Edebiyat Ne İşe Yarar?: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
773 kelime 185 kel/dk

Video özeti: Konuşma edebiyatı deneyimi genişleten ve başarısızlığa bakışı insanileştiren pratik bir terapi olarak sunar. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. the greatest reality simulator, — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: makine benzetmesi okumayı başka hayatları, seçimleri ve sonuçları güvenle deneyimleme yolu yapar. 2. it's as if the writer knows us better than we know ourselves. — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: as if ile şimdiki zamanlı yan cümle, sözü gerçek ilan etmeden canlı bir karşılaştırma kurar. 3. treat it as doctors treat their medicines, — Söylem, Hikâye Anlatımı ve Retorik: tıbbi benzetme, kitapları duygusal sorunlarla eşleştirme önerisini destekler.

Bu derste

We have a general sense that these sort of places are filled with things that are deeply important.

0:03

Bu tür yerlerin son derece önemli şeylerle dolu olduğuna dair genel bir hissiyatımız vardır.

But what exactly is literature good for? Anlatım akışı

0:08

Peki edebiyat tam olarak ne işe yarar?

Anlatım akışı

What exactly is ... good for? ile somut amacı veya yararı sormak

What exactly is X good for? kalıbı, X'in pratik amacını veya yararını sorar. Burada X, literature olduğundan soru edebiyatın insanlara ne sağlayabileceğini sorar; good for, “ahlaken iyi” anlamına gelmez. Bu soru girişte kullanıldığında, sonrasında ele alınacak konuyu belirler. Devam eden fikirlerin somut cevaplar vermesi beklenir; exactly ise soruyu daha odaklı ve doğrudan yapar.

Alıştırma

Bir konuşmacı “What exactly are school clubs good for?” sorusuyla başlıyor. Konuşmada büyük olasılıkla ne açıklanacaktır?

  1. Kulüplerin uslu davranıp davranmadığı
  2. Okul kulüplerinin öğrencilere nasıl yardımcı olduğu
  3. Hangi etkinliklerin bir okul kulübüne yararlı olduğu
Cevabı göster

Okul kulüplerinin öğrencilere nasıl yardımcı olduğu

Why should we spend our time reading novels or poems when out there big things are going on?

0:10

Dışarıda büyük olaylar yaşanırken neden zamanımızı roman veya şiir okumaya harcayalım?

Let's have a think about some of the ways that literature benefits us. Kalıp ifadeler

0:16

Edebiyatın bize sağladığı faydalardan bazıları üzerine düşünelim.

Kalıp ifadeler

Let's have a think about... ile birlikte düşünmeye davet etmek

Let's have a think about X, “X üzerinde birlikte biraz düşünelim” anlamına gelir. Have a think, yardımcı işlevli bir fiil ile isimden oluşan bir ifadedir; bir düşünceye sahip olmak anlamına gelmez. Bu ifade dinleyicileri düşünme sürecine katılmaya davet eder ve bir soru ya da konudan daha ayrıntılı bir incelemeye yumuşak bir geçiş sağlar. Let's kullandığı için Think about X. emrinden daha işbirlikçi duyulur.

Alıştırma

Cümleyi, bu derste öğrendiğiniz ve tüm grubu birlikte düşünmeye davet eden beş sözcüklük gündelik Britanya İngilizcesi ifadesiyle tamamlayın: “____ the reasons our plan did not work.”

Cevabı göster

Let's have a think about

Of course, it looks like it's wasting time, Dilbilgisi

0:21

Elbette zaman kaybı gibi görünebilir,

but literature is ultimately the greatest time saver

0:24

ancak edebiyat nihayetinde en büyük zaman tasarrufu aracıdır,

Dilbilgisi

looks like it's wasting time: yüzeydeki bir izlenimi belirtmek

it looks like + yan cümle yapısı, bir düşünceyi doğrulanmış bir gerçek olarak değil, eldeki belirtilere dayanan bir izlenim olarak sunar. Burada looks like it's wasting time, edebiyatın zaman kaybettiriyor gibi göründüğü anlamına gelir; look fiziksel görünüşü anlatmaz. Bu ifade biçimi, ilk izlenimi daha sonra düzeltmeye yer bırakır. Ardından gelen but bakış açısını tersine çevirir: görünürdeki zaman kaybı, edebiyatın sonuçta zaman kazandırdığı iddiasıyla karşılaştırılır.

Alıştırma

Yüzeyde oluşan bir izlenimi belirtmek için cümleyi It + look fiilinin şimdiki zaman biçimi + like ile tamamlayın: ____ the shortcut wastes time, but it may prevent mistakes later.

Cevabı göster

It looks like

for it gives us access to a range of emotions and events Kalıp ifadeler

0:28

çünkü bizi bir dizi duyguya ve olaya ulaştırır,

Kalıp ifadeler

gives us access to: bir şeyi erişilebilir kılmak

give someone access to something kalıbı, bir kişinin bir şeye ulaşmasını, onu kullanmasını, ondan öğrenmesini veya onu deneyimlemesini mümkün kılmak anlamına gelir. Burada edebiyat, çok çeşitli duygu ve olayları dolaylı biçimde okuyucuların erişimine açar. Yapı give + kişi + access to + isim şeklindedir. Bu kalıpta access bir isimdir; to ise erişime açılan kaynak veya deneyimi gösteren edattır.

Alıştırma

give, you, access ve to sözcüklerini doğru biçim ve sırayla kullanarak cümleyi tamamlayın: The library card ____ thousands of online books.

Cevabı göster

gives you access to

that it would take you years, decades, millennia Dilbilgisi

0:31

bunları doğrudan deneyimlemeye çalışmak

to try to experience directly.

0:34

yıllarınızı, on yıllarınızı, binyıllarınızı alabilirdi.

Dilbilgisi

it would take you years ... to: varsayımsal bir süre tahmini

it would take you years ... to yapısında it biçimsel öznedir. Literature sözcüğüne ya da başka bir isme gönderme yapmaz; asıl etkinlik, to-mastar yapısındaki try to experience directly bölümünde yer alır. it would take + person + amount of time + to + verb kalıbı, varsayımsal bir durumda bir etkinliğin ne kadar süreceğini tahmin eder. years, decades, millennia dizisi uzun bir süreden neredeyse hayal edilemez bir süreye doğru adım adım büyür. Bu artış kesin bir takvim vermek yerine devasa ölçeği vurgular.

