Gerçekte Kaç Tane Kıta Var?: İngilizce çalışma notları
CGP Grey
Video tanıtımı: Video dört kıta tanımını sınar; toplamların neden değiştiğini ve gündelik kullanımda tek yanıt olmadığını gösterir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. not to be confused with — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: gerçek Eurasia ile Orwell'ın kurgusal devletini ve benzer adlı kavramları ayırın. 2. if it weren't for — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: varsayılan sonucu engelleyen gerçek nedeni karşıt gerçeklik koşuluyla belirtin; burada orman Amerika yürüyüşünü engeller. 3. hinged mostly on — Deyimsel fiiller: tartışmanın belirleyici bir meseleye bağlı olduğunu söyleyin; Plüton'u kıta büyüklüğüyle ilişkilendirin.
Bu derste
If you grew up in the English-speaking world, Dilbilgisi
0:03İngilizce konuşulan bir dünyada büyüdüyseniz,
If you grew up ... you might: yetişme ortamı ve olasılık
If you grew up, kişinin çocukluk ortamına dayanan bir koşul sunar. Buradaki grew up, belirli bir kültürel ortamda çocukluğunu geçirip büyümek demektir; yalnızca bir kez gerçekleşip biten bir eylem değildir. Ana cümledeki you might think, bu yetişme ortamının olası bir sonucunu verir. Might belirsizliği korur: bu ortam görüşü etkileyebilir, ancak herkesin kesinlikle böyle düşüneceğini söylemez.
Alıştırma
Hangi cümle çocukluk ortamını kesin değil, olası bir duyguyla ilişkilendirir?
- If you grew up around dogs, you will always feel comfortable with them.
- If you grew up around dogs, you might feel comfortable with them.
- You might have grown up around dogs, so you definitely feel comfortable with them.
Cevabı göster
If you grew up around dogs, you might feel comfortable with them.
But not everyone counts continents the same way. Dilbilgisi
0:08Ancak herkes kıtaları aynı şekilde saymaz.
not everyone: kısmi olumsuzluk
Not everyone kısmi bir olumsuzluk kurar: bir ifadenin grubun her üyesi için doğru olduğu fikrini reddeder. Bu cümlede bütün insanlar kıtaları tek bir ortak sisteme göre saymıyor; en az bir kişi veya grup farklı bir sistem izliyor. Bu, hiç kimsenin kıtaları aynı şekilde saymadığı anlamına gelmez. Not everyone + fiil yapısı, bazı insanların eylemi yapıp başkalarının yapmamasına olanak tanır.
Alıştırma
Hangi cümle bütün konukların sonuna kadar kaldığı iddiasını reddederken kalan konuk sayısının sıfır olduğunu söylemez?
- Everyone stayed until the end.
- No one stayed until the end.
- Not everyone stayed until the end.
Cevabı göster
Not everyone stayed until the end.
that they're large landmasses separated from others by oceans,
0:11okyanuslarla diğerlerinden ayrılan büyük kara parçaları olduklarıdır,
is fine until you actually start to think about it. Anlatım akışı
0:14bu tanım gerçekten üzerinde düşünmeye başlayana kadar iyidir.
is fine until ...: önce kabul edilebilir görünen, sonra geçerliliğini yitiren bir yargı
Bu cümlede is fine, “mükemmeldir” değil, “kabul edilebilir veya işe yarar görünüyor” anlamındadır. Tanım ilk bakışta kullanışlı görünür. until ile başlayan yan cümle, bu ilk değerlendirmenin artık geçerli olmadığı noktayı gösterir: dikkatlice düşününce zayıflıklar ortaya çıkar. Bu yapı önce bilinen bir fikri sunar, ardından onun sınırlarını açığa çıkaran incelemeye geçer.
Alıştırma
“The plan is fine until you look at the cost” cümlesi neyi ima eder?
- Plan mükemmeldir ve maliyet de bunu doğrular.
- Plan ancak biri maliyeti kontrol ettikten sonra uygulanabilir hâle gelir.
- Plan ilk başta uygulanabilir görünür, ancak maliyeti kontrol etmek bir sorunu ortaya çıkarır.
Cevabı göster
Plan ilk başta uygulanabilir görünür, ancak maliyeti kontrol etmek bir sorunu ortaya çıkarır.
run into problems: beklenmedik zorluklarla karşılaşmak
Burada run into problems, genellikle bir şey incelenirken veya yapılmaya çalışılırken beklenmedik biçimde ortaya çıkan “zorluklarla karşılaşmak” anlamına gelir. Run into bir öbek fiil olarak işlev görür ve problems onun nesnesidir. Bu anlamda fiziksel olarak koşma eylemi yoktur. İfade, bir süreç sırasında zorlukların ortaya çıktığını gösterir.
Alıştırma
Cümleyi run into problems ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After we tested the new app, we ____ with the login screen.
Cevabı göster
ran into problems
and you'll notice a lack of ocean between them. Kalıp ifadeler
0:20ve aralarında bir okyanus eksikliği fark edeceksiniz.
notice a lack of + isim
notice a lack of + isim, bir şeyin eksik ya da yetersiz olduğunu gözlemleyip fark etmek demektir. Bu cümlede a lack of ocean, Avrupa ile Asya'yı birbirinden ayıran bir okyanus olmadığını belirtir. Burada lack, a lack of kalıbında isimdir; of ise eksik olan şeyi tanıtır. Bu yapı, yalnızca doğrudan bir ifade kullanmak yerine eksikliği gözleme dayalı bir bulgu olarak sunmaya uygundur.
