Babam Tam Bir Şakacı! | Şakalaşmak | Bluey: İngilizce çalışma notları

Bluey - Official Channel

Öğrenme zorluğu
199 kelime 145 kel/dk

Video özeti: Bluey ile Bingo, babalarını kendileriyle alay etmekle suçlar ve muzlar, ses düğmesi ve buzlu şekerle ilgili şakalarını kanıt olarak hatırlatır. Babaları sonunda bunu kabul eder, ancak çocukların aile içindeki şakalaşmaların yalnızca kendi taraflarını anlattığını söyleyerek itiraz eder. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. You're kidding. — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: Bu yaygın konuşma tepkisini, birinin gerçekten şaka yaptığını söyleyen düz anlamlı bir cümle olarak değil, şaşkınlık ya da inanmama ifadesi olarak anlayın. İnanılması güç bir haber duyduğunuzda doğal bir tepki olarak kullanabilirsiniz. 2. I maintain my innocence. — Sözcük Anlamı ve Dil Düzeyi: Sıradan bir aile tartışmasındaki bu savunmanın bilerek resmî, neredeyse hukuki bir tonda kurulduğunu fark edin. Daha basit gündelik inkârlarla karşılaştırabilir ve beklenmedik dil düzeyi değişiminin nasıl mizah yarattığını anlayabilirsiniz. 3. only telling half the story. — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: Bunu, bir hikâyenin yarısının gerçekten eksik olması şeklinde değil, kişinin yalnızca kendi görüşünü destekleyen gerçekleri sunması yönünde bir suçlama olarak anlayın. Tek taraflı bir anlatıma itiraz ederken ve başka bir bakış açısı getirirken kullanabilirsiniz.

Bu derste

What?

0:00

Ne?

You're kidding. Deyimler

0:01

Şaka yapıyorsun.

Deyimler

You're kidding. ile şaşkınlık belirtme

You're kidding. şaşırtıcı veya inanılması zor bir haber duyulduğunda verilen yaygın bir konuşma dili tepkisidir. Burada “Gerçekten mi?” veya “Yok artık” anlamına gelir; karşıdaki kişinin gerçekten şaka yaptığını söyleyen kelimesi kelimesine bir iddia değildir. Yapı olarak bir bildirme cümlesi olsa da onay isteme işlevi görebilir: konuşan kişi inanmakta zorlandığını gösterir ve karşısındakini haberi doğrulamaya davet eder. Ton, ifadenin şakacı bir şaşkınlık, sevinç veya kızgınlık olarak duyulmasını belirler.

Alıştırma

You're kidding. şaşırtıcı bir haberden sonra söylendiğinde büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Konuşan kişi birinin bir çocuğu eğlendirdiğini söylüyordur.
  2. Konuşan kişi haberi zaten biliyordur.
  3. Konuşan kişi şaşırmıştır veya habere inanmakta zorlanıyordur.
Cevabı göster

Konuşan kişi şaşırmıştır veya habere inanmakta zorlanıyordur.

Probably get about 5 bucks for the pair of you. Notlar

0:02

İkiniz için muhtemelen 5 dolar falan alırım.

Dilbilgisi

Bağlama bağlı eksiltme olarak Probably get

Probably get bağlama bağlı bir konuşma dili parçasıdır. Bu cümlede, başta anlaşılması gereken bölüm yaklaşık olarak I'd şeklindedir; dolayısıyla düşüncenin tamamı I'd probably get about 5 bucks for the pair of you. olur. Probably, get fiilini niteleyen bir zarftır; özne değildir. Günlük konuşmada bağlamdan çıkarılabilen bir özne ve modal ya da yardımcı fiil atılabilir. Ancak eksik sözcüklerin tam olarak ne olduğu probably sözcüğünden değil, bağlamdan anlaşılır.

Alıştırma

Bu bağlamda Probably get about 5 bucks for the pair of you. parçasını en iyi tamamlayan cümle hangisidir?

  1. You'd definitely get five bucks for each person.
  2. I'd probably get about five bucks for the pair of you.
  3. They'd probably give each of you five bucks.
Cevabı göster

I'd probably get about five bucks for the pair of you.

Kelime

5 bucks: five dollars ifadesinin gündelik biçimi

5 bucks, five dollars yani beş dolar demektir. Buck, bir dolar için kullanılan sayılabilir ve gündelik bir addır; bu nedenle five sayısından sonra çoğul biçimi olan bucks kullanılır. Burada konuşmacı iki kişiye çok düşük bir değer biçerek şaka yapıyor. Fiyat bağlamı, bucks sözcüğünün parayı anlattığını gösterir; beş erkek geyik anlamına gelmez.

Alıştırma

Gündelik bir konuşmada "The ticket was five bucks" ne anlama gelir?

  1. Beş sterline mal oldu.
  2. Beş erkek geyikten söz ediyordu.
  3. Beş dolara mal oldu.
Cevabı göster

Beş dolara mal oldu.

