Kaç Ülke Olduğu Konusunda Bile Anlaşamıyoruz: İngilizce çalışma notları

CGP Grey

Öğrenme zorluğu
1.044 kelime 213 kel/dk

Video özeti: Haritalar, BM, tartışmalı bölgeler, diplomasi ve Olimpiyat kuralları farklı sayılar verir; “yaklaşık 200” sahte kesinlikten daha dürüsttür. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. less a complete class roster than a club membership — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: less A than B ile bir sınıflandırmayı reddedip daha doğru bir karşılaştırma seçin. 2. disinterested — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: “tarafsız” anlamını uninterested sözcüğünün “ilgisiz” anlamından ayırın ve tarafsızlık ironisini fark edin. 3. leave it at that. — Deyimler ve mecazlı ifadeler: ayrıntılar kanıtsız kesinlik veya uzlaşma izlenimi verecekse cevabı doğal biçimde noktalamayı anlayın.

Bu derste

How many countries are there?

0:00

Kaç tane ülke var?

Easy, just grab a map and start counting.

0:01

Kolay, bir harita alın ve saymaya başlayın.

Yes?

0:03

Öyle mi?

No.

0:04

Hayır.

Not all maps are created equal. Deyimler

0:05

Bütün haritalar eşit yaratılmamıştır.

Deyimler

“Not all ... are created equal” kalıbındaki created equal

“not all X are created equal” kalıbı, aynı genel gruptaki şeylerin kalite, yararlılık, güvenilirlik veya uygunluk bakımından eşit olmadığını anlatır. Burada haritalar değerlendiriliyor: bazıları sınırları diğerlerinden daha güvenilir ya da daha tarafsız biçimde gösterebilir. Buradaki “created”, bir haritanın fiziksel olarak nasıl yapıldığını anlatmaz. İfade, insanların “eşit yaratıldığı” yönündeki bilinen düşünceyi hatırlatır; ancak bu biçimi bir karşılaştırmaya dönüştürür: aynı kategoriye ait olmak, aynı değer veya performansı garanti etmez.

Alıştırma

“Not all reviews are created equal” ne anlama gelir?

  1. Hiçbir yorum bir insan tarafından oluşturulmamıştır.
  2. Bazı yorumlar diğerlerinden daha güvenilir veya yararlıdır.
  3. Her yorum tamamen aynı şekilde yazılmıştır.
Cevabı göster

Bazı yorumlar diğerlerinden daha güvenilir veya yararlıdır.

Borders will differ depending on who you got the map from. Dilbilgisi

0:06

Sınırlar, haritayı kimden aldığınıza göre değişir.

Dilbilgisi

“depending on who you got the map from” yapısı

“Depending on”, sonucun değişmesine yol açan koşulu belirtir. Burada gösterilen sınırlar, haritayı sağlayan kişi veya kuruluşa göre değişebilir. “Who you got the map from”, daha büyük bir cümlenin içine yerleşmiş dolaylı sorudur; bu yüzden soru dizilişi yerine who + you got biçimindeki düz cümle dizilişini kullanır. Günlük ve tarafsız İngilizcede “from” edatını yan cümlenin sonunda bırakmak doğaldır.

Alıştırma

Hangi cümle depending on ifadesinden sonra dolaylı soruyu doğru kullanıyor?

  1. The price changes depending on from which shop do you buy it.
  2. The price changes depending on which shop you buy it from.
  3. The price changes depending on which shop do you buy it from.
Cevabı göster

The price changes depending on which shop you buy it from.

So if individuals disagree,

0:09

Yani bireyler anlaşamıyorsa,

then surely a committee will save the day. Deyimler

0:10

o zaman kesin bir komite günü kurtaracaktır.

Deyimler

Alaycı bir deyim olarak “save the day”

Save the day, ciddi bir sorunu son anda çözmek veya bir durumun kötü sonuçlanmasını önlemek anlamına gelen bir deyimdir. Buradaki day belirli bir takvim gününü ifade etmez. Bu cümlede surely, iddianın son derece iyimser ve kendinden emin duyulmasını sağlar; ancak bağlam bu iyimserliği alaycı biçimde kullanır. Konuşmacı, bir komitenin her şeyi çözeceğini vadetmiyor. Abartılı güven, komitenin basit bir çözüm sunabileceğinden şüphe ettiğini gösteriyor.

Alıştırma

“Oh great—a twelve-person committee will save the day,” cümlesinde konuşmacı büyük olasılıkla neyi ima ediyor?

  1. Komitenin sorunu hızla çözeceği kesindir.
  2. Konuşmacı, komitenin basit bir çözüm sunabileceğinden şüphe ediyor.
  3. Komite belirli bir günde toplanacaktır.
Cevabı göster

Konuşmacı, komitenin basit bir çözüm sunabileceğinden şüphe ediyor.

Go to the United Nations,

0:12

Birleşmiş Milletler'e gidin,

find the room where the countries sit,

0:13

ülkelerin oturduğu odayı bulun,

each with a little name tag,

0:14

her birinin üzerinde küçük bir isim etiketi olanları,

start counting,

0:16

saymaya başlayın

and get an answer.

0:16

ve bir cevap alın.

Now, of course,

0:17

Şimdi, elbette,

countries come and countries go,

0:18

ülkeler gelir ve ülkeler gider,

but at the time this video was made,

0:20

ancak bu videonun yapıldığı tarihte,

the answer is 193.

0:21

cevap 193'tür.

Fastest video ever, right?

0:23

Şimdiye kadarki en hızlı video, değil mi?

Except you know this isn't over.

0:24

Ama bunun bitmediğini siz de biliyorsunuz.

The United Nations list is less a complete class roster than a club membership that doesn't include everyone. Dilbilgisi

0:26

Birleşmiş Milletler listesi tam bir sınıf yoklama listesinden ziyade herkesi dahil etmeyen bir kulüp üyeliği gibidir.

Dilbilgisi

Bir kategoriyi yeniden çerçevelemek için “less A than B”

Less A than B kalıbı, A’nın bir şeyi tanımlamanın en iyi yolu olmadığını ve B’nin daha doğru olduğunu belirtir. Yalnızca miktarları karşılaştırmak yerine kategoriyi yeniden çerçeveler. Burada a complete class roster herkesin yer aldığı eksiksiz bir listeyi, a club membership ise giriş koşulları olan bir grubu düşündürür. Bu nedenle cümle, BM listesini ikinci düşünceye daha yakın gösterir. A ve B normalde dil bilgisi açısından paralel biçimlerde olmalıdır; burada ikisi de isim öbeğidir.

Alıştırma

Cümleyi less A than B yeniden çerçeveleme kalıbıyla tamamlayın: The book is ____ a biography ____ a personal essay.

Cevabı göster

less · than

Take Vatican City,

0:30

Örneğin Vatikan'ı ele alalım,

who is a country but is too cool for school when it comes to being a member of the United Nations. Notlar

0:31

o bir ülke ama Birleşmiş Milletler'e üye olma konusunda okulu asan havalı bir çocuk gibidir.

