Edebiyat Ne İşe Yarar?: İngilizce çalışma notları
The School of Life
Video özeti: Konuşma edebiyatı deneyimi genişleten ve başarısızlığa bakışı insanileştiren pratik bir terapi olarak sunar. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. the greatest reality simulator, — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: makine benzetmesi okumayı başka hayatları, seçimleri ve sonuçları güvenle deneyimleme yolu yapar. 2. it's as if the writer knows us better than we know ourselves. — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: as if ile şimdiki zamanlı yan cümle, sözü gerçek ilan etmeden canlı bir karşılaştırma kurar. 3. treat it as doctors treat their medicines, — Söylem, Hikâye Anlatımı ve Retorik: tıbbi benzetme, kitapları duygusal sorunlarla eşleştirme önerisini destekler.
Bu derste
We have a general sense that these sort of places are filled with things that are deeply important.
0:03Bu tür yerlerin son derece önemli şeylerle dolu olduğuna dair genel bir hissiyatımız vardır.
What exactly is ... good for? ile somut amacı veya yararı sormak
What exactly is X good for? kalıbı, X'in pratik amacını veya yararını sorar. Burada X, literature olduğundan soru edebiyatın insanlara ne sağlayabileceğini sorar; good for, “ahlaken iyi” anlamına gelmez. Bu soru girişte kullanıldığında, sonrasında ele alınacak konuyu belirler. Devam eden fikirlerin somut cevaplar vermesi beklenir; exactly ise soruyu daha odaklı ve doğrudan yapar.
Alıştırma
Bir konuşmacı “What exactly are school clubs good for?” sorusuyla başlıyor. Konuşmada büyük olasılıkla ne açıklanacaktır?
- Kulüplerin uslu davranıp davranmadığı
- Okul kulüplerinin öğrencilere nasıl yardımcı olduğu
- Hangi etkinliklerin bir okul kulübüne yararlı olduğu
Cevabı göster
Okul kulüplerinin öğrencilere nasıl yardımcı olduğu
Why should we spend our time reading novels or poems when out there big things are going on?
0:10Dışarıda büyük olaylar yaşanırken neden zamanımızı roman veya şiir okumaya harcayalım?
Let's have a think about some of the ways that literature benefits us. Kalıp ifadeler
0:16Edebiyatın bize sağladığı faydalardan bazıları üzerine düşünelim.
Let's have a think about... ile birlikte düşünmeye davet etmek
Let's have a think about X, “X üzerinde birlikte biraz düşünelim” anlamına gelir. Have a think, yardımcı işlevli bir fiil ile isimden oluşan bir ifadedir; bir düşünceye sahip olmak anlamına gelmez. Bu ifade dinleyicileri düşünme sürecine katılmaya davet eder ve bir soru ya da konudan daha ayrıntılı bir incelemeye yumuşak bir geçiş sağlar. Let's kullandığı için Think about X. emrinden daha işbirlikçi duyulur.
Alıştırma
Cümleyi, bu derste öğrendiğiniz ve tüm grubu birlikte düşünmeye davet eden beş sözcüklük gündelik Britanya İngilizcesi ifadesiyle tamamlayın: “____ the reasons our plan did not work.”
Cevabı göster
Let's have a think about
but literature is ultimately the greatest time saver
0:24ancak edebiyat nihayetinde en büyük zaman tasarrufu aracıdır,
looks like it's wasting time: yüzeydeki bir izlenimi belirtmek
it looks like + yan cümle yapısı, bir düşünceyi doğrulanmış bir gerçek olarak değil, eldeki belirtilere dayanan bir izlenim olarak sunar. Burada looks like it's wasting time, edebiyatın zaman kaybettiriyor gibi göründüğü anlamına gelir; look fiziksel görünüşü anlatmaz. Bu ifade biçimi, ilk izlenimi daha sonra düzeltmeye yer bırakır. Ardından gelen but bakış açısını tersine çevirir: görünürdeki zaman kaybı, edebiyatın sonuçta zaman kazandırdığı iddiasıyla karşılaştırılır.
Alıştırma
Yüzeyde oluşan bir izlenimi belirtmek için cümleyi It + look fiilinin şimdiki zaman biçimi + like ile tamamlayın: ____ the shortcut wastes time, but it may prevent mistakes later.
Cevabı göster
It looks like
for it gives us access to a range of emotions and events Kalıp ifadeler
0:28çünkü bizi bir dizi duyguya ve olaya ulaştırır,
gives us access to: bir şeyi erişilebilir kılmak
give someone access to something kalıbı, bir kişinin bir şeye ulaşmasını, onu kullanmasını, ondan öğrenmesini veya onu deneyimlemesini mümkün kılmak anlamına gelir. Burada edebiyat, çok çeşitli duygu ve olayları dolaylı biçimde okuyucuların erişimine açar. Yapı give + kişi + access to + isim şeklindedir. Bu kalıpta access bir isimdir; to ise erişime açılan kaynak veya deneyimi gösteren edattır.
Alıştırma
give, you, access ve to sözcüklerini doğru biçim ve sırayla kullanarak cümleyi tamamlayın: The library card ____ thousands of online books.