Kalıp ifadeler

the pair of you: iki kişiyi tek bir grup olarak ele almak

The pair of you, the two of you yani ikiniz anlamına gelir ve iki kişiyi tek bir bütün olarak sunar. Pair grubu belirten sözcüktür; of you ise bu gruptaki iki kişinin kim olduğunu gösterir. Bu cümlede ifade, konuşmacının iki kişiye birlikte tek bir fiyat biçerek şaka yapmasını sağlar. Başka durumlarda tam olarak iki kişiye bir grup olarak hitap etmek veya onlardan bu şekilde söz etmek için kullanılabilir.

Alıştırma

Bir antrenör tam olarak iki oyuncuyla konuşuyor ve onları tek bir grup olarak ele almak istiyor. Hangi cümle uygundur?

  1. Each of you can carry the equipment alone.
  2. The pair of you can carry the equipment together.
  3. All of you can carry the equipment together.
Cevabı göster

The pair of you can carry the equipment together.

Dad.

0:05

Baba.

You'll have to get used to eating bananas all the time. Notlar

0:05

Sürekli muz yemeye alışmanız gerekecek.

Dilbilgisi

You'll have to: gelecekteki zorunluluk

You'll have to, you will have to ifadesinin kısaltılmış biçimidir. Beklenen bir gelecek durumunun bir eylemi gerekli hâle getireceğini anlatır. Yapı have to + fiilin yalın hâlidir; bu nedenle burada get kullanılır. Cümle yalnızca karşıdaki kişinin gelecekte ne yapacağını tahmin etmez. O duruma alışmayı, kişinin uygulamada yapmak zorunda kalacağı bir şey olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi you will have to ifadesinin kısaltmasıyla tamamlayın: Because the last bus leaves at ten, ____ leave the party early.

Cevabı göster

you'll have to

Dilbilgisi

get used to eating: to + -ing

Get used to eating, zaman içinde bir şeyi yemeye alışmak anlamına gelir. get used to + isim veya -ing biçimi yapısında to bir edattır; bu nedenle ardından eat değil eating gelir. Get bir değişim sürecini vurgular: Eylem başta yabancı gelebilir, ancak giderek normalleşir. Yalnızca zaten var olan bir alışkanlığı anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi work fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: After a month on the night shift, I'm getting used to ____ at night.

Cevabı göster

working

Kalıp ifadeler

all the time: çok sık veya neredeyse sürekli

All the time, “çok sık”, “tekrar tekrar” ya da devam eden bir durum için “neredeyse sürekli” anlamına gelen kalıplaşmış bir sıklık ifadesidir. all + the + time sözcüklerinin düz anlamlarını toplamak yerine ifadeyi bir bütün olarak anlayın. Burada muz yemenin ne kadar sık olacağı abartılıyor. Her saniye hiç ara vermeden demek zorunda değildir; “tekrar tekrar” şeklinde eğlenceli bir etki yaratır.

Alıştırma

“My neighbour plays loud music all the time,” cümlesinde all the time ne anlama gelir?

  1. Tam olarak belirli bir anda
  2. Planlanmış tam bir saat boyunca
  3. Çok sık veya neredeyse sürekli
Cevabı göster

Çok sık veya neredeyse sürekli

I'd forgotten that. Dilbilgisi

0:09

Bunu unutmuştum.

Dilbilgisi

I'd forgotten that: I'd, I had anlamındadır

I'd forgotten that cümlesinde I'd, I had'in kısaltmasıdır; çünkü forgotten geçmiş zaman ortacıdır. I'd, I would anlamına gelseydi sonraki fiil normalde yalın biçimde olurdu: I'd forget. Past perfect yapısı had forgotten, unutma durumunu daha sonraki bir geçmiş noktasından önceye yerleştirir. Burada bu nokta, konuşanın kendisine hatırlatıldıktan sonra yeniden hatırladığı andır. Doğal anlamı “Şimdi hatırlayana kadar bunu unutmuştum”dur.

Alıştırma

“I'd forgotten the key was under the mat,” cümlesinde I'd hangi ifadenin kısaltmasıdır?

  1. I did
  2. I would
  3. I had
Cevabı göster

I had

See, teasing.

0:10

Bak, dalga geçiyor.

But you kids love bananas.

0:12

Ama siz çocuklar muzu seversiniz.

And what about volume knob? Anlatım akışı

0:15

Peki ya ses düğmesi ne olacak?

Anlatım akışı

what about volume knob? ile başka bir noktayı gündeme getirmek

Burada what about volume knob? tartışmaya başka bir örnek getirir. Yalnızca bir düğme hakkında bilgi istemek yerine “Ses düğmesi örneği söylediklerimize nasıl uyuyor?” anlamına gelir. What about + isim veya durum? kalıbı, gözden kaçmış olabilecek bir noktaya dikkati yöneltebilir. Kanıt eklemek, itirazda bulunmak veya önceki iddiayı sorgulamak için kullanılabilir.

