Asit Banyosu İngiliz Seri Katili - John George Haigh: İngilizce çalışma notları
The Infographics Show
Video özeti: Bu biyografi, John George Haigh'in dolandırıcılıktan asitle cinayete gidişini, hukuku yanlış yorumlamasını ve sonunda mahkûm edilip idam edilmesini anlatıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. wouldn't look out of place — Deyimler ve mecazi ifadeler: birinin ortamda doğal göründüğünü anlatın; burada Haigh eski bir Hollywood filmine yakıştırılıyor. 2. blowing the whistle, — Deyimler ve mecazi ifadeler: düdük çalmak yerine yanlışları ifşa etme anlamını ve mağdurların planlarını neden tehdit ettiğini anlayın. 3. corpus delicti, — Kültür, medya ve gerçek yaşam bağlamı: bir suçun işlendiğini kanıtlayan hukuki temel anlamını öğrenin; sağlam bir ceset gerektiğini sanmayın.
Bu derste
Just about all serial killers seem to have experienced some amount of trauma in childhood. Dilbilgisi
0:00Neredeyse tüm seri katiller çocukluklarında bir miktar travma yaşamış gibi görünüyor.
seem to have experienced: geçmişe dair temkinli bir değerlendirme
seem to have experienced ifadesinde seem, doğrulanmış bir olgudan çok konuşanın şu anki izlenimini aktarır. Tamamlanmış mastar have experienced, deneyimi bu izlenimin oluştuğu zamandan daha önceye yerleştirir. Burada have experienced bağımsız bir present perfect yüklemi değildir; seem fiilinin tamamlayıcısıdır. Yapı şöyledir: özne + seem + to have + geçmiş zaman ortacı. Bu kalıp haberlerde, biyografilerde ve yorumlarda geçmişteki olası bir olayı kesinmiş gibi söylemeden anlatmayı sağlar.
Alıştırma
Daha önceki bir olay hakkında şu anki temkinli sonucu ifade etmek için experience fiilinin doğru biçimiyle cümleyi tamamlayın: From the surviving letters, the writer seems to ____ serious financial trouble in her youth.
Cevabı göster
have experienced
But one thing that splits them apart is their intellect. Dilbilgisi
0:04Ancak onları birbirinden ayıran bir şey de zekalarıdır.
one thing that ... is ...: temel bir farkı vurgulamak
Özne, one thing that splits them apart isim öbeğinin tamamıdır. Bu öbekte that splits them apart, thing sözcüğünü niteleyen bir ilgi tümcesidir. Is sonrasındaki their intellect tamamlayıcısı ise temel etkeni belirtir. Burada splits them apart, onları fiziksel olarak ayırmak değil, birbirlerinden farklı kılmak anlamına gelir. one thing that + tümce + is + temel etken kalıbı önce karşılaştırmayı kurar, ardından dikkati cevaba yöneltir.
Alıştırma
Hangi cümle temel bir farkı belirtmek için one thing that ... is ... yapısını doğru kullanır?
- One thing that sets the two designs apart is their weight.
- One thing that sets the two designs apart are their weight.
- One thing is that sets the two designs apart their weight.
Cevabı göster
One thing that sets the two designs apart is their weight.
Some of these killers seem like wild savages,
0:07Bu katillerin bazıları vahşi barbarlar gibi görünür,
Some are eloquent, attractive, and extremely cultured,
0:15Bazıları güzel konuşan, çekici ve son derece kültürlüdür,
such as the backpacker killer and lifelong scammer turned celebrity George Sobhraj, Dilbilgisi
0:18örneğin sırt çantalı gezginlerin katili ve ömür boyu dolandırıcıyken ünlüye dönüşen George Sobhraj gibi,
“lifelong scammer turned celebrity” ifadesinde isim + turned + isim
“lifelong scammer turned celebrity” ifadesinde isim + turned + isim bir kimlik değişimini anlatır: önce ömür boyu dolandırıcılık yapan biriydi, daha sonra ünlü oldu. turned sözcüğünden sonraki isim daha yeni rolü belirtir; bu nedenle isimlerin yerini değiştirmek zaman sırasını da tersine çevirir. İfadenin tamamı George Sobhraj’ı tanımlayan kısa bir yapıdır ve haber başlıklarıyla kişi profillerinde yaygındır. “a lifelong scammer who became a celebrity” şeklinde açılabilir; turned, kısaltılmış tanımlamanın bir parçasıdır ve cümlenin temel geçmiş zaman fiili değildir.
Alıştırma
Hangi kısa ifade Lena’nın önce avukat olduğunu, sonra romancı olduğunu anlatır?
- lawyer and novelist
- novelist turned lawyer
- lawyer turned novelist
Cevabı göster
lawyer turned novelist
classics in law, probably to be a better conniver.
0:24ve hukuk klasiklerini, muhtemelen daha iyi bir düzenbaz olmak için.
Then you've got the incredibly talented Ted Kaczynski,
0:27Sonra inanılmaz yetenekli Ted Kaczynski var,
“Is said to have” ile edilgen aktarım
“Is said to have” edilgen bir aktarım yapısıdır. Burada, insanların veya haberlerin bu kişinin 167 IQ’ya sahip olduğunu ileri sürdüğü anlamına gelir. Konuşan kişi bu iddiayı şahsen doğrulanmış bir bilgi olarak sunmadan aktarır. Yapı özne + be + said + to-infinitive şeklindedir. Aktarılan şimdiki bilgi bir sahiplik veya durumsa “Mina is said to have two passports.” örneğindeki gibi to have kullanılır. Geçmişteki bir olay için “Mina is said to have left early.” örneğindeki gibi perfect infinitive gerekir.
Alıştırma
Cümleyi dersteki edilgen aktarım ifadesiyle tamamlayın: “The source is not named, but Dr. Lee ____ an exceptional memory.”
Cevabı göster
is said to have
That's slightly higher than violin prodigy Charlene Gallego,
0:33Bu, keman dahisi Charlene Gallego'dan biraz daha yüksek,
who with her husband brutally raped and killed mostly young girls in the late '70s.
0:37o da kocasıyla birlikte 70'lerin sonlarında çoğunlukla genç kızlara vahşice tecavüz edip öldürmüştü.
Haigh wouldn't look out of place in a Hollywood movie of days gone by. Deyimler
0:50Haigh geçmiş günlerin bir Hollywood filminde sırıtmazdı.
Wouldn't look out of place: bir ortama doğal biçimde uyum sağlamak
Wouldn't look out of place, «o ortamda doğal ve uygun görünürdü» anlamına gelir. Burada hayal edilen ortam eski bir Hollywood filmidir; yani konuşan kişi Haigh'in görünüşünde o dönemle bağdaştırılan zarif bir çekicilik olduğunu söylüyor. İfade, olumlu bir uyumu anlatmak için olumsuz biçim kullanır: biri not look out of place ise tuhaf veya ortama uyumsuz görünmez. Would, karşılaştırmayı varsayımsal ve biraz daha yumuşak hâle getirir.
Alıştırma
Cümleyi «doğal biçimde uyum sağlardı» anlamındaki ders ifadesiyle tamamlayın: That vintage desk ____ in the old library.
Cevabı göster
wouldn't look out of place
Days gone by: geçmişi nostaljik biçimde adlandırmak
Days gone by, «önceki bir dönem» veya «geçmiş» anlamına gelir ve genellikle düşünceli ya da nostaljik bir his taşır. Bu cümlede a Hollywood movie of days gone by, Hollywood'un daha eski bir dönemiyle ilişkilendirilen bir film demektir. Gone by, days sözcüğünden sonra gelir ve «geçip gitmiş» anlamını taşır. Bu, the years went by örneğindeki gibi go by fiilinin zamanın geçmesi anlamıdır; bir yerin önünden geçme anlamındaki hareket değildir.
