SOSYOLOJİ - Theodor Adorno: İngilizce çalışma notları
The School of Life
Video özeti: Bu portre, Adorno'nun kitlesel eğlence, reklam, üretilmiş arzular ve otoriter siyasetin psikolojik köklerine yönelik eleştirisini anlatır. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. "the culture industry." (Kültür, medya ve gerçek bağlam), ticari kültürü çözümleyen çerçevesidir; film, radyo, sosyal medya ve reklamın neden tek sistem sayıldığını gösterir. 2. "settle instead for" (Öbek fiiller), daha kötü bir ikameyi kabul etmeyi anlatır ve gerçek ihtiyaçların üretilmiş arzulara nasıl yenildiğini ifade eder. 3. "psychology comes ahead of politics." (Deyimler ve mecazlı ifadeler), önceliği mekânsal sıraya dönüştürür ve bir nedenin diğerinden önce anlaşılması gerektiğini belirtir.
Bu derste
Theodor Wiesengrund Adorno was born in Frankfurt in 1903
0:08Theodor Wiesengrund Adorno 1903 yılında Frankfurt'ta doğdu
but had converted to Protestantism at university. Kalıp ifadeler
0:18ancak üniversitede Protestanlığa geçmişti.
converted to Protestantism: Protestanlığa geçmek
Bu cümlede converted to Protestantism, babasının dinî aidiyetini değiştirip Protestan olduğu anlamına gelir. Yapı, convert to + din veya inanç sisteminin adı şeklindedir. Buradaki to yeni aidiyeti belirtir; bir yere doğru hareket anlamı taşımaz.
Alıştırma
Cümleyi convert fiilinin geçmiş zaman biçimi ve doğru edatla tamamlayın: After years of study, she ____ Buddhism.
Cevabı göster
converted to
Adorno planned for a career as a composer Kalıp ifadeler
0:22Adorno besteci olarak bir kariyer planladı
planned for a career as a composer: besteci olarak kariyer planlamak
Bu cümlede planned for a career as a composer, Adorno'nun gelecekte profesyonel bir besteci olmak için plan ve hazırlık yaptığı anlamına gelir. Yapı, plan for + gelecekteki durum şeklindedir; a career as + meslek ise mesleki rolü belirtir. Ardından gelen but eventually focused on philosophy bölümü, bunun önceden düşündüğü bir yol olduğunu, sonunda izlediği kariyer olmadığını gösterir.
Alıştırma
Kariyer planlama yapısını iki doğru edatla tamamlayın: While she was in school, Mia planned ____ a career ____ a designer.
Cevabı göster
for · as
was barred ... from teaching: öğretmenlik yapması yasaklandı
Be barred from doing something, bir kişinin bir şeyi yapmasının resmî olarak yasaklanması demektir. Edilgen was barred biçimi, kısıtlamanın kişiye başkaları veya bir kurum tarafından uygulandığını gösterir. on racial grounds ifadesi yasağın nedenini verir ve barred ile from teaching arasına girer. Araya başka sözcükler girse bile temel yapı was barred from teaching olarak okunmalıdır.
Alıştırma
be barred from yapısını kullanarak cümleyi tamamlayın: Under the current policy, employees ____ for security reasons ____ sharing passwords.
Cevabı göster
are barred · from
on racial grounds: ırksal gerekçelerle
On ... grounds, belirtilen nedenle veya bir şeyi temel alarak demektir. on racial grounds ifadesindeki grounds, arazi ya da fiziksel bir yer değil, nedenler veya gerekçe anlamına gelen çoğul bir isimdir. Bu ifade, resmî dışlamanın temelinin ırk olduğunu belirtir. Bu resmî anlatım, çoğunlukla bir kararda, politikada veya hükümde kullanılan gerekçeyi sunar.
Alıştırma
Hukuki nedenlerle anlamını vermek için on ... grounds yapısını kullanarak cümleyi tamamlayın: The application was rejected ____.
Cevabı göster
on legal grounds
He was both fascinated and repelled by Californian consumer culture Dilbilgisi
0:35Kaliforniya tüketim kültüründen hem büyülenmiş hem de iğrenmişti
both fascinated and repelled by: hem büyülenmiş hem de itilmiş
both A and B kalıbı, A ile B'nin aynı anda geçerli olduğunu gösterir. Burada fascinated ve repelled birbirine zıt tepkileri adlandırır: Aynı kültür onu güçlü biçimde çekerken aynı zamanda onda güçlü bir tiksinti yaratır; both iki kişiden söz edildiği anlamına gelmez. Geçmiş zaman ortaç biçimindeki iki sıfat, was sözcüğünden sonra paralel olarak bağlanır. İkisi de by Californian consumer culture tamamlayıcısını paylaşır; bu yüzden fascinated sonrasında by sözcüğünü tekrarlamak gerekmez.
Alıştırma
Birbirine zıt iki tepkinin de geçerli olduğunu göstermek için eşli yapıyı tamamlayın: She was ____ fascinated ____ repelled by the strange machine.
Cevabı göster
both · and
and thought with unusual depth about suntans and drive-ins. Kültür
0:40ve güneşlenmek ile arabaya servis sinemaları üzerine alışılmadık bir derinlikle düşündü.
drive-ins: otomobil odaklı mekânlar
Burada drive-ins, drive-in isminin çoğuludur. Müşterilerin arabalarının içinde veya yakınında kalarak film izlediği ya da hizmet aldığı yerleri ifade eder; bu Kaliforniya bağlamında özellikle arabalı sinemaları çağrıştırır. Yalnızca bir yere arabayla girme eylemi anlamına gelmez. Drive-in mekânlar, savaş sonrası ABD'nin otomobil odaklı tüketim kültürünün tanıdık bir parçası hâline geldi. Bunlardan söz edilmesi, otomobil, boş zaman ve kitlesel tüketim etrafında düzenlenen bir yaşam biçimine işaret eder.
Alıştırma
Bu cümlede drive-in ne anlama geliyor?: We watched the movie at a drive-in.
- Yalnızca yürümek için kullanılan bir şerit
- Arabayla bir yola girme eylemi
- İnsanların arabalarından eğlence izleyebildiği veya hizmet alabildiği bir yer
Cevabı göster
İnsanların arabalarından eğlence izleyebildiği veya hizmet alabildiği bir yer
Adorno was closely connected with a pioneering Institute of Social Research,
0:44Adorno, öncü bir Sosyal Araştırmalar Enstitüsü ile yakından bağlantılıydı,
which had been founded and funded by his friend Felix Weil.
0:51ki bu okul arkadaşı Felix Weil tarafından kurulmuş ve finanse edilmişti.
also known as + alternatif bir ad
Also known as, az önce söz edilen kişi veya şey için başka bir ad, takma ad, kısaltma ya da tanımlama sunar. Bu cümlede the Frankfurt School, the Institute of Social Research ile bağlantılı diğer addır. Bu ifadenin ardından alternatif ad gelir: X, also known as Y. Virgüller arasındaki bölüm, ana ifadeyi değiştirmeden kimlik belirten ek bilgi verir.
Alıştırma
Bir kısaltmayı sunan sabit ifadeyi tamamlayın: The Mountain Science Center, also ____ as MSC, opens at nine.
Cevabı göster
known
bir düşünce okulu olarak the Frankfurt School
The Frankfurt School, Almanya'nın Frankfurt kentindeki Sosyal Araştırmalar Enstitüsüyle ilişkili bir düşünürler grubu ve entelektüel gelenek için yaygın olarak kullanılan addır. Bu gelenek; toplumu, kültürü, siyaseti ve modern kapitalizmi inceleyen eleştirel kuramla tanınmıştır. Buradaki school, bir kampüs veya sıradan eğitim kurumu değil, fikirlerle birbirine bağlanan bir grup anlamındaki düşünce okuludur. Dolayısıyla bu ad, cümledeki enstitüyü daha geniş entelektüel hareketiyle ilişkilendirir.
Alıştırma
Bu cümlede the Frankfurt School neyi ifade ediyor?
