Kaç Ülke Olduğu Konusunda Bile Anlaşamıyoruz: İngilizce çalışma notları
CGP Grey
Video özeti: Haritalar, BM, tartışmalı bölgeler, diplomasi ve Olimpiyat kuralları farklı sayılar verir; “yaklaşık 200” sahte kesinlikten daha dürüsttür. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. less a complete class roster than a club membership — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: less A than B ile bir sınıflandırmayı reddedip daha doğru bir karşılaştırma seçin. 2. disinterested — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: “tarafsız” anlamını uninterested sözcüğünün “ilgisiz” anlamından ayırın ve tarafsızlık ironisini fark edin. 3. leave it at that. — Deyimler ve mecazlı ifadeler: ayrıntılar kanıtsız kesinlik veya uzlaşma izlenimi verecekse cevabı doğal biçimde noktalamayı anlayın.
Bu derste
“Not all ... are created equal” kalıbındaki created equal
“not all X are created equal” kalıbı, aynı genel gruptaki şeylerin kalite, yararlılık, güvenilirlik veya uygunluk bakımından eşit olmadığını anlatır. Burada haritalar değerlendiriliyor: bazıları sınırları diğerlerinden daha güvenilir ya da daha tarafsız biçimde gösterebilir. Buradaki “created”, bir haritanın fiziksel olarak nasıl yapıldığını anlatmaz. İfade, insanların “eşit yaratıldığı” yönündeki bilinen düşünceyi hatırlatır; ancak bu biçimi bir karşılaştırmaya dönüştürür: aynı kategoriye ait olmak, aynı değer veya performansı garanti etmez.
Alıştırma
“Not all reviews are created equal” ne anlama gelir?
- Hiçbir yorum bir insan tarafından oluşturulmamıştır.
- Bazı yorumlar diğerlerinden daha güvenilir veya yararlıdır.
- Her yorum tamamen aynı şekilde yazılmıştır.
Cevabı göster
Bazı yorumlar diğerlerinden daha güvenilir veya yararlıdır.
Borders will differ depending on who you got the map from. Dilbilgisi
0:06Sınırlar, haritayı kimden aldığınıza göre değişir.
“depending on who you got the map from” yapısı
“Depending on”, sonucun değişmesine yol açan koşulu belirtir. Burada gösterilen sınırlar, haritayı sağlayan kişi veya kuruluşa göre değişebilir. “Who you got the map from”, daha büyük bir cümlenin içine yerleşmiş dolaylı sorudur; bu yüzden soru dizilişi yerine who + you got biçimindeki düz cümle dizilişini kullanır. Günlük ve tarafsız İngilizcede “from” edatını yan cümlenin sonunda bırakmak doğaldır.
Alıştırma
Hangi cümle depending on ifadesinden sonra dolaylı soruyu doğru kullanıyor?
- The price changes depending on from which shop do you buy it.
- The price changes depending on which shop you buy it from.
- The price changes depending on which shop do you buy it from.
Cevabı göster
The price changes depending on which shop you buy it from.
then surely a committee will save the day. Deyimler
0:10o zaman kesin bir komite günü kurtaracaktır.
Alaycı bir deyim olarak “save the day”
Save the day, ciddi bir sorunu son anda çözmek veya bir durumun kötü sonuçlanmasını önlemek anlamına gelen bir deyimdir. Buradaki day belirli bir takvim gününü ifade etmez. Bu cümlede surely, iddianın son derece iyimser ve kendinden emin duyulmasını sağlar; ancak bağlam bu iyimserliği alaycı biçimde kullanır. Konuşmacı, bir komitenin her şeyi çözeceğini vadetmiyor. Abartılı güven, komitenin basit bir çözüm sunabileceğinden şüphe ettiğini gösteriyor.
Alıştırma
“Oh great—a twelve-person committee will save the day,” cümlesinde konuşmacı büyük olasılıkla neyi ima ediyor?
- Komitenin sorunu hızla çözeceği kesindir.
- Konuşmacı, komitenin basit bir çözüm sunabileceğinden şüphe ediyor.
- Komite belirli bir günde toplanacaktır.
Cevabı göster
Konuşmacı, komitenin basit bir çözüm sunabileceğinden şüphe ediyor.
The United Nations list is less a complete class roster than a club membership that doesn't include everyone. Dilbilgisi
0:26Birleşmiş Milletler listesi tam bir sınıf yoklama listesinden ziyade herkesi dahil etmeyen bir kulüp üyeliği gibidir.
Bir kategoriyi yeniden çerçevelemek için “less A than B”
Less A than B kalıbı, A’nın bir şeyi tanımlamanın en iyi yolu olmadığını ve B’nin daha doğru olduğunu belirtir. Yalnızca miktarları karşılaştırmak yerine kategoriyi yeniden çerçeveler. Burada a complete class roster herkesin yer aldığı eksiksiz bir listeyi, a club membership ise giriş koşulları olan bir grubu düşündürür. Bu nedenle cümle, BM listesini ikinci düşünceye daha yakın gösterir. A ve B normalde dil bilgisi açısından paralel biçimlerde olmalıdır; burada ikisi de isim öbeğidir.
Alıştırma
Cümleyi less A than B yeniden çerçeveleme kalıbıyla tamamlayın: The book is ____ a biography ____ a personal essay.
Cevabı göster
less · than
who is a country but is too cool for school when it comes to being a member of the United Nations. Notlar
0:31o bir ülke ama Birleşmiş Milletler'e üye olma konusunda okulu asan havalı bir çocuk gibidir.
too cool for school ifadesinin anlamı ve tonu
Too cool for school, sıradan bir grubun veya etkinliğin kendi seviyesinin altında olduğunu düşünüyormuş gibi davranan biri için kullanılan, gayriresmî ve takılmacı bir deyimdir. Genellikle gerçekten çok havalı olmaktan çok kendini üstün görmeyi ima eder. Burada ülke kişileştirilerek Birleşmiş Milletler üyeliğini kendisi için fazla sıradan buluyormuş gibi esprili biçimde anlatılıyor. İfadenin okulla ilgisi yoktur.
