Erkekler Sevdikleri Kızlara Neden Kötü Davranır?: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
613 kelime 164 kel/dk

Video özeti: Gerçekleşmesi imkânsız bir hoşlanma kabalığa ya da taraflı bir karara dönüşebilir; arzuyu kabul etmek harekete geçmeyi gerektirmez. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Dil Bilgisi ve Cümle Kalıplarında “might have tried” ile “would have hurt”, gerçekleşmemiş bir geçmiş seçeneğini varsayılan sonucuyla karşılaştırarak karşıolgusal kararları anlatır. 2. Kalıplaşmış İfadeler ve Eşdizimlerde “on the grounds that” resmî bir gerekçe sunar ve nesnel görünen bir nedenin özel güdüyü gizlediği durumları fark ettirir. 3. Bir Phrasal Verb olan “act on”, duygu, fikir ya da bilgiyi eyleme dönüştürür ve arzuyu kabul etmekle ona göre davranma kararını ayırır.

Bu derste

We spend a lot of our lives lying to someone very close Deyimler

0:01

Hayatımızın büyük bir kısmını çok yakınımızdaki birine yalan söyleyerek geçiririz,

to home, ourselves.

0:05

kendimize.

Deyimler

“close to home” ifadesindeki deyim ve kelime oyunu

Bu cümlede close to home öncelikle fiziksel yakınlığı anlatmaz. Bir şeyin konuşanın kendi hayatı, duyguları veya deneyimleriyle kişisel olarak yakından bağlantılı olduğunu ve çoğu zaman kişiyi açıkta bırakacak ya da rahatsız edecek kadar dokunduğunu belirtir. İfade aynı zamanda bir kelime oyunu yaratır: someone very close to home ilk başta yakındaki başka biri gibi anlaşılır, ancak ourselves bu kişinin insanın kendisi olduğunu ortaya çıkarır. Başka bağlamlarda, açıkça konumdan söz edilmiyorsa close to home ifadesini “kişisel olarak yakından ilgili” diye anlayın.

Alıştırma

“The documentary about debt hit close to home for Leo,” cümlesinde close to home ne anlama gelir?

  1. Leo'nun evinin yakınında çekilmişti.
  2. Leo'nun kendi deneyimiyle kişisel olarak bağlantılıydı.
  3. Leo'nun eve gitmek istemesine neden oldu.
Cevabı göster

Leo'nun kendi deneyimiyle kişisel olarak bağlantılıydı.

We lie because so many of the things we feel are humiliating, challenging, strange, and unflattering.

0:08

Yalan söylüyoruz çünkü hissettiğimiz şeylerin çoğu küçük düşürücü, zorlayıcı, tuhaf ve nahoş.

We don't just forget to acknowledge our feelings. Kalıp ifadeler

0:15

Sadece duygularımızı kabul etmeyi unutmuyoruz.

Kalıp ifadeler

“acknowledge our feelings” ifadesinin anlamı

Burada acknowledge our feelings, duygularımızı görmezden gelmek, saklamak veya inkâr etmek yerine onların gerçek olduğunu fark edip kabul etmek anlamına gelir. Yalnızca bir duyguyu fark etmekten daha güçlüdür. Feelings nesne olduğunda acknowledge, “teşekkür etmek” veya “alındığını onaylamak” anlamına gelmez. Duygunun başka birine ifade edilmesini de gerektirmez. Yeniden kullanılabilen yapı acknowledge + bir duygu veya gerçektir; acknowledge your fear ve acknowledge that you are upset buna örnektir.

Alıştırma

Maya kıskanç olduğunu fark edip bunu kendi içinde kabul ediyor, ancak kimseye söylemiyor. Yaptığını en iyi hangi cümle açıklar?

  1. She acknowledges her feelings.
  2. She does not notice her feelings.
  3. She expresses her feelings to a friend.
Cevabı göster

She acknowledges her feelings.

One part of the mind actively shields the other from uncomfortable truths. Kalıp ifadeler

0:18

Zihnin bir parçası aktif olarak diğerini rahatsız edici gerçeklerden korur.

Kalıp ifadeler

shield A from B: A'yı B'den korumak

shield A from B yapısında A korunan kişi ya da şey, B ise uzak tutulan zarar, bilgi veya deneyimdir. Burada zihnin bir bölümü, diğer bölümünü acı verici gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalmaktan korur. Shield burada fiildir. Bu yapı fiziksel korumayı ya da bilgi, duygu, eleştiri veya tehlikeye karşı mecazi bir engeli anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi shield A from B yapısıyla tamamlayın: Good sunglasses ____ your eyes ____ harmful UV rays.

Cevabı göster

shield · from

But the cost of our denial is high Deyimler

0:23

Ancak inkarımızın bedeli büyüktür

because emotions that have not been properly confronted

0:25

çünkü uygun şekilde yüzleşilmeyen duygular

lead to psychological impoverishment, brittleness, rage, and deceit. Kalıp ifadeler

0:28

psikolojik yoksullaşmaya, kırılganlığa, öfkeye ve aldatmaya yol açar.

Deyimler

the cost of our denial is high: inkârımızın bedeli ağır

Burada cost para değil, zararlı bir sonuç veya fedakârlık anlamındadır. Konuşmacı, rahatsız edici gerçekleri kabul etmeyi reddetmenin ciddi duygusal zarara yol açtığını söylüyor. the cost of X yapısı bir eylemin, seçimin veya tutumun olumsuz sonucunu adlandırır. the cost is high demek, sonuç parayla ölçülemese bile ciddi olduğunu vurgular.

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: "The project finished early, but the cost was an exhausted team." Buradaki "the cost" ne anlama geliyor?