Alıştırma

Bu konuşmada what about volume knob? ifadesinin temel işlevi nedir?

  1. “Ses düğmesi” ifadesinin tanımını sormak
  2. Tartışmayı bitirmek
  3. Önceki iddiayı sorgulayabilecek başka bir örnek sunmak
Cevabı göster

Önceki iddiayı sorgulayabilecek başka bir örnek sunmak

Volume knob isn't teasing. Dilbilgisi

0:17

Ses düğmesi dalga geçmek değildir.

Is it?

0:19

Değil mi?

Dilbilgisi

isn't teasing. Is it? ifadesini ayrılmış bir onay sorusu olarak kullanmak

Konuşmacı önce olumsuz bir yargıda bulunur: Volume knob isn't teasing. Ardından gelen kısa Is it? sorusu bu yargıya gönderme yaparak onay ister; yeni ve ilgisiz bir soru başlatmaz. Bu kullanım, tek cümlelik Volume knob isn't teasing, is it? eklenti sorusu gibi çalışır. Olumsuz bir bildirimden sonra olumlu is it? eklentisi gelir. Buradaki nokta daha belirgin bir duraklama oluşturur ve onay isteğini öne çıkarır.

Alıştırma

Volume knob isn't teasing. Is it? cümlelerinde Is it? ne işe yarar?

  1. Konuşmacının yanıta ihtiyacı olmadığını gösterir.
  2. Önceki olumsuz yargının doğru olup olmadığını kontrol eder.
  3. Tamamen ilgisiz yeni bir soru başlatır.
Cevabı göster

Önceki olumsuz yargının doğru olup olmadığını kontrol eder.

Uh Dad.

0:22

Hıı Baba.

Yeah, mate. Kelime

0:24

Evet, dostum.

Kelime

Samimi ve gayriresmî bir hitap olarak mate

Burada mate, karşıdaki kişiye dostça ve samimi biçimde hitap etmek için kullanılır. “Yeah, mate,” cümlesinde yanıta sıcaklık ve yakınlık katar; kişinin konuşanın eşi olduğunu belirtmez veya aralarındaki ilişkiyi resmî olarak tanımlamaz. Bu kullanım özellikle Avustralya ve Britanya İngilizcesinde yaygındır. Verilen tavır bağlama ve ses tonuna göre değişir: burada sevecen gelirken başka bir yerde sert veya kızgın duyulabilir.

Alıştırma

“Yeah, mate” cümlesinde mate ne işe yarar?

  1. Dinleyenin konuşanın eşi olduğunu söyler.
  2. Dinleyene samimi ve sıcak bir biçimde hitap eder.
  3. Dinleyene resmî bir unvan verir.
Cevabı göster

Dinleyene samimi ve sıcak bir biçimde hitap eder.

I need you to wipe my bottom. Dilbilgisi

0:24

Popomu silmeni istiyorum.

Dilbilgisi

I need you to + fiil: başka bir kişiden eylem isteme

I need + kişi + to + fiilin yalın hâli yapısı, adı verilen kişinin eylemi yapmasının beklendiği anlamına gelir. “I need you to wipe my bottom” cümlesinde wipe eylemini yapan you iken ihtiyacı ifade eden kişi I’dır. Bu yapı, bağlama ve ses tonuna göre pratik bir ihtiyacı, doğrudan bir isteği veya talimatı ifade edebilir.

Alıştırma

Merdiveni konuşan değil Alex tutacak şekilde cümleyi I need + kişi + to yapısıyla tamamlayın: Alex, I ____ hold the ladder while I climb.

Cevabı göster

need you to

Oh, well, I definitely would like to help you wipe your Ton ve niyet

0:27

Oh, peki, kesinlikle silmene yardım etmek isterim...

Ton ve niyet

would like to help you: tereddütlü duyulabilen kibar isteklilik

Would like to help you, yardım etme isteğini kibarca ifade etmenin bir yoludur. want to ile karşılaştırıldığında would like to daha yumuşak ve nazik duyulur. Burada konuşan kişi isteği aslında duyamamıştır. Oh, well, I definitely girişi ve sözleri uzatarak söylemesi, bu kibar kalıbı zaman kazanmaya veya utandırıcı bir anı örtmeye çalışıyormuş gibi gösterir. İfade tek başına her zaman tereddüt bildirmez; bu etki söyleyişten ve bağlamdan doğar.

Alıştırma

Bu cümlede would like to help you ne anlatıyor?

  1. Dinleyene yardım etmesini söyleyen doğrudan bir emir.
  2. Kibar bir yardım isteği; bu söyleyişte ayrıca tereddüt veya zaman kazanma etkisi vardır.
  3. Yardımın zaten tamamlandığına dair bir söz.
Cevabı göster

Kibar bir yardım isteği; bu söyleyişte ayrıca tereddüt veya zaman kazanma etkisi vardır.

Dad, turn your volume up. Öbek fiiller

0:31

Baba, sesini aç.