Alıştırma
Bir diplomat resmî bir rapor yazıyor. “The state is too cool for school when it comes to treaty meetings” cümlesi bu rapora uygun mudur?
- Resmî rapora uygun
- Resmî rapora uygun değil
Cevabı göster
Resmî rapora uygun değil
when it comes to + isim veya -ing biçimi
When it comes to, konuşmak istediğiniz konuyu veya yönü tanıtır ve regarding ya da as for ifadelerine benzer. Burada yorumun kapsamını Birleşmiş Milletler üyeliğiyle sınırlar; bir şeyin gerçekten gelmesini anlatmaz. Bu kalıplaşmış ifadede to bir edattır, bu nedenle ardından normalde bir isim öbeği veya -ing biçimi gelir: when it comes to safety; when it comes to being a member.
Alıştırma
Cümleyi burada öğretilen konu başlatma ifadesinin tam biçimiyle tamamlayın: ____ planning a class trip, safety comes first.
Cevabı göster
When it comes to
And while Vatican City's exact situation is complicated,
0:36Ve Vatikan'ın kesin durumu karmaşık olsa da,
he's straightforward compared to other non-United Nations countries,
0:38Birleşmiş Milletler üyesi olmayan diğer ülkelere kıyasla gayet nettir,
The terminology is going to have to be a bit unclear here. Dilbilgisi
0:42Burada terminolojinin biraz belirsiz olması gerekecek.
is going to have to: öngörülen gelecekteki gereklilik
Burada is going to, mevcut durumun şimdiden olası hâle getirdiği gelecekteki bir sonuca işaret eder. Have to gereklilik anlamı ekler; be ise gerekli hâle gelen eylemdir. Birlikte is going to have to be, koşulların terminolojinin belirsiz olmasını gerekli kılacağı anlamına gelir. Yapılar şu sırayla dizilir: be + going to + have to + fiilin yalın hâli. Is, be going to yapısına aittir; have to ise bir bütündür. Buradaki have, sahip olmak anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi Maya ile uyumlu be going to + have to biçimiyle tamamlayın: Because the bridge is closed, Maya ____ take another route.
Cevabı göster
is going to have to
but membership requires none of these five countries to reject you. Dilbilgisi
0:47ancak üyelik, bu beş ülkenin hiçbirinin sizi reddetmemesini gerektirir.
requires none of ... to reject: sıfır ret koşulu
Require + nesne + to-infinitive yapısında nesne, gerekli eylemle bağlantılı kişi veya şeydir. Burada none of these five countries nesnedir; to reject ise eylemdir. None of these five countries, beş ülkenin sıfırı, yani hiçbirisi demektir. Üyelik bu koşula bağlı olduğundan tek bir ret bile koşulun sağlanmamasına yol açar. Bu ifade, beş ülkenin de sizi reddetmesi gerektiği anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir yarışmanın kuralı şöyledir: "Advancing requires none of the three judges to vote against you." Hangi durum koşulu karşılar?
- Bir jüri üyesi size karşı oy kullanır.
- Hiçbir jüri üyesi size karşı oy kullanmaz.
- Üç jüri üyesinin tamamı size karşı oy kullanır.
Cevabı göster
Hiçbir jüri üyesi size karşı oy kullanmaz.
Russia and China think she's just a rebellious part of Serbia
0:53Rusya ve Çin onun sadece Sırbistan'ın isyankar bir parçası olduğunu düşünüyor
veto her membership: onayı engelleyen resmî yetki
Burada veto, bir başvurunun onaylanmasını engellemek için resmî bir yetki kullanmak anlamına gelir. Rusya ve Çin yalnızca anlaşmazlıklarını ifade etmiyor; cümle, onun üye olmasını engellemek için resmî yetki kullandıklarını söylüyor. Fiil, engellenen öneriyi, kararı veya başvuruyu doğrudan nesne olarak alabilir: veto a bill, veto a resolution veya veto an application. veto her membership ifadesinde membership, engellenen üyeliğe kabulü belirtir.
Alıştırma
veto hangi durumda en doğru fiildir?
- Bir konsey resmî yetkisini kullanarak bir öneriyi engeller.
- Bir muhabir bir öneri hakkında sorular sorar.
- Bir ziyaretçi bir öneriyi beğenmediğini söyler.
Cevabı göster
Bir konsey resmî yetkisini kullanarak bir öneriyi engeller.
As for everyone else: sıradaki gruba geçmek
As for X, X’i sıradaki konu olarak gösterir. Burada As for everyone else, genel konuyu değiştirmeden tartışmayı daha önce ele alınan ülkelerden geriye kalan ülkelere taşır. Bu ifade bir neden sunmak yerine bilgiyi düzenler; buradaki as, because anlamına gelmez. Yaygın yapı As for + isim öbeğidir ve ardından o kişi, şey veya grup hakkında bir açıklama gelir.
Alıştırma
Cümleyi derste öğrendiğiniz iki sözcüklü konu değiştirme ifadesiyle tamamlayın: "The morning class starts at nine. ____ the afternoon class, it starts at two."
Cevabı göster
As for
just over half recognize Kosovo as independent, Kalıp ifadeler
0:59yarısından biraz fazlası Kosova'nın bağımsızlığını tanıyor,
recognize Kosovo as independent: recognize A as B kalıbı
Recognize A as B, A'nın resmen B statüsüne, rolüne veya niteliğine sahip olduğunu kabul etmek demektir. Bu cümlede ilgili devletler Kosova'nın bağımsız bir ülke statüsünü kabul eder. Kalıp recognize + nesne + as + tümleç biçimindedir. Kosovo nesnedir; independent ise kabul edilen statüyü adlandıran tümleçtir. Burada recognize, daha önce görülen bir şeyi hatırlayıp tanımak anlamına gelmez.
