İngilizce ağrılardan bahsetmenin 4 yolu - Mini İngilizce Dersi: İngilizce çalışma notları

British Council | English

Öğrenme zorluğu
494 kelime 169 kel/dk

Video özeti: Hastanın her yerinin ağrıdığını söyleyen belirsiz şikâyeti, ağrıyı daha kesin tarif etmeye yönelik uygulamalı bir derse dönüşüyor. Konuşmacı zonklayan, nabız gibi atan, bir hat boyunca ilerleyen ve bıçak saplanır gibi hissedilen ağrıları ayırıyor; ardından belirtileri anlatmak için yeniden kullanılabilecek bir cümle kalıbı veriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. could you describe the pain a bit more? — Konuşma Edimbilimi ve Tutum: Doktor muayenesinde, hizmet ortamında veya derste karşı taraftan daha fazla ayrıntıyı nazikçe istemeyi öğrenin. could you doğrudan bir emirden daha yumuşak duyulurken describe the pain, kişinin tam olarak hangi bilgiyi genişletmesi gerektiğini açıkça belirtir. 2. I've got shooting pain down my spine, — Kalıplaşmış Söz Öbekleri ve Eşdizimler: shooting pain ifadesini, vücudun bir bölümünden diğerine hızla ve güçlü biçimde ilerliyormuş gibi hissedilen ağrı olarak tanıyın. down my spine ağrının yönünü ve izlediği yolu belirtir; böylece doktora yalnızca sırtınızın ağrıdığını söylemekten daha yararlı bilgi verebilirsiniz. 3. I've got plus article plus adjective plus noun. — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: Konuşmacının farklı belirti ifadeleri kurmak için sunduğu yeniden kullanılabilir şablonu anlayın. Bir belirtiye sahip olma anlamını artikel, ağrının niteliğini bildiren sıfat ve kesin bir isimle birleştirerek yalnızca genel bir hurts cümlesine bağlı kalmadan farklı ağrı türlerini doğal biçimde anlatabilirsiniz.

Bu derste

My leg hurts, my body hurts,

0:00

Bacağım ağrıyor, vücudum ağrıyor,

my head hurts, my back hurts.

0:03

başım ağrıyor, sırtım ağrıyor.

Okay, uh could you describe the pain a bit more? Notlar

0:06

Tamam, eee acıyı biraz daha tarif edebilir misiniz?

Ton ve niyet

Could you describe the pain a bit more? — kibarca daha fazla ayrıntı isteme

Burada Could you + fiilin yalın hâli, karşıdaki kişinin bir şeyi yapabilip yapamadığını soran bir soru değil, kibar bir ricadır. Konuşan kişi ağrının daha açık ve ayrıntılı biçimde tarif edilmesini istiyor. describe the pain ifadesinde the pain, tarif edilen şeydir. A bit more ek ayrıntı isterken ricayı da yumuşatır. Birinden bir şeyi açıklamasını veya tarif etmesini kibarca isterken aynı kalıp kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümle birinden sorun hakkında daha fazla bilgi vermesini kibarca ister?

  1. You can describe the problem.
  2. Describe the problem now.
  3. Could you describe the problem a bit more?
Cevabı göster

Could you describe the problem a bit more?

Kalıp ifadeler

a bit more: küçük ve yumuşak bir artış

A bit more, küçük bir ek miktar veya derece anlamına gelir. Bu cümlede dinleyiciden tamamen yeni bir açıklamaya başlaması değil, mevcut tarife biraz ayrıntı eklemesi istenir. A bit, more ile belirtilen artışı sınırlı ve yumuşak gösterir. explain a bit more veya wait a bit more gibi ifadeler, bir şeyin artırılmasına yönelik ricayı daha az talepkâr gösterebilir.

Alıştırma

Hangi cümle kibar ve yumuşak bir biçimde biraz daha açıklama ister?

  1. Could you explain every detail from the beginning?
  2. Could you change the subject?
  3. Could you explain it a bit more?
Cevabı göster

Could you explain it a bit more?

I just I just told you. Ton ve niyet

0:09

Az önce, az önce size söyledim ya.

Ton ve niyet

just told you: yakın zamanda yapılan eylem ve savunmacı bir ton

just told you ifadesinde just öncelikle “çok kısa bir süre önce” anlamına gelir: söyleme eylemi birkaç dakika değil, hemen önce gerçekleşmiştir. Bu cümle yeni bir ayrıntı isteğine cevap olduğu için konuşanın bilgiyi zaten verdiğine inandığını da vurgular. Bu nedenle sözler, “Bunu zaten söyledim” der gibi biraz savunmacı veya sabırsız duyulabilir. Bu tavrı just tek başına oluşturmaz; durum ve I just I just şeklindeki tekrarlı başlangıç onu güçlendirir.

Alıştırma

Bu konuşmada I just told you ifadesi büyük olasılıkla ne anlatıyor?

  1. Konuşan kişi bilgiyi kısa süre önce verdi ve biraz savunmacı duyuluyor.
  2. Konuşan kişi bunu yalnızca bu kişiye söyledi, başka hiç kimseye söylemedi.
  3. Konuşan kişi tamamen yeni bir bilgiyi resmî biçimde sunuyor.
Cevabı göster

Konuşan kişi bilgiyi kısa süre önce verdi ve biraz savunmacı duyuluyor.

