Asit Banyosu İngiliz Seri Katili - John George Haigh: İngilizce çalışma notları

The Infographics Show

Öğrenme zorluğu
1.585 kelime 215 kel/dk

Video özeti: Bu biyografi, John George Haigh'in dolandırıcılıktan asitle cinayete gidişini, hukuku yanlış yorumlamasını ve sonunda mahkûm edilip idam edilmesini anlatıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. wouldn't look out of place — Deyimler ve mecazi ifadeler: birinin ortamda doğal göründüğünü anlatın; burada Haigh eski bir Hollywood filmine yakıştırılıyor. 2. blowing the whistle, — Deyimler ve mecazi ifadeler: düdük çalmak yerine yanlışları ifşa etme anlamını ve mağdurların planlarını neden tehdit ettiğini anlayın. 3. corpus delicti, — Kültür, medya ve gerçek yaşam bağlamı: bir suçun işlendiğini kanıtlayan hukuki temel anlamını öğrenin; sağlam bir ceset gerektiğini sanmayın.

Bu derste

Just about all serial killers seem to have experienced some amount of trauma in childhood. Dilbilgisi

0:00

Neredeyse tüm seri katiller çocukluklarında bir miktar travma yaşamış gibi görünüyor.

Dilbilgisi

seem to have experienced: geçmişe dair temkinli bir değerlendirme

seem to have experienced ifadesinde seem, doğrulanmış bir olgudan çok konuşanın şu anki izlenimini aktarır. Tamamlanmış mastar have experienced, deneyimi bu izlenimin oluştuğu zamandan daha önceye yerleştirir. Burada have experienced bağımsız bir present perfect yüklemi değildir; seem fiilinin tamamlayıcısıdır. Yapı şöyledir: özne + seem + to have + geçmiş zaman ortacı. Bu kalıp haberlerde, biyografilerde ve yorumlarda geçmişteki olası bir olayı kesinmiş gibi söylemeden anlatmayı sağlar.

Alıştırma

Daha önceki bir olay hakkında şu anki temkinli sonucu ifade etmek için experience fiilinin doğru biçimiyle cümleyi tamamlayın: From the surviving letters, the writer seems to ____ serious financial trouble in her youth.

Cevabı göster

have experienced

But one thing that splits them apart is their intellect. Dilbilgisi

0:04

Ancak onları birbirinden ayıran bir şey de zekalarıdır.

Dilbilgisi

one thing that ... is ...: temel bir farkı vurgulamak

Özne, one thing that splits them apart isim öbeğinin tamamıdır. Bu öbekte that splits them apart, thing sözcüğünü niteleyen bir ilgi tümcesidir. Is sonrasındaki their intellect tamamlayıcısı ise temel etkeni belirtir. Burada splits them apart, onları fiziksel olarak ayırmak değil, birbirlerinden farklı kılmak anlamına gelir. one thing that + tümce + is + temel etken kalıbı önce karşılaştırmayı kurar, ardından dikkati cevaba yöneltir.

Alıştırma

Hangi cümle temel bir farkı belirtmek için one thing that ... is ... yapısını doğru kullanır?

  1. One thing that sets the two designs apart is their weight.
  2. One thing that sets the two designs apart are their weight.
  3. One thing is that sets the two designs apart their weight.
Cevabı göster

One thing that sets the two designs apart is their weight.

Some of these killers seem like wild savages,

0:07

Bu katillerin bazıları vahşi barbarlar gibi görünür,

barely self-aware.

0:10

neredeyse hiç öz farkındalıkları yoktur.

Others are extremely gifted,

0:11

Diğerleri ise son derece yeteneklidir,

yet often display signs of psychopathy.

0:12

ancak sıklıkla psikopati belirtileri gösterirler.

Some are eloquent, attractive, and extremely cultured,

0:15

Bazıları güzel konuşan, çekici ve son derece kültürlüdür,

such as the backpacker killer and lifelong scammer turned celebrity George Sobhraj, Dilbilgisi

0:18

örneğin sırt çantalı gezginlerin katili ve ömür boyu dolandırıcıyken ünlüye dönüşen George Sobhraj gibi,

Dilbilgisi

“lifelong scammer turned celebrity” ifadesinde isim + turned + isim

“lifelong scammer turned celebrity” ifadesinde isim + turned + isim bir kimlik değişimini anlatır: önce ömür boyu dolandırıcılık yapan biriydi, daha sonra ünlü oldu. turned sözcüğünden sonraki isim daha yeni rolü belirtir; bu nedenle isimlerin yerini değiştirmek zaman sırasını da tersine çevirir. İfadenin tamamı George Sobhraj’ı tanımlayan kısa bir yapıdır ve haber başlıklarıyla kişi profillerinde yaygındır. “a lifelong scammer who became a celebrity” şeklinde açılabilir; turned, kısaltılmış tanımlamanın bir parçasıdır ve cümlenin temel geçmiş zaman fiili değildir.

Alıştırma

Hangi kısa ifade Lena’nın önce avukat olduğunu, sonra romancı olduğunu anlatır?

  1. lawyer and novelist
  2. novelist turned lawyer
  3. lawyer turned novelist
Cevabı göster

lawyer turned novelist

who read Nietzsche and Jung,

0:22

o Nietzsche ve Jung okudu,

classics in law, probably to be a better conniver.

0:24

ve hukuk klasiklerini, muhtemelen daha iyi bir düzenbaz olmak için.

Then you've got the incredibly talented Ted Kaczynski,

0:27

Sonra inanılmaz yetenekli Ted Kaczynski var,

aka the Unabomber,

0:29

namıdiğer Unabomber,

who is said to have an IQ of 167. Dilbilgisi

0:30

IQ'sunun 167 olduğu söyleniyor.

Dilbilgisi

“Is said to have” ile edilgen aktarım

“Is said to have” edilgen bir aktarım yapısıdır. Burada, insanların veya haberlerin bu kişinin 167 IQ’ya sahip olduğunu ileri sürdüğü anlamına gelir. Konuşan kişi bu iddiayı şahsen doğrulanmış bir bilgi olarak sunmadan aktarır. Yapı özne + be + said + to-infinitive şeklindedir. Aktarılan şimdiki bilgi bir sahiplik veya durumsa “Mina is said to have two passports.” örneğindeki gibi to have kullanılır. Geçmişteki bir olay için “Mina is said to have left early.” örneğindeki gibi perfect infinitive gerekir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki edilgen aktarım ifadesiyle tamamlayın: “The source is not named, but Dr. Lee ____ an exceptional memory.”

Cevabı göster

is said to have

That's slightly higher than violin prodigy Charlene Gallego,

0:33

Bu, keman dahisi Charlene Gallego'dan biraz daha yüksek,

who with her husband brutally raped and killed mostly young girls in the late '70s.

0:37

o da kocasıyla birlikte 70'lerin sonlarında çoğunlukla genç kızlara vahşice tecavüz edip öldürmüştü.

Today we'll look at another talented killer

0:41

Bugün bir başka yetenekli katile bakacağız

in this episode of The Infographics Show,

0:43

The Infographics Show'un bu bölümünde,

John George Haigh, Acid Bath Murderer.

0:45

Asit Banyosu Katili John George Haigh.

Just looking at pictures on the web,

0:48

Sadece internetteki fotoğraflarına bakıldığında,

Haigh wouldn't look out of place in a Hollywood movie of days gone by. Deyimler

0:50

Haigh geçmiş günlerin bir Hollywood filminde sırıtmazdı.

Deyimler

Wouldn't look out of place: bir ortama doğal biçimde uyum sağlamak

Wouldn't look out of place, «o ortamda doğal ve uygun görünürdü» anlamına gelir. Burada hayal edilen ortam eski bir Hollywood filmidir; yani konuşan kişi Haigh'in görünüşünde o dönemle bağdaştırılan zarif bir çekicilik olduğunu söylüyor. İfade, olumlu bir uyumu anlatmak için olumsuz biçim kullanır: biri not look out of place ise tuhaf veya ortama uyumsuz görünmez. Would, karşılaştırmayı varsayımsal ve biraz daha yumuşak hâle getirir.

Alıştırma

Cümleyi «doğal biçimde uyum sağlardı» anlamındaki ders ifadesiyle tamamlayın: That vintage desk ____ in the old library.

Cevabı göster

wouldn't look out of place

Deyimler

Days gone by: geçmişi nostaljik biçimde adlandırmak

Days gone by, «önceki bir dönem» veya «geçmiş» anlamına gelir ve genellikle düşünceli ya da nostaljik bir his taşır. Bu cümlede a Hollywood movie of days gone by, Hollywood'un daha eski bir dönemiyle ilişkilendirilen bir film demektir. Gone by, days sözcüğünden sonra gelir ve «geçip gitmiş» anlamını taşır. Bu, the years went by örneğindeki gibi go by fiilinin zamanın geçmesi anlamıdır; bir yerin önünden geçme anlamındaki hareket değildir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki nostaljik ifadeyle tamamlayın: The old photographs brought back memories of ____.

Cevabı göster

days gone by

It's said he was incredibly charming,

0:53

İnanılmaz derecede çekici olduğu söylenir,

as well as suave,

0:55

ayrıca nazik,

and not too distressing to the female eye.

0:56

ve kadınların gözüne pek de rahatsız edici görünmüyordu.