Alıştırma
Cümleyi “bir yokluğu veya yetersizliği gözlemleyip fark etmek” anlamındaki üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: After checking the file, you'll ____ supporting evidence.
Cevabı göster
notice a lack of
The usual reason for the split is a cultural one, Dilbilgisi
0:24Bölünme için alışılmış neden kültüreldir,
The usual reason for ... is ... kalıbı
The usual reason for + isim öbeği + is + açıklama yapısı, bir olguyu belirtir ve ardından onun olağan nedenini verir. Burada for the split neyin açıklanacağını gösterirken a cultural one nedeni sunar. One, sayılabilen reason isminin yerine geçer: a cultural one, a cultural reason anlamındadır; “bir kültür” demek değildir. Böylece reason sözcüğü tekrarlanmaz.
Alıştırma
Sonraki sözcükler açıklanan şeyi adlandırdığında reason sonrasında kullanılan edatla cümleyi tamamlayın: The usual reason ____ the delay is a technical one.
Cevabı göster
for
that Europe is so different from Asia that it's best to pretend it's a separate entity. Dilbilgisi
0:26Avrupa'nın Asya'dan o kadar farklı olmasıdır ki, ayrı bir varlıkmış gibi davranmak en iyisidir.
is so different from Asia that: so ... that sonuç kalıbı
so + sıfat + that kalıbı, bir dereceyi bu derecenin yol açtığı sonuca bağlar. Burada so, different sıfatını güçlendirir; that ise sonucu başlatır. Böylece fark, Avrupa'yı ayrı kabul etme sonucuna götürecek kadar büyük gösterilir. Buradaki that yan cümlesi yalnızca başka bir betimleme eklemez; sonuç bildirir. Başka cümlelere aktarılabilen kalıp özne + be + so + sıfat + that + sonuç şeklindedir.
Alıştırma
Cümleyi so ... that derece-sonuç kalıbıyla tamamlayın: The backpack was ____ heavy ____ Maya had to leave two books at home.
Cevabı göster
so · that
then surely it also applies to India and the Middle East.
0:33o zaman kesinlikle Hindistan ve Orta Doğu için de geçerlidir.
if ... then surely: güçlü biçimde beklenen bir sonuç
if yan cümlesi bir koşul veya geçici olarak kabul edilen bir varsayım kurar. Then bunun ardından gelen sonucu gösterir; surely ise konuşanın bu sonucun inkâr edilmesini zor gördüğünü belirtir. Yani kültürel sav kabul edilirse aynı mantığın başka yerler için de geçerli olması beklenir. Surely konuşanın güvenini artırır; sonucu kanıtlamaz. Bu kalıp, bir kuralın veya savın tutarlı biçimde uygulanıp uygulanmadığını sınamak için kullanışlıdır.
Alıştırma
İkinci yan cümleyi güçlü biçimde beklenen mantıksal bir sonuç olarak en iyi hangi seçenek sunar? If the rule applies to team leaders, ____ it applies to everyone.
- because surely
- then surely
- but perhaps
Cevabı göster
then surely
then you'll never stop drawing increasingly unhelpful lines.
0:39o zaman giderek daha da yararsız sınırlar çizmeyi asla bırakamazsınız.
So some places ditch the cultural division and combine Europe and Asia into Eurasia. Kelime
0:42Bu yüzden bazı yerler kültürel ayrımı bir kenara bırakıp Avrupa ile Asya'yı Avrasya olarak birleştirir.
Ditch the cultural division: gündelik bir fiil olarak ditch
Burada ditch, bir şeyi bilinçli olarak “kullanmayı bırakmak” veya “bir kenara atmak” anlamına gelen bir fiildir. Cümle, bazı yerlerin Avrupa ile Asya arasındaki kültürel ayrımı kullanmadığını söylüyor. Ditch gündelik ve doğrudan bir sözcüktür. Bir kuralı, planı, alışkanlığı veya sistemi kolayca geride bırakılabilecek bir şey gibi gösterir.
Alıştırma
Hangi cümlede ditch, videodakiyle aynı gündelik anlamda kullanılmıştır?
- We should ditch the outdated rule and choose a simpler one.
- We should keep the outdated rule exactly as it is.
- We should dig a ditch beside the road.
Cevabı göster
We should ditch the outdated rule and choose a simpler one.
This Eurasia is not to be confused with this Eurasia, Kalıp ifadeler
0:46Bu Avrasya'yı şu Avrasya ile karıştırmamak gerek,
Not to be confused with: benzer şeyleri ayırmak
Not to be confused with, bir şeyin görünüşü, sesi veya adı benzer olan başka bir şeyden farklı olduğunu belirtmek için kullanılan kalıplaşmış bir edilgen ifadedir. Burada Eurasia sözcüğünün iki farklı anlamını birbirinden ayırır. Anlaşılan özne, hemen önce bahsedilen şeydir: “This Eurasia is not to be confused with that Eurasia.” İfade, Eurasia'nın kafasının karışık olduğu anlamına gelmez; dinleyiciye ikisini aynı şey olarak görmemesini söyler.
Alıştırma
Yanlış özdeşleştirmeye karşı tarafsız biçimde uyaran kalıp ifadeyle cümleyi tamamlayın: The African elephant is ____ the Asian elephant.