Cevabı göster
gives you access to
that it would take you years, decades, millennia Dilbilgisi
0:31bunları doğrudan deneyimlemeye çalışmak
it would take you years ... to: varsayımsal bir süre tahmini
it would take you years ... to yapısında it biçimsel öznedir. Literature sözcüğüne ya da başka bir isme gönderme yapmaz; asıl etkinlik, to-mastar yapısındaki try to experience directly bölümünde yer alır. it would take + person + amount of time + to + verb kalıbı, varsayımsal bir durumda bir etkinliğin ne kadar süreceğini tahmin eder. years, decades, millennia dizisi uzun bir süreden neredeyse hayal edilemez bir süreye doğru adım adım büyür. Bu artış kesin bir takvim vermek yerine devasa ölçeği vurgular.
Alıştırma
it would take someone + time + to do something kalıbını us ve weeks ile kullanarak cümleyi tamamlayın: Even with a small team, ____ to catalog every photo.
Cevabı göster
it would take us weeks
Literature is the greatest reality simulator, Deyimler
0:36Edebiyat en büyük gerçeklik simülatörüdür,
the greatest reality simulator: edebiyatı anlatan bir isim metaforu
Burada the greatest reality simulator, literature sözcüğünü başka bir isim ifadesiyle yeniden tanımlayan yüklem isim grubudur. Bu bir metafordur: Edebiyat bir makine değildir; ancak okumak, insanların yabancı hayatlara zihinsel olarak girmesini ve farklı seçimlerle sonuçları keşfetmesini sağlayabilir. Greatest, konuşanın güçlü değerlendirmesini ekler. Kısa X is Y biçimi, edebiyatın değeri hakkındaki soyut bir iddiayı canlı ve hatırlanması kolay bir görüntüye dönüştürür.
Alıştırma
Literature is the greatest reality simulator cümlesi burada ne anlama geliyor?
- Edebiyat, sanal gerçeklik ekipmanı üretmek için kullanılan bir makinedir.
- Edebiyat, kurgusal olayların tümünü gerçek dünyada meydana getirir.
- Edebiyat, okurların gerçek hayattaki birçok deneyim türünü hayal edip keşfetmesine yardımcı olabilir.
Cevabı göster
Edebiyat, okurların gerçek hayattaki birçok deneyim türünü hayal edip keşfetmesine yardımcı olabilir.
a machine that puts you through infinitely more situations Öbek fiiller
0:40sizi doğrudan şahit olabileceğinizden sonsuz derecede fazla duruma sokan
puts you through: birine bir şey yaşatmak
put someone through something yapısında put, fiziksel olarak bir yere koymak anlamına gelmez. Yapının tamamı “birine bir süreç, olay veya sınav yaşatmak ya da buna katlanmasını sağlamak” demektir. Kişi put sözcüğünden, deneyim ise through sözcüğünden sonra gelir. Bu ifade çoğu zaman zorluk veya yoğunluk çağrıştırır. Burada “makinenin” sizi bizzat görebileceğinizden çok daha fazla durumla dolaylı olarak karşılaştırdığı söyleniyor.
Alıştırma
Cümleyi “sana yaşatır” anlamındaki öbek fiille tamamlayın: This emergency course ____ several realistic rescue drills.
Cevabı göster
puts you through
what it's like to: bir deneyimin nasıl olduğunu anlatmak
what it's like to + fiil yapısı, “bir şeyi yapmanın nasıl bir deneyim olduğu” veya “onu yapmanın nasıl hissettirdiği” anlamına gelir. Burada boşanma deneyimini anlatır; like, hoşlanmak anlamında değildir ve dış görünüşü sormaz. see sözcüğünden sonra tüm parça gömülü bir yan cümledir: see what it's like to get divorced. Yeniden kullanılabilen kalıp fiil + what it's like to + fiilin yalın hâli şeklindedir.
Alıştırma
“The interview explains what it's like to work on a rescue team,” cümlesinde what it's like to neyi anlatıyor?
- Bir kurtarma ekibinde çalışma deneyimi
- Kurtarma ekibinin çalışma yerinin görünüşü
- Bir kurtarma ekibinde çalışmayı tercih etme
Cevabı göster
Bir kurtarma ekibinde çalışma deneyimi
or chuck in your job and take off to the desert Öbek fiiller
0:51veya işinizi bırakıp çöle kaçmayı,
Gündelik chuck in your job ifadesi
Bu cümlede chuck in your job, “işini tamamen bırakmak” anlamına gelir. Chuck in gündelik bir öbek fiildir; işi gerçekten bir yere fırlatmakla ilgili değildir. Chuck fiili “atıp kurtulma” hissi kattığı için karar ani, kesin veya eski hayatı korumayı umursamayan bir seçim gibi duyulabilir. Gerçekte ne kadar dürtüsel olduğu bağlama göre anlaşılır.
Alıştırma
Bir arkadaş “Maya chucked in her job last Friday.” diyor. Bunun en doğal anlamı nedir?
- İşini gündelik ve muhtemelen ani bir tonla bıraktı.
- İşteyken bir nesne fırlattı.
- İşinden kısa bir tatil için resmî başvuruda bulundu.
Cevabı göster
İşini gündelik ve muhtemelen ani bir tonla bıraktı.
take off to + varış yeri
Burada take off, “ayrılıp bir yere doğru yola çıkmak” anlamındadır ve to the desert varış yerini belirtir. Bu kullanımda geçişsizdir: take off eylemini yapan kişidir; the desert çıkarılan bir nesne değildir. Bu bağlamda take off, sıradan hayattan hızlı veya cesur bir ayrılışı çağrıştırır. Bir uçağın havalanmasını veya birinin kıyafet çıkarmasını anlatmaz.
