Hücre teorisinin çılgın tarihi - Lauren Royal-Woods: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
954 kelime 172 kel/dk

Video özeti: Video, ilk mikroskoplar ile bakteri ve mantar dokusu gözlemlerinden, canlıların hücrelerden oluştuğunu ve hücrelerin mevcut hücrelerden geldiğini ortaya koyan bilim insanları arasındaki tartışmalara uzanan sıra dışı hücre teorisi tarihini anlatıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. is said to have — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: Geçmişe ilişkin bir iddiayı kesin bir gerçek gibi sunmadan aktaran edilgen perfect yapısını tanıyıp kullanmayı öğrenin. Bilim tarihi anlatısında bu yapı, bileşik mikroskobun icadını Janssen’e atfederken söz konusu iddianın tartışmalı olduğunu belirten temkinli bir ton kurulmasını sağlar. 2. to say the least, — Konuşma Edimbilimi ve Tutum: Bilinçli olarak ölçülü söylenen bir sözün, gerçek tepkinin kelimelerin ifade ettiğinden çok daha güçlü olduğunu nasıl ima ettiğini anlayın. Burada ifade, Newton’ın Hooke’un iddiasından hoşlanmamasını yüzeyde hafifletirken aralarındaki uzun süreli çatışmanın ne kadar derin olduğunu hissettirir. 3. A bone of contention — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: Yalnızca insanların tartıştığını söylemek yerine anlaşmazlığın merkezindeki belirli konuyu göstermek için bu deyimi kullanın. Hücre teorisi anlatısında deyim, hücrelerin mevcut hücrelerden mi geldiği yoksa kendiliğinden mi oluştuğu konusundaki görüş ayrılığını tanıtır.

Bu derste

One of the great things about science is that when scientists make a discovery, Notlar

0:13

Bilimle ilgili harika şeylerden biri, bilim insanları bir keşif yaptıklarında,

Anlatım akışı

One of the great things about ... is that ...: önce değerlendirme, sonra açıklama

One of the great things about science olumlu bir değerlendirme sunar ve birkaç avantaj ya da özellikten birini seçer. Buradaki things, fiziksel nesneleri değil, yönleri veya özellikleri ifade eder. Bağ fiili is, bu avantajın ne olduğunu açıklayan that yan cümlesini başlatır: One of the great things about X is that .... Bu kalıp, konuşmacının önce bir değerlendirme sunmasına, ardından gelen açıklamayı düzenlemesine yardımcı olur.

Alıştırma

Cümleyi hedef değerlendirme kalıbıyla tamamlayın: ____ our school garden ____ everyone can help grow food.

Cevabı göster

One of the great things about · is that

Kalıp ifadeler

make a discovery: doğal eşdizim

Make a discovery, “önceden bilinmeyen bir şeyi bulmak veya öğrenmek” anlamına gelen doğal bir eşdizimdir. Bu cümlede bilim insanları yeni bir bulguya ulaşır; make fiziksel olarak bir şey üretmek anlamına gelmez. Kalıp make + a/an + discovery şeklindedir ve make zamana göre değişir: make, makes, made. İsme dayalı bu yapı, keşfin kendisini öne çıkarır.

Alıştırma

Cümleyi discovery ile kullanılan doğal eşdizimle tamamlayın: During the experiment, the team may ____ a discovery.

Cevabı göster

make

it's not always in a prescribed manner, Kelime

0:18

bunun her zaman önceden belirlenmiş bir şekilde olmamasıdır,

Kelime

in a prescribed manner: önceden belirlenmiş bir biçimde

In a prescribed manner, “önceden belirlenmiş ya da zorunlu tutulmuş bir biçimde” demektir. Burada prescribed, manner sözcüğünü niteler; özellikle bir doktorun ilaç yazmasını anlatmaz. Not always ile birlikte kullanıldığında konuşmacı, keşfin tek bir sabit ve resmî olarak planlanmış süreci izlemesi gerektiği düşüncesini reddeder. Manner, way sözcüğünün daha resmî bir karşılığıdır; bu nedenle ifade kurallardan ve prosedürlerden söz ederken kullanışlıdır.

Alıştırma

Bu cümlede in a prescribed manner ne anlama geliyor?

  1. önceden resmî olarak belirlenmiş bir biçimde
  2. hiçbir plan olmadan gerçekleşen bir biçimde
  3. bir doktorun ilaç yazmasını içeren bir biçimde
Cevabı göster

önceden resmî olarak belirlenmiş bir biçimde

as in only in a laboratory under strict settings

0:21

örneğin yalnızca katı kuralları olan bir laboratuvarda

with white lab coats and all sorts of neat science gizmos that go beep. Notlar

0:24

beyaz önlükler ve bip sesi çıkaran her türlü harika bilimsel aletle yapılması gibi.

Kalıp ifadeler

all sorts of: birçok farklı türde

All sorts of, “çok çeşitli” veya “birçok farklı türde” demektir. Burada sorts, types ya da kinds anlamında çoğul bir isimdir; “sıraya koymak” anlamındaki sort fiili değildir. Bu ifade listeye geniş ve rahat bir hava katar: konuşmacı her türü tek tek adlandırmak yerine çok çeşitli bilim aletlerini gözünde canlandırır. All sorts of ifadesini nitelediği isimden önce kullanın.

Alıştırma

Cümleyi “birçok farklı türde” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: The workshop has ____ tools for young inventors.

Cevabı göster

all sorts of

Kelime

gizmos: küçük cihazlar için gündelik bir ad

Gizmos, gizmo kelimesinin çoğuludur. Konuşanın tam adını bilmediği veya tam olarak adlandırmayı önemli görmediği küçük cihazlar için kullanılan gündelik bir sözcüktür. Bu cümlede belirli bir bilimsel aletin adı değil, bip sesi çıkaran laboratuvar ekipmanlarının genel adıdır. Sözcük, anlatıma hafif ve şakacı bir hava katar.

Alıştırma

Gündelik konuşmada gizmos burada büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. resmî adları olan bilimsel aletler
  2. tam adları önemli olmayan küçük cihazlar
  3. yalnızca fabrikalarda kullanılan büyük makineler
Cevabı göster

tam adları önemli olmayan küçük cihazlar

In reality,

0:29

Gerçekte,

the events and people involved in some of the major scientific discoveries

0:30

bazı büyük bilimsel keşiflerde yer alan olaylar ve kişiler

are as weird and varied as they get. Dilbilgisi

0:34

olabilecekleri kadar tuhaf ve çeşitlidir.

Dilbilgisi

as weird and varied as they get: uç dereceyi vurgulamak

as + sıfat(lar) + as they get kalıbı, söz konusu özelliklerin ilgili grup içinde en yüksek ya da en yükseğe yakın derecede olduğunu anlatır. Burada weird ve varied aynı kalıbı paylaşır; bu nedenle iki özellik de güçlü biçimde vurgulanır. They, anlatılan çoğul olaylara ve kişilere gönderme yapar. Buradaki get, “almak” anlamına gelmez; as they get derece bildiren ifadeyi tamamlar.

Alıştırma

as ... as they get kalıbını tamamlayın: These roller coasters are as scary as ____.

Cevabı göster

they get

My case in point, Anlatım akışı

0:37

Buna verebileceğim en iyi örnek,

Anlatım akışı

case in point: bir iddiayı destekleyen örnek sunmak

Case in point, hemen önce söylenen bir iddiayı doğrudan destekleyen belirli bir örneği sunar. Dinleyiciyi genel bir ifadeden, o ifadeyi destekleyen kanıta geçirir. My case in point ifadesinde my, örneği konuşanın seçtiği kanıt olarak gösterir. Burada case, hukuki bir “dava” değil, “örnek” anlamındadır.

Alıştırma

Az önce “School gardens can teach useful skills.” dediniz. Hangi cümle bu iddiayı desteklemek için case in point ifadesini doğru kullanıyor?

  1. Case in point: our class learned how to measure soil moisture.
  2. Case in point: the garden gate is painted green.
  3. For example, tomorrow is a holiday.
Cevabı göster

Case in point: our class learned how to measure soil moisture.

the weird history of the cell theory.

0:39

hücre teorisinin tuhaf tarihidir.

There are three parts to the cell theory.

0:42

Hücre teorisinin üç bölümü vardır.

1. All organisms are composed of one or more cells. Kelime

0:44

1. Bütün organizmalar bir veya daha fazla hücreden oluşur.

Kelime

are composed of: bir bütünün parçalarını belirtmek

Be composed of, “-den oluşmak” anlamına gelir. Özne bütünü, of sonrasındaki isim öbeği ise parçaları belirtir. Bu cümlede her organizma bütündür; bir veya daha fazla hücre de onun bileşenleridir. Yapı be + composed + of şeklindedir. Be fiili zamana ve tekillik-çoğulluğa göre değişir; burada are, çoğul özne all organisms ile uyumludur. Buradaki composed, “oluşmuş” anlamındadır; “müzik bestelemiş” anlamında değildir.

Alıştırma

Be composed of kalıbını tamamlayın: The science team is ____ of four students and one teacher.

Cevabı göster

composed

2. The cell is the basic unit of structure and organization in organisms. Kalıp ifadeler

0:48

2. Hücre, organizmalardaki temel yapı ve organizasyon birimidir.

Kalıp ifadeler

Bilimsel tanımlarda the basic unit of

the basic unit of ifadesi, bir şeyi daha büyük bir sistemin kurulmasını veya düzenlenmesini sağlayan temel bileşen olarak tanımlar. Buradaki unit, ölçü birimi değil, “kurucu parça” anlamındadır. Tanımlarda yaygın kalıp A is the basic unit of B şeklindedir. A bileşeni, B ise daha büyük sistemi ya da alanı belirtir. the belirli tanımlığı, bu tanımda A’yı kabul edilen temel birim olarak sunar.

Alıştırma

Tanımı hedef ifadeyle tamamlayın: A pixel is ____ a digital image.

Cevabı göster

the basic unit of

And 3.

0:53

Ve 3.

All cells come from pre-existing cells.

0:54

Bütün hücreler önceden var olan hücrelerden meydana gelir.

To be honest, Ton ve niyet

0:57

Dürüst olmak gerekirse,

Ton ve niyet

To be honest: açık sözlü bir görüşü sunmak

To be honest, konuşanın açık sözlü bir kişisel görüş ya da duygu belirteceğine işaret eder. Dinleyiciyi doğrudan, olumsuz veya beklenmedik bir yoruma hazırlamak için sıkça kullanılır. Normalde konuşanın daha önce yalan söylediği anlamına gelmez. Ardından gelen ifadeyi samimi ve açık sözlü olarak çerçeveleyen bir söylem belirtecidir.

Alıştırma

Şu İngilizce cümleyi okuyun: "To be honest, I don't think this plan will work." To be honest burada ne işe yarıyor?