Deyimler

too cool for school ifadesinin anlamı ve tonu

Too cool for school, sıradan bir grubun veya etkinliğin kendi seviyesinin altında olduğunu düşünüyormuş gibi davranan biri için kullanılan, gayriresmî ve takılmacı bir deyimdir. Genellikle gerçekten çok havalı olmaktan çok kendini üstün görmeyi ima eder. Burada ülke kişileştirilerek Birleşmiş Milletler üyeliğini kendisi için fazla sıradan buluyormuş gibi esprili biçimde anlatılıyor. İfadenin okulla ilgisi yoktur.

Alıştırma

Bir diplomat resmî bir rapor yazıyor. “The state is too cool for school when it comes to treaty meetings” cümlesi bu rapora uygun mudur?

  1. Resmî rapora uygun
  2. Resmî rapora uygun değil
Cevabı göster

Resmî rapora uygun değil

Kalıp ifadeler

when it comes to + isim veya -ing biçimi

When it comes to, konuşmak istediğiniz konuyu veya yönü tanıtır ve regarding ya da as for ifadelerine benzer. Burada yorumun kapsamını Birleşmiş Milletler üyeliğiyle sınırlar; bir şeyin gerçekten gelmesini anlatmaz. Bu kalıplaşmış ifadede to bir edattır, bu nedenle ardından normalde bir isim öbeği veya -ing biçimi gelir: when it comes to safety; when it comes to being a member.

Alıştırma

Cümleyi burada öğretilen konu başlatma ifadesinin tam biçimiyle tamamlayın: ____ planning a class trip, safety comes first.

Cevabı göster

When it comes to

And while Vatican City's exact situation is complicated,

0:36

Ve Vatikan'ın kesin durumu karmaşık olsa da,

he's straightforward compared to other non-United Nations countries,

0:38

Birleşmiş Milletler üyesi olmayan diğer ülkelere kıyasla gayet nettir,

or places.

0:41

veya yerlere kıyasla.

The terminology is going to have to be a bit unclear here. Dilbilgisi

0:42

Burada terminolojinin biraz belirsiz olması gerekecek.

Dilbilgisi

is going to have to: öngörülen gelecekteki gereklilik

Burada is going to, mevcut durumun şimdiden olası hâle getirdiği gelecekteki bir sonuca işaret eder. Have to gereklilik anlamı ekler; be ise gerekli hâle gelen eylemdir. Birlikte is going to have to be, koşulların terminolojinin belirsiz olmasını gerekli kılacağı anlamına gelir. Yapılar şu sırayla dizilir: be + going to + have to + fiilin yalın hâli. Is, be going to yapısına aittir; have to ise bir bütündür. Buradaki have, sahip olmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi Maya ile uyumlu be going to + have to biçimiyle tamamlayın: Because the bridge is closed, Maya ____ take another route.

Cevabı göster

is going to have to

Take Kosovo,

0:45

Kosova'yı ele alalım,

who wants to join the UN club,

0:45

BM kulübüne katılmak istiyor,

but membership requires none of these five countries to reject you. Dilbilgisi

0:47

ancak üyelik, bu beş ülkenin hiçbirinin sizi reddetmemesini gerektirir.

Dilbilgisi

requires none of ... to reject: sıfır ret koşulu

Require + nesne + to-infinitive yapısında nesne, gerekli eylemle bağlantılı kişi veya şeydir. Burada none of these five countries nesnedir; to reject ise eylemdir. None of these five countries, beş ülkenin sıfırı, yani hiçbirisi demektir. Üyelik bu koşula bağlı olduğundan tek bir ret bile koşulun sağlanmamasına yol açar. Bu ifade, beş ülkenin de sizi reddetmesi gerektiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir yarışmanın kuralı şöyledir: "Advancing requires none of the three judges to vote against you." Hangi durum koşulu karşılar?

  1. Bir jüri üyesi size karşı oy kullanır.
  2. Hiçbir jüri üyesi size karşı oy kullanmaz.
  3. Üç jüri üyesinin tamamı size karşı oy kullanır.
Cevabı göster

Hiçbir jüri üyesi size karşı oy kullanmaz.

And while the United States,

0:50

Ve Amerika Birleşik Devletleri,

United Kingdom,

0:51

Birleşik Krallık

and France think Kosovo is a country,

0:52

ve Fransa Kosova'nın bir ülke olduğunu düşünürken,

Russia and China think she's just a rebellious part of Serbia

0:53

Rusya ve Çin onun sadece Sırbistan'ın isyankar bir parçası olduğunu düşünüyor

and so veto her membership. Kelime

0:56

ve bu yüzden üyeliğini veto ediyor.

Kelime

veto her membership: onayı engelleyen resmî yetki

Burada veto, bir başvurunun onaylanmasını engellemek için resmî bir yetki kullanmak anlamına gelir. Rusya ve Çin yalnızca anlaşmazlıklarını ifade etmiyor; cümle, onun üye olmasını engellemek için resmî yetki kullandıklarını söylüyor. Fiil, engellenen öneriyi, kararı veya başvuruyu doğrudan nesne olarak alabilir: veto a bill, veto a resolution veya veto an application. veto her membership ifadesinde membership, engellenen üyeliğe kabulü belirtir.

Alıştırma

veto hangi durumda en doğru fiildir?

  1. Bir konsey resmî yetkisini kullanarak bir öneriyi engeller.
  2. Bir muhabir bir öneri hakkında sorular sorar.
  3. Bir ziyaretçi bir öneriyi beğenmediğini söyler.
Cevabı göster

Bir konsey resmî yetkisini kullanarak bir öneriyi engeller.

As for everyone else, Anlatım akışı

0:58

Geri kalanlara gelince,

Anlatım akışı

As for everyone else: sıradaki gruba geçmek

As for X, X’i sıradaki konu olarak gösterir. Burada As for everyone else, genel konuyu değiştirmeden tartışmayı daha önce ele alınan ülkelerden geriye kalan ülkelere taşır. Bu ifade bir neden sunmak yerine bilgiyi düzenler; buradaki as, because anlamına gelmez. Yaygın yapı As for + isim öbeğidir ve ardından o kişi, şey veya grup hakkında bir açıklama gelir.

Alıştırma

Cümleyi derste öğrendiğiniz iki sözcüklü konu değiştirme ifadesiyle tamamlayın: "The morning class starts at nine. ____ the afternoon class, it starts at two."

Cevabı göster

As for

just over half recognize Kosovo as independent, Kalıp ifadeler

0:59

yarısından biraz fazlası Kosova'nın bağımsızlığını tanıyor,

Kalıp ifadeler

recognize Kosovo as independent: recognize A as B kalıbı

Recognize A as B, A'nın resmen B statüsüne, rolüne veya niteliğine sahip olduğunu kabul etmek demektir. Bu cümlede ilgili devletler Kosova'nın bağımsız bir ülke statüsünü kabul eder. Kalıp recognize + nesne + as + tümleç biçimindedir. Kosovo nesnedir; independent ise kabul edilen statüyü adlandıran tümleçtir. Burada recognize, daha önce görülen bir şeyi hatırlayıp tanımak anlamına gelmez.