Alıştırma
Cümleyi dersteki nostaljik ifadeyle tamamlayın: The old photographs brought back memories of ____.
Cevabı göster
days gone by
and not too distressing to the female eye.
0:56ve kadınların gözüne pek de rahatsız edici görünmüyordu.
But, like many killers that come across this way, Öbek fiiller
0:59Ancak, bu şekilde algılanan birçok katil gibi,
come across this way: bir izlenim vermek
come across this way ifadesinde come across, bir izlenim vermek veya başkalarına belli bir şekilde görünmek anlamına gelir. Fiziksel bir hareketi ya da bir şeyi tesadüfen bulmayı anlatmaz. This way, daha önce anlatılan tavır veya imgeye gönderme yapar. Bu nedenle ifade, gerçek kişiliklerini yansıtsa da yansıtmasa da bu katillerin insanlarda aynı izlenimi bıraktığı anlamına gelir.
Alıştırma
Örnekte come across this way ne anlama geliyor?
- insanlarda daha önce anlatılan izlenimi bırakmak
- bir şeyi tesadüfen bulmak
- bir taraftan diğerine geçmek
Cevabı göster
insanlarda daha önce anlatılan izlenimi bırakmak
he suffered from narcissistic personality disorder.
1:01o da narsisistik kişilik bozukluğundan muzdaripti.
In short: özeti işaret etmek
In short, dinleyiciye kısa ve öz bir özetin geleceğini bildiren bir söylem belirtecidir. Önceki birkaç ayrıntıyı daha basit tek bir sonuçta toplar. Burada, bozukluğun özelliklerinin yoğunlaştırılmış bir açıklamasını sunarak bilgiyi düzenler. Short süreyi ifade etmez.
Alıştırma
Örnekte In short ne işe yarıyor?
- Bir sonraki olayın yakında gerçekleşeceğini söyler.
- Ardından kısa ve öz bir özet veya sonuç geleceğini belirtir.
- Sonraki sözlerin hızlı söylenmesi gerektiğini bildirir.
Cevabı göster
Ardından kısa ve öz bir özet veya sonuç geleceğini belirtir.
yet seems to have no empathy whatsoever. Dilbilgisi
1:09ancak hiçbir empatisi yokmuş gibi görünen biri demektir.
no empathy whatsoever: olumsuzluğu mutlak hâle getirmek
Burada whatsoever, olumsuz ad öbeği no empathy’den sonra gelir ve olumsuzluğu mutlak hâle getirir: kişinin en ufak bir empatiye bile sahip olmadığı anlaşılıyor. Sözcük, hiç anlamındaki vurguyu ekler; farklı bir empati türünü belirtmez. Başka durumlara aktarılabilecek kalıp no + isim + whatsoever biçimindedir. Sondaki whatsoever önceki olumsuz ifadeye dönerek onu güçlendirir; no evidence whatsoever ve no interest whatsoever buna örnektir.
Alıştırma
Hangi cümlede whatsoever olumsuz bir ifadeyi güçlendirmek için doğal biçimde kullanılmıştır?
- The plan made whatsoever sense.
- The plan was whatsoever sensible.
- The plan made no sense whatsoever.
Cevabı göster
The plan made no sense whatsoever.
Do you know anyone who fits that description? Kalıp ifadeler
1:12Bu tanıma uyan birini tanıyor musunuz?
fits that description: belirtilen özelliklere uymak
Burada fits, eşleşir veya karşılar anlamındadır; doğru bedendedir anlamına gelmez. That description daha önce belirtilen özelliklere gönderme yapar. Dolayısıyla soru, dinleyicinin bu özelliklere sahip birini tanıyıp tanımadığını sorar. Başka durumlara aktarılabilecek kalıp kişi veya şey + fit + a/the/that description biçimindedir. Özellikleri yeniden sıralamadan daha önce verilen bir nitelikler bütününe gönderme yapmayı sağlar.
Alıştırma
Konuşmacı bir gönüllü için gereken özellikleri az önce sıraladı. Hangi cevap Maya’nın bu özelliklere sahip olduğunu doğal biçimde belirtir?
- Maya fits that description.
- Maya fits in that description.
- Maya writes that description.
Cevabı göster
Maya fits that description.
they can tick a box for possible future serial killer. Deyimler
1:14gelecekteki olası bir seri katil için bir kutuyu işaretleyebilirler.
tick a box: gerçek bir işaret ve mecazi bir ölçüt
Kelime anlamıyla tick a box, bir şeyi seçmek veya onaylamak için formdaki küçük bir kutuya işaret koymak demektir. Burada kimse gerçek bir form doldurmuyor. Anlatıcı, sözde bir tehlike işaretini kontrol listesindeki bir maddeymiş gibi şakayla ele alıyor: o koşul karşılanmış oluyor. Kontrol listesi benzetmesi, değerlendirmenin aşırı basit ve mekanik olduğunu da ima ederek kara mizah yaratıyor.
Alıştırma
Örnekte tick a box ne anlama geliyor?
- Sözde bir tehlike işaretinin karşılandığını şakayla söylüyor.
- Resmî bir tıbbi teşhisin tamamlandığını söylüyor.
- Birinden formdaki gerçek bir kutuyu işaretlemesini istiyor.
Cevabı göster
Sözde bir tehlike işaretinin karşılandığını şakayla söylüyor.
our charmer Mr. Haigh was born July 24th, 1909.
1:18bizim çekici Bay Haigh 24 Temmuz 1909'da doğdu.
which is located in West Yorkshire, Northern England.
1:23burası Kuzey İngiltere'de, Batı Yorkshire'da yer almaktadır.
They say it's grim up north in that part of the UK. Kültür
1:26İngiltere'nin o bölgesindeki kuzeyin kasvetli olduğunu söylerler.
Britanya'ya özgü bölgesel bir kalıp yargı olarak it's grim up north
it's grim up north ifadesi, İngiltere'nin kuzeyiyle ilgili bilinen bir Britanya kalıp yargısını yansıtır. Grim, kasvetli, zorlu veya bunaltıcı hissettiren bir yeri anlatırken up north ülkenin kuzey bölümünü günlük bir dille işaret eder. Buradaki yer, madencilik ve tekstille tarihsel bağları bulunan Kuzey İngiltere'deki Wakefield'dır. Bu söz kötü hava, sanayide gerileme ve zorlu yaşam çağrışımları yaparak dengeli bir olgusal açıklama sunmak yerine kasvetli bir atmosfer yaratır.
Alıştırma
İfadeyi değerlendirin: Günlük kullanımda it's grim up north, Kuzey İngiltere'nin tarafsız ve nesnel bir açıklamasıdır.
- Yanlış
- Doğru
Cevabı göster
Yanlış
Back in Haigh's day: Haigh döneminde
Back in Haigh's day, “Haigh'in yaşadığı, büyüdüğü veya etkin olduğu dönemde” anlamına gelir. Buradaki day, takvimdeki tek bir günü değil, genel olarak onun dönemini anlatır. back in + kişinin iyelik biçimi + day yapısı, bilgiyi o kişiyle ilişkili tarihsel döneme yerleştirir ve çoğu zaman geçmişle bugün arasındaki karşılaştırmaya zemin hazırlar.
Alıştırma
Cümleyi, “büyükbabamın genç olduğu dönemde” anlamına gelen ve Back ile başlayan ifadeyle tamamlayın: ____, most families in the village did not own a car.
Cevabı göster
Back in my grandfather's day
the backbone of industrial England: sanayi İngiltere'sinin bel kemiği
The backbone of industrial England bir mecazdır. Omurga bedeni fiziksel olarak destekler; bu nedenle ifade, sanayi İngiltere'sini destekleyen ve işler durumda tutan temel unsuru anlatır. Yeniden kullanılabilen kalıp the backbone of + sistem, kuruluş veya topluluktur. En görünür bölüm olması gerekmeyen merkezi bir güç veya destek kaynağını belirtir.