  1. Daha önceki bir ifadenin yalan olduğunu kabul eder.
  2. Görüşün kanıtlanmış bir gerçek olduğunu gösterir.
  3. Açık sözlü bir kişisel görüşü sunar.
Cevabı göster

Açık sözlü bir kişisel görüşü sunar.

this all sounds incredibly boring

0:58

tüm bunlar kulağa inanılmaz derecede sıkıcı geliyor

until you dig a little deeper into how the world of microscopic organisms Deyimler

1:01

ta ki mikroskobik organizmalar dünyasının

Deyimler

dig a little deeper into: bir konuyu daha yakından incelemek

Dig a little deeper into, ilk bakışta açık olmayan şeyleri görmek için bir konuyu daha yakından incelemek anlamına gelen bir mecazdır. Burada dig, toprağı kazmak demek değildir; bu cümlede ifade, daha yakından bakıldığında daha ilginç bir açıklamanın ortaya çıkacağını gösterir. Yapı, dig (a little) deeper into + konu veya soru bildiren yan cümle şeklindedir; into the data ve into why it happened buna örnektir. A little öneriyi yumuşatır ve biraz daha ileri gitmek anlamı verir.

Alıştırma

Daha yakından incelemek anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: Before we decide, let's ____ the data.

Cevabı göster

dig a little deeper into

and this theory came to be. Kelime

1:06

ve bu teorinin nasıl ortaya çıktığını biraz daha derinlemesine inceleyene kadar.

Kelime

came to be: var olmaya başlamak

Came to be, bir şeyin var olmaya başladığı veya zaman içinde şekillendiği anlamına gelir. Bu cümlede, teoriyi ortaya çıkaran sürece dönüp bakar; teorinin fiziksel olarak bir yere geldiğini anlatmaz. Temel biçim come to be şeklindedir ve came geçmiş zamanı gösterir. Bu yapı bir düşüncenin, kurumun, geleneğin veya durumun nasıl ortaya çıktığını açıklarken kullanışlıdır.

Alıştırma

Bu cümlede "this theory came to be" ne anlama geliyor?

  1. Teori tamamen farklı bir teoriye dönüştü.
  2. Teori zaman içinde şekillendi veya var olmaya başladı.
  3. Birisi teoriyi buraya getirdi.
Cevabı göster

Teori zaman içinde şekillendi veya var olmaya başladı.

It all started in the early 1600s in the Netherlands,

1:08

Her şey 1600'lerin başında Hollanda'da başladı,

where a spectacle maker named Zacharias Janssen

1:11

burada Zacharias Janssen adında bir gözlük ustasının

is said to have come up with the first compound microscope, Notlar

1:13

ilk teleskopun yanı sıra

Dilbilgisi

is said to have + geçmiş zaman ortacı: daha önce yaptığı söylenen eylem

Is said to have + geçmiş zaman ortacı, bilgiyi edilgen biçimde aktaran bir yapıdır. İnsanların veya kaynakların özne hakkında bir iddiada bulunduğunu, ancak konuşanın bunu doğrulanmış bir gerçek olarak sunmadığını anlatır. Said, bunu Janssen'ın kendisinin söylediği anlamına gelmez. To have come up with biçimindeki tamamlanmış mastar, iddia edilen eylemin şimdiki zamandaki is said ifadesinden önce gerçekleştiğini gösterir. Bu yapı, daha önceki bir eylem hakkındaki kesinleşmemiş iddiayı temkinli biçimde aktarmak için kullanılır.

Alıştırma

Aktarımı tamamlamak için is said to have kullanın: According to local stories, Amir found the hidden tunnel years ago. Amir ____ found the hidden tunnel.

Cevabı göster

is said to have

Öbek fiiller

come up with + fikir, plan veya çözüm

Come up with, düşünerek bir fikir, plan, cevap veya tasarım üretmek anlamına gelen üç sözcüklü bir phrasal verb'dür. Cümlede Janssen'ı ilk bileşik mikroskobu tasarladığı kabul edilen kişi olarak gösterir. Üretilen şey with ifadesinden sonra gelir: come up with a solution. Zamana göre come biçimini came up with örneğindeki gibi değiştirin, ancak up with bölümünü birlikte tutun.

Alıştırma

Hedef phrasal verb'ü geçmiş zamanda kullanın: After an hour of discussion, Maya ____ a practical solution.

Cevabı göster

came up with

along with the first telescope. Kalıp ifadeler

1:17

ilk bileşik mikroskobu bulduğu söylenir.

Kalıp ifadeler

along with: bağlantılı bir öğe eklemek

Bu cümlede along with, “yanı sıra” veya “ile birlikte” anlamına gelir. İlk teleskobu, daha önce belirtilen bir şeyle bağlantılı başka bir öğe olarak ekler. Buradaki along, bir yol boyunca hareket etmeyi anlatmaz. Başka durumlarda da kullanılabilen A along with B kalıbı, B’yi A ile bağlantılı ek bilgi olarak sunar.

Alıştırma

“The kit includes a charger along with a cable,” cümlesinde along with ne işe yarar?

  1. Kabloyu bağlantılı başka bir öğe olarak ekler.
  2. Kablonun yanında hareket etmeyi anlatır.
  3. Kablonun şarj cihazının yerini aldığını söyler.
Cevabı göster

Kabloyu bağlantılı başka bir öğe olarak ekler.

Both claims are often disputed Kelime

1:19

O dönemde oynamak için elinde bir ton cam lens olan tek sıkılmış adam görünüşe göre o olmadığı için

Kelime

claims are often disputed: sorgulanan iddialar

Buradaki claims, buluşların kime mal edilmesi gerektiğiyle ilgili ifadeler veya iddialar anlamına gelir; sigorta ya da hukuki ödeme talepleri anlamına gelmez. Are disputed edilgen bir yapıdır: insanlar bu iddiaları sorgular veya onlara karşı çıkar. Often, bu anlaşmazlığın tekrar tekrar yaşandığını gösterir.

Alıştırma

Bu tarihsel bağlamda “Both claims are often disputed” ne anlama gelir?

  1. İnsanlar her iki iddiayı da sık sık sorgular veya bu iddialara karşı çıkar.
  2. İnsanlar her iki buluş için de sık sık ödeme talep eder.
  3. İnsanlar her iki iddiayı da sık sık ayrıntılı olarak açıklar.
Cevabı göster

İnsanlar her iki iddiayı da sık sık sorgular veya bu iddialara karşı çıkar.

as apparently he wasn't the only bored guy with a ton of glass lenses to play with at the time. Kalıp ifadeler

1:20

her iki iddia da sıkça tartışılır.

Kalıp ifadeler

a ton of: samimi dilde büyük miktar

Bu cümlede a ton of, “çok büyük miktarda” veya “çok sayıda” anlamına gelir. lenses sayılabilen bir isim olduğu için burada cam merceklerin sayısının çok olduğunu anlatır. Merceklerin gerçekten bir ton geldiğini söylemez; samimi ve abartılı bir ifadedir. Kalıp a ton of + isim şeklindedir. messages gibi sayılabilen çoğul isimlerle ve work gibi sayılamayan isimlerle kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi, nottaki “çok sayıda” anlamına gelen samimi ifadeyle tamamlayın: I have ____ messages to answer.

Cevabı göster

a ton of

Despite this, Anlatım akışı

1:26

Buna rağmen,

Anlatım akışı

Despite this: ödünlemeli bir geçişi belirtmek

Despite this, “bu doğru olsa bile” anlamına gelir. Buradaki this, buluşun kime atfedilmesi gerektiğiyle ilgili daha önceki tartışmaya gönderme yapar. İfade önce bu bilgiyi kabul eder, ardından buna rağmen gerçekleşen veya geçerliliğini koruyan bir sonucu anlatır. Cümlenin başında Despite this ifadesinden sonra virgül gelir. Sebep veya zaman sırası değil, ödünleme ilişkisi belirtir.

Alıştırma

İkinci olayın ilk gerçeğe rağmen gerçekleştiğini gösteren bağlayıcıyı seçin: Lena was tired. ____ she finished her homework.

  1. Because of this,
  2. After this,
  3. Despite this,
Cevabı göster

Despite this,

the microscope soon became a hot item Deyimler

1:27

mikroskop kısa sürede

Deyimler

a hot item: popüler veya çok rağbet gören bir şey

a hot item ifadesinde hot mecaz anlamda kullanılır: sıcaklığı yüksek olan bir şeyi değil, popüler, çok aranan veya büyük ilgi gören bir şeyi anlatır. Burada became a hot item, mikroskobun kısa sürede büyük ilgi gördüğünü ifade eder. Aynı ifade, birçok kişinin istediği veya hakkında konuştuğu başka ürün ve nesneler için de kullanılabilir.

Alıştırma

Bu cümlede a hot item ne anlama gelir? The new puzzle became a hot item at the toy fair.

  1. çok popüler veya yoğun talep gören bir şey
  2. çalıntı olduğu bilinen bir şey
  3. sıcaklığı yüksek olan bir şey
Cevabı göster

çok popüler veya yoğun talep gören bir şey

that every naturalist or scientist at the time wanted to play with,

1:29

zamanın her doğa bilimcisinin veya bilim insanının oynamak istediği gözde bir eşya haline geldi

making it much like the iPad of its day. Kültür

1:33

ve bu onu kendi döneminin iPad'i gibi bir şey yaptı.

Kültür

the iPad of its day: dönemler arası bir benzetme

The iPad of its day farklı dönemler arasında kurulan bir benzetmedir. Mikroskobun kendi döneminde, iPad'in modern yaşamda oynadığı role benzer bir role sahip olduğunu anlatır: yeni, heyecan verici ve geniş ilgi gören bir teknoloji. Bu, o dönemde iPad bulunduğu veya iki cihazın aynı işleve sahip olduğu anlamına gelmez. the X of its day yapısında X, bilinen modern bir referanstır; of its day ise o tarihsel dönemde onunla karşılaştırılabilecek örnek anlamına gelir. Karşılaştırma genellikle her fiziksel ayrıntıdan çok konum, rol veya etkiye odaklanır.

Alıştırma

Benzetmeyi tamamlamak için internet ve the X of its day yapısını kullanın: The telegraph was ____.

Cevabı göster

the internet of its day

One such person was a fellow Dutchman by the name of Anton van Leeuwenhoek, Notlar

1:36

Böyle kişilerden biri, Anton van Leeuwenhoek adında Hollandalı bir vatandaştı.

Anlatım akışı

One such person: daha önce sözü edilen bir gruptan örnek vermek

One such person ifadesinde such, daha önce sözü edilen kişi türüne gönderme yapar; one ise bu gruptan belirli bir üyeyi seçer. Burada mikroskop kullanmaya ilgi duyan kişilerden biri demektir. Bu ifade anlatıyı genel bir gruptan belirli bir örneğe taşır. Başka bağlamlarda da kullanılabilen one such + tekil isim kalıbı, daha önce tanımlanan türden bir örnek veya üye anlamına gelir.