Alıştırma
Hızlı ve anlık bir ayrılışı göstermek için cümleyi take off ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: “After breakfast, we ____ the mountains with no fixed plan.”
Cevabı göster
took off to
or make a terrible mistake while leading your country.
0:53veya ülkenizi yönetirken korkunç bir hata yapmayı görmenizi sağlar.
Anlatı zamanını sıkıştıran speed up time
Burada speed up time, bir hikâyedeki uzun bir zaman dilimini hızla geçmek anlamına gelir. Okur ya da izleyici, kısa bir okuma veya izleme süresinde yıllar boyunca yaşanan değişimleri görür; zamanın kendisi fiziksel olarak daha hızlı akmaz. Bu ifade, zamanı hızı ayarlanabilen bir süreç gibi ele alır. Kitaplarda, filmlerde ve diğer medyalarda anlatı zamanının sıkıştırılmasını açıklamak için kullanılan bir mecazdır.
Alıştırma
Bir hikâyede uzun bir dönemin hızla geçmesini anlatan, dersteki üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: A montage can ____ and show ten years in under a minute.
Cevabı göster
speed up time
the arc of a life ... from childhood to old age hayat çizgisi mecazı
The arc of a life, bir kişinin yaşamının nasıl geliştiğine ilişkin genel örüntüdür. Arc burada mecazdır: Gerçek bir eğriyi değil, başlangıcı, yol boyunca değişimleri ve sonu olan bir biçimi düşündürür. From childhood to old age, bu zaman aralığının iki ucunu belirtir. Bu parçalar birlikte, tek bir ana odaklanmak yerine bütün bir yaşamı özetlemeyi sağlar.
Alıştırma
Bir kişinin gelişiminin genel örüntüsünü anlatan, dersteki mecaz anlamlı isimle cümleyi tamamlayın: The biography follows the ____ of her life from childhood to old age.
Cevabı göster
arc
It gives you the keys to the palace and to countless bedrooms, Deyimler
1:02Size sarayın ve sayısız yatak odasının anahtarlarını verir,
sarayın ve sayısız yatak odasının anahtarları
Bu ifade edebiyatı bir anahtar demetine dönüştüren bir mecazdır. Anahtarlar hayalîdir: okumak, başka türlü size kapalı kalacak hayatlara ve dünyalara zihninizde girmenizi sağlar. Saray kamusal tarihi, otoriteyi ve güçlü kurumları; sayısız yatak odası ise özel deneyimleri ve mahrem hayatı çağrıştırır. İkisinin yan yana getirilmesi, edebiyatın insan hayatının hem kamusal hem de gizli yönlerini açığa çıkarabileceğini anlatır.
Alıştırma
Bu cümlede vurgulanan imge ne anlama geliyor?
- Edebiyat, okurlara güçlü insanların hayatlarını taklit etmeyi öğretir.
- Edebiyat, kraliyet binalarına ve otel odalarına gerçekten girme olanağı verir.
- Edebiyat, okurların hem kamusal güç dünyalarına hem de özel hayatlara hayal güçleriyle girmesini sağlar.
Cevabı göster
Edebiyat, okurların hem kamusal güç dünyalarına hem de özel hayatlara hayal güçleriyle girmesini sağlar.
so you can assess your life in relation to that of others. Dilbilgisi
1:05böylece kendi hayatınızı başkalarınınkiyle kıyaslayarak değerlendirebilirsiniz.
hayatınızı başkalarının hayatıyla karşılaştırmak
in relation to, karşılaştırmada kullanılan referans noktasını belirtir: hayatınızı başka insanların hayatlarıyla birlikte değerlendirerek kendi hayatınız hakkında bir sonuca varırsınız. that of others ifadesinde that, tekil isim life yerine geçer; of others ise karşılık gelen hayatın veya deneyimin kime ait olduğunu gösterir. Böylece tekrar önlenir: your life in relation to the lives of others. Karşılaştırma bir hayat ile insanlar arasında değil, hayatlar arasındadır.
Alıştırma
water use ifadesini tekrarlamayı önleyen tekil sözcük grubuyla cümleyi tamamlayın: The report assesses our city's water use in relation to ____ nearby cities.
Cevabı göster
that of
a Roman general, an 11th century French princess,
1:11Romalı bir general, 11. yüzyıldan kalma bir Fransız prenses,
a Russian upper-class mother just embarking on an affair. Kalıp ifadeler
1:14bir ilişkiye başlamak üzere olan Rus bir üst sınıf anne.
Embarking on an affair: yasak bir ilişkinin başlangıcını resmî biçimde anlatmak
To embark on something, özellikle ciddi, önemli veya zaman içinde gelişecek bir şeye başlamak demektir. Burada embarking on, ilişkinin başlangıcına resmî ve hikâye anlatımına özgü bir ton verir. Buradaki an affair, çoğunlukla evlilik gibi mevcut bir bağlılığı ihlal eden gizli bir romantik ilişkiyi anlatır. Dolayısıyla ifade böyle bir ilişkiye başlamayı belirtir; sıradan bir göreve başlamaktan veya affair sözcüğünü genel bir mesele anlamında kullanmaktan söz etmez.
Alıştırma
Cümleyi embark on ifadesinin -ing biçimiyle tamamlayın: The biography describes an actor who is ____ an affair.