My leg hurts, my arm hurts,

0:11

Bacağım ağrıyor, kolum ağrıyor,

my thumb hurts, my toes hurt

0:13

başparmağım ağrıyor, ayak parmaklarım ağrıyor

everything hurts.

0:16

her yerim ağrıyor.

Okay, listen.

0:24

Tamam, dinleyin.

Doctors need you to be specific. Dilbilgisi

0:26

Doktorlar daha spesifik olmanıza ihtiyaç duyar.

Dilbilgisi

need you to be specific: need + nesne + to be

Need you to be specific, konuşanın başka bir kişiden açık ayrıntılar vermesini istediği anlamına gelir. Yapı need + nesne + to-infinitive şeklindedir: you, eylemi yapması beklenen kişidir; to be specific ise neyin gerekli olduğunu söyler. Burada specific, “özel” değil, “yeterince açık ve kesin” anlamındadır. need sözcüğünden sonra you gibi bir nesne geldiğinde sıfattan önce to be kullanılır: We need you to be ready.

Alıştırma

need + kişi + to be yapısını tamamlayın: The nurse needs Mia ____ specific about where it hurts.

Cevabı göster

to be

To be fair, I haven't really researched this, Kalıp ifadeler

0:28

Dürüst olmak gerekirse, bunu gerçekten araştırmadım,

Kalıp ifadeler

Dengeleyici bir giriş olarak To be fair

To be fair, cümle başında kullanılan ve ardından daha adil ya da dengeli bir nokta geleceğini gösteren bir ifadedir. Genellikle başka bir yönü kabul eder, bir sınırı belirtir veya önceki yargıyı daha az kesin hâle getiren bilgi ekler. Bu cümlede konuşmacının konuyu yeterince araştırmamış olması, kendi iddiasının bir sınırı olarak sunulur. İfade, bir şeyi adil yapmak amacıyla demek değildir; konuşmacının ardından gelen sözün nasıl anlaşılmasını istediğini gösterir.

Alıştırma

To ile başlayan ve adil, dengeleyici bir nokta ekleyen üç kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: ____, Omar was asked to join at the last minute.

Cevabı göster

To be fair

but I'd imagine that's what they would like. Ton ve niyet

0:31

ama muhtemelen bunu isteyeceklerini tahmin edebiliyorum.

Ton ve niyet

Makul ancak doğrulanmamış bir tahmin için I'd imagine

I'd imagine, I would imagine ifadesinin kısalmış biçimidir. Konuşmacının bildiklerine dayanan makul bir tahmin sunar, ancak tahminin yanlış olabileceğini de kabul eder. Bu cümlede konuşmacı, doğrulanmış bir tercihi bildirmek yerine onların neyi isteyeceğini tahmin eder. Buradaki would geçmiş zamanı göstermez; iddiayı daha az güçlü ve daha temkinli yapar.

Alıştırma

Cümleyi I would imagine ifadesinin kısalmış biçimiyle tamamlayın: ____ the library is quieter in the morning.

Cevabı göster

I'd imagine

So just saying my insert the body part hurts isn't really helpful. Anlatım akışı

0:33

Yani sadece "benim [vücut bölümü] ağrıyor" demek pek yardımcı olmuyor.

Anlatım akışı

Yer tutuculu bir kalıp olarak “my insert the body part hurts”

Burada insert the body part, dildeki kalıbı açıklamak için kullanılan bir yer tutucu yönergedir: bu sözler belirli bir vücut bölümünün adıyla değiştirilmelidir. Gösterilen kalıp My + tekil vücut bölümü adı + hurts şeklindedir; örneğin My shoulder hurts. İfadenin tamamı, bir cümle kalıbına bilginin nasıl yerleştirildiğini gösterir; bir hastanın doğal biçimde söyleyeceği bir cümle değildir. Konuşmacı ayrıca yalnızca ağrının yerini belirtmenin yararlı olamayacak kadar belirsiz olduğunu söylüyor.

Alıştırma

Bu cümlede insert the body part, dinleyiciye ne yapmasını söylüyor?

  1. Vücudun içine bir nesne yerleştirildiğini anlatmak.
  2. Doktora insert the body part sözlerini aynen söylemek.
  3. Onu belirli bir vücut bölümünün adıyla değiştirmek.
Cevabı göster

Onu belirli bir vücut bölümünün adıyla değiştirmek.

Let me take you through key vocabulary Kalıp ifadeler

0:38

Size kilit kelimeleri göstereyim

Kalıp ifadeler

Yönlendirmeli açıklamalar için “Let me take you through ...”

Let me take you through ..., konuşmacının dinleyiciyi bilgiler arasında düzenli bir sırayla yönlendireceğini duyurmasının samimi bir yoludur. Burada bir kelime açıklamasını başlatır ve “bunu birlikte gözden geçireceğiz” mesajını verir. Yapı take + kişi + through + materyal veya süreç şeklindedir; örneğin Let me take you through the plan. Buradaki through mecazidir; fiziksel olarak bir yerden geçmek gerekmez.

Alıştırma

Sunum girişini, “seni plan boyunca sırayla yönlendirmek” anlamındaki take içeren ifadeyle tamamlayın: Let me ____ the plan.

Cevabı göster

take you through

that's going to help you when you want to describe your pain.