Alıştırma

it would take someone + time + to do something kalıbını us ve weeks ile kullanarak cümleyi tamamlayın: Even with a small team, ____ to catalog every photo.

Cevabı göster

it would take us weeks

Literature is the greatest reality simulator, Deyimler

0:36

Edebiyat en büyük gerçeklik simülatörüdür,

Deyimler

the greatest reality simulator: edebiyatı anlatan bir isim metaforu

Burada the greatest reality simulator, literature sözcüğünü başka bir isim ifadesiyle yeniden tanımlayan yüklem isim grubudur. Bu bir metafordur: Edebiyat bir makine değildir; ancak okumak, insanların yabancı hayatlara zihinsel olarak girmesini ve farklı seçimlerle sonuçları keşfetmesini sağlayabilir. Greatest, konuşanın güçlü değerlendirmesini ekler. Kısa X is Y biçimi, edebiyatın değeri hakkındaki soyut bir iddiayı canlı ve hatırlanması kolay bir görüntüye dönüştürür.

Alıştırma

Literature is the greatest reality simulator cümlesi burada ne anlama geliyor?

  1. Edebiyat, sanal gerçeklik ekipmanı üretmek için kullanılan bir makinedir.
  2. Edebiyat, kurgusal olayların tümünü gerçek dünyada meydana getirir.
  3. Edebiyat, okurların gerçek hayattaki birçok deneyim türünü hayal edip keşfetmesine yardımcı olabilir.
Cevabı göster

Edebiyat, okurların gerçek hayattaki birçok deneyim türünü hayal edip keşfetmesine yardımcı olabilir.

a machine that puts you through infinitely more situations Öbek fiiller

0:40

sizi doğrudan şahit olabileceğinizden sonsuz derecede fazla duruma sokan

than you could ever directly witness.

0:43

bir makinedir.

Öbek fiiller

puts you through: birine bir şey yaşatmak

put someone through something yapısında put, fiziksel olarak bir yere koymak anlamına gelmez. Yapının tamamı “birine bir süreç, olay veya sınav yaşatmak ya da buna katlanmasını sağlamak” demektir. Kişi put sözcüğünden, deneyim ise through sözcüğünden sonra gelir. Bu ifade çoğu zaman zorluk veya yoğunluk çağrıştırır. Burada “makinenin” sizi bizzat görebileceğinizden çok daha fazla durumla dolaylı olarak karşılaştırdığı söyleniyor.

Alıştırma

Cümleyi “sana yaşatır” anlamındaki öbek fiille tamamlayın: This emergency course ____ several realistic rescue drills.

Cevabı göster

puts you through

It lets you, safely, that's crucial,

0:45

Size güvenli bir şekilde -ki bu çok önemlidir-

see what it's like to get divorced Dilbilgisi

0:47

boşanmanın nasıl bir şey olduğunu,

Dilbilgisi

what it's like to: bir deneyimin nasıl olduğunu anlatmak

what it's like to + fiil yapısı, “bir şeyi yapmanın nasıl bir deneyim olduğu” veya “onu yapmanın nasıl hissettirdiği” anlamına gelir. Burada boşanma deneyimini anlatır; like, hoşlanmak anlamında değildir ve dış görünüşü sormaz. see sözcüğünden sonra tüm parça gömülü bir yan cümledir: see what it's like to get divorced. Yeniden kullanılabilen kalıp fiil + what it's like to + fiilin yalın hâli şeklindedir.

Alıştırma

“The interview explains what it's like to work on a rescue team,” cümlesinde what it's like to neyi anlatıyor?

  1. Bir kurtarma ekibinde çalışma deneyimi
  2. Kurtarma ekibinin çalışma yerinin görünüşü
  3. Bir kurtarma ekibinde çalışmayı tercih etme
Cevabı göster

Bir kurtarma ekibinde çalışma deneyimi

or kill someone and feel remorseful

0:49

veya birini öldürüp pişmanlık duymayı,

or chuck in your job and take off to the desert Öbek fiiller

0:51

veya işinizi bırakıp çöle kaçmayı,

Öbek fiiller

Gündelik chuck in your job ifadesi

Bu cümlede chuck in your job, “işini tamamen bırakmak” anlamına gelir. Chuck in gündelik bir öbek fiildir; işi gerçekten bir yere fırlatmakla ilgili değildir. Chuck fiili “atıp kurtulma” hissi kattığı için karar ani, kesin veya eski hayatı korumayı umursamayan bir seçim gibi duyulabilir. Gerçekte ne kadar dürtüsel olduğu bağlama göre anlaşılır.

Alıştırma

Bir arkadaş “Maya chucked in her job last Friday.” diyor. Bunun en doğal anlamı nedir?

  1. İşini gündelik ve muhtemelen ani bir tonla bıraktı.
  2. İşteyken bir nesne fırlattı.
  3. İşinden kısa bir tatil için resmî başvuruda bulundu.
Cevabı göster

İşini gündelik ve muhtemelen ani bir tonla bıraktı.

Öbek fiiller

take off to + varış yeri

Burada take off, “ayrılıp bir yere doğru yola çıkmak” anlamındadır ve to the desert varış yerini belirtir. Bu kullanımda geçişsizdir: take off eylemini yapan kişidir; the desert çıkarılan bir nesne değildir. Bu bağlamda take off, sıradan hayattan hızlı veya cesur bir ayrılışı çağrıştırır. Bir uçağın havalanmasını veya birinin kıyafet çıkarmasını anlatmaz.

Alıştırma

Hızlı ve anlık bir ayrılışı göstermek için cümleyi take off ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: “After breakfast, we ____ the mountains with no fixed plan.”

Cevabı göster

took off to

or make a terrible mistake while leading your country.

0:53

veya ülkenizi yönetirken korkunç bir hata yapmayı görmenizi sağlar.