Alıştırma
“Small businesses are the backbone of the local economy,” cümlesinde the backbone ne anlama gelir?
- Ekonominin işlemesini sağlayan temel destek
- İşletme sahiplerinin sırtındaki kemikler
- Kasabanın içinden geçen bir yol
Cevabı göster
Ekonominin işlemesini sağlayan temel destek
But it seems John wasn't sent to work down the coal mine or in one of the textile mills.
1:34Ancak görünen o ki John kömür madeninde veya tekstil fabrikalarından birinde çalışmaya gönderilmemişti.
this lucky lad had it easier than some.
1:39bu şanslı delikanlı diğerlerinden daha rahat bir hayat yaşadı.
Haigh is yet another serial killer that came from a very religious family.
1:43Haigh, çok dindar bir aileden gelen bir başka seri katildir.
had a mark on his head that he told his son had been put there by God
1:50oğluna Tanrı tarafından oraya konulduğunu söylediği bir işaret vardı kafasında
as a brand to show that he had sinned in the past.
1:54geçmişte günah işlediğini gösteren bir damga olarak.
The dad apparently told young John that if he sinned,
1:57Baba görünüşe göre genç John'a eğer günah işlerse,
But the mother could not fall victim to God's branding iron, Kalıp ifadeler
2:01Ancak anne, Tanrı'nın damga vurma demirinin kurbanı olamazdı,
fall victim to: bir şeyin kurbanı olmak
Fall victim to, bir kişi veya şey yüzünden zarar görmek, kandırılmak, yenilmek ya da ciddi biçimde olumsuz etkilenmek demektir. Burada annenin God's branding iron adı verilen hayalî cezaya maruz kalma ihtimali anlatılır; fall fiziksel olarak düşmek anlamına gelmez. Yapı fall victim to + isim veya isim öbeğidir. to sonrasındaki sözcükler zararlı gücü belirtir: fall victim to a scam, a disease veya pressure gibi.
Alıştırma
'Bir şey yüzünden zarar görmek' anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: Even careful shoppers can ____ convincing online scams.
Cevabı göster
fall victim to
a fuzzy sense of reality: bulanık bir gerçeklik algısı
Fuzzy sözcüğü gerçek anlamıyla belirsiz bir dış çizgisi olan ya da yüzeyi yumuşak ve tüylü bir şeyi anlatabilir. A fuzzy sense of reality ifadesinde ise mecazidir: Neyin gerçek olduğunu anlama yetisi belirsiz, karışık veya yeterince tanımlanmamıştır. fuzzy + soyut isim yapısı, a fuzzy memory veya a fuzzy idea örneklerinde olduğu gibi, çoğunlukla zihinsel netliğin zayıf olduğunu belirtir. A sense of reality, neyin gerçek olduğunu ayırt etme yetisidir; dolayısıyla ifade bir dokuyu değil, bulanık bir anlayışı anlatır.
Alıştırma
Hangi cümlede fuzzy, yumuşak veya tüylü yerine zihinsel olarak net olmayan anlamında kullanılmıştır?
- The caterpillar has a fuzzy back.
- She bought a fuzzy winter scarf.
- I have only a fuzzy memory of our first meeting.
Cevabı göster
I have only a fuzzy memory of our first meeting.
escaped the wrath of God: anlam ve kullanım düzeyi
Burada escaped the wrath of God, onun Tanrı'nın şiddetli öfkesinden ve bunun sonucunda gelebilecek cezadan kurtulduğuna inandığı anlamına gelir. Escaped burada “bir acıyı yaşamaktan kurtuldu” demektir; “fiziksel olarak kaçtı” demek değildir. Cümle onun ne düşündüğünü aktarır. İlahi cezanın gerçekten var olduğunu veya onun bu cezadan gerçekten kurtulduğunu bir olgu olarak ileri sürmez.
Alıştırma
Cümlede escaped the wrath of God ne anlama geliyor?
- Bir ibadet yerinden fiziksel olarak kaçtığına inanıyordu.
- Herkesin affedildiğine inanıyordu.
- Tanrı'nın şiddetli öfkesinden ve olası bir cezadan kurtulduğuna inanıyordu.
Cevabı göster
Tanrı'nın şiddetli öfkesinden ve olası bir cezadan kurtulduğuna inanıyordu.
it's said he went through his childhood suffering from terrible religious themed nightmares.
2:18çocukluğunu dini temalı korkunç kabuslardan muzdarip olarak geçirdiği söylenir.
as his dad built a huge fence around the house
2:23çünkü babası evin etrafına kocaman bir çit inşa etmişti
to keep other not so pious people out.
2:26diğer pek dindar olmayan insanları dışarıda tutmak için.
and from a young age showed an interest in classical music. Kalıp ifadeler
2:32ve genç yaşından itibaren klasik müziğe ilgi gösterdi.
showed an interest in: kalıp ve anlam
Showed an interest in, kişinin bir şeye ilgi duyduğuna ilişkin belirtiler göstermesi demektir. Seçimlerinden, dikkatinden veya faaliyetlerinden fark edilebilen bir ilgiyi anlatır. Kalıp show an interest in + isim veya -ing biçimidir: show an interest in classical music; show an interest in learning languages. Özgün cümledeki from a young age, bu görünür ilginin ne zaman başladığını belirtir.
Alıştırma
Cümleyi “show an interest in” ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Since joining the club, Maya has ____ photography.
Cevabı göster
shown an interest in
and later a scholarship to Wakefield Cathedral.
2:37ve daha sonra Wakefield Katedrali'ne bir burs kazandı.
which is perhaps a vocation you don't expect of a future serial killer.
2:40ki bu muhtemelen gelecekteki bir seri katilden beklemeyeceğiniz bir meslektir.
he worked in a garage as he was very fond of automobiles,
2:44otomobillere çok düşkün olduğu için bir garajda çalıştı,
but he had to leave because he couldn't stand the dirt. Kalıp ifadeler
2:47ancak kire dayanamadığı için ayrılmak zorunda kaldı.
couldn't stand: bir şeye tahammül edememek
Burada couldn't stand, “tahammül edemiyordu” anlamına gelir. Kir, işi o kadar rahatsız edici hâle getirmişti ki devam edemeyeceğini hissetti; stand burada ayakta durmak anlamına gelmez. can't stand veya couldn't stand ifadesinden sonra isim, zamir ya da -ing biçimi gelir: can't stand the noise, couldn't stand it, can't stand waiting. Couldn't, bu duygunun geçmişte olduğunu gösterir.
Alıştırma
Cümleyi can't stand ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The smell was so strong that we ____ it any longer.
Cevabı göster
couldn't stand
It's even said he would only work on cars wearing rubber gloves and a mask.
2:49Hatta sadece lastik eldiven ve maske takarak arabalar üzerinde çalışacağı bile söylenir.
to his liking: onun tercihlerine uygun
To his liking, “onun zevkine veya tercihlerine uygun” anlamına gelir. Haigh kendisi için doğru hissettiren bir iş buldu; liking burada bir isimdir, devam eden zaman yapısındaki bir fiilin parçası değildir. Yeniden kullanılabilir kalıp be veya find + something + to + iyelik + liking biçimindedir: The room was to my liking; she found a style to her liking. İyelik biçimini, tercihleri önemli olan kişiye göre değiştirin.
Alıştırma
Nina için to + iyelik + liking kalıbını kullanarak cümleyi tamamlayın: After trying several chairs, Nina finally found one ____.