Alıştırma

Recognize A as B kalıbını eksik bağlantı sözcüğüyle tamamlayın: The federation formally recognizes the new branch ____ an official member.

Cevabı göster

as

and Kosovo adorably has a website where she thanks each one in their own language.

1:01

ve Kosova'nın sevimli bir şekilde her birine kendi dilinde teşekkür ettiği bir web sitesi var.

But Kosovo is not the only other place that wants to be considered a real country.

1:05

Ancak gerçek bir ülke olarak kabul edilmek isteyen tek yer Kosova değil.

There's Transnistria,

1:09

Transdinyester,

the Nagorno-Karabakh Republic,

1:10

Dağlık Karabağ Cumhuriyeti,

Abkhazia, and South Ossetia,

1:11

Abhazya ve Güney Osetya var,

which might or might not be part of Moldova, Dilbilgisi

1:13

ki bunlar Moldova,

Azerbaijan,

1:15

Azerbaycan,

or Georgia,

1:16

veya Gürcistan'ın bir parçası olabilir ya da olmayabilir,

depending on who you ask.

1:16

kime sorduğunuza bağlı olarak.

Dilbilgisi

might or might not be part of: iki olasılığı da açık bırakmak

might or might not + fiilin yalın hâli biçimindeki çift yapı, olumlu ve olumsuz olasılıkları yan yana koyar. Her iki sonucun da mümkün olduğunu ve konuşanın birinden yana kesin karar vermediğini anlatır. Burada belirsiz bırakılan ilişki be part of ifadesidir. Yanıt kime sorulduğuna göre değiştiği için konuşan hem bir parçası olma hem de olmama olasılığını açık tutar; might not kesin bir olumsuzluk değildir.

Alıştırma

Cümleyi, might kullanan ve iki sonucu da açıkça mümkün bırakan dengeli ifadeyle tamamlayın: The school match ____ go ahead tomorrow; the field may be flooded.

Cevabı göster

might or might not

Two of these countries,

1:18

Bu ülkelerden ikisini,

no UN members recognize as countries,

1:19

hiçbir BM üyesi ülke olarak tanımıyor

and the other two have only five supporters.

1:21

ve diğer ikisinin sadece beş destekçisi var.

Though all four of these places recognize each other as countries.

1:23

Yine de bu dört yerin hepsi birbirini ülke olarak tanıyor.

There's also the Sahrawi Arab Democratic Republic and Northern Cyprus,

1:27

Ayrıca Sahra Arap Demokratik Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs da var,

each with their own supporters.

1:30

her birinin kendi destekçileri bulunuyor.

At this point,

1:32

Bu noktada,

you might be thinking,

1:32

şöyle düşünüyor olabilirsiniz,

okay,

1:33

tamam,

seriously,

1:33

cidden,

what's the deal? Ton ve niyet

1:34

olay ne?

Ton ve niyet

what's the deal?: gündelik biçimde açıklama istemek

Bu cümlede what's the deal?, “Neler oluyor?” veya “Bu durum neden böyle?” anlamına gelir. Konuşmacı, durum kafa karıştırıcı olduğu için açıklama ister. Burada deal, bir alışverişi veya anlaşmayı ifade etmez. Sorunun tamamı kalıplaşmış ve gündelik bir ifadedir; ses tonuna bağlı olarak sabırsızlık da gösterebilir.

Alıştırma

Bu cümlede konuşmacı what's the deal? diyerek ne istiyor?

  1. Bir anlaşmanın şartları
  2. Kafa karıştırıcı bir durumun açıklaması
  3. Bir şeyin fiyatı
Cevabı göster

Kafa karıştırıcı bir durumun açıklaması

I don't care who these guys think are countries.

1:35

Bunların kimi ülke sandığı umurumda değil.

Are these places countries or not?

1:37

Buralar ülke mi değil mi?

If I fly to one for a holiday,

1:40

Tatil için birine uçarsam,

will it look like a country when I get there?

1:41

vardığımda bir ülkeye benzeyecek mi?

The answer is maybe.

1:43

Cevap, belki.

These countries are all autonomous to some extent, Kelime

1:45

Bu ülkelerin hepsi bir dereceye kadar özerk,

Kelime

autonomous to some extent: sınırlı özerklik

Autonomous, bir yapının kendi işlerinin bir kısmını yönetebilmesi veya kontrol edebilmesi demektir. Burada kendi kararlarını verme yetkisi bulunan ülkeleri ya da bölgeleri tanımlar. To some extent, iddiayı sınırlar: özerklik kısmidir veya derecesi değişebilir. Bu nedenle autonomous to some extent, bu yerlerin egemen veya tamamen bağımsız olduğunu söylemez.

Alıştırma

Hangi cümle, bölgelerin bir miktar öz yönetime sahip olduğunu ancak mutlaka tamamen bağımsız olmadığını dikkatli biçimde ifade eder?

  1. These regions have no power to govern themselves.
  2. These regions are fully sovereign states.
  3. These regions are autonomous to some extent.
Cevabı göster

These regions are autonomous to some extent.

with governments that issue passports,

1:47

pasaport düzenleyen hükümetleri var,

though these may be of rather limited use. Kalıp ifadeler

1:49

gerçi bu pasaportların kullanımı oldukça sınırlı olabilir.

Kalıp ifadeler

be of rather limited use: kullanımı oldukça sınırlı olmak

be of limited use ifadesinde of use, “yararlı” veya “işe yarar” anlamına gelen resmî bir isim öbeğidir; of burada aitlik bildirmez. Limited, bir miktar pratik değer bulunduğunu fakat bunun kapsamının geniş olmadığını belirtir. Rather, limited sözcüğünü niteler. Özellikle Britanya İngilizcesinde görülen bu ölçülü değerlendirmede “oldukça” veya “epeyce” anlamına gelir. Böylece konuşan kişi, bunların tamamen işe yaramaz olduğunu söylemeden yararlarının belirgin biçimde sınırlı olduğunu belirtir.

Alıştırma

Bu dersteki hedef ifadenin sözcüklerini aynen kullanarak tamamlayın: Without detailed maps, this guide may ____.

Cevabı göster

be of limited use

And depending on which ones you're visiting,

1:51

Ve hangisini ziyaret ettiğinize bağlı olarak,

they may have more or less control of the territory they claim as theirs.

1:53

kendilerinin olduğunu iddia ettikleri bölge üzerinde daha fazla veya daha az kontrole sahip olabilirler.

You won't always find a clear border.

1:57

Her zaman net bir sınır bulamazsınız.

What makes many of these places fuzzy is that they're usually born of conflict in the recent-ish past. Notlar

1:59

Bu yerlerin birçoğunu belirsiz kılan şey, genellikle yakın geçmişteki çatışmalardan doğmuş olmalarıdır.