- Sosyal Araştırmalar Enstitüsüyle ilişkili bir düşünürler grubu ve entelektüel gelenek
- Felix Weil tarafından kurulan bir finansman kuruluşu
- Frankfurt'taki sıradan bir okul kampüsü
Cevabı göster
Sosyal Araştırmalar Enstitüsüyle ilişkili bir düşünürler grubu ve entelektüel gelenek
The Institute aimed to develop a psychological understanding
0:55Enstitü, psikolojik bir anlayış geliştirmeyi amaçlıyordu
of the problems thrown up by modern capitalism, Öbek fiiller
0:58modern kapitalizmin ortaya çıkardığı sorunlar üzerine,
especially the culture and mindset it generates.
1:00özellikle de onun yarattığı kültür ve zihniyet hakkında.
thrown up: bir şeyin ortaya çıkardığı sorunlar
Bu cümlede thrown up, “üretilen, yaratılan veya ortaya çıkarılan” anlamına gelir; “kusulan” ya da “yukarı fırlatılan” anlamında değildir. Anlam bakımından modern capitalism neden, problems ise onun ürettiği sonuçtur. Edilgen problems thrown up by X kalıbı, yazarın önce sonucu söylemesine, ardından nedenini belirtmesine olanak verir. Bir sistem, olay veya değişimden doğan sorunlar, sorular ya da zorluklar için sıkça kullanılır.
Alıştırma
Cümlede thrown up ne anlama geliyor?
- modern kapitalizm tarafından üretilen veya ortaya çıkarılan
- modern kapitalizm yüzünden kusulan
- modern kapitalizm tarafından fiziksel olarak havaya fırlatılan
Cevabı göster
modern kapitalizm tarafından üretilen veya ortaya çıkarılan
in which capitalism corrupts and degrades us.
1:07kapitalizmin bizi nasıl yozlaştırdığı ve alçalttığına dair.
drew attention to: insanların fark etmesini sağladı
drew attention to ifadesindeki drew, draw fiilinin geçmiş zaman biçimidir. İfadenin tamamı “insanların fark etmesini veya odaklanmasını sağladı” anlamına gelir. Adorno, dinleyicilerinin dikkatini kapitalizmin insanları etkilediği üç yola bilinçli olarak yöneltti. Bu ifade bilgiyi de düzenler: Konuşmacının veya yazarın önemli bir noktaya ya da listeye geçtiğini gösterir. Yeniden kullanılabilen kalıp draw attention to + isim veya isim öbeğidir.
Alıştırma
Cümleyi draw attention to ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The documentary ____ the cost of food waste.
Cevabı göster
drew attention to
ways in which: bir şeyin gerçekleştiği biçimler
“Ways in which”, bir şeyin nasıl gerçekleştiğini belirten bir ilgi yan cümlesi başlatır. Burada “ways” öncüldür; “in which capitalism corrupts and degrades us” ise söz konusu üç biçimi tanımlar. “In” edatı “in those ways” düşüncesinin bir parçasıdır, “which” de “those ways” ifadesinin yerini tutar. Yan cümlede zaten “us” nesnesi bulunduğu için ifadeyi yalnızca “ways which capitalism corrupts and degrades us” biçimine çevirmek, “which” sözcüğünü geçerli bir dil bilgisel işlevden yoksun bırakır.
Alıştırma
Yöntemleri tanımlamak için kullanılan resmî edat + ilgi zamiri yapısını hangi cümle doğru biçimde kullanıyor?
- The report describes two ways which the new policy could reduce waste.
- The report describes two ways in which the new policy could reduce waste.
- The report describes two ways in that the new policy could reduce waste.
Cevabı göster
The report describes two ways in which the new policy could reduce waste.
Adorno believed that the primary focus for progressive philosophers Dilbilgisi
1:14Adorno, ilerici filozofların birincil odak noktasının
should be the study of how the working and middle classes of developed nations
1:17gelişmiş ülkelerdeki işçi ve orta sınıfların nasıl
the primary focus for X should be Y: X'in öncelikli odağı Y olmalıdır
“The primary focus for X should be Y”, bir kişi veya grubun en önemli önceliğinin ne olması gerektiğini önermek için kullanılan resmî bir yapıdır. “The primary focus” öznedir, “for X” kimin önceliklerinin tartışıldığını belirtir ve “should be” özneyi önerilen konu ya da etkinlik olan Y'ye bağlar. Burada X, “progressive philosophers”; Y ise “the study of how ...” ile başlayan bölümdür. “Should”, neyin önceliği hak ettiğine dair bir değerlendirme ifade eder; gelecekte ne olacağına ilişkin bir tahmin değildir.
Alıştırma
Hangi cümle, açık iletişimin yeni yöneticilerin en önemli önceliği olması gerektiği anlamına gelir?
- New managers should be the primary focus for clear communication.
- The primary focus should be new managers for clear communication.
- The primary focus for new managers should be clear communication.
Cevabı göster
The primary focus for new managers should be clear communication.
the manner in which they spend their evenings and weekends. Dilbilgisi
1:24akşamlarını ve hafta sonlarını geçirme biçimlerini.
in particular: önemli bir noktaya odaklanmak
In particular, dinleyiciye konuşmacının geniş bir konudan özellikle ilgili bir bölüme odaklandığını gösterir. Burada dikkati insanların yaşamlarının bir yönüne, akşamlarını ve hafta sonlarını nasıl geçirdiklerine yöneltir. Genel bir düşünceden sonra, sıradaki ayrıntı özel bir ilgiyi hak ettiğinde kullanılır. Yalnızca başka bir madde eklemez; o maddeyi temel odak olarak gösterir.
Alıştırma
"The course covers several skills, in particular clear academic writing," cümlesinde in particular ne yapar?
- Becerilerle ilgili geniş konuyu özellikle önemli tek bir odağa indirger.
- Dersle ilgisi olmayan bir beceri ekler.
- Açık yazmanın diğer becerilere neden olduğunu gösterir.
Cevabı göster
Becerilerle ilgili geniş konuyu özellikle önemli tek bir odağa indirger.
the manner in which: bir şeyin nasıl yapıldığını anlatan resmî yapı
The manner in which, “the way that” veya “how”, yani «bir şeyin yapılma biçimi» anlamına gelir. Manner nitelenen isimdir; in which ise kendi öznesi ve fiili olan bir ilgi cümleciğini başlatır: they spend their evenings and weekends. Bu yapı, bir şeyi yapma biçimini isim öbeği hâline getirir. Analitik yazıda bu biçimin kendisi tartışmanın öznesi ya da nesnesi olduğunda özellikle kullanışlıdır.
Alıştırma
Manner ile kurulan dört sözcüklü resmî yapıyı kullanarak cümleyi tamamlayın: The study analyzes ____ commuters choose their routes.
Cevabı göster
the manner in which
what leisure time should be for: boş zamanın ne işe yaraması gerektiği
Bu cümlede what leisure time should be for, “boş zamanın sahip olması gereken amaç” anlamına gelir. Yalnızca insanların şu anda boş zamanlarında ne yaptığını sormaz; boş zamanın uygun amacının ne olması gerektiğine dair bir değerlendirme de sunar. What ile başlayan yan cümlenin tamamı dolaylı sorudur ve a view of... içinde of edatının nesnesi görevindedir. Daha büyük bir cümlenin içine gömülü olduğu için düz cümle sırasını kullanır: leisure time, should sözcüğünden önce gelir. Bir şeyin uygun amacını tartışmak için what + özne + should be for kalıbını kullanabilirsiniz.
Alıştırma
Dolaylı soruyu tamamlamak için bütün sözcükleri birer kez kullanın: what / the room / should / be / for. The committee discussed ____.