But, like many killers that come across this way, Öbek fiiller

0:59

Ancak, bu şekilde algılanan birçok katil gibi,

Öbek fiiller

come across this way: bir izlenim vermek

come across this way ifadesinde come across, bir izlenim vermek veya başkalarına belli bir şekilde görünmek anlamına gelir. Fiziksel bir hareketi ya da bir şeyi tesadüfen bulmayı anlatmaz. This way, daha önce anlatılan tavır veya imgeye gönderme yapar. Bu nedenle ifade, gerçek kişiliklerini yansıtsa da yansıtmasa da bu katillerin insanlarda aynı izlenimi bıraktığı anlamına gelir.

Alıştırma

Örnekte come across this way ne anlama geliyor?

  1. insanlarda daha önce anlatılan izlenimi bırakmak
  2. bir şeyi tesadüfen bulmak
  3. bir taraftan diğerine geçmek
Cevabı göster

insanlarda daha önce anlatılan izlenimi bırakmak

he suffered from narcissistic personality disorder.

1:01

o da narsisistik kişilik bozukluğundan muzdaripti.

In short, Anlatım akışı

1:04

Kısacası,

Anlatım akışı

In short: özeti işaret etmek

In short, dinleyiciye kısa ve öz bir özetin geleceğini bildiren bir söylem belirtecidir. Önceki birkaç ayrıntıyı daha basit tek bir sonuçta toplar. Burada, bozukluğun özelliklerinin yoğunlaştırılmış bir açıklamasını sunarak bilgiyi düzenler. Short süreyi ifade etmez.

Alıştırma

Örnekte In short ne işe yarıyor?

  1. Bir sonraki olayın yakında gerçekleşeceğini söyler.
  2. Ardından kısa ve öz bir özet veya sonuç geleceğini belirtir.
  3. Sonraki sözlerin hızlı söylenmesi gerektiğini bildirir.
Cevabı göster

Ardından kısa ve öz bir özet veya sonuç geleceğini belirtir.

that means someone who has feelings of grandiosity,

1:05

bu, büyüklük duygularına sahip olan,

is always seeking admiration,

1:07

her zaman hayranlık arayan,

yet seems to have no empathy whatsoever. Dilbilgisi

1:09

ancak hiçbir empatisi yokmuş gibi görünen biri demektir.

Dilbilgisi

no empathy whatsoever: olumsuzluğu mutlak hâle getirmek

Burada whatsoever, olumsuz ad öbeği no empathy’den sonra gelir ve olumsuzluğu mutlak hâle getirir: kişinin en ufak bir empatiye bile sahip olmadığı anlaşılıyor. Sözcük, hiç anlamındaki vurguyu ekler; farklı bir empati türünü belirtmez. Başka durumlara aktarılabilecek kalıp no + isim + whatsoever biçimindedir. Sondaki whatsoever önceki olumsuz ifadeye dönerek onu güçlendirir; no evidence whatsoever ve no interest whatsoever buna örnektir.

Alıştırma

Hangi cümlede whatsoever olumsuz bir ifadeyi güçlendirmek için doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. The plan made whatsoever sense.
  2. The plan was whatsoever sensible.
  3. The plan made no sense whatsoever.
Cevabı göster

The plan made no sense whatsoever.

Do you know anyone who fits that description? Kalıp ifadeler

1:12

Bu tanıma uyan birini tanıyor musunuz?

Kalıp ifadeler

fits that description: belirtilen özelliklere uymak

Burada fits, eşleşir veya karşılar anlamındadır; doğru bedendedir anlamına gelmez. That description daha önce belirtilen özelliklere gönderme yapar. Dolayısıyla soru, dinleyicinin bu özelliklere sahip birini tanıyıp tanımadığını sorar. Başka durumlara aktarılabilecek kalıp kişi veya şey + fit + a/the/that description biçimindedir. Özellikleri yeniden sıralamadan daha önce verilen bir nitelikler bütününe gönderme yapmayı sağlar.

Alıştırma

Konuşmacı bir gönüllü için gereken özellikleri az önce sıraladı. Hangi cevap Maya’nın bu özelliklere sahip olduğunu doğal biçimde belirtir?

  1. Maya fits that description.
  2. Maya fits in that description.
  3. Maya writes that description.
Cevabı göster

Maya fits that description.

If so,

1:14

Eğer öyleyse,

they can tick a box for possible future serial killer. Deyimler

1:14

gelecekteki olası bir seri katil için bir kutuyu işaretleyebilirler.

Deyimler

tick a box: gerçek bir işaret ve mecazi bir ölçüt

Kelime anlamıyla tick a box, bir şeyi seçmek veya onaylamak için formdaki küçük bir kutuya işaret koymak demektir. Burada kimse gerçek bir form doldurmuyor. Anlatıcı, sözde bir tehlike işaretini kontrol listesindeki bir maddeymiş gibi şakayla ele alıyor: o koşul karşılanmış oluyor. Kontrol listesi benzetmesi, değerlendirmenin aşırı basit ve mekanik olduğunu da ima ederek kara mizah yaratıyor.

Alıştırma

Örnekte tick a box ne anlama geliyor?

  1. Sözde bir tehlike işaretinin karşılandığını şakayla söylüyor.
  2. Resmî bir tıbbi teşhisin tamamlandığını söylüyor.
  3. Birinden formdaki gerçek bir kutuyu işaretlemesini istiyor.
Cevabı göster

Sözde bir tehlike işaretinin karşılandığını şakayla söylüyor.

So,

1:17

Yani,

our charmer Mr. Haigh was born July 24th, 1909.

1:18

bizim çekici Bay Haigh 24 Temmuz 1909'da doğdu.

He grew up near a place called Wakefield,

1:22

Wakefield adlı bir yerin yakınında büyüdü,

which is located in West Yorkshire, Northern England.

1:23

burası Kuzey İngiltere'de, Batı Yorkshire'da yer almaktadır.

They say it's grim up north in that part of the UK. Kültür

1:26

İngiltere'nin o bölgesindeki kuzeyin kasvetli olduğunu söylerler.

Kültür

Britanya'ya özgü bölgesel bir kalıp yargı olarak it's grim up north

it's grim up north ifadesi, İngiltere'nin kuzeyiyle ilgili bilinen bir Britanya kalıp yargısını yansıtır. Grim, kasvetli, zorlu veya bunaltıcı hissettiren bir yeri anlatırken up north ülkenin kuzey bölümünü günlük bir dille işaret eder. Buradaki yer, madencilik ve tekstille tarihsel bağları bulunan Kuzey İngiltere'deki Wakefield'dır. Bu söz kötü hava, sanayide gerileme ve zorlu yaşam çağrışımları yaparak dengeli bir olgusal açıklama sunmak yerine kasvetli bir atmosfer yaratır.

Alıştırma

İfadeyi değerlendirin: Günlük kullanımda it's grim up north, Kuzey İngiltere'nin tarafsız ve nesnel bir açıklamasıdır.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

Back in Haigh's day, Kalıp ifadeler

1:29

Haigh'in zamanında,

Kalıp ifadeler

Back in Haigh's day: Haigh döneminde

Back in Haigh's day, “Haigh'in yaşadığı, büyüdüğü veya etkin olduğu dönemde” anlamına gelir. Buradaki day, takvimdeki tek bir günü değil, genel olarak onun dönemini anlatır. back in + kişinin iyelik biçimi + day yapısı, bilgiyi o kişiyle ilişkili tarihsel döneme yerleştirir ve çoğu zaman geçmişle bugün arasındaki karşılaştırmaya zemin hazırlar.

Alıştırma

Cümleyi, “büyükbabamın genç olduğu dönemde” anlamına gelen ve Back ile başlayan ifadeyle tamamlayın: ____, most families in the village did not own a car.

Cevabı göster

Back in my grandfather's day

it really was a grim place,

1:30

orası gerçekten de kasvetli bir yerdi,

being the backbone of industrial England. Deyimler

1:31

endüstriyel İngiltere'nin bel kemiğiydi.

Deyimler

the backbone of industrial England: sanayi İngiltere'sinin bel kemiği

The backbone of industrial England bir mecazdır. Omurga bedeni fiziksel olarak destekler; bu nedenle ifade, sanayi İngiltere'sini destekleyen ve işler durumda tutan temel unsuru anlatır. Yeniden kullanılabilen kalıp the backbone of + sistem, kuruluş veya topluluktur. En görünür bölüm olması gerekmeyen merkezi bir güç veya destek kaynağını belirtir.

Alıştırma

“Small businesses are the backbone of the local economy,” cümlesinde the backbone ne anlama gelir?

  1. Ekonominin işlemesini sağlayan temel destek
  2. İşletme sahiplerinin sırtındaki kemikler
  3. Kasabanın içinden geçen bir yol
Cevabı göster

Ekonominin işlemesini sağlayan temel destek

But it seems John wasn't sent to work down the coal mine or in one of the textile mills.

1:34

Ancak görünen o ki John kömür madeninde veya tekstil fabrikalarından birinde çalışmaya gönderilmemişti.

No,

1:38

Hayır,

this lucky lad had it easier than some.

1:39

bu şanslı delikanlı diğerlerinden daha rahat bir hayat yaşadı.

But he had some setbacks.

1:41

Ama bazı aksilikler yaşadı.

Haigh is yet another serial killer that came from a very religious family.

1:43

Haigh, çok dindar bir aileden gelen bir başka seri katildir.

We sure are seeing a pattern in this series.

1:46

Bu seride kesinlikle bir desen görüyoruz.

In fact,

1:48

Aslında,

Haigh's dad,

1:49

Haigh'in babasının,

it's said,

1:50

söylenene göre,

had a mark on his head that he told his son had been put there by God

1:50

oğluna Tanrı tarafından oraya konulduğunu söylediği bir işaret vardı kafasında

as a brand to show that he had sinned in the past.