Öbek fiiller

turn your volume up: turn ... up ile sesi yükseltmek

Turn ... up, ses, ısı veya parlaklık gibi bir şeyin “seviyesini artırmak” anlamına gelen ayrılabilir bir öbek fiildir. turn your volume up içinde up, yukarı doğru hareketi değil, sesin daha yüksek olmasını belirtir. Buradaki your volume, bir insanın sesini cihaz kumandası varmış gibi anlatır. Pratik mesaj “daha yüksek sesle konuş”tur; cihazlara özgü bu anlatım ise cümleye şakacı bir ton katar.

Alıştırma

“Sesi yükseltmek” anlamındaki öbek fiili tamamlayın: The film is too quiet. Please turn the volume ____.

Cevabı göster

up

I had a faulty volume knob. Deyimler

0:34

Bozuk bir ses düğmem vardı.

Deyimler

faulty volume knob: cihaz üzerinden yapılan şakacı bir mecaz

Bu cümlede faulty volume knob, konuşanın vücuduna takılı gerçek bir nesne değildir. İnsanın sesiyle bir cihazın ses kontrolü arasında daha önce kurulan benzetmeyi sürdürür: konuşan, işitme ya da ses düzeyiyle ilgili sorunu düğme bozulmuş gibi şakayla açıklar. Mizah, insan davranışının bir makine arızası gibi anlatılmasından doğar. Bir konuşmada insanlara hayali kontroller veya ayarlar veriliyorsa cihazlarla ilgili dili bu eğlenceli mecazın bir parçası olarak yorumla.

Alıştırma

Bu bağlamda I had a faulty volume knob cümlesi neden komiktir?

  1. İnsanın sesini veya işitmesini, kontrolü bozulmuş bir cihaz gibi ele alır.
  2. Volume sözcüğünün yalnızca bir kitap dizisindeki cilt anlamına gelebileceğini söyler.
  3. Konuşanın gerçek bir ses kontrolünü tamir ettiğini bildirir.
Cevabı göster

İnsanın sesini veya işitmesini, kontrolü bozulmuş bir cihaz gibi ele alır.

Well, I know one thing that is definitely teasing. Anlatım akışı

0:37

Kesinlikle dalga geçmek olan bir şey biliyorum.

Anlatım akışı

one thing that is definitely teasing: açık bir örnek sunma

One thing that is ... konuşanın düşüncesini düzenler. Konuşanın belirgin bir örneği ya da kanıtı olduğunu bildirir ve dinleyiciyi ardından gelecek açıklamaya hazırlar; burada one sözcüğünün asıl işlevi tam bir sayım yapmak değildir. Definitely kesinlik katar. Konuşan, örneği tartışmasız biçimde teasing sayılan bir şey olarak sunar.

Alıştırma

Bu cümlede one thing that is ... yapısının temel söylem işlevi nedir?

  1. Belirgin bir örnek ya da kanıt sunar.
  2. Yalnızca bir şeyin var olduğunu ısrarla söyler.
  3. Teasing sözcüğünün anlamını sorar.
Cevabı göster

Belirgin bir örnek ya da kanıt sunar.

Uh and what is that?

0:40

Hıı, o nedir?

Oh, Bluey.

0:46

Oh, Bluey.

How could you? Ton ve niyet

0:47

Bunu nasıl yapabildin?

Ton ve niyet

How could you?: duygusal bir suçlama

Burada How could you? kullanılan yöntemin açıklanmasını isteyen bir soru değildir. Yaklaşık olarak “Bunu nasıl yapabildin?” anlamına gelen, duygu yüklü bir retorik sorudur. Hangi eylemden söz edildiği bağlamdan belli olduğu için eylem ayrıca söylenmez. Konuşan kişi bu ifadeyle şaşkınlık, incinme veya suçlama gösterir. Ses tonuna ve kişiler arasındaki ilişkiye göre tepki samimi ve ciddi olabilir ya da şaka yollu abartılabilir.

Alıştırma

Bir arkadaşınız saklamasını istediğiniz bir sırrı açıkladı. “How could you?” diyorsunuz. Bu soru burada ne ifade eder?

  1. Arkadaşın yardım edip edemeyeceğini sorar.
  2. Şaşkınlık, incinme veya suçlama ifade eder.
  3. Arkadaşın hangi yöntemi kullandığını sorar.
Cevabı göster

Şaşkınlık, incinme veya suçlama ifade eder.

It wasn't me. Ton ve niyet

0:48

Ben değildim.

Ton ve niyet

It wasn't me: sorumluluğu hızlıca reddetmek

It wasn't me sorumluluğu hızlı ve doğrudan reddeden bir konuşma ifadesidir: “Bunu yapan kişi ben değildim.” Burada it, It was Sam / It wasn't me gibi kişiyi belirleyen bir yapının parçasıdır; somut bir nesneyi adlandırmaz. Olay veya suçlama zaten bilindiği için eylemi ayrıca söylemek gerekmez. I didn't do it eylemi açıkça reddederken It wasn't me sorumlu kişinin kim olduğuna odaklanır.