Cevabı göster
to her liking
one that could be said to be in line with acts of cunning. Kalıp ifadeler
2:55kurnazlık eylemleriyle uyumlu olduğu söylenebilecek bir iş.
in line with: bir standart veya örüntüyle uyumlu olmak
In line with, bir şeyin başka bir şeyle uyumlu veya tutarlı olması anlamına gelir. Burada reklam işinin, o kişiyle ilişkilendirilen kurnazca davranış örüntüsüne uyduğunu anlatır. Bu ifade bir eylemi, kararı veya sonucu bir standart, politika, eğilim ya da özellikle ilişkilendirir. Buradaki line mecazidir; nesnelerin fiziksel olarak sıra hâlinde durmasını anlatmaz.
Alıştırma
Cümleyi en iyi tamamlayan ifadeyi seçin: The revised plan is ___ the safety guidelines.
- in charge of
- in line with
- in spite of
Cevabı göster
in line with
But this is where his life of criminality started.
2:59Ancak burası onun suçluluk hayatının başladığı yerdi.
That didn't stop him from getting a wife, though, Dilbilgisi
3:03Yine de bu, onun bir eş bulmasını engellemedi,
stop him from getting: stop + nesne + from + -ing
Stop someone from doing something, bir kişinin o eylemi yapmasını engellemek anlamına gelir. Burada önceki aksilik, onun daha sonra bir eş bulmasını engellememiştir. Yapı stop + kişi + from + -ing biçimindedir. From sonrasında fiilin yalın hâli get değil, getting kullanılır.
Alıştırma
Kilitli kapının Maya'nın içeri girmesini engellediğini anlatacak şekilde cümleyi tamamlayın: The locked gate stopped Maya ____ the garden.
Cevabı göster
from entering
and he was married in 1934 to a woman he hardly knew.
3:05ve 1934'te pek tanımadığı bir kadınla evlendi.
She filed for divorce within a few months after our man was charged with fraud. Kalıp ifadeler
3:08Adamımız dolandırıcılıkla suçlandıktan birkaç ay sonra eşi boşanma davası açtı.
file for divorce: hukuki boşanma sürecini resmen başlatmak
File for divorce, mahkemeden evliliği sona erdirmesini istemek üzere hukuki belgeleri resmen sunmak anlamına gelir. Burada filed, file fiilinin geçmiş zaman biçimidir; for divorce ise hangi hukuki işlemin talep edildiğini belirtir. Bu kullanımda file, bir belgeyi resmî bir makama sunmak demektir. İfade, yalnızca boşanma hakkında konuşmayı veya ayrı yaşamaya karar vermeyi değil, resmî bir hukuki adımı anlatır.
Alıştırma
"After counseling, Maya filed for divorce," cümlesinde filed for divorce ne anlama gelir?
- Yalnızca boşanma olasılığını konuştu.
- Boşanma sürecini başlatmak için hukuki belgeleri resmen sundu.
- Kendisi ve eşi ayrı yaşamaya başladı; herhangi bir hukuki işlemden söz edilmedi.
Cevabı göster
Boşanma sürecini başlatmak için hukuki belgeleri resmen sundu.
So now we have a single man serving some time in jail.
3:15Böylece şimdi hapiste bir süre yatan bekar bir adamımız var.
recidivist: yeniden suç işleyen kişi
Recidivist, daha önce mahkûm edildikten, cezalandırıldıktan veya serbest bırakıldıktan sonra yeniden suç işleyen kişiyi anlatan resmî bir isimdir. Bu cümlede adam, çıktıktan sonra yeniden dolandırıcılık yapmıştır. Kelime, tekrar suç işleme örüntüsünü belirtir. Herhangi bir davranışı tekrarlayan veya suç sayılmayan, sürekli bir alışkanlığı olan kişiyi ifade etmez.
Alıştırma
Hangi kişiye doğru biçimde recidivist denebilir?
- Dolandırıcılıktan mahkûm olan ve serbest bırakıldıktan sonra yeniden dolandırıcılık yapan biri.
- Anahtarlarını sık sık unutan biri.
- Bir suçla ilgili ilk kez sorgulanan ancak hiç suçlanmayan biri.
Cevabı göster
Dolandırıcılıktan mahkûm olan ve serbest bırakıldıktan sonra yeniden dolandırıcılık yapan biri.
he was jailed many more times for doing things such as forging signatures on checks when buying cars
3:22araba satın alırken çeklerin üzerine sahte imza atmak gibi şeyler yaptığı için birçok kez daha hapse atıldı
or selling fraudulent stock shares that were too good to be true. Deyimler
3:27veya gerçek olamayacak kadar iyi olan sahte hisse senetleri sattığı için.
too good to be true: gerçekçi olmayan teklifler için bir uyarı
too good to be true ifadesinde too good ifadesinin ardından to be true mastar öbeği gelir. Bu deyimin bütünü, bir teklifin, iddianın veya sözün o kadar çekici ya da avantajlı görünmesi ki gerçek veya makul olduğuna inanmanın zor olması anlamına gelir. Burada ifade, alışılmadık derecede cazip görünen hisse senedi anlaşmasına yönelik şüpheyi belirtir; anlaşmanın mükemmel olduğunu övmez. Teklife güvenmeden önce gerçekleri kontrol etmeniz gerektiğini anlatır.
Alıştırma
Bir internet sitesi bir dolara lüks bir tatil sunuyor. Teklifin şüphe uyandıracak kadar gerçek dışı göründüğünü en iyi hangi kalıp ifade anlatır?
- too good to pass up
- too good to ignore
- too good to be true
Cevabı göster
too good to be true
which goes a long way if you want to become a good fraudster. Deyimler
3:33ki bu, iyi bir dolandırıcı olmak istiyorsanız çok işe yarar.
goes a long way: bir sonuca doğru güçlü katkı
goes a long way, bir şeyin çok yardımcı olması veya güçlü bir etki yaratması demektir. Bir şeyin, görevin tamamını bitirmese bile, bir sonuca ulaşma yolunda önemli ilerleme sağlamasını anlatır. Bu cümlede which, daha önce sözü edilen özelliklere gönderme yapar; biri bu hedefe ulaşmak istiyorsa, bu özellikler çok yardımcı olur. Burada ifade mecazidir: fiziksel mesafeyi değil, yararı veya etkiyi ölçer. toward ile birlikte kullanıldığında, goes a long way toward solving the problem örneğinde olduğu gibi sonuç açıkça belirtilebilir.
Alıştırma
Biraz hazırlık bir mülakatı kolaylaştırabilir. Bu küçük eylemin güçlü bir yararlı etkisi olduğunu hangi ifade anlatır?
- goes all the way
- takes a long time
- goes a long way
Cevabı göster
goes a long way
came up with: bir fikir veya plan üretmek
Bu cümlede came up with, bir plan düşünüp ortaya koymak anlamına gelir. Düşünmenin sonucunu anlatır: plan kendiliğinden ortaya çıkmamış, fikri o üretmiştir. Come up with, ardından üretilen şeyin geldiği üç sözcüklü bir öbek fiildir: come up with an idea, answer, solution veya plan. Burada came geçmiş zamanı gösterir. Bir şeyi taşırken fiziksel olarak yukarı çıkmak anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi “düşünüp ortaya koydu” anlamındaki öbek fiille tamamlayın: During the meeting, Maya ____ a cheaper way to ship the orders.
Cevabı göster
came up with
If it's the victims that keep getting me in trouble by blowing the whistle, Deyimler
3:41Eğer beni ihbar ederek başımı derde sokanlar kurbanlarsa,
blowing the whistle: gizli suistimalleri ihbar etmek
Bu cümlede blowing the whistle, gizli tutulan yasa dışı veya etik olmayan davranışları harekete geçebilecek kişilere bildirmek anlamına gelir. Kurbanlar konuşanın yaptıklarını açığa çıkarıyor; gerçek anlamda düdük çalmıyorlar. Hedef bağlamdan açıkça anlaşıldığında bu deyim, buradaki gibi tek başına kullanılabilir. Hedefi belirtmek için blow the whistle on + kişi, kuruluş veya faaliyet yapısı kullanılır. Blowing, by sözcüğünden sonra geldiği için -ing biçimindedir.