Alıştırma
Recognize A as B kalıbını eksik bağlantı sözcüğüyle tamamlayın: The federation formally recognizes the new branch ____ an official member.
Cevabı göster
as
and Kosovo adorably has a website where she thanks each one in their own language.
1:01ve Kosova'nın sevimli bir şekilde her birine kendi dilinde teşekkür ettiği bir web sitesi var.
But Kosovo is not the only other place that wants to be considered a real country.
1:05Ancak gerçek bir ülke olarak kabul edilmek isteyen tek yer Kosova değil.
might or might not be part of: iki olasılığı da açık bırakmak
might or might not + fiilin yalın hâli biçimindeki çift yapı, olumlu ve olumsuz olasılıkları yan yana koyar. Her iki sonucun da mümkün olduğunu ve konuşanın birinden yana kesin karar vermediğini anlatır. Burada belirsiz bırakılan ilişki be part of ifadesidir. Yanıt kime sorulduğuna göre değiştiği için konuşan hem bir parçası olma hem de olmama olasılığını açık tutar; might not kesin bir olumsuzluk değildir.
Alıştırma
Cümleyi, might kullanan ve iki sonucu da açıkça mümkün bırakan dengeli ifadeyle tamamlayın: The school match ____ go ahead tomorrow; the field may be flooded.
Cevabı göster
might or might not
Though all four of these places recognize each other as countries.
1:23Yine de bu dört yerin hepsi birbirini ülke olarak tanıyor.
There's also the Sahrawi Arab Democratic Republic and Northern Cyprus,
1:27Ayrıca Sahra Arap Demokratik Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs da var,
what's the deal?: gündelik biçimde açıklama istemek
Bu cümlede what's the deal?, “Neler oluyor?” veya “Bu durum neden böyle?” anlamına gelir. Konuşmacı, durum kafa karıştırıcı olduğu için açıklama ister. Burada deal, bir alışverişi veya anlaşmayı ifade etmez. Sorunun tamamı kalıplaşmış ve gündelik bir ifadedir; ses tonuna bağlı olarak sabırsızlık da gösterebilir.
Alıştırma
Bu cümlede konuşmacı what's the deal? diyerek ne istiyor?
- Bir anlaşmanın şartları
- Kafa karıştırıcı bir durumun açıklaması
- Bir şeyin fiyatı
Cevabı göster
Kafa karıştırıcı bir durumun açıklaması
These countries are all autonomous to some extent, Kelime
1:45Bu ülkelerin hepsi bir dereceye kadar özerk,
autonomous to some extent: sınırlı özerklik
Autonomous, bir yapının kendi işlerinin bir kısmını yönetebilmesi veya kontrol edebilmesi demektir. Burada kendi kararlarını verme yetkisi bulunan ülkeleri ya da bölgeleri tanımlar. To some extent, iddiayı sınırlar: özerklik kısmidir veya derecesi değişebilir. Bu nedenle autonomous to some extent, bu yerlerin egemen veya tamamen bağımsız olduğunu söylemez.
Alıştırma
Hangi cümle, bölgelerin bir miktar öz yönetime sahip olduğunu ancak mutlaka tamamen bağımsız olmadığını dikkatli biçimde ifade eder?
- These regions have no power to govern themselves.
- These regions are fully sovereign states.
- These regions are autonomous to some extent.
Cevabı göster
These regions are autonomous to some extent.
though these may be of rather limited use. Kalıp ifadeler
1:49gerçi bu pasaportların kullanımı oldukça sınırlı olabilir.
be of rather limited use: kullanımı oldukça sınırlı olmak
be of limited use ifadesinde of use, “yararlı” veya “işe yarar” anlamına gelen resmî bir isim öbeğidir; of burada aitlik bildirmez. Limited, bir miktar pratik değer bulunduğunu fakat bunun kapsamının geniş olmadığını belirtir. Rather, limited sözcüğünü niteler. Özellikle Britanya İngilizcesinde görülen bu ölçülü değerlendirmede “oldukça” veya “epeyce” anlamına gelir. Böylece konuşan kişi, bunların tamamen işe yaramaz olduğunu söylemeden yararlarının belirgin biçimde sınırlı olduğunu belirtir.
Alıştırma
Bu dersteki hedef ifadenin sözcüklerini aynen kullanarak tamamlayın: Without detailed maps, this guide may ____.
Cevabı göster
be of limited use
they may have more or less control of the territory they claim as theirs.
1:53kendilerinin olduğunu iddia ettikleri bölge üzerinde daha fazla veya daha az kontrole sahip olabilirler.
What makes many of these places fuzzy is that they're usually born of conflict in the recent-ish past. Notlar
1:59Bu yerlerin birçoğunu belirsiz kılan şey, genellikle yakın geçmişteki çatışmalardan doğmuş olmalarıdır.
What makes ... fuzzy is that ...: nedeni odağa almak
What makes many of these places fuzzy, özne görevinde kullanılan bir isim yan cümlesidir. Bu yan cümlede many of these places, makes fiilinin nesnesidir; fuzzy ise nesne tümlecidir ve bir şeyin yol açtığı belirsiz veya tanımlanması zor durumu belirtir. Ardından gelen is that yan cümlesi temel nedeni açıklar. What makes A B is that C kalıbı, A is B yapısına yalnızca because yan cümlesi eklemek yerine önce neden sorusunu odağa alır, sonra açıklamayı verir. Burada fuzzy mecazidir: bu yerlerin statüsü açıkça tanımlanmamıştır; görüntüleri bulanık değildir.
Alıştırma
Nedeni odağa alan kalıbı eksik iki bölümle tamamlayın: ____ this route difficult ____ it has no clear signs.