  1. Erken bitirmenin zararlı sonucu
  2. Ekibe ödenen para miktarı
  3. Programda gösterilen saat
Cevabı göster

Erken bitirmenin zararlı sonucu

Kalıp ifadeler

lead to psychological impoverishment: psikolojik yoksullaşmaya yol açmak

Burada lead to, bir nedeni onun sonucuna bağlar: yüzleşilmeyen duygular psychological impoverishment durumuna ve sıralanan diğer zararlı sonuçlara neden olabilir. Yapı neden + lead to + sonuç şeklindedir. to sonrasında yalın fiil değil, isim öbeği veya -ing biçimi kullanılır. Psychological impoverishment para eksikliği değil, iç dünyanın daha yoksul ve daha az gelişmiş hâle gelmesi demektir.

Alıştırma

Cümleyi nedensel bir sonucu gösteren iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: A lack of sleep can ____ poor concentration.

Cevabı göster

lead to

It is deeply uncomfortable to want something that one can't have.

0:34

İnsanın sahip olamayacağı bir şeyi istemesi derinden rahatsız edicidir.

So, a standard form of denial

0:39

Bu nedenle, inkarın standart bir biçimi,

is to reinvent how much one ever really wanted the elusive element in the first place. Kalıp ifadeler

0:41

o ulaşılmaz unsuru en başta ne kadar çok istediğini yeniden icat etmektir.

Kalıp ifadeler

in the first place: en başından beri

Burada in the first place başlangıçtaki duruma dönüp bakar: insanlar bir şeyi en başından ne kadar istediklerini inkâr eder. Bir listenin ilk maddesini tanıtmaz. Bu ifade genellikle daha önceki bir güdüyü, varsayımı veya nedeni sorgular ya da yeniden ele alır: Why did you agree in the first place? Başlangıçtaki durumla ilgili olumsuz bir iddiayı da güçlendirebilir: I never wanted it in the first place.

Alıştırma

Soruyu en başından anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: If the schedule was impossible, why did we approve it ____?

Cevabı göster

in the first place

We reevaluate what a thing means to us. Dilbilgisi

0:48

Bir şeyin bizim için ne anlama geldiğini yeniden değerlendiririz.

Dilbilgisi

what a thing means to us: gömülü bir soru yan cümlesi

Bu cümlede 'what a thing means to us,' what ile başlayan gömülü bir soru yan cümlesidir ve 'reevaluate' fiilinin nesnesi olarak görev yapar. Dinleyiciye doğrudan soru sormak yerine yeniden değerlendirilen meseleyi belirtir. Buradaki 'means to us,' bir şeyin yalnızca sözlük anlamını değil, bizim için taşıdığı kişisel önemi veya değeri sorar. Gömülü yan cümlede bildirme cümlesi söz dizimi kullanılır: 'what a thing means to us;' 'what does a thing mean to us' kullanılmaz.

Alıştırma

Gömülü yan cümleyi tamamlamak için verilen sözcükleri doğru sıraya koyun: what / success / means / to / us. The workshop made us reconsider ____.

Cevabı göster

what success means to us

It might be a job, a holiday, or a person.

0:51

Bu bir iş, bir tatil veya bir insan olabilir.

When it becomes clear it can never be ours.

0:54

Asla bizim olamayacağı anlaşıldığında.

It takes exceptional maturity to hold on to the idea Öbek fiiller

0:57

Bir fikre tutunmak olağanüstü bir olgunluk gerektirir;

that something might be at once precious and yet forever and maddeningly out of reach. Dilbilgisi

1:00

bir şeyin aynı anda hem çok değerli olup hem de sonsuza dek çıldırtıcı bir şekilde ulaşılamaz olabileceği fikrine.

Öbek fiiller

hold on to the idea: bir fikre bağlı kalmak

'Hold on to the idea,' özellikle bir fikir zor, belirsiz veya sorgulanır durumdayken onu kabul etmeye ya da ona inanmaya devam etmek demektir. Burada 'hold on to,' bir şeyi fiziksel olarak kavramak anlamına gelmez. Ardından gelen 'that' yan cümlesi fikrin içeriğini verir: söz konusu şey değerli olabilir ama kalıcı olarak ulaşılamaz durumda kalabilir. Aynı yapı hope, belief, memory ve principle gibi soyut isimlerle de kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki 'bir fikre inanmaya devam etmek' anlamına gelen ifadeyle tamamlayın. Even after the first plan failed, the team chose to ____ that a better solution was possible.

Cevabı göster

hold on to the idea

Dilbilgisi

at once X and yet Y: değerli ama erişilemez

Bu cümlede at once, “hemen” değil “aynı anda” anlamına gelir. at once X and yet Y kalıbı, birbirine ters yönde çekiyor gibi görünen iki özelliğin aynı anda doğru olduğunu söyler: Şey değerlidir ama elde edilemez. And yet, karşıtlığı yalnızca and kullanmaktan daha güçlü biçimde vurgular. Forever ve maddeningly, out of reach ifadesini güçlendirir: O şey sonsuza dek elde edilemeyecek ve bu durum yoğun bir hayal kırıklığı yaratacaktır.

Alıştırma

“Aynı anda” anlamına gelen iki kelimelik İngilizce ifadeyle cümleyi tamamlayın: The new job felt ____ exciting and yet frightening.

Cevabı göster

at once

Perhaps you were 14 and entering a new class

1:07

Belki 14 yaşındaydınız ve yeni bir sınıfa giriyordunuz

when you noticed an extraordinary new student,

1:10

olağanüstü yeni bir öğrenciyi fark ettiğinizde;

taller than you, with grey-green eyes, thick auburn hair,

1:13

sizden daha uzun, gri-yeşil gözlü, kalın kumral saçlı

and an intelligent wry smile.