Cevabı göster
embarking on
Cures you of provincialism: cure ... of ... kalıbının mecaz kullanımı
cure someone of something kalıbı, bir kişiyi hastalıktan, sorundan, alışkanlıktan veya istenmeyen bir inançtan kurtarmak anlamına gelir. Bu cümlede edebiyat, kişiyi provincialism düşüncesinden kurtaran şey olarak sunulur. Buradaki provincialism, kişinin yalnızca kendi çevresiyle veya alışık olduğu deneyimlerle sınırlı dar bir bakış açısıdır. Bunu edebiyatın cure edebileceği bir şey olarak anlatmak mecazdır: okumanın bakış açısını genişlettiği söylenir, tıbbi tedavi sağladığı değil.
Alıştırma
Cümleyi cure someone of something kalıbının geçmiş zamanıyla tamamlayın: Working with a diverse team ____ Maya ____ the belief that only one approach could work.
Cevabı göster
cured · of
and at almost no cost turns us into citizens of the world.
1:23ve neredeyse hiç maliyet olmadan bizi dünya vatandaşına dönüştürür.
Literature performs the basic magic of showing us
1:28Edebiyat, bize işlerin başkasının bakış açısından nasıl göründüğünü göstermek gibi
what things look like from someone else's point of view. Kalıp ifadeler
1:31temel bir sihir gerçekleştirir.
from someone else's point of view: başka birinin bakış açısından
From someone else's point of view, bir duruma başka bir kişinin bakış açısı, deneyimleri ve bilgisi üzerinden bakmak demektir. Burada yalnızca o kişinin fikrini sormayı değil, dünyanın ona nasıl göründüğünü hayal etmeyi anlatır. Yapı from + iyelik biçimi + point of view şeklindedir: from Elena's point of view, from his point of view. Bir yorumun hangi kişinin bakış açısına dayandığını göstermek için kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi “başka bir kişinin bakış açısından” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: Before you judge the choice, try to see it ____.
Cevabı göster
from someone else's point of view
It allows us to consider the consequences of our actions on others
1:34Eylemlerimizin başkaları üzerindeki sonuçlarını,
And it shows us examples of kindly, generous, sympathetic people.
1:39Ve bize nazik, cömert, sempatik insanların örneklerini gösterir.
Literature typically stands opposed to the dominant value system, Kalıp ifadeler
1:44Edebiyat genellikle baskın değerler sistemine,
stands opposed to: karşı tutumunu sürdürmek
Bu cümlede stands opposed to, bir şeye karşı olan konumunu sürdürmek anlamına gelir. Stands, edebiyatın bulunduğu konumu anlatır; fiziksel olarak ayakta durmayı değil. Opposed to ise neyle çatıştığını belirtir. Opposes gibi basit bir fiille karşılaştırıldığında bu ifade, karşıtlığı yerleşmiş veya süren bir tutum olarak sunar. Fikirlerin, kurumların ve değer sistemlerinin resmî analizinde yaygındır.
Alıştırma
Cümleyi “karşı bir tutumu sürdürüyor” anlamındaki resmî hedef ifadeyle tamamlayın: The school council ____ removing art classes.
Cevabı göster
stands opposed to
can't afford airtime: medyada yer bulamamak
Buradaki that, daha önce sözü edilen önemli fikir ve duygulara gönderme yapar. Bunlar, medyada süre satın almaya çalışan bir kişi ya da grup gibi kişileştirilir. Airtime, radyo, televizyon veya kamusal medyada bir konuya ayrılan yayın süresi ya da alanıdır. Burada can't afford airtime esas olarak gerçek bir para eksikliğini anlatmaz; ticari ve imaj odaklı bir kültür başka içerikleri öne çıkardığı için bu fikirlerin kamusal alanda çok az ilgi gördüğünü anlatır.
Alıştırma
“The neighborhood's safety concerns can't afford airtime in a ratings-driven debate,” cümlesinde can't afford airtime ne anlatır?
- Bölge sakinlerinin televizyon reklamı satın alacak kadar parası yok.
- Reytingler neyin tartışılacağını belirlediği için kaygılar kamusal alanda çok az ilgi görüyor.
- Kaygılar hayal ürünüdür ve tartışılmamalıdır.
- Yayın bitmeden önce tartışmanın hiç süresi kalmadı.
Cevabı göster
Reytingler neyin tartışılacağını belirlediği için kaygılar kamusal alanda çok az ilgi görüyor.
We often can't say what's really on our minds, Deyimler
2:06Çoğu zaman aklımızdan geçenleri gerçekten söyleyemeyiz,
what's really on our minds: aklımızdan gerçekten geçenler
What's really on our minds, cümle içine yerleştirilmiş bir what yan cümlesidir: what's, what is anlamına gelir ve yan cümlenin tamamı say fiilinin nesnesidir. Bir şeyin on your mind olması, o düşüncenin, duygunun veya kaygının zihninizi meşgul etmesi demektir. Really, samimi ve daha derindeki içeriği vurgular; bu nedenle say what's really on our minds, gerçekten düşündüğümüzü veya hissettiğimizi ifade etmek demektir.
Alıştırma
Leo alışılmadık biçimde sessiz ve endişeli görünüyor. Hangi soru, onu dikkatini meşgul eden kaygıyı paylaşmaya en doğal şekilde davet eder?
- What do you have in mind?