0:41

bunlar ağrınızı tarif etmek istediğinizde size yardımcı olacak.

The patient could have said, Dilbilgisi

0:44

Hasta şöyle diyebilirdi,

"I've got a pounding headache. Kalıp ifadeler

0:45

"Çekiçle vuruluyormuş gibi şiddetli bir baş ağrım var.

Dilbilgisi

could have said: geçmişteki başka bir seçenek

Could have said, could have + geçmiş zaman ortacı yapısını kullanır. Bitmiş bir duruma dönüp bakar ve kişinin söyleme seçeneğine sahip olduğu hâlde söylemediği bir şeyi belirtir. Said, say fiilinin geçmiş zaman ortacıdır. Burada bu ifade, hastanın önceki sözlerine göre daha iyi veya daha kesin bir alternatif sunar. Kişinin bunu şimdi hâlâ söyleyebileceği anlamına gelmez; have said seçimi geçmişe yerleştirir.

Alıştırma

Cümleyi could have + say fiilinin geçmiş zaman ortacıyla tamamlayın: You ____ that you needed help.

Cevabı göster

could have said

Kalıp ifadeler

I've got a pounding headache: zonklayan baş ağrısını anlatmak

I've got burada I have anlamına gelir. Günlük Britanya İngilizcesinde have got, bir durumdan veya belirtiden söz etmenin yaygın bir yoludur; bu cümlede got, alınmış anlamına gelmez. A pounding headache, güçlü biçimde atan veya zonklayan bir baş ağrısıdır. Yalnızca ağrının ne kadar şiddetli olduğunu değil, nasıl hissedildiğini de anlatır; bu nedenle My head hurts. ifadesinden daha belirgindir.

Alıştırma

Güçlü biçimde atan bir baş ağrısını anlatan ders ifadesini tamamlayın: I've got a ____.

Cevabı göster

pounding headache

I've got a throbbing pain in my legs. Kalıp ifadeler

0:47

Bacaklarımda zonklayıcı bir ağrı var.

Kalıp ifadeler

I've got a throbbing pain in my legs: zonklayan ağrıyı ve yerini anlatmak

Burada I've got, I have, yani “bende var” anlamındadır. I've got + a + sıfat + pain + in + vücut bölgesi kalıbı, ağrının nasıl hissedildiğini ve nerede olduğunu birlikte anlatır. Throbbing, nabız gibi düzenli aralıklarla atan veya zonklayan ağrıyı anlatır. In my legs ağrının bacaklarda olduğunu belirtir; kelimesi kelimesine “bacakların içinde” olma fikrini vurgulamaz.

Alıştırma

Bacaktaki ağrı nabız gibi atıyor. Dersteki tam sıfatı kullanarak cümleyi tamamlayın: I've got a ____ pain in my leg.

Cevabı göster

throbbing

I've got shooting pain down my spine, Kalıp ifadeler

0:49

Omurgamdan aşağı inen vuran bir ağrım var,"

Kalıp ifadeler

shooting pain down my spine: hızla yayılan ağrıyı ve izlediği yolu anlatmak

I've got shooting pain... ifadesinde I've got, I have, yani “bende var” anlamındadır. Shooting pain ise genellikle keskin veya elektrik çarpmasına benzer bir hisle birlikte aniden ve hızla yayılan ağrıyı anlatır. Burada shooting mecazidir; birinin ateş ettiği anlamına gelmez. Down my spine ağrının izlediği yolu ve yönü belirtir: ağrı omurga boyunca daha yüksek bir noktadan daha alçak bir noktaya ilerler. İfade, ağrının hem hızlı hareketini hem de izlediği yolu anlatır.

Alıştırma

Hızla ilerleyen ağrıyı ve yukarıdan aşağıya giden yolu belirten iki ders kelimesini kullanarak cümleyi tamamlayın: I've got ____ pain ____ my spine.

Cevabı göster

shooting · down

and I've got a stabbing pain in my stomach." Kalıp ifadeler

0:51

"ve midemde bıçak saplanır gibi bir ağrı var."

Kalıp ifadeler

I've got a stabbing pain in my stomach: midemde bıçak saplanır gibi ağrı var

Bu cümlede I've got, bende var anlamına gelir. a stabbing pain ise vücuda bir şey saplanıyormuş gibi hissedilen keskin ve delici bir ağrıyı anlatır. Bu mecazi bir anlatımdır; konuşan kişinin gerçekten bıçaklandığı anlamına gelmez. in my stomach ağrının yerini belirtir. İfadenin tamamı hem ağrının türünü hem de yerini açıkça bildirir.

Alıştırma

Burada a stabbing pain nasıl bir ağrıyı anlatıyor?

  1. Kalp atışı gibi düzenli biçimde zonklayan ağrı
  2. Bir şey saplanıyormuş gibi hissedilen ani, keskin ve belirli bir noktadaki ağrı
  3. Geniş bir alana yayılan sürekli ve künt ağrı
Cevabı göster

Bir şey saplanıyormuş gibi hissedilen ani, keskin ve belirli bir noktadaki ağrı

They're obviously very sick.

0:54

Görünüşe göre çok hastalar.

I've used a very simple formula to create those expressions.

0:56

Bu ifadeleri oluşturmak için çok basit bir formül kullandım.

I'll tell you what it is at the end of the video. Kalıp ifadeler

1:00

Videonun sonunda bunun ne olduğunu size söyleyeceğim.