1:17

ve zeki, alaycı bir gülümsemesi olan.

They were one of the most charming people you'd ever encountered, Dilbilgisi

1:19

Onlar şimdiye kadar karşılaştığınız en büyüleyici insanlardan biriydi,

and also utterly beyond you. Deyimler

1:22

ve aynı zamanda kesinlikle sizin ulaşamayacağınız bir yerdeydi.

Dilbilgisi

one of the most ... you'd ever encountered: o zamana kadar karşılaştığın en… kişilerden biri

one of the most + çoğul isim kalıbı, en üst gruptaki bir üyeyi belirtir; bu kişinin mutlaka tek ve en üstün üye olduğunu söylemez. Bu yüzden anlatılan kişi tek bir kişi olsa da people çoğuldur. Buradaki you'd, you had anlamına gelir çünkü ardından geçmiş zaman ortacı encountered gelir. Past perfect, geçmişteki bir noktadan daha önceye bakar: O zamana kadar bu kişi, dinleyicinin karşılaştığı en çekici insanlar arasında yer alıyordu.

Alıştırma

one of the most ve you had kısaltmasını kullanarak cümleyi tamamlayın: She was ____ thoughtful teachers ____ ever met.

Cevabı göster

one of the most · you'd

Deyimler

Ulaşılamaz bir kişi için utterly beyond you

Burada utterly beyond you, romantik bir ilişkide gerçekçi olarak ulaşabileceğini düşündüğün sınırın çok ötesinde demektir. Karşıdaki kişi o kadar etkileyici görünür ki ona romantik olarak yaklaşmak imkânsız gelir; beyond fiziksel konumu değil, algılanan erişilebilirliği anlatır. Beyond you ayrıca “senin anlayamayacağın kadar zor” anlamına gelebilir; ancak çevredeki karşılaştırmalar ve yalnızca arkadaş olma düşüncesi bu yorumu dışlar. Beyond'un hangi mecazi sınırı anlattığını bağlam belirler.

Alıştırma

Bu cümlede utterly beyond you büyük olasılıkla ne anlama geliyor?

  1. Kişi yanından çoktan geçmişti.
  2. Kişi sana romantik açıdan ulaşılamaz geliyordu.
  3. Kişi arkanda duruyordu.
  4. Karşıdaki kişinin söylediklerini anlayamıyordun.
Cevabı göster

Kişi sana romantik açıdan ulaşılamaz geliyordu.

You were pimply and immature,

1:25

Sivilceli ve olgunlaşmamıştınız,

you couldn't do sports,

1:27

spor yapamıyordunuz,

you weren't great at languages.

1:28

dillerde pek iyi değildiniz.

Of course, you might have tried to become their friend. Dilbilgisi

1:30

Elbette onlarla arkadaş olmaya çalışabilirdiniz.

You might have shared jokes and chitchat,

1:33

Şakalar ve sohbetler paylaşabilirdiniz,

but this kind of compromise would have hurt too much.

1:35

ancak bu tür bir uzlaşma çok fazla acı verirdi.

Dilbilgisi

Gerçekleşmemiş geçmişte might have tried ve would have hurt

Might have + past participle, geçmişteki olası bir seçeneği veya olayı, onun gerçekleştiğini söylemeden sunar. Bu nedenle You might have tried, arkadaş olmayı denemeyi o sırada mümkün olan ama bu durumda seçilmeyen bir yol olarak hayal eder. Would have + past participle, aynı gerçekleşmemiş geçmiş senaryoda beklenen sonucu verir. This kind of compromise would have hurt too much, kişi yalnızca arkadaş olmayı seçseydi duygusal acının öngörülen sonuç olacağı anlamına gelir.

Alıştırma

Telefon görüşmesi gerçekleşmedi. Hangi cümle telefon etmeyi geçmişteki olası bir seçenek, konuşmanın garip olmasını da bunun beklenen varsayımsal sonucu olarak sunuyor?

  1. I called, and the conversation was awkward.
  2. I might have called, but the conversation would have been awkward.
  3. I might call, but the conversation will be awkward.
  4. I would have called, but the conversation might have been awkward.
Cevabı göster

I might have called, but the conversation would have been awkward.

So, to reduce the pain, you became nasty.

1:38

Bu yüzden, acıyı azaltmak için iğrenç biri oldunuz.

You started to hate the person you liked.

1:42

Sevdiğiniz kişiden nefret etmeye başladınız.

You sought to spoil because you could not have.

1:45

Sahip olamadığınız için bozmaya çalıştınız.

You became mean where you would at one level have wanted to worship. Anlatım akışı

1:48

Bir düzeyde tapmak isteyeceğiniz yerde acımasız oldunuz.

Anlatım akışı

where ile gerçek tepkiyi içteki olası tepkiyle karşılaştırmak

Buradaki where bir yeri belirtmez. Aynı soyut durumdaki iki tepkiyi karşı karşıya getirir: Kişi gerçekte kötü davranmaya başlarken, içindeki bir yan bu insanlara taparcasına hayran olmak istemiştir. at one level bir ölçekteki dereceyi değil, kişinin iç dünyasındaki veya duygularındaki bir katmanı ifade eder. where’in bu kullanımı, gerçekte olanı aynı durumda ortaya çıkabilecek ya da çıkması beklenen farklı bir tepkiyle bağlayabilir.

Alıştırma

'The discussion became competitive where it could have been collaborative.' cümlesinde where ne işe yarar?

  1. İş birlikçi sonucun daha sonra gerçekleştiğini gösterir.
  2. Tartışmanın gerçekleştiği fiziksel yeri sorar.
  3. Gerçek sonucu aynı durumdaki başka bir olası sonuçla karşılaştırır.
Cevabı göster

Gerçek sonucu aynı durumdaki başka bir olası sonuçla karşılaştırır.

