

prey in sight: görüş alanındaki av

Prey, avlanan bir hayvanı ya da kişiyi ifade eder. prey in sight ifadesinde in sight “görünür durumda, görüş alanında” demektir; yani av ortaya çıkmış ve takip edilebilir durumdadır. Burada prey mecazlıdır: konuşan kişi hedefteki gemiyi ve gemideki insanları yakalanacak bir av gibi görür. Bu nedenle ifade, bir geminin görüldüğünü tarafsızca bildirmekten çok avlanma ve kovalamaca duygusu yaratır.

Alıştırma

Cümleyi tamamlayan ve avlanma imgesi ekleyen ifadeyi seçin: The eagle changed direction when it had ____.

  1. no target nearby
  2. prey in sight
  3. a goal in sight
  4. the target in sight
Cevabı göster

prey in sight

our speed be slow

1:00

hızımız yavaş olur

and we seem fat and full with supplies

1:01

ve daha etkili olması için güvertede tutulan erzaklarla

kept above deck for greater effect.

1:03

şişman ve dolu görünürüz.

Okay, that's pretty clever.

1:06

Tamam, bu oldukça zekice.

But this be my favorite.

1:07

Ama en sevdiğim şey bu.

A camouflaged hull.

1:08

Kamufle edilmiş bir gövde.

Painted canvas unfurled

1:10

Gerçek top sayısını gizlemek için

to cover the true number of guns.

1:11

açılan boyalı brandalar.

Behold.

1:13

Şuna bak.

That looks pretty fake.

1:14

Oldukça sahte görünüyor.

Yar,

1:16

Yaa,

it need only look good from afar. Kelime

1:16

sadece uzaktan iyi görünmesi gerekiyor.

Kelime

from afar: uzaktan bakıldığında

From afar “uzaktan” ya da “uzak bir mesafeden” anlamına gelir; bir şeyi gören veya değerlendiren kişi uzaktadır. it need only look good from afar cümlesinde bu ifade, görünüş için asgari ölçüyü belirler: şeyin yakından da iyi görünmesi gerekmez. From afar cümleye edebî veya anlatısal bir hava da katar. Sadece günlük konuşmayla mesafe bildirmek yerine, uzaktan bakış açısını öne çıkarır.

Alıştırma

Cümleyi edebî veya anlatısal bir üslupla tamamlayan ifadeyi seçin: The castle looked impressive ____.

  1. up close
  2. nearby
  3. from far away
  4. from afar
Cevabı göster

from afar

Ships be seen at a distance

1:18

Açık denizlerde gemiler uzaktan

through a looking glass on the high seas. Notlar

1:20

bir dürbünle görülür.

Kelime

teleskop benzeri bir gözlem aracı olarak looking glass

Bu cümlede looking glass, uzaktaki gemileri görmek için kullanılan ve denizci dürbününe ya da teleskopa benzeyen optik bir aracı ifade eder. at a distance, through ve on the high seas ipuçları, sıradan bir ev aynası anlamını eler. Günümüz İngilizcesinde looking glass çoğunlukla “ayna” demektir. Bu nedenle buradaki teleskop benzeri anlam, eski denizcilik ortamına bağlıdır. Eski bir kelimenin amaçlanan anlamını seçmek için çevresindeki eylem ve ortamdan yararlanın.

Alıştırma

Bu cümlede looking glass ne anlama gelir?

  1. Geminin yan tarafındaki cam bir pencere
  2. Uzaktaki gemileri görmek için kullanılan teleskop benzeri bir araç
  3. Kişinin kendi yansımasına bakmak için kullandığı bir ayna
Cevabı göster

Uzaktaki gemileri görmek için kullanılan teleskop benzeri bir araç

Kültür

on the high seas: kıyıdan uzak açık sular

Bu cümlede on the high seas, kıyıdan uzaktaki açık okyanus sularında anlamına gelir. Hukuk metinlerinde the high seas, ulusal yargı yetkisinin dışındaki sular için daha kesin bir kategori olabilir; ancak hikâyede ifade esas olarak açık deniz ortamı oluşturur. Burada high, kalıplaşmış ifadenin bir parçasıdır. Deniz yüzeyinin yüksek veya dalgaların sert olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi, bu derste geçen ve “kıyıdan uzaktaki açık sularda” anlamına gelen dört kelimelik kalıplaşmış ifadeyle tamamlayın: The crew was rescued ____.