Cevabı göster
not to be confused with
which has always been at war with Eastasia. Kültür
0:48hani her zaman Doğu Asya ile savaş halinde olan.
“has always been at war with Eastasia” ifadesindeki 1984 göndermesi
George Orwell’ın 1984 romanında Eastasia, hayalî süper devletlerden biridir. Hükûmet hangi devleti düşman olarak gösterdiğini değiştirir, sonra da yeni anlatı hep doğruymuş gibi kamuya sunulan geçmişi yeniden yazar. Burada “has always been at war with Eastasia” bu propaganda kalıbını çağrıştırır. Bu, gerçek dünya coğrafyasıyla ilgili bir iddia değildir; beklenmedik gönderme, rahatsız edici bir değişimin inkâr edildiğini ve geçmişin yeniden yazıldığını mizahi biçimde ima eder.
Alıştırma
Bu cümledeki gönderme neyi ima ediyor?
- Konuşmacı Asya coğrafyası hakkında tarafsız bir açıklama yapmaktadır.
- Resmî anlatı değişmiştir, ancak hiç değişmemiş gibi sunulmaktadır.
- Eastasia’nın sürekli savaşa ilişkin belgelenmiş bir tarihi vardır.
Cevabı göster
Resmî anlatı değişmiştir, ancak hiç değişmemiş gibi sunulmaktadır.
Making Eurasia gives a six-continent view of the world.
0:51Avrasya'yı yaratmak, dünyaya altı kıtalı bir bakış açısı verir.
or at least they used to be until Teddy Roosevelt decided that someone had to cut that country in half and it might as well be him. Notlar
0:57veya en azından Teddy Roosevelt birinin o ülkeyi ikiye bölmesi gerektiğine ve bunun pekâlâ kendisi olabileceğine karar verene kadar öyleydiler.
Anında düzeltme yapan “or at least”
Or at least, konuşmacının az önce yaptığı iddiayı düzelttiğini gösterir. Ardından gelen bölüm ilk düşüncenin bir kısmını korur, ancak onu daha dar, daha temkinli veya daha doğru hâle getirir. Bu cümlede konuşmacı önce önceki iddiayı kabul ediyor gibi görünür, ardından onun geçerliliğini geçmişteki bir dönemle sınırlar. Burada at least asgari bir sayı veya miktar belirtmez; önceki iddianın konuşmacının hâlâ savunmaya hazır olduğu kısmını işaretler.
Alıştırma
Hangi cümlede önceki iddiayı daraltmak için “or at least” kullanılmıştır?
- The museum is free—or at least it is free for children.
- She was tired, or she was hungry.
- We need at least three volunteers for the event.
Cevabı göster
The museum is free—or at least it is free for children.
they used to be: artık geçerli olmayan geçmiş bir durum
Used to + fiilin yalın hâli, geçmişte tekrarlanan ama artık gerçekleşmeyen bir eylemi ya da geçmişte geçerli olup artık geçerli olmayan bir durumu anlatır. Bugünle karşıtlık kurmak için de kullanılır. Burada be, be connected anlamını tamamlar: Kuzey ve Güney Amerika, sonraki değişimden önce Panama’da birbirine bağlıydı. Until, bu eski durumu sona erdiren olayı belirtir. Bu nedenle they used to be, “bir şeye alışkındılar” anlamına gelmez.
Alıştırma
Geçmiş bir durumu anlatan used to biçimiyle cümleyi tamamlayın: The two villages are separate now, but they ____ connected by one road.
Cevabı göster
used to be
it might as well be him: kabul edilebilir bir seçeneği seçmek
Might as well, mevcut durum düşünüldüğünde bir seçeneğin diğerleri kadar kabul edilebilir veya pratik olduğunu anlatır. It might as well be him ifadesinde seçilen kişi Roosevelt’tir: Birinin bunu yapması gerekiyorsa, o kişinin Roosevelt olmaması için güçlü bir neden yoktur. Cümle, büyük bir siyasi kararı sıradan bir “birinin bunu yapması gerekiyor” seçimi gibi göstermek için bu rahat mantığı mizahi biçimde kullanır. Gerçek anlamda bir olasılık belirtmez ve Roosevelt’in işi aynı derecede iyi yapacağı anlamına gelmez.
Alıştırma
Konuşan kişi son otobüs gittiği için yürümenin kabul edilebilir bir seçenek olduğunu anlatmak istiyorsa cümleyi hangi ifade en iyi tamamlar? The last bus has gone, so we ___ walk home.
- might
- might as well
- should definitely
Cevabı göster
might as well
You could walk all the way from Northern Alaska across the narrow Panama Canal and, Kalıp ifadeler
1:05Kuzey Alaska'dan dar Panama Kanalı boyunca yürüyebilir ve,
make it all the way to the southern tip of Chile.
1:12Şili'nin en güney ucuna kadar gidebilirdiniz.
all the way from ... all the way to ...: bir uçtan diğerine tüm mesafeyi vurgulama
Vurgulanan iki bölümde de all the way uç noktaları güçlendirir. All the way from Northern Alaska ... all the way to the southern tip of Chile birbirinden çok uzak iki uç noktayı gösterir ve aralarındaki uzun mesafenin tamamını vurgular. İki uçta da all the way ifadesinin tekrarlanması bu büyük mesafeyi özellikle belirgin hâle getirir. Buradaki way bir yol değil, mesafe veya kapsam anlamındadır. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp all the way from X ... all the way to Y şeklindedir.