Cevabı göster
what the room should be for
It was not to relax and take one's mind off things. Deyimler
1:32Rahatlamak ve insanın aklını başka şeylere vermesi için değildi.
take one's mind off things: kafasını sorunlardan uzaklaştırmak
Take one's mind off things, birinin dikkatini başka bir şeye yönelterek kaygılarını veya sorunlarını bir süre düşünmemesine yardımcı olmak demektir. Buradaki things, strese neden olan her şeyi genel olarak ifade eder; zihin fiziksel olarak bir yerden başka bir yere taşınmaz. One's, mind sözcüğünün kime ait olduğunu gösterir ve kişiye göre değişmelidir: take my mind off things, take your mind off things veya take her mind off things. Yaygın kalıp take + iyelik belirleyicisi + mind off + kaygı ya da konu şeklindedir.
Alıştırma
Dersin take one's mind off things ifadesiyle cümleyi tamamlayın ve one's sözcüğünü konuşan kişiye göre değiştirin: A funny movie might ____.
Cevabı göster
take my mind off things
and to acquire the tools with which to change society. Dilbilgisi
1:41ve toplumu değiştirecek araçları edinmek için.
to reach after our better nature: daha iyi benliğimizin peşinden gitmek
Bu cümlede to reach after our better nature, kendimizin daha erdemli ve olgun yanına ulaşmak için çabalamak anlamına gelir. El uzatma görüntüsü, içsel gelişimi etkin bir arayışa dönüştürür; burada bir nesneye dokunmak ya da onu almak söz konusu değildir. Buradaki better nature, doğal dünyayı değil, daha iyi ahlaki karakterimizi ifade eder. İfade, kişisel gelişimi bilinçli biçimde peşinden gidilen bir hedef olarak sunar.
Alıştırma
Bu cümlede to reach after our better nature ne anlama gelir?
- Kendimizin daha erdemli ve olgun yanını etkin biçimde aramak
- Boş zamanda doğal dünyayı incelemek
- El uzatıp doğamız adlı bir şeyi almak
Cevabı göster
Kendimizin daha erdemli ve olgun yanını etkin biçimde aramak
with which to change: aracı belirten resmî bir yapı
Which, tools sözcüğüne gönderme yapar; with ise kullanılan aracı belirtir: Bu araçlar, insanların toplumu değiştirmek için kullanacağı şeylerdir. Tam anlamı kabaca tools that we can use to change society biçimindedir. Edat + which + to-mastar yapısı, daha uzun bir ilgi cümleciğini kısaltır ve resmî bir ton oluşturur. Edatı which ile birlikte tutun: with which, tools ile change eylemi arasında tek bir bağlantı kurar.
Alıştırma
Cümleyi that scientists can use to measure ifadesinin resmî karşılığıyla tamamlayın: The lab developed instruments ____ air quality.
Cevabı göster
with which to measure
that can help us to understand our relationships with new clarity,
1:48ilişkilerimizi yeni bir netlikle anlamamıza yardımcı olabilecek,
or read books that give us fresh insights into politics, Kalıp ifadeler
1:51veya bize siyasete dair taze içgörüler kazandıran kitaplar okuyabileceğimiz,
give us fresh insights into politics: siyaset hakkında yeni ve derin kavrayışlar kazandırmak
“Give someone fresh insights into something”, birinin bir konuyu yeni ve daha derin bir şekilde anlamasına yardımcı olmak demektir. Bu cümlede kitaplar, siyaseti anlamanın yeni yollarını sunabilir. “Fresh”, insights sözcüğünü yeni veya yeni bir açıdan yararlı olarak niteler; fiziksel anlamda taze demek değildir. “Into”, anlaşılan konuyu belirtir.
Alıştırma
Cümleyi “fresh insights into” ile tamamlayın: Yesterday's museum tour gave our class ____ life in ancient Rome.
Cevabı göster
fresh insights into
that gives us courage to reform ourselves and collective life. Kalıp ifadeler
1:55kendimizi ve kolektif yaşamı dönüştürme cesaretini bize veren.
gives us courage to: bize bir şeyi yapma cesareti verir
“Give someone courage to do something”, birinin zor veya korkutucu olabilecek bir eylemi gerçekleştirecek kadar cesur hissetmesine yardımcı olmak demektir. To ile kurulan mastar, bu cesaretin mümkün kıldığı eylemi belirtir. Bu cümlede müzik, cesaretin kaynağı olarak sunulur. Yapı give + kişi + courage + to + fiilin yalın hâlidir.
Alıştırma
Cümleyi “courage to” ile tamamlayın: Her teammates' support gave Maya enough ____ speak in front of the crowd.
Cevabı göster
courage to
of an omnipresent and deeply malevolent entertainment machine,
2:04her yerde bulunan ve son derece kötü niyetli bir eğlence makinesinin,
has fallen into the hands of: eline geçmek
“leisure has fallen into the hands of ...” ifadesinde söz konusu kalıp, boş zaman üzerindeki kontrolün eğlence makinesine geçtiği anlamına gelir. Hiçbir şey gerçek anlamda bir ele düşmez. “X has fallen into the hands of Y” yapısı, Y'yi çoğu zaman istenmeyen veya tehlikeli bir denetleyici olarak gösterir. Present perfect biçimindeki “has fallen”, gerçekleşen değişikliği ve sonucunun hâlâ önemli olduğunu vurgular.
Alıştırma
Hangi cümlede “fall into the hands of” istenmeyen bir kontrol kaybını anlatır?
- The manager carefully placed the keys in his hands.
- If the archive falls into the hands of criminals, private records could be sold.
- After the game, the ball fell into Maya's hands.
Cevabı göster
If the archive falls into the hands of criminals, private records could be sold.
Adorno'nun kuramında the culture industry
Burada “the culture industry”, kitlesel eğlencenin standart ticari mallar gibi üretilip dağıtıldığı bir sistem için Adorno'nun kullandığı eleştirel terimdir. Terim, medya üretimini ticari güç ve izleyicilerin biçimlendirilmesiyle ilişkilendirir. Bu cümlede nötr bir sektör etiketi değildir. Kültürü bir “industry” olarak adlandırmak, ticari örgütlenmenin eğlenceyi tekdüze hâle getirebilmesini ve bağımsız düşünmeyi zayıflatmasını eleştirir.
Alıştırma
Adorno üzerine bir tartışmada “the culture industry” büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Sanat ve kültürel mirasla ilgili tüm işleri kapsayan nötr bir istatistik kategorisi
- Kitle kültürünü standartlaştıran ve izleyicileri biçimlendirmeye yardımcı olan ticari bir sistem
- Fiziksel kültürel nesneler üreten tek bir fabrika
Cevabı göster
Kitle kültürünü standartlaştıran ve izleyicileri biçimlendirmeye yardımcı olan ticari bir sistem
Modern films, TV, radio, magazines, and now social media
2:11Modern filmler, TV, radyo, dergiler ve artık sosyal medya
seemed for Adorno to be almost designed to keep us distracted, Dilbilgisi
2:15Adorno'ya göre, sanki dikkatimizi dağıtmak için tasarlanmıştı,
and without the will to alter political reality. Kalıp ifadeler
2:21ve siyasi gerçekliği değiştirme iradesinden yoksun kılmak için.
seemed ... to be almost designed to: temkinli ama güçlü eleştiri
seemed ... to be yapısında seemed, sonraki açıklamayı kesinleşmiş bir gerçek olarak değil, bir görünüm veya değerlendirme olarak sunar. Araya giren for Adorno, bunun kimin değerlendirmesi olduğunu belirtir. Almost, designed ifadesinin kesinliğini sınırlar: medyanın etkileri o kadar amaçlı biçimde düzenlenmiş görünür ki kasıtlı bir tasarıma çok yaklaşır. Seemed ve almost birlikte, herhangi birinin niyetinin kanıtlandığını ileri sürmeden sert bir eleştiri yapmayı sağlar.
Alıştırma
Hangi cümle, kasıtlı niyetin kanıtlanmış bir gerçek olduğunu söylemeden amaç hakkında güçlü bir çıkarım yapar?
- The platform seems to be almost designed to keep users clicking.
- The platform has no effect on how long users click.
- The platform was deliberately designed to keep users clicking.