Cevabı göster

on the high seas

Branding is image not reality Anlatım akışı

1:23

Markalaşma gerçektir, imajdır

and empire and merchants do the reverse

1:25

imparatorluk ve tüccarlar ise tam tersini yapar

Anlatım akışı

image not reality: kısa bir X, not Y karşıtlığı

Bu cümlede image not reality, X, not Y karşıtlığının kısaltılmış biçimidir. Konuşmacı markalaşmayı image, yani bir şeyin sunduğu izlenim olarak sınıflandırır ve o şeyin gerçek özellikleri olan reality ifadesini daha doğru etiket olarak reddeder. Bu kalıp düzeltmeyi sona yerleştirir; böylece reddedilen fikir güçlü biçimde vurgulanır. Savı kesin gösterir, ancak burada görünüş ile öz ayrılmaktadır; bütün markaların tamamen sahte olduğu mantıksal olarak ileri sürülmemektedir.

Alıştırma

Hangi cümle, bir yorumu başka bir yorumla değiştirmek için aynı X, not Y yapısını kullanıyor?

  1. Is the award recognition?
  2. The award is not on the shelf.
  3. The award is recognition, not proof of perfection.
Cevabı göster

The award is recognition, not proof of perfection.

carving and painting fake cannon to intimidate

1:27

gözdağı vermek için sahte toplar oyar ve boyarlar

but fake guns don't shoot now do they? Ton ve niyet

1:30

ama sahte toplar ateş etmez, değil mi?

Ton ve niyet

now do they?: meydan okuyucu bir soru eklentisi

Olumsuz fake guns don't shoot ifadesinden sonra gelen do they, olumlu biçimde bir soru eklentisidir. İngilizcede bu eklentiler genellikle olumlu-olumsuz kutbunu tersine çevirir: olumsuz ifade + olumlu eklenti. They zamiri fake guns ifadesine döner; do ise shoot için gereken geniş zaman yardımcı fiilidir. Konuşmacı burada bir gerçeği tarafsızca kontrol etmez. Now, konuşma içinde baskı kuran bir belirteç görevi görür ve sahte topların ateş etmek için işe yaramadığı şeklindeki açık sonuca katılmaya yöneltir. Sonuç meydan okuyucu ve alaycıdır; now, “şu anda” anlamına gelmez.

Alıştırma

Meydan okumayı now ve doğru soru eklentisiyle tamamlayın: A map with no street names doesn't help much, ____?

Cevabı göster

now does it

So we be sailing slowly along

1:33

Biz de yavaş yavaş yelken açıp

all how do you do fellow countrymen? Ton ve niyet

1:35

'nasılsınız vatandaşlar?' diye dolaşıyoruz.

Ton ve niyet

Rol olarak kullanılan How do you do, fellow countrymen? selamı

How do you do kalıplaşmış ve resmî bir selamlaşmadır. Burada dinleyenlerden nasıl olduklarını açıklamalarını istemez; daha çok törensel bir “merhaba” işlevi görür. Fellow countrymen, ortak bir millî kimlik ve yurttaş dayanışması iddiası taşır. Bu sahnede selamlamanın tamamı bir roldür. Konuşan kişi, diğer geminin sahte kimliği kabul etmesi için kibar ve zararsız görünmeye çalışır. Böylece dostça sözler bir kılıf oluşturur ve sergilenen kişilik ile konuşanın gerçek amacı arasında ironik bir fark yaratır.

Alıştırma

Bu sahnede selamlamanın işlevini en iyi açıklayan seçenek hangisidir?

  1. Konuşan kişi dostça görünen kimliğinin sahte olduğu konusunda diğerlerini açıkça uyarıyor.
  2. Konuşan kişi herkesin sağlığı hakkında ayrıntılı bilgi istiyor.
  3. Konuşan kişi zararsız bir yurttaş gibi görünmek için resmî ve dostça bir selamlaşma sergiliyor.
Cevabı göster

Konuşan kişi zararsız bir yurttaş gibi görünmek için resmî ve dostça bir selamlaşma sergiliyor.

Then when close enough

1:37

Sonra yeterince yaklaştığımızda

the reveal

1:39

ifşa anı,

cutting our cover

1:39

örtümüzü kesip,

unfurling the flag

1:40

bayrağı açıyoruz,

ditching the drag

1:41

engelleri atıp

and sullying pantaloons.

1:42

pantolonları kirletiyoruz.

That's branding.

1:44

İşte markalaşma budur.

Do it right

1:45

Bunu doğru yaparsan

and they won't fight.

1:45

savaşmazlar.

Why again?

1:47

Tekrar edeyim, neden?

I feel like you're not answering this question. Ton ve niyet

1:48

Bu soruya cevap vermiyorsun gibi hissediyorum.

Ton ve niyet

Bir itirazı yumuşatan I feel like ... yapısı

I feel like, ardından gelen düşünceyi konuşanın algısı olarak sunar. Bu cümlede eleştiriye doğrudan You aren't answering this question diye başlamaktan kaçınarak giriş kısmını yumuşatır. Bu yumuşatma, itirazı ortadan kaldırmaz. Konuşan kişi yine de karşısındakinin cevap vermediğini söyler ve doğrudan yanıt vermesi için baskı yapar. Bu yapı, bir sorunu dile getirirken başlangıcı daha az çatışmacı tutmak istediğinizde kullanışlıdır.