Alıştırma
Cümleyi “gizli bir suistimali bildirmek” anlamındaki deyimle tamamlayın: After discovering the falsified records, Elena decided to ____.
Cevabı göster
blow the whistle
His inspiration for this was a French serial killer named George Alexandre Sarret,
3:50Bunun için ilham kaynağı, kurbanlarını asitte eriten George Alexandre Sarret adlı Fransız bir seri katildi.
Perhaps John should have read further in that his inspiration ended up losing his head to the guillotine. Deyimler
3:56Belki de John, ilham kaynağının giyotinle kafasını kaybettiğini anlatan kısmını daha fazla okumalıydı.
ended up losing his head: nihai sonuç ve kara mizahlı kelime oyunu
End up + -ing, bir eylemi nihai sonuç olarak gösterir ve çoğu zaman olayların beklendiği gibi ilerlemediğini ima eder. Burada ended up losing, losing his head durumunun o kişinin en sonunda karşılaştığı kader olduğunu belirtir. Lose your head genellikle “paniğe kapılmak veya sakin düşünemez hâle gelmek” demektir. Ancak guillotine, burada asıl anlamın gerçek anlam —başının kesilmesi— olduğunu gösterir; bilinen deyimsel anlam da kara mizahlı bir kelime oyunu yaratır. Head sözcüğünün mecazi mi fiziksel mi olduğuna bağlam karar verir.
Alıştırma
Özgün cümlede ended up losing his head esas olarak ne anlama geliyor?
- Sonunda öfkesine yenildi.
- Sonunda başı kesildi.
- Sonunda paniğe kapıldı.
Cevabı göster
Sonunda başı kesildi.
got his hands on: bir şeyi elde etmeyi başarmak
Get your hands on something, bir şeyi elde etmeyi başarmak veya ona erişim sağlamak anlamına gelir. Çoğu zaman söz konusu şeyin istendiğini, yararlı ya da kıt olduğunu veya kolay elde edilmediğini ima eder. Buradaki hands mecazidir: Haigh sülfürik asidi elde etti; ifade, aside çıplak elleriyle dokunduğu anlamına gelmez. İyelik sözcüğü özneye göre değişir: I got my hands on, she got her hands on.
Alıştırma
Cümleyi get one's hands on ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The tickets sold out quickly, but Leo finally ____ two for Friday's show.
Cevabı göster
got his hands on
According to one story about certain ways of dissolving bodies,
4:12Cesetleri eritmenin belirli yolları hakkındaki bir hikayeye göre,
and reported that the victims dissolved completely in about 2 days.
4:26ve kurbanların yaklaşık 2 gün içinde tamamen çözüldüğünü bildirdi.
Belirsiz bir geçmiş olasılığı için Could have been
Bu cümlede could have been, geçmişe ilişkin doğrulanmış bir olguyu değil, bir olasılığı belirtir. Altı kişi bilinen vakalar olarak aktarılır; üç kişi daha olmuş olabilir, ancak kanıt kesin değildir. could have + past participle kalıbı, geçmişteki bir durum hakkında temkinli bir değerlendirme yapmayı sağlar. be fiilinin past participle biçimi been olduğundan kalıp could have been olur. Buradaki could, birinin geçmişte sahip olduğu bir beceriyi anlatmaz.
Alıştırma
Hangi cümle geçmişteki belirsiz bir olasılığı temkinli biçimde anlatır?
- The missing file could have been on the old laptop, but we have no proof.
- The missing file must have been on the old laptop, so there is almost no doubt.
- The missing file was on the old laptop, according to the verified record.
Cevabı göster
The missing file could have been on the old laptop, but we have no proof.
Öfkeli bir soruyu güçlendiren Why the hell
why the hell ifadesinde the hell, why soru sözcüğünden sonra gelen bir pekiştiricidir. Burada gerçek anlamıyla cehennemden söz etmez; soruyu çok daha duygulu hâle getirerek öfke, şaşkınlık veya hüsranla karışık inanamama duygusu gösterir. Yapı soru sözcüğü + the hell + yardımcı fiil + özne + fiil biçimindedir: why the hell did he kill them? the hell çıkarıldığında temel soru aynı kalır, ancak duygusal gücünün büyük bölümü kaybolur.
Alıştırma
Yeni bir müşteriye gönderilen sakin bir e-postada şu ifade uygun mudur: "Why the hell did you change the deadline?"
- Evet. Tarafsız ve profesyonel bir ifadedir.
- Hayır. Kaba ve çatışmacı duyulur.
Cevabı göster
Hayır. Kaba ve çatışmacı duyulur.
Maybe this quote from him can partly answer that.
4:37Belki de ondan alınan bu alıntı buna kısmen cevap verebilir.
When I first discovered there were easier ways to make a living than to work long hours in an office, Kalıp ifadeler
4:39"Ofiste uzun saatler çalışmaktan daha kolay para kazanma yolları olduğunu ilk keşfettiğimde,
make a living: geçimini sağlayacak kadar kazanmak
Make a living, genellikle bir işten veya başka bir düzenli gelir kaynağından kişinin geçimini sağlayacak parayı kazanması demektir. Bu, gerçek anlamda bir hayat yaratmak değil, kalıplaşmış bir ifadedir. Bu cümlede konuşmacı ofis işini, gelir elde etmenin sözde daha kolay yollarıyla karşılaştırıyor. İfadenin kendisi tarafsızdır; diğer yolları suç hâline getiren, hikâyenin bağlamıdır.
Alıştırma
Burada make a living ne anlama geliyor: She baked bread for local cafés to make a living?
- Kendini geçindirecek kadar para kazanmak
- Fiziksel olarak hayatta kalmak
- Günlük hayatını daha heyecanlı hâle getirmek
Cevabı göster
Kendini geçindirecek kadar para kazanmak
I did not ask myself whether I was doing right or wrong. Dilbilgisi
4:43kendime doğru mu yoksa yanlış mı yaptığımı sormadım.
whether ... or ... ile iki seçenek sunmak
Whether ... or ..., iki seçeneği sunan dolaylı bir soru başlatır. Burada whether I was doing right or wrong yan cümlesinin tamamı, konuşmacının kendisine sormadığı şeydir; bir koşul değildir. Bu bağlamda doing right or wrong, ahlaki açıdan doğru ya da yanlış davranmak anlamına gelir. Seçeneklerin açıkça belirtilmesi gerektiğinde bu yapı ask, decide, know ve wonder gibi fiillerden sonra kullanılabilir.
Alıştırma
Dolaylı soruyu whether ... or ... ile tamamlayın: She asked herself ____ the decision was fair ____ unfair.
Cevabı göster
whether · or
Go after: bir hedefin aktif biçimde peşinden gitmek
Go after, go after + hedef öbek fiilinin emir biçimidir. “Hedefi aktif olarak takip etmek veya onu elde etmeye çalışmak” anlamına gelir; yalnızca “hedefin arkasından gitmek” ya da “daha sonra gitmek” demek değildir. Bu cümlede kadınlar birer hedef gibi görülür; bu nedenle ifade yırtıcı ve insanları nesneleştiren bir niyeti açığa çıkarır. Aynı yapı daha genel olarak bir pozisyonun, müşterinin, ödülün veya rakibin aktif biçimde peşinden gitmeyi anlatabilir.
Alıştırma
Hangi cümlede go after “bir şeyi elde etmek için aktif olarak çabalamak” anlamındadır?
- Nora spoke after Luis.
- Nora is going home after the meeting.
- Nora is going after the scholarship.
Cevabı göster
Nora is going after the scholarship.