Kalıp ifadeler

at the end of the video: belirli bir videonun son bölümü

At the end of the video, videonun son bölümünde veya bittiği noktada anlamına gelir. at the end of + isim yapısı, belirli bir şeyin, etkinliğin ya da zaman diliminin sonunu belirtir. of kelimesi end ile sonu olan bütünü birbirine bağlar. Bu nedenle at the end video değil, at the end of the video denir. Aynı yapı the lesson, the meeting veya the book ile de kullanılabilir.

Alıştırma

Soruların dersin son bölümünde cevaplanacağını doğru biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. We'll answer questions at the end of the lesson.
  2. We'll answer questions in the end of the lesson.
  3. We'll answer questions at the end the lesson.
Cevabı göster

We'll answer questions at the end of the lesson.

But can you try and figure it out before we get there? Notlar

1:02

Ama oraya gelmeden önce kendiniz bulmaya çalışır mısınız?

Kalıp ifadeler

try and + fiilin yalın hâli

Gündelik konuşmada try and + fiilin yalın hâli, çoğu zaman try to + fiil ile aynı pratik anlama gelir: eylemi yapmak için çaba göstermek. Buradaki try and figure it out, birinden cevabı bulmaya çalışmasını ister. Bu yapıda and, ayrı bir ikinci eylem eklemez. and sonrasındaki fiil yalın hâlde kalır: try and figure, try and check, try and help.

Alıştırma

Gündelik “Can you try and solve this puzzle?” cümlesinde try and solve ne anlama gelir?

  1. önce onu denemek ve farklı bir yapbozu çözmek
  2. onu çözmek için çaba göstermek
  3. hiç çaba göstermeden onu çözmek
Cevabı göster

onu çözmek için çaba göstermek

Öbek fiiller

figure it out: düşünerek cevabı bulmak

Figure it out; düşünerek, farklı fikirleri deneyerek veya bir sorun üzerinde çalışarak bir cevaba ya da çözüme ulaşmak demektir. Yalnızca sonunda anlamış olmayı değil, cevabı bulma sürecini vurgular. Bu cümlede it, hakkında konuşulan cevabı belirtir. out ise bir şeyin açıklığa kavuştuğunu ya da çözüldüğünü gösterir; fiziksel bir hareket anlatmaz.

Alıştırma

figure out ifadesini doğru sıraya koyarak cümleyi tamamlayın: This puzzle is hard, but we can ____.

Cevabı göster

figure it out

Anlatım akışı

before we get there: açıklamada daha sonraki bir nokta

Bu cümlede there, videodaki açıklamanın daha sonraki bir noktasını, yani cevabın verileceği aşamayı ifade eder. Get there gerçek bir yere gitmeyi anlatmaz. Bu ifade, bilgileri düzenlemek için yolculuk benzetmesini kullanır: açıklama bir rota gibi düşünülür ve dinleyiciden sonraki aşamaya ulaşmadan önce cevabı bulması istenir.

Alıştırma

“I'll explain the last step soon, but before we get there, let's review step one,” cümlesinde there neyi ifade eder?

  1. Konuşanların yolculuk ettiği gerçek bir yer
  2. Açıklamanın daha sonraki bir noktası
  3. Birinci adımın gerçekleştiği yer
Cevabı göster

Açıklamanın daha sonraki bir noktası

I've got a pounding headache.

1:05

Çekiçle vuruluyormuş gibi şiddetli bir baş ağrım var.

If you're building a table, you'll need some pieces of wood, Dilbilgisi

1:08

Eğer bir masa inşa ediyorsanız, birkaç tahta parçasına,

hammer, nails, and maybe some earplugs for the people around you.

1:11

çekice, çivilere ve belki etrafınızdaki insanlar için kulak tıkaçlarına ihtiyacınız olacaktır.

Dilbilgisi

If you're building..., you'll need...: gerçek bir koşul ve sonucu

Bu, gerçekçi bir koşul yapısıdır: If + şimdiki zaman biçimi olası bir durumu belirtir, will + fiilin yalın biçimi ise olası sonucu veya ihtiyacı verir. Burada if yan cümlesindeki you're building şimdiki zamanın sürekli biçimidir; you'll need ise you will need anlamına gelir. Durum gelecekte gerçekleşebilecek olsa bile sıradan koşul cümlelerinde if sonrasında normalde will kullanılmaz. Sürekli biçim, devam eden, planlanmış veya mevcut durum olarak hayal edilen bir etkinliği gösterebilir.

Alıştırma

Build ve need sözcüklerini, you are ve you will kısaltmalarını kullanarak gerçek koşul cümlesini tamamlayın: If ____ a birdhouse, ____ some nails.

Cevabı göster

you're building · you'll need

When you have a pounding pain,

1:15

Vurucu/gümbürdeyen bir ağrınız olduğunda,

it feels exactly like a hammer hitting on a nail. Kalıp ifadeler

1:17

tam olarak bir çiviyi vuran bir çekiç gibi hissettirir.