Alıştırma

Hangi cümle birine açıkça itiraz ederken başlangıcı yumuşatmak için I feel like kullanıyor?

  1. I feel like you're giving me a different answer instead of addressing my question.
  2. I feel like taking a short walk after lunch.
  3. I feel relieved because you answered every part.
Cevabı göster

I feel like you're giving me a different answer instead of addressing my question.

Look,

1:50

Bak,

think like one of those poor seamen sods yonder.

1:50

şu ilerideki zavallı denizcilerden biri gibi düşün.

Imagine ye be working for the empire

1:53

İmparatorluk için çalıştığını hayal et

minding yourself Kelime

1:55

kendi işine bakıyorsun

when surprise pirates

1:56

sonra sürpriz, korsanlar

Kelime

Minding yourself: kendi hâlinde işine bakmak

Bu cümlede minding yourself, kendi hâlinde işine bakmak ve sorun çıkarmamak anlamına gelir. Denizci, korsanlar ortaya çıkmadan önce normal biçimde çalışan biri olarak gösterilir. Mind fiilinin özel anlamını ardından gelen sözcükler belirler. Burada yourself, kişinin kendi davranışlarına ve işlerine gönderme yapar; başka birine göz kulak olmak veya yalnızca dikkat etmesi için uyarılmak anlamına gelmez.

Alıştırma

“Noah was finishing his shift and minding himself,” cümlesindeki “minding himself” en doğal olarak ne anlama gelir?

  1. Sorun çıkarmadan sessizce kendi işine bakmak
  2. Kendisine verilen işe karşı çıkmak
  3. Başka birkaç çalışanı denetlemek
Cevabı göster

Sorun çıkarmadan sessizce kendi işine bakmak

please present your booty. Ton ve niyet

1:58

lütfen ganimetinizi verin.

Ton ve niyet

Please present your booty: nazik sözlerle ifade edilen tehdit

Please present your booty ifadesinde please biçimi yumuşatır; present ise teslim etmek veya göstermek anlamına gelen resmî bir fiildir. Yüzeyde nazik bir rica gibi görünür. Ancak bağlamda korsanlar dinleyiciyi değerli eşyalarını vermeye zorlar, dolayısıyla gerçek bir seçim yoktur. Resmî nezaket ile zorlama arasındaki uyumsuzluk kara mizah yaratır. Genel olarak bir ricayı yalnızca please sözcüğüne göre değil, güç ilişkisine ve sonuçlara göre değerlendirin.

Alıştırma

Bir görevli çıkışı kapatıp “Please present your passport now.” diyor. En doğru yorum hangisidir?

  1. Yolcu, yalnızca kendisine uygunsa pasaportunu göstermeye gelişigüzel davet ediliyor.
  2. Bu, nazik biçimde ifade edilmiş bir emirdir ve yolcu yine de uymak zorundadır.
  3. Görevli yolcuya hediye olarak bir pasaport sunuyor.
Cevabı göster

Bu, nazik biçimde ifade edilmiş bir emirdir ve yolcu yine de uymak zorundadır.

This guy's the worst.

2:01

Bu adam en kötüsü.

Your captain can choose to fight or not

2:02

Kaptanınız savaşmayı ya da savaşmamayı seçebilir

but if ye fight and if ye lose

2:05

ama eğer savaşırsanız ve kaybederseniz

we will torture crewmen to death

2:08

diğerleri izlerken

while others watch.

2:10

mürettebatı işkenceyle öldüreceğiz.

Oh,

2:12

Oh,

that's not jolly.

2:12

bu hiç hoş değil.

That's not jolly at all.

2:14

Bu hiç de hoş değil.

Look,

2:15

Bak,

sometimes misguided men will try to hide booty

2:16

bazen yanlış yönlendirilmiş adamlar ganimeti saklamaya çalışır

and we can't have that. Ton ve niyet

2:19

ve buna izin veremeyiz.

Ton ve niyet

We can't have that: bir durumu hoş görmeyi reddetmek

Bu cümlede we can't have that, o durumu kabul etmeyeceğimiz veya ona izin vermeyeceğimiz anlamına gelir. Have burada sahip olmak anlamına gelmez ve can't bir beceri eksikliği anlatmaz. Bu ifade, davranışı kabul edilemez bulur ve kesin bir sınır koyar. Konuşan kişi, davranışın durdurulmasını yalnızca tercih edilir değil, gerekli olarak sunar.

Alıştırma

Have ile kurulan tam ifadeyi kullanarak kesin reddedişi tamamlayın: People keep ignoring the safety rule. ____.

Cevabı göster

We can't have that

We don't want to torture,

2:21

İşkence yapmak istemiyoruz,

understand?

2:23

anlıyor musun?