That's your market if you are after big money." Kelime
4:55Büyük para peşindeysen senin pazarın bu.\""
Be after big money: büyük bir kazanç istemek
Are after, be after + isim yapısının şimdiki bağlamdaki biçimidir. Burada bir hedefi veya güdüyü anlatır: kişi big money elde etmek istemektedir. Big money, çok büyük miktarda para veya yüksek kâr anlamına gelen gündelik bir ifadedir. Be after, istenen sonucu belirtir. Tek başına, kişinin bu sonuca ulaşmak için hangi somut eylemleri yaptığını söylemez. Bu cümlede ifade, güdünün maddi kazanç olduğunu açığa çıkarır.
Alıştırma
“The investors are after big returns” ne anlama gelir?
- Fiziksel olarak getirilerin arkasında duruyorlar.
- Yalnızca getiriler geldikten sonra harekete geçecekler.
- Yüksek getiri elde etmek istiyorlar.
Cevabı göster
Yüksek getiri elde etmek istiyorlar.
His first victim was a friend and former employer named William McSwan.
4:59İlk kurbanı William McSwan adında bir arkadaşı ve eski işvereniydi.
nothing but sludge: yalnızca çamur kalmıştı
Nothing but + isim öbeği, “yalnızca” veya “tamamen o şeyden ibaret” anlamına gelir. Bu cümlede McSwan'dan tanınabilir hiçbir parçanın kalmadığını, yalnızca çamur olduğunu anlatır. Bu ifade anlamı güçlü biçimde sınırlar. Sludge nahoş ve insanı nesneleştiren bir sözcük olduğu için nothing but betimlemeyi sert ve küçümseyici de gösterir. “Hiçbir şey yok, ama çamur var” anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi “yalnızca” anlamına gelen iki sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: After the flood, the basement contained ____ muddy sludge.
Cevabı göster
nothing but
Haigh told McSwan's parents that their son had run away to avoid being called up for war. Kültür
5:08Haigh, McSwan'ın anne ve babasına oğullarının savaşa çağrılmaktan kaçmak için kaçtığını söyledi.
called up for war: resmen askere çağrılmak
Was called up, call someone up yapısının edilgen biçimidir. Burada hükümetin McSwan'ın askerlik hizmetine girmesini resmen zorunlu kıldığı anlamına gelir; for war ise nedeni veya bağlamı belirtir. Savaş tarihi ve biyografilerinde bu ifade zorunlu askerliği veya görev için hazır bulunmaya yönelik resmî bir emri anlatır. Çevredeki askerî bağlam, günlük “telefon edildi” anlamını ortadan kaldırır.
Alıştırma
Cümleyi “askerlik yapması resmen emredilmek” anlamındaki iki sözcüklü hedef fiille tamamlayın: During the war, Daniel was ____ for military service.
Cevabı göster
called up
living in and later selling his properties.
5:16mülklerinde yaşıyor ve daha sonra mülklerini satıyordu.
flush with money: geçici olarak harcayacak bol parası olmak
Bu cümlede flush with money, hemen kullanılabilecek çok miktarda paraya sahip olmak anlamına gelir. Kişinin o andaki mali durumunu anlatır; flush sözcüğünün yüzün kızarması, suyla temizlemek veya bir yüzeyle aynı hizada olmak gibi diğer anlamlarını taşımaz. Bu ifade çoğu zaman alışılmadık veya geçici bir bolluk dönemini düşündürür. Tek başına, kişinin kalıcı olarak zengin olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi dersteki ‘kullanıma hazır çok parası olmak’ anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: After the annual bonus arrived, Jordan was ____ and paid every bill.
Cevabı göster
flush with money
but often gambled large amounts away. Öbek fiiller
5:20ama genellikle büyük miktarlarda kumar oynayarak kaybetti.
gamble ... away: bir şeyi kumarda kaybetmek
Burada gambled large amounts away, kumar oynayarak büyük miktarlarda para kaybetmek anlamına gelir. away parçacığı bir sonuç ekler: para ortadan kalkmış veya tükenmiştir; kumarın başka bir yerde gerçekleştiğini anlatmaz. Tekrar kullanılabilen kalıp gamble + nesne + away şeklindedir. Bir isim, gambled away large amounts örneğindeki gibi parçacıktan sonra da gelebilir; ancak zamir araya girer: gambled it away.
Alıştırma
İkinci cümleyi gamble + zamir + away kalıbının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Leo lost his entire bonus at the casino. He ____ before sunrise.
Cevabı göster
gambled it away
after telling them their son was back and was dying to see them. Deyimler
5:26oğullarının döndüğünü ve onları görmek için can attığını söyledikten sonra.
be dying to + fiil: mecazi ve çok güçlü bir istek
be dying to + fiilin yalın hâli kalıbı, “bir şeyi yapmayı çok istemek” anlamına gelir. was dying to see them ifadesinde see, to'dan sonra yalın hâlde kalır ve oğlun sözde görme isteğini acil ve çok güçlü bir istek olarak sunar. Bu kullanım normalde mecazidir; birinin gerçekten ölmek üzere olduğu anlamına gelmez. Burada daha sonra yaşanan ölümler dying sözcüğüne kara bir ironi katar, ancak deyimin olağan anlamını değiştirmez.
Alıştırma
be dying to kalıbının geniş zaman biçimini kullanarak cümleyi tam üç sözcükle tamamlayın: Maya has waited all week to share the news, so she ____ tell her best friend.
Cevabı göster
is dying to
Only they died after being hit over the head. Anlatım akışı
5:29Ancak kafalarına vurulduktan sonra öldüler.
Anlatıda dönüş bildiren cümle başı only
Bu cümlenin başındaki only, “onlar ve başka hiç kimse” anlamına gelmez. “Ama” veya “yalnız şu var ki” anlamında bir söylem belirteci olarak çalışır; beklenen kavuşma fikrine bağlanıp bunun tersi olan sonucu sunar. Bu kullanım hikâyeyi önce beklenti, sonra düzeltme biçiminde düzenler: Dinleyici önce bir sonuca yönlendirilir, ardından Only beklenmedik durumu ya da tersine dönüşü bildirir.
Alıştırma
Kısa hikâyeyi okuyun: Nina thought the repair would take ten minutes. Only it took three hours. Only burada ne işe yarıyor?
- Nina'nın olaya karışan tek kişi olduğu anlamına gelir.
- Nina'nın beklentisiyle çelişen bir sonucu sunar.
- Tamirin yalnızca bir aşaması olduğu anlamına gelir.
Cevabı göster
Nina'nın beklentisiyle çelişen bir sonucu sunar.
Then they took a bath John had prepared for them. Deyimler
5:31Sonra John'un onlar için hazırladığı banyoyu yaptılar.
took a bath: bağlamın oluşturduğu karanlık bir örtmece
Günlük İngilizcede took a bath, küvette yıkanmak anlamına gelir. Ancak burada bath, çevredeki hikâyede anlatılan asit işlemine gönderme yapan ürpertici bir örtmece olarak kullanılıyor; yani gerçekten banyo yapmıyorlar. Buradaki önemli ders, güçlü bir bağlamın tanıdık bir ifadenin anlamını değiştirebilmesidir. Anlatım kasıtlı olarak karanlık veya ironik olduğunda, günlük anlamı kabul etmeden önce çevredeki ayrıntılara bakın.
Alıştırma
Bu cümlede took a bath büyük olasılıkla ne anlama geliyor?