Alıştırma

it, wasn't ve me sözcüklerini kullanarak kısa inkârı tamamlayın: “Who broke the lamp?” “____. I wasn't even home.”

Cevabı göster

It wasn't me

It was you.

0:50

Sendin.

I maintain my innocence. Kelime

0:52

Masum olduğumu savunuyorum.

Kelime

resmî bir inkâr olarak maintain my innocence

Bu cümlede maintain, “onarım yapmak veya bakımını yapmak” değil, “kararlılıkla ileri sürmeye devam etmek” anlamına gelir. I maintain my innocence, “Yanlış bir şey yapmadığım konusunda ısrar etmeye devam ediyorum” demektir. Bu sözler resmî bir hukuk savunması gibi gelir. Küçük bir günlük tartışmada kullanıldığında konuşan kişi bilerek aşırı ciddi görünür ve bu da mizah yaratır.

Alıştırma

Bir arkadaşınız son bisküviyi aldığınızı söyleyerek şaka yollu sizi suçluyor. Hangi cevap bilerek resmî bir hukuk savunması gibi gelir?

  1. It wasn't me.
  2. I maintain my innocence.
  3. I didn't take the biscuit.
Cevabı göster

I maintain my innocence.

Well what about when I ask you to open my ice block? Notlar

0:55

Peki ya senden buzlu dondurmamı açmanı istediğimde ne olacak?

Anlatım akışı

belirli bir durumu ortaya koyan what about when

What about when + yan cümle, belirli bir durumu örnek, itiraz veya karşı örnek olarak tartışmaya dâhil eder. Burada when I ask you to open my ice block, konuşanın karşı taraftan açıklamasını istediği somut durumu verir. Bu yapı esas olarak bir şeyin saat kaçta olduğunu sormaz. Yaklaşık olarak “İddian bu duruma nasıl uyuyor?” anlamına gelir.

Alıştırma

Belirli bir durumu karşı örnek olarak ortaya koyan üç sözcüklü yapıyla soruyu tamamlayın: ____ the power goes out during the test?

Cevabı göster

What about when

Kültür

ice block: Avustralya İngilizcesinde dondurulmuş bir tatlı

Bu Avustralya İngilizcesi bağlamında ice block, genellikle ambalaj içinde satılan meyveli buz gibi dondurulmuş bir tatlı anlamına gelir. Sıradan bir buz parçası anlamına gelmez. open my ice block ifadesindeki open, çocuğun yiyebilmesi için ambalajı açmak demektir. Eylem ve bölgesel bağlam, amaçlanan anlamı gösterir.

Alıştırma

Bu Avustralya İngilizcesi cümlesinde ice block ne anlama geliyor?

  1. Meyveli buza benzeyen, ambalajlı dondurulmuş bir tatlı
  2. Büyük bir sıradan buz kütlesi
  3. İçecek için küçük bir buz küpü
Cevabı göster

Meyveli buza benzeyen, ambalajlı dondurulmuş bir tatlı

Well, I'm sure I'd just open your ice block and give it straight to you. Notlar

0:59

Eminim sadece buzunu açıp doğrudan sana veririm.

Ton ve niyet

I'm sure I'd just...: kendinden emin varsayımsal bir yanıt

I'm sure I'd just... ifadesinde I'd, ardından open fiilinin yalın hâli geldiği için I would anlamındadır. Konuşan kişi, tamamlanmış bir eylemi anlatmak yerine hayalî bir durumda ne yapacağına inandığını söylüyor. I'm sure güven duygusu eklerken just eylemi basit veya çok doğal bir şey gibi sunar. Bir tartışmada bu birleşim savunmacı da duyulabilir; konuşan kişi kendi tepkisini normal tepki olarak gösterir.

Alıştırma

Bu cümlenin en uygun anlamını seçin: I'm sure I'd just call her.

  1. Konuşan kişi, o durumda onu aramanın yapacağı basit şey olduğuna inanıyor.
  2. Konuşan kişi onu daha önce aradığından emin.
  3. Konuşan kişi onu aramanın mümkün olup olmadığından emin değil.
Cevabı göster

Konuşan kişi, o durumda onu aramanın yapacağı basit şey olduğuna inanıyor.

Kalıp ifadeler

give it straight to you: doğrudan teslim etme

give it straight to you ifadesinde straight, “doğrudan” anlamına gelir. Nesnenin önce başka bir kişiye ya da yere gitmeden sana ulaştığını gösterir. Kullanılabilir kalıp give + nesne + straight to + alıcı şeklindedir. Straight, nesnenin şeklini değil, verme yolunun veya sürecinin doğrudan olduğunu anlatır. Genellikle arada başka bir adım olmadığını düşündürür, ancak tek başına her zaman “hemen” anlamına gelmez.

Alıştırma

"She handed the letter straight to me" ne anlama gelir?