Dilbilgisi

What makes ... fuzzy is that ...: nedeni odağa almak

What makes many of these places fuzzy, özne görevinde kullanılan bir isim yan cümlesidir. Bu yan cümlede many of these places, makes fiilinin nesnesidir; fuzzy ise nesne tümlecidir ve bir şeyin yol açtığı belirsiz veya tanımlanması zor durumu belirtir. Ardından gelen is that yan cümlesi temel nedeni açıklar. What makes A B is that C kalıbı, A is B yapısına yalnızca because yan cümlesi eklemek yerine önce neden sorusunu odağa alır, sonra açıklamayı verir. Burada fuzzy mecazidir: bu yerlerin statüsü açıkça tanımlanmamıştır; görüntüleri bulanık değildir.

Alıştırma

Nedeni odağa alan kalıbı eksik iki bölümle tamamlayın: ____ this route difficult ____ it has no clear signs.

Cevabı göster

What makes · is that

Kalıp ifadeler

born of conflict: soyut bir nedeni belirtmek

born of conflict ifadesinde be born of, bir şeyden kaynaklanmak veya bir şey yüzünden oluşmak anlamına gelir. Yerler gerçek anlamda doğmaz; belirsiz statüleri çatışmalar nedeniyle ortaya çıkmıştır. be born of + isim yapısı, ismi bir düşüncenin, kuralın, sorunun, duygunun veya durumun kaynağı olarak sunar. Böylece yapı, insanların gerçek anlamdaki doğumundan daha geniş bir kullanım kazanır.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “neden olunmuş” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: The policy was ____ fear after the crisis.

Cevabı göster

born of

That answer is probably less helpful than you want.

2:05

Bu cevap muhtemelen istediğiniz kadar yardımcı olmadı.

So think of it like this.

2:06

O yüzden şöyle düşünün.

While the United States is clearly a country now,

2:08

Amerika Birleşik Devletleri bugün açıkça bir ülke olsa da,

in 1776,

2:10

1776'da

not so much. Ton ve niyet

2:11

pek öyle değildi.

Ton ve niyet

not so much: eksiltili bir düzeltme

Kısa bir yanıt olarak not so much, bir tanımın pek uymadığı ya da kısaca pek sayılmayacağı anlamına gelir. Eksik bırakılan sözler önceki cümleden anlaşılır: burada 1776'da ABD'nin açıkça bir ülke olduğu düşüncesi sorgulanmaktadır. Bu eksiltili yanıt, az önce söylenen şeyi nazikçe düzeltir veya zayıflatır. Kısa oluşu kuru ya da mizahi bir karşıtlık yaratabilir. Doğrudan az miktar anlatmak yerine bir değerlendirmeyi reddeder.

Alıştırma

Bir arkadaşınız “That plan sounds simple.” diyor. Siz “Not so much.” diye yanıtlıyorsunuz. Ne demek istiyorsunuz?

  1. Çok fazla plan yok.
  2. Planı duymadım.
  3. Aslında basit değil.
Cevabı göster

Aslında basit değil.

Then she was just an idea in the minds of rebel scum.

2:12

O zamanlar sadece asi pisliklerin zihnindeki bir fikirdi.

She wasn't recognized as a country instantly and without diplomatic effort to change that,

2:14

Anında bir ülke olarak tanınmamıştı ve bunu değiştirecek diplomatik bir çaba olmasaydı,

young America would never have made it on her own. Deyimler

2:18

genç Amerika asla kendi başına başaramazdı.

Deyimler

made it on her own: kendi başına başarılı olmak

make it ifadesinde it, deyimin bir parçasıdır. Burada make it bir şey üretmek değil, başarılı olmak, hayatta kalmak veya sağlam bir konuma gelmek demektir. Bu cümlede made it, genç Amerika'nın bir ülke olarak varlığını sürdürebildiğini anlatır. on her own, yardım almadan ve kendi başına demektir. America burada kadın olarak kişileştirildiği için her kullanılmıştır. would never have made, geçmişte gerçekte yaşananın tersine ilişkin bir çıkarım sunar: Konuşana göre Amerika dışarıdan yardım almadan bağımsız biçimde başarılı olamazdı.

Alıştırma

Burada made it on her own ne anlama geliyor? No one funded Sara's project, but she made it on her own.

  1. Bir ekiple seyahat etti.
  2. Yalnızken fiziksel bir nesne üretti.
  3. Hiç kimseden yardım almadan başarılı oldu.
Cevabı göster

Hiç kimseden yardım almadan başarılı oldu.

Much like what happened a century later when she got her own rebel,

2:21

Tıpkı bir asır sonra kendi isyancısıyla uğraşırken olduğu gibi,

who,

2:23

ki bu isyancı,

unlike elder sister,

2:24

ablasının aksine,

failed in the diplomacy department.

2:25

diplomasi departmanında başarısız oldu.

So,

2:26

Yani,

yeah.

2:27

evet.

And so it goes today with many of the maybe countries in the world. Anlatım akışı

2:27

Ve bugün dünyadaki "belki" ülkelerinin birçoğunda durum böyle.

Anlatım akışı

And so it goes: tekrarlanan bir örüntüyü özetlemek

And so it goes, az önce anlatılan örüntüye geri gönderme yapar ve aynı tür sürecin sürdüğünü ya da sonraki duruma da uygulandığını belirtir. And önceki bilgilerle bağlantı kurar, so bu şekilde anlamına gelir, it goes ise fiziksel hareketi değil olayların nasıl geliştiğini anlatır. Burada ifade, tartışmayı önceki tarihsel örnekten günümüzdeki benzer ülkelere taşır. Her adımı tekrar etmeden örüntüyü ileriye taşıyarak düşünceleri düzenler.

Alıştırma

Bir anlatıcı, her neslin aynı şarkıyı sonraki nesle aktardığını açıklıyor. Tekrarlanan örüntüyü en iyi hangi cümle özetler?

  1. The songbook goes on the shelf after class.
  2. And so it goes from one generation to the next.
  3. And then the book goes to Mia.
Cevabı göster

And so it goes from one generation to the next.

Maybe they're future United States

2:30

Belki geleceğin Amerika Birleşik Devletleri'dir

and maybe they're future Confederacies,

2:32

ve belki de geleceğin Konfederasyonlarıdır,

but in the moment it's hard to say

2:33

ama şu an için söylemesi zor

because these things can take decades to settle. Kalıp ifadeler

2:35

çünkü bu tür şeylerin çözülmesi onlarca yıl alabilir.

Kalıp ifadeler

take decades to settle: çözüme kavuşması onlarca yıl sürmek

take + süre + to + fiil yapısında take, bir eylemin veya sürecin tamamlanmasının ne kadar zaman gerektirdiğini anlatır. Decades süre bölümünü doldurur; to settle ise bu kadar zaman alan sonucu belirtir. Burada settle, “çözüme kavuşmak” veya “istikrarlı bir sonuca ulaşmak” anlamındadır. Cümle, tartışmalı meselelerin uzun yıllar çözümsüz kalabileceğini söyler; birinin başka bir yere taşınıp yerleşmesinden bahsetmez.

Alıştırma

İngilizce cümleyi “çözüme kavuşması uzun yıllar gerektirmek” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: Some legal cases can ____.

Cevabı göster

take decades to settle

By the way,

2:38

Bu arada,

these maybe countries are super awkward for countries to deal with.

2:38

bu "belki" ülkeler, diğer ülkelerin uğraşması için aşırı tuhaftır.