Alıştırma

One such person bu cümlede hangi işlevi görüyor?

  1. Bu kişinin işe katılan tek kişi olduğunu söyler.
  2. Daha önce sözü edilen bir grubun üyesini tanıtır.
  3. Bu kişiyi tuhaf olarak tanımlar.
Cevabı göster

Daha önce sözü edilen bir grubun üyesini tanıtır.

Kalıp ifadeler

by the name of Anton van Leeuwenhoek: bir kişinin adını tanıtmak

by the name of Anton van Leeuwenhoek, Hollandalının adını vererek kim olduğunu belirtir. Sabit kalıp kişi betimlemesi + by the name of + ad şeklindedir; burada Anton van Leeuwenhoek adlı anlamına gelir. by the name of, adı bir yöntem olarak kullanmak anlamına gelmez. Birini anlatı içinde tanıtmanın veya kimliğini belirtmenin bir yoludur.

Alıştırma

Cümleyi adlı anlamına gelen dört kelimelik anlatı ifadesiyle tamamlayın: The town had a doctor ____ Elena Ruiz.

Cevabı göster

by the name of

who heard about these microscope doohickeys, Kelime

1:41

Bu mikroskop aletlerini duymuştu

Kelime

doohickeys: adı belirtilmeyen şeyler için gündelik bir söz

Doohickeys, doohickey sözcüğünün çoğuludur. Kesin adı bilinmeyen, unutulan veya önemli olmayan bir şey için kullanılan gündelik bir yer tutucu sözdür. Genellikle şakacı ya da bilerek belirsiz bir hava verir. Burada microscope, ne tür şeylerden söz edildiğini gösterir: konuşulan nesneler mikroskoplardır. Doohickeys bir marka veya resmî parça adı değildir.

Alıştırma

Bu cümlede doohickeys en doğal olarak ne anlama gelir?

  1. bir mikroskop markası
  2. gündelik bir ifadeyle anılan mikroskoplar
  3. resmî adı olan mikroskop parçaları
Cevabı göster

gündelik bir ifadeyle anılan mikroskoplar

and instead of going out and buying one, Dilbilgisi

1:43

ve dışarı çıkıp bir tane almak yerine,

Dilbilgisi

instead of going out and buying one: instead of + -ing biçimi

Instead of, seçilmeyen bir seçeneği tanıtır. Bu yapıda ardından bir isim veya -ing biçimi gelir; çekimli bir yan cümle ya da yalın fiil gelmez. Burada going out and buying one, tek bir planı anlatan ve and ile bağlanan iki -ing biçimi içerir. One, daha önce sözü edilen bir mikroskoba gönderme yapar. Bu ifade sonraki eylemle karşıtlık kurar: dışarı çıkıp mikroskop almak yerine başka bir şey yapar.

Alıştırma

Cümleyi instead of ve buy sözcüğünün doğru biçimiyle tamamlayın: ____ a new laptop, Maya repaired her old one.

Cevabı göster

Instead of buying

he decided to make his own.

1:45

kendininkini yapmaya karar verdi.

And it was a strange little contraption indeed, Kelime

1:47

Ve bu gerçekten de garip küçük bir düzenekti,

Kelime

contraption: tuhaf veya karmaşık bir cihaz

Contraption, alışılmadık, karmaşık veya tuhaf biçimde birleştirilmiş görünen bir cihazı ya da küçük makineyi anlatır. Tarafsız device sözcüğünden farklı olarak konuşanın değerlendirmesini de taşır. Buradaki strange little contraption, ev yapımı mikroskobun işe yaradığını ama görünüşünün garip olduğunu hafifçe eğlenen bir tonla anlatır. Başka bağlamlarda da konuşan kişi bir cihazın ne kadar tuhaf göründüğünü vurgulamak istediğinde contraption kullanabilir.

Alıştırma

Contraption bu cümleye hangi ek izlenimi katıyor?

  1. Tamamen tarafsız bir teknik terimdir.
  2. Yazılı bir talimatlar dizisidir.
  3. Garip veya karmaşık görünen bir cihazdır.
Cevabı göster

Garip veya karmaşık görünen bir cihazdır.

as it looked more like a tiny paddle the size of a sunglass lens.

1:50

çünkü bir güneş gözlüğü merceği boyutunda minik bir rakete benziyordu.

If he had stuck two together, Dilbilgisi

1:54

Eğer ikisini birbirine yapıştırsaydı,

it probably would have made a wicked set of sunglasses. Kelime

1:55

muhtemelen harika bir güneş gözlüğü seti olurdu.

Dilbilgisi

If he had stuck ... would have made: geçmişe ilişkin gerçek dışı durum

Bu, farklı bir geçmişi hayal etmek için kullanılan üçüncü koşul yapısıdır. If he had stuck two together gerçekleşmemiş bir eylemi belirtir; it probably would have made... ise geçmişteki hayalî sonucu verir. Yeniden kullanılabilecek yapı if + had + geçmiş zaman ortacı, ... would have + geçmiş zaman ortacıdır. Probably sonucu daha az kesin yapar, ancak cümleyi gelecekteki bir olasılığa dönüştürmez.

Alıştırma

Parantez içindeki fiillerle geçmişe ilişkin gerçek dışı cümleyi tamamlayın: If Maya ____ her alarm (set), she ____ the early bus (catch).

Cevabı göster

had set · would have caught

Kelime

“çok havalı” anlamındaki wicked

Bu cümlede wicked, “çok havalı” veya “etkileyici” anlamına gelen olumlu ve günlük bir sıfattır. Hayal edilen güneş gözlüğünü niteler; “ahlaken kötü” anlamına gelmez. Anlamı bağlam belirler. Wicked, şakacı bir yorumda övülen bir nesneyi nitelediğinde heyecan veya beğeni ifade edebilir.

Alıştırma

“a wicked set of sunglasses” ifadesinde wicked ne anlama gelir?

  1. Ahlaken kötü
  2. Eski ve hasarlı
  3. Çok havalı veya etkileyici
Cevabı göster

Çok havalı veya etkileyici

That you couldn't see much out of.

1:58

Tabii dışarıyı pek göremediğiniz bir set.

Anyhoo, once Leeuwenhoek had his microscope ready, Notlar

2:01

Neyse, Leeuwenhoek mikroskobunu hazırladıktan sonra,

Anlatım akışı

Ana konuya şakacı biçimde dönmek için Anyhoo

Anyhoo son derece günlük ve şakacı bir söylem belirtecidir. Burada şakayı veya konu dışı bölümü kapatıp açıklamayı ana hikâyeye geri götürür. “Anyway, back to the point.” cümlesindeki anyway gibi çalışır. Konuşmayı düzenler; sonraki olayın bir neden veya sonuç olduğunu göstermez.

Alıştırma

Anyhoo bu cümlede temel olarak ne yapıyor?

  1. Olaylar arasında neden-sonuç ilişkisi göstermek
  2. Ara konuyu bitirip ana konuya dönmek
  3. Bilimsel kanıtları resmî biçimde özetlemek
Cevabı göster

Ara konuyu bitirip ana konuya dönmek

Dilbilgisi

once Leeuwenhoek had his microscope ready: ilk adımın tamamlandığını belirtmek

Buradaki once, belirtilen hazırlık aşaması tamamlandığında veya tamamlandıktan sonra anlamına gelen bir zaman bağlacıdır; one time anlamındaki bir kez değildir. once Leeuwenhoek had his microscope ready yan cümlesi, ardından gelen ana olayın hem zamanını hem de ön koşulunu belirtir. Geçmiş zamanlı anlatımda once + özne + geçmiş zamanlı fiil, sonraki adım başlamadan önce ilk adımı tamamlanmış olarak sunup hikâyeyi ilerletebilir. Had his microscope ready, mikroskobun hazırlanmış ve kullanılabilir durumda olduğu anlamına gelir.

Alıştırma

Zaman yan cümlesini once ile tamamlayın: ____ the safety check was complete, the doors opened.

Cevabı göster

Once

he went to town looking at anything and everything he could with them, Notlar

2:04

dişlerindeki pislikler de dahil olmak üzere,

Deyimler

went to town: bir şeyi büyük bir heves ve çabayla yapmak

Bu cümlede went to town, bir işi büyük bir heves, enerji veya çabayla yapmak anlamına gelen bir deyimdir. Yapılan iş looking at anything and everything ile belirtilir; yani bakabildiği kadar çok şeyi incelemiştir. Burada bir kasabaya ya da şehre gitmeyi anlatmaz. Bir varış noktası yerine çevresindeki etkinliğin belirtilmesi, ifadenin mecaz anlamda kullanıldığını gösterir.

Alıştırma

Yoğun ve hevesli bir çabayı ifade etmek için go to town ifadesinin geçmiş zaman biçimini kullanın: The art club ____ on the hallway display.

Cevabı göster

went to town

Kalıp ifadeler

anything and everything: son derece geniş bir kapsamı vurgulama

Anything and everything, kapsamı çok geniş olan iki sözcüğü bir araya getirerek neredeyse sınırsız bir çeşitliliği vurgular. Burada iki ayrı nesne grubunu değil, onun bakabildiği her tür şeyi incelediğini anlatır. Anything and everything he could örneğinde olduğu gibi, ardından gelen bir yan cümle gerçek sınırı belirtebilir. İki sözcüğün birlikte kullanılması, yalnızca birinin kullanılmasından daha güçlü ve kapsamlıdır.

Alıştırma

Cümleyi anything and everything hedef ifadesiyle tamamlayın: The curious child examined ____ through the magnifying glass.

Cevabı göster

anything and everything

including the gunk on his teeth.

2:08

onunla görebileceği her şeye hevesle bakmaya başladı.

Yes, you heard right.

2:10

Evet, doğru duydunuz.

He actually discovered bacteria by looking at dental scrapings, Kelime

2:13

Aslında diş kazıntılarına bakarak bakterileri keşfetti,

Kelime

dental scrapings: dişlerden kazınarak alınan örnekler

Dental, dişlerle ilgili demektir. Scrapings, bir yüzeyin kazınmasıyla çıkarılan küçük madde parçalarını belirten çoğul bir isimdir. Bu nedenle dental scrapings, incelenmek üzere dişlerden kazınarak alınan örneklerdir. Bu cümlede ifade, bakterileri bulmak için gözlemlenen malzemeyi adlandırır. Bir diş tedavisinin veya aletin adı değildir.

Alıştırma

Bir bilim insanı dental scrapings örneklerini mikroskop altında inceliyor. Dental scrapings nedir?