It lets you speed up time Deyimler

0:56

Zamanı hızlandırmanıza izin verir,

Deyimler

Anlatı zamanını sıkıştıran speed up time

Burada speed up time, bir hikâyedeki uzun bir zaman dilimini hızla geçmek anlamına gelir. Okur ya da izleyici, kısa bir okuma veya izleme süresinde yıllar boyunca yaşanan değişimleri görür; zamanın kendisi fiziksel olarak daha hızlı akmaz. Bu ifade, zamanı hızı ayarlanabilen bir süreç gibi ele alır. Kitaplarda, filmlerde ve diğer medyalarda anlatı zamanının sıkıştırılmasını açıklamak için kullanılan bir mecazdır.

Alıştırma

Bir hikâyede uzun bir dönemin hızla geçmesini anlatan, dersteki üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: A montage can ____ and show ten years in under a minute.

Cevabı göster

speed up time

in order to see the arc of a life Deyimler

0:58

böylece çocukluktan yaşlılığa kadar

from childhood to old age.

1:00

bir hayatın yayını görebilirsiniz.

Deyimler

the arc of a life ... from childhood to old age hayat çizgisi mecazı

The arc of a life, bir kişinin yaşamının nasıl geliştiğine ilişkin genel örüntüdür. Arc burada mecazdır: Gerçek bir eğriyi değil, başlangıcı, yol boyunca değişimleri ve sonu olan bir biçimi düşündürür. From childhood to old age, bu zaman aralığının iki ucunu belirtir. Bu parçalar birlikte, tek bir ana odaklanmak yerine bütün bir yaşamı özetlemeyi sağlar.

Alıştırma

Bir kişinin gelişiminin genel örüntüsünü anlatan, dersteki mecaz anlamlı isimle cümleyi tamamlayın: The biography follows the ____ of her life from childhood to old age.

Cevabı göster

arc

It gives you the keys to the palace and to countless bedrooms, Deyimler

1:02

Size sarayın ve sayısız yatak odasının anahtarlarını verir,

Deyimler

sarayın ve sayısız yatak odasının anahtarları

Bu ifade edebiyatı bir anahtar demetine dönüştüren bir mecazdır. Anahtarlar hayalîdir: okumak, başka türlü size kapalı kalacak hayatlara ve dünyalara zihninizde girmenizi sağlar. Saray kamusal tarihi, otoriteyi ve güçlü kurumları; sayısız yatak odası ise özel deneyimleri ve mahrem hayatı çağrıştırır. İkisinin yan yana getirilmesi, edebiyatın insan hayatının hem kamusal hem de gizli yönlerini açığa çıkarabileceğini anlatır.

Alıştırma

Bu cümlede vurgulanan imge ne anlama geliyor?

  1. Edebiyat, okurlara güçlü insanların hayatlarını taklit etmeyi öğretir.
  2. Edebiyat, kraliyet binalarına ve otel odalarına gerçekten girme olanağı verir.
  3. Edebiyat, okurların hem kamusal güç dünyalarına hem de özel hayatlara hayal güçleriyle girmesini sağlar.
Cevabı göster

Edebiyat, okurların hem kamusal güç dünyalarına hem de özel hayatlara hayal güçleriyle girmesini sağlar.

so you can assess your life in relation to that of others. Dilbilgisi

1:05

böylece kendi hayatınızı başkalarınınkiyle kıyaslayarak değerlendirebilirsiniz.

Dilbilgisi

hayatınızı başkalarının hayatıyla karşılaştırmak

in relation to, karşılaştırmada kullanılan referans noktasını belirtir: hayatınızı başka insanların hayatlarıyla birlikte değerlendirerek kendi hayatınız hakkında bir sonuca varırsınız. that of others ifadesinde that, tekil isim life yerine geçer; of others ise karşılık gelen hayatın veya deneyimin kime ait olduğunu gösterir. Böylece tekrar önlenir: your life in relation to the lives of others. Karşılaştırma bir hayat ile insanlar arasında değil, hayatlar arasındadır.

Alıştırma

water use ifadesini tekrarlamayı önleyen tekil sözcük grubuyla cümleyi tamamlayın: The report assesses our city's water use in relation to ____ nearby cities.

Cevabı göster

that of

It introduces you to fascinating people,

1:08

Sizi büyüleyici insanlarla tanıştırır,

a Roman general, an 11th century French princess,

1:11

Romalı bir general, 11. yüzyıldan kalma bir Fransız prenses,

a Russian upper-class mother just embarking on an affair. Kalıp ifadeler

1:14

bir ilişkiye başlamak üzere olan Rus bir üst sınıf anne.

Kalıp ifadeler

Embarking on an affair: yasak bir ilişkinin başlangıcını resmî biçimde anlatmak

To embark on something, özellikle ciddi, önemli veya zaman içinde gelişecek bir şeye başlamak demektir. Burada embarking on, ilişkinin başlangıcına resmî ve hikâye anlatımına özgü bir ton verir. Buradaki an affair, çoğunlukla evlilik gibi mevcut bir bağlılığı ihlal eden gizli bir romantik ilişkiyi anlatır. Dolayısıyla ifade böyle bir ilişkiye başlamayı belirtir; sıradan bir göreve başlamaktan veya affair sözcüğünü genel bir mesele anlamında kullanmaktan söz etmez.

Alıştırma

Cümleyi embark on ifadesinin -ing biçimiyle tamamlayın: The biography describes an actor who is ____ an affair.

Cevabı göster

embarking on

It takes you across continents and centuries.

1:17

Sizi kıtalar ve yüzyıllar arasında dolaştırır.

Literature cures you of provincialism Deyimler

1:20

Edebiyat sizi taşralılıktan kurtarır

Deyimler

Cures you of provincialism: cure ... of ... kalıbının mecaz kullanımı

cure someone of something kalıbı, bir kişiyi hastalıktan, sorundan, alışkanlıktan veya istenmeyen bir inançtan kurtarmak anlamına gelir. Bu cümlede edebiyat, kişiyi provincialism düşüncesinden kurtaran şey olarak sunulur. Buradaki provincialism, kişinin yalnızca kendi çevresiyle veya alışık olduğu deneyimlerle sınırlı dar bir bakış açısıdır. Bunu edebiyatın cure edebileceği bir şey olarak anlatmak mecazdır: okumanın bakış açısını genişlettiği söylenir, tıbbi tedavi sağladığı değil.