While your tiny island nation might not want to get involved in the affairs of distant lands, Kalıp ifadeler

2:42

Küçücük ada ülkeniz uzak diyarların meselelerine karışmak istemeyebilir,

Kalıp ifadeler

get involved in the affairs of: … işlerine karışmak

Get involved in, bir şeye katılmaya veya onu etkilemeye başlamak anlamına gelir. Bir kişinin, kuruluşun ya da ülkenin affairs sözcüğüyle anlatılan şeyleri, onun yönettiği meselelerdir. Get involved in the affairs of bir bütün olarak başkasının işlerine girmek veya karışmak anlamına gelir. Burada affairs “aşk ilişkileri”, involved ise “karmaşık” demek değildir.

Alıştırma

İngilizce cümleyi hedef ifadenin tamamıyla tamamlayın: Some people prefer not to ____ their neighbors.

Cevabı göster

get involved in the affairs of

you still have to decide to send a diplomat or not,

2:45

ama yine de bir diplomat gönderip göndermemeye karar vermek zorundasınız,

meaning even inaction forces you to pick a side Kalıp ifadeler

2:47

bu da eylemsizliğin bile sizi taraf seçmeye zorladığı anlamına gelir,

in every territorial skirmish in the world.

2:50

dünyadaki her toprak çatışmasında.

Kalıp ifadeler

Bir anlaşmazlıkta pick a side

pick a side ifadesindeki side, fiziksel bir kenarı değil, bir anlaşmazlıktaki tarafı veya görüşü belirtir. To pick a side, hangi kişiyi, grubu ya da görüşü destekleyeceğine karar vermek demektir. Burada ifade, hiçbir şey yapmamanın bile bir taraf seçmek olarak yorumlanabileceğini anlatıyor. Başka durumlara aktarılabilecek fikir şudur: Tarafsızlık veya hareketsizlik de bir çatışmada destek mesajı verebilir.

Alıştırma

Hangi cümlede pick a side, bir anlaşmazlıkta kimi destekleyeceğini seçmek anlamında kullanılıyor?

  1. Rina picked a side of the box to paint.
  2. Rina would not pick a side in the argument.
  3. Rina stood at the side of the stage.
Cevabı göster

Rina would not pick a side in the argument.

A notably awkward case being Taiwan,

2:52

Özellikle tuhaf bir durum ise Tayvan'dır,

er, Ton ve niyet

2:54

ııı,

sorry,

2:54

pardon,

Chinese Taipei,

2:55

Çin Taipeisi,

which is totally part of China

2:56

ki tamamen Çin'in bir parçasıdır

and no one would ever think otherwise.

2:58

ve hiç kimse aksini asla düşünmez.

Ton ve niyet

er, sorry ... and no one would ever think otherwise ifadesindeki ironi

er duraksaması ve sorry düzeltmesi, Taiwan ifadesinden Chinese Taipei ifadesine geçilen bir öz düzeltme sahneler. Bu ipuçları tek başlarına samimi bir düzeltmeyi gösterebilir; ancak burada seçilen sözlerin konuşmacının kullanmak zorunda hissettiği bir ifade olduğu izlenimini verirler. totally part of China and no one would ever think otherwise şeklindeki kapsamlı iddia kasıtlı olarak aşırı kesindir. Tuhaf düzeltmeyle birleştiğinde ironiye işaret eder: Konuşmacı onaylanmış söylemi kabul ediyormuş gibi görünürken aslında arkasındaki siyasi baskıya dikkat çeker. Chinese Taipei, bazı uluslararası kuruluşlarda ve etkinliklerde Tayvan için kullanılan, siyasi açıdan hassas bir addır. Bu arka plan, düzeltmenin basit bir ad tercihinden daha fazla anlam taşımasını açıklar.

Alıştırma

Burada er, sorry ve no one would ever think otherwise ifadelerinin birleşimi en güçlü biçimde neyi düşündürüyor?

  1. Yanlışlıkla yapılan olgusal bir hatanın tarafsız biçimde düzeltilmesi
  2. Sözlerin arkasındaki baskıyı ima eden ironik bir kabul gösterisi
  3. Konuşmacının yer adını hatırlayamamasından kaynaklanan belirsizlik
Cevabı göster

Sözlerin arkasındaki baskıyı ima eden ironik bir kabul gösterisi

Is China gone?

3:01

Çin gitti mi?

Okay,

3:03

Tamam,

by any reasonable definition,

3:03

makul herhangi bir tanıma göre,

Taiwan is a separate country and has been for years,

3:04

Tayvan yıllardır ayrı bir ülkedir ve öyle olmuştur,

but China won't let go Öbek fiiller

3:07

ama Çin peşini bırakmıyor

Öbek fiiller

let go ifadesinin mecaz anlamı

Burada let go, “bir konuma veya iddiaya tutunmayı bırakmak”, yani “ondan vazgeçmek” anlamına gelir. Fiziksel bir şey serbest bırakılmıyor. Söylenmeyen nesne bağlamdan anlaşılır: Çin'in Tayvan üzerindeki egemenlik iddiası. Neye tutunulduğu bağlamdan zaten belliyse let go nesnesiz kullanılabilir. Anlaşmazlık, ilişki ve duygu bağlamlarında genellikle direnme, kontrol etme veya bağlı kalmayı bırakmayı anlatır.

Alıştırma

“but China won't let go” cümlesinde let go ne anlama gelir?

  1. Kendi konumunda ısrar etmeyi bırakmak
  2. Bir kişinin gitmesine izin vermek
  3. Elini açıp bir nesneyi bırakmak
Cevabı göster

Kendi konumunda ısrar etmeyi bırakmak

and insists you call her Chinese Taipei. Dilbilgisi

3:08

ve ona Çin Taipeisi demenizde ısrar ediyor.

Dilbilgisi

insists (that) you call A B yapısı

Insists güçlü bir talep bildirir. Burada you call öncesindeki that atılmıştır; tam yapı insist + (that) + özne + fiilin yalın hâlidir. You call, nesne ve ardından mastardan oluşan bir yapı değil, tam bir yan cümledir. Bu yan cümlede call, call + nesne + ad yapısını izler. Call her Chinese Taipei, “ondan Chinese Taipei diye söz etmek” anlamına gelir. Bu kişileştirmede her, Tayvan'ı belirtir.

Alıştırma

Cümleyi insist fiilinin geniş zaman biçimi ve yalın fiil call ile tamamlayın: The coach ____ we ____ the team the Falcons.

Cevabı göster

insists · call

And don't forget who makes all your clothing and utensils and phones and computers and everything.

3:10

Ve tüm kıyafetlerinizi, eşyalarınızı, telefonlarınızı, bilgisayarlarınızı ve her şeyinizi kimin yaptığını unutmayın.