Alıştırma
Tüm mesafeyi vurgulayan iki ifadeyle cümleyi tamamlayın: The train runs ____ Glasgow ____ London.
Cevabı göster
all the way from · all the way to
if it weren't for + gerçekte var olan mevcut bir engel
If it weren't for + isim öbeği, gerçekte var olan mevcut bir engelin bulunmadığını veya etkili olmadığını hayal eder. ‘Bu engel olmasaydı’ anlamına gelir ve yalnızca bu hayalî durumda mümkün olacak bir sonucu anlatır. weren't geçmiş zaman biçimi gibi görünse de burada şimdiki gerçekle çelişen bir koşulu gösterir; yağmur ormanının var olup olmadığı konusunda şüphe bildirmez. Sonuç bölümünde genellikle would veya could kullanılır. Buradaki make it, tam cümlenin önceki bölümünde bulunan could ile bağlantılıdır.
Alıştırma
Güçlü rüzgâr şu anda gerçek bir engeldir. Bu mevcut durum için doğru karşıolgusal kalıbı kullanan cümle hangisidir?
- If it hadn't been for the strong wind, we could have eaten outside.
- If it weren't for the strong wind, we could have lunch outside.
- Because of the strong wind, we can't have lunch outside.
Cevabı göster
If it weren't for the strong wind, we could have lunch outside.
despite the canal: despite + isim öbeği
Despite bir ödün ilişkisi kurar: kanal, Kuzey ve Güney Amerika’yı ayırmak için bir neden gibi görünebilir, ancak konuşanın bu iki bölgenin gerçekte ayrılmadığı yönündeki sonucunu değiştirmez. Burada despite sözcüğünden sonra the canal isim öbeği gelir. despite + isim öbeği veya -ing biçimi kullanılır; despite of ya da çekimli fiil içeren tam bir cümlecik kullanılmaz.
Alıştırma
Despite sözcüğünün doğru kullanıldığı cümleyi seçin.
- Despite the heavy rain, the match continued.
- Despite it rained heavily, the match continued.
- Despite of the heavy rain, the match continued.
Cevabı göster
Despite the heavy rain, the match continued.
which brings the total number of continents down to five. Kalıp ifadeler
1:22bu da toplam kıta sayısını beşe düşürür.
which is why: nedeni sonucuna bağlamak
Which is why yalnızca en yakın isme değil, önceki düşüncenin tamamına gönderme yapar. Önceki düşünceyi neden olarak sunar ve sonucu açıklar: bazı yerler Amerika’yı tek bir kıta olarak kabul eder. Bilgi düzeni şöyledir: önceki durum, which is why + sonuç. Bu yapı, nedeni tekrar söylemeden açıklamayı sürdürmeyi sağlar.
Alıştırma
İlk bilgiyi neden olarak kullanıp sonucunu doğru biçimde tanıtan bağlayıcıyı seçin: The bridge is closed, ___ we have to take the ferry.
- which is why
- although
- which is because
Cevabı göster
which is why
bring the total number of ... down to + son değer
Bring the total number of continents down to five, “azalma sonucunda toplam sayıyı beşe indirmek” anlamına gelir. Buradaki özne, daha önce sözü edilen sayma biçimidir ve sonucu o oluşturur. Bring a number down to X kalıbında X, azalma miktarı değil, azalmadan sonraki son değerdir. Bu kalıp toplamlar, maliyetler, oranlar ve ölçülebilen diğer miktarlarla kullanılabilir.
Alıştırma
Bir mağaza ceketin fiyatını £80'dan £60'a indiriyor. Son fiyatı doğru biçimde belirten cümle hangisidir?
- The discount brings the price up to £60.
- The discount brings the price down to £60.
- The discount brings the price down by £60.
Cevabı göster
The discount brings the price down to £60.
then you also have to disregard the Suez Canal,
1:27o zaman Süveyş Kanalı'nı da göz ardı etmelisiniz,
if you disregard ... then you also have to disregard ... ile tutarlı ölçüt kullanımı
If ... then ... yapısı, bir seçimi gerekli olan paralel bir sonuca bağlar. Burada, bir yapay kanal değerlendirme dışında bırakılırsa diğer kanala da aynı ölçütün uygulanması gerektiği anlatılır. Also, ikinci durumun tutarlılık sağlamak için eklendiğini gösterir; have to ise bunu yalnızca bir öneri değil, mantıksal bir zorunluluk olarak sunar. Burada disregard, “dikkate almamak” anlamına gelir; “saygısızlık etmek” anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir öğretmen, geç teslim edilen ödevlerden on puan düşüleceğini söylüyor. Mia ve Leo'nun ödevleri aynı ölçüde geç teslim edildi. Hangi yanıt aynı tutarlılık savını kullanıyor?
- You have to deduct ten points from Mia's work because Leo's work was late too.
- If you deduct ten points from Mia's work, then you also have to deduct ten points from Leo's work.
- If you deduct ten points from Mia's work, you could give Leo a warning instead.