I scorn to do anyone a mischief when it not for my advantage Kelime

2:24

Kendi çıkarıma olmadığı sürece kimseye kötülük yapmayı sevmem

Kelime

Do anyone a mischief: zarar vermeyi anlatan eski bir ifade

Do anyone a mischief, do someone a mischief ifadesinin eski moda bir biçimidir. Bir kişiye zarar vermek veya ciddi sıkıntı çıkarmak anlamına gelir; burada mischief yalnızca şakacı bir yaramazlıkla sınırlı değildir. Yapı do + kişi + a mischief şeklindedir. Tarafsız modern İngilizcede bunun yerine genellikle harm someone, do someone harm veya cause someone harm kullanılır.

Alıştırma

Eski bir hikâyede The villain did him a mischief büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Kötü adam ona zarar verdi veya sıkıntı çıkardı.
  2. Kötü adam onu zararsız bir oyun oynamaya çağırdı.
  3. Kötü adam ona yararlı bir nesne verdi.
Cevabı göster

Kötü adam ona zarar verdi veya sıkıntı çıkardı.

but brands must mean something

2:28

ama markaların bir anlamı olmalı

and torturing over hidden treasure

2:30

ve saklı bir hazine için işkence yapmak

is quite memorable

2:32

oldukça akılda kalıcıdır

which generates effective word of mouth marketing. Kalıp ifadeler

2:33

bu da etkili bir ağızdan ağıza pazarlama yaratır.

Kalıp ifadeler

word of mouth marketing: kişisel tavsiyeler yoluyla tanıtım

“Word of mouth marketing”, insanların bir deneyimi veya tavsiyeyi başkalarıyla gayriresmî biçimde paylaşmasıyla gerçekleşen tanıtım anlamına gelir. İş dünyasında kullanılan kalıplaşmış bir ifadedir; word of mouth sohbetler, mesajlar, yorumlar veya sosyal medya paylaşımları yoluyla da gerçekleşebilir, bu nedenle yalnızca gerçek anlamda sözlü anlatımla sınırlı değildir. Burada konuşmacı, hayatta kalanların akılda kalıcı korsan ününü yaymasını şakayla karışık bir pazarlama stratejisi gibi anlatır. İfade, korkutucu hikâyelerin yayılmasını ticari bir dille sunar.

Alıştırma

Küçük bir fırın, düzenli müşterilerin onu arkadaşlarına gayriresmî biçimde tavsiye etmesiyle yeni müşteriler kazanıyor; ödül veya ücretli reklam yok. Bu durumu en iyi hangi terim anlatır?

  1. word of mouth marketing
  2. referral marketing
  3. viral marketing
Cevabı göster

word of mouth marketing

At least from those who have told us the truth about hidden treasure

2:36

En azından bize gizli hazine hakkında doğruyu söyleyenlerden

and thus get to keep their tongues. Deyimler

2:40

ve böylece dillerini koruyanlardan.

Deyimler

keep their tongues: gerçek anlamlı tehdit ve konuşmayla ilgili kelime oyunu

“Keep their tongues” burada kasıtlı bir kelime oyunudur. Gerçeği söyleyen kişilerin, dilleri kesilmek yerine bu vücut parçasını korumalarına kelimenin tam anlamıyla izin verilir. Aynı zamanda tongue konuşmayla ilişkilidir; bu nedenle ifade, konuşmayı kontrol etmek veya durdurmakla ilgili bilinen kalıpları da çağrıştırır. Şakanın işlemesi için iki düşüncenin de aynı anda etkin olması gerekir: tehdit fizikseldir, fakat daha önce geçen word of mouth sözü, hikâyeyi yaymak için dile sahip olmayı yararlı hâle getirir. Bu yaratıcı bir replik olup “sessiz kalmak” anlamına gelen standart ve tarafsız bir deyim değildir.

Alıştırma

“Keep their tongues” ifadesini bu cümlede etkili kılan nedir?

  1. İnsanların özgürce konuşabileceği anlamına gelen standart ve tarafsız bir deyimdir.
  2. Yalnızca insanların duydukları her kelimeyi hatırladığı anlamına gelir.
  3. İnsanların dillerini gerçekten korumalarına izin verirken konuşmayı kontrol eden ifadeleri de çağrıştırır.
Cevabı göster

İnsanların dillerini gerçekten korumalarına izin verirken konuşmayı kontrol eden ifadeleri de çağrıştırır.

Ah,

2:42

Ah,

so be the sailor's choice.

2:43

demek denizcinin seçimi bu.

Fight,

2:45

Savaş,

lose,

2:45

kaybet,

maybe torture for you,

2:46

belki senin için işkence,

maybe death for you.

2:47

belki de ölüm.

Pirates get booty anyway.

2:49

Korsanlar zaten ganimeti alır.