Kalıp ifadeler

feels exactly like: duyuları kesin biçimde karşılaştırma

Feels exactly like, “tam olarak … gibi hissettiriyor” demektir. Feels hissi anlatır, exactly benzerliği güçlendirir ve like karşılaştırılan şeyi belirtir. Burada like “hoşlanmak” anlamına gelmez. Bu cümlede zonklayan ağrı, çekicin çiviye tekrar tekrar vurmasının verdiği hisle karşılaştırılır. Yakın bir duyusal karşılaştırma yapmak için feel(s) exactly like + bir şey ya da deneyim kalıbını kullanabilirsin.

Alıştırma

Cümleyi feel + exactly + like kalıbıyla tamamla: This cold gel ____ cool water on my skin.

Cevabı göster

feels exactly like

It is a strong and steady beat. Kalıp ifadeler

1:20

Bu güçlü ve sabit bir vuruştur.

Kalıp ifadeler

strong and steady beat: güçlü ve düzenli bir vuruş

A strong and steady beat, güçlü ve düzenli olarak tekrarlanan bir vuruş ya da nabızdır. Strong şiddeti, steady zamanlamanın düzenli kaldığını, beat ise tekrar eden vuruşu veya ritmi anlatır. Burada beat bir isimdir; “yenmek” anlamındaki fiil değildir. a tanımlığı ile strong ve steady sıfatları, beat sözcüğünün isim görevinde olduğunu gösterir. Bu ifade pounding sözcüğünü iki özellikle açıklar: güçlü ve düzenli.

Alıştırma

A strong and steady beat burada neyi anlatıyor?

  1. Tekrarlanan ritmi olmayan tek bir ani darbe
  2. Güçlü ve düzenli olarak tekrarlanan bir vuruş
  3. Güçlü bir rakibe karşı kazanılan zafer
Cevabı göster

Güçlü ve düzenli olarak tekrarlanan bir vuruş

I've got a throbbing pain in my legs.

1:23

Bacaklarımda zonklayıcı bir ağrı var.

Place your hand on your heart

1:26

Elinizi kalbinizin üzerine koyun

and feel your heartbeat.

1:28

ve kalp atışınızı hissedin.

If you can't feel it, please go to a hospital like right now. Ton ve niyet

1:30

Eğer hissedemiyorsanız, lütfen hemen şimdi bir hastaneye gidin.

Ton ve niyet

Konuşmada aciliyeti vurgulayan like right now

Burada like, right now ifadesini konuşmada vurgular; böylece söz öbeği “tam şu anda, bekleme” anlamına gelir. Bu, “benzer” anlamındaki karşılaştırma sözcüğü değil, samimi bir söylem belirtecidir. Cümle like olmadan da anlamlıdır. Like eklenince uyarı daha acil ve konuşma diline özgü duyulur; burada ciddi aciliyet biraz abartılı ve şakacı bir tonla aktarılır.

Alıştırma

Bu cümlede like right now ne anlatıyor?

  1. Hemen git; bekleme.
  2. Zamanlama şu anla karşılaştırılıyor.
  3. Daha sonra uygun bir zamanda git.
Cevabı göster

Hemen git; bekleme.

Throb means to beat rapidly or to pulsate. Kelime

1:34

"Throb" hızla atmak veya zonklamak anlamına gelir.

Kelime

Throb: ritmik bir atma hissi

Throb, belirgin bir ritimle tekrar tekrar atmak veya nabız gibi vurmak demektir. Bir vücut bölgesi ya da ağrı throbs diye anlatıldığında his, aynı düzeyde kalmak yerine kalp atışı gibi artıp azalır. Sözcük ayrıca güçlü ve tekrarlanan bir vuruşa sahip kalbi, müziği veya bir makineyi anlatabilir. Temel fikir ritimdir: throb yalnızca “çok acımak” anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi açıklama throbs diye nitelenen bir ağrıyı en iyi anlatır?

  1. Tek bir keskin batma gibi hissedilir ve sonra kaybolur.
  2. Nabız gibi atmadan, sabit ve künt bir rahatsızlık olarak kalır.
  3. Belirgin bir ritimle tekrar tekrar atar.
Cevabı göster

Belirgin bir ritimle tekrar tekrar atar.

That's why it's often associated to the heart

1:37

Bu yüzden genellikle kalple ilişkilendirilir

because the heart beats quickly.

1:40

çünkü kalp hızlı atar.

So a throbbing pain is a pain that comes and goes quickly Kalıp ifadeler

1:42

Yani zonklayıcı ağrı hızlı bir şekilde gelip giden bir ağrıdır

in waves or in pulses Kalıp ifadeler

1:46

dalgalar veya atımlar halinde

exactly like a heartbeat.

1:48

tıpkı bir kalp atışı gibi.

Kalıp ifadeler

comes and goes quickly: hızla tekrar tekrar ortaya çıkıp kaybolmak

Comes and goes burada tek bir ifade olarak kullanılır: ağrı bir süre hissedilir, kaybolur ve sonra geri döner. Fiziksel bir hareketi anlatmaz. Quickly, bu tekrarlanan değişimin hızlı gerçekleştiğini ekler. Bu ifade belirti, sinyal veya duygu gibi sürekli bulunmayan başka şeyleri de anlatabilir.

Alıştırma

Hangi cümle ağrının tekrar tekrar ortaya çıkıp kaybolduğunu ve bu değişimin hızlı gerçekleştiğini anlatır?

  1. The pain goes away quickly.
  2. The pain keeps getting worse.
  3. The pain comes and goes quickly.
Cevabı göster

The pain comes and goes quickly.