You called them a stuck-up idiot and worse. Kelime

1:52

Onlara kendini beğenmiş bir aptal ve daha kötüsünü söylediniz.

Kelime

stuck-up: kibirli davranışa yönelik gündelik bir hakaret

Stuck-up, birinin kendisini diğer insanlardan daha önemli veya daha iyi görüyormuş gibi davrandığını belirten, gündelik ve küçümseyici bir sıfattır. Bu cümlede doğrudan bir hakaretin parçasıdır: a stuck-up idiot. Konuşan kişi hayranlığını düşmanca davranışlarla gizlediği için bu sözcük, karşıdaki kişinin gerçekten kibirli olduğuna dair nesnel bir yargıyı değil, söylenen hakareti aktarır. Anlamı, stuck ve up sözcüklerinin yaygın anlamları birleştirilerek çıkarılamaz.

Alıştırma

Hangi durum birine stuck-up demeyi en iyi şekilde destekler?

  1. Yeni insanlarla tanışırken geriliyor ve sessiz kalıyor.
  2. Kendisini üstün gördüğü için başkalarının fikirlerini sürekli reddediyor.
  3. Özenle hazırlandığı bir sunum sırasında kendinden emin konuşuyor.
Cevabı göster

Kendisini üstün gördüğü için başkalarının fikirlerini sürekli reddediyor.

You organized a group to torment them.

1:55

Onlara eziyet etmek için bir grup organize ettiniz.

One time, you stole their scarf.

1:56

Bir keresinde atkılarını çaldınız.

You escaped your feelings through a denigration that hid not hatred, Anlatım akışı

1:59

Duygularınızdan, nefreti değil,

but at base, a passionate secret love.

2:03

temelde tutkulu, gizli bir aşkı gizleyen bir karalamayla kaçtınız.

Anlatım akışı

not hatred, but ... a passionate secret love: reddetme ve gerçeği açıklama

not X, but Y kalıbı bir yorumu reddeder ve onun yerine konuşanın doğru olarak sunduğu yorumu koyar. Burada karşıtlığın tamamı hid fiilinin nesnesidir: aşağılama, nefreti değil gizli bir sevgiyi saklıyordu. Y’nin cümlenin sonuna yerleştirilmesi düzeltmeyi geciktirir ve gerçek açıklamayı daha güçlü biçimde vurgular. At base, “en derin veya en temel düzeyde” demektir; böylece görünürdeki nefretten altta yatan sevgiye geçişi güçlendirir.

Alıştırma

Düzeltmeyi not X, but Y kalıbındaki iki bağlayıcı sözcükle tamamlayın: The meeting was canceled ____ because of low interest, ____ because the speaker became ill.

Cevabı göster

not · but

Sometimes our meanness takes drier, more intellectual forms. Kalıp ifadeler

2:08

Bazen acımasızlığımız daha kuru, daha entelektüel biçimler alır.

Kalıp ifadeler

takes drier, more intellectual forms: daha kuru ve entelektüel biçimler almak

Take ... forms, “belirli şekillerde ortaya çıkmak veya ifade edilmek” anlamına gelir. Özne olan our meanness, gerçek anlamda nesneler almaz; farklı davranış türleri aracılığıyla kendini gösterir. Drier ve more intellectual bu biçimleri tanımlar. Drier mecazidir; daha az duygusal, daha ölçülü veya daha kişisel olmayan anlamına gelir. More intellectual ise düşünceler veya çözümleme yoluyla ifade edilmeyi anlatır.

Alıştırma

Cümleyi take ... forms kalıbındaki fiille tamamlayın: Online pressure can ____ many subtle forms.

Cevabı göster

take

Perhaps at the office,

2:12

Belki ofiste,

you recently sent round a memo headed recruitment policies for Q4 sales team. Notlar

2:13

yakın zamanda 4. çeyrek satış ekibi için işe alım politikaları başlıklı bir not gönderdiniz.

Öbek fiiller

sent round: bilgiyi bir gruba dağıtmak

sent round ifadesinde sent, send fiilinin geçmiş zaman biçimidir; round ise notun ofis çalışanları gibi bir grup içinde dağıtıldığını gösterir. Hangi gruptan söz edildiği bağlamdan belliyse alıcılar açıkça belirtilmeyebilir. Bu, send + nesne + round biçiminde yeniden kullanılabilen bir yapıdır. Bir notu, anketi, bağlantıyı veya güncellemeyi gruba dağıtmak için kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi “bir gruba dağıttı” anlamındaki iki sözcüklü Britanya ofis İngilizcesi ifadesiyle tamamlayın: I ____ the agenda to everyone yesterday.

Cevabı göster

sent round

Kelime

a memo headed ...: belge başlığından önce kullanılan headed

Burada headed, “ardından gelen başlığı taşıyan” anlamındadır. recruitment policies for Q4 sales team, notun başlığıdır; notun gideceği yer veya onu yöneten kişi değildir. Kalıp document + headed + title biçimindedir: a letter headed Important Notice veya a report headed Results gibi. Yazılı bir metni başlığıyla tanımlamanın kısa ve oldukça resmî bir yoludur.

Alıştırma

“She handed me a document headed Annual Budget Review,” cümlesinde headed ne anlama gelir?