- Küvette yıkandılar
- Asitle eritildiler; bu karanlık bir örtmecedir
- John için banyo hazırladılar
Cevabı göster
Asitle eritildiler; bu karanlık bir örtmecedir
This conniver would be invited to the houses of the wealthy to play piano,
5:34Bu düzenbaz, zenginlerin evlerine piyano çalmak için davet edilirdi,
hitting every note ... noting: müzik ve bilinçli gözlem
Burada hitting every note, çalarken her müzik notasının perdesini doğru vermek anlamına gelir; notalara fiziksel olarak vurmak anlamına gelmez. Noting what he could steal ifadesinde note fiil olarak kullanılmıştır: çalabileceği hangi eşyalar olduğunu bilinçli biçimde gözlüyor veya zihninde kaydediyordu. Cümle, bir kelime oyunu oluşturmak için bu iki biçimi yan yana koyuyor. İlk ifadede note müzikle ilgili bir isim, ikinci ifadede noting ise gözlemleme veya kaydetme anlamındaki bir fiildir. Aynı kelime ailesi iki eylemi bağlar, fakat anlamı dilbilgisi ve bağlam belirler.
Alıştırma
“only while hitting every note, he was noting what he could steal” cümlesinde noting ne anlama gelir?
- Çalabileceği şeyleri bilinçli olarak gözlemlemek veya zihninde kaydetmek
- Her müzik notasını doğru çalmak
- Müzik notalarının adlarını yazmak
Cevabı göster
Çalabileceği şeyleri bilinçli olarak gözlemlemek veya zihninde kaydetmek
as well as forging their signature to buy more things.
5:45ayrıca daha fazla şey almak için imzalarını taklit etti.
She then told him she had this great idea to make artificial fingernails.
5:57Kadın sonra ona yapay tırnaklar yapmak için harika bir fikri olduğunu söyledi.
“göreve başlamak” anlamındaki “get to work”
Burada get to work, “göreve başlayıp çalışmak” anlamına gelir. we'll get to work ifadesi, konuşmayı planlama veya tartışma aşamasından eyleme geçirir. Bu cümlede fiziksel olarak iş yerine varmak anlamına gelmez. Aynı sözcük dizisi I get to work at nine gibi bir cümlede iş yerine varmayı anlatabilir; bu nedenle amaçlanan anlamı bağlamdan belirlemek gerekir.
Alıştırma
Cümleyi bu derste öğrendiğiniz “çalışmaya başlamak” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: Everyone is ready, so let's ____.
Cevabı göster
get to work
and she became another person to take his special bath.
6:04ve o, onun özel banyosuna giren bir başka kişi oldu.
Polis soruşturmasında “had a lead”
Burada had a lead, polisin soruşturmaya yararlı bir sonraki yön verebilecek bilgiye sahip olduğu anlamına gelir. Had, have fiilinin geçmiş zamanıdır; lead burada sayılabilen bir isim olduğu için a ile kullanılır. A lead umut vericidir ama kesin değildir. Yeni kontroller için yön gösterebilir ancak davanın çözüldüğü veya bilginin kanıtlandığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir suç haberinde “The cops had a lead” ne anlama gelir?
- Soruşturmaya yön verebilecek bilgileri vardı.
- Suçu kimin işlediğini zaten kanıtlamışlardı.
- Diğer bütün polislerin amiriydiler.
Cevabı göster
Soruşturmaya yön verebilecek bilgileri vardı.
as someone had seen Haigh with the missing rich woman.
6:11çünkü birisi Haigh'i kayıp zengin kadınla görmüştü.
whereupon they found evidence that linked Haigh to all of the murders above. Kelime
6:14bunun üzerine Haigh'i yukarıdaki cinayetlerin tümüyle ilişkilendiren kanıtlar buldular.
whereupon: hemen sonraki olayı belirten resmî bağlayıcı
Whereupon bir olayı sonraki olaya bağlar ve “hemen ardından” ya da “bunun doğrudan sonucu olarak” anlamına gelir. Bu cümlede kanıtların bulunmasını, polisin önceki bir eyleminden hemen sonra gerçekleşen olay olarak sunar. Anlatıyı ilerleten bir bağlayıcı zarftır. where ile başlamasına rağmen burada bir yeri belirtmez.
Alıştırma
Cümleyi “hemen ardından” anlamına gelen tek sözcüklü resmî bağlayıcıyla tamamlayın: The guard opened the gate, ____ the visitors entered.
Cevabı göster
whereupon
but he actually thought he would get away with it. Öbek fiiller
6:19ama aslında paçayı kurtaracağını düşünmüştü.
get away with it: yanlış bir davranışın cezasından kaçmak
Get away with something, yanlış, dürüst olmayan veya yasa dışı bir şey yapıp yakalanmamak ya da cezalandırılmamak anlamına gelir. Bu cümlede Haigh'in cinayetleri işleyip sonuçlarından kaçabileceğine inanmasını ifade eder. with sözcüğünden sonraki nesne, hangi eylemin sonuçlarından kaçıldığını belirtir. Buradaki it daha önce sözü edilen suça gönderme yapar; get away with cheating veya get away with murder da denebilir.
Alıştırma
Cümleyi “bir şeyin cezasından kaçmak” anlamındaki phrasal verb ile tamamlayın: Leo lied about the damage and thought he could ____ it.
Cevabı göster
get away with
if ..., then ... ve couldn't be convicted ile koşul ve sonuç anlatımı
Burada if, Haigh'in varsaydığı koşulu, yani ortada ceset olmamasını belirtir. then ise bu koşuldan çıkardığı sonucu gösterir: mahkûmiyet mümkün olmayacaktır. then çıkarılabilir, ancak burada koşul ile sonuç arasındaki mantığı özellikle açık hâle getirir. couldn't be convicted edilgen yapıdadır. you ile temsil edilen kişi hukuki eyleme maruz kalan taraftır ve cümle bu kişiyi kimin mahkûm edeceğini belirtmez. thought that aktarım çerçevesinde were ve couldn't, gerçek bir hukuk kuralını değil, Haigh'in varsayımsal akıl yürütmesini sunar.
Alıştırma
Cümleyi if ... then ... yapısıyla tamamlayın: ____ an application were incomplete, ____ it couldn't be approved.
Cevabı göster
If · then
which basically means there must be evidence before you can be convicted.
6:28bu temelde mahkum edilmeden önce kanıt olması gerektiği anlamına gelir.
corpus delicti: bir suçun gerçekleştiğinin kanıtı
Corpus delicti, sıklıkla “suçun gövdesi” diye açıklanan Latince bir hukuk terimidir. Hukukta belirli bir suçun gerçekten meydana geldiğine ilişkin temel olguyu ifade eder; bu olgu kanıtlarla ortaya konmalıdır. Bir mağdurun cesedi anlamına gelmez ve ceset bulunmadıkça hiç kimsenin mahkûm edilemeyeceği şeklinde bir kural oluşturmaz. Bu bölümde terim, kanıta neden ihtiyaç duyulduğunu açıklar ve Haigh'in hatalı sözcüğü sözcüğüne yorumunu ortaya çıkarır.
Alıştırma
Bu cümlede corpus delicti ne anlama geliyor?
- Belirli bir suçun gerçekten işlendiğini ortaya koyan olgular veya kanıtlar.
- Sanığın yazılı itirafı.
- Mağdurun eksiksiz cesedi.
- Ceset olmadan mahkûmiyetin imkânsız olduğunu söyleyen bir kural.
Cevabı göster
Belirli bir suçun gerçekten işlendiğini ortaya koyan olgular veya kanıtlar.
They even found parts of bodies where Haigh had dumped the sludge,
6:37Haigh'in çamuru döktüğü yerde vücut parçaları bile buldular,
Even though: beklenmedik ana cümleden önce gerçek bir taviz
Even though bir taviz bildiren yan cümle başlatır: even though + tam bir cümle. Ana cümleyi şaşırtıcı gösterebilecek gerçek bir olguyu kabul eder, ancak bu olgu ana cümlenin geçerliliğini ortadan kaldırmaz veya onu engellemez. Bu cümlede önce bunun bize itici geldiği kabul edilir. Ardından ana cümle, raporlara göre Haigh'in de bundan tiksindiği şeklindeki beklenmedik noktayı ekler. Bu kalıp, gerçek bir olgu ile buna rağmen ortaya çıkan sonuç arasındaki ilişkiyi düzenler.