1:54

geçmişte günah işlediğini gösteren bir damga olarak.

The dad apparently told young John that if he sinned,

1:57

Baba görünüşe göre genç John'a eğer günah işlerse,

he'd get a mark too.

2:00

onun da bir işaret alacağını söylemiş.

But the mother could not fall victim to God's branding iron, Kalıp ifadeler

2:01

Ancak anne, Tanrı'nın damga vurma demirinin kurbanı olamazdı,

Kalıp ifadeler

fall victim to: bir şeyin kurbanı olmak

Fall victim to, bir kişi veya şey yüzünden zarar görmek, kandırılmak, yenilmek ya da ciddi biçimde olumsuz etkilenmek demektir. Burada annenin God's branding iron adı verilen hayalî cezaya maruz kalma ihtimali anlatılır; fall fiziksel olarak düşmek anlamına gelmez. Yapı fall victim to + isim veya isim öbeğidir. to sonrasındaki sözcükler zararlı gücü belirtir: fall victim to a scam, a disease veya pressure gibi.

Alıştırma

'Bir şey yüzünden zarar görmek' anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: Even careful shoppers can ____ convincing online scams.

Cevabı göster

fall victim to

as she was an angel.

2:04

çünkü o bir melekti.

Not surprisingly,

2:05

Şaşırtıcı olmayan bir şekilde,

with this being told to John,

2:06

John'a bunların söylenmesiyle,

he had a fuzzy sense of reality. Deyimler

2:08

bulanık bir gerçeklik duygusuna sahip oldu.

Deyimler

a fuzzy sense of reality: bulanık bir gerçeklik algısı

Fuzzy sözcüğü gerçek anlamıyla belirsiz bir dış çizgisi olan ya da yüzeyi yumuşak ve tüylü bir şeyi anlatabilir. A fuzzy sense of reality ifadesinde ise mecazidir: Neyin gerçek olduğunu anlama yetisi belirsiz, karışık veya yeterince tanımlanmamıştır. fuzzy + soyut isim yapısı, a fuzzy memory veya a fuzzy idea örneklerinde olduğu gibi, çoğunlukla zihinsel netliğin zayıf olduğunu belirtir. A sense of reality, neyin gerçek olduğunu ayırt etme yetisidir; dolayısıyla ifade bir dokuyu değil, bulanık bir anlayışı anlatır.

Alıştırma

Hangi cümlede fuzzy, yumuşak veya tüylü yerine zihinsel olarak net olmayan anlamında kullanılmıştır?

  1. The caterpillar has a fuzzy back.
  2. She bought a fuzzy winter scarf.
  3. I have only a fuzzy memory of our first meeting.
Cevabı göster

I have only a fuzzy memory of our first meeting.

He even committed a few sins as a child,

2:10

Hatta çocukken birkaç günah işledi,

and as he wasn't marked,

2:12

ve işaretlenmediği için,

it's said he sinned some more.

2:13

söylenene göre biraz daha günah işledi.

He thought he'd escaped the wrath of God. Kelime

2:15

Tanrı'nın gazabından kaçtığını düşündü.

Kelime

escaped the wrath of God: anlam ve kullanım düzeyi

Burada escaped the wrath of God, onun Tanrı'nın şiddetli öfkesinden ve bunun sonucunda gelebilecek cezadan kurtulduğuna inandığı anlamına gelir. Escaped burada “bir acıyı yaşamaktan kurtuldu” demektir; “fiziksel olarak kaçtı” demek değildir. Cümle onun ne düşündüğünü aktarır. İlahi cezanın gerçekten var olduğunu veya onun bu cezadan gerçekten kurtulduğunu bir olgu olarak ileri sürmez.

Alıştırma

Cümlede escaped the wrath of God ne anlama geliyor?

  1. Bir ibadet yerinden fiziksel olarak kaçtığına inanıyordu.
  2. Herkesin affedildiğine inanıyordu.
  3. Tanrı'nın şiddetli öfkesinden ve olası bir cezadan kurtulduğuna inanıyordu.
Cevabı göster

Tanrı'nın şiddetli öfkesinden ve olası bir cezadan kurtulduğuna inanıyordu.

Meanwhile,

2:17

Bu arada,

it's said he went through his childhood suffering from terrible religious themed nightmares.

2:18

çocukluğunu dini temalı korkunç kabuslardan muzdarip olarak geçirdiği söylenir.

He didn't even get to talk to other kids,

2:21

Diğer çocuklarla konuşma fırsatı bile bulamadı,

as his dad built a huge fence around the house

2:23

çünkü babası evin etrafına kocaman bir çit inşa etmişti

to keep other not so pious people out.

2:26

diğer pek dindar olmayan insanları dışarıda tutmak için.

But young John had some skills.

2:29

Ama genç John'un bazı yetenekleri vardı.

He was brilliant at playing piano

2:30

Piyano çalmada harikaydı

and from a young age showed an interest in classical music. Kalıp ifadeler

2:32

ve genç yaşından itibaren klasik müziğe ilgi gösterdi.

Kalıp ifadeler

showed an interest in: kalıp ve anlam

Showed an interest in, kişinin bir şeye ilgi duyduğuna ilişkin belirtiler göstermesi demektir. Seçimlerinden, dikkatinden veya faaliyetlerinden fark edilebilen bir ilgiyi anlatır. Kalıp show an interest in + isim veya -ing biçimidir: show an interest in classical music; show an interest in learning languages. Özgün cümledeki from a young age, bu görünür ilginin ne zaman başladığını belirtir.

Alıştırma

Cümleyi “show an interest in” ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Since joining the club, Maya has ____ photography.

Cevabı göster

shown an interest in

He won scholarships to good schools

2:35

İyi okullardan burslar kazandı

and later a scholarship to Wakefield Cathedral.

2:37

ve daha sonra Wakefield Katedrali'ne bir burs kazandı.

There he became a choir boy,

2:39

Orada bir koro çocuğu oldu,

which is perhaps a vocation you don't expect of a future serial killer.

2:40

ki bu muhtemelen gelecekteki bir seri katilden beklemeyeceğiniz bir meslektir.

After that,

2:44

Ondan sonra,

he worked in a garage as he was very fond of automobiles,

2:44

otomobillere çok düşkün olduğu için bir garajda çalıştı,

but he had to leave because he couldn't stand the dirt. Kalıp ifadeler

2:47

ancak kire dayanamadığı için ayrılmak zorunda kaldı.

Kalıp ifadeler

couldn't stand: bir şeye tahammül edememek

Burada couldn't stand, “tahammül edemiyordu” anlamına gelir. Kir, işi o kadar rahatsız edici hâle getirmişti ki devam edemeyeceğini hissetti; stand burada ayakta durmak anlamına gelmez. can't stand veya couldn't stand ifadesinden sonra isim, zamir ya da -ing biçimi gelir: can't stand the noise, couldn't stand it, can't stand waiting. Couldn't, bu duygunun geçmişte olduğunu gösterir.

Alıştırma

Cümleyi can't stand ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The smell was so strong that we ____ it any longer.

Cevabı göster

couldn't stand

It's even said he would only work on cars wearing rubber gloves and a mask.

2:49

Hatta sadece lastik eldiven ve maske takarak arabalar üzerinde çalışacağı bile söylenir.

Haigh found a job to his liking, Kalıp ifadeler

2:53

Haigh kendi zevkine göre bir iş buldu,

Kalıp ifadeler

to his liking: onun tercihlerine uygun

To his liking, “onun zevkine veya tercihlerine uygun” anlamına gelir. Haigh kendisi için doğru hissettiren bir iş buldu; liking burada bir isimdir, devam eden zaman yapısındaki bir fiilin parçası değildir. Yeniden kullanılabilir kalıp be veya find + something + to + iyelik + liking biçimindedir: The room was to my liking; she found a style to her liking. İyelik biçimini, tercihleri önemli olan kişiye göre değiştirin.

Alıştırma

Nina için to + iyelik + liking kalıbını kullanarak cümleyi tamamlayın: After trying several chairs, Nina finally found one ____.

Cevabı göster

to her liking

one that could be said to be in line with acts of cunning. Kalıp ifadeler

2:55

kurnazlık eylemleriyle uyumlu olduğu söylenebilecek bir iş.

Kalıp ifadeler

in line with: bir standart veya örüntüyle uyumlu olmak

In line with, bir şeyin başka bir şeyle uyumlu veya tutarlı olması anlamına gelir. Burada reklam işinin, o kişiyle ilişkilendirilen kurnazca davranış örüntüsüne uyduğunu anlatır. Bu ifade bir eylemi, kararı veya sonucu bir standart, politika, eğilim ya da özellikle ilişkilendirir. Buradaki line mecazidir; nesnelerin fiziksel olarak sıra hâlinde durmasını anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi en iyi tamamlayan ifadeyi seçin: The revised plan is ___ the safety guidelines.

  1. in charge of
  2. in line with
  3. in spite of
Cevabı göster

in line with

That was working in advertising.

2:57

Bu, reklamcılıkta çalışmaktı.

But this is where his life of criminality started.

2:59

Ancak burası onun suçluluk hayatının başladığı yerdi.

He was fired for stealing.

3:02

Hırsızlıktan dolayı kovuldu.

That didn't stop him from getting a wife, though, Dilbilgisi

3:03

Yine de bu, onun bir eş bulmasını engellemedi,

Dilbilgisi

stop him from getting: stop + nesne + from + -ing

Stop someone from doing something, bir kişinin o eylemi yapmasını engellemek anlamına gelir. Burada önceki aksilik, onun daha sonra bir eş bulmasını engellememiştir. Yapı stop + kişi + from + -ing biçimindedir. From sonrasında fiilin yalın hâli get değil, getting kullanılır.