  1. Annual Budget Review yönüne giden
  2. Annual Budget Review adlı bir kişi tarafından yönetilen
  3. Annual Budget Review başlığını taşıyan
Cevabı göster

Annual Budget Review başlığını taşıyan

In it, you argued in sober prose with numbered paragraphs Kelime

2:18

İçinde numaralandırılmış paragraflarla ağırbaşlı bir düz yazıyla

Kelime

in sober prose: ciddi ve ölçülü bir yazı tarzı

In sober prose, “ciddi ve ölçülü bir yazı tarzıyla” demektir. Burada sober, prose sözcüğünü niteleyerek yazının sakin, kontrollü ve duygusal abartıdan uzak olduğunu belirtir; “alkolün etkisinde olmayan” anlamına gelmez. Bu ifade, bir savın nasıl sunulduğunu anlatır; savın adil veya nesnel olup olmadığını göstermez. Ölçülü bir dil de kişisel duyguları ya da önyargıları dikkatli bir akıl yürütme gibi gösterebilir.

Alıştırma

“The report describes the crisis in sober prose” cümlesinde in sober prose ne anlama gelir?

  1. Alkol bakımından tamamen ayıkken
  2. Komik ve çok duygusal bir tarzda
  3. Ciddi ve ölçülü bir yazı tarzıyla
Cevabı göster

Ciddi ve ölçülü bir yazı tarzıyla

that the company shouldn't in the future seek to recruit any more recent university graduates

2:21

şirketin gelecekte daha fazla yeni üniversite mezunu işe almayı aramaması gerektiğini,

on the grounds that they tended not to meet the expectations of clients. Kalıp ifadeler

2:26

çünkü müşterilerin beklentilerini karşılamama eğiliminde olduklarını savundunuz.

Kalıp ifadeler

on the grounds that: resmî bir gerekçe sunmak

On the grounds that; bir karar, iddia, ret veya eylem için belirtilen nedeni ya da gerekçeyi sunar. Ardından öznesi ve fiili olan tam bir yan cümle gelir. Burada bu yan cümle, yeni mezunların daha fazla işe alınmaması için öne sürülen nedeni verir. Bu ifadede grounds, arazi veya yer değil, “nedenler” ya da “dayanak” anlamına gelir. İfade resmî ve kurumsal bir tını taşır; akıl yürütme tartışmalı olsa bile kararın dikkatle gerekçelendirilmiş görünmesini sağlayabilir.

Alıştırma

Cümledeki resmî ifadeyi tamamlayın: The permit was denied on the ____ that the building failed the safety inspection.

Cevabı göster

grounds

Kalıp ifadeler

meet the expectations of clients: müşterilerin beklentilerini karşılamak

Burada meet the expectations, birinin beklediği düzeye veya standarda ulaşmak anlamına gelir. Meet, müşterilerle yüz yüze buluşmak anlamına gelmez. meet the expectations of + kişi veya grup kalıbı, kimin standardının önemli olduğunu gösterir. Bu cümlede of clients, yeni mezunların müşterilerin beklentilerine göre değerlendirildiğini gösterir.

The need for this kind of high-flown self-deception

2:31

Bu tür yüksekten atan bir kendini kandırma ihtiyacı,

began the day you first laid eyes on the new recruit Deyimler

2:34

yeni çalışana ilk gözlerinizi diktiğiniz gün başladı,

who seemed astonishingly young, enthusiastic, endearing,

2:38

ki o şaşırtıcı derecede genç, hevesli, sevimli,

and desirable.

2:42

ve çekici görünüyordu.

Deyimler

laid eyes on: canlı ve etkileyici bir ilk görüş

Laid eyes on, lay eyes on deyiminin geçmiş zaman biçimidir. Birini veya bir şeyi görmek ya da fark etmek anlamına gelir; gözleri gerçek anlamda bir yere koymayı anlatmaz. First ile birlikte kullanıldığında unutulmaz bir ilk görüşü vurgular. Burada the day you first laid eyes on the new recruit, çekimin ve kendini kandırmanın başladığı anı işaretler ve o ana canlı, öyküsel bir vurgu katar.

Alıştırma

Cümleyi bu açıklamadaki “gördü” anlamına gelen geçmiş zamanlı deyimle tamamlayın: The moment I ____ the cottage, it felt like home.

Cevabı göster

laid eyes on

The emotions you felt were a piece of madness for a married middle-aged person.

2:43

Hissettiğiniz duygular, evli, orta yaşlı bir insan için tam bir çılgınlıktı.

The target of your desire was 23

2:48

Arzu ettiğiniz hedef 23 yaşındaydı,

with coltish energy and innocent friendliness. Deyimler

2:51

bir tay enerjisine ve masum bir dostluğa sahipti.

Deyimler

coltish energy: genç, canlı ve biraz kontrolsüz enerji

Bu cümlede coltish, 23 yaşındaki kişinin enerjisini canlı, oyuncu ve henüz tam olarak kontrol edilmeyen bir enerji olarak anlatır. Coşkuyla hareket eden genç bir at görüntüsü oluşturduğu için biraz sakarlık veya olgunlaşmamışlık da ima edebilir. Sözcük mecazidir: Bir insanın tavrını ya da hareketlerini betimler; gerçekten ata benzediğini söylemez. Yalnızca energetic demeye göre gençlik ve bedensel coşku duygusunu daha güçlü biçimde verir.

Alıştırma

"Her coltish energy made every rehearsal feel playful," cümlesinde coltish energy neyi anlatır?

  1. Gerçek anlamda atlarla ilişkili fiziksel güç
  2. Biraz kontrolsüz veya sakar nitelikte genç ve canlı enerji
  3. Sakin ve dikkatle kontrol edilen özgüven
Cevabı göster

Biraz kontrolsüz veya sakar nitelikte genç ve canlı enerji

On the second week, they tried to ask you what you'd done on the weekend Dilbilgisi

2:53

İkinci haftada, size hafta sonu ne yaptığınızı sormaya çalıştılar

and mentioned that they'd tried windsurfing for the first time.

2:57

ve ilk defa rüzgar sörfü denediklerinden bahsettiler.