Cevabı göster
The platform seems to be almost designed to keep users clicking.
keep us distracted: keep + nesne + sıfat
Burada keep, “saklamak veya muhafaza etmek” değil, “bir durumda kalmasını sağlamak” anlamına gelir. Yapı keep + nesne + sıfat şeklindedir: us nesnedir, distracted ise devam eden durumu anlatan sıfattır. Cümlenin tamamında distracted, unable to understand ourselves ve without the will to alter political reality, us ile bağlantılı durum veya sonuçların bir listesini oluşturur. Başka bağlamlara aktarılabilen fikir, bir şeyin bir kişiyi veya nesneyi belirli bir durumda tutmasıdır.
Alıştırma
me ve distracted kullanarak tam keep + nesne + sıfat ifadesini tamamlayın: Pop-up messages ____ during online class.
Cevabı göster
keep me distracted
without the will to alter: kararlılık anlamındaki will
without the will to alter ifadesinde will, gelecek zaman yardımcı fiili değil, kararlılık veya içsel irade anlamına gelen bir isimdir. Yapı without + the will + to-mastar biçimindedir: without bir niteliğin eksikliğini, to alter ise bu iradenin eksik olduğu eylemi belirtir. Burada alter fiilinin nesnesi political reality ifadesidir. Genel olarak without the will to do something, birinin sorunu görmesine veya anlamasına rağmen onu değiştirme kararlılığından yoksun olduğunu anlatır.
Alıştırma
Hangi cümlede will, kararlılık anlamına gelen bir isim olarak kullanılmıştır?
- They will alter the schedule tomorrow.
- The lawyer read the will aloud.
- They understood the problem but were without the will to act.
Cevabı göster
They understood the problem but were without the will to act.
and political stories that scramble any possibility
2:28ve her türlü ihtimali bulandıran siyasi hikayelerin bir karışımıyla besleyecektir
of understanding the open prison within which we exist. Deyimler
2:32içinde var olduğumuz bu açık cezaevini anlama ihtimalini.
So for example, ile iddiadan örneğe geçiş
Cümlenin başında so önceki genel iddiayı ileri taşırken for example bu iddiayı destekleyen belirli bir örneği duyurur. So for example, birlikte kabaca “bu noktadan hareketle, işte bir örnek” anlamına gelir. Bu, bilgiyi düzenleyen bir geçiş ifadesidir: örnek, önceki fikrin daha kolay görülmesini sağlamalıdır. Buradaki so, so large gibi ifadelerdeki derece sözcüğü değil, söylem bağlayıcısıdır.
Alıştırma
Hangi geçiş ifadesi hem önceki iddiayı ileri taşır hem de destekleyici bir örnek sunar?
- In contrast,
- So for example,
- Therefore,
Cevabı göster
So for example,
feed us a mixture of salacious nonsense ifadesindeki eleştirel metafor
Bu cümlede feed us, bize gerçekten yiyecek vermek anlamına gelmez. Haberleri, seçilmiş içerikleri sürekli olarak izleyicinin önüne koyan etkin bir kaynak; izleyiciyi ise pasif bir tüketici gibi gösterir. Salacious nonsense, seks, skandal veya sansasyonel özel ayrıntılarla dikkat çekmeye çalışan bayağı ya da değersiz içerik demektir. İfade bütünüyle sert bir eleştiridir: Haberlerin bu içeriği siyasetle karıştırıp kamuya bilgi olarak sunduğunu anlatır.
Alıştırma
Bu cümlede vurgulanan ifade ne anlama geliyor?
- Haberler, pasif tüketicileri besler gibi kamuya düşük kaliteli ve skandal odaklı içerik sunuyor.
- Haberler siyasi hikâyeleri seçmeden veya biçimlendirmeden aktarıyor.
- Haberler kamuya karışık bir yemeğin nasıl hazırlanacağını öğretiyor.
Cevabı göster
Haberler, pasif tüketicileri besler gibi kamuya düşük kaliteli ve skandal odaklı içerik sunuyor.
Open prison within which we exist paradoksal metaforu
Open prison burada bilinçli bir paradokstur: open özgürlüğü, prison ise kapatılmayı çağrıştırır. Konuşmacı gerçek bir ceza infaz kurumunun adını vermiyor. İfade, sıradan toplumu özgür görünen ama insanları kolayca fark edemeyecekleri şekillerde sınırlayan bir sistem olarak çerçeveliyor. Within which we exist resmî bir ilgi cümleciğidir. Which, open prison ifadesine geri döner; within ise hayal edilen kapalı alanı belirtir: “the open prison that we exist within”. Bu yapı, insanların sınırlayıcı sistemin içinde yaşadığı düşüncesini güçlendirir.
Alıştırma
Open prison within which we exist ifadesine en uygun yorum hangisidir?
- Halkın ziyaretine izin veren bir cezaevinin resmî adıdır.
- Özgür görünen ama insanları gizli denetim sistemlerinin içinde tutan bir toplum metaforudur.
- Konuşmacının kapıları kilitli olmayan gerçek bir cezaevinin içinde durduğu anlamına gelir.
Cevabı göster
Özgür görünen ama insanları gizli denetim sistemlerinin içinde tutan bir toplum metaforudur.
The cinema shows us the adventures of an alien invasion,
2:36Sinema bize bir uzaylı istilasının maceralarını gösterirken,
while the real calamities of our world go unattended. Anlatım akışı
2:39dünyamızın gerçek felaketleri ise ilgisiz kalır.
“while the real calamities of our world go unattended” ifadesindeki karşıtlık bildiren while
Burada while bir zaman ilişkisi değil, karşıtlık kurar. İlk yan cümle sinemanın kurgusal felaketleri sunduğunu anlatır; while ile başlayan yan cümle bunu ilgi görmeyen gerçek felaketlerle yan yana getirerek önceliklerdeki uyumsuzluğu ortaya çıkarır. “A iddiası, while B iddiası” kalıbı, iki karşıt gerçeği tek cümlede düzenleyerek eleştiriyi yoğunlaştırabilir. go unattended ifadesinde unattended, yalnızca “yanında biri olmadan bırakılmak” değil, “ilgi görmemek veya ele alınmamak” anlamındadır.
Alıştırma
Örnekte while hangi ilişkiyi belirtir?
- Tam olarak aynı anda gerçekleşen iki olay.
- İlgi gören kurgusal krizlerle ihmal edilen gerçek krizler arasındaki karşıtlık.
- Sinemanın gerçek dünyadaki felaketlere neden olmasının sebebi.
Cevabı göster
İlgi gören kurgusal krizlerle ihmal edilen gerçek krizler arasındaki karşıtlık.
Pop music focuses relentlessly on the emotions around romantic love, Kalıp ifadeler
2:42Pop müzik, amansızca romantik aşk etrafındaki duygulara odaklanır,
suggesting that happiness can only come from meeting one very special person,
2:47mutluluğun sadece çok özel bir insanla tanışmaktan gelebileceğini ima ederek,
and of a more broadly distributed human sympathy.
2:54ve daha geniş bir şekilde paylaşılan insan sempatisine uyandırmak yerine.
“focuses relentlessly on” sözcük birlikteliği
Focuses relentlessly on, dikkati neredeyse hiç ara vermeden tek bir konuya yöneltmeye devam etmek demektir. Relentlessly, focuses fiilini güçlendirir: İlgi ısrarlıdır ve kesilmesi zordur. Bu cümlede ifade eleştireldir; çünkü pop müziğin romantik aşka o kadar sık döndüğü söylenir ki diğer mutluluk kaynakları geri plana itilir. Başka bağlamlarda relentlessly kararlılığı övebilir; bu nedenle ısrarın takdire değer mi yoksa aşırı mı göründüğünü bağlam belirler.
Alıştırma
focus fiilini geniş zamanda kullanın, “hiç ara vermeden” anlamındaki relentlessly zarfını ve gerekli edatı ekleyin: The channel ____ celebrity gossip, even when major local stories break.