Alıştırma

Cümleyi cure someone of something kalıbının geçmiş zamanıyla tamamlayın: Working with a diverse team ____ Maya ____ the belief that only one approach could work.

Cevabı göster

cured · of

and at almost no cost turns us into citizens of the world.

1:23

ve neredeyse hiç maliyet olmadan bizi dünya vatandaşına dönüştürür.

Literature performs the basic magic of showing us

1:28

Edebiyat, bize işlerin başkasının bakış açısından nasıl göründüğünü göstermek gibi

what things look like from someone else's point of view. Kalıp ifadeler

1:31

temel bir sihir gerçekleştirir.

Kalıp ifadeler

from someone else's point of view: başka birinin bakış açısından

From someone else's point of view, bir duruma başka bir kişinin bakış açısı, deneyimleri ve bilgisi üzerinden bakmak demektir. Burada yalnızca o kişinin fikrini sormayı değil, dünyanın ona nasıl göründüğünü hayal etmeyi anlatır. Yapı from + iyelik biçimi + point of view şeklindedir: from Elena's point of view, from his point of view. Bir yorumun hangi kişinin bakış açısına dayandığını göstermek için kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi “başka bir kişinin bakış açısından” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: Before you judge the choice, try to see it ____.

Cevabı göster

from someone else's point of view

It allows us to consider the consequences of our actions on others

1:34

Eylemlerimizin başkaları üzerindeki sonuçlarını,

in a way we otherwise wouldn't.

1:37

aksi takdirde düşünmeyeceğimiz bir şekilde düşünmemizi sağlar.

And it shows us examples of kindly, generous, sympathetic people.

1:39

Ve bize nazik, cömert, sempatik insanların örneklerini gösterir.

Literature typically stands opposed to the dominant value system, Kalıp ifadeler

1:44

Edebiyat genellikle baskın değerler sistemine,

Kalıp ifadeler

stands opposed to: karşı tutumunu sürdürmek

Bu cümlede stands opposed to, bir şeye karşı olan konumunu sürdürmek anlamına gelir. Stands, edebiyatın bulunduğu konumu anlatır; fiziksel olarak ayakta durmayı değil. Opposed to ise neyle çatıştığını belirtir. Opposes gibi basit bir fiille karşılaştırıldığında bu ifade, karşıtlığı yerleşmiş veya süren bir tutum olarak sunar. Fikirlerin, kurumların ve değer sistemlerinin resmî analizinde yaygındır.

Alıştırma

Cümleyi “karşı bir tutumu sürdürüyor” anlamındaki resmî hedef ifadeyle tamamlayın: The school council ____ removing art classes.

Cevabı göster

stands opposed to

the one that rewards money and power.

1:48

para ve gücü ödüllendiren sisteme karşı durur.

Writers are on the other side.

1:50

Yazarlar diğer taraftadır.

They make us sympathetic to ideas and feelings

1:52

Bizi derin önem taşıyan fikirlere ve duygulara

that are of deep importance,

1:55

sempatik hale getirirler,

but that can't afford airtime Deyimler

1:56

ama bunlar ticarileşmiş, statü bilincine sahip

in a commercialized, status-conscious

1:58

ve alaycı bir dünyada

and cynical world.

2:00

yayınlanma fırsatı bulamazlar.

Deyimler

can't afford airtime: medyada yer bulamamak

Buradaki that, daha önce sözü edilen önemli fikir ve duygulara gönderme yapar. Bunlar, medyada süre satın almaya çalışan bir kişi ya da grup gibi kişileştirilir. Airtime, radyo, televizyon veya kamusal medyada bir konuya ayrılan yayın süresi ya da alanıdır. Burada can't afford airtime esas olarak gerçek bir para eksikliğini anlatmaz; ticari ve imaj odaklı bir kültür başka içerikleri öne çıkardığı için bu fikirlerin kamusal alanda çok az ilgi gördüğünü anlatır.

Alıştırma

“The neighborhood's safety concerns can't afford airtime in a ratings-driven debate,” cümlesinde can't afford airtime ne anlatır?

  1. Bölge sakinlerinin televizyon reklamı satın alacak kadar parası yok.
  2. Reytingler neyin tartışılacağını belirlediği için kaygılar kamusal alanda çok az ilgi görüyor.
  3. Kaygılar hayal ürünüdür ve tartışılmamalıdır.
  4. Yayın bitmeden önce tartışmanın hiç süresi kalmadı.
Cevabı göster

Reytingler neyin tartışılacağını belirlediği için kaygılar kamusal alanda çok az ilgi görüyor.

We're weirder than we're allowed to admit.

2:04

İtiraf etmemize izin verilenden çok daha tuhafız.

We often can't say what's really on our minds, Deyimler

2:06

Çoğu zaman aklımızdan geçenleri gerçekten söyleyemeyiz,

Deyimler

what's really on our minds: aklımızdan gerçekten geçenler

What's really on our minds, cümle içine yerleştirilmiş bir what yan cümlesidir: what's, what is anlamına gelir ve yan cümlenin tamamı say fiilinin nesnesidir. Bir şeyin on your mind olması, o düşüncenin, duygunun veya kaygının zihninizi meşgul etmesi demektir. Really, samimi ve daha derindeki içeriği vurgular; bu nedenle say what's really on our minds, gerçekten düşündüğümüzü veya hissettiğimizi ifade etmek demektir.

Alıştırma

Leo alışılmadık biçimde sessiz ve endişeli görünüyor. Hangi soru, onu dikkatini meşgul eden kaygıyı paylaşmaya en doğal şekilde davet eder?

  1. What do you have in mind?
  2. Can you keep that in mind?
  3. Have you made up your mind?
  4. What's on your mind?
Cevabı göster

What's on your mind?

but in books we find descriptions of who we genuinely are

2:08

ama kitaplarda gerçekte kim olduğumuza

and what events are actually like,

2:12

ve olayların aslında neye benzediğine dair,

described with an honesty quite different

2:14

sıradan sohbetlerin izin verdiğinden çok daha farklı,

from what ordinary conversation allows for.

2:17

dürüst bir şekilde anlatılan açıklamalar buluruz.