Cevabı göster
What makes · is that
born of conflict: soyut bir nedeni belirtmek
born of conflict ifadesinde be born of, bir şeyden kaynaklanmak veya bir şey yüzünden oluşmak anlamına gelir. Yerler gerçek anlamda doğmaz; belirsiz statüleri çatışmalar nedeniyle ortaya çıkmıştır. be born of + isim yapısı, ismi bir düşüncenin, kuralın, sorunun, duygunun veya durumun kaynağı olarak sunar. Böylece yapı, insanların gerçek anlamdaki doğumundan daha geniş bir kullanım kazanır.
Alıştırma
Cümleyi, dersteki “neden olunmuş” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: The policy was ____ fear after the crisis.
Cevabı göster
born of
That answer is probably less helpful than you want.
2:05Bu cevap muhtemelen istediğiniz kadar yardımcı olmadı.
While the United States is clearly a country now,
2:08Amerika Birleşik Devletleri bugün açıkça bir ülke olsa da,
not so much: eksiltili bir düzeltme
Kısa bir yanıt olarak not so much, bir tanımın pek uymadığı ya da kısaca pek sayılmayacağı anlamına gelir. Eksik bırakılan sözler önceki cümleden anlaşılır: burada 1776'da ABD'nin açıkça bir ülke olduğu düşüncesi sorgulanmaktadır. Bu eksiltili yanıt, az önce söylenen şeyi nazikçe düzeltir veya zayıflatır. Kısa oluşu kuru ya da mizahi bir karşıtlık yaratabilir. Doğrudan az miktar anlatmak yerine bir değerlendirmeyi reddeder.
Alıştırma
Bir arkadaşınız “That plan sounds simple.” diyor. Siz “Not so much.” diye yanıtlıyorsunuz. Ne demek istiyorsunuz?
- Çok fazla plan yok.
- Planı duymadım.
- Aslında basit değil.
Cevabı göster
Aslında basit değil.
Then she was just an idea in the minds of rebel scum.
2:12O zamanlar sadece asi pisliklerin zihnindeki bir fikirdi.
She wasn't recognized as a country instantly and without diplomatic effort to change that,
2:14Anında bir ülke olarak tanınmamıştı ve bunu değiştirecek diplomatik bir çaba olmasaydı,
young America would never have made it on her own. Deyimler
2:18genç Amerika asla kendi başına başaramazdı.
made it on her own: kendi başına başarılı olmak
make it ifadesinde it, deyimin bir parçasıdır. Burada make it bir şey üretmek değil, başarılı olmak, hayatta kalmak veya sağlam bir konuma gelmek demektir. Bu cümlede made it, genç Amerika'nın bir ülke olarak varlığını sürdürebildiğini anlatır. on her own, yardım almadan ve kendi başına demektir. America burada kadın olarak kişileştirildiği için her kullanılmıştır. would never have made, geçmişte gerçekte yaşananın tersine ilişkin bir çıkarım sunar: Konuşana göre Amerika dışarıdan yardım almadan bağımsız biçimde başarılı olamazdı.
Alıştırma
Burada made it on her own ne anlama geliyor? No one funded Sara's project, but she made it on her own.
- Bir ekiple seyahat etti.
- Yalnızken fiziksel bir nesne üretti.
- Hiç kimseden yardım almadan başarılı oldu.
Cevabı göster
Hiç kimseden yardım almadan başarılı oldu.
Much like what happened a century later when she got her own rebel,
2:21Tıpkı bir asır sonra kendi isyancısıyla uğraşırken olduğu gibi,
And so it goes today with many of the maybe countries in the world. Anlatım akışı
2:27Ve bugün dünyadaki "belki" ülkelerinin birçoğunda durum böyle.
And so it goes: tekrarlanan bir örüntüyü özetlemek
And so it goes, az önce anlatılan örüntüye geri gönderme yapar ve aynı tür sürecin sürdüğünü ya da sonraki duruma da uygulandığını belirtir. And önceki bilgilerle bağlantı kurar, so bu şekilde anlamına gelir, it goes ise fiziksel hareketi değil olayların nasıl geliştiğini anlatır. Burada ifade, tartışmayı önceki tarihsel örnekten günümüzdeki benzer ülkelere taşır. Her adımı tekrar etmeden örüntüyü ileriye taşıyarak düşünceleri düzenler.
Alıştırma
Bir anlatıcı, her neslin aynı şarkıyı sonraki nesle aktardığını açıklıyor. Tekrarlanan örüntüyü en iyi hangi cümle özetler?
- The songbook goes on the shelf after class.
- And so it goes from one generation to the next.
- And then the book goes to Mia.
Cevabı göster
And so it goes from one generation to the next.
because these things can take decades to settle. Kalıp ifadeler
2:35çünkü bu tür şeylerin çözülmesi onlarca yıl alabilir.
take decades to settle: çözüme kavuşması onlarca yıl sürmek
take + süre + to + fiil yapısında take, bir eylemin veya sürecin tamamlanmasının ne kadar zaman gerektirdiğini anlatır. Decades süre bölümünü doldurur; to settle ise bu kadar zaman alan sonucu belirtir. Burada settle, “çözüme kavuşmak” veya “istikrarlı bir sonuca ulaşmak” anlamındadır. Cümle, tartışmalı meselelerin uzun yıllar çözümsüz kalabileceğini söyler; birinin başka bir yere taşınıp yerleşmesinden bahsetmez.
Alıştırma
İngilizce cümleyi “çözüme kavuşması uzun yıllar gerektirmek” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: Some legal cases can ____.
Cevabı göster
take decades to settle
these maybe countries are super awkward for countries to deal with.
2:38bu "belki" ülkeler, diğer ülkelerin uğraşması için aşırı tuhaftır.
While your tiny island nation might not want to get involved in the affairs of distant lands, Kalıp ifadeler
2:42Küçücük ada ülkeniz uzak diyarların meselelerine karışmak istemeyebilir,
get involved in the affairs of: … işlerine karışmak
Get involved in, bir şeye katılmaya veya onu etkilemeye başlamak anlamına gelir. Bir kişinin, kuruluşun ya da ülkenin affairs sözcüğüyle anlatılan şeyleri, onun yönettiği meselelerdir. Get involved in the affairs of bir bütün olarak başkasının işlerine girmek veya karışmak anlamına gelir. Burada affairs “aşk ilişkileri”, involved ise “karmaşık” demek değildir.