Alıştırma

Kilitli kapının Maya'nın içeri girmesini engellediğini anlatacak şekilde cümleyi tamamlayın: The locked gate stopped Maya ____ the garden.

Cevabı göster

from entering

and he was married in 1934 to a woman he hardly knew.

3:05

ve 1934'te pek tanımadığı bir kadınla evlendi.

She filed for divorce within a few months after our man was charged with fraud. Kalıp ifadeler

3:08

Adamımız dolandırıcılıkla suçlandıktan birkaç ay sonra eşi boşanma davası açtı.

Kalıp ifadeler

file for divorce: hukuki boşanma sürecini resmen başlatmak

File for divorce, mahkemeden evliliği sona erdirmesini istemek üzere hukuki belgeleri resmen sunmak anlamına gelir. Burada filed, file fiilinin geçmiş zaman biçimidir; for divorce ise hangi hukuki işlemin talep edildiğini belirtir. Bu kullanımda file, bir belgeyi resmî bir makama sunmak demektir. İfade, yalnızca boşanma hakkında konuşmayı veya ayrı yaşamaya karar vermeyi değil, resmî bir hukuki adımı anlatır.

Alıştırma

"After counseling, Maya filed for divorce," cümlesinde filed for divorce ne anlama gelir?

  1. Yalnızca boşanma olasılığını konuştu.
  2. Boşanma sürecini başlatmak için hukuki belgeleri resmen sundu.
  3. Kendisi ve eşi ayrı yaşamaya başladı; herhangi bir hukuki işlemden söz edilmedi.
Cevabı göster

Boşanma sürecini başlatmak için hukuki belgeleri resmen sundu.

The child inside her would later be adopted.

3:12

İçindeki çocuk daha sonra evlatlık verilecekti.

So now we have a single man serving some time in jail.

3:15

Böylece şimdi hapiste bir süre yatan bekar bir adamımız var.

He gets out and becomes a recidivist, Kelime

3:18

Dışarı çıkar ve sabıkalı olur,

meaning he didn't stop committing fraud.

3:20

yani dolandırıcılık yapmayı bırakmadı.

Kelime

recidivist: yeniden suç işleyen kişi

Recidivist, daha önce mahkûm edildikten, cezalandırıldıktan veya serbest bırakıldıktan sonra yeniden suç işleyen kişiyi anlatan resmî bir isimdir. Bu cümlede adam, çıktıktan sonra yeniden dolandırıcılık yapmıştır. Kelime, tekrar suç işleme örüntüsünü belirtir. Herhangi bir davranışı tekrarlayan veya suç sayılmayan, sürekli bir alışkanlığı olan kişiyi ifade etmez.

Alıştırma

Hangi kişiye doğru biçimde recidivist denebilir?

  1. Dolandırıcılıktan mahkûm olan ve serbest bırakıldıktan sonra yeniden dolandırıcılık yapan biri.
  2. Anahtarlarını sık sık unutan biri.
  3. Bir suçla ilgili ilk kez sorgulanan ancak hiç suçlanmayan biri.
Cevabı göster

Dolandırıcılıktan mahkûm olan ve serbest bırakıldıktan sonra yeniden dolandırıcılık yapan biri.

In fact,

3:22

Aslında,

he was jailed many more times for doing things such as forging signatures on checks when buying cars

3:22

araba satın alırken çeklerin üzerine sahte imza atmak gibi şeyler yaptığı için birçok kez daha hapse atıldı

or selling fraudulent stock shares that were too good to be true. Deyimler

3:27

veya gerçek olamayacak kadar iyi olan sahte hisse senetleri sattığı için.

Deyimler

too good to be true: gerçekçi olmayan teklifler için bir uyarı

too good to be true ifadesinde too good ifadesinin ardından to be true mastar öbeği gelir. Bu deyimin bütünü, bir teklifin, iddianın veya sözün o kadar çekici ya da avantajlı görünmesi ki gerçek veya makul olduğuna inanmanın zor olması anlamına gelir. Burada ifade, alışılmadık derecede cazip görünen hisse senedi anlaşmasına yönelik şüpheyi belirtir; anlaşmanın mükemmel olduğunu övmez. Teklife güvenmeden önce gerçekleri kontrol etmeniz gerektiğini anlatır.

Alıştırma

Bir internet sitesi bir dolara lüks bir tatil sunuyor. Teklifin şüphe uyandıracak kadar gerçek dışı göründüğünü en iyi hangi kalıp ifade anlatır?

  1. too good to pass up
  2. too good to ignore
  3. too good to be true
Cevabı göster

too good to be true

He was good at his job as he was articulate,

3:30

İşinde iyiydi çünkü kendini iyi ifade ediyordu,

smart,

3:32

zeki,

and handsome,

3:32

ve yakışıklıydı,

which goes a long way if you want to become a good fraudster. Deyimler

3:33

ki bu, iyi bir dolandırıcı olmak istiyorsanız çok işe yarar.

Deyimler

goes a long way: bir sonuca doğru güçlü katkı

goes a long way, bir şeyin çok yardımcı olması veya güçlü bir etki yaratması demektir. Bir şeyin, görevin tamamını bitirmese bile, bir sonuca ulaşma yolunda önemli ilerleme sağlamasını anlatır. Bu cümlede which, daha önce sözü edilen özelliklere gönderme yapar; biri bu hedefe ulaşmak istiyorsa, bu özellikler çok yardımcı olur. Burada ifade mecazidir: fiziksel mesafeyi değil, yararı veya etkiyi ölçer. toward ile birlikte kullanıldığında, goes a long way toward solving the problem örneğinde olduğu gibi sonuç açıkça belirtilebilir.

Alıştırma

Biraz hazırlık bir mülakatı kolaylaştırabilir. Bu küçük eylemin güçlü bir yararlı etkisi olduğunu hangi ifade anlatır?

  1. goes all the way
  2. takes a long time
  3. goes a long way
Cevabı göster

goes a long way

The problem was he kept getting caught.

3:36

Sorun şu ki sürekli yakalanıyordu.

And so,

3:38

Ve böylece,

while sitting in his jail cell,

3:39

hapishane hücresinde otururken,

he came up with a cunning plan. Öbek fiiller

3:40

kurnazca bir plan buldu.

Öbek fiiller

came up with: bir fikir veya plan üretmek

Bu cümlede came up with, bir plan düşünüp ortaya koymak anlamına gelir. Düşünmenin sonucunu anlatır: plan kendiliğinden ortaya çıkmamış, fikri o üretmiştir. Come up with, ardından üretilen şeyin geldiği üç sözcüklü bir öbek fiildir: come up with an idea, answer, solution veya plan. Burada came geçmiş zamanı gösterir. Bir şeyi taşırken fiziksel olarak yukarı çıkmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi “düşünüp ortaya koydu” anlamındaki öbek fiille tamamlayın: During the meeting, Maya ____ a cheaper way to ship the orders.

Cevabı göster

came up with

If it's the victims that keep getting me in trouble by blowing the whistle, Deyimler

3:41

Eğer beni ihbar ederek başımı derde sokanlar kurbanlarsa,

Deyimler

blowing the whistle: gizli suistimalleri ihbar etmek

Bu cümlede blowing the whistle, gizli tutulan yasa dışı veya etik olmayan davranışları harekete geçebilecek kişilere bildirmek anlamına gelir. Kurbanlar konuşanın yaptıklarını açığa çıkarıyor; gerçek anlamda düdük çalmıyorlar. Hedef bağlamdan açıkça anlaşıldığında bu deyim, buradaki gibi tek başına kullanılabilir. Hedefi belirtmek için blow the whistle on + kişi, kuruluş veya faaliyet yapısı kullanılır. Blowing, by sözcüğünden sonra geldiği için -ing biçimindedir.

Alıştırma

Cümleyi “gizli bir suistimali bildirmek” anlamındaki deyimle tamamlayın: After discovering the falsified records, Elena decided to ____.

Cevabı göster

blow the whistle

just make sure there are no victims,

3:45

sadece kurban kalmadığından emin olayım,

meaning nothing left of them at all.

3:47

yani onlardan geriye hiçbir şey kalmamasını sağlayayım.

Banish them.

3:49

Onları yok edeyim.

His inspiration for this was a French serial killer named George Alexandre Sarret,

3:50

Bunun için ilham kaynağı, kurbanlarını asitte eriten George Alexandre Sarret adlı Fransız bir seri katildi.

who had dissolved his victims in acid.

3:54

o kurbanlarını asitte çözmüştü.

Perhaps John should have read further in that his inspiration ended up losing his head to the guillotine. Deyimler

3:56

Belki de John, ilham kaynağının giyotinle kafasını kaybettiğini anlatan kısmını daha fazla okumalıydı.

Deyimler

ended up losing his head: nihai sonuç ve kara mizahlı kelime oyunu

End up + -ing, bir eylemi nihai sonuç olarak gösterir ve çoğu zaman olayların beklendiği gibi ilerlemediğini ima eder. Burada ended up losing, losing his head durumunun o kişinin en sonunda karşılaştığı kader olduğunu belirtir. Lose your head genellikle “paniğe kapılmak veya sakin düşünemez hâle gelmek” demektir. Ancak guillotine, burada asıl anlamın gerçek anlam —başının kesilmesi— olduğunu gösterir; bilinen deyimsel anlam da kara mizahlı bir kelime oyunu yaratır. Head sözcüğünün mecazi mi fiziksel mi olduğuna bağlam karar verir.