In the best books,

2:20

En iyi kitaplarda,

it's as if the writer knows us better than we know ourselves. Dilbilgisi

2:21

yazar sanki bizi kendimizden daha iyi tanıyormuş gibidir.

Dilbilgisi

It’s as if ... better than we know ourselves: sanki bizi kendimizden daha iyi tanıyor

It’s as if + yan cümle güçlü bir izlenim anlatır: durum neredeyse gerçekmiş gibi gelir, ancak konuşan kişi bunu gerçek bir olgu olarak ileri sürmez. Burada yazarın güçlü kavrayışı, okurları kişisel olarak tanıyormuş hissi verir. Better than we know ourselves, yazarın okurları ne kadar derinden anlıyor gibi göründüğüyle okurların kendilerini ne kadar derinden anladığını better than kullanarak karşılaştırır. Bu iki yapı, övgüyü canlı kılarken onu bir izlenim olarak sunmaya devam eder.

Alıştırma

Canlı bir izlenim vermek, ancak gerçek bir iddiada bulunmamak için cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? From the way Mia sketches the city, ____ she has walked every street.

  1. it is a fact that
  2. we know for certain that
  3. it's as if
Cevabı göster

it's as if

They find the words to describe the fragile, weird, special experiences Kalıp ifadeler

2:24

İç dünyamızın kırılgan, tuhaf, özel deneyimlerini tarif edecek

Kalıp ifadeler

Find the words to describe: anlatmak için doğru sözcükleri bulmak

Find the words to describe, bir şeyi açıkça ifade edecek sözcükleri düşünmeyi başarmak anlamına gelir. Buradaki find, kayıp sözcüklerin yerini bulmak değildir; uygun ifadeyi seçmek için harcanan zihinsel çabayı anlatır. Kalıp find the words to + fiil şeklindedir. Örneğin find the words to explain it veya find the words to ask for help denebilir. Olumsuz can’t find the words biçimi, çoğunlukla bir deneyimi veya duyguyu ifade etmenin zor olduğunu gösterir.

Alıştırma

Cümleyi “uygun ifadeyi düşünmeyi başarmak” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın. After the concert, Leo could not ____ how moved he felt.

Cevabı göster

find the words to describe

of our inner lives.

2:29

kelimeleri bulurlar.

The light on a summer morning,

2:30

Yaz sabahındaki ışık,

the anxiety we felt at the gathering,

2:32

toplantıda hissettiğimiz kaygı,

the sensations of a first kiss,

2:34

ilk öpücüğün hisleri,

the envy when a friend told us of their new business,

2:36

bir arkadaşımız bize yeni işini anlattığındaki kıskançlık,

the longing we experienced on the train

2:39

trende deneyimlediğimiz,

looking at the profile of another passenger

2:42

asla konuşmaya cesaret edemediğimiz diğer yolcunun

we never dared to speak to.

2:44

profiline bakarkenki özlem.

Writers open our hearts and minds Deyimler

2:46

Yazarlar kalplerimizi ve zihinlerimizi açar

Deyimler

open our hearts and minds: kalplerimizi ve zihinlerimizi açmak

Burada open mecaz anlamda kullanılır. Yazarlar fiziksel olarak bir şeyi açmaz; eserleri bizi hissetmeye ve anlamaya daha istekli hâle getirir. Hearts duyguları ve empatiyi, minds ise fikirleri, bakış açılarını ve muhakemeyi temsil eder. İkisinin birlikte kullanılması, edebiyatın hem hissetme hem de düşünme biçimimizi değiştirebileceğini gösterir.

Alıştırma

Hem duygusal hem de zihinsel açıklığı gösteren ifadeyle cümleyi tamamlayın: Travel can ____ by helping us care about other people and consider unfamiliar ideas.

Cevabı göster

open our hearts and minds

and give us maps to our own selves

2:48

ve bize kendi benliğimizin haritalarını verirler,

so that we can travel in them more reliably

2:50

böylece onların içinde daha güvenilir bir şekilde

and with less of a feeling of paranoia and persecution.

2:53

ve daha az paranoya veya zulüm hissiyle seyahat edebiliriz.

As the writer Emerson remarked,

2:57

Yazar Emerson'ın belirttiği gibi,

In the works of great writers,

2:59

"Büyük yazarların eserlerinde,

we find our own neglected thoughts.

3:00

kendi ihmal edilmiş düşüncelerimizi buluruz."

Literature is a corrective to the superficiality Kelime

3:04

Edebiyat, yüzeyselliğin ve dostluktaki

and compromises of friendship.

3:07

tavizlerin bir düzelticisidir.

Kelime

a corrective to: resmî bir dengeleyici unsur

Burada corrective, a corrective to + sorun veya zayıflık yapısında kullanılan sayılabilir bir isimdir. Bir kusurun etkisini azaltan, dengeyi yeniden kuran veya zararlı sonuçlarını hafifleten bir şeyi ifade eder. Cümle, edebiyatı dostluktaki yüzeysel yönlere ve gerekli tavizlere karşı bir çözüm olarak sunar. Edebiyatın dostluğu bir metin gibi düzenlediği veya düzelttiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Resmî bir tartışmada cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? Regular contact with nature can be ___ the pressures of city life.

  1. a corrective to
  2. corrective to
  3. a correction to
Cevabı göster

a corrective to

Books are our true friends,

3:09

Kitaplar gerçek dostlarımızdır,

always to hand, never too busy, Deyimler

3:11

her an el altındadırlar, asla çok meşgul değildirler,

Deyimler

always to hand: her zaman el altında

Bu cümlede always to hand, “her zaman yakında ve kullanılmaya hazır” anlamına gelir. To hand, İngiliz İngilizcesinde kalıplaşmış bir ifadedir; buradaki hand, birinin size fiziksel olarak bir nesne uzattığını anlatmaz. Always, güvenilir biçimde her an erişilebilir olma fikrini güçlendirir. Kitapların, okuyucu ne zaman ihtiyaç duysa yanında olan dostlar gibi kişileştirilmesine yardımcı olur.

Alıştırma

Cümleyi “yakında ve kullanılmaya hazır” anlamındaki İngiliz İngilizcesi ifadesiyle tamamlayın: Keep the instructions ____ while you assemble the shelf.