- Can you keep that in mind?
- Have you made up your mind?
- What's on your mind?
Cevabı göster
What's on your mind?
but in books we find descriptions of who we genuinely are
2:08ama kitaplarda gerçekte kim olduğumuza
described with an honesty quite different
2:14sıradan sohbetlerin izin verdiğinden çok daha farklı,
it's as if the writer knows us better than we know ourselves. Dilbilgisi
2:21yazar sanki bizi kendimizden daha iyi tanıyormuş gibidir.
It’s as if ... better than we know ourselves: sanki bizi kendimizden daha iyi tanıyor
It’s as if + yan cümle güçlü bir izlenim anlatır: durum neredeyse gerçekmiş gibi gelir, ancak konuşan kişi bunu gerçek bir olgu olarak ileri sürmez. Burada yazarın güçlü kavrayışı, okurları kişisel olarak tanıyormuş hissi verir. Better than we know ourselves, yazarın okurları ne kadar derinden anlıyor gibi göründüğüyle okurların kendilerini ne kadar derinden anladığını better than kullanarak karşılaştırır. Bu iki yapı, övgüyü canlı kılarken onu bir izlenim olarak sunmaya devam eder.
Alıştırma
Canlı bir izlenim vermek, ancak gerçek bir iddiada bulunmamak için cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? From the way Mia sketches the city, ____ she has walked every street.
- it is a fact that
- we know for certain that
- it's as if
Cevabı göster
it's as if
They find the words to describe the fragile, weird, special experiences Kalıp ifadeler
2:24İç dünyamızın kırılgan, tuhaf, özel deneyimlerini tarif edecek
Find the words to describe: anlatmak için doğru sözcükleri bulmak
Find the words to describe, bir şeyi açıkça ifade edecek sözcükleri düşünmeyi başarmak anlamına gelir. Buradaki find, kayıp sözcüklerin yerini bulmak değildir; uygun ifadeyi seçmek için harcanan zihinsel çabayı anlatır. Kalıp find the words to + fiil şeklindedir. Örneğin find the words to explain it veya find the words to ask for help denebilir. Olumsuz can’t find the words biçimi, çoğunlukla bir deneyimi veya duyguyu ifade etmenin zor olduğunu gösterir.
Alıştırma
Cümleyi “uygun ifadeyi düşünmeyi başarmak” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın. After the concert, Leo could not ____ how moved he felt.
Cevabı göster
find the words to describe
the envy when a friend told us of their new business,
2:36bir arkadaşımız bize yeni işini anlattığındaki kıskançlık,
open our hearts and minds: kalplerimizi ve zihinlerimizi açmak
Burada open mecaz anlamda kullanılır. Yazarlar fiziksel olarak bir şeyi açmaz; eserleri bizi hissetmeye ve anlamaya daha istekli hâle getirir. Hearts duyguları ve empatiyi, minds ise fikirleri, bakış açılarını ve muhakemeyi temsil eder. İkisinin birlikte kullanılması, edebiyatın hem hissetme hem de düşünme biçimimizi değiştirebileceğini gösterir.
Alıştırma
Hem duygusal hem de zihinsel açıklığı gösteren ifadeyle cümleyi tamamlayın: Travel can ____ by helping us care about other people and consider unfamiliar ideas.
Cevabı göster
open our hearts and minds
and with less of a feeling of paranoia and persecution.
2:53ve daha az paranoya veya zulüm hissiyle seyahat edebiliriz.
a corrective to: resmî bir dengeleyici unsur
Burada corrective, a corrective to + sorun veya zayıflık yapısında kullanılan sayılabilir bir isimdir. Bir kusurun etkisini azaltan, dengeyi yeniden kuran veya zararlı sonuçlarını hafifleten bir şeyi ifade eder. Cümle, edebiyatı dostluktaki yüzeysel yönlere ve gerekli tavizlere karşı bir çözüm olarak sunar. Edebiyatın dostluğu bir metin gibi düzenlediği veya düzelttiği anlamına gelmez.
Alıştırma
Resmî bir tartışmada cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? Regular contact with nature can be ___ the pressures of city life.
- a corrective to
- corrective to
- a correction to
Cevabı göster
a corrective to
always to hand: her zaman el altında
Bu cümlede always to hand, “her zaman yakında ve kullanılmaya hazır” anlamına gelir. To hand, İngiliz İngilizcesinde kalıplaşmış bir ifadedir; buradaki hand, birinin size fiziksel olarak bir nesne uzattığını anlatmaz. Always, güvenilir biçimde her an erişilebilir olma fikrini güçlendirir. Kitapların, okuyucu ne zaman ihtiyaç duysa yanında olan dostlar gibi kişileştirilmesine yardımcı olur.
Alıştırma
Cümleyi “yakında ve kullanılmaya hazır” anlamındaki İngiliz İngilizcesi ifadesiyle tamamlayın: Keep the instructions ____ while you assemble the shelf.
Cevabı göster
to hand
giving us unvarnished accounts of what things are really like. Deyimler
3:13bize olayların gerçekte nasıl olduğuna dair süslenmemiş anlatılar sunarlar.
unvarnished accounts: süslemesiz anlatımlar
Unvarnished accounts, gerçekleri daha hoş veya daha az rahatsız edici göstermeden doğrudan sunan anlatımlar ya da açıklamalar demektir. Unvarnished burada mecazidir: parlak bir vernik tabakası olmayan ahşap fikrinden gelir. İfade, bir şeyin anlatılışındaki açık sözlü ve cilasız dürüstlüğü vurgular. Rahatsız edici ayrıntıların gizlenmediğini düşündürebilir, ancak anlatımın doğru veya tarafsız olduğunu tek başına kanıtlamaz.