What a hassle for nothing

2:50

Hiçbir şey için ne büyük zahmet

and we make it so easy to give up. Dilbilgisi

2:52

ve biz pes etmeyi çok kolaylaştırıyoruz.

Dilbilgisi

make it so easy to give up: make it + sıfat + to mastarı

make it + sıfat + to mastarı kalıbı, bir eylemin sıfatla belirtilen niteliğe sahip olmasını sağlamak anlamına gelir. Burada so easy dereceyi belirtir, to give up ise kolaylaşan eylemi adlandırır. it belirli bir şeyi göstermeyen biçimsel nesnedir. Asıl içerik sıfattan sonra gelir; dolayısıyla cümle, durumun teslim olmayı çok kolaylaştırdığını anlatır.

Alıştırma

Cümleyi make it + adjective + to kalıbıyla ve easy kullanarak tamamlayın: The color-coded signs ____ find the correct platform.

Cevabı göster

make it easy to

If your captain simply surrenders

2:54

Eğer kaptanınız basitçe teslim olursa

we leave everyone alone.

2:56

herkesi rahat bırakırız.

No fighting,

2:58

Savaş yok,

no torture,

2:58

işkence yok,

just a transference of booty between ships Kelime

2:59

sadece açık denizlerde geçen gemiler arasında

passing on the high seas.

3:02

bir ganimet transferi.

Kelime

örtmece olarak transference of booty between ships

Transference, bir şeyi bir yerden veya sahibinden başka bir yere ya da sahibe taşıma eylemini anlatan resmî ve soyut bir isimdir. Booty, özellikle savaşta veya korsanlıkta zorla alınan mal ya da değerli eşya anlamına gelir. Hırsızlığı transference of booty between ships diye adlandırmak, şiddet içeren tek taraflı bir eylemi tarafsız bir idari işlem gibi gösterir. İsim öbeği çalan kişiyi dışarıda bırakır; between ships ise aktarımı gerçekte olduğundan daha dengeli gösterir. Resmî sözcükler olayın sunuluşunu değiştirir, gerçekleri değil.

Alıştırma

Bu cümlede a transference of booty between ships ifadesi nasıl bir etki yaratıyor?

  1. Her iki geminin de eşit değerde malları gönüllü olarak takas ettiğini belirtir.
  2. Denizde yük taşımaya ilişkin yasal kuralları açıklar.
  3. Korsanlığı tarafsız bir idari değiş tokuş gibi gösterir.
Cevabı göster

Korsanlığı tarafsız bir idari değiş tokuş gibi gösterir.

On the other hand, Anlatım akışı

3:04

Öte yandan,

you could fight and you might win

3:05

savaşabilirsiniz ve belki kazanabilirsiniz

Anlatım akışı

On the other hand, ile karşıt tarafı sunmak

On the other hand, az önce belirtilen düşünceyle karşıtlık oluşturan ikinci bir seçenek veya bakış açısı sunar. Burada dinleyicinin dikkatini teslim olmanın olası yararından savaşmanın olası yararına yöneltir. Bu ifade, bilgiyi düzenleyen bir işarettir: dinleyici sonraki cümleyi ilgisiz yeni bir konu olarak değil, karşılaştırmanın diğer tarafı olarak anlamalıdır.

Alıştırma

Bu karşılaştırmayı en iyi hangi bağlaç tamamlar? Staying home would be cheaper. _____, traveling would give us a new experience.

  1. For example
  2. On the contrary
  3. On the other hand
Cevabı göster

On the other hand

though maybe as less of a man than before

3:07

her ne kadar eskisinden daha az bir adam olsanız da

but lose

3:10

ama kaybederseniz

and you might beg for mercy Kalıp ifadeler

3:11

hayatınızın son ve en uzun anlarında

Kalıp ifadeler

beg for mercy: bağışlanmak için yalvarmak

Beg for mercy, birinden sizi zarardan, cezadan veya yenilginin sonuçlarından kurtarmasını çaresizce istemek anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Buradaki mercy yalnızca acıma duygusu değil, tehdit edilen zararı vermeme kararıdır. Kalıp beg for + isim şeklindedir: kişi bir şeyi, burada mercy'yi, çok güçlü biçimde ister.

Alıştırma

Hangi cümle bağışlanmak için yalvaran birini anlatır?

  1. Cornered and afraid, the thief began to beg for mercy.
  2. At the café, Nina politely asked for another cup of tea.
  3. The king chose to show mercy to the prisoner.
Cevabı göster

Cornered and afraid, the thief began to beg for mercy.

in the last and longest moments of your life.

3:13

merhamet için yalvarabilirsiniz.

Boop.

3:16

Bip.

The flag we raise lets ye know your options

3:17

Çektiğimiz bayrak sana seçeneklerini bilmeni sağlar

before loading that cannon

3:20

o topu doldurmadan önce

and we have one more surrender incentive.