Cevabı göster
If you deduct ten points from Mia's work, then you also have to deduct ten points from Leo's work.
and you've just created the monstrously large Afro-Eurasian continent,
1:29ve az önce canavarca büyüklükteki Afro-Avrasya kıtasını yarattınız,
be home to: bir yerde neyin yaşadığını veya bulunduğunu söylemek
“home to 5.7 billion people” ifadesindeki home, özel bir ev anlamına gelmez. be home to + isim kalıbı, “birinin yaşadığı veya bir şeyin bulunduğu yer olmak” demektir. Burada, söz konusu kara parçasında 5,7 milyar insanın yaşadığını anlatır. Bu kalıpla bir yeri, oradaki insanları, hayvanları, bitkileri, kuruluşları veya özellikleri sayarak tanıtabilirsiniz: “The reef is home to hundreds of species.” Yer, be home to ifadesinden önce; orada yaşayan veya bulunan şey ise to’dan sonra gelir.
Alıştırma
be home to kalıbını eksik iki sözcükle tamamlayın: The protected wetland is ____ thousands of migrating birds.
Cevabı göster
home to
we must surely be done because there are no more continents to merge
1:38işimiz kesinlikle bitmiş olmalı çünkü birleşecek başka kıta yok
we're not done because of that troublesome word large.
1:44işimiz bitmedi çünkü şu sıkıntılı "büyük" kelimesi var.
Is Australia really a dinky continent or is it king of the islands? Deyimler
1:50Avustralya gerçekten ufacık bir kıta mı yoksa adaların kralı mı?
king of the islands: bir grubun en üst üyesini anlatan eğlenceli mecaz
king of the islands ifadesindeki king, siyasi bir hükümdarı değil, mecazi bir anlamı belirtir. İfade, Avustralya’yı “ada” kategorisinin en büyük veya en önde gelen üyesi olarak sunar. Tekrar kullanılabilen king of + grup veya kategori kalıbı, bir kişiyi ya da şeyi eğlenceli bir biçimde grubun en üst üyesi olarak gösterir. Burada espriyi destekler: konuşmacı Avustralya’yı küçük bir kıta olarak görmek yerine en büyük ada olarak yeniden tanımlar.
Alıştırma
Cümlede king of the islands neyi düşündürüyor?
- Avustralya’nın birkaç adayı yöneten bir kralı var.
- Avustralya, en büyük veya en önde gelen ada olarak eğlenceli biçimde sunuluyor.
- Avustralya bütün adalardan daha küçük ve daha önemsiz.
Cevabı göster
Avustralya, en büyük veya en önde gelen ada olarak eğlenceli biçimde sunuluyor.
It's pretty big even if you took away its ice. Dilbilgisi
1:55Buzullarını alsanız bile oldukça büyük.
even if: sonucu değiştirmeyen varsayımsal bir koşul
Even if, “ya şöyle olursa?” türünde hayalî bir koşul kurar ve ana sonucun yine de doğru kalacağını söyler. Burada Grönland'ın buzunun kaldırıldığı düşünülür, ancak yine de oldukça büyük olacağı sonucu değişmez. Geçmiş biçim olan took, durumu gerçek değil varsayımsal göstermeye yardımcı olur. Koşul, konuşanın vardığı sonucu değiştirmiyorsa even if kullanılır.
Alıştırma
Yağmurun planı değiştirmeyeceğini gösteren iki kelimelik bağlaçla cümleyi tamamlayın: "The outdoor concert will go ahead ____ it rains."
Cevabı göster
even if
speaking of + konu: bağlantılı bir konuya geçiş
Speaking of + konu, az önce söylenen bir şeyi alıp onunla bağlantılı yeni bir konuya geçiş yapan bir ifadedir. Burada ice, Grönland'dan Antarktika'ya geçiş bağlantısını kurar. Bu ifade, birinin o anda gerçekten buz hakkında konuştuğu anlamına gelmez. “Bu bana bağlantılı başka bir konuyu hatırlattı” sinyalini verir.
Alıştırma
İlgili bir konuyu başlatan iki kelimelik kalıp geçiş ifadesiyle diyaloğu tamamlayın: "You said you are free this weekend. ____ weekend plans, have you booked the campsite yet?"
Cevabı göster
Speaking of
The forgotten continent unfairly smushed against the bottom of maps just because no one lives there. Kelime
1:59Sırf orada kimse yaşamıyor diye haksızca haritaların en altına sıkıştırılmış unutulmuş kıta.
smushed against the bottom of maps: haritaların altına sıkıştırılmış
Burada smushed against, dar ve rahatsız görünen bir konuma bastırılmış ya da sıkıştırılmış demektir. Bu ifade, haritanın Antarktika'yı alt kenara itip sıkıştırdığı şeklinde eğlenceli bir insanlaştırma yapar; kıtanın gerçekten düzleştirildiğini anlatmaz. Smushed gündelik ve canlı bir kelimedir; bu yüzden cümle abartılı ve mizahi duyulur. Kıtanın haritalarda nasıl gösterildiğiyle ilgili bir yorumdur, gerçek bir fiziksel değişikliği anlatmaz.
Alıştırma
Bu cümlede smushed against the bottom of maps neyi ima ediyor?
- Antarktika çoğu haritada yer almıyor.
- Antarktika, dar bir alana sıkıştırılmış gibi eğlenceli bir biçimde gösteriliyor.
- Smushed, harita projeksiyonu için resmî bir teknik terimdir.
- Haritacılar Antarktika'yı gerçekten düzleştirdi.
Cevabı göster
Antarktika, dar bir alana sıkıştırılmış gibi eğlenceli bir biçimde gösteriliyor.