So almost all countries,

3:14

Bu yüzden neredeyse bütün ülkeler,

including the mighty United States,

3:15

güçlü Amerika Birleşik Devletleri dahil,

play along Öbek fiiller

3:16

oyuna ayak uyduruyor,

Öbek fiiller

play along: mutlaka aynı fikirde olmadan uyum göstermek

Burada play along, bir hikâyeyi, görüşü, planı veya gösteriyi bütünüyle kabul etmese bile kişinin bir süreliğine ona uygun davranması demektir. İçten bir onaydan çok dışarıdan görülen iş birliğini anlatır. Bu ifade genellikle pratik bir seçimi gösterir: Kişi yararlı, nazik, daha güvenli veya duruma uygun olduğu için kendisinden beklenen biçimde davranır. Otomatik olarak yalan söylemek anlamına gelmez ve burada birlikte oyun oynamak anlamında değildir.

Alıştırma

Cümleyi, “şimdilik durumu kabul ediyormuş gibi davranmak” anlamındaki hedef phrasal verb ile tamamlayın: The children said the sofa was a spaceship. Dad knew it was not, but he decided to ____ and asked where they were flying.

Cevabı göster

play along

even though they unofficially acknowledge Taiwan's independence

3:17

her ne kadar gayri resmi olarak Tayvan'ın bağımsızlığını kabul etseler de

and do things that wouldn't make sense otherwise, Dilbilgisi

3:20

ve aksi halde mantıksız olacak şeyler yapsalar da,

Dilbilgisi

wouldn't make sense otherwise: ima edilen bir koşul

wouldn't make sense otherwise yan cümlesi, eylemin yalnızca daha önce belirtilen veya ima edilen bir koşul sayesinde mantıklı göründüğünü anlatır. Burada otherwise, “durum böyle olmasaydı” veya “farklı koşullarda” anlamına gelir. Wouldn't, değerlendirmeyi şimdiki zamanla ilgili doğrudan bir ifade olmaktan çıkarıp varsayımsal hâle getirir. Bu kalıp daha uzun bir koşul cümlesini kısaltır: O koşul doğru olmasaydı bu eylemler mantıklı olmazdı.

Alıştırma

Cümleyi “bunu yapmazsan” anlamındaki tek sözcükle tamamlayın: Keep the receipt; ____, you will not be able to return the game.

Cevabı göster

otherwise

like sending aircraft carriers to protect one part of China

3:22

Çin'in bir parçasını korumak için uçak gemileri göndermek gibi,

from another part of China.

3:25

Çin'in başka bir parçasından.

Thus the innocent question,

3:26

Böylece o masum soru,

how many countries,

3:27

kaç tane ülke var sorusu,

has led us straight to a big World War III press here to start button, Notlar

3:28

bizi doğrudan başlatmak için basılacak büyük bir 3. Dünya Savaşı butonuna götürdü,

which is getting depressing.

3:31

ki bu moral bozucu olmaya başladı.

Kalıp ifadeler

has led us straight to: doğrudan bir sonuca götürmek

Burada has led us straight to, basit sorunun tartışmayı hızla çok daha ciddi bir konuya getirdiği anlamına gelir. Lead mecazidir; hiç kimse fiziksel olarak bir başkasına yol göstermiyor. Straight, geçişin neredeyse hiç ara vermeden veya ara aşama olmadan doğrudan gerçekleştiğini vurgular. Kalıp lead + person + (straight) to + result or topic şeklindedir. Has led, daha önceki bir nedeni tartışmanın şu an bulunduğu noktayla bağlar.

Alıştırma

Vurgulanan kalıbı present perfect ile kullanarak cümleyi tamamlayın: The first clue ____ the answer.

Cevabı göster

has led us straight to

Deyimler

Sahte arayüz etiketi olarak World War III press here to start button

Konuşmacı, üzerinde press here to start World War III yazan bir düğme hayal eder. Gerçekte böyle bir düğme yoktur. Bu mecaz, zararsız bir sorunun tartışmayı olası bir küresel çatışmaya doğru götürmesini abartarak internet tarzı kara mizah oluşturur. Dil bilgisi bakımından World War III ve press here to start, doğaçlama yapılmış uzun bir etiket gibi button sözcüğünün önüne sıkıştırılmıştır: yaklaşık olarak a “press here to start World War III” button. Bu sıkıştırılmış ifade, ekrandaki kısa talimatları taklit eder.

Alıştırma

Bu cümlede World War III press here to start button ne anlama geliyor?

  1. Tartışma, küresel bir savaşı tehlikeli biçimde kolayca tetikleyebilecek bir noktaya ulaşmıştır.
  2. III. Dünya Savaşı’nı resmen başlatabilecek gerçek bir kontrol paneli vardır.
  3. Konuşmacı, III. Dünya Savaşı hakkında bir tarih sınavının nasıl başlatılacağını anlatmaktadır.
Cevabı göster

Tartışma, küresel bir savaşı tehlikeli biçimde kolayca tetikleyebilecek bir noktaya ulaşmıştır.

So let's move on to

3:32

Öyleyse geçelim,

oh,

3:34

ah,

right.

3:35

doğru.

No more politics.

3:38

Artık siyaset yok.

On to higher ideals.

3:38

Daha yüksek ideallere geçelim.

The Olympics.

3:40

Olimpiyatlar.

Surely from their perch among the gods, Deyimler

3:41

Tanrıların arasındaki tüneğinden,

Deyimler

tanrılar arasındaki yüksek tüneklerinden

Burada perch, bir kuşun konduğu gerçek bir tünek değil, mecazi bir gözlem konumudur. Olimpiyat yetkilileri sıradan ülkelerin çok üzerinde, tanrıların arasında oturup dünyaya yukarıdan bakıyormuş gibi hayal edilir. Bu yüksek bakış açısı otoriteyi, mesafeyi ve sözde bir üstünlüğü çağrıştırır. Surely ile birlikte bu görkemli imge ironiyi hazırlar: Konuşan kişi, böylesine yüce gözlemcilerin mutlaka tarafsız olması gerektiğini söylüyormuş gibi yaparken aslında bu varsayımı sorgulamaya hazırlanmaktadır.

Alıştırma

Bu cümlede from their perch among the gods neyi çağrıştırıyor?

  1. Ülkelerin altında saklanırlar ve onları göremezler.
  2. Ülkeleri yukarıdan izleyen, yüksek ve otoriter bir konumda hayal edilirler.
  3. Tanrı heykellerinin yanında gerçek bir tahta dalın üzerinde otururlar.
Cevabı göster

Ülkeleri yukarıdan izleyen, yüksek ve otoriter bir konumda hayal edilirler.

they have a disinterested view of the countries below. Kelime

3:43

aşağıdaki ülkelere şüphesiz tarafsız bir bakış açıları vardır.

Kelime

disinterested: tarafsız, sıkılmış değil

Bu cümlede disinterested, kişisel çıkar veya doğrudan müdahil olma durumundan etkilenmeyen, yani «tarafsız» anlamına gelir. Olimpiyat yetkililerinin sözde sahip olabildiği bakış açısını anlatır. Burada «sıkılmış» veya «ilgisiz» anlamına gelmez. Cümlenin genel anlatımı ironiktir; bu nedenle konuşan kişi tarafsızlığı yalnızca doğruladığı bir gerçek olarak değil, sorgulanacak bir iddia olarak sunar.

Alıştırma

Altyazıda disinterested hangi anlama geliyor?