Alıştırma

Özgün cümlede ended up losing his head esas olarak ne anlama geliyor?

  1. Sonunda öfkesine yenildi.
  2. Sonunda başı kesildi.
  3. Sonunda paniğe kapıldı.
Cevabı göster

Sonunda başı kesildi.

Out of prison,

4:01

Hapisten çıkınca,

Haigh got his hands on some sulfuric acid Deyimler

4:02

Haigh biraz sülfürik asit ele geçirdi

Deyimler

got his hands on: bir şeyi elde etmeyi başarmak

Get your hands on something, bir şeyi elde etmeyi başarmak veya ona erişim sağlamak anlamına gelir. Çoğu zaman söz konusu şeyin istendiğini, yararlı ya da kıt olduğunu veya kolay elde edilmediğini ima eder. Buradaki hands mecazidir: Haigh sülfürik asidi elde etti; ifade, aside çıplak elleriyle dokunduğu anlamına gelmez. İyelik sözcüğü özneye göre değişir: I got my hands on, she got her hands on.

Alıştırma

Cümleyi get one's hands on ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The tickets sold out quickly, but Leo finally ____ two for Friday's show.

Cevabı göster

got his hands on

and dropped some mice in pots of it.

4:04

ve içine tencerelerde fareler attı.

Yep,

4:06

Evet,

they dissolved.

4:07

eridiler.

Now,

4:08

Şimdi,

does that work on humans?

4:08

bu insanlar üzerinde işe yarıyor mu?

Yes is the answer,

4:09

Cevap evet,

and it's very effective.

4:11

ve çok etkili.

According to one story about certain ways of dissolving bodies,

4:12

Cesetleri eritmenin belirli yolları hakkındaki bir hikayeye göre,

acid is a great way,

4:15

asit harika bir yoldur,

although the fumes are terrible

4:16

ancak dumanlar korkunçtur

and it is dangerous as it can burn you.

4:18

ve sizi yakabileceği için tehlikelidir.

According to that same article,

4:20

Aynı makaleye göre,

Haigh did this.

4:21

Haigh bunu yaptı.

He processed the bodies in a 45-gallon oil drum

4:22

Cesetleri 45 galonluk bir yağ varilinde işledi

and reported that the victims dissolved completely in about 2 days.

4:26

ve kurbanların yaklaşık 2 gün içinde tamamen çözüldüğünü bildirdi.

It's said he did this to six people,

4:29

Bunu altı kişiye yaptığı söyleniyor,

but there could have been three more. Dilbilgisi

4:31

ama üç kişi daha olabilirdi.

Dilbilgisi

Belirsiz bir geçmiş olasılığı için Could have been

Bu cümlede could have been, geçmişe ilişkin doğrulanmış bir olguyu değil, bir olasılığı belirtir. Altı kişi bilinen vakalar olarak aktarılır; üç kişi daha olmuş olabilir, ancak kanıt kesin değildir. could have + past participle kalıbı, geçmişteki bir durum hakkında temkinli bir değerlendirme yapmayı sağlar. be fiilinin past participle biçimi been olduğundan kalıp could have been olur. Buradaki could, birinin geçmişte sahip olduğu bir beceriyi anlatmaz.

Alıştırma

Hangi cümle geçmişteki belirsiz bir olasılığı temkinli biçimde anlatır?

  1. The missing file could have been on the old laptop, but we have no proof.
  2. The missing file must have been on the old laptop, so there is almost no doubt.
  3. The missing file was on the old laptop, according to the verified record.
Cevabı göster

The missing file could have been on the old laptop, but we have no proof.

Who were they

4:33

Onlar kimdi

and how did he kill them?

4:33

ve onları nasıl öldürdü?

More importantly,

4:34

Daha da önemlisi,

why the hell did he kill them? Kelime

4:35

onları neden öldürdü?

Kelime

Öfkeli bir soruyu güçlendiren Why the hell

why the hell ifadesinde the hell, why soru sözcüğünden sonra gelen bir pekiştiricidir. Burada gerçek anlamıyla cehennemden söz etmez; soruyu çok daha duygulu hâle getirerek öfke, şaşkınlık veya hüsranla karışık inanamama duygusu gösterir. Yapı soru sözcüğü + the hell + yardımcı fiil + özne + fiil biçimindedir: why the hell did he kill them? the hell çıkarıldığında temel soru aynı kalır, ancak duygusal gücünün büyük bölümü kaybolur.

Alıştırma

Yeni bir müşteriye gönderilen sakin bir e-postada şu ifade uygun mudur: "Why the hell did you change the deadline?"

  1. Evet. Tarafsız ve profesyonel bir ifadedir.
  2. Hayır. Kaba ve çatışmacı duyulur.
Cevabı göster

Hayır. Kaba ve çatışmacı duyulur.

Maybe this quote from him can partly answer that.

4:37

Belki de ondan alınan bu alıntı buna kısmen cevap verebilir.

When I first discovered there were easier ways to make a living than to work long hours in an office, Kalıp ifadeler

4:39

"Ofiste uzun saatler çalışmaktan daha kolay para kazanma yolları olduğunu ilk keşfettiğimde,

Kalıp ifadeler

make a living: geçimini sağlayacak kadar kazanmak

Make a living, genellikle bir işten veya başka bir düzenli gelir kaynağından kişinin geçimini sağlayacak parayı kazanması demektir. Bu, gerçek anlamda bir hayat yaratmak değil, kalıplaşmış bir ifadedir. Bu cümlede konuşmacı ofis işini, gelir elde etmenin sözde daha kolay yollarıyla karşılaştırıyor. İfadenin kendisi tarafsızdır; diğer yolları suç hâline getiren, hikâyenin bağlamıdır.

Alıştırma

Burada make a living ne anlama geliyor: She baked bread for local cafés to make a living?

  1. Kendini geçindirecek kadar para kazanmak
  2. Fiziksel olarak hayatta kalmak
  3. Günlük hayatını daha heyecanlı hâle getirmek
Cevabı göster

Kendini geçindirecek kadar para kazanmak

I did not ask myself whether I was doing right or wrong. Dilbilgisi

4:43

kendime doğru mu yoksa yanlış mı yaptığımı sormadım.

Dilbilgisi

whether ... or ... ile iki seçenek sunmak

Whether ... or ..., iki seçeneği sunan dolaylı bir soru başlatır. Burada whether I was doing right or wrong yan cümlesinin tamamı, konuşmacının kendisine sormadığı şeydir; bir koşul değildir. Bu bağlamda doing right or wrong, ahlaki açıdan doğru ya da yanlış davranmak anlamına gelir. Seçeneklerin açıkça belirtilmesi gerektiğinde bu yapı ask, decide, know ve wonder gibi fiillerden sonra kullanılabilir.

Alıştırma

Dolaylı soruyu whether ... or ... ile tamamlayın: She asked herself ____ the decision was fair ____ unfair.

Cevabı göster

whether · or

That seemed to me to be irrelevant.

4:46

Bu bana önemsiz gelmişti.

I merely said,

4:48

Sadece dedim ki,

"This is what I wish to do."

4:49

\"Benim yapmak istediğim şey bu.\""

He added,

4:51

Ekledi,

"Go after women, Öbek fiiller

4:51

\"Kadınların peşinden git,

Öbek fiiller

Go after: bir hedefin aktif biçimde peşinden gitmek

Go after, go after + hedef öbek fiilinin emir biçimidir. “Hedefi aktif olarak takip etmek veya onu elde etmeye çalışmak” anlamına gelir; yalnızca “hedefin arkasından gitmek” ya da “daha sonra gitmek” demek değildir. Bu cümlede kadınlar birer hedef gibi görülür; bu nedenle ifade yırtıcı ve insanları nesneleştiren bir niyeti açığa çıkarır. Aynı yapı daha genel olarak bir pozisyonun, müşterinin, ödülün veya rakibin aktif biçimde peşinden gitmeyi anlatabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede go after “bir şeyi elde etmek için aktif olarak çabalamak” anlamındadır?

  1. Nora spoke after Luis.
  2. Nora is going home after the meeting.
  3. Nora is going after the scholarship.
Cevabı göster

Nora is going after the scholarship.

rich, old women

4:52

zengin, yaşlı kadınlar

who like a bit of flattery.

4:54

biraz pohpohlanmaktan hoşlananlar.

That's your market if you are after big money." Kelime

4:55

Büyük para peşindeysen senin pazarın bu.\""

Kelime

Be after big money: büyük bir kazanç istemek

Are after, be after + isim yapısının şimdiki bağlamdaki biçimidir. Burada bir hedefi veya güdüyü anlatır: kişi big money elde etmek istemektedir. Big money, çok büyük miktarda para veya yüksek kâr anlamına gelen gündelik bir ifadedir. Be after, istenen sonucu belirtir. Tek başına, kişinin bu sonuca ulaşmak için hangi somut eylemleri yaptığını söylemez. Bu cümlede ifade, güdünün maddi kazanç olduğunu açığa çıkarır.

Alıştırma

“The investors are after big returns” ne anlama gelir?

  1. Fiziksel olarak getirilerin arkasında duruyorlar.
  2. Yalnızca getiriler geldikten sonra harekete geçecekler.
  3. Yüksek getiri elde etmek istiyorlar.
Cevabı göster

Yüksek getiri elde etmek istiyorlar.

But he didn't just kill older women.

4:57

Ancak o sadece yaşlı kadınları öldürmedi.

His first victim was a friend and former employer named William McSwan.