3:21

ve teslim olmak için bir teşvikimiz daha var.

Say the target captain calls his men to fight Anlatım akışı

3:25

Diyelim ki hedef kaptan ganimetini korumak için

to protect his booty.

3:28

adamlarını savaşmaya çağırdı.

Anlatım akışı

Cümle başındaki Say: “varsayalım” anlamı

Bu cümlenin başındaki Say, “varsayalım” veya “bunu örnek olarak ele alalım” anlamına gelir. Varsayımsal bir durum açar: hedef geminin kaptanının adamlarını savaşmaya çağırdığını hayal edin. Bu kullanım, konuşanın genel bir açıklamayı daha sonra geliştirebileceği somut bir örneğe dönüştürmesini sağlar. Kaptana konuşmasını söyleyen bir emir değildir.

Alıştırma

“Say the target captain calls his men to fight” ifadesinde Say ne yapıyor?

  1. Kaptanın daha önce söylediği sözü aktarır.
  2. Varsayımsal bir örnek sunar.
  3. Kaptana cümleyi tekrarlamasını emreder.
Cevabı göster

Varsayımsal bir örnek sunar.

That captain is a fool Anlatım akışı

3:29

O kaptan bir aptaldır

and probably cruel

3:30

ve muhtemelen zalimdir

treating his men like mule

3:32

adamlarına katır gibi davranır

feeding them gruel

3:33

onlara lapa yedirir

while admiring a jewel

3:34

bir mücevhere hayranlıkla bakarken

the whole crew sick of his rule.

3:36

tüm mürettebat onun yönetiminden bıkmıştır.

Anlatım akışı

fool–cruel–mule–gruel–jewel–rule uyak zinciri

Vurgulanan sözcükler komik bir uyak zinciri oluşturur. Fool, mule ve rule sıkı biçimde uyaklanırken cruel, gruel ve jewel özenli Britanya İngilizcesinde fazladan hafif bir heceye sahip olabilir; bu yüzden yakın uyak olarak işlev görürler. Tekrarlanan son ses, dinleyiciyi bir suçlamadan diğerine taşır ve konuşmaya hızlı, akılda kalıcı bir ritim verir. Uyak, eleştiriyi eğlenceli gösterir ve konuşanın ikna gücünü aşamalı olarak artırmasına yardımcı olur.

Alıştırma

Bu bölümdeki fool–cruel–mule–gruel–jewel–rule zincirinin temel etkisi nedir?

  1. Kaptanın davranışlarını daha resmî ve tarafsız gösterir.
  2. Suçlamaları komik ve akılda kalıcı bir uyakla birbirine bağlar.
  3. Birbiriyle ilgisiz altı teknik terimi gösterir.
Cevabı göster

Suçlamaları komik ve akılda kalıcı bir uyakla birbirine bağlar.

When they see our flag

3:38

Bizim bayrağımızı gördüklerinde

and the captain's command

3:39

ve kaptanın emrini duyduklarında

the crew can mutiny

3:41

mürettebat isyan edebilir

letting us aboard without resistance

3:42

direniş göstermeden gemiye binmemize izin verebilir

and as thanks for their assistance

3:44

ve yardımları için bir teşekkür olarak

we be holding a court. Kültür

3:46

bir mahkeme kurarız.

A court of the captain

3:48

Mürettebatının şikayet edebileceği

where his crew can complain.

3:49

bir kaptan mahkemesi.

Kültür

holding a court: bir mahkeme toplamak

Burada holding a court, bir mahkeme heyeti toplamak veya resmî bir duruşma yapmak anlamına gelir. Mürettebat kaptan hakkında şikâyette bulunabildiği için court, spor yapılan bir alanı değil, bu şikâyetleri dinleyip karara bağlayan düzenli bir süreci ifade eder. Konuşmacı şikâyetleri bir court olarak sunarak sıradan yakınmaları kaptanın otoritesine karşı düzenli bir meydan okumaya dönüştürür.

Alıştırma

Altyazıda holding a court ne anlama geliyor?

  1. Mürettebatın şikâyette bulunabileceği bir mahkeme kurmak
  2. Mürettebat için bir spor sahasını hazır tutmak
  3. Kaptanın romantik ilgisini kazanmaya çalışmak
Cevabı göster

Mürettebatın şikâyette bulunabileceği bir mahkeme kurmak

Knowing this chance

3:51

Bu şansı bilmek

corrodes a captain's confidence in command Anlatım akışı

3:52

kaptanın komuta konusundaki güvenini aşındırır

given the crew's critique of his conduct

3:54

mürettebatın onun davranışlarına yönelik eleştirilerinin

could conclude his career.

3:57

kariyerini sonlandırabileceği göz önüne alındığında.