Kalıp ifadeler

in waves or in pulses: tekrarlanan bir ritim

In waves or in pulses, ağrının nasıl bir düzende ortaya çıktığını anlatır. Ağrının şiddeti sabit kalmak yerine artıp azalır veya ayrı atımlar hâlinde gelir. Waves daha geniş yükselip alçalmaları; pulses ise kalp atışı gibi daha belirgin, ayrı vuruşları anlatır. Burada ikisi de gerçek deniz dalgalarını veya elektronik sinyalleri değil, zonklayıcı ağrının tekrarlanan ritmini açıklar.

Alıştırma

in waves or in pulses ağrı hakkında temel olarak ne anlatır?

  1. Şiddeti her zaman tamamen aynı kalır.
  2. Belirgin yükselmeler veya atımlar hâlinde tekrarlanır.
  3. Yalnızca denizin veya bir makinenin yakınında olabilir.
Cevabı göster

Belirgin yükselmeler veya atımlar hâlinde tekrarlanır.

I've got a shooting pain down my spine.

1:49

Omurgamdan aşağı inen vuran bir ağrım var.

Imagine you have a bow, an arrow and shoot.

1:53

Bir yayınızın, bir okunuzun olduğunu ve ateş ettiğinizi hayal edin.

The arrow flies quickly.

1:57

Ok hızla uçar.

It's powerful

1:59

Güçlüdür

and it travels from one place to another. Kalıp ifadeler

2:00

ve bir yerden başka bir yere seyahat eder.

Kalıp ifadeler

travels from one place to another: hareket veya yayılma

Burada travels, seyahate çıkmak değil, hareket etmek veya yayılmak anlamına gelir. it öznesi şiddetli bir ağrıyı ifade ettiği için ağrı vücudun bir noktasından başka bir noktasına ilerler. X travels from A to B/another place yapısı ağrı, ses, ışık veya bilginin nasıl hareket ettiğini anlatabilir. from ... to ... başlangıç noktasından varış noktasına uzanan yolu gösterir.

Alıştırma

The pain travels from my shoulder to my arm cümlesinde travels ne anlama gelir?

  1. Tek bir noktada kalır.
  2. Vücutta hareket eder veya yayılır.
  3. Tatile çıkar.
Cevabı göster

Vücutta hareket eder veya yayılır.

So when you say you have shooting pain,

2:03

Yani vuran bir ağrınız olduğunu söylediğinizde,

it feels like the pain is moving from one place in your body

2:06

ağrı vücudunuzdaki bir yerden

to another place.

2:10

başka bir yere hareket ediyormuş gibi hissettirir.

It's quick and it's powerful.

2:11

Hızlıdır ve güçlüdür.

I've got a stabbing pain in my stomach.

2:14

Midemde bıçak saplanır gibi bir ağrı var.

Imagine you're cooking dinner.

2:16

Akşam yemeği pişirdiğinizi hayal edin.

You've got your chicken out of the fridge,

2:18

Tavuğunuzu buzdolabından çıkardınız,

and you've got your shiny new chef's knife,

2:20

ve parlak yeni şef bıçağınızı aldınız,

and you're stabbing the chicken to create those holes

2:23

ve tavuğu delikler açmak için bıçaklıyorsunuz

so you can put all the beautiful spices in it. Dilbilgisi

2:26

ki bütün o güzel baharatları içine koyabilesiniz.

Dilbilgisi

so you can put: bir eylemi amacıyla bağlamak

Burada so you can put, daha önceki bir eylemin veya seçimin amacını belirtir. Önceki eylemin bir şeyi bir yere koyabilmeni mümkün hâle getirdiğini anlatır. Yaygın yapı action + so + person + can + base verb şeklindedir. Open the lid so you can add the spices. örneğinde olduğu gibi, önce yapılan eylemi bu eylemin daha sonra mümkün kıldığı şeyle bağlar.

Alıştırma

Amaç belirtmek için so + özne + can yapısıyla cümleyi tamamlayın: Move closer ____ see the screen.

Cevabı göster

so you can

If your chicken was alive, it would feel Dilbilgisi

2:29

Eğer tavuğunuz canlı olsaydı, hissedeceği şey

sudden, sharp, and intense pain Kalıp ifadeler

2:32

ani, keskin ve yoğun bir acı olurdu

Dilbilgisi

If your chicken was alive, it would feel ...: gerçek dışı bir şimdiki durumu hayal etmek

Burada If your chicken was alive, şu anda gerçek olmayan hayalî bir durum kurar. It would feel ise bu hayalî durumun sonucunu verir. Konuşan kişi tavuğun gerçekten canlı olduğunu söylemez. Tekrar kullanılabilen kalıp If + geçmiş zaman biçimi, ... would + fiilin yalın hâli şeklindedir. Bu kalıpta geçmiş zaman biçimi, şimdiki gerçeklikten uzaklık yaratır; olayı yalnızca geçmiş zamana yerleştirmez.

Alıştırma

Telefon şu anda çalışmıyor. Hangi cümle bunun tersi olan durumu ve sonucunu hayal ediyor?

  1. If my phone is working, I will call you.
  2. My phone was working, so I called you.
  3. If my phone was working, I would call you.
Cevabı göster

If my phone was working, I would call you.