Cevabı göster

to hand

giving us unvarnished accounts of what things are really like. Deyimler

3:13

bize olayların gerçekte nasıl olduğuna dair süslenmemiş anlatılar sunarlar.

Deyimler

unvarnished accounts: süslemesiz anlatımlar

Unvarnished accounts, gerçekleri daha hoş veya daha az rahatsız edici göstermeden doğrudan sunan anlatımlar ya da açıklamalar demektir. Unvarnished burada mecazidir: parlak bir vernik tabakası olmayan ahşap fikrinden gelir. İfade, bir şeyin anlatılışındaki açık sözlü ve cilasız dürüstlüğü vurgular. Rahatsız edici ayrıntıların gizlenmediğini düşündürebilir, ancak anlatımın doğru veya tarafsız olduğunu tek başına kanıtlamaz.

Alıştırma

Rahatsız edici ayrıntıları yumuşatmayan veya gizlemeyen bir raporu en iyi hangi ifade anlatır?

  1. an unvarnished account
  2. an unbiased account
  3. an accurate account
Cevabı göster

an unvarnished account

All of our lives, one of our greatest fears

3:17

Hayatımız boyunca, en büyük korkularımızdan biri

is of failing, of messing up,

3:19

başarısız olmak, işleri berbat etmek,

of becoming, as the tabloids put it, a loser. Anlatım akışı

3:21

magazin basınının deyimiyle "ezik" (loser) olmaktır.

Anlatım akışı

as the tabloids put it: sözlerin kime ait olduğunu belirtmek

“As the tabloids put it”, kullanılan sözleri belirli bir kaynağa bağlayan bir ara ifadedir. Burada put it, “sözcüklerle ifade etmek” anlamına gelir. Bu ifade, loser etiketinin tabloidlere ait olduğunu gösterir. İfade loser sözcüğünün hemen önüne getirilerek bu etiketin başka birinin sözü olduğu belirtilir ve konuşmacı bu sözle arasına biraz mesafe koyar. Kullanılabilir kalıp as + kaynak + put(s) it şeklindedir.

Alıştırma

Örnekte as the tabloids put it ne işe yarıyor?

  1. Konuşmacının loser sözcüğünü kesinlikle tarafsız bir gerçek olarak kabul ettiğini gösterir.
  2. loser etiketini tabloidlere bağlar ve konuşmacıyı bu ifadeden uzak tutar.
  3. Tabloidlerin fiziksel olarak bir şeyi bir yere koyduğunu söyler.
Cevabı göster

loser etiketini tabloidlere bağlar ve konuşmacıyı bu ifadeden uzak tutar.

Every day the media takes us into stories of failure.

3:24

Medya her gün bizi başarısızlık hikayelerine sürükler.

Interestingly, a lot of literature is also about failure.

3:28

İlginçtir ki, edebiyatın çoğu da başarısızlıklarla ilgilidir.

In one way or another, a great many novels, plays, poems Kalıp ifadeler

3:31

Öyle ya da böyle pek çok roman, oyun, şiir

Kalıp ifadeler

In one way or another: sınırlı bir genelleme yapmak

“In one way or another”, kesin biçimin veya nedenin durumdan duruma değişebileceğini, ancak genel ifadenin bir bakımdan doğru olduğunu anlatır. Cümlenin başında yer alan bu ifade, okuru birçok farklı romanı, oyunu ve şiiri tek bir genel iddia altında toplamaya hazırlar. Genellemeyi daha az kesin hâle getirir: Bütün eserler bu iddiaya tamamen aynı biçimde uymaz.

Alıştırma

Hangi cümlede in one way or another farklı durumları tek bir genel iddia altında toplamak için kullanılmıştır?

  1. Either way, the meeting ends at five.
  2. We will win one way or another, no matter what it takes.
  3. In one way or another, each team helped the community, although their projects were different.
Cevabı göster

In one way or another, each team helped the community, although their projects were different.

are about people who've messed up, Öbek fiiller

3:34

işleri berbat eden insanlar,

Öbek fiiller

who've messed up: ciddi hatalar yapmış insanlar

Burada messed up, bu kişilerin önemli hatalar yaptığı veya kendi davranışlarıyla hayatlarını ya da içinde bulundukları durumu kötüleştirdiği anlamına gelir. İfade, hatanın ne olduğunu belirtmez; ne kadar ciddi olduğu bağlamdan anlaşılır. Fiziksel olarak bir yeri dağıttıkları anlamına gelmez. Who've, who have yapısının kısaltmasıdır. Present perfect, bu hataları kişilerin geçmiş deneyimlerinin bir parçası olarak sunar ve hataların onları şimdi tanımlarken hâlâ önemli olduğunu gösterir.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki iki sözcüklü phrasal verb ile tamamlayın: I ____ when I deleted the only copy of the project.

Cevabı göster

messed up

people who slept with mum by mistake

3:36

yanlışlıkla annesiyle yatan insanlar

or who let down their partner Öbek fiiller

3:38

ya da partnerini hayal kırıklığına uğratan

Öbek fiiller

let down their partner: partnerini hayal kırıklığına uğratmak

Bu cümlede let down their partner, partnerlerinin beklentilerini karşılamadıkları veya güvenlerine ihanet ederek onları hayal kırıklığına uğrattıkları anlamına gelir. İfade sorumluluk ya da ilişkiyle ilgilidir; birini fiziksel olarak aşağı indirmek anlamına gelmez. Let down ayrılabilen bir phrasal verb'dür. Nesne bir isimse hem let down their partner hem de let their partner down doğaldır. Nesne bir zamirse ortaya gelmelidir: let them down doğrudur, let down them değildir.

Alıştırma

Bu dersteki phrasal verb'ü ve us zamirini kullanın: Maya promised to help, but she ____ when she did not show up.

Cevabı göster

let us down

or who died after running up some debts on shopping sprees. Öbek fiiller

3:40

ya da alışveriş çılgınlığında borç batağına düşüp ölen insanlar hakkındadır.