  1. Dişleri temizlemek için kullanılan aletler
  2. Dişlerden kazınarak alınan küçük örnekler
  3. Diş tedavisi randevuları
Cevabı göster

Dişlerden kazınarak alınan küçük örnekler

which when you keep in mind that people didn't brush their teeth much, Kalıp ifadeler

2:17

ki o zamanlar insanların dişlerini pek fırçalamadığını,

Kalıp ifadeler

keep in mind: bir arka plan gerçeğini dikkate almak

Keep in mind, 'hatırlamak ve dikkate almak' anlamına gelir. Burada when you keep in mind that... ifadesi, dinleyenden sonraki noktayı yorumlarken insanların o dönemde dişlerini pek fırçalamadığı gerçeğini hesaba katmasını ister. Bir yargı veya açıklama açısından önemli olan bir gerçeği sunmak için keep in mind that + cümlecik yapısını kullanın. Bu ifade, bir şeyi fiziksel olarak zihinde saklamak anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle, plan yapmadan önce bir gerçeği dikkate almayı doğal biçimde hatırlatır?

  1. Try to memorize the train schedule word for word.
  2. Keep in mind that the last train leaves at ten.
  3. Ignore the departure time until you reach the station.
Cevabı göster

Keep in mind that the last train leaves at ten.

if at all, back then, Dilbilgisi

2:21

hatta hiç fırçalamadığını göz önünde bulundurursanız,

Dilbilgisi

if at all: hiç olmama olasılığını eklemek

Buradaki if at all, if they brushed their teeth at all, yani 'dişlerini hiç fırçaladılarsa' anlamında kısaltılmış bir koşuldur. Önceki didn't brush their teeth much ifadesine dönerek iddiayı daha da sınırlar: diş fırçalama çok seyrek olabilir, hatta hiç gerçekleşmemiş olabilir. Rarely, little veya not much gibi ifadelerden sonra if at all miktarı, sıklığı veya dereceyi sıfıra daha da yaklaştırabilir. 'Her şeyse' anlamına gelmez.

Alıştırma

“Leo checks his voicemail rarely, if at all,” cümlesinde if at all hangi anlamı ekler?

  1. Leo onları sık sık ama yalnızca kısa süreliğine kontrol eder.
  2. Leo bütün sesli mesajları kontrol eder.
  3. Leo sesli mesajlarını hiç kontrol etmiyor olabilir.
Cevabı göster

Leo sesli mesajlarını hiç kontrol etmiyor olabilir.

he must have had a lovely bunch of bacteria to look at.

2:23

bakacak harika bir bakteri sürüsü olmalıydı.

When he wrote about his discovery,

2:27

Keşfi hakkında yazdığında,

he didn't call them bacteria as we know them today, Kalıp ifadeler

2:29

onlara bugün bildiğimiz adıyla bakteri demedi,

Kalıp ifadeler

as we know them today: modern bakış açısı

Bu cümlede as we know them today, “şimdi bize tanıdık gelen biçimiyle ya da kavramıyla” demektir. Them, söz konusu organizmalara gönderme yapar. İfade, anlatıcının kullandığı modern bacteria adıyla geçmişteki gözlemcinin onları adlandırma ve anlama biçimini karşılaştırır. Bu, insanların bu organizmaları ilk kez bugün fark ettiği anlamına gelmez. Today, karşılaştırmada kullanılan modern bakış açısını belirler; tarihî olayın ne zaman gerçekleştiğini göstermez.

Alıştırma

Bu cümlede as we know them today neyi gösteriyor?

  1. Organizmalar ilk kez bugün keşfedilmiştir.
  2. Konuşan kişi organizmaların bakteri olup olmadığından emin değildir.
  3. Modern ad ve anlayış, eski dönemdeki ad ve anlayıştan farklıdır.
Cevabı göster

Modern ad ve anlayış, eski dönemdeki ad ve anlayıştan farklıdır.

but he called them animalcules because they looked like little animals to him. Notlar

2:32

onun yerine onlara gözüne küçük hayvanlar gibi göründükleri için hayvancıklar (animalcules) dedi.

Kültür

animalcules: mikroskobik organizmalar için eski bir ad

Animalcules, ilk mikroskop gözlemcilerinin mikroskopta gördükleri çok küçük canlılar için kullandığı tarihî bir çoğul isimdir. “Küçük hayvan” anlamına gelen bir sözcükten gelir; bu nedenle cümlede küçük hayvanlarla karşılaştırılır. Burada modern bir bilimsel sınıflandırma değil, eski bir gözlemcinin kullandığı ad aktarılır. Animalcules, gözlemlenen şeye bağlı olarak mikroskobik organizmaları geniş anlamda belirtebildiği için her tarihî metinde otomatik olarak bacteria ile aynı anlama gelmez.

Alıştırma

Bu tarihî metinde animalcules ne anlama geliyor?

  1. Her bakteri türünün modern ve resmî adı
  2. Mikroskopta görülen çok küçük canlılar için kullanılan eski bir terim
  3. Mikroskobun içindeki küçük bir mekanik parça
Cevabı göster

Mikroskopta görülen çok küçük canlılar için kullanılan eski bir terim

Kalıp ifadeler

looked like little animals: görsel benzerliği anlatmak

Looked like little animals, görünüşlerinin ona küçük hayvanları hatırlattığı anlamına gelir. look like + isim yapısı, bir şeyin görünüşünü başka bir şeyle karşılaştırır; looked geçmiş zamandadır çünkü cümle geçmişten söz eder. Burada because, animalcules adının verilme nedenini açıklar. look like içindeki like, karşılaştırılan şeyi getirir ve “benzer” anlamındadır; “hoşlanmak” anlamındaki like fiili değildir.

Alıştırma

Cümleyi look like yapısının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Through the fog, the island ____ a giant ship.

Cevabı göster

looked like

While Leeuwenhoek was staring at his teeth gunk,

2:36

Leeuwenhoek dişindeki pisliklere bakarken,

he was also sending letters to a scientific colleague in England by the name of Robert Hooke.

2:39

aynı zamanda İngiltere'deki Robert Hooke adındaki bilimsel bir meslektaşına da mektuplar gönderiyordu.

Hooke was a guy who really loved all aspects of science.

2:44

Hooke, bilimin her yönünü gerçekten seven bir adamdı.

So he dabbled in a little bit of everything, Öbek fiiller

2:48

Bu yüzden biraz her şeyle uğraştı,

Öbek fiiller

dabbled in: bir alanı derinleşmeden denemek

Dabbled in, bir alanı denemek veya o alana biraz zaman ayırmak fakat onu derinlemesine öğrenmemek ya da yapmamak anlamına gelir. Yapı dabble in + alan veya etkinlik şeklindedir. a little bit of everything ile birlikte kullanıldığında cümle, onun yalnızca bir alana odaklanmak yerine birçok farklı konuyu araştırdığını anlatır. Burada dabble mecaz anlamdadır; su sıçratmak veya suyun içinde bir şeyi hareket ettirmekle ilgili gerçek anlamında değildir.

Alıştırma

Cümleyi dabble in yapısının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Before choosing engineering, Maya ____ photography for one summer.

Cevabı göster

dabbled in

including physics, chemistry, and biology.

2:50

fizik, kimya ve biyoloji dahil.

Thus it is Hooke who we can thank for the term the cell, Dilbilgisi

2:53

Bu nedenle hücre terimi için Hooke'a teşekkür edebiliriz,

Dilbilgisi

it is Hooke who we can thank for: katkıda bulunan kişiyi vurgulamak

It is Hooke who ... bir it-cleft vurgu yapısıdır. Kalıp It is/was + odaklanan kişi + who + cümlenin geri kalanı şeklindedir. Hooke'u, bu konuda takdiri hak eden kişi olarak odağa yerleştirir. Buradaki it bir nesneyi göstermez; vurgu yapısının parçasıdır. Bu bağlamda we can thank Hooke for the term, terimle ilgili katkının Hooke'a atfedildiği anlamına gelir; birinin ona şahsen teşekkür etmesi gerekmez. Vurgu yapısı çıkarıldığında temel ifade We can thank Hooke for the term cell olur, ancak Hooke üzerindeki vurgu azalır.

Alıştırma

it is Hooke who we can thank for yapısı temel olarak neyi vurgular?

  1. Takdiri hak eden kişi Hooke'dur.
  2. Hooke başka birine teşekkür etmektedir.
  3. it sözcüğü mikroskobu göstermektedir.
Cevabı göster

Takdiri hak eden kişi Hooke'dur.

as he was looking at a piece of cork under his microscope.

2:57

çünkü mikroskobunun altında bir mantar parçasına bakıyordu.

And the little chambers he saw reminded him of cells, Notlar

3:00

Ve gördüğü küçük odacıklar ona hücreleri,

Kalıp ifadeler

reminded him of: bir anı veya çağrışım uyandırmak

Reminded him of, remind someone of something yapısının geçmiş zaman biçimidir. Küçük bölmeler Hooke'un aklına küçük odaları getirdi: him çağrışımı yaşayan kişiyi, of ise akla gelen şeyi belirtir. Bu yapı bir görüntü, ses, koku veya durum bir anıyı ya da benzerliğe dayalı bir çağrışımı tetiklediğinde kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için remind + me + of yapısını geçmiş zamanda kullanın: The old photo ____ our first classroom.

Cevabı göster

reminded me of

or the rooms monks slept in in their monasteries.

3:05

ya da rahiplerin manastırlarında uyudukları odaları hatırlattı.

Kültür

cells: keşişlerin küçük odaları

Burada cells, keşişlerin manastırda uyuduğu küçük ve ayrı odalar demektir. or sözcüğünden sonraki bölüm bu eski anlamı doğrudan açıklar. Hooke, mantarda gördüğü küçük boşluklar bu odalara benzediği için cell sözcüğünü kullandı. Bilimsel kullanım bu görsel benzetmeyle başladı; bu nedenle burada cells sözcüğünü en başta modern biyolojik hücreler ya da hapishane hücreleri olarak anlamamak gerekir.

Alıştırma

Videodaki cümlede cells en doğrudan neyi ifade ediyor?

  1. Modern biyolojik hücreler
  2. Keşişlerin uyuduğu küçük odalar
  3. Mahkûmlar için kilitli odalar
Cevabı göster

Keşişlerin uyuduğu küçük odalar

Think college dorm rooms, Anlatım akışı

3:09

Üniversite yurt odalarını düşünün,

Anlatım akışı

Think college dorm rooms: bir benzetme sunmak

Burada Think + isim öbeği, bu tanıdık örneği gözünde canlandır ya da onu bir karşılaştırma olarak kullan demektir. Üniversite yurdu odalarını uzun uzun incelemeye yönelik gerçek bir istek değildir. Bu kısa komut, dinleyiciyi yabancı bir fikirden tanıdık bir zihinsel görüntüye yönlendirir. Açıklamalarda Think X hızlıca bir benzetme sunabilir; ardından but gelerek yeni şeyin nasıl farklı olduğunu gösterebilir.

Alıştırma

Think + isim öbeği benzetme yapısıyla açıklamayı tamamlayın: A tool library lends equipment instead of books. ____ a regular library, but for tools.

Cevabı göster

Think

but without the TVs, computers, and really annoying roommates.

3:10

ama televizyonlar, bilgisayarlar ve gerçekten sinir bozucu oda arkadaşları olmadan.