Alıştırma
İngilizce cümleyi hedef ifadenin tamamıyla tamamlayın: Some people prefer not to ____ their neighbors.
Cevabı göster
get involved in the affairs of
you still have to decide to send a diplomat or not,
2:45ama yine de bir diplomat gönderip göndermemeye karar vermek zorundasınız,
meaning even inaction forces you to pick a side Kalıp ifadeler
2:47bu da eylemsizliğin bile sizi taraf seçmeye zorladığı anlamına gelir,
Bir anlaşmazlıkta pick a side
pick a side ifadesindeki side, fiziksel bir kenarı değil, bir anlaşmazlıktaki tarafı veya görüşü belirtir. To pick a side, hangi kişiyi, grubu ya da görüşü destekleyeceğine karar vermek demektir. Burada ifade, hiçbir şey yapmamanın bile bir taraf seçmek olarak yorumlanabileceğini anlatıyor. Başka durumlara aktarılabilecek fikir şudur: Tarafsızlık veya hareketsizlik de bir çatışmada destek mesajı verebilir.
Alıştırma
Hangi cümlede pick a side, bir anlaşmazlıkta kimi destekleyeceğini seçmek anlamında kullanılıyor?
- Rina picked a side of the box to paint.
- Rina would not pick a side in the argument.
- Rina stood at the side of the stage.
Cevabı göster
Rina would not pick a side in the argument.
er, sorry ... and no one would ever think otherwise ifadesindeki ironi
er duraksaması ve sorry düzeltmesi, Taiwan ifadesinden Chinese Taipei ifadesine geçilen bir öz düzeltme sahneler. Bu ipuçları tek başlarına samimi bir düzeltmeyi gösterebilir; ancak burada seçilen sözlerin konuşmacının kullanmak zorunda hissettiği bir ifade olduğu izlenimini verirler. totally part of China and no one would ever think otherwise şeklindeki kapsamlı iddia kasıtlı olarak aşırı kesindir. Tuhaf düzeltmeyle birleştiğinde ironiye işaret eder: Konuşmacı onaylanmış söylemi kabul ediyormuş gibi görünürken aslında arkasındaki siyasi baskıya dikkat çeker. Chinese Taipei, bazı uluslararası kuruluşlarda ve etkinliklerde Tayvan için kullanılan, siyasi açıdan hassas bir addır. Bu arka plan, düzeltmenin basit bir ad tercihinden daha fazla anlam taşımasını açıklar.
Alıştırma
Burada er, sorry ve no one would ever think otherwise ifadelerinin birleşimi en güçlü biçimde neyi düşündürüyor?
- Yanlışlıkla yapılan olgusal bir hatanın tarafsız biçimde düzeltilmesi
- Sözlerin arkasındaki baskıyı ima eden ironik bir kabul gösterisi
- Konuşmacının yer adını hatırlayamamasından kaynaklanan belirsizlik
Cevabı göster
Sözlerin arkasındaki baskıyı ima eden ironik bir kabul gösterisi
Taiwan is a separate country and has been for years,
3:04Tayvan yıllardır ayrı bir ülkedir ve öyle olmuştur,
let go ifadesinin mecaz anlamı
Burada let go, “bir konuma veya iddiaya tutunmayı bırakmak”, yani “ondan vazgeçmek” anlamına gelir. Fiziksel bir şey serbest bırakılmıyor. Söylenmeyen nesne bağlamdan anlaşılır: Çin'in Tayvan üzerindeki egemenlik iddiası. Neye tutunulduğu bağlamdan zaten belliyse let go nesnesiz kullanılabilir. Anlaşmazlık, ilişki ve duygu bağlamlarında genellikle direnme, kontrol etme veya bağlı kalmayı bırakmayı anlatır.
Alıştırma
“but China won't let go” cümlesinde let go ne anlama gelir?
- Kendi konumunda ısrar etmeyi bırakmak
- Bir kişinin gitmesine izin vermek
- Elini açıp bir nesneyi bırakmak
Cevabı göster
Kendi konumunda ısrar etmeyi bırakmak
and insists you call her Chinese Taipei. Dilbilgisi
3:08ve ona Çin Taipeisi demenizde ısrar ediyor.
insists (that) you call A B yapısı
Insists güçlü bir talep bildirir. Burada you call öncesindeki that atılmıştır; tam yapı insist + (that) + özne + fiilin yalın hâlidir. You call, nesne ve ardından mastardan oluşan bir yapı değil, tam bir yan cümledir. Bu yan cümlede call, call + nesne + ad yapısını izler. Call her Chinese Taipei, “ondan Chinese Taipei diye söz etmek” anlamına gelir. Bu kişileştirmede her, Tayvan'ı belirtir.
Alıştırma
Cümleyi insist fiilinin geniş zaman biçimi ve yalın fiil call ile tamamlayın: The coach ____ we ____ the team the Falcons.
Cevabı göster
insists · call
And don't forget who makes all your clothing and utensils and phones and computers and everything.
3:10Ve tüm kıyafetlerinizi, eşyalarınızı, telefonlarınızı, bilgisayarlarınızı ve her şeyinizi kimin yaptığını unutmayın.
play along: mutlaka aynı fikirde olmadan uyum göstermek
Burada play along, bir hikâyeyi, görüşü, planı veya gösteriyi bütünüyle kabul etmese bile kişinin bir süreliğine ona uygun davranması demektir. İçten bir onaydan çok dışarıdan görülen iş birliğini anlatır. Bu ifade genellikle pratik bir seçimi gösterir: Kişi yararlı, nazik, daha güvenli veya duruma uygun olduğu için kendisinden beklenen biçimde davranır. Otomatik olarak yalan söylemek anlamına gelmez ve burada birlikte oyun oynamak anlamında değildir.