Anlatım akışı

corrodes ... captain's confidence ... command ... career: bir C sesi zinciri

Cümle, corrodes, captain's confidence, command, crew's critique, conduct, could conclude ve career sözcüklerinde baştaki /k/ sesini tekrarlar. Bu, aliterasyondur: Yakın duran anahtar sözcükler aynı ünsüz sesiyle başlar. Ses zinciri aynı zamanda savı düzenler. Mürettebatın eleştirisini kaptanın güveninin ve komutasının zedelenmesine, ardından da kariyerinin sona erme ihtimaline bağlar. Dil bilgisi kasıtlı olarak yoğun ve üsluplaştırılmıştır; bu nedenle tekrarlanan ses, dinleyicinin neden-sonuç yolunu takip etmesine yardım eder.

Alıştırma

Cümlede tekrarlanan /k/ sesinin temel etkisi nedir?

  1. Bütün olayların tam olarak aynı anda gerçekleştiğini gösterir.
  2. Ana fikirleri birbirine bağlar ve neden-sonuç zincirini izlemeyi kolaylaştırır.
  3. C ile başlayan her sözcüğü hukuk terimine dönüştürür.
Cevabı göster

Ana fikirleri birbirine bağlar ve neden-sonuç zincirini izlemeyi kolaylaştırır.

It's hilarious.

3:59

Bu çok komik.

Though the empire calls us outlaws Dilbilgisi

4:01

İmparatorluk bize kanun kaçağı dese de

we also be angels of vengeance on the high seas. Deyimler

4:03

biz aynı zamanda açık denizlerin intikam melekleriyiz.

Dilbilgisi

Though ...: başka bir iddia sunmadan önce bir iddiayı kabul etmek

Though, ödünleme bildiren bir yan cümle başlatır. Konuşan kişi, imparatorluğun kullandığı düşmanca “outlaws” etiketini kabul eder fakat bu etiketin gerçeğin tamamını anlattığını kabul etmez. Ardından ana cümle, dışarıdan gelen bu yargının yerine grubun tercih ettiği “angels of vengeance” kimliğini koyar. Though X, Y kalıbı, bir gerçeği veya görüşü kabul edip ardından farklı bir yöne işaret eden bir iddia sunmak için kullanılır.

Alıştırma

Though X, Y yapısı bu cümlede ne yapıyor?

  1. İmparatorluğun korsanların kendilerini tanımlama biçimine katıldığını kanıtlar.
  2. Kanun kaçağı olmanın onları meleğe dönüştürdüğünü söyler.
  3. İmparatorluğun kullandığı etiketi kabul eder ve ardından buna karşıt bir öz tanım ileri sürer.
Cevabı göster

İmparatorluğun kullandığı etiketi kabul eder ve ardından buna karşıt bir öz tanım ileri sürer.

Deyimler

Angels of vengeance metaforu

Angels of vengeance, olumlu ve ahlaken yüce bir imge olan angels ile bir haksızlığa karşılık olarak uygulanan şiddetli cezayı anlatan vengeance sözcüğünü birleştiren bir metafordur. Konuşanlar bu etiketi seçerek kendilerini sıradan suçlular yerine haklı intikamcılar olarak gösterir. Bu, ikna amacı taşıyan bir öz mit yaratımıdır; yaptıklarının iyi olduğuna dair nesnel bir kanıt değildir.

Alıştırma

Angels of vengeance burada neyi ima ediyor?

  1. Konuşanlar gerçek anlamda doğaüstü varlıklar olduklarını söylüyor.
  2. Konuşanlar şiddetlerinin hiçbir ahlaki amacı olmadığını kabul ediyor.
  3. Konuşanlar kendilerini haksızlıkların intikamını alan haklı cezalandırıcılar olarak gösteriyor.
Cevabı göster

Konuşanlar kendilerini haksızlıkların intikamını alan haklı cezalandırıcılar olarak gösteriyor.

What branding?

4:07

Ne marka ama?

Terror and mercy and justice combined. Anlatım akışı

4:08

Terör, merhamet ve adaletin birleşimi.

Anlatım akışı

Terror and mercy and justice combined: üç parçalı bir özet

Bu cümle terror, mercy ve justice kavramlarını üç parçalı tek bir özet hâlinde sıralar. İkinci ve üçüncü öğeden önce and sözcüğünün tekrarlanması her düşünceye eşit ağırlık verir ve bilinçli, slogan benzeri bir ritim oluşturur. Sondaki combined sözcüğü, farklı yönlere çekilseler bile üç düşünceyi tek bir “marka” olarak paketler. Bu yapı, karmaşık bir iddiayı akılda kalıcı bir kapanış ifadesine dönüştürmeye yardımcı olur.

Alıştırma

“Terror and mercy and justice combined” ifadesinde and sözcüğünün tekrarı nasıl bir etki yaratır?