Cevabı göster
focuses relentlessly on
rather than awakening us to: gerçekleşmemiş bir alternatifle karşıtlık
Bu cümlede rather than, pop müziğin yaratmadığı alternatif etkiyi tanıtır. Gerçek etki, mutluluğun tek bir kaynağı olduğunu ima etmektir; gerçekleşmeyen etki ise daha geniş bağ kurma biçimlerini fark etmemizi sağlamak olurdu. Burada awaken someone to mecazidir ve “birinin bir şeyi fark etmesini ya da değerini anlamasını sağlamak” demektir. awakening, suggesting ile paralel olduğu için -ing biçimindedir. Bu dengeli kalıp, bir şeyin gerçekte yaptığını onun yerine yapabileceği şeyle karşılaştırır: X does A, rather than doing B.
Alıştırma
Özgün cümlede rather than awakening us to the pleasures of community ne işlev görür?
- Pop müziğin üretmediği söylenen yararlı bir alternatif etkiyi sunar.
- Topluluk yaşamının zevkinin neden romantik aşkın bir türü olduğunu açıklar.
- Dinleyicilerin gerçekten uyuduğunu ve uyanmaları gerektiğini söyler.
- Pop müziğin kesinlikle yarattığı başka bir etkiyi ekler.
Cevabı göster
Pop müziğin üretmediği söylenen yararlı bir alternatif etkiyi sunar.
privately unsure what they really mean and why we should care.
3:00içten içe, onların ne anlama geldiğinden ve neden umursamamız gerektiğinden emin değilizdir.
wander through ... privately unsure: görünür eylem ve gizli kuşku
Cümle, gözle görülebilen bir eylemle başlar: We wander through museum galleries. Wander, belirgin bir yön veya amaç olmadan hareket etmeyi düşündürür; böylece okur, kültürel bir etkinliğe katılan ama yönlendirilmiş hissetmeyen insanları gözünde canlandırabilir. Ardından privately unsure ile iç dünyaya döner ve iki paralel gizli soruyu sunar: eserlerin ne anlama geldiği ve neden ilgimizi hak ettiği. Kamusal bir sahneden kişisel kuşkuya geçmek, kültürel kopukluk gibi soyut bir fikri somut ve akılda kalıcı hâle getirir.
Alıştırma
Cümlenin bilgiyi düzenleme bakımından temel etkisi nedir?
- Görünür ve ortak bir sahneyle başlar, ardından bunun altında yatan gizli belirsizliği gösterir.
- Bir müzenin nasıl gezileceğini adım adım açıklar.
- museum galleries ifadesinin teknik anlamını tanımlar.
- Aralarında bağlantı göstermeden birbiriyle ilgisiz iki olgu sunar.
Cevabı göster
Görünür ve ortak bir sahneyle başlar, ardından bunun altında yatan gizli belirsizliği gösterir.
The culture industry likes to keep us like that,
3:03Kültür endüstrisi bizi bu şekilde tutmayı sever,
distracted, pliant, confused, and a bit intimidated.
3:06dikkatini dağılmış, uysal, kafası karışık ve biraz da sindirilmiş.
Adorno perceptively described Walt Disney as the most dangerous man in America. Anlatım akışı
3:10Adorno, algısı açık bir şekilde Walt Disney'i Amerika'daki en tehlikeli adam olarak tanımladı.
Walt Disney'yi Amerika'nın en tehlikeli adamı olarak niteledi
describe X as Y yapısı, Y'nin belirli bir konuşmacının veya kaynağın X hakkındaki nitelemesi olduğunu gösterir; bu niteleme kendiliğinden kabul edilmiş bir gerçek hâline gelmez. Burada the most dangerous man in America şeklindeki aşırı üstünlük ifadesi, tanınmış bir eğlence dünyası figürünü aniden toplumsal bir tehdit olarak yeniden çerçeveler. Bu şaşırtıcı değerlendirme kışkırtıcı bir geçiş yaratır ve Adorno'nun eleştirel tutumunu öne çıkarır. Buradaki dangerous, Adorno'nun kitlesel eğlencenin toplumsal etkisine ilişkin yargısını ifade eder. Bu, bir suçlama veya tehlikeli kişilerin nesnel bir sıralaması değildir.
Alıştırma
Bu cümlede vurgulanan ifade ne yapıyor?
- Disney'nin Adorno'yu fiziksel olarak tehdit ettiğini söyler.
- Adorno'nun kışkırtıcı değerlendirmesini aktarır ve Disney'yi toplumsal bir tehdit olarak yeniden çerçeveler.
- Amerika'daki suçluların resmî ve gerçeğe dayalı bir sıralamasını verir.
Cevabı göster
Adorno'nun kışkırtıcı değerlendirmesini aktarır ve Disney'yi toplumsal bir tehdit olarak yeniden çerçeveler.
Because of the huge range of consumer goods available in modern capitalism,
3:24Modern kapitalizmde mevcut olan tüketici mallarının devasa yelpazesi nedeniyle,
we naturally suppose that everything we could possibly want is available. Dilbilgisi
3:28doğal olarak isteyebileceğimiz her şeyin mevcut olduğunu varsayarız.
everything we could possibly want ifadesindeki could possibly want
everything we could possibly want ifadesinde we could possibly want yan cümlesi everything sözcüğünü niteler; ilgi zamiri that düşürülmüştür. Could, isteme eylemini geçmiş zamana yerleştirmez. Varsayımsal bir alan açar; possibly ise bu alanı hayal edilebilecek her isteğe kadar genişletir. everything ile birlikte could possibly want, iddiaya olabilecek en geniş kapsamı verir: hayal edilebilecek hiçbir istek mevcut olanların dışında kalmıyor gibi sunulur.
Alıştırma
“The cabin had everything we could possibly want for a quiet weekend,” cümlesinde could possibly want ne ifade eder?
- karşılanması imkânsız olan istekler
- bir şeyleri istemeye yönelik geçmişteki bir yetenek
- hayal edilebilecek en geniş istek yelpazesi
Cevabı göster
hayal edilebilecek en geniş istek yelpazesi
Ara söz olarak kullanılan if there is one
Bu cümlede one, problem sözcüğünün yerini tutar. Araya eklenen if there is one, böyle bir sorun gerçekten varsa anlamına gelir. Konuşan kişi zaten tek sorundan söz ettiği için bu ifade kaç sorun olduğunu sormaz. Kişi iddiasından kısa süreliğine geri çekilir ve söz konusu şeyi gerçekten sorun olarak görüp görmediği konusunda kesinliği azaltır. Ses tonuna göre temkinli, küçümseyici veya hafif alaycı duyulabilir.
Alıştırma
Bu cümlede if there is one ne anlatıyor? The only concern, if there is one, is the short delay.
- Konuşan kişi tam olarak bir endişe olduğunu biliyor.
- Konuşan kişi birinden bir endişe bulmasını istiyor.
- Konuşan kişi, kısa gecikmenin gerçekten endişe sayılıp sayılmadığından emin değildir.
Cevabı göster
Konuşan kişi, kısa gecikmenin gerçekten endişe sayılıp sayılmadığından emin değildir.
Önemli bir olguya dikkat çeken pointed out
Pointed out, point out fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Burada önemli bir olguya veya görüşe kasıtlı olarak dikkat çekmek anlamına gelir. Parmakla bir şeyi gösterme eylemini anlatmaz. Ardından gelen that yan cümlesi vurgulanan içeriği verir. said gibi genel bir fiille karşılaştırıldığında point out, bilginin gözden kaçmış olabileceği veya vurgulanması gerektiği için dikkate değer olduğunu anlatır.
Alıştırma
Hangi cümlede point out önemli bir olguya dikkat çekmek anlamında kullanılmıştır?
- The analyst pointed out that the estimate was too low.
- The analyst wrote the estimate at the top of the page.
- The analyst pointed at the estimate on the screen.