Hooke was something of an underappreciated scientist of his day, Kelime

3:14

Hooke, kendi döneminde değeri pek bilinmeyen bir bilim insanıydı,

Kelime

something of an underappreciated scientist: ihtiyat payı bırakan bir değerlendirme

Something of an underappreciated scientist ifadesinde something of a/an + isim öbeği, “bir ölçüde” veya “ihtiyat payı bırakarak” anlamına gelir. Hooke’un bu tanıma uyduğunu belirtir, ancak sınıflandırmayı tamamen kesin bir yargı gibi sunmaz. Buradaki something bir nesneyi adlandırmaz. Değerlendirmenin kesinliğini yumuşatırken bilimsel çalışmalarının hak ettiğinden daha az takdir gördüğünü de anlatır.

Alıştırma

İhtiyat payı içeren değerlendirmeyi something of a/an yapısıyla tamamlayın: She is ____ expert on medieval coins.

Cevabı göster

something of an

something he brought upon himself Kalıp ifadeler

3:18

bunu kendi başına açtığı da söylenebilir

Kalıp ifadeler

brought upon himself: kendi olumsuz sonucuna yol açmak

Brought upon himself, bring + sonuç + upon + oneself yapısının geçmiş zaman bölümüdür. Bir kişinin kendi davranışlarının, genellikle istenmeyen bir sonucu doğurduğunu anlatır. Buradaki something, hemen önce sözü edilen takdir görmeme durumunu belirtir. İfade, bu durum için Hooke’a da bir ölçüde sorumluluk yükler; fiziksel bir nesneyi kendine doğru taşımasını anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için bring + trouble + upon + oneself yapısının geçmiş zamanını kullanın: By ignoring every warning, he ____.

Cevabı göster

brought trouble upon himself

as he made the mistake of locking horns with one of the most famous scientists ever, Notlar

3:19

çünkü gelmiş geçmiş en ünlü bilim insanlarından biriyle,

Kalıp ifadeler

made the mistake of + V-ing: bir eylemi hata olarak değerlendirmek

made the mistake of + V-ing, birinin bir şey yaptığını ve bu eylemin sonradan kötü bir seçim olarak değerlendirildiğini anlatır. Burada hata olarak değerlendirilen eylem locking horns with a famous scientist ifadesidir. of bir edattır; bu yüzden ardından gelen fiil -ing biçimini alır: made the mistake of locking. made the mistake of lock veya made the mistake of to lock kullanılmaz.

Alıştırma

Vurgulanan ifadeyle cümleyi tamamlayın: He ____ ignoring the warning.

Cevabı göster

made the mistake of

Deyimler

locking horns with: doğrudan çatışmaya girmek

lock horns with someone, biriyle tartışmak, rekabet etmek veya doğrudan çatışmaya girmek anlamına gelen bir deyimdir. İfade, boynuzlu hayvanların birbirini itmesi görüntüsünden gelir; ancak burada gerçek anlamda kullanılmamıştır. Bu cümlede locking horns with, ilişkiyi küçük veya dostça bir fikir ayrılığı olarak değil, ciddi bir çatışma olarak gösterir.

Alıştırma

“The two coaches locked horns over the final decision,” cümlesinde ne oldu?

  1. Karar üzerinde sakin biçimde anlaştılar.
  2. Hayvanların yer aldığı bir spora katıldılar.
  3. Karar hakkında hararetle tartıştılar.
Cevabı göster

Karar hakkında hararetle tartıştılar.

Sir Isaac Newton.

3:23

Sir Isaac Newton'la boy ölçüşmek gibi bir hata yaptı.

Remember when I said Hooke dabbled in many different fields?

3:24

Hooke'un birçok farklı alanla uğraştığını söylediğimi hatırlıyor musunuz?

Well, after Newton published a groundbreaking book on how planets move due to gravity, Kelime

3:27

Şey, Newton gezegenlerin yerçekimi nedeniyle nasıl hareket ettiğine dair çığır açan bir kitap yayınladıktan sonra,

Kelime

groundbreaking: önemli ve yeni bir yön açmak

Burada groundbreaking, Newton'ın kitabını son derece yenilikçi olarak niteler: Kitap, gezegenlerin hareketini anlamak için önemli ve yeni bir yön açan fikirler sunmuştur. Bu sözcük araştırma, kitap, keşif veya teknolojiyi değerlendirirken mecaz anlamda kullanılır. İnşaat için toprağın fiziksel olarak kazılmasını anlatmaz.

Alıştırma

Hangi cümlede groundbreaking doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. The workers were groundbreaking because they dug a hole.
  2. The new treatment was groundbreaking because it changed how doctors managed the disease.
  3. The meeting was groundbreaking because it started five minutes late.
Cevabı göster

The new treatment was groundbreaking because it changed how doctors managed the disease.

Hooke made the claim that Newton had been inspired by Hooke's work in physics. Notlar

3:32

Hooke, Newton'un kendi fizikteki çalışmalarından ilham aldığını iddia etti.

Kalıp ifadeler

made the claim that: tartışılabilir bir iddiayı ileri sürmek

Made the claim that, Hooke'un ileri sürdüğü düşüncenin içeriğini açıklar. That yan cümlesi iddianın kendisini verir: Newton, Hooke'un çalışmalarından ilham almıştı. Bu düşünceye claim denmesi, onun kanıt gerektirebileceğini veya tartışmalı olabileceğini gösterir. Anlatıcı, bunu kesinleşmiş bir gerçek olarak kabul etmeden aktarır. Burada claim, para veya mal talebi değil, iddia anlamındadır.

Alıştırma

Bu cümlede made the claim that neyi gösterir? The company made the claim that its battery could last for a week.

  1. Şirket, kanıt gerektirebilecek bir ifade ileri sürdü.
  2. Şirket para almak için bir talepte bulundu.
  3. Şirket ifadeyi hiçbir şüpheye yer bırakmadan kanıtladı.
Cevabı göster

Şirket, kanıt gerektirebilecek bir ifade ileri sürdü.

Dilbilgisi

had been inspired by: past perfect edilgen yapı

Had been inspired by, past perfect edilgen bir yapıdır: had been + geçmiş zaman ortacı + by. Newton etkiyi alan taraftır; by Hooke's work in physics ise bu etkinin kaynağını belirtir. Past perfect, bu etkiyi anlatının genelinden anlaşılan başka bir geçmiş zamandan önceye yerleştirir. İlhamın Hooke bu iddiayı ortaya attığında geldiği anlamına gelmez; daha sonraki geçmiş zamana gelindiğinde olayın zaten gerçekleşmiş olduğunu gösterir.

Alıştırma

Cümleyi inspire fiilinin past perfect edilgen biçimi ve kaynağı tanıtan edatla tamamlayın: Before the exhibition opened, the design ____ old maps.

Cevabı göster

had been inspired by

Newton, to say the least, did not like that, Ton ve niyet

3:37

Newton, en hafif tabirle, bundan hiç hoşlanmadı,

Ton ve niyet

to say the least: kasıtlı olarak hafif bir tanım

To say the least, kullanılan tanımın gerçek durumdan kasıtlı olarak daha hafif olduğunu dinleyiciye bildirir. Burada did not like that ılımlı duyulur; ancak ifade, Newton'ın tepkisinin aslında çok daha güçlü olduğunu düşündürür. Bu, hafife alarak yapılan bir vurgudur: daha az söylemek, dinleyicinin daha güçlü anlamı tamamlamasını sağlar. İfade, konuşanın sözcük seçimine yorum yapar; kimseye en az sayıda sözcük söylemesini buyurmaz.

Alıştırma

Cümleyi “bu, durumu hafif anlatmanın bir yolu” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: The storm made the trip dangerous, ____.

Cevabı göster

to say the least

which sparked a tense relationship between the two that lasted even after Hooke died, Deyimler

3:41

ve bu da ikisi arasında Hooke öldükten sonra bile devam eden gergin bir ilişki başlattı,

Deyimler

sparked a tense relationship: gergin bir ilişkiyi başlattı

Burada sparked mecazidir: önceki olay gergin bir ilişkinin başlamasını tetiklemiştir. Sözcük, küçük bir kıvılcımın daha büyük bir şeyi başlatması imgesini kullanır; gerçek bir yangından söz edilmez. A tense relationship, yalnızca tek bir tartışma değil, gerginlik veya çatışmayla süren bir ilişkidir. Bu yüzden ifade, bir olayı iki kişi arasındaki kalıcı gerginliğin başlangıç noktası olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi spark fiilinin geçmiş zamanıyla tamamlayın: The unexpected announcement ____ a wave of questions.

Cevabı göster

sparked

as quite a bit of Hooke's research,

3:45

çünkü Hooke'un araştırmalarının epey bir kısmı

as well as his only portrait, Kalıp ifadeler

3:48

ve aynı zamanda tek portresi

Kalıp ifadeler

as well as: ikinci bir öge eklemek

Burada as well as, “ve ayrıca” anlamına gelir. his only portrait ifadesini quite a bit of Hooke's research bilgisine ekler ve araştırmayı önce gelen ana bilgi olarak sunar. Virgüller, as well as his only portrait bölümünün ek bir ifade olduğunu göstermeye yardımcı olur. Burada “aynı derecede iyi” şeklindeki karşılaştırma anlamı yoktur.

Alıştırma

İkinci bir öge eklemek için bu dersteki üç sözcüklü ifadeyi kullanın: The science club studies insects ____ plants.

Cevabı göster

as well as

was misplaced due to Newton.

3:49

Newton yüzünden kayboldu.

Much of it was rediscovered, thankfully, after Newton's time, Kelime

3:52

Büyük bir kısmı, neyse ki, Newton'un zamanından sonra yeniden keşfedildi,

Kelime

after Newton's time: tarihsel dönem anlamındaki time

Tarih anlatımında a person's time, o kişinin yaşadığı veya etkin olduğu dönemi ifade edebilir. Burada Newton's time, Newton'ın boş zamanını ya da saatte görülen bir zamanı değil, Newton'ın dönemini anlatır. After Newton's time, yeniden keşfin bu dönemden daha sonra gerçekleştiğini belirtir. after someone's time kalıbıyla kesin bir tarih vermeden bir olayı tarihte genel olarak konumlandırabilirsin.

Alıştırma

Bu cümlede Newton's time ne anlama geliyor?

  1. Newton'ın boş saatleri
  2. Newton'la bağlantılı bir saat göstergesi
  3. Newton'ın yaşadığı ve etkin olduğu dönem
Cevabı göster

Newton'ın yaşadığı ve etkin olduğu dönem

but not his portrait,

3:55

ama portresi bulunamadı,

as sadly no one knows what Robert Hooke looked like.

3:57

bu yüzden maalesef kimse Robert Hooke'un neye benzediğini bilmiyor.