  1. sıkılmış ve dikkat etmeyen
  2. tarafsız ve kişisel çıkarlardan etkilenmeyen
  3. haksız muamele yüzünden öfkeli
Cevabı göster

tarafsız ve kişisel çıkarlardan etkilenmeyen

How many are there,

3:45

Kaç tane var,

Olympics?

3:46

Olimpiyatlar?

204.

3:47

204.

Huh.

3:48

Hah.

So Olympics is a bit special.

3:49

Yani Olimpiyatlar biraz özel.

She defines Puerto Rico as a country

3:50

Porto Riko'yu bir ülke olarak tanımlıyor,

even though it's unambiguously part of the United States,

3:52

her ne kadar şüphe götürmez bir şekilde ABD'nin bir parçası olsa da,

as well as Bermuda and Aruba,

3:54

aynı şekilde Bermuda ve Aruba'yı da,

which are connected to the UK and the Netherlands,

3:56

ki bunlar İngiltere ve Hollanda'ya bağlıdır,

along with a bunch of other places

3:58

ve diğer bir sürü yeri,

that are happy to play in her Olympic games as nations,

3:59

Olimpiyat oyunlarında ulus olarak oynamaktan mutlu olan,

but make no claims to independence.

4:02

ancak bağımsızlık iddiasında bulunmayan.

Presumably Olympics includes these to bump up the number so she can say more than 200 countries compete, Öbek fiiller

4:04

Muhtemelen Olimpiyatlar, sayıyı artırmak için bunları dahil ediyor ki 200'den fazla ülkenin yarıştığını söyleyebilsin,

Öbek fiiller

bump up the number: toplamı bilinçli olarak yükseltmek

“Bump up the number”, genellikle bilinçli bir ayarlamayla toplamı yükseltmek demektir. Bump up konuşma diline özgü bir öbek fiildir; bu cümlede ek takımların dahil edilmesi, açıklanabilecek sayıyı yükseltiyor. Bu ifade, ölçülebilir bir değeri yukarı taşımaya odaklanır. Genellikle küçük veya pratik bir artış hissi verir, ancak artışın gerçek büyüklüğünü bağlam belirler.

Alıştırma

Cümleyi bu nottaki iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: The organizer added a late session to ____ the total number of events.

Cevabı göster

bump up

though even her inflated list doesn't include Vatican City,

4:09

gerçi bu şişirilmiş liste bile Vatikan'ı içermiyor,

because given his demographics,

4:11

çünkü demografisi göz önüne alındığında,

divine intervention would be required to take home a gold. Kalıp ifadeler

4:13

eve bir altın madalya götürmek için ilahi bir müdahale gerekirdi.

Kalıp ifadeler

take home a gold: altın madalya kazanmak

Spor haberlerinde “take home a gold”, “altın madalya kazanmak” anlamına gelir. Take home, madalyayı eve götürülen sıradan bir nesne olarak değil, yarışmacının etkinlikten elde ederek ayrıldığı bir sonuç olarak sunar. Burada a gold, a gold medal ifadesinin gayriresmî ve kısaltılmış biçimidir. Aynı kalıp take home a silver, a bronze, a prize veya an award gibi diğer yarışma sonuçlarıyla da kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi bu nottaki dört sözcüklü spor ifadesiyle tamamlayın: At the regional championships, Maya hopes to ____ in the 100 metres.

Cevabı göster

take home a gold

And Vatican City brings us right back to the core of the difficulty with this question.

4:16

Ve Vatikan bizi bu sorunun zorluğunun tam da özüne geri getiriyor.

A consistent definition of country is impossible

4:19

Tutarlı bir ülke tanımı imkansızdır

because your checklist needs to include both Vatican City,

4:22

çünkü kontrol listeniz hem Vatikan'ı içermeli,

the least country-like country that's still a country, Anlatım akışı

4:25

hâlâ bir ülke olan ama en az ülkeye benzeyen ülkeyi,

and also exclude the anti-Vatican City,

4:27

hem de Vatikan'ın zıttını dışlamalıdır,

Hong Kong,

4:29

Hong Kong'u,

the most country-like country that isn't.

4:30

en çok ülkeye benzeyen ama ülke olmayan.

Anlatım akışı

ülkeye en az benzeyen ama yine de ülke olan ülke... ülkeye en çok benzeyen ama ülke olmayan yer

Vurgulanan iki tanımlama aynı kalıbı kullanır: the least/most country-like country biçimindeki üstünlük bildiren isim öbeğini that's still a country/that isn't ilgi cümleciği izler. İkinci bölümde isn't ifadesinden sonra a country sözü anlaşılır ancak tekrarlanmaz. least yerine most, still a country yerine isn't kullanılması, tersine çevirmeyi kolayca izlenebilir hâle getirir. country-like, insanların bir ülkeyle ilişkilendirdiği özelliklere sahip olmak demektir; tek başına hukuki veya siyasi ülke statüsü sağlamaz. Dengeli ifade, basit bir kontrol listesindeki sorunu gösterir: Vatikan tipik bir ülkeye daha az benzer ama ülke sayılır; Hong Kong ise ülkeye daha çok benzer fakat bağımsız bir ülke sayılmaz.

Alıştırma

Bu paralel yapı esas olarak neyi gösteriyor?

  1. Vatikan ile Hong Kong tamamen aynı siyasi statüye sahiptir.
  2. Konuşmacı ülkeleri yalnızca fiziksel büyüklüklerine göre sıralamaktadır.
  3. Bir yere ülke gibi görünmesi ile resmî ülke statüsü birbirine zıt yönleri gösterebilir.
Cevabı göster

Bir yere ülke gibi görünmesi ile resmî ülke statüsü birbirine zıt yönleri gösterebilir.

Also,

4:32

Ayrıca,

don't forget from previous episodes the seemingly endless territories,

4:33

önceki bölümlerde bahsettiğimiz sonsuz gibi görünen bölgeleri de unutmayın,

which look and act like independent countries

4:36

bağımsız ülkeler gibi görünen ve davranan

but just sort of aren't.

4:38

ama öyle olmayan.

And this isn't even bringing up the various nutters who plant a flag on an island or an oil rig, Öbek fiiller

4:40

Ve bu daha, bir adaya veya petrol platformuna bayrak diken,

Öbek fiiller

bringing up: bir konuyu ortaya atmak

Burada bringing up, insanların değerlendirebilmesi veya tartışabilmesi için bir konuyu ortaya atmak ya da konudan söz etmek anlamına gelir. Konu, ifadenin nesnesi olur: bring up an issue, a question veya an example. This isn't even bringing up ... ifadesi, bir şeyin henüz tartışmaya dâhil edilmediğini belirtir. Even, konuşmacının daha ileri ve daha uç bir örnek grubu ekleyebileceğini vurgular; dolayısıyla sorun daha önce anlatılandan daha büyüktür.

Alıştırma

Cümleyi “tartışılmak üzere bir konuyu ortaya atmak” anlamındaki iki sözcüklü öbeksi fiille tamamlayın: At tomorrow's meeting, I need to ____ the delivery delay.