Dilbilgisi

ask you what you'd done: dolaylı soruda sözcük dizilişi

Yapı ask + kişi + what + özne + fiil biçimindedir: they tried to ask you what you'd done. what sonrasındaki sözcükler cümle içine yerleştirilmiş dolaylı bir soru oluşturur; bu nedenle düz cümle sözcük dizilişini korur. Doğrudan sorudaki gibi had ile you yer değiştirmez. Burada you'd, you would değil you had anlamındadır. Geçmişin geçmişi biçimindeki had done, hafta sonundaki etkinliği bu etkinlik hakkında daha sonra soru sorma girişiminden önceye yerleştirir.

Alıştırma

what, I had kısaltması I'd ve prepared kullanarak dolaylı soruyu tamamlayın: "After the presentation, Maya asked me ____."

Cevabı göster

what I'd prepared

You responded by being rather stern. Notlar

3:00

Siz ise oldukça sert bir şekilde cevap verdiniz.

Dilbilgisi

respond by + -ing: bir eylemle karşılık vermek

respond by + -ing yapısında respond tepkiyi belirtir; by + -ing ise bu tepkinin hangi eylemle ya da nasıl verildiğini açıklar. Burada being rather stern kişinin nasıl karşılık verdiğini gösterir; cevabın sözlerini ya da içeriğini vermez. by’dan sonra -ing biçimi kullanılır: by being doğrudur, by be kullanılmaz. Bu kalıp, bir durumu ardından gelen davranışsal tepkiye bağlar.

Alıştırma

respond fiilinin geçmiş zamanını ve tepki verme yöntemini tanıtan edatı kullanarak cümleyi tamamlayın: When criticized, Maya ____ asking for specific examples.

Cevabı göster

responded by

Kelime

rather stern ifadesinde rather + sıfat

Rather bir sıfattan önce geldiğinde oldukça ya da epeyce anlamında bir derece zarfıdır. Rather stern ifadesinde stern sözcüğünün derecesini artırır: kişi yalnızca biraz değil, belirgin biçimde sert veya soğuk davranmıştır. Rather çoğu zaman bir değerlendirmeyi ölçülü veya kontrollü gösterir. Bu daha yumuşak sunum eleştiriyi ortadan kaldırmaz; konuşan kişi davranışı hâlâ olumsuz değerlendirmektedir.

Alıştırma

“The instructions were rather confusing.” cümlesinde rather ne anlama gelir?

  1. oldukça ya da epeyce
  2. onun yerine
  3. tercih ederdi
Cevabı göster

oldukça ya da epeyce

With colleagues,

3:03

Meslektaşlarınızın yanında,

you judged their performance in a critical way that seemed just about fair. Kelime

3:04

performanslarını adil görünen eleştirel bir şekilde yargıladınız.

Kelime

just about fair: ancak adil sayılabilecek

Just about, fair sözcüğünü niteler ve “adil sayılacak düzeye neredeyse ya da ancak ulaşan” anlamına gelir. Değerlendirmeyi adil ile adaletsiz arasındaki sınıra yaklaştırır; bu yüzden performans değerlendirmesi açıkça adil olarak sunulmaz. Seemed ile birlikte kullanıldığında mesafe de ekler: eleştiri yalnızca savunulabilir görünmüştür. İfade, değerlendirmenin adaletsiz olduğunu kanıtlamaz ama bu olasılığı açık bırakır.

Alıştırma

Just about ifadesinin “öyle sayılmaya neredeyse ya da ancak yetecek kadar” anlamına geldiği cümleyi seçin.

  1. Justice is about making every plan workable.
  2. The plan is just about workable, but it still has risks.
  3. The plan is completely workable and has no risks.
Cevabı göster

The plan is just about workable, but it still has risks.

At a committee meeting, you damned them with faint praise, Deyimler

3:08

Bir komite toplantısında, onları zayıf övgülerle mahkum ettiniz

Deyimler

damned them with faint praise: cılız övgülerle kötü göstermek

Damn someone with faint praise, birini o kadar zayıf, sınırlı veya isteksiz biçimde övmektir ki kişi etkileyici değilmiş gibi görünür. Övgü yüzeyde olumlu görünür ancak kişinin itibarına zarar verebilir. Yapı damn + kişi + with + faint praise şeklindedir. Buradaki damned geçmiş zaman fiilidir; faint ise alçak sesle söylenen değil, zayıf veya yetersiz anlamına gelir.

Alıştırma

Hangi cümle damning someone with faint praise ifadesinin en açık örneğidir?

  1. The reference openly said Leo was unqualified.
  2. The reference said Leo was exceptionally skilled and dependable.
  3. The reference described Leo as 'usually adequate at routine tasks.'
Cevabı göster

The reference described Leo as 'usually adequate at routine tasks.'

and at the earliest opportunity, you made sure their contract was not renewed. Notlar

3:11

ve ilk fırsatta sözleşmelerinin yenilenmediğinden emin oldunuz.

Kalıp ifadeler

at the earliest opportunity: ilk uygun fırsatta

At the earliest opportunity, “ilk uygun veya uygulanabilir fırsatta” anlamına gelir. Aciliyet bildirir ancak her zaman “hemen” demek değildir; harekete geçmek mümkün olana kadar beklemek gerekebilir. Bu cümlede ifade, sözleşmenin yenilenmemesini kasıtlı ve hızlı bir eylem olarak sunar: kişi uygulanabilir ilk fırsat ortaya çıkar çıkmaz harekete geçmiştir.

Alıştırma

Bir yönetici, "We will address the issue at the earliest opportunity." diyor. Bu ifade büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Yalnızca sorun ciddileşirse harekete geçeceğiz.
  2. Tam şu anda harekete geçiyoruz.
  3. İlk uygulanabilir fırsatta harekete geçeceğiz.
Cevabı göster

İlk uygulanabilir fırsatta harekete geçeceğiz.