4:59

İlk kurbanı William McSwan adında bir arkadaşı ve eski işvereniydi.

He hit him over the head

5:03

Onun kafasına vurdu

and threw his body in acid.

5:04

ve cesedini asite attı.

A few days later,

5:05

Birkaç gün sonra,

and McSwan was nothing but sludge. Kalıp ifadeler

5:06

ve McSwan sadece bir çamur yığınına dönüştü.

Kalıp ifadeler

nothing but sludge: yalnızca çamur kalmıştı

Nothing but + isim öbeği, “yalnızca” veya “tamamen o şeyden ibaret” anlamına gelir. Bu cümlede McSwan'dan tanınabilir hiçbir parçanın kalmadığını, yalnızca çamur olduğunu anlatır. Bu ifade anlamı güçlü biçimde sınırlar. Sludge nahoş ve insanı nesneleştiren bir sözcük olduğu için nothing but betimlemeyi sert ve küçümseyici de gösterir. “Hiçbir şey yok, ama çamur var” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi “yalnızca” anlamına gelen iki sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: After the flood, the basement contained ____ muddy sludge.

Cevabı göster

nothing but

Haigh told McSwan's parents that their son had run away to avoid being called up for war. Kültür

5:08

Haigh, McSwan'ın anne ve babasına oğullarının savaşa çağrılmaktan kaçmak için kaçtığını söyledi.

Kültür

called up for war: resmen askere çağrılmak

Was called up, call someone up yapısının edilgen biçimidir. Burada hükümetin McSwan'ın askerlik hizmetine girmesini resmen zorunlu kıldığı anlamına gelir; for war ise nedeni veya bağlamı belirtir. Savaş tarihi ve biyografilerinde bu ifade zorunlu askerliği veya görev için hazır bulunmaya yönelik resmî bir emri anlatır. Çevredeki askerî bağlam, günlük “telefon edildi” anlamını ortadan kaldırır.

Alıştırma

Cümleyi “askerlik yapması resmen emredilmek” anlamındaki iki sözcüklü hedef fiille tamamlayın: During the war, Daniel was ____ for military service.

Cevabı göster

called up

At the same time,

5:13

Aynı zamanda,

Haigh was collecting his pension checks,

5:14

Haigh onun emeklilik çeklerini topluyordu,

living in and later selling his properties.

5:16

mülklerinde yaşıyor ve daha sonra mülklerini satıyordu.

He was flush with money at this point, Deyimler

5:18

Bu noktada parayla dolup taşıyordu,

Deyimler

flush with money: geçici olarak harcayacak bol parası olmak

Bu cümlede flush with money, hemen kullanılabilecek çok miktarda paraya sahip olmak anlamına gelir. Kişinin o andaki mali durumunu anlatır; flush sözcüğünün yüzün kızarması, suyla temizlemek veya bir yüzeyle aynı hizada olmak gibi diğer anlamlarını taşımaz. Bu ifade çoğu zaman alışılmadık veya geçici bir bolluk dönemini düşündürür. Tek başına, kişinin kalıcı olarak zengin olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi dersteki ‘kullanıma hazır çok parası olmak’ anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: After the annual bonus arrived, Jordan was ____ and paid every bill.

Cevabı göster

flush with money

but often gambled large amounts away. Öbek fiiller

5:20

ama genellikle büyük miktarlarda kumar oynayarak kaybetti.

Öbek fiiller

gamble ... away: bir şeyi kumarda kaybetmek

Burada gambled large amounts away, kumar oynayarak büyük miktarlarda para kaybetmek anlamına gelir. away parçacığı bir sonuç ekler: para ortadan kalkmış veya tükenmiştir; kumarın başka bir yerde gerçekleştiğini anlatmaz. Tekrar kullanılabilen kalıp gamble + nesne + away şeklindedir. Bir isim, gambled away large amounts örneğindeki gibi parçacıktan sonra da gelebilir; ancak zamir araya girer: gambled it away.

Alıştırma

İkinci cümleyi gamble + zamir + away kalıbının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Leo lost his entire bonus at the casino. He ____ before sunrise.

Cevabı göster

gambled it away

The parents became very suspicious,

5:22

Ailesi çok şüphelenmeye başladı,

so Haigh invited them to his house

5:24

bu yüzden Haigh onları evine davet etti

after telling them their son was back and was dying to see them. Deyimler

5:26

oğullarının döndüğünü ve onları görmek için can attığını söyledikten sonra.

Deyimler

be dying to + fiil: mecazi ve çok güçlü bir istek

be dying to + fiilin yalın hâli kalıbı, “bir şeyi yapmayı çok istemek” anlamına gelir. was dying to see them ifadesinde see, to'dan sonra yalın hâlde kalır ve oğlun sözde görme isteğini acil ve çok güçlü bir istek olarak sunar. Bu kullanım normalde mecazidir; birinin gerçekten ölmek üzere olduğu anlamına gelmez. Burada daha sonra yaşanan ölümler dying sözcüğüne kara bir ironi katar, ancak deyimin olağan anlamını değiştirmez.

Alıştırma

be dying to kalıbının geniş zaman biçimini kullanarak cümleyi tam üç sözcükle tamamlayın: Maya has waited all week to share the news, so she ____ tell her best friend.

Cevabı göster

is dying to

Only they died after being hit over the head. Anlatım akışı

5:29

Ancak kafalarına vurulduktan sonra öldüler.

Anlatım akışı

Anlatıda dönüş bildiren cümle başı only

Bu cümlenin başındaki only, “onlar ve başka hiç kimse” anlamına gelmez. “Ama” veya “yalnız şu var ki” anlamında bir söylem belirteci olarak çalışır; beklenen kavuşma fikrine bağlanıp bunun tersi olan sonucu sunar. Bu kullanım hikâyeyi önce beklenti, sonra düzeltme biçiminde düzenler: Dinleyici önce bir sonuca yönlendirilir, ardından Only beklenmedik durumu ya da tersine dönüşü bildirir.

Alıştırma

Kısa hikâyeyi okuyun: Nina thought the repair would take ten minutes. Only it took three hours. Only burada ne işe yarıyor?

  1. Nina'nın olaya karışan tek kişi olduğu anlamına gelir.
  2. Nina'nın beklentisiyle çelişen bir sonucu sunar.
  3. Tamirin yalnızca bir aşaması olduğu anlamına gelir.
Cevabı göster

Nina'nın beklentisiyle çelişen bir sonucu sunar.

Then they took a bath John had prepared for them. Deyimler

5:31

Sonra John'un onlar için hazırladığı banyoyu yaptılar.

Deyimler

took a bath: bağlamın oluşturduğu karanlık bir örtmece

Günlük İngilizcede took a bath, küvette yıkanmak anlamına gelir. Ancak burada bath, çevredeki hikâyede anlatılan asit işlemine gönderme yapan ürpertici bir örtmece olarak kullanılıyor; yani gerçekten banyo yapmıyorlar. Buradaki önemli ders, güçlü bir bağlamın tanıdık bir ifadenin anlamını değiştirebilmesidir. Anlatım kasıtlı olarak karanlık veya ironik olduğunda, günlük anlamı kabul etmeden önce çevredeki ayrıntılara bakın.

Alıştırma

Bu cümlede took a bath büyük olasılıkla ne anlama geliyor?

  1. Küvette yıkandılar
  2. Asitle eritildiler; bu karanlık bir örtmecedir
  3. John için banyo hazırladılar
Cevabı göster

Asitle eritildiler; bu karanlık bir örtmecedir

This conniver would be invited to the houses of the wealthy to play piano,

5:34

Bu düzenbaz, zenginlerin evlerine piyano çalmak için davet edilirdi,

only while hitting every note, Deyimler

5:38

ama her notaya vururken,

he was noting what he could steal.

5:39

ne çalabileceğini not ediyordu.

Deyimler

hitting every note ... noting: müzik ve bilinçli gözlem

Burada hitting every note, çalarken her müzik notasının perdesini doğru vermek anlamına gelir; notalara fiziksel olarak vurmak anlamına gelmez. Noting what he could steal ifadesinde note fiil olarak kullanılmıştır: çalabileceği hangi eşyalar olduğunu bilinçli biçimde gözlüyor veya zihninde kaydediyordu. Cümle, bir kelime oyunu oluşturmak için bu iki biçimi yan yana koyuyor. İlk ifadede note müzikle ilgili bir isim, ikinci ifadede noting ise gözlemleme veya kaydetme anlamındaki bir fiildir. Aynı kelime ailesi iki eylemi bağlar, fakat anlamı dilbilgisi ve bağlam belirler.

Alıştırma

“only while hitting every note, he was noting what he could steal” cümlesinde noting ne anlama gelir?

  1. Çalabileceği şeyleri bilinçli olarak gözlemlemek veya zihninde kaydetmek
  2. Her müzik notasını doğru çalmak
  3. Müzik notalarının adlarını yazmak
Cevabı göster

Çalabileceği şeyleri bilinçli olarak gözlemlemek veya zihninde kaydetmek

He shot a wealthy couple he had played for

5:41

Çaldığı zengin bir çifti vurdu

and then stole all their belongings

5:43

ve sonra tüm eşyalarını çaldı

as well as forging their signature to buy more things.

5:45

ayrıca daha fazla şey almak için imzalarını taklit etti.

They took a bath

5:47

Banyo yaptılar

and John emptied out the sludge later.

5:48

ve John çamuru daha sonra boşalttı.

His final victim was a wealthy old woman,

5:50

Son kurbanı, zengin ve yaşlı bir kadındı,

one whose husband had passed already.