Alıştırma
Cümleyi, “şimdilik durumu kabul ediyormuş gibi davranmak” anlamındaki hedef phrasal verb ile tamamlayın: The children said the sofa was a spaceship. Dad knew it was not, but he decided to ____ and asked where they were flying.
Cevabı göster
play along
even though they unofficially acknowledge Taiwan's independence
3:17her ne kadar gayri resmi olarak Tayvan'ın bağımsızlığını kabul etseler de
and do things that wouldn't make sense otherwise, Dilbilgisi
3:20ve aksi halde mantıksız olacak şeyler yapsalar da,
wouldn't make sense otherwise: ima edilen bir koşul
wouldn't make sense otherwise yan cümlesi, eylemin yalnızca daha önce belirtilen veya ima edilen bir koşul sayesinde mantıklı göründüğünü anlatır. Burada otherwise, “durum böyle olmasaydı” veya “farklı koşullarda” anlamına gelir. Wouldn't, değerlendirmeyi şimdiki zamanla ilgili doğrudan bir ifade olmaktan çıkarıp varsayımsal hâle getirir. Bu kalıp daha uzun bir koşul cümlesini kısaltır: O koşul doğru olmasaydı bu eylemler mantıklı olmazdı.
Alıştırma
Cümleyi “bunu yapmazsan” anlamındaki tek sözcükle tamamlayın: Keep the receipt; ____, you will not be able to return the game.
Cevabı göster
otherwise
like sending aircraft carriers to protect one part of China
3:22Çin'in bir parçasını korumak için uçak gemileri göndermek gibi,
has led us straight to: doğrudan bir sonuca götürmek
Burada has led us straight to, basit sorunun tartışmayı hızla çok daha ciddi bir konuya getirdiği anlamına gelir. Lead mecazidir; hiç kimse fiziksel olarak bir başkasına yol göstermiyor. Straight, geçişin neredeyse hiç ara vermeden veya ara aşama olmadan doğrudan gerçekleştiğini vurgular. Kalıp lead + person + (straight) to + result or topic şeklindedir. Has led, daha önceki bir nedeni tartışmanın şu an bulunduğu noktayla bağlar.
Alıştırma
Vurgulanan kalıbı present perfect ile kullanarak cümleyi tamamlayın: The first clue ____ the answer.
Cevabı göster
has led us straight to
Sahte arayüz etiketi olarak World War III press here to start button
Konuşmacı, üzerinde press here to start World War III yazan bir düğme hayal eder. Gerçekte böyle bir düğme yoktur. Bu mecaz, zararsız bir sorunun tartışmayı olası bir küresel çatışmaya doğru götürmesini abartarak internet tarzı kara mizah oluşturur. Dil bilgisi bakımından World War III ve press here to start, doğaçlama yapılmış uzun bir etiket gibi button sözcüğünün önüne sıkıştırılmıştır: yaklaşık olarak a “press here to start World War III” button. Bu sıkıştırılmış ifade, ekrandaki kısa talimatları taklit eder.
Alıştırma
Bu cümlede World War III press here to start button ne anlama geliyor?
- Tartışma, küresel bir savaşı tehlikeli biçimde kolayca tetikleyebilecek bir noktaya ulaşmıştır.
- III. Dünya Savaşı’nı resmen başlatabilecek gerçek bir kontrol paneli vardır.
- Konuşmacı, III. Dünya Savaşı hakkında bir tarih sınavının nasıl başlatılacağını anlatmaktadır.
Cevabı göster
Tartışma, küresel bir savaşı tehlikeli biçimde kolayca tetikleyebilecek bir noktaya ulaşmıştır.
tanrılar arasındaki yüksek tüneklerinden
Burada perch, bir kuşun konduğu gerçek bir tünek değil, mecazi bir gözlem konumudur. Olimpiyat yetkilileri sıradan ülkelerin çok üzerinde, tanrıların arasında oturup dünyaya yukarıdan bakıyormuş gibi hayal edilir. Bu yüksek bakış açısı otoriteyi, mesafeyi ve sözde bir üstünlüğü çağrıştırır. Surely ile birlikte bu görkemli imge ironiyi hazırlar: Konuşan kişi, böylesine yüce gözlemcilerin mutlaka tarafsız olması gerektiğini söylüyormuş gibi yaparken aslında bu varsayımı sorgulamaya hazırlanmaktadır.
Alıştırma
Bu cümlede from their perch among the gods neyi çağrıştırıyor?
- Ülkelerin altında saklanırlar ve onları göremezler.
- Ülkeleri yukarıdan izleyen, yüksek ve otoriter bir konumda hayal edilirler.
- Tanrı heykellerinin yanında gerçek bir tahta dalın üzerinde otururlar.
Cevabı göster
Ülkeleri yukarıdan izleyen, yüksek ve otoriter bir konumda hayal edilirler.
they have a disinterested view of the countries below. Kelime
3:43aşağıdaki ülkelere şüphesiz tarafsız bir bakış açıları vardır.
disinterested: tarafsız, sıkılmış değil
Bu cümlede disinterested, kişisel çıkar veya doğrudan müdahil olma durumundan etkilenmeyen, yani «tarafsız» anlamına gelir. Olimpiyat yetkililerinin sözde sahip olabildiği bakış açısını anlatır. Burada «sıkılmış» veya «ilgisiz» anlamına gelmez. Cümlenin genel anlatımı ironiktir; bu nedenle konuşan kişi tarafsızlığı yalnızca doğruladığı bir gerçek olarak değil, sorgulanacak bir iddia olarak sunar.
Alıştırma
Altyazıda disinterested hangi anlama geliyor?