  1. Üç düşüncenin her birine ağırlık verir ve onları ritmik bir özete dönüştürür.
  2. İlk iki düşünceyi düzeltip onların yerine justice kavramını koyar.
  3. Yalnızca son düşüncenin önemli olduğunu gösterir.
Cevabı göster

Üç düşüncenin her birine ağırlık verir ve onları ritmik bir özete dönüştürür.

It's beautiful.

4:11

Çok güzel.

So,

4:12

Yani,

that's the pirate's life.

4:13

korsan hayatı böyledir.

Sure

4:15

Elbette

the empire's noose will dangle over your head Deyimler

4:15

imparatorluğun ilmeği tepenizde sallanacak

but you'll have brothers in arms and booty in hand. Deyimler

4:18

ama silah kardeşleriniz ve elinizde ganimet olacak.

Deyimler

noose will dangle over your head: sürekli varlığını koruyan bir tehdit

Bu cümlede birinin başının üzerindeki noose, yakalanıp idam edilme ihtimalinin sürekli var olmasını gösteren görsel bir mecazdır. O anda gerçekten orada bir ip bulunması gerekmez; bu görüntü, tehlikenin her seçimi etkileyecek kadar yakında kaldığını anlatır. Tehdit edici bir nesneyi birinin başının üzerine yerleştirmek, henüz gerçekleşmemiş ama asla uzakta hissedilmeyen bir tehlikeyi gözde canlandırır. Noose sözcüğü korkulan idam aracını doğrudan adlandırdığı için bu anlatım özellikle kasvetlidir.

Alıştırma

Bu cümlede “the empire's noose will dangle over your head” ne anlama geliyor?

  1. İmparatorluk gemide taşıman için sana bir ip verecek.
  2. İmparatorluk seni cezadan koruyacak.
  3. İmparatorluk tarafından yakalanıp idam edilme tehdidi sürekli üzerinde olacak.
Cevabı göster

İmparatorluk tarafından yakalanıp idam edilme tehdidi sürekli üzerinde olacak.

Deyimler

“brothers in arms”: ortak tehlikeyle bağ kuran silah arkadaşları

“Brothers in arms”, çatışma, tehlike veya zorluklarla birlikte yüzleşmiş yakın yoldaşlar anlamına gelir. Bu kişilerin kan bağıyla kardeş olması gerekmez. Burada arms, vücuttaki kolları değil, silahları veya silahlı mücadeleyi ifade eder. Deyim, paylaşılan riskin güçlü ve sadık bir bağ oluşturduğunu anlatır.

Alıştırma

Ortak bir tehlikeyle bağ kurmuş yakın yoldaşları ifade eden deyimle cümleyi tamamlayın: After three risky rescue missions, Ben and Omar felt like ____.

Cevabı göster

brothers in arms

What say ye? Kelime

4:21

Ne dersin?

Kelime

“What say ye?”: fikir sormanın eski tarzı

“What say ye?”, “What do you say?” veya “What do you think?” diye sormanın eski ve bilinçli olarak üsluplaştırılmış bir yoludur. Bir tekliften sonra genellikle dinleyiciden görüşünü ya da kararını belirtmesini ister. Ye, özne olarak kullanılan eski bir you biçimidir ve soru modern İngilizcedeki do yardımcı fiilini kullanmaz. Tarihî, fantastik veya korsan tarzı diyaloglarda bu özellikler eski moda bir ses yaratır.

Alıştırma

Kullanımı değerlendirin: Tarafsız bir modern iş e-postasında bir yönetici geri bildirim istemek için “What say ye?” yazıyor.

  1. Doğal ve tarafsız
  2. Tarafsız bir seçim olarak doğal değil
Cevabı göster

Tarafsız bir seçim olarak doğal değil

I'd like to talk to that guy before I decide. Ton ve niyet

4:23

Karar vermeden önce şu adamla konuşmak isterim.

Ton ve niyet

I'd like to ... before I decide: kararı nazikçe ertelemek

I'd like to talk to that guy, konuşanın yapmak istediği şeyi nazik ve ölçülü bir şekilde ifade etmek için I'd like to + fiil yapısını kullanır. Konuşanın herhangi bir şeyi zaten kabul ettiği anlamına gelmez. before I decide, konuşmayı önce gerçekleşmesi gereken bir adım hâline getirir. İki bölüm birlikte daha fazla bilgi istemeyi, taahhüdü ertelemeyi ve son seçim hakkını konuşanda tutmayı sağlar.

Alıştırma

Konuşan “I'd like to talk to that guy before I decide” diyerek ne yapıyor?

  1. Hemen kabul edip yalnızca konuşmayı daha sonraya ayarlamak
  2. Taahhütte bulunmadan önce daha fazla bilgi edinmeyi nazikçe istemek
  3. Hiç kimseyle konuşmayı kalıcı olarak reddetmek
Cevabı göster

Taahhütte bulunmadan önce daha fazla bilgi edinmeyi nazikçe istemek