Remove the ice sheet that covers Antarctica and you reveal it for the archipelago it really is,
2:04Antarktika'yı kaplayan buz tabakasını kaldırdığınızda onun aslında bir takımada olduğunu görürsünüz,
not the single landmass it pretends to be.
2:07öyleymiş gibi davrandığı tek bir kara parçası değil.
the largest of these Antarctic islands is smaller than Australia.
2:11bu Antarktika adalarının en büyüğü Avustralya'dan daha küçüktür.
to complicate matters, karmaşıklık bildiren söylem işaretleyicisi
To complicate matters, zaten konuşulmakta olan bir konuyu veya açıklamayı ele almayı zorlaştıracak yeni bilginin geleceğini bildiren bir söylem işaretleyicisidir. Burada, Antarktika adaları hakkındaki açıklamaya bir karmaşıklık katmanı daha ekleneceğini önceden haber verir. to complicate mastarı yeni bilginin etkisini anlatır; konuşanın amacını anlatmaz. Virgül bu ifadeyi ana cümleden ayırır, bu nedenle birinin bilerek sorun çıkarmak istediği anlamını vermeyin.
Alıştırma
Bu cümlede to complicate matters, ifadesinin işlevini doğru açıklayan seçenek hangisidir?
- to make matters worse, — sonraki gerçeğin zaten kötü olan bir sonucu daha kötü yaptığını bildirir
- to complicate matters, — sonraki gerçeğin karmaşıklık kattığını bildirir
- for example, — destekleyici bir örnek sunar
- in contrast, — karşıt bir düşünce sunar
Cevabı göster
to complicate matters, — sonraki gerçeğin karmaşıklık kattığını bildirir
So if you want to keep calling Antarctica a continent, Dilbilgisi
2:14Yani Antarktika'ya kıta demeye devam etmek istiyorsanız,
then there's a bunch of other islands that might want to be continents too.
2:16o zaman kıta olmak isteyebilecek bir sürü başka ada da var.
keep calling Antarctica a continent: aynı sınıflandırmayı kullanmayı sürdürmek
Keep + -ing biçimi, bir eylemin devam ettiğini anlatır. Burada keep calling, “bir şeyi aynı şekilde tanımlamaya veya adlandırmaya devam etmek” demektir. Call + nesne + isim öbeği, nesneye bir ad, tanım veya kategori verebilir: call Antarctica a continent. A continent, Antarctica’yı açıklayan bir nesne tümlecidir; bu yüzden calling burada telefon etmek anlamına gelmez.
Alıştırma
Adlandırmanın devam ettiğini göstermek için keep + -ing biçimini ve call + nesne + kategori yapısını kullanarak cümleyi tamamlayın: Some people ____ Pluto a planet even after its official classification changed.
Cevabı göster
keep calling
While this seems inclusive to the point of silliness, Kalıp ifadeler
2:23Bu, aptallık derecesinde kapsayıcı görünse de,
ultimately someone has to decide what large means and that's going to be an arbitrary line.
2:25sonuçta birisinin büyük kelimesinin ne anlama geldiğine karar vermesi gerekiyor ve bu keyfi bir çizgi olacak.
to the point of silliness: aşırı bir dereceye ulaşmak
To the point of + isim veya -ing biçimi, “bu sonuca ulaşacak ya da bu sonucu doğuracak kadar” anlamına gelir. Burada kapsayıcılık, konuşanın saçma bulduğu bir dereceye ulaşır. Point burada görüş veya fiziksel bir yer değil, derece ya da sınır anlamındadır. Bu ifade, sonucu veya eşiği belirttiği için very sözcüğünden daha nettir.
Alıştırma
Eylemin aşırı bir sonuca ulaştığını göstermek için bu dersteki dört sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: She practiced the routine ____ exhaustion.
Cevabı göster
to the point of
which hinged mostly on this same issue of size. Öbek fiiller
2:33ki o da büyük ölçüde aynı boyut meselesine dayanıyordu.
‘Plüton gezegen mi, değil mi?’ fiyaskosu
Bu ifade, Plüton'un statüsüyle ilgili kamuoyundaki tartışmayı anlatır. Uluslararası Astronomi Birliği 2006'da Plüton'u sekiz gezegenden biri değil, bir cüce gezegen olarak sınıflandıran bir tanım kabul etti. Buna fiasco denmesi, konuşanın yaşanan karmaşa ve tartışmaya eleştirel ve biraz dramatik baktığını gösterir. Fiasco olayın resmî adı değildir.
Alıştırma
Bu cümlede vurgulanan ifade neyi anlatıyor?
- 2006'da keşfedilen yeni bir gezegenin resmî adı
- Plüton'un bütün gezegenlerden daha büyük olduğunun bilimsel olarak keşfedilmesi
- Plüton'un gezegen sayılıp sayılmamasıyla ilgili kamuoyu tartışması
Cevabı göster
Plüton'un gezegen sayılıp sayılmamasıyla ilgili kamuoyu tartışması
hinged mostly on: esas olarak bağlıydı
Hinged mostly on, “esas olarak ... bağlıydı” anlamına gelir. Burada Plüton'un sınıflandırılmasıyla ilgili tartışmayı esas olarak aynı büyüklük meselesi belirlemiştir; ancak mostly başka etkenlere de yer bırakır. Kalıp hinge on + belirleyici mesele veya koşul şeklindedir. Özne, sonucu o etkene bağlı olan sonuç, karar, sav veya sorudur.