Öbek fiiller

running up some debts: borç biriktirmek

running up some debts ifadesinde run up, genellikle tekrarlanan harcamalar veya ücretler nedeniyle borçlu olunan miktarı artırmak anlamına gelir. Burada fiziksel olarak koşmak söz konusu değildir. run up; debts, bills, a tab veya costs gibi zamanla biriken miktarlardan önce kullanılabilir. Bu cümlede alışveriş çılgınlıkları, borçların nasıl büyüdüğünü açıklar.

Alıştırma

Cümleyi, bu derste geçen ve “biriktirmek” anlamına gelen deyimsel fiille tamamlayın. Mia used her credit card every day and had ____ a large debt by June.

Cevabı göster

run up

If the media got to them, they'd make mincemeat out of them. Deyimler

3:43

Medya onları ele geçirseydi, onları kıyma yapardı.

Deyimler

make mincemeat out of someone: birini ezip geçmek

make mincemeat out of someone deyimi, birini karşılık verme şansı neredeyse kalmayacak kadar kesin biçimde yenmek, ona saldırmak veya onu eleştirmek anlamına gelir. Yiyecek imgesi kasıtlı bir abartıdır; gerçek anlamda bir tehdit değildir. Bu koşul cümlesinde they'd, they would anlamına gelir. Konuşmacı, medyanın bu insanları çok sert biçimde yargılayıp küçük düşüreceğini öngörüyor.

Alıştırma

Cümleyi, bu dersteki dört sözcüklü deyimin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın. The top-ranked team won 8 to 0 and ____ its inexperienced opponent.

Cevabı göster

made mincemeat out of

But great books don't judge as harshly Dilbilgisi

3:47

Ancak harika kitaplar medya kadar sert

or as one-dimensionally as the media.

3:50

veya tek boyutlu yargılamaz.

Dilbilgisi

don't judge as harshly or as one-dimensionally as karşılaştırması

Burada not as ... as, iyi kitapların insanları yargılama biçimiyle medyanın yargılama biçimini karşılaştırır. İyi kitaplar yine de yargıda bulunabilir, ancak bunu daha az sert ve daha az tek boyutlu yapar; yani daha az acımasızdır ve tek bir etikete daha az dayanır. İki zarf paraleldir: not hem as harshly hem de as one-dimensionally üzerinde etkilidir. Or, aynı olumsuz karşılaştırma içinde iki özelliği bağlar; bunlar arasında bir seçim sunmaz. Bu kalıp, iki özneyi birden fazla açıdan karşılaştırmayı sağlar.

Alıştırma

Harshly ve narrowly sözcüklerini kullanarak paralel not-as karşılaştırmasını tamamlayın: The committee did not assess the proposal ____ the angry commenters did.

Cevabı göster

as harshly or as narrowly as

They evoke pity for the hero

3:52

Kahramana karşı acıma

and fear for ourselves

3:54

ve kendimize karşı korku uyandırırlar,

based on a new sense of how near we all are Dilbilgisi

3:55

hepimizin kendi hayatımızı mahvetmeye ne kadar yakın olduğumuza dair

to destroying our own lives.

3:58

yeni bir hisse dayanarak.

Dilbilgisi

how near we all are to destroying our own lives yapısında yakınlık derecesi

How near we all are to destroying our own lives, of sözcüğünden sonra gelen gömülü bir yan cümledir. Tehlikeli bir sonuca ne derece yakın olduğumuzu ifade eder: Hepimiz kendi hayatımızı mahvetmeye düşündüğümüzden daha yakın olabiliriz. Near fiziksel bir mesafeyi değil, mecazi bir eşiği anlatır. Sıralama how + adjective + subject + be şeklindedir: how near we all are denir, how near are we all denmez. Near to destroying ifadesinde to bir edattır; bu yüzden ardından -ing biçimindeki destroying gelir.

Alıştırma

How + near + subject + be + to + -ing yapısını ve lose fiilini kullanarak cümleyi tamamlayın: After the warning, Maya understood ____ control of the project.

Cevabı göster

how near she was to losing

But if literature can really do all these things, Dilbilgisi

4:00

Ancak edebiyat gerçekten tüm bunları yapabiliyorsa,

we might need to treat it a bit differently

4:03

ona şu an yaptığımızdan biraz daha farklı

Dilbilgisi

If ... can ..., we might need to ...: ölçülü bir öneri

If, önceki iddialara dayanan bir koşul sunar: edebiyat gerçekten bu etkilere sahipse, sonraki düşünce bu öncülden çıkar. Can, ele alınan yeteneği veya olasılığı belirtir; really ise iddianın geçerli olup olmadığını vurgular. Might need to ölçülü bir öneri sunar. Burada might, kanıttan eyleme geçişin tonunu yumuşatır; konuşanın önceki bütün kanıtlardan ciddi biçimde şüphe ettiği anlamına gelmez. Başka durumlarda kullanılabilecek kalıp şudur: If X can do Y, we might need to change how we respond to X.

Alıştırma

Hangi cümle, belirtilen bir koşuldan ölçülü bir öneri çıkarmak için aynı kalıbı en iyi şekilde kullanıyor?

  1. If the new schedule can reduce stress, we might need to try it for a month.
  2. If the new schedule reduced stress yesterday, it will always work.
  3. The new schedule reduces stress, so everyone must accept it.
Cevabı göster

If the new schedule can reduce stress, we might need to try it for a month.

to the way we do now.

4:05

yaklaşmamız gerekebilir.

We tend to treat it as a distraction, Dilbilgisi

4:06

Onu bir dikkat dağıtıcı,

an entertainment, something for the beach.

4:08

bir eğlence, plajda okunacak bir şey olarak görme eğilimindeyiz.

Dilbilgisi

tend to treat A as B: tipik eğilimler ve sınıflandırma

Tend to + fiilin yalın hâli, her seferinde olanı değil, genellikle olanı veya birinin genel olarak yapmaya eğilimli olduğu şeyi anlatır. Bu cümlede insanların davranışı hakkındaki iddiayı geniş kapsamlı ama kesin olmayan bir genelleme hâline getirir. Treat A as B, A'yı B olarak görmek veya sınıflandırmak anlamına gelir. Burada it, literature sözcüğüne gönderme yapar; a distraction, an entertainment ve something for the beach ise ona verilen etiketlerdir. Başka durumlarda kullanılabilecek kalıp şöyledir: özne + tend to treat + A + as + B.