Cevabı göster
The analyst pointed out that the estimate was too low.
are carefully shielded from us: bizden kasıtlı olarak gizlenmek
are carefully shielded from us ifadesinde shield mecaz anlamda kullanılır. Edilgen yapı, gerçek isteklerimizin görüş alanımızın dışında tutulduğunu anlatır: gizleme eylemini kapitalist endüstri yapar ve bu isteklere erişemeyen taraf biziz. Özne bilgi, gerçek veya bir seçenek olduğunda be shielded from someone, “o kişiden gizli tutulmak” anlamına gelebilir. Buradaki carefully, iyi niyetli bir korumayı değil, kasıtlı ve sistemli bir denetimi ima eder.
Alıştırma
Halkın raporu görmesinin engellendiği anlamına gelen cümle hangisidir?
- The report was shielded from the public.
- The public was shielded from the report.
- The report shielded the public from danger.
Cevabı göster
The report was shielded from the public.
so that we end up forgetting what it is we truly need Öbek fiiller
3:42böylece gerçekte neye ihtiyacımız olduğunu unuturuz
end up forgetting: nihai sonucu anlatan end up + -ing
End up + -ing, bir sürecin veya bir dizi seçimin nihai sonucunu anlatır. Bu sonuç genellikle planlanmamış, beklenmedik veya istenmeyen bir sonuçtur. End up forgetting ifadesinde forgetting, end up sonrasında kullanılan -ing biçimidir. Cümle, daha önce anlatılan etkinin insanların gerçekten neye ihtiyaç duyduklarını sonunda unutmalarına yol açtığını söyler.
Alıştırma
Cümleyi end up ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: We took the wrong road and ____ driving in circles.
Cevabı göster
ended up
and settle instead for desires manufactured for us Öbek fiiller
3:45ve bunun yerine, bizim için üretilmiş arzulara razı oluruz
by corporations without any interest in our true welfare.
3:48gerçek refahımızla hiçbir ilgisi olmayan şirketler tarafından.
settle instead for: daha kötü bir alternatifle yetinmek
Bu cümlede settle for, gerçekten istenen veya ihtiyaç duyulan şeyden daha az uygun ya da daha az değerli bir şeyi kabul etmek anlamına gelir. Konuşmacı, insanların gerçek ihtiyaçlarının yerine şirketlerin ürettiği arzuları kabul ettiğini söylüyor; buradaki settle, bir yere yerleşmek veya bir hesabı ödemek anlamına gelmez. Instead, yerine koyma ilişkisini açık hâle getirir: bir seçenek diğerinin yerine kabul edilir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıplar settle for + isim öbeği ve yerine koyma vurgulanırken settle instead for + isim öbeğidir.
Alıştırma
Cümleyi “daha az arzu edilen bir seçeneği kabul etmek” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The café had no tables inside, so we had to ____ seats near the door.
Cevabı göster
settle for
Though we think we live in a world of plenty, Dilbilgisi
3:53Her ne kadar bolluk dolu bir dünyada yaşadığımızı düşünsek de,
namely tenderness, understanding, calm, insight, community, Anlatım akışı
3:57yani şefkat, anlayış, huzur, içgörü, topluluk,
all these things are in painfully short supply Kalıp ifadeler
4:02tüm bunlar acı verici derecede yetersizdir
Though we think ...: ana karşıtlıktan önce görünürdeki gerçeği kabul etmek
Though bir ödünleme yan cümlesi başlatır: doğru görünen veya yaygın olarak kabul edilen bir fikri önce kabul eder, ardından onu sınırlayan ya da ona karşı çıkan ana cümleye hazırlık yapar. Burada kabul edilen görünüş maddi bolluktur; bu, yazarın nihai sonucu değildir. Bilgi düzeni Though + yan cümle, ana cümle biçimindedir. Bilinen veya görünürdeki görüşü though yan cümlesine, temel iddiayı ise virgülden sonraki ana cümleye yerleştirin. Konuşmacının daha önemli olarak değerlendirilmesini istediği mesajı ana cümle taşır.
Alıştırma
Hangi cümle önce görünüşü kabul edip daha önemli karşıtlığı ana cümlede sunmak için ödünleme yan cümlesini doğru kullanıyor?
- Though the store looked full, but the supplies we needed were unavailable.
- Despite the store looked full, the supplies we needed were unavailable.
- Though the store looked full, the supplies we needed were unavailable.
Cevabı göster
Though the store looked full, the supplies we needed were unavailable.
namely + kesin bir açıklama
Namely, daha genel olan “what we really require to thrive” ifadesinin tam olarak neyi anlattığını belirten listeyi başlatır. Beş ihtiyaç önceki ifadeyi yeniden adlandırıp açar; yeni bir iddia eklemez. Namely sözcüğünü genel bir düşünceden onun kesin kimliğine veya içeriğine geçerken kullanın. Böylece eşleme ilişkisi kurulur: namely sonrasındaki sözler öncesindeki sözleri tanımlar.
Alıştırma
“The course has one main goal, namely clear communication,” cümlesinde namely neyi belirtir?
- Sonrasındaki sözler yalnızca olası bir örnek verir.
- Sonrasındaki sözler hedefin tam olarak ne olduğunu belirtir.
- Sonrasındaki sözler ayrı bir ikinci hedef ekler.
Cevabı göster
Sonrasındaki sözler hedefin tam olarak ne olduğunu belirtir.
in painfully short supply: ciddi biçimde yetersiz
In short supply, eldeki miktarın ihtiyaç duyulandan az olduğu anlamına gelir. Burada şefkat, anlayış, sakinlik, içgörü ve topluluk duygusu için kullanıldığından supply mecazidir ve yalnızca ürünlerle sınırlı değildir. Painfully bir derece zarfıdır. Eksikliğin ciddi, açık ve sıkıntı verici olduğunu belirtir; fiziksel acıyı anlatmaz.
Alıştırma
“Good mentors are in painfully short supply” cümlesine en uygun anlam hangisidir?
- İyi mentorların sayısı ihtiyaç duyulandan çok daha azdır ve eksiklik ciddidir.
- İyi mentorlar fiziksel acıya neden olur.
- Hiçbir yerde iyi mentor yoktur.
Cevabı göster
İyi mentorların sayısı ihtiyaç duyulandan çok daha azdır ve eksiklik ciddidir.
advertisers show us the thing that we really want
4:11reklamcılar bize gerçekten istediğimiz şeyi gösterirler
and then connect it to something we don't actually need. Kalıp ifadeler
4:14ve sonra onu aslında ihtiyacımız olmayan bir şeyle bağdaştırırlar.
sell us something: sell + kişi + şey kalıbı
Burada sell, sell + kişi + şey kalıbıyla kullanılır. sell us something ifadesinde us, ürünü satın alabilecek veya teslim alabilecek kişiyi; something ise ürünü belirtir. Yani satılan şey us değildir. Aynı anlam sell something to us şeklinde de kurulabilir. Çift nesneli yapı, alıcıyı üründen önce getirir ve günlük konuşmada yaygındır.
Alıştırma
Cümleyi sell + kişi + şey kalıbını kullanarak tamamlayın: We needed two tickets, and the clerk agreed to ____.
Cevabı göster
sell us two tickets
connect it to something: connect A to B kalıbı
Connect A to B, iki şey arasında bir bağlantı kurmak veya göstermek demektir. Burada it, insanların gerçekten istediği şeye; something ise aslında ihtiyaç duymadıkları şeye gönderme yapar. Bu yapı, bağlantının zaten var olduğunu veya kanıtlandığını söylemez. Bu cümlede reklamcılar bu ilişkiyi bilinçli olarak oluşturur.
Alıştırma
Connect A to B kalıbında duyguyu A, ürünü B konumuna yerleştiren cümle hangisidir?
- The campaign connects excitement and the new product.
- The campaign connects the new product to excitement.
- The campaign connects excitement to the new product.
Cevabı göster
The campaign connects excitement to the new product.
showing a group of friends walking along a beach chatting amiably, Dilbilgisi
4:18sahilde yürüyen ve dostça sohbet eden bir grup arkadaşı gösteren,
or a family having a picnic and laughing warmly together.