Kalıp ifadeler

sudden, sharp, and intense pain: ağrıyla ilgili üç ayrıntı

sudden, sharp, and intense pain ifadesinde üç sıfat birlikte pain sözcüğünü niteler. Her biri farklı bir ayrıntı verir: sudden ağrının ne zaman veya ne kadar hızlı başladığını, sharp batıcı ya da saplanır gibi niteliğini, intense ise çok yüksek şiddetini anlatır. Bu sıfatları birleştirmek ağrının başlangıcını, hissini ve şiddetini kısa biçimde açıklar. Sharp ağrının nasıl hissedildiğini anlatır; ağrının keskin bir nesne olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi açıklama sudden, sharp, and intense pain ifadesine en iyi uyar?

  1. Yalnızca hareket ettiğinizde rahatsız eder.
  2. Yavaşça artar, künt hissedilir ve hafif kalır.
  3. Uyarı olmadan başlar, batıcı hissedilir ve çok şiddetlidir.
Cevabı göster

Uyarı olmadan başlar, batıcı hissedilir ve çok şiddetlidir.

exactly where the knife is.

2:35

tam da bıçağın olduğu yerde.

So when you're describing pain as stabbing, Kalıp ifadeler

2:37

Yani ağrıyı bıçak saplanması gibi tarif ettiğinizde,

Kalıp ifadeler

describe pain as stabbing: describe X as Y kalıbı

Describe X as Y, “X'in nasıl olduğunu ona Y diyerek anlatmak” demektir. Bu cümlede pain X, stabbing ise Y özelliğidir; yani konuşmacı ağrı türünü adlandırmaktadır. describe sözcüğünden sonra önce tarif edilen şeyi, ardından as ve tarifi getirin: describe + X + as + Y. Bu kalıbı say that X is Y ile karıştırmayın.

Alıştırma

describe X as Y kalıbını bir sözcükle tamamlayın: The nurse described the pain ____ burning.

Cevabı göster

as

you're really saying that it's very localized Kelime

2:40

aslında çok lokalize olduğunu

and it's sharp and intense.

2:43

keskin ve yoğun olduğunu söylüyorsunuz.

Kelime

very localized: tek bir bölgede yoğunlaşmış

Burada very localized, ağrının geniş bir alana yayılmak yerine vücudun sınırları açıkça belli bir bölümünde yoğunlaşması demektir. Very, konumun dar ve belirli olduğu anlamını güçlendirir. Tıbbi anlatımlarda ve belirti tariflerinde localized, bir sorunun hangi bölgede sınırlı olduğunu belirtir. Başka alanlarda bir yere veya dile uyarlanmış anlamına gelebilir; ancak burada bu anlamda kullanılmaz.

Alıştırma

Bir hasta “The pain is very localized.” diyor. very localized ne anlama gelir?

  1. Ağrı başka bir dile çevrilmiştir.
  2. Ağrı, vücudun büyük bölümünü etkiler.
  3. Ağrı, sınırları açıkça belli tek bir bölgede kalır.
Cevabı göster

Ağrı, sınırları açıkça belli tek bir bölgede kalır.

So, I've gone through all my expressions. Öbek fiiller

2:45

İşte, tüm ifadelerimi gözden geçirdim.

Öbek fiiller

I've gone through all my expressions: bütün ifadeleri tek tek gözden geçirmek

Bu cümlede I've gone through, konuşanın ifadeleri tek tek gözden geçirdiği veya açıkladığı anlamına gelir. Konuşan her ifadeyi ele almıştır; fiziksel olarak bir yerin içinden geçmekten söz etmez. Go through; materyal, soru veya adımlarla kullanıldığında bunları sırayla incelemek ya da açıklamak anlamına gelir. Buradaki all, tüm içeriğin ele alındığını özellikle açık hâle getirir.

Alıştırma

Cümleyi go through ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: We've ____ every safety check, so we're ready to open.

Cevabı göster

gone through

Did you work out the formula?

2:48

Formülü buldunuz mu?

Pretty easy, right? Ton ve niyet

2:49

Oldukça kolay, değil mi?

Ton ve niyet

Pretty easy, right?: right? ile onay istemek

Pretty easy, It's pretty easy ifadesinin günlük konuşmadaki kısa biçimidir; burada pretty, oldukça veya epey anlamına gelir. Konuşan daha sonra dinleyiciyi onaylamaya veya doğrulamaya davet etmek için right? ekler. Buradaki right? bir doğrulama etiketidir; sağ yönü anlamına gelmez. Genellikle konuşanın evet cevabı beklediğini gösterir, bu nedenle cümle yalnızca bir ifade değil, dinleyiciyle etkileşim kurma yoludur.

Alıştırma

Konuşan bu cümlede right? ile esas olarak ne yapıyor: The bus leaves at nine, right?

  1. Dinleyiciye sağa dönmesini söylemek
  2. Dinleyiciden saati doğrulamasını istemek
  3. Saatin önemli olmadığını söylemek
Cevabı göster

Dinleyiciden saati doğrulamasını istemek

I've got plus article plus adjective plus noun. Dilbilgisi

2:51

"I've got" artı tanımlık (article) artı sıfat artı isim.