Alıştırma
Rahatsız edici ayrıntıları yumuşatmayan veya gizlemeyen bir raporu en iyi hangi ifade anlatır?
- an unvarnished account
- an unbiased account
- an accurate account
Cevabı göster
an unvarnished account
of becoming, as the tabloids put it, a loser. Anlatım akışı
3:21magazin basınının deyimiyle "ezik" (loser) olmaktır.
as the tabloids put it: sözlerin kime ait olduğunu belirtmek
“As the tabloids put it”, kullanılan sözleri belirli bir kaynağa bağlayan bir ara ifadedir. Burada put it, “sözcüklerle ifade etmek” anlamına gelir. Bu ifade, loser etiketinin tabloidlere ait olduğunu gösterir. İfade loser sözcüğünün hemen önüne getirilerek bu etiketin başka birinin sözü olduğu belirtilir ve konuşmacı bu sözle arasına biraz mesafe koyar. Kullanılabilir kalıp as + kaynak + put(s) it şeklindedir.
Alıştırma
Örnekte as the tabloids put it ne işe yarıyor?
- Konuşmacının loser sözcüğünü kesinlikle tarafsız bir gerçek olarak kabul ettiğini gösterir.
- loser etiketini tabloidlere bağlar ve konuşmacıyı bu ifadeden uzak tutar.
- Tabloidlerin fiziksel olarak bir şeyi bir yere koyduğunu söyler.
Cevabı göster
loser etiketini tabloidlere bağlar ve konuşmacıyı bu ifadeden uzak tutar.
Every day the media takes us into stories of failure.
3:24Medya her gün bizi başarısızlık hikayelerine sürükler.
Interestingly, a lot of literature is also about failure.
3:28İlginçtir ki, edebiyatın çoğu da başarısızlıklarla ilgilidir.
In one way or another, a great many novels, plays, poems Kalıp ifadeler
3:31Öyle ya da böyle pek çok roman, oyun, şiir
In one way or another: sınırlı bir genelleme yapmak
“In one way or another”, kesin biçimin veya nedenin durumdan duruma değişebileceğini, ancak genel ifadenin bir bakımdan doğru olduğunu anlatır. Cümlenin başında yer alan bu ifade, okuru birçok farklı romanı, oyunu ve şiiri tek bir genel iddia altında toplamaya hazırlar. Genellemeyi daha az kesin hâle getirir: Bütün eserler bu iddiaya tamamen aynı biçimde uymaz.
Alıştırma
Hangi cümlede in one way or another farklı durumları tek bir genel iddia altında toplamak için kullanılmıştır?
- Either way, the meeting ends at five.
- We will win one way or another, no matter what it takes.
- In one way or another, each team helped the community, although their projects were different.
Cevabı göster
In one way or another, each team helped the community, although their projects were different.
who've messed up: ciddi hatalar yapmış insanlar
Burada messed up, bu kişilerin önemli hatalar yaptığı veya kendi davranışlarıyla hayatlarını ya da içinde bulundukları durumu kötüleştirdiği anlamına gelir. İfade, hatanın ne olduğunu belirtmez; ne kadar ciddi olduğu bağlamdan anlaşılır. Fiziksel olarak bir yeri dağıttıkları anlamına gelmez. Who've, who have yapısının kısaltmasıdır. Present perfect, bu hataları kişilerin geçmiş deneyimlerinin bir parçası olarak sunar ve hataların onları şimdi tanımlarken hâlâ önemli olduğunu gösterir.
Alıştırma
Cümleyi bu dersteki iki sözcüklü phrasal verb ile tamamlayın: I ____ when I deleted the only copy of the project.
Cevabı göster
messed up
let down their partner: partnerini hayal kırıklığına uğratmak
Bu cümlede let down their partner, partnerlerinin beklentilerini karşılamadıkları veya güvenlerine ihanet ederek onları hayal kırıklığına uğrattıkları anlamına gelir. İfade sorumluluk ya da ilişkiyle ilgilidir; birini fiziksel olarak aşağı indirmek anlamına gelmez. Let down ayrılabilen bir phrasal verb'dür. Nesne bir isimse hem let down their partner hem de let their partner down doğaldır. Nesne bir zamirse ortaya gelmelidir: let them down doğrudur, let down them değildir.
Alıştırma
Bu dersteki phrasal verb'ü ve us zamirini kullanın: Maya promised to help, but she ____ when she did not show up.
Cevabı göster
let us down
or who died after running up some debts on shopping sprees. Öbek fiiller
3:40ya da alışveriş çılgınlığında borç batağına düşüp ölen insanlar hakkındadır.
running up some debts: borç biriktirmek
running up some debts ifadesinde run up, genellikle tekrarlanan harcamalar veya ücretler nedeniyle borçlu olunan miktarı artırmak anlamına gelir. Burada fiziksel olarak koşmak söz konusu değildir. run up; debts, bills, a tab veya costs gibi zamanla biriken miktarlardan önce kullanılabilir. Bu cümlede alışveriş çılgınlıkları, borçların nasıl büyüdüğünü açıklar.