- sıkılmış ve dikkat etmeyen
- tarafsız ve kişisel çıkarlardan etkilenmeyen
- haksız muamele yüzünden öfkeli
Cevabı göster
tarafsız ve kişisel çıkarlardan etkilenmeyen
even though it's unambiguously part of the United States,
3:52her ne kadar şüphe götürmez bir şekilde ABD'nin bir parçası olsa da,
which are connected to the UK and the Netherlands,
3:56ki bunlar İngiltere ve Hollanda'ya bağlıdır,
that are happy to play in her Olympic games as nations,
3:59Olimpiyat oyunlarında ulus olarak oynamaktan mutlu olan,
Presumably Olympics includes these to bump up the number so she can say more than 200 countries compete, Öbek fiiller
4:04Muhtemelen Olimpiyatlar, sayıyı artırmak için bunları dahil ediyor ki 200'den fazla ülkenin yarıştığını söyleyebilsin,
bump up the number: toplamı bilinçli olarak yükseltmek
“Bump up the number”, genellikle bilinçli bir ayarlamayla toplamı yükseltmek demektir. Bump up konuşma diline özgü bir öbek fiildir; bu cümlede ek takımların dahil edilmesi, açıklanabilecek sayıyı yükseltiyor. Bu ifade, ölçülebilir bir değeri yukarı taşımaya odaklanır. Genellikle küçük veya pratik bir artış hissi verir, ancak artışın gerçek büyüklüğünü bağlam belirler.
Alıştırma
Cümleyi bu nottaki iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: The organizer added a late session to ____ the total number of events.
Cevabı göster
bump up
though even her inflated list doesn't include Vatican City,
4:09gerçi bu şişirilmiş liste bile Vatikan'ı içermiyor,
divine intervention would be required to take home a gold. Kalıp ifadeler
4:13eve bir altın madalya götürmek için ilahi bir müdahale gerekirdi.
take home a gold: altın madalya kazanmak
Spor haberlerinde “take home a gold”, “altın madalya kazanmak” anlamına gelir. Take home, madalyayı eve götürülen sıradan bir nesne olarak değil, yarışmacının etkinlikten elde ederek ayrıldığı bir sonuç olarak sunar. Burada a gold, a gold medal ifadesinin gayriresmî ve kısaltılmış biçimidir. Aynı kalıp take home a silver, a bronze, a prize veya an award gibi diğer yarışma sonuçlarıyla da kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi bu nottaki dört sözcüklü spor ifadesiyle tamamlayın: At the regional championships, Maya hopes to ____ in the 100 metres.
Cevabı göster
take home a gold
And Vatican City brings us right back to the core of the difficulty with this question.
4:16Ve Vatikan bizi bu sorunun zorluğunun tam da özüne geri getiriyor.
because your checklist needs to include both Vatican City,
4:22çünkü kontrol listeniz hem Vatikan'ı içermeli,
the least country-like country that's still a country, Anlatım akışı
4:25hâlâ bir ülke olan ama en az ülkeye benzeyen ülkeyi,
ülkeye en az benzeyen ama yine de ülke olan ülke... ülkeye en çok benzeyen ama ülke olmayan yer
Vurgulanan iki tanımlama aynı kalıbı kullanır: the least/most country-like country biçimindeki üstünlük bildiren isim öbeğini that's still a country/that isn't ilgi cümleciği izler. İkinci bölümde isn't ifadesinden sonra a country sözü anlaşılır ancak tekrarlanmaz. least yerine most, still a country yerine isn't kullanılması, tersine çevirmeyi kolayca izlenebilir hâle getirir. country-like, insanların bir ülkeyle ilişkilendirdiği özelliklere sahip olmak demektir; tek başına hukuki veya siyasi ülke statüsü sağlamaz. Dengeli ifade, basit bir kontrol listesindeki sorunu gösterir: Vatikan tipik bir ülkeye daha az benzer ama ülke sayılır; Hong Kong ise ülkeye daha çok benzer fakat bağımsız bir ülke sayılmaz.
Alıştırma
Bu paralel yapı esas olarak neyi gösteriyor?
- Vatikan ile Hong Kong tamamen aynı siyasi statüye sahiptir.
- Konuşmacı ülkeleri yalnızca fiziksel büyüklüklerine göre sıralamaktadır.
- Bir yere ülke gibi görünmesi ile resmî ülke statüsü birbirine zıt yönleri gösterebilir.
Cevabı göster
Bir yere ülke gibi görünmesi ile resmî ülke statüsü birbirine zıt yönleri gösterebilir.
don't forget from previous episodes the seemingly endless territories,
4:33önceki bölümlerde bahsettiğimiz sonsuz gibi görünen bölgeleri de unutmayın,
And this isn't even bringing up the various nutters who plant a flag on an island or an oil rig, Öbek fiiller
4:40Ve bu daha, bir adaya veya petrol platformuna bayrak diken,
bringing up: bir konuyu ortaya atmak
Burada bringing up, insanların değerlendirebilmesi veya tartışabilmesi için bir konuyu ortaya atmak ya da konudan söz etmek anlamına gelir. Konu, ifadenin nesnesi olur: bring up an issue, a question veya an example. This isn't even bringing up ... ifadesi, bir şeyin henüz tartışmaya dâhil edilmediğini belirtir. Even, konuşmacının daha ileri ve daha uç bir örnek grubu ekleyebileceğini vurgular; dolayısıyla sorun daha önce anlatılandan daha büyüktür.
Alıştırma
Cümleyi “tartışılmak üzere bir konuyu ortaya atmak” anlamındaki iki sözcüklü öbeksi fiille tamamlayın: At tomorrow's meeting, I need to ____ the delivery delay.
Cevabı göster
bring up
start printing currency on their fancy inkjet,
4:44havalı mürekkep püskürtmeli yazıcılarında para basmaya başlayan
and declare Deludtopia a new nation.
4:46ve Deludtopia'yı yeni bir ulus ilan eden çeşitli çatlakları gündeme bile getirmiyor.
Mevcut sonucu sormak için “Where does that leave us?”