Cevabı göster

bring up

start printing currency on their fancy inkjet,

4:44

havalı mürekkep püskürtmeli yazıcılarında para basmaya başlayan

and declare Deludtopia a new nation.

4:46

ve Deludtopia'yı yeni bir ulus ilan eden çeşitli çatlakları gündeme bile getirmiyor.

So with no checklist to follow,

4:48

Yani takip edilecek bir kontrol listesi olmadan,

where does that leave us? Anlatım akışı

4:49

bu bizi nerede bırakıyor?

Anlatım akışı

Mevcut sonucu sormak için “Where does that leave us?”

Birkaç gerçek, seçenek veya sorun konuşulduktan sonra “Where does that leave us?” kullanılır. “That”, daha önce verilen bilgileri bir araya getirir. “Leave us”, bir yerden ayrılmak değil, “bizi belirli bir durumda bırakmak” veya “bizi bir sonuca götürmek” anlamındadır. Bu soru, konuşmayı bilgilerden bu bilgilerin sonucuna taşır: Şimdi hangi sonuca varabiliriz ve hangi durumdayız?

Alıştırma

Bir grup, planındaki birkaç sorunu gözden geçirmiştir. Bir konuşmacı “Where does that leave us?” diyerek neyi sorar?

  1. Hangi yeri hemen terk etmeliyiz?
  2. Şimdi hangi sonuca veya duruma sahibiz?
  3. Sırada kesin olarak hangi olay gerçekleşecek?
Cevabı göster

Şimdi hangi sonuca veya duruma sahibiz?

The best answer to the question,

4:51

Bu soruya verilecek en iyi cevap,

how many countries,

4:52

kaç tane ülke var sorusuna,

for the foreseeable future Kalıp ifadeler

4:52

öngörülebilir gelecekte,

is probably to say around 200 and leave it at that. Deyimler

4:54

muhtemelen 200 civarında deyip konuyu kapatmaktır.

Kalıp ifadeler

Temkinli bir zaman sınırı olarak “for the foreseeable future”

“For the foreseeable future”, şu anda bildiklerimize dayanarak makul biçimde öngörebildiğimiz gelecek dönem boyunca anlamına gelir. İddiaya bir zaman sınırı koyar: durumun sürmesi beklenmektedir ancak sonsuza kadar süreceği söylenmez. Bu cümlede ifade, “200 civarı” sayısını geleceğe yönelik temkinli bir tahmin hâline getirir. Daha sonraki değişiklikler başka bir tahmini daha uygun kılabilir.

Alıştırma

Hangi cümle, kapanmanın şu anda öngörülebilen gelecek boyunca sürmesinin beklendiğini ancak kalıcı olduğunun söylenmediğini belirtir?

  1. The library will remain closed forever.
  2. The library is closed for now.
  3. The library will remain closed for the foreseeable future.
Cevabı göster

The library will remain closed for the foreseeable future.

Deyimler

leave it at that: konuyu orada bırakmak

leave it at that ifadesinde leave, bir şeyi olduğu gibi bırakmak anlamına gelir; that ise mevcut yanıtı veya tartışmayı gösterir. İfadenin tamamı ayrıntı eklemeyi, tartışmayı ya da konuyu daha fazla araştırmayı bırakmak demektir. Burada tahmin around 200 düzeyinde sonlandırılıyor. Sayıyı daha kesin vermenin yanıtı daha güvenilir hâle getirmeyeceği anlatılıyor.

Alıştırma

Hangi cümlede leave it at that, daha fazla ayrıntı eklemeden tartışmayı bitirmek için doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. Please leave the parcel at that door before noon.
  2. She left the meeting and took the notes with her.
  3. We cannot know the exact cost, so let's say about £500 and leave it at that.
Cevabı göster

We cannot know the exact cost, so let's say about £500 and leave it at that.

An answer with more significant figures implies more agreement than there really is Notlar

4:57

Daha kesin rakamlar içeren bir cevap, gerçekte olduğundan daha fazla bir fikir birliği olduğunu ima eder

Kelime

significant figures: anlamlı rakamlar

Significant figures, yani anlamlı rakamlar, standart kurallara göre sıfır olmayan ilk rakamdan başlayarak sayılan ve bir sayının belirtilen hassasiyetini taşıyan rakamlardır. Örneğin gösterim hassasiyet düzeyini belirtmiyorsa 200 belirsiz olabilir. Bu cümlede teknik terim, sahte hassasiyeti eleştirmek için kullanılıyor. Daha fazla rakam vermek, gerçekte böyle bir uzlaşma olmasa bile tam sayı üzerinde daha güçlü bir uzlaşma varmış izlenimi verir.

Alıştırma

Bu cümlede significant figures ne anlama geliyor?

  1. Yalnızca ondalık işaretinden sonra görünen rakamlar
  2. Bir grafikte gösterilen önemli kişiler
  3. Hassasiyeti ifade eden anlamlı rakamlar ve ek rakamların temelsiz bir uzlaşma izlenimi vermesi
Cevabı göster

Hassasiyeti ifade eden anlamlı rakamlar ve ek rakamların temelsiz bir uzlaşma izlenimi vermesi

Dilbilgisi

Gerçekte var olandan daha fazla uzlaşma ima etmek

Bu ifade, ek anlamlı basamakların daha güçlü bir uzlaşma izlenimi yarattığını, ancak gerçek uzlaşma düzeyinin daha düşük olduğunu anlatır. more X than there really is kalıbı, görünürde olan veya ima edilen X miktarını gerçekte var olan miktarla karşılaştırır. there really is içindeki there bir yeri değil, varlığı belirtir; is sonrasında agreement anlaşılır ve tekrarı önlemek için söylenmez.

Alıştırma

Görünürdeki miktarı gerçekte var olan miktarla karşılaştıran dört kelimelik kalıbı kullanarak cümleyi tamamlayın: The report's exact percentage suggests more certainty ____.

Cevabı göster

than there really is

because ultimately,

5:02

çünkü en nihayetinde,

what makes a country a country is Dilbilgisi

5:03

bir ülkeyi ülke yapan şey,

if other countries think that country is a country.

5:05

diğer ülkelerin o ülkenin bir ülke olduğunu düşünmesidir.

Dilbilgisi

What makes A A is if B: A'yı tanımlayan ölçüt

what makes a country a country başlangıcı, bir şeye ülke statüsünü neyin verdiğini anlatır. is sonrasındaki bölüm belirleyici ölçütü sunar: Diğer ülkeler onu ülke olarak görür. country sözcüğünün tekrarı bilinçlidir; yeni bir tanım eklemek yerine tanımı tanınma noktasında toplar. Burada if bir ölçütü tanıtır ve whether anlamına yakındır; sıradan bir varsayımsal koşul sunmaz.

Alıştırma

Okulun tanımasının belirleyici ölçüt olduğunu özenli yazılı İngilizcede en açık biçimde hangi cümle ifade eder?

  1. What makes a club official is if the school recognizes it.
  2. The school recognizes the club because it is official.
  3. What makes a club official is whether the school recognizes it.
Cevabı göster

What makes a club official is whether the school recognizes it.