Alıştırma
Vurgulanan ifadeyi doğru zamanla kullanarak cümleyi tamamlayın: Last week, the committee's final decision ____ one safety report.
Cevabı göster
hinged mostly on
So now we're more confused than before we started. Dilbilgisi
2:37Yani şimdi başlamadan öncekinden daha fazla kafamız karıştı.
more confused than before we started: başlamadan öncekinden daha çok kafası karışmış
More confused bir karşılaştırma biçimidir: kafa karışıklığının şimdi daha fazla olduğunu gösterir. Than before we started karşılaştırma ölçütünü, yani etkinliğin veya tartışmanın başlamasından hemen önceki zamanı belirtir. more + adjective + than before + clause kalıbının tamamı, sonraki bir durumun iyileşip iyileşmediğini değerlendirmek için kullanılır. Burada girişimin anlayışı geliştirmek yerine kafa karışıklığını artırdığı anlatılır.
Alıştırma
More confused ifadesini kullanarak şimdiki durumu tartışmanın başlamasından önceki durumla karşılaştırın: After two hours, we're ____.
Cevabı göster
more confused than before we started
sort this out: bunu çözmek veya açıklığa kavuşturmak
Burada sort this out, bu kafa karıştırıcı sorunu çözmek veya durumu açıklığa kavuşturmanın bir yolunu bulmak anlamına gelir. This, fiziksel nesnelerin gruplara ayrılmasını değil, durumun tamamını belirtir. Sort out ayrılabilen bir öbek fiildir. Nesne it gibi bir zamir veya this gibi kısa bir işaret sözcüğü olduğunda doğal sözcük sırası sort it out ya da sort this out şeklindedir.
Alıştırma
Sort out ifadesini it ile doğru sözcük sırasında kullanın: The printer keeps disconnecting, but Mia can ____.
Cevabı göster
sort it out
Confusion plus science equals answers. Anlatım akışı
2:43Kafa karışıklığı artı bilim, cevaplara eşittir.
Confusion plus science equals answers: denklem biçiminde bir iddia
Cümle, matematiksel bir denklemin biçimini ve sözcüklerini ödünç alarak X plus Y equals Z kalıbını kullanır. Neden-sonuç iddiasını kısaltır: kafa karışıklığına bilim eklenirse sözde cevaplar ortaya çıkar. Denklemler kesinmiş gibi duyulduğu için cümle bu iddiayı eğlenceli bir özgüvenle sunar. Bu, bir hesaplama değil, retorik bir slogandır. Düzenli ve kesin görünmesi, bilim daha karmaşık çıktığında sonraki karşıtlığa da zemin hazırlayabilir.
Alıştırma
Cümledeki denklem biçimli ifade esas olarak ne yapıyor?
- Bilimin kafa karışıklığını cevaplara dönüştüreceği fikrini kısaltır.
- Kafa karışıklığı ile bilimin aynı şey olduğunu söyler.
- Bilim insanlarının hesaplayabileceği gerçek bir formül verir.
Cevabı göster
Bilimin kafa karışıklığını cevaplara dönüştüreceği fikrini kısaltır.
parts of the Earth's crust that move together.
2:51yer kabuğunun birlikte hareket eden parçalarıdır.
tectonic plate: Dünya'nın dış katmanının hareket eden bir bölümü
Tectonic plate, yani tektonik levha, Dünya'nın sert dış katmanının tek bir bütün olarak hareket eden büyük bir bölümüdür. Hemen ardından gelen parts of the Earth's crust that move together sözleri, terimi daha basit bir dille açıklar. Cümle, kıtaları sınıflandırmak için geçici olarak levhaları jeolojik bir ölçüt olarak kullanır. Bu bir basitleştirmedir: bir tektonik levha hem okyanus tabanını hem de kıtasal kabuğu içerebilir. Bu nedenle tektonik levhalarla bildiğimiz kıtalar bire bir örtüşmez.
Alıştırma
Hangi cümlede tectonic plate doğru kullanılmıştır?
- The Pacific Plate is a tectonic plate that lies mostly beneath the ocean.
- Europe is a tectonic plate because it is shown as a continent on maps.
- Every tectonic plate is one country with fixed borders.
Cevabı göster
The Pacific Plate is a tectonic plate that lies mostly beneath the ocean.
At least North America is still looking reasonable, Anlatım akışı
3:13En azından Kuzey Amerika hala makul görünüyor,
At least ... until you include: geçici rahatlama ve tersine dönüş
At least, sınırlı ama rahatlatıcı görünen bir noktayı öne çıkarır: Kuzey Amerika hâlâ makul görünmektedir. Bu, konuşanın kesin ve olumlu bir sonuca ulaştığı anlamına gelmez. until ile başlayan bölüm, ilk düşünceyi artık ikna edici olmaktan çıkaran bir bilgi ekler. Burada until öncelikle saatle ölçülen zamandan söz etmez; “ama ... hesaba katılınca durum değişir” gibi çalışır. İki bölüm birlikte, kısa süreli bir rahatlama ve hemen ardından gelen bir tersine dönüş oluşturur.
Alıştırma
Hangi cümle At least ... until ... yapısıyla önce kısa bir rahatlama yaratıp sonra ilk düşünceyi tersine çeviriyor?