Fast forward to the 1800s Anlatım akışı

4:00

1800'lere hızlıca ilerlediğimizde,

Anlatım akışı

Fast forward to: zaman çizgisinde ileri atlamak

Fast forward to, zaman çizgisini doğrudan daha sonraki bir noktaya taşıyan bir anlatım geçişidir. Burada tarihin önceki bölümü ile 1800'lü yıllar arasındaki zaman atlanır. İfade, bir kaydı hızlı ileri sarma fikrinden gelir; ancak izleyiciye videoyu kontrol etmesini söylemez. Anlatının aradaki dönemi atlayıp belirtilen zamanda devam edeceğini gösterir.

Alıştırma

Zamanda ileri atlayan üç sözcüklü İngilizce ifadeyle anlatım geçişini tamamla: ____ 2035, and the village was powered entirely by solar energy.

Cevabı göster

Fast forward to

where two German scientists discovered something that today we might find rather obvious,

4:02

iki Alman bilim insanı, bugün bize oldukça açık gelebilecek bir şey keşfettiler,

but helped tie together what we now know as the cell theory. Notlar

4:07

ancak bu keşif, bugün hücre teorisi olarak bildiğimiz şeyi bir araya getirmeye yardımcı oldu.

Öbek fiiller

tie together: ayrı parçaları bir bütün hâlinde birleştirmek

Burada tie together, ayrı gözlemleri veya keşifleri birbirine bağlayıp tutarlı bir açıklama oluşturmak demektir. Bu keşif, farklı bilgi parçalarının hücre teorisini destekleyecek biçimde birleşmesine yardım etmiştir; söz konusu olan bir şeyi iple bağlamak değildir. Bu kullanım sentezi vurgular: parçalar arasındaki ilişkiler gösterildiği için bütünün anlamı daha açık hâle gelir.

Alıştırma

'The new evidence helped tie together several earlier observations,' cümlesinde tie together ne anlama gelir?

  1. Gözlemleri iple bağlamak.
  2. Gözlemleri birbirine bağlayıp tutarlı bir bütün oluşturmak.
  3. Gözlemleri aralarında ilişki göstermeden sıralamak.
Cevabı göster

Gözlemleri birbirine bağlayıp tutarlı bir bütün oluşturmak.

Kalıp ifadeler

what we now know as: günümüzde kullanılan adı tanıtmak

what we now know as + ad kalıbı, “günümüzde bu adla anılan şey veya kavram” demektir. Cümlede as, günümüzde kullanılan the cell theory adını getirir; now ise bugünden bakarak teorinin henüz oluşmakta olduğu daha önceki bir döneme işaret eder. Bu kalıp geçmişteki bir gelişmeyi bugün kullanılan terime bağladığı için tarih, bilim ve kültür konularında kullanışlıdır. Temeldeki gerçeğin ancak bugün keşfedildiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle eski deneyleri bir alanın günümüzdeki adına bağlar?

  1. The textbook summarizes what we now know about modern genetics.
  2. Those early experiments led to what we now know as modern genetics.
  3. Modern geneticists repeated those early experiments.
Cevabı göster

Those early experiments led to what we now know as modern genetics.

The first scientist was Matthias Schleiden,

4:11

İlk bilim insanı Matthias Schleiden'di,

a botanist who liked to study plants under a microscope.

4:13

mikroskop altında bitkileri incelemeyi seven bir botanikçiydi.

From his years of studying different plant species,

4:17

Farklı bitki türlerini incelediği yıllardan sonra,

it finally dawned on him that every single plant he had looked at were all made of cells. Notlar

4:19

nihayet baktığı her bir bitkinin hücrelerden oluştuğunu fark etti.

Deyimler

it finally dawned on him: gecikmiş bir fark ediş

it dawned on someone that... yapısında dawned on, bir şeyin bir kişi için açıklığa kavuşması veya o kişi tarafından fark edilmesi anlamına gelir. Kişi on sözcüğünden sonra gelir; açıklığa kavuşan düşünce ise genellikle that ile başlayan bir yan cümlede verilir. Burada kişi, that sonrasındaki gerçeği sonunda fark ediyor. Finally, gecikme anlamı katar: başta anlamamış, fakat zaman geçtikten veya düşündükten sonra fark etmiştir. Buradaki dawn mecazidir; bir düşüncenin netleşmesini gün ışığının ortaya çıkmasına benzetir, gerçek bir gün doğumunu anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi dawn on yapısını kullanarak tamamlayın: While I was locking the door, it suddenly ____ that my keys were still inside.

Cevabı göster

dawned on me

Kalıp ifadeler

every single plant: hiçbir istisna olmadığını vurgulamak

Every single + tekil sayılabilen isim, istisnasız her biri anlamına gelir. every single plant ifadesinde single, every sözcüğünü güçlendirir; evli olmayan anlamına gelmez ve özel bir bitki türünü anlatmaz. İsim tekil kalır: every single plant, every single day, every single detail. Bu ifade, bütün öğelerin kapsandığını yalnızca every kullanmaya göre daha güçlü ve bilinçli biçimde vurgular.

Alıştırma

Cümleyi every sözcüğünün iki kelimelik vurgulu biçimiyle tamamlayın: The coach spoke to ____ player before the final.

Cevabı göster

every single

At the same time, Anlatım akışı

4:26

Aynı zamanda,

on the other end of Germany was Theodor Schwann,

4:28

Almanya'nın diğer ucunda Theodor Schwann vardı,

Anlatım akışı

At the same time: paralel bir anlatı çizgisine geçiş

Burada At the same time yalnızca zaman belirtmez. Cümlenin başında kullanılarak odağı başka bir yerde bulunan Theodor Schwann'a kaydırır ve onun hikâyesini önceki olaylarla aynı tarihsel zaman çizgisinde tutar. Bu ifade anlatılarda paralel akışları birbirine bağlayabilir. Konuşmacının aynı dönemdeki farklı bir kişiye, yere veya olaya geçtiğini gösterir.

Alıştırma

At the same time ifadesinin bu cümledeki temel işlevi nedir?

  1. Almanya'nın iki saat dilimi olduğunu gösterir.
  2. Bilim insanının yaşam öyküsünü bitirir.
  3. Aynı dönemdeki başka bir kişi hakkındaki paralel bir hikâyeye geçer.
Cevabı göster

Aynı dönemdeki başka bir kişi hakkındaki paralel bir hikâyeye geçer.

a scientist who not only studied slides of animal cells under the microscope Dilbilgisi

4:30

sadece mikroskop altında hayvan hücrelerinin slaytlarını inceleyen

and got a special type of nerve cell named after him, Kalıp ifadeler

4:35

ve kendi adını taşıyan özel bir sinir hücresi olan bir bilim insanı değil,

Kalıp ifadeler

named after him: onun adının verilmesi

Be named after someone, bir şeye o kişinin adının verildiğini, genellikle de kişiyi onurlandırma veya anma amacı taşıdığını anlatır. Burada sinir hücresinin adı, him ile belirtilen kişiden gelir. Bu yapıda after, bir olayın diğerinden daha sonra gerçekleştiğini göstermez. Adın kaynağı olan kişiyi veya şeyi tanıtır. Bir cadde, ödül, bina ya da bilimsel terim be named after someone olabilir.

Alıştırma

Hangi cümle ödül için Dr. Chen'in adının kullanıldığını söylüyor?

  1. The award was named after Dr. Chen.
  2. The award was named by Dr. Chen.
  3. The award was presented after Dr. Chen.
Cevabı göster

The award was named after Dr. Chen.

but also invented rebreathers for firefighters and had a kicking pair of sideburns. Kelime

4:38

aynı zamanda itfaiyeciler için kapalı devre solunum cihazlarını icat etmiş ve harika favorileri olan biriydi.

Dilbilgisi

not only studied ... but also invented: paralel başarıları vurgulama

Eşleşen not only ... but also ... yapısı paralel iki bilgiyi birbirine bağlar ve vurgular. Burada not only studied... bölümünü, but also ise invented... bölümünü başlatır ve ikisini de Schwann'ın dikkat çekici işleri olarak sunar. İki taraftaki dil bilgisi yapısı birbiriyle uyuşmalıdır. Studied ve invented geçmiş zaman fiilleridir; her iki taraf ek ayrıntılarla uzasa bile eşleşen işaretler cümlenin yapısını izlemenize yardımcı olur.

Alıştırma

Cümleyi eşleşen not only ... but also yapısıyla tamamlayın: The club ____ collected the books ____ delivered them to the library.

Cevabı göster

not only · but also

Kelime

a kicking pair of sideburns: favorilere yönelik şakacı bir övgü

Burada kicking, “mükemmel”, “heyecan verici” veya “çok havalı” anlamına gelen gayriresmî bir sıfattır. Favorileri niteler; favorilerin bir şeyi tekmelediği anlamına gelmez. Bu abartılı övgü, betimlemeye şakacı bir hava katar. A pair of sideburns, kulakların önünde yüzün iki yanından aşağı uzanan favorileri ifade eder.

Alıştırma

“The band played a kicking set at the festival,” cümlesinde kicking büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Bir şeyleri tekmelerken yapılan bir performans
  2. Sakin ve resmî bir performans
  3. Heyecan verici ve mükemmel bir performans
Cevabı göster

Heyecan verici ve mükemmel bir performans

After studying animal cells for a while,

4:43

Bir süre hayvan hücrelerini inceledikten sonra,

he too came to the conclusion Kalıp ifadeler

4:45

o da şu sonuca vardı:

that all animals were made of cells.

4:47

bütün hayvanlar da hücrelerden oluşuyordu.

Kalıp ifadeler

came to the conclusion that...: …… sonucuna vardı

Come to the conclusion that... düşünme, gözlem yapma veya kanıtları inceleme sonucunda bir yargıya varmak demektir. Örnekte came geçmiş zamandadır; that ile başlayan yan cümle varılan yargının içeriğini verir. Bu ifade sonucu fiziksel olarak ulaşılan bir yer gibi değil, bir akıl yürütme sürecinin ürünü olarak sunar. Bilimsel bulguları, okul çalışmalarını, tartışmaları ve raporları açıklarken kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi come to the conclusion ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After studying the results, Maya ____ that the first idea was correct.

Cevabı göster

came to the conclusion

Immediately, he reached out via snail mail, Notlar

4:49

Twitter henüz icat edilmediği için,

Öbek fiiller

reached out to someone: biriyle iletişime geçti

Reach out burada biriyle iletişim kurmak için ilk adımı atmak anlamına gelir. İletişim mektup, e-posta, telefon veya başka bir yolla kurulabilir; via snail mail bu cümlede kullanılan yöntemin posta olduğunu belirtir. Burada fiziksel olarak kol uzatmak anlamına gelmez. İletişim kurulan kişi belirtiliyorsa reach out to someone yapısı kullanılır. İfade çoğu zaman yardım istemek, destek sunmak, iş birliği başlatmak veya yeniden iletişim kurmak gibi bir amaç da taşır.