  1. Mektubun üzerine düz bir çizgi çizdi.
  2. Mektup hakkında benimle açıkça konuştu.
  3. Mektup başka birinden geçmeden doğrudan bana verildi.
Cevabı göster

Mektup başka birinden geçmeden doğrudan bana verildi.

Dad, can you open this? Ton ve niyet

1:05

Baba, bunu açabilir misin?

Ton ve niyet

Can you open this?: günlük bir rica

Can you open this? cümlesinde Can you + fiilin yalın hâli...? yapısı bir rica işlevi görür: konuşan kişi karşısındaki kişinin nesneyi açmasını ister. Yapı biçim olarak yetenekten söz etse de günlük bağlam, asıl anlamı çoğu zaman “Lütfen bunu yap” hâline getirir. Uygun bir yanıt yalnızca yetenek sorusunu değil, ricanın kendisini karşılar.

Alıştırma

"Dad, can you open this?" cümlesinde konuşan kişi esas olarak ne yapıyor?

  1. Babanın nesneyi zaten açtığını söylemek
  2. Babanın bir şeyleri açacak fiziksel yeteneği olup olmadığını sınamak
  3. Babadan nesneyi açmasına yardım etmesini istemek
Cevabı göster

Babadan nesneyi açmasına yardım etmesini istemek

Yep.

1:08

Evet.

Thanks, Bingo.

1:11

Teşekkürler, Bingo.

Where's yours? Dilbilgisi

1:14

Seninki nerede?

Dilbilgisi

Where's yours?: yours sözcüğünü isim olmadan kullanmak

Where's yours? cümlesindeki yours, tek başına kullanılabilen bir iyelik zamiridir. Burada your ice block ifadesinin yerini alır; hangi nesneden söz edildiğini herkes bildiği için isim söylenmez. Your sözcüğünden farklı olarak yours tek başına kullanılabilir. Bilinen bir ismi tekrarlamamak için Where's your ice block? yerine Where's yours? denebilir.

Alıştırma

Cümleyi your sözcüğünün bağımsız iyelik biçimiyle tamamlayın: My bag is on the chair. Where is ____?

Cevabı göster

yours

Daddy.

1:16

Babacığım.

Okay.

1:18

Tamam.

That one probably was teasing. Ton ve niyet

1:18

O muhtemelen dalga geçmekti.

Ton ve niyet

probably was teasing: temkinli bir kabulde bulunmak

Burada probably, was teasing ifadesinin tamamını etkiler: konuşan kişi önceki davranışın büyük olasılıkla takılma olduğuna artık karar vermektedir. Probably bu kabulü ortadan kaldırmaz; biraz belirsizlik bıraksa da konuşanın evet yönünde düşündüğünü gösterir. Bu nedenle cevap temkinli bir taviz niteliğindedir. Konuşan kişi kesin biçimde That was teasing demek yerine önceki görüşünü daha yumuşak bir şekilde düzeltir.

Alıştırma

Probably was teasing burada nasıl bir tutum ifade ediyor?

  1. Konuşan kişi bunun takılma olmadığından emin.
  2. Konuşan kişi davranış hakkında herhangi bir değerlendirme yapmayı reddediyor.
  3. Konuşan kişi bunun büyük olasılıkla takılma olduğunu düşünüyor ancak tamamen emin değil.
Cevabı göster

Konuşan kişi bunun büyük olasılıkla takılma olduğunu düşünüyor ancak tamamen emin değil.

Sorry, Bingo.

1:20

Özür dilerim, Bingo.

See.

1:22

Bak.

I think you're right, kids. Ton ve niyet

1:23

Sanırım haklısınız çocuklar.

Ton ve niyet

I think you're right: yumuşatılmış katılma ifadesi

Bu yanıtta I think you're right, karşıdaki kişinin görüşünün doğru olduğunu kabul eder. Birini dinledikten sonra ona katılmayı veya fikir değiştirmeyi gösterebilir. I think, bu katılmayı konuşanın düşünüp vardığı bir sonuç olarak sunar ve ifadeyi yalnızca You're right demekten daha az keskin hâle getirir. Burada söyleyişi yumuşatır; konuşanın aslında gizlice karşı çıktığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu yanıtta I think you're right genellikle ne işe yarar?

  1. Karşıdaki kişiden fikri yeniden açıklamasını ister.
  2. Karşıdaki kişinin muhtemelen yanlış olduğunu söyler.
  3. Karşıdaki kişinin görüşünün doğru olduğunu nazikçe kabul eder.
Cevabı göster

Karşıdaki kişinin görüşünün doğru olduğunu nazikçe kabul eder.

Dad is a big teaser. Kelime

1:24

Baba büyük bir dalgacı.