5:53

kocası zaten vefat etmiş biri.

She met Haigh,

5:55

Haigh ile tanıştı,

who said he was an engineer.

5:56

o bir mühendis olduğunu söylemişti.

She then told him she had this great idea to make artificial fingernails.

5:57

Kadın sonra ona yapay tırnaklar yapmak için harika bir fikri olduğunu söyledi.

Haigh said,

6:00

Haigh dedi ki,

"Wonderful,

6:01

\"Harika,

come to my place

6:01

benim yerime gel

and we'll get to work." Kalıp ifadeler

6:02

ve işe başlayalım.\""

Kalıp ifadeler

“göreve başlamak” anlamındaki “get to work”

Burada get to work, “göreve başlayıp çalışmak” anlamına gelir. we'll get to work ifadesi, konuşmayı planlama veya tartışma aşamasından eyleme geçirir. Bu cümlede fiziksel olarak iş yerine varmak anlamına gelmez. Aynı sözcük dizisi I get to work at nine gibi bir cümlede iş yerine varmayı anlatabilir; bu nedenle amaçlanan anlamı bağlamdan belirlemek gerekir.

Alıştırma

Cümleyi bu derste öğrendiğiniz “çalışmaya başlamak” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: Everyone is ready, so let's ____.

Cevabı göster

get to work

Only he shot her

6:03

Ancak onu vurdu

and she became another person to take his special bath.

6:04

ve o, onun özel banyosuna giren bir başka kişi oldu.

He took her valuables,

6:07

Değerli eşyalarını aldı,

but it seems that was all.

6:08

ama görünüşe göre hepsi buydu.

The cops had a lead Kalıp ifadeler

6:10

Polislerin bir ipucu vardı

Kalıp ifadeler

Polis soruşturmasında “had a lead”

Burada had a lead, polisin soruşturmaya yararlı bir sonraki yön verebilecek bilgiye sahip olduğu anlamına gelir. Had, have fiilinin geçmiş zamanıdır; lead burada sayılabilen bir isim olduğu için a ile kullanılır. A lead umut vericidir ama kesin değildir. Yeni kontroller için yön gösterebilir ancak davanın çözüldüğü veya bilginin kanıtlandığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir suç haberinde “The cops had a lead” ne anlama gelir?

  1. Soruşturmaya yön verebilecek bilgileri vardı.
  2. Suçu kimin işlediğini zaten kanıtlamışlardı.
  3. Diğer bütün polislerin amiriydiler.
Cevabı göster

Soruşturmaya yön verebilecek bilgileri vardı.

as someone had seen Haigh with the missing rich woman.

6:11

çünkü birisi Haigh'i kayıp zengin kadınla görmüştü.

They visited his workshop,

6:13

Atölyesini ziyaret ettiler,

whereupon they found evidence that linked Haigh to all of the murders above. Kelime

6:14

bunun üzerine Haigh'i yukarıdaki cinayetlerin tümüyle ilişkilendiren kanıtlar buldular.

Kelime

whereupon: hemen sonraki olayı belirten resmî bağlayıcı

Whereupon bir olayı sonraki olaya bağlar ve “hemen ardından” ya da “bunun doğrudan sonucu olarak” anlamına gelir. Bu cümlede kanıtların bulunmasını, polisin önceki bir eyleminden hemen sonra gerçekleşen olay olarak sunar. Anlatıyı ilerleten bir bağlayıcı zarftır. where ile başlamasına rağmen burada bir yeri belirtmez.

Alıştırma

Cümleyi “hemen ardından” anlamına gelen tek sözcüklü resmî bağlayıcıyla tamamlayın: The guard opened the gate, ____ the visitors entered.

Cevabı göster

whereupon

He was arrested,

6:18

Tutuklandı,

but he actually thought he would get away with it. Öbek fiiller

6:19

ama aslında paçayı kurtaracağını düşünmüştü.

Öbek fiiller

get away with it: yanlış bir davranışın cezasından kaçmak

Get away with something, yanlış, dürüst olmayan veya yasa dışı bir şey yapıp yakalanmamak ya da cezalandırılmamak anlamına gelir. Bu cümlede Haigh'in cinayetleri işleyip sonuçlarından kaçabileceğine inanmasını ifade eder. with sözcüğünden sonraki nesne, hangi eylemin sonuçlarından kaçıldığını belirtir. Buradaki it daha önce sözü edilen suça gönderme yapar; get away with cheating veya get away with murder da denebilir.

Alıştırma

Cümleyi “bir şeyin cezasından kaçmak” anlamındaki phrasal verb ile tamamlayın: Leo lied about the damage and thought he could ____ it.

Cevabı göster

get away with

You see,

6:21

Görüyorsunuz,

Haigh thought that if there were no bodies, Dilbilgisi

6:22

Haigh eğer ceset yoksa,

then you couldn't be convicted.

6:24

mahkum edilemeyeceğini düşünüyordu.

Dilbilgisi

if ..., then ... ve couldn't be convicted ile koşul ve sonuç anlatımı

Burada if, Haigh'in varsaydığı koşulu, yani ortada ceset olmamasını belirtir. then ise bu koşuldan çıkardığı sonucu gösterir: mahkûmiyet mümkün olmayacaktır. then çıkarılabilir, ancak burada koşul ile sonuç arasındaki mantığı özellikle açık hâle getirir. couldn't be convicted edilgen yapıdadır. you ile temsil edilen kişi hukuki eyleme maruz kalan taraftır ve cümle bu kişiyi kimin mahkûm edeceğini belirtmez. thought that aktarım çerçevesinde were ve couldn't, gerçek bir hukuk kuralını değil, Haigh'in varsayımsal akıl yürütmesini sunar.

Alıştırma

Cümleyi if ... then ... yapısıyla tamamlayın: ____ an application were incomplete, ____ it couldn't be approved.

Cevabı göster

If · then

He studied law

6:25

Hukuk ve

and the term corpus delicti, Kültür

6:26

corpus delicti terimini çalışmıştı,

which basically means there must be evidence before you can be convicted.

6:28

bu temelde mahkum edilmeden önce kanıt olması gerektiği anlamına gelir.

Kültür

corpus delicti: bir suçun gerçekleştiğinin kanıtı

Corpus delicti, sıklıkla “suçun gövdesi” diye açıklanan Latince bir hukuk terimidir. Hukukta belirli bir suçun gerçekten meydana geldiğine ilişkin temel olguyu ifade eder; bu olgu kanıtlarla ortaya konmalıdır. Bir mağdurun cesedi anlamına gelmez ve ceset bulunmadıkça hiç kimsenin mahkûm edilemeyeceği şeklinde bir kural oluşturmaz. Bu bölümde terim, kanıta neden ihtiyaç duyulduğunu açıklar ve Haigh'in hatalı sözcüğü sözcüğüne yorumunu ortaya çıkarır.

Alıştırma

Bu cümlede corpus delicti ne anlama geliyor?

  1. Belirli bir suçun gerçekten işlendiğini ortaya koyan olgular veya kanıtlar.
  2. Sanığın yazılı itirafı.
  3. Mağdurun eksiksiz cesedi.
  4. Ceset olmadan mahkûmiyetin imkânsız olduğunu söyleyen bir kural.
Cevabı göster

Belirli bir suçun gerçekten işlendiğini ortaya koyan olgular veya kanıtlar.

Corpus meaning body

6:31

Corpus ceset anlamına gelir

and delicti meaning crime,

6:32

ve delicti suç anlamına gelir,

so body of the crime.

6:34

yani suçun cismi.

But the cops had evidence.

6:35

Ama polislerin kanıtı vardı.

They even found parts of bodies where Haigh had dumped the sludge,

6:37

Haigh'in çamuru döktüğü yerde vücut parçaları bile buldular,

including bits of dentures,

6:39

takma diş parçaları,

gallstones,

6:41

safra taşları,

a bit of a foot,

6:42

bir ayak parçası,

and some human fat.

6:43

ve biraz insan yağı dahil.

Even though this sounds repulsive to us, Dilbilgisi

6:44

Her ne kadar bu bize iğrenç gelse de,

some reports tell us that Haigh was also repulsed

6:46

bazı raporlar Haigh'in de tiksindiğini

Dilbilgisi

Even though: beklenmedik ana cümleden önce gerçek bir taviz

Even though bir taviz bildiren yan cümle başlatır: even though + tam bir cümle. Ana cümleyi şaşırtıcı gösterebilecek gerçek bir olguyu kabul eder, ancak bu olgu ana cümlenin geçerliliğini ortadan kaldırmaz veya onu engellemez. Bu cümlede önce bunun bize itici geldiği kabul edilir. Ardından ana cümle, raporlara göre Haigh'in de bundan tiksindiği şeklindeki beklenmedik noktayı ekler. Bu kalıp, gerçek bir olgu ile buna rağmen ortaya çıkan sonuç arasındaki ilişkiyi düzenler.

Alıştırma

Yolun gerçekten buzlu olduğunu gösteren ifadeyi seçin: _____ the road was icy, the bus arrived on time。

  1. Even if
  2. Despite
  3. Even though
Cevabı göster

Even though

and found the whole matter of killing and dissolving rather unpleasant.

6:48

ve öldürme ile eritme meselesinin tamamını oldukça tatsız bulduğunu söylüyor.

For him,

6:52

Onun için,

it was just the best way to steal

6:52

bu sadece çalmanın

and get away with it.

6:53

ve paçayı kurtarmanın en iyi yoluydu.