Dilbilgisi

made sure their contract was not renewed: sözleşmenin yenilenmemesini sağladı

Burada made sure + yan cümle, yalnızca “doğru olup olmadığını kontrol etti” değil, “belirtilen sonucun gerçekleşmesini sağladı veya ayarladı” anlamına gelir. Özne, sözleşmenin yenilenmemesi için adımlar atmıştır. their contract was not renewed yan cümlesi edilgendir: odak sözleşme ve kurumsal sonuç üzerindedir; yenilememe kararını veren kişi veya grup belirtilmez.

Alıştırma

"The director opposed the proposal and made sure the application was rejected," cümlesinde made sure büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Yönetici başvuruyu incelemeyi unuttu.
  2. Yönetici başvurunun daha önce biri tarafından reddedilip reddedilmediğini kontrol etti.
  3. Yönetici başvurunun reddedilmesini sağlamak için adımlar attı.
Cevabı göster

Yönetici başvurunun reddedilmesini sağlamak için adımlar attı.

Of course, being honest about our real feelings

3:18

Elbette, gerçek duygularımız hakkında dürüst olmak,

doesn't mean we should always act on them. Öbek fiiller

3:20

her zaman onlara göre hareket etmemiz gerektiği anlamına gelmez.

Öbek fiiller

Act on: bir duyguya göre hareket etmek

Act on a feeling, bir duygu davranışınızı yönlendirdiği için harekete geçmek demektir. Burada on, eylemin dayanağını veya tetikleyicisini gösterir; them ise our real feelings ifadesine gönderme yapar. Cümle, duyguları kabul etmekle onlara uymayı birbirinden ayırır: Bir duygu konusunda dürüst olmak, her duyguyu davranışa dönüştürmeyi gerektirmez.

Alıştırma

Hangi cümlede act on, ‘bir duygu nedeniyle harekete geçmek’ anlamında kullanılmıştır?

  1. She acted in the school play about anger.
  2. She noticed her anger but chose not to act on it.
  3. She acted out the scene for the class.
Cevabı göster

She noticed her anger but chose not to act on it.

It's not a good idea to make every feeling known to those it concerns. Dilbilgisi

3:23

İlgililere her duyguyu bildirmek iyi bir fikir değildir.

Dilbilgisi

Make something known to someone: bir şeyi birine duyurmak

Make + nesne + known, ‘nesnenin bilinir hâle gelmesini sağlamak’ anlamına gelen ettirgen bir yapıdır. Make every feeling known ifadesinde every feeling nesnedir; known ise sonuç durumunu açıklayan nesne tümlecidir ve make fiilinin edilgen biçimi değildir. To those it concerns, bilgiyi alacak kişileri belirtir. Burada it her bir duyguya gönderme yapar; dolayısıyla those it concerns, o duygudan etkilenen veya o duyguyla ilgili kişiler demektir.

Alıştırma

Resmî make + nesne + known + to yapısını kullanın: The committee decided to ____ its concerns ____ the public.

Cevabı göster

make · known to

The choice we face isn't between denial and inaction Anlatım akışı

3:27

Karşı karşıya olduğumuz seçim, inkar ve eylemsizlik

or honesty followed by a brusque move on the people around us. Ton ve niyet

3:30

ya da dürüstlüğü takiben çevremizdeki insanlara yönelik ani bir hamle arasında değildir.

Anlatım akışı

The choice we face isn't between ... or ...: sahte bir ikili seçimi reddetmek

Cümle, birbirine bağlı iki seçenek sunuyor: (1) denial ile inaction ve (2) honesty sonrasında başka insanlara karşı ani ve kaba bir yaklaşımda bulunmak. Bağlama yapısı denial ile inaction'ı ilk grupta, honesty ile sonraki eylemi ise ikinci grupta tutuyor. Konuşmacı, seçimin bu iki uç arasında olmadığını söyleyerek sahte bir “ya o ya bu” çerçevesini reddediyor. Böylece bir duyguyu kabul edip ona göre hareket etmemek gibi daha incelikli üçüncü bir tepkiye yer açıyor.

Alıştırma

Bu cümledeki “isn't between X or Y” yapısı ne işe yarıyor?

  1. Dürüstlüğü seçip hemen harekete geçmeyi gerektirir.
  2. İki uç seçeneğin mümkün olan tek seçenekler olduğu düşüncesini reddeder.
  3. İnkârın dürüstlük, hareketsizliğin ise kabalık olduğunu söyler.
Cevabı göster

İki uç seçeneğin mümkün olan tek seçenekler olduğu düşüncesini reddeder.

Ton ve niyet

a brusque move on the people around us: çevredeki insanlara patavatsızca yaklaşmak

Burada a move on someone, o kişiye romantik ya da cinsel ilgi göstermeye çalışmak anlamına gelir. Sıradan bir fiziksel hareketten söz edilmez. Cümledeki people around us, bu yaklaşımın yöneltileceği çevremizdeki insanlardır. Brusque, ani, sert ve incelikten ya da nezaketten yoksun demektir. Birlikte kullanıldığında a brusque move on the people around us, bir arzuyla ani ve duyarsız biçimde hareket ederek toplumsal sınırları aşabilecek şekilde çevredeki insanlara yaklaşmayı anlatır.

Alıştırma

Bu cümlede “a brusque move on the people around us” büyük olasılıkla ne anlama geliyor?