Kelime

a big teaser: insanlara takılmayı seven kişi

a big teaser ifadesindeki teaser, diğer insanlara sık sık takılan veya onları şakayla kızdıran kişi demektir. Eylemi yapan kişiyi belirten -er eki, tease fiilinden bu eylemi yapan kişiyi anlatan bir isim oluşturur. Big burada tanımı güçlendirir; kişinin bunu çok veya sık yaptığını belirtir, fiziksel olarak büyük olduğunu değil. Özne Dad olduğu için burada kısa bir tanıtım içeriği anlamı değil, kişi anlamı uygundur.

Alıştırma

Dad is a big teaser cümlesinde teaser ne anlama gelir?

  1. Diğer insanlara sık sık takılan kişi
  2. Kısa bir tanıtım ön gösterimi
  3. Fiziksel olarak büyük bir kişi
Cevabı göster

Diğer insanlara sık sık takılan kişi

Yeah.

1:26

Evet.

Hang on. Ton ve niyet

1:27

Bekle.

Hang on.

1:28

Dur.

Ton ve niyet

Sözü kesip kısa bir duraklama istemek için Hang on. Hang on.

Burada Hang on, “bir dakika bekleyin” anlamına gelir. Konuşan kişi, diğerlerini kısa süreliğine durdurup cevap verme sırasını almak için bunu kullanır; ifade fiziksel olarak bir yere asılmak ya da bu sahnede telefon hattında kalmak anlamına gelmez. Tekrarlanması, araya girişi daha acil ve vurgulu hâle getirir: konuşan kişi diğerlerinin hemen durmasını ister.

Alıştırma

Bu konuşmada kişi Hang on. Hang on. diyerek ne yapıyor?

  1. Onlardan telefon hattında kalmalarını istiyor.
  2. Onlara bir yere asılmalarını söylüyor.
  3. Cevap verebilmek için diğerlerinden durmalarını istiyor.
Cevabı göster

Cevap verebilmek için diğerlerinden durmalarını istiyor.

As usual, you mob are only telling half the story. Notlar

1:29

Her zamanki gibi, siz tayfa hikayenin sadece yarısını anlatıyorsunuz.

Kalıp ifadeler

Tekrarlanan bir düzeni sunmak için As usual,

As usual, “normalde olduğu gibi” anlamına gelir. Cümlenin başında kullanıldığında bütün ifadeyi tanıdık ve tekrarlanan bir düzenin parçası olarak sunar. İfade kendi başına tarafsız, olumlu ya da olumsuz olabilir. Burada ardından gelen olumsuz iddia, ifadeye hafif bir eleştiri katar: konuşan kişi bu grubun sık sık hikâyenin yalnızca bir kısmını anlattığını ima eder.

Alıştırma

As usual, the bus is late. cümlesinde As usual neyi ima eder?

  1. Otobüsün geç kalması tekrarlanan bir düzene uyuyor.
  2. Otobüs normalde erken gelir.
  3. Otobüs ilk kez geç kalıyor.
Cevabı göster

Otobüsün geç kalması tekrarlanan bir düzene uyuyor.

Kelime

you mob: bir gruba yönelik Avustralya İngilizcesi hitabı

You mob, Avustralya İngilizcesinde birkaç kişiye tek bir grup olarak hitap etmenin gündelik bir yoludur. Burada you çocukları gösterir, mob ise onları bir grup olarak toplar; anlamı you lot veya all of you ifadelerine yakındır. Bu aile konuşmasında ifade tanıdık ve hafifçe sitemkâr duyulur. Çocukları öfkeli bir kalabalık ya da suç çetesi olmakla suçlamaz.

Alıştırma

Bu cümlede you mob ne anlama geliyor?

  1. Yalnızca bir kişiye yönelik hitap
  2. Bir grup insana yönelik gündelik bir hitap
  3. Onların bir suç çetesi olduğu suçlaması
Cevabı göster

Bir grup insana yönelik gündelik bir hitap

Deyimler

only telling half the story: olayın yalnızca bir kısmını anlatmak

Only telling half the story mecazi bir ifadedir. İlgili gerçeklerin yalnızca bir kısmını aktarıp başkalarının durumu değerlendirme biçimini değiştirebilecek bilgileri dışarıda bırakmak anlamına gelir. Half tam olarak yüzde 50 demek değildir. Only eleştiriyi güçlendirir: Konuşan kişi anlatımın eksik veya tek taraflı olduğunu düşünür.

Alıştırma

Cümleyi derste geçen, only ile başlayan ve “eksik bir anlatım sunmak” anlamına gelen beş kelimelik ifadeyle tamamlayın: The article is ____; it leaves out the strongest evidence from the other side.

Cevabı göster

only telling half the story

Diplodocus?

1:33

Diplodocus mu?

That's it. Ton ve niyet

1:36

İşte bu.

Ton ve niyet

That's it: Doğru cevabı onaylama

Bu konuşmada That's it., az önce söylenen kelimenin doğru cevap veya şifre olduğunu onaylar. “Evet, doğru olan bu” demektir; “Etkinlik bitti” anlamına gelmez. That's it. bağlama göre anlam kazanır ve daha önce söylenmiş ya da belirlenmiş bir şeye gönderme yapar. Yorumlarken it sözcüğünün neyi gösterdiğine ve konuşanın bir şeyi onaylayıp onaylamadığına, bitirip bitirmediğine veya bir sınır koyup koymadığına bakın.