Alıştırma
Yolun gerçekten buzlu olduğunu gösteren ifadeyi seçin: _____ the road was icy, the bus arrived on time。
- Even if
- Despite
- Even though
Cevabı göster
Even though
and found the whole matter of killing and dissolving rather unpleasant.
6:48ve öldürme ile eritme meselesinin tamamını oldukça tatsız bulduğunu söylüyor.
plead insane: sözde akıl hastalığına dayalı hukuki savunma
Hukuk dilinde plead, mahkemede resmî olarak bir savunma veya hukuki tutum ileri sürmek anlamına gelebilir. plead insane ifadesinde insane, sanığın ileri sürdüğü zihinsel durumu açıklayan bir sıfat tümlecidir; yalvarılan bir kişiyi ya da nesneyi göstermez. İfade, sanığın akıl hastalığı iddiasını hukuki bir savunma olarak kullanmaya çalıştığı anlamına gelir. Bu ifade yalnızca birinin deli göründüğünü veya deli olduğunu iddia ettiğini söylemez. Temel anlam, mahkemede resmî bir savunma ileri sürme eylemidir.
Alıştırma
Bir sanığın, sözde akıl hastalığını resmî olarak hukuki savunma olarak kullandığını anlatan ifade hangisidir?
- claim to be insane
- look insane
- plead insane
Cevabı göster
plead insane
given the gravity of: bir şeyin ciddiyetini göz önünde bulundurarak
Burada given, “göz önünde bulundurarak” veya “hesaba katarak” anlamına gelir. Bir yargının dayanağı olan bilgiyi sunar. the gravity of his crimes ifadesinde gravity, fiziksel “yer çekimi” değil, “ciddiyet” anlamındadır. Bir bütün olarak given the gravity of his crimes, yargının onun suçlarının ne kadar ciddi olduğu dikkate alınarak verildiğini belirtir.
Alıştırma
Cümleyi, derste geçen ve “ne kadar ciddi olduğunu göz önünde bulundurarak” anlamına gelen tam resmî ifadeyle tamamlayın: ____ the security breach, the company shut down the system.
Cevabı göster
Given the gravity of
and the fact he was versed in law, Kalıp ifadeler
6:57ve hukuk konusunda bilgili olduğu gerçeği göz önüne alındığında,
versed in law: hukuk konusunda bilgili olmayı resmî biçimde ifade etmek
Versed in, bir konuda bilgili veya deneyimli olmak anlamına gelir. was versed in law ifadesinde versed, be fiilinden sonra gelen bir sıfattır; in ise bilgi alanını belirtir. Bu ifade, hukuk bilgisini yerleşmiş bir yetkinlik olarak sunar; şiir veya verse yazmak anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi dersteki iki sözcükten oluşan tam ifadeyle tamamlayın: After years of training, Lena is ____ cybersecurity.
Cevabı göster
versed in
He talked of nightmares he had from being a young child,
7:01Küçük bir çocukken gördüğü kabuslardan bahsetti,
at the hands of: zarara yol açan kişiyi belirtmek
At the hands of, özellikle sonuç zararlı, aşağılayıcı veya ölümcül olduğunda, bir kişinin ya da grubun eylemleri yüzünden veya onlar tarafından yapılmış anlamına gelir. Burada idamı gerçekleştiren kişinin Albert Pierrepoint olduğunu belirtir; hands sözcüğü gerçek anlamıyla kullanılmaz. Yaygın yapı sonuç ya da olay + at the hands of + eylemi yapan biçimindedir. Tarafsız by ifadesinden daha fazlasını aktarır: özneyi, o kişinin yol açtığı sonucu yaşayan taraf olarak gösterir.
Alıştırma
Zararlı bir sonucun arkasındaki kişiyi belirtmek için hands sözcüğünü kullanan dört kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: The team suffered its worst defeat ____ its oldest rival.
Cevabı göster
at the hands of
As the story goes: yaygın anlatılan bir anekdotu tanıtmak
As the story goes, cümlenin başında kullanılan bir söylem belirtecidir. Dinleyiciye bundan sonra anlatılacakların bir anekdotun ya da efsanenin yaygın biçimde tekrarlanan versiyonu olduğunu bildirir ve doğrulanmış bilgilerden hikâyeye geçişi düzenler. Ayrıca anlatılanlarla konuşan kişi arasında mesafe oluşturur: konuşan kişi insanların söylediklerini aktarır, her ayrıntının doğrulandığını garanti etmez. Virgül, bu giriş ifadesini cümlenin geri kalanından ayırır.
Alıştırma
Story ve goes sözcüklerini içeren dört kelimelik hikâye girişini kullanarak cümleyi tamamlayın: ____, the inventor found the solution in a dream.
Cevabı göster
As the story goes
he was asked by one of the guards if he wanted a drink,
7:13gardiyanlardan biri tarafından bir içki,
Eski moda bir Britanya hitabı olarak old boy
Burada old boy, bir erkeğe doğrudan hitap etme biçimidir. “Yaşlı bir oğlan” anlamına gelmez; eski bir Britanya üslubuyla samimiyet ifade eder. Bu ifade erkeklere özgü seçkin bir kulüp havası, üst sınıf tavrı veya bilinçli olarak teatral bir ton taşıyabilir. Bu cümlede konuşanın sakin, özenli ve kendine hâkim görünmesine yardımcı olur.
Alıştırma
Bir erkek, tanımadığı günümüz müşterisine old boy diyor. Bu tarafsız ve genellikle güvenli bir hitap biçimi midir?
- Evet. Her yetişkin erkeğe yönelik tarafsız bir hitaptır.
- Hayır. Eski moda ve Britanya tarzında duyulur; teatral veya küçümseyici gelebilir.
Cevabı göster
Hayır. Eski moda ve Britanya tarzında duyulur; teatral veya küçümseyici gelebilir.
Does crime pay? cümlesinde pay
Does crime pay? cümlesinde pay geçişsiz kullanılır ve “çabaya veya riske değecek bir yarar ya da getiri sağlamak” anlamına gelir. Crime, gerçekten para ödeyen bir fail değil, kazançlı olup olmadığı değerlendirilen şeydir. Bu soru genellikle retoriktir: Suçtan elde edilen kazançların sonuçta risklere ve sonuçlara değip değmediğini sorar. Kazancın sonunda cezanın geldiği bir hikâyede ima edilen cevap hayırdır.
Alıştırma
Does crime pay? cümlesindeki pay ile aynı anlamı kullanarak cümleyi tamamlayın: Honesty ____ in the long run.
Cevabı göster
pays
It seems not: kısa ve temkinli bir olumsuz yanıt
Bu kısa yanıtta not, bağlamda daha önce verilmiş evet-hayır türündeki bir önermenin olumsuz yanıtının yerini tutar. Mevcut kanıtların önceki önermenin doğru olmadığını gösterdiği anlamına gelir; böylece konuşan kişi tüm yan cümleyi tekrarlamaz. Olumsuzluk yalnızca seems fiiline değil, önceki önermenin tamamına uygulanır. Bu yanıt kesin bir inkâr yerine, kabaca “görünüşe göre hayır” anlamına gelen kısa ve temkinli bir sonuç bildirir.
Alıştırma
Alex boş gelen kutusunu kontrol ettikten sonra kendisine “Has the email arrived?” diye soruluyor. Hangi yanıt, kanıtların e-postanın henüz ulaşmadığını gösterdiğini kısa biçimde ifade eder?
- It seems no.
- It seems not.
- It seems so.
Cevabı göster
It seems not.
But why not tell us in the comments what you think about this
7:24Ama neden yorumlarda bunun hakkında ne düşündüğünüzü bize söylemiyorsunuz