Alıştırma

Hangi cümlede reach out, iletişimi başlatmak anlamında doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. I reached the science club out to ask about joining.
  2. I reached out to the science club to ask about joining.
  3. I reached out the science club to ask about joining.
Cevabı göster

I reached out to the science club to ask about joining.

Kültür

snail mail: geleneksel kâğıt posta

Snail mail, posta sistemi aracılığıyla gönderilen mektuplar ve diğer gönderiler için kullanılan samimi ve esprili bir addır. Snail sözcüğü, bu yöntemin e-posta veya anlık çevrim içi mesajlara göre yavaş olduğunu düşündürür; işin içinde gerçek bir salyangoz yoktur. Bu cümlede modern bir adın kullanılması tarihî sahneye eğlenceli bir hava katar: kişi kâğıt bir mektupla iletişim kurar, ardından Twitter'dan söz edilmesi farklı iletişim çağları arasında karşıtlık oluşturur.

Alıştırma

Fiziksel posta için kullanılan samimi ifadeyi yazın: The invitation came by ____, not by email.

Cevabı göster

snail mail

as Twitter had yet to be invented, Dilbilgisi

4:52

derhal geleneksel posta yoluyla

Dilbilgisi

had yet to be invented: geçmişteki bir noktaya kadar yapılmamış

Had yet to be invented, “geçmişteki o noktaya kadar henüz icat edilmemişti” anlamına gelir. Had, referans noktasını geçmişe yerleştirir; yet to, olayın o sırada hâlâ gerçekleşmemiş olduğunu gösterir; be invented ise Twitter eylemden etkilenen şey olduğu için ifadeyi edilgen yapar. had yet to be + geçmiş zaman ortacı kalıbı tarihî anlatımlarda kullanışlıdır. Söz edilen geçmiş zamana kadar gerçekleşmemiş bir şeyi anlatır, ancak daha sonra gerçekleşip gerçekleşmediğini tek başına belirtmez.

Alıştırma

had yet to be done kalıbını ve complete fiilini kullanın: When the photo was taken, the bridge ____.

Cevabı göster

had yet to be completed

to other scientists working in the same field,

4:54

aynı alanda çalışan diğer bilim insanlarına ulaştı,

with Schleiden who got back to him, Öbek fiiller

4:56

ona geri dönen Schleiden ile birlikte,

Öbek fiiller

got back to him: ona yanıt verdi

Bu iletişim bağlamında got back to him, “ona yanıt verdi” veya “yanıt vermek için onunla yeniden iletişime geçti” anlamına gelir. get back to someone yapısının geçmiş zaman biçimidir. Yapı get back to + kişi şeklindedir. Buradaki back, konuşmaya geri dönüp yanıt vermeyi belirtir; kişinin bulunduğu yere fiziksel olarak dönmeyi değil.

Alıştırma

Cümleyi “kontrol ettikten sonra yanıt vermek” anlamındaki öbek fiille tamamlayın: I need to check the price, but I'll ____ you this afternoon.

Cevabı göster

get back to

and the two started working on the beginnings of the cell theory.

4:58

ikisi hücre teorisinin başlangıçları üzerinde çalışmaya başladılar.

A bone of contention arose between them as for the last part of the cell theory, Notlar

5:01

Hücre teorisinin son kısmı olan,

Deyimler

A bone of contention: anlaşmazlığa yol açan konu

A bone of contention, anlaşmazlığa veya tekrarlanan tartışmalara yol açan belirli bir konudur. Bu cümlede hücre teorisinin son kısmı, iki düşünür arasındaki tartışmalı konudur. İfadenin tamamını bir deyim olarak ele alın: bone gerçek anlamda kullanılmaz. Tartışma eylemini değil, insanların üzerinde anlaşamadığı konuyu adlandırır.

Alıştırma

Cümleyi derste öğrendiğiniz, “anlaşmazlığa yol açan konu” anlamındaki dört sözcüklü deyimle tamamlayın: The office temperature has become ____ between the morning and evening teams.

Cevabı göster

a bone of contention

Anlatım akışı

as for: belirli bir konuya geçiş

“As for”, kendisinden sonra gelen isim öbeğini şimdi ele alınacak konu olarak işaretler. Bu cümlede “the last part of the cell theory”, anlaşmazlığın ortaya çıktığı alan olarak özellikle öne çıkarılır. Bu ifade bilgi akışını düzenler: daha genel bir tartışmadan sonra konuşan kişi dikkati konunun bir bölümüne yöneltir. Bir neden belirtmez; bu yüzden “because of” anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede “as for” ne işe yarıyor?

  1. İki kişinin aynı fikirde olduğunu gösterir.
  2. Dikkati hücre teorisinin son kısmına yöneltir.
  3. Hücre teorisinin neden oluşturulduğunu açıklar.
Cevabı göster

Dikkati hücre teorisinin son kısmına yöneltir.

that cells come from pre-existing cells,

5:06

hücrelerin önceden var olan hücrelerden geldiği konusunda aralarında bir anlaşmazlık ortaya çıktı,

Schleiden didn't exactly subscribe to that thought Deyimler

5:08

Schleiden bu düşünceye pek katılmıyordu

Deyimler

didn't exactly subscribe to: hafif bir dille anlaşmazlık belirtme

Burada “subscribe to”, “içerik almak için abone olmak” değil, “bir fikri, teoriyi veya inancı kabul etmek ya da desteklemek” anlamına gelir. Nesnesi “that thought” olduğu için bu ifade Schleiden'ın o görüşü kabul etmediğini anlatır. “Didn't exactly”, durumu hafif ifade ederek olumsuzluğu yumuşatır. Doğrudan “rejected” demekten daha nazik veya hafif alaycı duyulabilir; ancak verilmek istenen mesaj yine de anlaşmazlıktır.

Alıştırma

“Schleiden didn't exactly subscribe to that thought” cümlesindeki vurgulanan ifade ne anlama geliyor?

  1. Bir yayın için ödeme yapmayı bıraktı.
  2. O fikri aslında kabul etmiyordu.
  3. Bu fikre büyük bir hevesle katılıyordu.
Cevabı göster

O fikri aslında kabul etmiyordu.

as he swore cells came from free cell formation,

5:11

çünkü hücrelerin serbest hücre oluşumundan geldiğine yemin ediyordu,

where they just kind of spontaneously crystallized into existence. Deyimler

5:14

yani onların bir şekilde aniden kristalleşerek var olduklarını düşünüyordu.

Deyimler

kind of spontaneously crystallized into existence: kendiliğinden biçim alıp ortaya çıkmış gibi görünmek

Bu ifade, hücreleri kristaller gibi biçim alıp böylece var olmaya başlamışlar gibi betimliyor. Into existence sonucu belirtir: var olmama durumundan var olma durumuna geçerler. Spontaneously ise bunun sözde kendi kendine gerçekleştiği düşüncesini ekler. Kind of bu görüntünün yaklaşık bir benzetme olduğunu gösterir ve anlatımı konuşma diline yaklaştırır. Bu bağlamda konuşmacı, hücre oluşumuyla ilgili eski bir açıklamayla hafifçe alay ediyor; modern bir bilimsel sonucu dile getirmiyor.

Alıştırma

Bu cümlede kind of spontaneously crystallized into existence neyi düşündürüyor?

  1. Hücreler başka bir bilim insanı tarafından dikkatle inşa edilmişti.
  2. Hücreler gerçekten mineral kristallerden yapılmıştı.
  3. Hücreler, biraz mizahla, kendi kendilerine oluşup ortaya çıkmışlar gibi betimleniyor.
Cevabı göster

Hücreler, biraz mizahla, kendi kendilerine oluşup ortaya çıkmışlar gibi betimleniyor.

That's when another scientist named Rudolph Virchow stepped in with research showing that cells did come from other cells, Notlar

5:18

İşte o zaman Rudolph Virchow adlı başka bir bilim insanı, hücrelerin gerçekten de diğer hücrelerden geldiğini gösteren bir araştırmayla devreye girdi,

Öbek fiiller

stepped in: duruma müdahale etti

Stepped in, step in öbek fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Bir durum eylem gerektirdiği için birinin müdahale ettiği veya olaya dahil olduğu anlamına gelir. Burada Virchow bilimsel tartışmaya katıldı ve farklı bir açıklamayı destekleyen araştırmalar sundu. Vurgu, kelimenin gerçek anlamıyla bir adım atmakta değil, durumu etkilemek veya ele almaktadır. With research, müdahale ederken ne kullandığını anlatır.

Alıştırma

Cümleyi step in ifadesinin doğru geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The coach ____ when the players started arguing.

Cevabı göster

stepped in

Dilbilgisi

did come from: did ile olumlu vurgu

Bu olumlu geçmiş zaman yan cümlesinde did vurgu ekler: Hücreler gerçekten başka hücrelerden gelmiştir. Daha önceki karşıt düşünceyi düzeltir veya ona karşı çıkar. Yapı do/does/did + fiilin yalın hâlidir. Geçmiş zamanı did taşıdığı için came değil, come kullanılır: cells did come from other cells.

Alıştırma

Cümleyi finish fiilinin vurgulu geçmiş biçimiyle tamamlayın: She ____ her homework before dinner, even though you thought she forgot.

Cevabı göster

did finish

research that was actually,

5:25

bu araştırma aslında,

how to put it, Ton ve niyet

5:27

nasıl desem,

Ton ve niyet

how to put it: nazik bir ifade aramak

How to put it, bir şeyi nasıl ifade edeceğini düşünürken kullanılan tereddüt ifadesidir. Buradaki put, bir nesneyi fiziksel olarak bir yere koymak değil, bir düşünceyi sözlere dökmek anlamına gelir. Özellikle eleştiri, kötü haber veya rahatsız edici bir gerçekten önce dikkatli sözler aranırken kullanılır. Sonraki sözlerin hassas olabileceğini veya bilerek yumuşatıldığını belirtir.

Alıştırma

How to put it, hassas bir yorumdan önce genellikle neyi belirtir?

  1. Konuşan kişi kesin bir teknik tanım sunuyor.
  2. Konuşan kişi düşünceyi nazikçe ifade etmenin bir yolunu arıyor.
  3. Konuşan kişi bir nesneyi yerleştirmek için talimat istiyor.
Cevabı göster

Konuşan kişi düşünceyi nazikçe ifade etmenin bir yolunu arıyor.

borrowed without permission from a Jewish scientist by the name of Robert Remak, Notlar

5:28

Robert Remak adında Yahudi bir bilim insanından izinsiz ödünç alınmıştı,

Ton ve niyet

borrowed without permission: yumuşatılmış bir suçlama

Bu araştırma bağlamında borrowed without permission sıradan bir ödünç alma durumunu anlatmaz. Birinin başka bir kişiye ait çalışmayı onay almadan veya gerekli biçimde kaynak göstermeden kullandığını bilinçli olarak daha hafif bir dille söylemenin yoludur. Hafif tınılı borrowed fiili ifadeyi yumuşatırken without permission olumsuz etik değerlendirmeyi ekler. Bu nedenle ifade, en doğrudan suçlamayı yapmadan haksız sahiplenme veya intihal imasında bulunabilir.