Alıştırma
Cümleyi, bu derste geçen ve “biriktirmek” anlamına gelen deyimsel fiille tamamlayın. Mia used her credit card every day and had ____ a large debt by June.
Cevabı göster
run up
If the media got to them, they'd make mincemeat out of them. Deyimler
3:43Medya onları ele geçirseydi, onları kıyma yapardı.
make mincemeat out of someone: birini ezip geçmek
make mincemeat out of someone deyimi, birini karşılık verme şansı neredeyse kalmayacak kadar kesin biçimde yenmek, ona saldırmak veya onu eleştirmek anlamına gelir. Yiyecek imgesi kasıtlı bir abartıdır; gerçek anlamda bir tehdit değildir. Bu koşul cümlesinde they'd, they would anlamına gelir. Konuşmacı, medyanın bu insanları çok sert biçimde yargılayıp küçük düşüreceğini öngörüyor.
Alıştırma
Cümleyi, bu dersteki dört sözcüklü deyimin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın. The top-ranked team won 8 to 0 and ____ its inexperienced opponent.
Cevabı göster
made mincemeat out of
don't judge as harshly or as one-dimensionally as karşılaştırması
Burada not as ... as, iyi kitapların insanları yargılama biçimiyle medyanın yargılama biçimini karşılaştırır. İyi kitaplar yine de yargıda bulunabilir, ancak bunu daha az sert ve daha az tek boyutlu yapar; yani daha az acımasızdır ve tek bir etikete daha az dayanır. İki zarf paraleldir: not hem as harshly hem de as one-dimensionally üzerinde etkilidir. Or, aynı olumsuz karşılaştırma içinde iki özelliği bağlar; bunlar arasında bir seçim sunmaz. Bu kalıp, iki özneyi birden fazla açıdan karşılaştırmayı sağlar.
Alıştırma
Harshly ve narrowly sözcüklerini kullanarak paralel not-as karşılaştırmasını tamamlayın: The committee did not assess the proposal ____ the angry commenters did.
Cevabı göster
as harshly or as narrowly as
based on a new sense of how near we all are Dilbilgisi
3:55hepimizin kendi hayatımızı mahvetmeye ne kadar yakın olduğumuza dair
how near we all are to destroying our own lives yapısında yakınlık derecesi
How near we all are to destroying our own lives, of sözcüğünden sonra gelen gömülü bir yan cümledir. Tehlikeli bir sonuca ne derece yakın olduğumuzu ifade eder: Hepimiz kendi hayatımızı mahvetmeye düşündüğümüzden daha yakın olabiliriz. Near fiziksel bir mesafeyi değil, mecazi bir eşiği anlatır. Sıralama how + adjective + subject + be şeklindedir: how near we all are denir, how near are we all denmez. Near to destroying ifadesinde to bir edattır; bu yüzden ardından -ing biçimindeki destroying gelir.
Alıştırma
How + near + subject + be + to + -ing yapısını ve lose fiilini kullanarak cümleyi tamamlayın: After the warning, Maya understood ____ control of the project.
Cevabı göster
how near she was to losing
But if literature can really do all these things, Dilbilgisi
4:00Ancak edebiyat gerçekten tüm bunları yapabiliyorsa,
If ... can ..., we might need to ...: ölçülü bir öneri
If, önceki iddialara dayanan bir koşul sunar: edebiyat gerçekten bu etkilere sahipse, sonraki düşünce bu öncülden çıkar. Can, ele alınan yeteneği veya olasılığı belirtir; really ise iddianın geçerli olup olmadığını vurgular. Might need to ölçülü bir öneri sunar. Burada might, kanıttan eyleme geçişin tonunu yumuşatır; konuşanın önceki bütün kanıtlardan ciddi biçimde şüphe ettiği anlamına gelmez. Başka durumlarda kullanılabilecek kalıp şudur: If X can do Y, we might need to change how we respond to X.
Alıştırma
Hangi cümle, belirtilen bir koşuldan ölçülü bir öneri çıkarmak için aynı kalıbı en iyi şekilde kullanıyor?
- If the new schedule can reduce stress, we might need to try it for a month.
- If the new schedule reduced stress yesterday, it will always work.
- The new schedule reduces stress, so everyone must accept it.
Cevabı göster
If the new schedule can reduce stress, we might need to try it for a month.
an entertainment, something for the beach.
4:08bir eğlence, plajda okunacak bir şey olarak görme eğilimindeyiz.
tend to treat A as B: tipik eğilimler ve sınıflandırma
Tend to + fiilin yalın hâli, her seferinde olanı değil, genellikle olanı veya birinin genel olarak yapmaya eğilimli olduğu şeyi anlatır. Bu cümlede insanların davranışı hakkındaki iddiayı geniş kapsamlı ama kesin olmayan bir genelleme hâline getirir. Treat A as B, A'yı B olarak görmek veya sınıflandırmak anlamına gelir. Burada it, literature sözcüğüne gönderme yapar; a distraction, an entertainment ve something for the beach ise ona verilen etiketlerdir. Başka durumlarda kullanılabilecek kalıp şöyledir: özne + tend to treat + A + as + B.
Alıştırma
Hangi cümle, istisnalara izin vererek insanların sessizliği genellikle anlaşmazlık olarak sınıflandırdığını anlatır?
- People treated silence as disagreement at one meeting.
- People treat silence like background music.