  1. Başkalarını korumak için dikkatle planlanmış bir eylem
  2. Herkesin durduğu yerin hızla değiştirilmesi
  3. Ani ve nezaketsiz bir romantik ya da cinsel yaklaşım
Cevabı göster

Ani ve nezaketsiz bir romantik ya da cinsel yaklaşım

We can accept many of our desires

3:34

Birçok arzumuzu,

without needing to think we should do anything about them. Dilbilgisi

3:36

onlarla ilgili bir şeyler yapmamız gerektiğini düşünmeye gerek kalmadan kabul edebiliriz.

Dilbilgisi

without needing to think we should do anything about them yapısı

A without needing to B kalıbında A gerçekleşebilir veya doğru olabilir; B ise gerekli değildir. Burada arzuları kabul etmek, onlara karşılık verme zorunluluğu doğurmaz. without, accept fiilini değil, -ing biçimindeki needing sözcüğünü yönetir. Devamındaki think we should do anything about them, B'yi açar ve arzulara karşılık olarak harekete geçmemiz gerektiğine inanmak anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi without needing to kullanarak tamamlayın: You can listen to the criticism ____ agree with every point.

Cevabı göster

without needing to

The best way to overcome denial Dilbilgisi

3:40

İnkarı aşmanın en iyi yolu,

of some of our more impossible desires for people

3:42

insanlara yönelik daha imkansız arzularımızdan bazılarına karşı,

is to accept who we are, what we want, Anlatım akışı

3:45

kim olduğumuzu, ne istediğimizi kabul etmek

Dilbilgisi

The best way to ... is to accept ... yapısı

The best way to X is to Y kalıbı, hedef veya sorun olan X'i önerilen yöntem Y ile bağlar. İlk to mastarı neyin başarılacağını açıklar; is sözcüğünden sonraki to mastarı ise önerilen çözümü belirtir. of some of our more impossible desires for people şeklindeki uzun ifade X'in içindedir ve denial sözcüğünü niteler. Ana kalıbı göz önünde tutun: The best way (to overcome denial ...) is (to accept ...).

Alıştırma

The best way to X is to Y kalıbını kullanarak iki boşluğu tamamlayın: ____ improve your speaking ____ practice every day.

Cevabı göster

The best way to · is to

Anlatım akışı

accept who we are, what we want: paralel gömülü wh yan tümceleri

accept fiilinden sonra gelen who we are ve what we want, birbirine paralel iki gömülü wh yan tümcesidir. İkisi de accept fiilinin nesnesi olarak işlev görür: ilki kimliği, ikincisi ise isteği belirtir. Bunlar gömülü yan tümceler olduğu için who we are ve what we want biçimindeki düz cümle söz dizimini korur; who are we veya what do we want biçimini almaz. İki kısa yan tümceyi yan yana koymak, cümleye dengeli ve özetleyici bir ritim verir.

Alıştırma

accept fiilinden sonra iki paralel gömülü yan tümceyi doğru biçimde kullanan cümleyi seçin.

  1. We need to accept who we are and what we want.
  2. We need to accept who we are and what do we want.
  3. We need to accept who are we and what do we want.
Cevabı göster

We need to accept who we are and what we want.

and then sometimes just sit with our hands firmly tied, Deyimler

3:48

ve sonra bazen ellerimiz sıkıca bağlı bir şekilde oturup,

Deyimler

sit with our hands firmly tied: gönüllü özdenetim

Burada sit with our hands firmly tied, harekete geçmemeyi seçmenin mecazi bir görüntüsünü oluşturur. Sit devam eden bir durumu sunar, with our hands ... tied elleri o durumda betimler, firmly ise kendini tutma hissini güçlendirir. Yaygın bir deyim olan my hands are tied çoğunlukla dışarıdan gelen sınırlamaların birini hareketsiz bıraktığı anlamına gelir. Ancak bu bağlamda asıl fikir özdenetimdir: Konuşanlar ne istediklerini kabul eder, fakat buna göre hareket etmemek için bilinçli biçimde kendilerini tutarlar.

Alıştırma

I sat with my hands firmly tied ifadesinin gönüllü özdenetimi en açık biçimde anlattığı bağlamı seçin.

  1. Sözünü kesmek istedim ama bilinçli olarak sessiz kaldım.
  2. Kurallar sonucu değiştirmem için bana hiçbir yetki vermiyordu.
  3. Biri bileklerimi gerçekten sandalyeye bağlamıştı.
Cevabı göster

Sözünü kesmek istedim ama bilinçli olarak sessiz kaldım.

reflecting sadly on the deep strangeness and unsatisfactoriness of the human condition. Kelime

3:51

insanlık durumunun derin tuhaflığı ve tatminsizliği üzerine üzüntüyle düşünmektir.

Kelime

the human condition: insanlığın ortak varoluş durumu

the human condition, arzu, acı, belirsizlik ve ölümlülük gibi insan olmanın beraberinde getirdiği ortak gerçeklikleri, deneyimleri ve sınırları ifade eder. Burada belirli ve rahatsız edici bir arzu, insan yaşamının evrensel bir sorunu üzerine düşünmeye dönüşür. Bu ifadede condition bir hastalık veya tek bir koşul anlamına gelmez. İngilizcede tekil biçim ve belirli tanımlık the ile kurulan the human condition, insanlığın genel varoluş durumunu adlandırır.

Alıştırma

Felsefi bir denemede the human condition ifadesine en uygun anlam hangisidir?

  1. Her insanı etkileyen bir hastalık
  2. Tek bir kişinin fiziksel durumu
  3. İnsan varoluşunun ortak gerçeklikleri ve sınırları
Cevabı göster

İnsan varoluşunun ortak gerçeklikleri ve sınırları

But that will be a lot better than self-deception and meanness.

3:58

Ama bu, kendini kandırmaktan ve acımasızlıktan çok daha iyi olacaktır.