Alıştırma

Araştırmayla ilgili bir konuşmada borrowed without permission büyük olasılıkla neyi ima eder?

  1. Biri laboratuvar ekipmanı ödünç alıp geri verdi
  2. Birinin başkasına ait çalışmayı onay almadan kullandığı, bilinçli olarak hafif bir dille ifade ediliyor
  3. Birine çalışmayı geçici olarak kullanması için resmî izin verildi
Cevabı göster

Birinin başkasına ait çalışmayı onay almadan kullandığı, bilinçli olarak hafif bir dille ifade ediliyor

Kültür

Jewish scientist: kimlik, bilim dalı değil

Jewish scientist ifadesinde Jewish, Robert Remak'ın Yahudi kimliğini veya geçmişini tanımlayan bir sıfattır; scientist ise mesleğini belirtir. Bir bilim dalının adı değildir. Bu kimliğin burada belirtilmesi, araştırma için kimin itibar veya takdir kazandığına ilişkin tarihsel sorunu anlamaya yardımcı olur. İlgili olabilecek bir toplumsal bağlama işaret eder; ancak bu kısa ifade tek başına kimliğin olayları tam olarak nasıl etkilediğini kanıtlamaz.

Alıştırma

İfadeyi değerlendirin: Jewish scientist sözünde Jewish, Robert Remak'ın çalıştığı bilim dalını belirtir.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

which led to two more feuding scientists. Notlar

5:33

ve bu da iki bilim insanının daha kanlı bıçaklı olmasına yol açtı.

Kalıp ifadeler

led to: bir sonuca neden oldu

Bu cümlede led to, “neden oldu” veya “sonuçlandı” anlamına gelir. Which daha önce sözü edilen eylemi gösterir; two more feuding scientists ise sonucu belirtir. Led, lead fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Bu neden-sonuç yapısında lead to ifadesinden sonra bir isim, isim öbeği veya -ing biçimi gelir: lead to a problem, lead to major changes, lead to people arguing.

Alıştırma

Cümleyi “neden oldu” anlamına gelen iki sözcüklü geçmiş zaman ifadesiyle tamamlayın: Heavy rain ____ the game's cancellation.

Cevabı göster

led to

Kelime

feuding scientists: uzun süren bir çatışmadaki bilim insanları

Feuding scientists, süren ve çoğu zaman düşmanca olan bir çatışmanın içindeki bilim insanlarını anlatır. Burada feuding, yalnızca belirli bir anda ne yaptıklarını değil, zaman içindeki ilişkilerini betimler. Bu sözcük genellikle tekrarlanan anlaşmazlıkları veya kalıcı kötü duyguları düşündürür. Bu nedenle ifade, kısa bir görüş ayrılığından çok süren bir rekabeti özetler.

Alıştırma

feuding scientists ifadesinde feuding hangi ek anlamı verir?

  1. Uzun süren ve çoğu zaman düşmanca bir çatışma
  2. Kısa bir görüş ayrılığı
  3. Sakin ve profesyonel bir fikir alışverişi
Cevabı göster

Uzun süren ve çoğu zaman düşmanca bir çatışma

Thus, from teeth gunk to torquing off Newton, Notlar

5:36

Böylece, diş tartarından Newton'u sinirlendirmeye,

Kelime

torquing off: “kızdırmak” anlamında samimi bir ifade

Burada torquing off Newton, Newton'ı kızdırmak anlamına gelir. Torquing, resmî olmayan torque someone off kalıbının -ing biçimidir ve Newton bu eylemden etkilenen kişidir. Torque normalde döndürme veya burma kuvvetini ifade ettiği için bu seçim şakacı ve mekanik bir çağrışım yapar. Anlatıcı bunu tarihsel bir çatışmayı canlı göstermek için kullanır; Newton'ın fiziksel olarak döndürüldüğünü söylemez.

Alıştırma

Bu cümlede torquing off Newton ne anlama geliyor?

  1. Newton'ın hücre teorisine ilgisini kaybetmesini sağlamak anlamına gelir.
  2. Newton'ı mekanik bir kuvvetle fiziksel olarak döndürmek anlamına gelir.
  3. Newton'ı şakacı ve samimi bir biçimde kızdırmak anlamına gelir.
Cevabı göster

Newton'ı şakacı ve samimi bir biçimde kızdırmak anlamına gelir.

crystallization to Schwann cells,

5:39

kristalleşmeden Schwann hücrelerine kadar,

the cell theory came to be an important part of biology today. Kelime

5:41

hücre teorisi bugün biyolojinin önemli bir parçası haline geldi.

Anlatım akışı

from ... to ... ile sıkıştırılmış bir özet

Burada tekrarlanan from ... to ... kalıbı, daha önceki birkaç konuyu kısa ve yoğun bir özette bir araya getirir. İsimler ve ifadeler, yeni sunulan bilgiler değil, hikâyenin akılda kalan dönüm noktalarıdır. Diş kirini Newton'ı kızdırmayla, ardından kristalleşmeyi Schwann hücreleriyle eşleştiren anlatıcı, hikâyenin ne kadar geniş ve şaşırtıcı olduğunu vurgular. Thus sonuca geçildiğini gösterir: tüm bu dönemeçlerin ardından hücre teorisi biyolojinin merkezî bir parçası olmuştur.

Alıştırma

Bu cümlede vurgulanan from ... to ... listesi temel olarak ne yapıyor?

  1. Yeni sunulan dört keşfin kesin kronolojik sırasını verir.
  2. Dört yer arasındaki fiziksel yolculuğu anlatır.
  3. Önceki birkaç dönüm noktasını hızla hatırlatır ve hikâyenin kapanmasına yardımcı olur.
Cevabı göster

Önceki birkaç dönüm noktasını hızla hatırlatır ve hikâyenin kapanmasına yardımcı olur.

Kelime

came to be an important part: zamanla önemli bir parçası hâline gelmek

Came to be, bir gelişim sürecinden sonra “sonunda hâline geldi” anlamını taşır. Come to be yapısının geçmiş zaman biçimidir ve ani bir değişimden çok, zaman içinde ulaşılan bir durumu gösterir. Bu cümlede an important part of biology, hücre teorisinin daha geniş bir alan içinde sonunda edindiği konumu belirtir. Bu kalıp, tarihsel bir süreci onun daha sonraki sonucuna bağlamak için kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi, bir süreçten sonra ulaşılan sonucu vurgulayan üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: After years of community support, the small garden ____ an important part of the neighborhood.

Cevabı göster

came to be

Some things we know about science today may seem boring, Anlatım akışı

5:45

Bugün bilim hakkında bildiğimiz bazı şeyler sıkıcı görünebilir,

but how we came to know them is incredibly fascinating. Dilbilgisi

5:49

ama bunları nasıl öğrendiğimiz inanılmaz derecede büyüleyicidir.

Anlatım akışı

may seem boring, but ...: ilk izlenimden asıl noktaya geçiş

may seem + sıfat, but ... kalıbı önce olası bir yüzeysel izlenime yer verir, ardından karşıt bir noktaya geçer. Ana mesaj normalde but sözcüğünden sonra gelir; böylece kalıp dinleyiciyi ilk görüşten konuşmacının vurgulamak istediği düşünceye yönlendirir. May ilk iddiayı temkinli hâle getirir, seem ise bunun bir gerçek değil, görünüş olduğunu belirtir. Burada konuşmacı bilimsel bilgilerin sıkıcı olduğunu kesin biçimde söylemez; daha güçlü iddia, onları nasıl öğrendiğimizi keşfetmenin ilgi çekici olduğudur.

Alıştırma

Cümleyi karşıtlık kalıbının iki parçasıyla tamamlayın: The first step ____ unnecessary, ____ it prevents costly mistakes.

Cevabı göster

may seem · but

Dilbilgisi

Özne görevindeki how we came to know them yan cümlesi

How we came to know them, is fiilinin öznesi olan bir wh yan cümlesidir. Bu gerçekleri nasıl öğrendiğimiz sürecinin tamamını, incredibly fascinating diye nitelenebilen tek bir bütün hâline getirir. Daha büyük bir bildirme cümlesinin parçası olduğu için how + we + came şeklindeki düz cümle dizilişini kullanır. Doğrudan soru değildir. Them, daha önce sözü edilen bilimsel gerçeklere gönderme yapar.

Alıştırma

Hangi cümle doğrudan soru sormak yerine how yan cümlesini doğru biçimde özne olarak kullanır?

  1. How the team found the error remains unclear.
  2. How did the team find the error remains unclear.
  3. How did the team find the error?
Cevabı göster

How the team found the error remains unclear.

So if something bores you, Ton ve niyet

5:53

Bu yüzden eğer bir şey sizi sıkıyorsa,

dig deeper.

5:55

daha derine inin.

Ton ve niyet

if something bores you, dig deeper: koşul ve tavsiye

If yan cümlesi bir koşul belirtir, dig deeper emir yapısı ise tavsiye verir: Bir şey sizi sıkıyorsa yüzeyde kalmayın; daha fazla araştırın veya öğrenin. Something bores you ifadesinde something duygunun nedenidir, you ise bu sıkılma duygusunu yaşayan kişidir. Buradaki dig deeper mecazidir; toprağı kazma talimatı değildir.

Alıştırma

Hangi cümle doğal biçimde tavsiye verir ve bir konunun sizi sıktığı anlamını doğru ifade eder?

  1. If a topic bores you, dig deeper before you give up.
  2. If a topic is bore you, deeper dig before you give up.
  3. If you bore a topic, it should dig deeper before it gives up.
Cevabı göster

If a topic bores you, dig deeper before you give up.

It's probably got a really weird story behind it somewhere. Kalıp ifadeler

5:56

Büyük ihtimalle arkasında bir yerlerde gerçekten tuhaf bir hikaye vardır.

Kalıp ifadeler

the story behind it: arka planı veya kökeni

“the story behind something” ifadesinde story, bir şeyin arka planını; nasıl başladığını, neden olduğunu veya ona neyin yol açtığını anlatır. Buradaki behind fiziksel bir konumu belirtmez. Burada it, daha önce konuşulan şeyi gösterir. Konuşmacı, ilk başta ilgi çekici görünmese bile onun keşfetmeye değer sıra dışı bir geçmişi olabileceğini tahmin ediyor.

Alıştırma

“Maya told us the story behind the old bridge.” cümlesinde Maya büyük olasılıkla neyi açıkladı?

  1. Köprünün fiziksel olarak arkasında ne bulunduğu
  2. Köprüden yalnızca söz eden kurgusal bir hikâye
  3. Köprünün nasıl ve neden ortaya çıktığı
Cevabı göster

Köprünün nasıl ve neden ortaya çıktığı