- At least the hotel looks cheap, until you add the service fees.
- The hotel is cheap, and the service fees are low too.
- Until the hotel opens, at least we can wait outside.
Cevabı göster
At least the hotel looks cheap, until you add the service fees.
Thanks a lot, geologists: şikâyet bildiren alaycı teşekkür
Thanks a lot normalde güçlü bir minnettarlık belirtir, ancak burada tam tersini ifade eder. Jeolojik sınıflandırmalar açıklamayı daha karmaşık hâle getirdikten sonra konuşan kişi, jeologlara teşekkür ediyormuş gibi seslenirken aslında rahatsızlığını gösterir. İroniyi olumsuz bağlam yaratır. Kullanışlı bir kural şudur: Sözde “yardım” bir soruna yol açtıysa Thanks a lot, “Bu hiç yardımcı olmadı” veya “Bunun için seni suçluyorum” anlamına gelebilir.
Alıştırma
Leo partiden önce sürprizi herkese anlatır. Mia, “Thanks a lot, Leo. Now the surprise is ruined.” der. Mia ne demek istiyor?
- Leo’nun herkese anlatmasına içtenlikle minnettardır.
- Leo’nun ne söylediğini duymamıştır.
- Leo bir soruna yol açtığı için kızgındır.
Cevabı göster
Leo bir soruna yol açtığı için kızgındır.
The heart of the problem is that the word continent doesn't have a simple and consistent definition for everyday use. Notlar
3:21Sorunun özü, kıta kelimesinin günlük kullanım için basit ve tutarlı bir tanımının olmamasıdır.
The heart of the problem: merkezî meseleyi belirtmek
The heart of the problem, bir güçlüğün merkezindeki en önemli kısmı anlatan bir deyimdir. Burada temel engeli, yani continent kelimesinin günlük kullanımda basit ve tutarlı tek bir tanımının bulunmamasını gösterir. The heart of the problem is that + yan cümle kalıbı, ayrıntılı bir tartışmadan sonra ana meseleyi ortaya koyar. Buradaki heart mecazidir; bir organı veya duyguyu anlatmaz.
Alıştırma
Örnekte The heart of the problem neyi ortaya koyuyor?
- Birinin kalbindeki fiziksel bir sorun
- Merkezî ve en önemli mesele
- Konuşanın konu hakkındaki duyguları
Cevabı göster
Merkezî ve en önemli mesele
for everyday use: ifadeyi teknik olmayan bağlamlarla sınırlamak
For everyday use, iddiayı sıradan ve teknik olmayan iletişimle sınırlar. Konuşan kişi continent kelimesinin hiçbir tanımı olmadığını söylemez; günlük dilde hem basit hem de tutarlı biçimde uygulanan tek bir tanım bulunmadığını belirtir. for + kullanım türü edat öbeği, bir şeyin hangi bağlamda işe yaramasının veya yeterli olmasının amaçlandığını gösterir. Böylece bir iddianın amaçlanandan daha kesin görünmesini önler.
Alıştırma
Doğru mu yanlış mı? Cümle, continent kelimesinin hiçbir teknik alanda tanımı olmadığını söylüyor.
- Doğru
- Yanlış
Cevabı göster
Yanlış
“how many do you want there to be?” retorik sorusu
Burada how many do you want there to be? dinleyicinin en sevdiği sayıyı gerçekten soran bir soru değil, retorik bir sorudur. Konuşmacı, kendiliğinden ortaya çıkan tek bir cevap olduğu düşüncesine meydan okur. Soru, sayının hangi ortak kabul görmüş sınıflandırma sisteminin seçildiğine bağlı olduğunu ima eder. Bu, bir kişinin coğrafi gerçekleri dilediği gibi uydurabileceği anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu bağlamda konuşmacı how many do you want there to be? derken neyi kastediyor?
- Dinleyici istediği sayıda kıta uydurabilir.
- Konuşmacı dinleyicinin en sevdiği sayıyı öğrenmek istiyor.
- Sayı, kullanılan sınıflandırma sistemine bağlıdır.
- Konuşmacı kıtanın ne olduğunu unutmuş.
Cevabı göster
Sayı, kullanılan sınıflandırma sistemine bağlıdır.
“The answer is clearly six.” cümlesindeki ironi
Clearly normalde bir şeyi apaçık ya da makul bir şüphenin ötesinde gösterir. Burada önceki tartışma, farklı sınıflandırma sistemlerinin farklı toplamlar verdiğini göstermiştir; bu yüzden altının clearly cevap olduğunu söylemek bağlamla çelişir. Bu çelişki ironi yaratır: konuşmacı tartışmaya açık bir seçimi, şüphe götürmez biçimde doğruymuş gibi şakayla söyler. Cümle, altının tek geçerli toplam olduğunu kanıtlamaz.
Alıştırma
Birkaç olası toplam tartışıldıktan sonra The answer is clearly six. cümlesindeki clearly nasıl bir etki yaratır?
- Her sınıflandırma sisteminde altı kıta olduğunu kanıtlar.
- Dinleyiciden kibarca bir sayı seçmesini ister.
- Konuşmacının six sayısını telaffuz edemediğini gösterir.
- Tartışmaya açık bir seçimi apaçıkmış gibi sunarak ironi yaratır.
Cevabı göster
Tartışmaya açık bir seçimi apaçıkmış gibi sunarak ironi yaratır.