Dilbilgisi

I've got + tanımlık + sıfat + isim: belirti ifadesi oluşturma

Sözlü olarak anlatılan bu formülde plus, “sonraki parçayı ekle” anlamındadır. Article, adjective ve noun bir kalıptaki dil bilgisi yerlerini adlandırır; tamamlanmış belirti cümlesinde söylenecek kelimeler değildir. Her yeri gerçek kelimelerle değiştir: I've got + a + sharp + pain, I've got a sharp pain. cümlesine dönüşür. Yeniden kullanılabilen kalıp I've got + tanımlık + sıfat + isim şeklindedir.

Alıştırma

a, sharp ve pain kelimelerini doğru sıraya koy: I've got ____.

Cevabı göster

a sharp pain

I've got a shooting pain in my back.

2:55

Sırtımda vuran/yayılan bir ağrı var.

I've got a stabbing pain in my stomach.

2:57

Midemde bıçak saplanır gibi bir ağrı var.

I've got a pounding headache.

2:59

Çekiçle vuruluyormuş gibi şiddetli bir baş ağrım var.

So there you go. Ton ve niyet

3:01

İşte bu kadar.

Ton ve niyet

So there you go: açıklamayı doğal biçimde bitirmek

So there you go konuşmada kullanılan kalıplaşmış bir ifadedir. Burada açıklamanın veya gösterimin bittiğini belirtir ve “işte bu kadar” ya da “böyle çalışıyor” anlamına gelir. So, önceki bilgiyi sonuç olarak sunar. Başka bir yaygın durumda there you go, birine nesne, cevap veya tamamlanmış bir sonuç verirken kullanılabilir ve “buyurun” ya da “hazır” anlamına gelir. Hangi anlamın amaçlandığını kelimelerin gerçek anlamı değil, durum gösterir.

Alıştırma

Bir konuşmacı bir problemin nasıl çözüleceğini göstermeyi yeni bitirdi ve “So there you go.” dedi. Ne yapıyor?

  1. Konuşmacı dinleyiciye bir yere gitmesini söylüyor.
  2. Konuşmacı açıklamayı doğal biçimde bitiriyor.
  3. Konuşmacı dinleyiciye nereye gitmeyi planladığını soruyor.
Cevabı göster

Konuşmacı açıklamayı doğal biçimde bitiriyor.

You've got some new words to describe the pain that you're feeling.

3:02

Hissettiğiniz ağrıyı tarif etmek için bazı yeni kelimeler edindiniz.

And I wasn't even kidding Ton ve niyet

3:06

Ve şaka bile yapmıyordum

when I said that I've got a throbbing pain in my legs.

3:07

bacaklarımda zonklayıcı bir ağrı var derken.

Ton ve niyet

wasn't even kidding: şaka sanılmasını düzeltmek

wasn't even kidding ifadesinde kid, “şaka yapmak” anlamında bir fiildir. Konuşan kişi, önceki sözünün abartılı veya komik gelmiş olabileceğini ama aslında doğru olduğunu açıklıyor. Even, düzeltmeyi güçlendirir: söylenen şey kesinlikle şaka değildir. I wasn't even kidding when I said... kalıbı, dinleyenin “Sadece şaka yapıyordun” düşüncesini düzeltmek için kullanılabilir.

Alıştırma

“I wasn't even kidding when I said the queue took three hours” ne anlama gelir?

  1. Konuşan kişi ne kadar beklediğinden emin değil.
  2. Konuşan kişi insanları güldürmek için bekleme süresini uydurdu.
  3. Üç saatlik bekleme gerçekti ama şaka gibi gelmiş olabilir.
Cevabı göster

Üç saatlik bekleme gerçekti ama şaka gibi gelmiş olabilir.

I've got to go. Dilbilgisi

3:09

Gitmem gerek.

Dilbilgisi

I've got to go: have got to + fiilin yalın hâli

Burada I've, I have ifadesinin kısaltmasıdır. have got to + fiilin yalın hâli gereklilik bildirir; bu yüzden I've got to go, “Şimdi ayrılmam gerek” anlamına gelir. Got bütün kalıbın bir parçasıdır ve burada sahiplik bildirmez.

Alıştırma

Hangi cümlede I've got sahiplik veya durum yerine gereklilik bildirir?

  1. I've got to call my mum.
  2. I've got a headache.
  3. I've got a new bicycle.
Cevabı göster

I've got to call my mum.

I've done 28,000 steps yesterday. Dilbilgisi

3:10

Dün 28.000 adım attım.

Dilbilgisi

I've done ... yesterday: bitmiş bir geçmiş zamanla simple past kullanımı

Bu cümle, present perfect yapısındaki I've done ile bitmiş bir geçmiş zamanı belirten yesterday ifadesini bir araya getiriyor. Standart İngilizcede bunun yerine simple past kullanılır: I did 28,000 steps yesterday. Bu kural başka cümlelere de uygulanır: yesterday, last night veya two days ago gibi ifadeler tamamlanmış bir olayın ne zaman gerçekleştiğini söylüyorsa simple past seçilir. Present perfect ise genellikle eylemi bitmiş bir geçmiş zamana yerleştirmeden geçmişteki eylemi şimdiyle ilişkilendirir.

Alıştırma

Dün tamamlanan bir etkinliği standart İngilizceyle anlatan cümle hangisidir?

  1. Sam walks five kilometres yesterday.
  2. Sam walked five kilometres yesterday.
  3. Sam has walked five kilometres yesterday.
Cevabı göster

Sam walked five kilometres yesterday.