- People tend to treat silence as disagreement.
Cevabı göster
People tend to treat silence as disagreement.
far more than that: sınırlı bir tanımın ötesine geçmek
far more than that ifadesinde far, karşılaştırma biçimi olan more sözcüğünü güçlendiren bir derece zarfıdır. “Çok” veya “büyük ölçüde” anlamına gelir; fiziksel olarak “uzakta” demek değildir. That, hemen önce söylenen sınırlı açıklamaya gönderme yapar. İfadenin bütünü, önceki tanımın ciddi biçimde eksik olduğunu söyler. Düşünce akışında güçlü bir dönüş yaratır ve dinleyiciyi daha geniş ya da daha önemli bir bakış açısına hazırlar.
Alıştırma
Bir iş arkadaşınız yeni bir uygulamaya “yalnızca bir zamanlayıcı” diyor. Hangi cevap bu tanımın fazla sınırlı olduğunu en güçlü biçimde belirtir?
- It's far away from that; it also tracks sleep and exercise.
- It's no more than that; it also tracks sleep and exercise.
- It's far more than that; it also tracks sleep and exercise.
Cevabı göster
It's far more than that; it also tracks sleep and exercise.
We should learn to treat it as doctors treat their medicines, Anlatım akışı
4:14Ona doktorların ilaçlarına davrandığı gibi davranmayı öğrenmeliyiz,
treat it as doctors treat their medicines: as ile bir model belirlemek
İlk treat, “ele almak veya kullanmak” anlamına gelir ve nesne olarak it sözcüğünü alır. As doctors treat their medicines tam bir karşılaştırma yan cümlesidir: ilk eylemin nasıl yapılacağını veya hangi modelin izleneceğini gösterir; yani onu, doktorların ilaçları amaçlı biçimde ele aldığı gibi ele almak gerekir. İkinci treat de “ele almak veya kullanmak” anlamındadır; doktorlar ilaçları iyileştirmez. Bu yapı, düşünceyi önce bir öneri, ardından somut bir model gelecek biçimde düzenler. Benzetme, edebiyatı belirli bir ihtiyaca göre seçmeyi veya kullanmayı önerir. Edebiyatın kelimenin gerçek anlamıyla ilaç olduğunu ya da tıbbi bakımın yerini alabileceğini söylemez.
Alıştırma
Hangi cümle açıkça “raporları editörlerin makaleleri ele aldığı biçimde ele almak” anlamına gelir?
- Treat the reports as editors treat articles.
- Treat the reports as articles.
- Treat the reports with editors.
Cevabı göster
Treat the reports as editors treat articles.
something we prescribe in response to a range of ailments Kalıp ifadeler
4:17çeşitli rahatsızlıklara cevap olarak reçete ettiğimiz
prescribe ... in response to a range of ailments: çeşitli rahatsızlıklara yanıt olarak reçete etmek
Burada prescribe, bir çareyi seçip önermek veya reçete etmek anlamına gelir. in response to ifadesi, belirli sorunlar olduğu için bu çarenin verildiğini gösterir. Bu edebî benzetmede ailments sözcüğü yalnızca fiziksel hastalıkları değil, duygusal sorunları veya yaşam zorluklarını da kapsayabilir. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp prescribe something in response to an ailment or need şeklindedir.
Alıştırma
Eylemin neden yapıldığını gösteren üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The clinic prescribed extra rest ____ a range of minor ailments.
Cevabı göster
in response to
be suited to addressing: to sonrasında -ing biçimi
Burada be suited to, bir etkinlik veya görev için uygun olmak demektir. Address fiili bir sorunla ilgilenmek veya onu ele almak anlamına gelir. Bu yapıda to etkinliği başlatır; bu yüzden address, -ing biçimi olan addressing olur. Başka durumlarda kullanılabilecek yapı be suited to + isim veya -ing biçimidir.
Alıştırma
organize fiilini suited to sonrasında gereken doğru biçime dönüştürün: This tool is well suited to ____ large files.
Cevabı göster
organizing
Literature deserves its prestige for one reason above all others, Anlatım akışı
4:25Edebiyat prestijini her şeyden çok tek bir nedenden dolayı hak eder,
for one reason above all others: en önemli nedeni öne çıkarma
for one reason above all others ifadesi, birden fazla neden olabileceğini ama bunlardan birinin geri kalanların hepsinden daha önemli olduğunu belirtir. Buradaki above fiziksel konumu değil, önem sırasını anlatır. Bu ifade aynı zamanda savı düzenler: konuşmacının, edebiyatın saygınlığı hak ettiği iddiasını destekleyen ana nedeni birazdan vereceğini haber verir. Böylece sonuç daha odaklı ve kesin görünür.
Alıştırma
for one reason above all others ifadesi örnek cümlede ne yapıyor?
- Bütün nedenleri eşit derecede önemli gösterir.
- Bir nedeni diğer tüm nedenlerden daha önemli olarak işaretler.
- Bir nedeni fiziksel olarak diğerlerinin üstüne yerleştirir.
Cevabı göster
Bir nedeni diğer tüm nedenlerden daha önemli olarak işaretler.
because it's a tool to help us live and die
4:29çünkü o, yaşamamıza ve ölmemize yardımcı olan bir araçtır,
with a little bit more wisdom, goodness, and sanity.
4:32biraz daha fazla bilgelik, iyilik ve akıl sağlığı ile.