Alıştırma

Hangi cümle, istisnalara izin vererek insanların sessizliği genellikle anlaşmazlık olarak sınıflandırdığını anlatır?

  1. People treated silence as disagreement at one meeting.
  2. People treat silence like background music.
  3. People tend to treat silence as disagreement.
Cevabı göster

People tend to treat silence as disagreement.

But it's far more than that. Kalıp ifadeler

4:10

Ama o bundan çok daha fazlasıdır.

Kalıp ifadeler

far more than that: sınırlı bir tanımın ötesine geçmek

far more than that ifadesinde far, karşılaştırma biçimi olan more sözcüğünü güçlendiren bir derece zarfıdır. “Çok” veya “büyük ölçüde” anlamına gelir; fiziksel olarak “uzakta” demek değildir. That, hemen önce söylenen sınırlı açıklamaya gönderme yapar. İfadenin bütünü, önceki tanımın ciddi biçimde eksik olduğunu söyler. Düşünce akışında güçlü bir dönüş yaratır ve dinleyiciyi daha geniş ya da daha önemli bir bakış açısına hazırlar.

Alıştırma

Bir iş arkadaşınız yeni bir uygulamaya “yalnızca bir zamanlayıcı” diyor. Hangi cevap bu tanımın fazla sınırlı olduğunu en güçlü biçimde belirtir?

  1. It's far away from that; it also tracks sleep and exercise.
  2. It's no more than that; it also tracks sleep and exercise.
  3. It's far more than that; it also tracks sleep and exercise.
Cevabı göster

It's far more than that; it also tracks sleep and exercise.

It's really therapy in the broad sense.

4:11

Aslında geniş anlamda bir terapidir.

We should learn to treat it as doctors treat their medicines, Anlatım akışı

4:14

Ona doktorların ilaçlarına davrandığı gibi davranmayı öğrenmeliyiz,

Anlatım akışı

treat it as doctors treat their medicines: as ile bir model belirlemek

İlk treat, “ele almak veya kullanmak” anlamına gelir ve nesne olarak it sözcüğünü alır. As doctors treat their medicines tam bir karşılaştırma yan cümlesidir: ilk eylemin nasıl yapılacağını veya hangi modelin izleneceğini gösterir; yani onu, doktorların ilaçları amaçlı biçimde ele aldığı gibi ele almak gerekir. İkinci treat de “ele almak veya kullanmak” anlamındadır; doktorlar ilaçları iyileştirmez. Bu yapı, düşünceyi önce bir öneri, ardından somut bir model gelecek biçimde düzenler. Benzetme, edebiyatı belirli bir ihtiyaca göre seçmeyi veya kullanmayı önerir. Edebiyatın kelimenin gerçek anlamıyla ilaç olduğunu ya da tıbbi bakımın yerini alabileceğini söylemez.

Alıştırma

Hangi cümle açıkça “raporları editörlerin makaleleri ele aldığı biçimde ele almak” anlamına gelir?

  1. Treat the reports as editors treat articles.
  2. Treat the reports as articles.
  3. Treat the reports with editors.
Cevabı göster

Treat the reports as editors treat articles.

something we prescribe in response to a range of ailments Kalıp ifadeler

4:17

çeşitli rahatsızlıklara cevap olarak reçete ettiğimiz

Kalıp ifadeler

prescribe ... in response to a range of ailments: çeşitli rahatsızlıklara yanıt olarak reçete etmek

Burada prescribe, bir çareyi seçip önermek veya reçete etmek anlamına gelir. in response to ifadesi, belirli sorunlar olduğu için bu çarenin verildiğini gösterir. Bu edebî benzetmede ailments sözcüğü yalnızca fiziksel hastalıkları değil, duygusal sorunları veya yaşam zorluklarını da kapsayabilir. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp prescribe something in response to an ailment or need şeklindedir.

Alıştırma

Eylemin neden yapıldığını gösteren üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The clinic prescribed extra rest ____ a range of minor ailments.

Cevabı göster

in response to

and classify according to the problems

4:20

ve en iyi çözebileceği sorunlara

it might best be suited to addressing. Kalıp ifadeler

4:22

göre sınıflandırdığımız bir şey olarak.

Kalıp ifadeler

be suited to addressing: to sonrasında -ing biçimi

Burada be suited to, bir etkinlik veya görev için uygun olmak demektir. Address fiili bir sorunla ilgilenmek veya onu ele almak anlamına gelir. Bu yapıda to etkinliği başlatır; bu yüzden address, -ing biçimi olan addressing olur. Başka durumlarda kullanılabilecek yapı be suited to + isim veya -ing biçimidir.

Alıştırma

organize fiilini suited to sonrasında gereken doğru biçime dönüştürün: This tool is well suited to ____ large files.

Cevabı göster

organizing

Literature deserves its prestige for one reason above all others, Anlatım akışı

4:25

Edebiyat prestijini her şeyden çok tek bir nedenden dolayı hak eder,

Anlatım akışı

for one reason above all others: en önemli nedeni öne çıkarma

for one reason above all others ifadesi, birden fazla neden olabileceğini ama bunlardan birinin geri kalanların hepsinden daha önemli olduğunu belirtir. Buradaki above fiziksel konumu değil, önem sırasını anlatır. Bu ifade aynı zamanda savı düzenler: konuşmacının, edebiyatın saygınlığı hak ettiği iddiasını destekleyen ana nedeni birazdan vereceğini haber verir. Böylece sonuç daha odaklı ve kesin görünür.

Alıştırma

for one reason above all others ifadesi örnek cümlede ne yapıyor?

  1. Bütün nedenleri eşit derecede önemli gösterir.
  2. Bir nedeni diğer tüm nedenlerden daha önemli olarak işaretler.
  3. Bir nedeni fiziksel olarak diğerlerinin üstüne yerleştirir.
Cevabı göster

Bir nedeni diğer tüm nedenlerden daha önemli olarak işaretler.

because it's a tool to help us live and die

4:29

çünkü o, yaşamamıza ve ölmemize yardımcı olan bir araçtır,

with a little bit more wisdom, goodness, and sanity.

4:32

biraz daha fazla bilgelik, iyilik ve akıl sağlığı ile.