4:22veya piknik yapan ve birlikte sıcak bir şekilde gülen bir aileyi.
walking along a beach chatting amiably: katmanlı -ing eylemleri
Bu ifade, aynı arkadaş grubunun aynı anda iki şey yaptığını anlatır. walking along a beach grubun temel hareketini verir, chatting amiably ise buna eşlik eden eylemi ekler; amiably nasıl sohbet ettiklerini belirtir. Art arda kullanılan -ing biçimleri, ayrı tam cümlecikler kurmadan betimlemeye katmanlar ekler. Her -ing ifadesini okurken eylemi kimin yaptığını sorun: burada hem walking hem de chatting, a group of friends ifadesine aittir.
Alıştırma
“We watched two children running home laughing together.” cümlesinde laughing together neyi betimler?
- Bizi ve izlerken verdiğimiz tepkiyi
- Çocukları ve koşarken yaptıkları eş zamanlı bir eylemi
- Evi ve binadan gelen bir sesi
Cevabı göster
Çocukları ve koşarken yaptıkları eş zamanlı bir eylemi
because they know we crave community and connection. Kelime
4:26çünkü topluluk ve bağlantı arzuladığımızı bilirler.
crave community and connection: topluluk hissini ve bağı güçlü biçimde arzulamak
Bu cümlede crave, bir şeyi çok güçlü biçimde istemek anlamına gelir. community and connection fiziksel bir mahalleyi değil, bir gruba ait olma ve diğer insanlarla yakın bağlar kurma gibi soyut sosyal ihtiyaçları anlatır. Crave nesnesini doğrudan alır; yapı crave + isim biçimindedir: crave community, crave attention veya crave a break.
Alıştırma
Cümleyi, bu derste geçen ve “çok güçlü biçimde istemek” anlamına gelip ismi doğrudan alan fiille tamamlayın: After weeks of working alone, I began to ____ connection.
Cevabı göster
crave
prefers to keep us lonely and consuming.
4:31bizi yalnız ve tüketici konumunda tutmayı tercih eder.
we'll be urged to buy some 25-year-old whisky Dilbilgisi
4:3525 yıllık bir viski satın almaya teşvik edileceğiz
that no road would ever let us legally drive it at top speed.
4:40ki hiçbir yol yasal olarak son hızda kullanmamıza asla izin vermez.
we'll be urged to buy: edilgen be urged to yapısı
we'll be urged to buy ifadesinde will be urged, gelecek zamandaki edilgen yapıdır: will + be + geçmiş zaman ortacı. Birinin ya da bir şeyin bizi satın almaya güçlü biçimde teşvik edeceği veya üzerimizde baskı kuracağı anlamına gelir. Burada baskının kaynağının reklamlar olduğu anlaşılır; bu nedenle by ile başlayan bir öbek gerekmez. Urge, yalnızca öneride bulunmaktan daha güçlüdür, ancak mutlaka emir verme ya da zorlama anlamına gelmez. be urged to + fiilin yalın hâli yapısı, odağı baskıyı alan kişilere ve yapmaya teşvik edildikleri eyleme verir.
Alıştırma
Müşterilerin zorlandığını söylemeden, üzerlerindeki güçlü ikna baskısını hangi cümle anlatır?
- Customers will be forced to buy the product.
- Customers will be encouraged to consider the product.
- Customers will be urged to buy the product.
Cevabı göster
Customers will be urged to buy the product.
so powerful that ... would ever ...: derece ve varsayımsal sonuç
so + sıfat + that yan cümlesi kalıbı, yüksek bir dereceyi sonucuna bağlar. Burada so powerful, a car ifadesini niteler ve that yan cümlesi bu kadar güçlü olmanın sonucunu verir: araba hiçbir yolda yasal olarak en yüksek hızında kullanılamaz. Would, bu sonucu gerçekten yaşanmış bir olayın aktarımı olarak değil, hayalî bir değerlendirme olarak sunar; ever ise no road ifadesinden sonra hiçbir istisna olmadığı düşüncesini güçlendirir. Bir yol gerçekte izin veremez; bu nedenle no road would ever let us, yasal sınırları ve yol koşullarını kişileştirir. Abartılı sonuç ironik bir eleştiri yaratır: reklamı yapılan güç, alıcının yasal olarak kullanabileceğinden fazladır.
Alıştırma
Derece-sonuç yapısını so ... that ile tamamlayın: The lecture was ____ interesting ____ nobody checked the time.
Cevabı göster
so · that
Adorno was writing at the dawn of the age of the psychological questionnaire. Deyimler
4:48Adorno, psikolojik anket çağının başlangıcında yazıyordu.
at the dawn of the age of ...: bir çağın başlangıcı
at the dawn of the age of ifadesi, bir dönemi yeni bir çağın en başı olarak sunar. Dawn burada mecazidir; sabahı değil, ilk aşamayı anlatır. Age ise bir kişinin yaşını değil, tarihsel bir dönemi belirtir. Bu cümlede ifade, Adorno’nun çalışmalarını psikolojik anketlerin etkili olmaya yeni başladığı bir döneme yerleştirir. early in ile karşılaştırıldığında, değişimin kapsamlı ve tarihsel açıdan önemli olduğu hissini güçlendirir.
Alıştırma
Cümleyi dersteki tarihsel mecazla tamamlayın: Personal blogs appeared ____ social media.
Cevabı göster
at the dawn of the age of
These were widely in use in the United States,
4:53Bunlar Amerika Birleşik Devletleri'nde yaygın olarak kullanılıyordu,
where they were measuring consumer attitudes and commercial behavior.
4:55burada tüketicilerin tutumlarını ve ticari davranışları ölçüyorlardı.
Adorno was intrigued by the underlying concept of the questionnaire,
4:59Adorno, anketin altında yatan kavrama ilgi duydu,
devoted himself to designing a rather different kind of questionnaire, Kalıp ifadeler
5:05oldukça farklı türde bir anket tasarlamaya kendini adadı,
devoted himself to designing: devote oneself to + -ing
Devoted himself to designing, Adorno’nun tasarım işine uzun süre boyunca zaman ve emek verdiği anlamına gelir. Yapı devote oneself to + isim veya -ing biçimidir. Bu yapıda to bir edattır; bu nedenle designing bir ulaçtır. Himself, özne olan Adorno’ya geri gönderme yapar. Özne değiştiğinde dönüşlülük zamiri de değişmelidir.
Alıştırma
Devote oneself to doing yapısını develop fiiliyle kullanın: After receiving the grant, Lena ____ a low-cost water filter.
Cevabı göster
devoted herself to developing
spot fascists: spot, tespit etmek veya fark etmek anlamında
Burada spot, ipuçlarından yararlanarak birini veya bir şeyi tespit etmek ya da fark etmek anlamına gelen geçişli bir fiildir. Anket, cevaplarında faşist tutumlar gösteren katılımcıları ortaya çıkarmayı amaçlıyordu. Bu kullanım, birini yalnızca dış görünüşünden tanımak veya açıkça ilan edilmiş bir kimliği doğrulamak anlamına gelmez. Başka durumlara aktarılabilecek yapı spot + nesne biçimindedir: bir kişinin, sorunun, işaretin veya örüntünün varlığını fark etmek.
Alıştırma
“The screening tool can spot warning signs early,” cümlesinde spot ne anlama gelir?
- uyarı işaretlerini tespit etmek veya fark etmek
- uyarı işaretlerini lekelerle kaplamak
- uyarı işaretlerini görmezden gelmek
Cevabı göster
uyarı işaretlerini tespit etmek veya fark etmek
to assess their level of agreement with statements like Kalıp ifadeler
5:14şu tür ifadelere katılma düzeylerini değerlendirmelerini istiyordu:
are the most important virtues children should learn"
5:20çocukların öğrenmesi gereken en önemli erdemlerdir"
assess their level of agreement with statements like: benzer ifadelere katılma düzeyini değerlendirmek
assess your level of agreement with a statement kalıbı, bir ifadeye ne ölçüde katıldığınızı veya katılmadığınızı değerlendirmek anlamına gelir. Burada katılımcılardan genellikle bir ölçek kullanarak kendi tepkilerini değerlendirmeleri isteniyor. With statements like, değerlendirilecek ifade türlerine bir örnek getirir. Buradaki agreement, resmî bir anlaşma veya sözleşme değil, bir iddiaya yönelik tutumdur.