Haigh tried to plead insane, Kalıp ifadeler

6:54

Haigh, delilik savunması yapmaya çalıştı,

Kalıp ifadeler

plead insane: sözde akıl hastalığına dayalı hukuki savunma

Hukuk dilinde plead, mahkemede resmî olarak bir savunma veya hukuki tutum ileri sürmek anlamına gelebilir. plead insane ifadesinde insane, sanığın ileri sürdüğü zihinsel durumu açıklayan bir sıfat tümlecidir; yalvarılan bir kişiyi ya da nesneyi göstermez. İfade, sanığın akıl hastalığı iddiasını hukuki bir savunma olarak kullanmaya çalıştığı anlamına gelir. Bu ifade yalnızca birinin deli göründüğünü veya deli olduğunu iddia ettiğini söylemez. Temel anlam, mahkemede resmî bir savunma ileri sürme eylemidir.

Alıştırma

Bir sanığın, sözde akıl hastalığını resmî olarak hukuki savunma olarak kullandığını anlatan ifade hangisidir?

  1. claim to be insane
  2. look insane
  3. plead insane
Cevabı göster

plead insane

given the gravity of his crimes Dilbilgisi

6:56

suçlarının ciddiyeti

Dilbilgisi

given the gravity of: bir şeyin ciddiyetini göz önünde bulundurarak

Burada given, “göz önünde bulundurarak” veya “hesaba katarak” anlamına gelir. Bir yargının dayanağı olan bilgiyi sunar. the gravity of his crimes ifadesinde gravity, fiziksel “yer çekimi” değil, “ciddiyet” anlamındadır. Bir bütün olarak given the gravity of his crimes, yargının onun suçlarının ne kadar ciddi olduğu dikkate alınarak verildiğini belirtir.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve “ne kadar ciddi olduğunu göz önünde bulundurarak” anlamına gelen tam resmî ifadeyle tamamlayın: ____ the security breach, the company shut down the system.

Cevabı göster

Given the gravity of

and the fact he was versed in law, Kalıp ifadeler

6:57

ve hukuk konusunda bilgili olduğu gerçeği göz önüne alındığında,

Kalıp ifadeler

versed in law: hukuk konusunda bilgili olmayı resmî biçimde ifade etmek

Versed in, bir konuda bilgili veya deneyimli olmak anlamına gelir. was versed in law ifadesinde versed, be fiilinden sonra gelen bir sıfattır; in ise bilgi alanını belirtir. Bu ifade, hukuk bilgisini yerleşmiş bir yetkinlik olarak sunar; şiir veya verse yazmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi dersteki iki sözcükten oluşan tam ifadeyle tamamlayın: After years of training, Lena is ____ cybersecurity.

Cevabı göster

versed in

but the judge didn't believe him.

6:59

ama yargıç ona inanmadı.

He talked of nightmares he had from being a young child,

7:01

Küçük bir çocukken gördüğü kabuslardan bahsetti,

trying to sound crazy,

7:03

deli gibi görünmeye çalışarak,

but it didn't work.

7:04

ama işe yaramadı.

He was hanged

7:05

Asıldı,

at the hands of prolific hangman Kalıp ifadeler

7:06

çok sayıda idamı gerçekleştiren cellat

Albert Pierrepoint on August 10th, 1949.

7:08

Albert Pierrepoint'in ellerinde 10 Ağustos 1949'da.

Kalıp ifadeler

at the hands of: zarara yol açan kişiyi belirtmek

At the hands of, özellikle sonuç zararlı, aşağılayıcı veya ölümcül olduğunda, bir kişinin ya da grubun eylemleri yüzünden veya onlar tarafından yapılmış anlamına gelir. Burada idamı gerçekleştiren kişinin Albert Pierrepoint olduğunu belirtir; hands sözcüğü gerçek anlamıyla kullanılmaz. Yaygın yapı sonuç ya da olay + at the hands of + eylemi yapan biçimindedir. Tarafsız by ifadesinden daha fazlasını aktarır: özneyi, o kişinin yol açtığı sonucu yaşayan taraf olarak gösterir.

Alıştırma

Zararlı bir sonucun arkasındaki kişiyi belirtmek için hands sözcüğünü kullanan dört kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: The team suffered its worst defeat ____ its oldest rival.

Cevabı göster

at the hands of

As the story goes, Anlatım akışı

7:11

Hikayeye göre,

Anlatım akışı

As the story goes: yaygın anlatılan bir anekdotu tanıtmak

As the story goes, cümlenin başında kullanılan bir söylem belirtecidir. Dinleyiciye bundan sonra anlatılacakların bir anekdotun ya da efsanenin yaygın biçimde tekrarlanan versiyonu olduğunu bildirir ve doğrulanmış bilgilerden hikâyeye geçişi düzenler. Ayrıca anlatılanlarla konuşan kişi arasında mesafe oluşturur: konuşan kişi insanların söylediklerini aktarır, her ayrıntının doğrulandığını garanti etmez. Virgül, bu giriş ifadesini cümlenin geri kalanından ayırır.

Alıştırma

Story ve goes sözcüklerini içeren dört kelimelik hikâye girişini kullanarak cümleyi tamamlayın: ____, the inventor found the solution in a dream.

Cevabı göster

As the story goes

just before he was hanged,

7:12

asılmadan hemen önce,

he was asked by one of the guards if he wanted a drink,

7:13

gardiyanlardan biri tarafından bir içki,

perhaps a brandy.

7:16

belki bir konyak isteyip istemediği soruldu.

Haigh replied,

7:17

Haigh cevap verdi,

"Make it a large one,

7:18

\"Büyük bir tane olsun,

old boy." Kelime

7:19

dostum.\""

Kelime

Eski moda bir Britanya hitabı olarak old boy

Burada old boy, bir erkeğe doğrudan hitap etme biçimidir. “Yaşlı bir oğlan” anlamına gelmez; eski bir Britanya üslubuyla samimiyet ifade eder. Bu ifade erkeklere özgü seçkin bir kulüp havası, üst sınıf tavrı veya bilinçli olarak teatral bir ton taşıyabilir. Bu cümlede konuşanın sakin, özenli ve kendine hâkim görünmesine yardımcı olur.

Alıştırma

Bir erkek, tanımadığı günümüz müşterisine old boy diyor. Bu tarafsız ve genellikle güvenli bir hitap biçimi midir?

  1. Evet. Her yetişkin erkeğe yönelik tarafsız bir hitaptır.
  2. Hayır. Eski moda ve Britanya tarzında duyulur; teatral veya küçümseyici gelebilir.
Cevabı göster

Hayır. Eski moda ve Britanya tarzında duyulur; teatral veya küçümseyici gelebilir.

So,

7:20

Peki,

do scammers ever get away with it?

7:20

dolandırıcılar hiç paçayı kurtarabilir mi?

Does crime pay? Deyimler

7:22

Suç işlemek kazandırır mı?

Deyimler

Does crime pay? cümlesinde pay

Does crime pay? cümlesinde pay geçişsiz kullanılır ve “çabaya veya riske değecek bir yarar ya da getiri sağlamak” anlamına gelir. Crime, gerçekten para ödeyen bir fail değil, kazançlı olup olmadığı değerlendirilen şeydir. Bu soru genellikle retoriktir: Suçtan elde edilen kazançların sonuçta risklere ve sonuçlara değip değmediğini sorar. Kazancın sonunda cezanın geldiği bir hikâyede ima edilen cevap hayırdır.

Alıştırma

Does crime pay? cümlesindeki pay ile aynı anlamı kullanarak cümleyi tamamlayın: Honesty ____ in the long run.

Cevabı göster

pays

It seems not. Dilbilgisi

7:23

Görünüşe göre hayır.

Dilbilgisi

It seems not: kısa ve temkinli bir olumsuz yanıt

Bu kısa yanıtta not, bağlamda daha önce verilmiş evet-hayır türündeki bir önermenin olumsuz yanıtının yerini tutar. Mevcut kanıtların önceki önermenin doğru olmadığını gösterdiği anlamına gelir; böylece konuşan kişi tüm yan cümleyi tekrarlamaz. Olumsuzluk yalnızca seems fiiline değil, önceki önermenin tamamına uygulanır. Bu yanıt kesin bir inkâr yerine, kabaca “görünüşe göre hayır” anlamına gelen kısa ve temkinli bir sonuç bildirir.

Alıştırma

Alex boş gelen kutusunu kontrol ettikten sonra kendisine “Has the email arrived?” diye soruluyor. Hangi yanıt, kanıtların e-postanın henüz ulaşmadığını gösterdiğini kısa biçimde ifade eder?

  1. It seems no.
  2. It seems not.
  3. It seems so.
Cevabı göster

It seems not.

But why not tell us in the comments what you think about this

7:24

Ama neden yorumlarda bunun hakkında ne düşündüğünüzü bize söylemiyorsunuz

and the man we talked about today.

7:26

ve bugün konuştuğumuz adam hakkında da.

Also,

7:28

Ayrıca,

be sure to check out our other video

7:29

diğer videomuza göz atmayı unutmayın,

called Leonarda Cianciulli,

7:30

Leonarda Cianciulli,

aka the Human Flesh Soap Maker.

7:32

namıdiğer İnsan Eti Sabunu Yapan Kadın.

Thanks for watching,

7:34

İzlediğiniz için teşekkürler,

and as always,

7:35

ve her zamanki gibi,

don't forget to like,

7:35

beğenmeyi,

share,

7:36

paylaşmayı,

and subscribe.

7:37

ve abone olmayı unutmayın.

See you next time.

7:38

Bir dahaki sefere görüşmek üzere.