Alıştırma

A: Is the password 'Bluebird'? B: That's it. B ne demek istiyor?

  1. Oyunun bittiğini söylüyor.
  2. A'yı konuşmayı bırakması için uyarıyor.
  3. Şifrenin doğru olduğunu onaylıyor.
Cevabı göster

Şifrenin doğru olduğunu onaylıyor.

Hey,

1:39

Hey,

you can't get through here without a password. Öbek fiiller

1:39

buradan parola olmadan geçemezsin.

Öbek fiiller

get through here without a password: Şifresiz geçiş yapılamaz

Burada get through here, bu noktadan veya engelden geçmek demektir. here fiziksel bir konumu belirtir; bu yüzden get through bir şeyi anlamayı ya da bir zorluğa dayanmayı değil, hareketi veya geçiş iznini anlatır. without a password eksik olan zorunlu koşulu belirtir. can't + fiil + without + isim kalıbı, o şey mevcut değilse eylemin imkânsız olduğunu anlatır: geçmek için şifre gerekir.

Alıştırma

“Bu kontrol noktasından geçmek” anlamına gelen, derste öğrendiğiniz öbeksi fiille cümleyi tamamlayın: You can't ____ this checkpoint without a visitor pass.

Cevabı göster

get through

Intruder, intruder. Kelime

1:42

Davetsiz misafir, davetsiz misafir.

Kelime

Intruder, intruder. alarm benzeri bir uyarı olarak

intruder, bir yere izinsiz giren ya da istenmediği bir yerde bulunan kişidir. Intruder, intruder. diye tekrarlamak, kelimeyi alarm veya bir güvenlik görevlisinin uyarısı gibi duyurur. Bu söz, sıradan bir ziyaretçiyi tarafsızca tanımlamak yerine birinin orada bulunma izni olmadığını bildirir.

Alıştırma

Bir güvenlik görevlisi, birinin kilitli bir ofise izinsiz girdiğini görüyor. Bu kişiyi en iyi hangi kelime tanımlar?

  1. an intruder
  2. a guest
  3. a visitor
Cevabı göster

an intruder

Wait.

1:45

Bekle.

This isn't fair. Ton ve niyet

1:46

Bu adil değil.

Ton ve niyet

This isn't fair. doğrudan bir protesto olarak

This isn't fair. adaletsiz veya eşit olmayan bir kuralı, sonucu ya da davranış biçimini doğrudan protesto eder. This mevcut durumun tamamını gösterir; fair ise burada adil veya tarafsız anlamındadır. Cümle yalnızca bir gerçeği değil, memnuniyetsizliği de ifade eder. Çoğu zaman dinleyenin sorunu fark etmesini veya durumu değiştirmesini ister.

Alıştırma

Mia'nın bir sıra hakkı var, diğer herkesin ise üç. Hangi cümle doğal ve doğrudan bir protestodur?

  1. This isn't fair.
  2. This isn't difficult.
  3. This isn't finished.
Cevabı göster

This isn't fair.

Do you want jam or peanut butter, Sharrilanda? Dilbilgisi

1:53

Reçel mi fıstık ezmesi mi istersin Sharrilanda?

Dilbilgisi

Do you want A or B? ile iki seçenek sunmak

Do you want A or B? iki alternatif sunar ve dinleyenden seçim yapmasını ister. Bu cümlede jam A, peanut butter ise B'dir; or bunları birlikte alınacak bir ikili olarak değil, alternatifler olarak gösterir. İki net seçenek sunduğunuz her durumda aynı kalıbı kullanabilirsiniz: Do you want kısmını koruyun, seçeneklerin arasına or koyun ve bir soru oluşturun.

Alıştırma

İki alternatif sunacak şekilde soruyu tamamlayın: Do you want soup ____ salad?

Cevabı göster

or

I'd like honey, please. Ton ve niyet

1:55

Bal rica edeyim lütfen.

Ton ve niyet

I'd like..., please. ile kibarca istemek

I'd like honey, please. konuşanın karşısındaki kişiden ne istediğini kibarca ifade eder. Burada I'd, I would ifadesinin kısaltmasıdır; dolayısıyla I'd like, I would like anlamına gelir. Bu istekte like önündeki I'd, I had anlamına gelmez. Sipariş verirken, seçim yaparken veya küçük bir ricada bulunurken I'd like + nesne, please. kalıbını kullanabilirsiniz. Bu kalıp, yalnızca I want... demekten daha yumuşaktır.

Alıştırma

Bir kafede sipariş veriyorsunuz. En kibar ve doğal rica hangisidir?

  1. I want some juice.
  2. I'd like some juice, please.
  3. I like some juice, please.
Cevabı göster

I'd like some juice, please.