Birkaç gerçek, seçenek veya sorun konuşulduktan sonra “Where does that leave us?” kullanılır. “That”, daha önce verilen bilgileri bir araya getirir. “Leave us”, bir yerden ayrılmak değil, “bizi belirli bir durumda bırakmak” veya “bizi bir sonuca götürmek” anlamındadır. Bu soru, konuşmayı bilgilerden bu bilgilerin sonucuna taşır: Şimdi hangi sonuca varabiliriz ve hangi durumdayız?
Alıştırma
Bir grup, planındaki birkaç sorunu gözden geçirmiştir. Bir konuşmacı “Where does that leave us?” diyerek neyi sorar?
- Hangi yeri hemen terk etmeliyiz?
- Şimdi hangi sonuca veya duruma sahibiz?
- Sırada kesin olarak hangi olay gerçekleşecek?
Cevabı göster
Şimdi hangi sonuca veya duruma sahibiz?
is probably to say around 200 and leave it at that. Deyimler
4:54muhtemelen 200 civarında deyip konuyu kapatmaktır.
Temkinli bir zaman sınırı olarak “for the foreseeable future”
“For the foreseeable future”, şu anda bildiklerimize dayanarak makul biçimde öngörebildiğimiz gelecek dönem boyunca anlamına gelir. İddiaya bir zaman sınırı koyar: durumun sürmesi beklenmektedir ancak sonsuza kadar süreceği söylenmez. Bu cümlede ifade, “200 civarı” sayısını geleceğe yönelik temkinli bir tahmin hâline getirir. Daha sonraki değişiklikler başka bir tahmini daha uygun kılabilir.
Alıştırma
Hangi cümle, kapanmanın şu anda öngörülebilen gelecek boyunca sürmesinin beklendiğini ancak kalıcı olduğunun söylenmediğini belirtir?
- The library will remain closed forever.
- The library is closed for now.
- The library will remain closed for the foreseeable future.
Cevabı göster
The library will remain closed for the foreseeable future.
leave it at that: konuyu orada bırakmak
leave it at that ifadesinde leave, bir şeyi olduğu gibi bırakmak anlamına gelir; that ise mevcut yanıtı veya tartışmayı gösterir. İfadenin tamamı ayrıntı eklemeyi, tartışmayı ya da konuyu daha fazla araştırmayı bırakmak demektir. Burada tahmin around 200 düzeyinde sonlandırılıyor. Sayıyı daha kesin vermenin yanıtı daha güvenilir hâle getirmeyeceği anlatılıyor.
Alıştırma
Hangi cümlede leave it at that, daha fazla ayrıntı eklemeden tartışmayı bitirmek için doğal biçimde kullanılmıştır?
- Please leave the parcel at that door before noon.
- She left the meeting and took the notes with her.
- We cannot know the exact cost, so let's say about £500 and leave it at that.
Cevabı göster
We cannot know the exact cost, so let's say about £500 and leave it at that.
An answer with more significant figures implies more agreement than there really is Notlar
4:57Daha kesin rakamlar içeren bir cevap, gerçekte olduğundan daha fazla bir fikir birliği olduğunu ima eder
significant figures: anlamlı rakamlar
Significant figures, yani anlamlı rakamlar, standart kurallara göre sıfır olmayan ilk rakamdan başlayarak sayılan ve bir sayının belirtilen hassasiyetini taşıyan rakamlardır. Örneğin gösterim hassasiyet düzeyini belirtmiyorsa 200 belirsiz olabilir. Bu cümlede teknik terim, sahte hassasiyeti eleştirmek için kullanılıyor. Daha fazla rakam vermek, gerçekte böyle bir uzlaşma olmasa bile tam sayı üzerinde daha güçlü bir uzlaşma varmış izlenimi verir.
Alıştırma
Bu cümlede significant figures ne anlama geliyor?
- Yalnızca ondalık işaretinden sonra görünen rakamlar
- Bir grafikte gösterilen önemli kişiler
- Hassasiyeti ifade eden anlamlı rakamlar ve ek rakamların temelsiz bir uzlaşma izlenimi vermesi
Cevabı göster
Hassasiyeti ifade eden anlamlı rakamlar ve ek rakamların temelsiz bir uzlaşma izlenimi vermesi
Gerçekte var olandan daha fazla uzlaşma ima etmek
Bu ifade, ek anlamlı basamakların daha güçlü bir uzlaşma izlenimi yarattığını, ancak gerçek uzlaşma düzeyinin daha düşük olduğunu anlatır. more X than there really is kalıbı, görünürde olan veya ima edilen X miktarını gerçekte var olan miktarla karşılaştırır. there really is içindeki there bir yeri değil, varlığı belirtir; is sonrasında agreement anlaşılır ve tekrarı önlemek için söylenmez.
Alıştırma
Görünürdeki miktarı gerçekte var olan miktarla karşılaştıran dört kelimelik kalıbı kullanarak cümleyi tamamlayın: The report's exact percentage suggests more certainty ____.
Cevabı göster
than there really is
if other countries think that country is a country.
5:05diğer ülkelerin o ülkenin bir ülke olduğunu düşünmesidir.
What makes A A is if B: A'yı tanımlayan ölçüt
what makes a country a country başlangıcı, bir şeye ülke statüsünü neyin verdiğini anlatır. is sonrasındaki bölüm belirleyici ölçütü sunar: Diğer ülkeler onu ülke olarak görür. country sözcüğünün tekrarı bilinçlidir; yeni bir tanım eklemek yerine tanımı tanınma noktasında toplar. Burada if bir ölçütü tanıtır ve whether anlamına yakındır; sıradan bir varsayımsal koşul sunmaz.
Alıştırma
Okulun tanımasının belirleyici ölçüt olduğunu özenli yazılı İngilizcede en açık biçimde hangi cümle ifade eder?
- What makes a club official is if the school recognizes it.
- The school recognizes the club because it is official.
- What makes a club official is whether the school recognizes it.
Cevabı göster
What makes a club official is whether the school recognizes it.