Alıştırma
Anket yönergesini dersteki resmî ifadeyle tamamlayın: Assess your ____ with each statement on a scale from 1 to 5.
Cevabı göster
level of agreement
and "If people would talk less and work more,
5:23ve "İnsanlar daha az konuşup daha çok çalışsaydı,
“would be better off”: daha elverişli bir durumda olmak
Bu cümlede would be better off, “daha elverişli bir durumda olurdu” anlamına gelir. İfade, insanların genel koşullarının veya elde edeceği sonuçların iyileşmesini anlatır; fiziksel olarak daha uzakta olmayı ya da bir şeyin kapalı olmasını anlatmaz. Kalıp be better off biçimindedir ve be, zaman veya kipliğe göre are better off, were better off, would be better off şeklinde değişir. Çoğu zaman bir seçimin ya da koşulun beklenen sonucunu başka bir durumun sonucuyla karşılaştırır.
Alıştırma
Cümleyi “daha elverişli bir durumda olmak” anlamındaki ifadeyle tamamlayın. With a backup copy, we'd ____ if the laptop failed.
Cevabı göster
be better off
but to keep busy with more cheerful things." Kalıp ifadeler
5:32bunun yerine daha neşeli şeylerle meşgul olmalıdır."
“It's best for ... not to ...”: bir eylemi yapmama öğüdü
Baştaki it biçimsel öznedir; asıl içerik to ile kurulan mastar yapısında gelir. it's best for him not to think about it ifadesinde for him, öğüdün ilgili olduğu kişiyi belirtir; not to think ise eylemi olumsuz yapar. Yeniden kullanılabilen kalıp It's best for + person + not to + base verb biçimindedir. Öğüt, kişinin o eylemden kaçınmasıysa not sözcüğünü doğrudan to önüne koyun; It's not best ... ise best sözcüğünü olumsuz yapar ve odağı değiştirir.
Alıştırma
Öğüdü hedef kalıpla tamamlayın. ____ Leo ____ open the attachment until he checks the sender.
Cevabı göster
It's best for · not to
Keep busy with more cheerful things: daha neşeli şeylerle meşgul kalmak
Keep busy with + isim veya -ing biçimi, bir şey yaparak ya da ona odaklanarak meşgul kalmak anlamına gelir. Bu cümlede keyifli etkinlikler, aksi hâlde kaygıya takılı kalabilecek dikkati meşgul eder. More cheerful things daha keyifli veya moral verici etkinlikler demektir; nesnelerin kendilerinin neşeli duygular taşıdığı anlamına gelmez. İfade not to think about the problem ile karşıtlık kurduğu için meşgul kalmak, sorunu çözmenin değil, dikkati başka yöne çevirmenin bir yolu olarak sunulur.
Alıştırma
Hedef ifade keep busy with ile cümleyi doğru mastar biçiminde tamamlayın: To stop checking the clock, Maya decided ____ a jigsaw puzzle.
Cevabı göster
to keep busy with
Given the traumas Germany had just been through, Anlatım akışı
5:35Almanya'nın henüz atlatmış olduğu travmalar göz önüne alındığında,
Given the traumas ... had just been through: sonucu destekleyen arka planı sunmak
Given + isim öbeği, bir olguyu veya durumu ana ifadeden önce verir ve dinleyicinin bunu sonuç için temel olarak kullanmasını sağlar. Burada Given the traumas ... önce bağlamı kurarak Adorno'nun ankete daha sonra gösterdiği ilginin neden şaşırtıcı olmadığını açıklar. Given burada bir şeyi almak değil, göz önüne alındığında demektir. the traumas Germany had just been through ifadesinde ilgi zamiri that düşürülmüştür. Tam biçim the traumas that Germany had just been through şeklindedir. Had been through geçmiş zamanın öncesini anlatır; çünkü bu deneyimler Adorno'nun anketi sunmasından önce gerçekleşmiştir. Just ise o geçmiş noktadan bakıldığında bunların yakın zamanda yaşandığını gösterir. Bu bağlamda traumas, Almanya'nın Nazi yönetimi ve savaş sırasında henüz yeni yaşadığı toplu acıları ifade eder.
Alıştırma
Hangi cümle, arka plan bilgisini sonucun temeli olarak sunmak için Given + isim öbeği yapısını doğru kullanır?
- Given the overnight freeze, the school closure was understandable.
- Giving the overnight freeze, the school closure was understandable.
- Given that the overnight freeze, the school closure was understandable.
- During the overnight freeze, the school closure was understandable.
Cevabı göster
Given the overnight freeze, the school closure was understandable.
it's no surprise that: beklenen bir sonucu belirtmek
it's no surprise that + yan cümle kalıbı, that ile başlayan yan cümledeki durumun daha önce belirtilen koşulların beklenen bir sonucu olduğunu anlatır. Burada Almanya'nın yakın zamanda yaşadığı travmalar, Adorno'nun ankete ve F ölçeğine gösterdiği yoğun ilgiyi anlaşılır ve öngörülebilir kılar. Bu ifade, önceki kanıt veya bağlamı konuşanın değerlendirmesine bağlar. No surprise, sonucun ne kadar öngörülebilir olduğunu değerlendirir; konuşanın hiçbir duygu hissetmediği anlamına gelmek zorunda değildir.
Alıştırma
Sonucu beklenen bir durum olarak sunan hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: The roads were covered in ice, so ____ the buses were delayed.
Cevabı göster
it's no surprise that
the F-scale, fascist scale: otoriter tutumların ölçümü
F-scale, fascist scale yani faşizm ölçeğinin kısaltmasıdır ve otoriter kişilik çalışmalarıyla ilişkili, ankete dayalı bir araştırma ölçümüydü. Soruları, otoriteye katı bir biçimde boyun eğme gibi faşizm ve otoriterlikle bağlantılı eğilimleri tahmin etmek için kullanılıyordu. Bu cümlede eklenen fascist scale sözleri F-scale kısaltmasını açıklar ve Nazi Almanyası'nın yarattığı travmadan sonra Adorno'nun bu anketi neden önemli gördüğünü gösterir. Buradaki F, okulda verilen başarısız bir not değildir.
Alıştırma
Sosyal psikoloji tarihinde F-scale neyi ifade eder?
- Bir ankete verilen başarısız not
- Otoriter ve faşist eğilimleri ölçen, ankete dayalı bir araç
- Fiziksel kuvveti ölçen bir ölçek
Cevabı göster
Otoriter ve faşist eğilimleri ölçen, ankete dayalı bir araç
His team even sent the F-scale to every school in West Germany.
5:45Ekibi, F-ölçeğini Batı Almanya'daki her okula bile gönderdi.
But a more widely applicable lesson to be drawn from this experiment Kalıp ifadeler
5:50Ancak bu deneyden çıkarılabilecek daha yaygın olarak uygulanabilir bir ders
bu deneyden çıkarılabilecek, geniş ölçüde uygulanabilir bir ders
Bu ifadede lesson, bir içgörü veya ilke anlamına gelir; to be drawn from this experiment ise deneyden çıkarılabilecek demektir. Draw burada resim çizmek anlamında değildir. Widely applicable, içgörünün yalnızca bu vakayla sınırlı olmadığını belirtir. İsim öbeğinin tamamı, belirli bir çalışmayı daha geniş ve yeniden kullanılabilir bir sonucun kanıtı olarak sunar.
Alıştırma
Cümleyi lesson ve draw ile kurulan hedef edilgen kalıpla tamamlayın: One ____ the pilot program is that shorter meetings improve focus.
Cevabı göster
lesson to be drawn from
psychology comes ahead of politics: psikoloji siyasetten önce gelir
Comes ahead of, iki tür etkene öncelik sırası vermek için düzen fikrini kullanır. Burada, argümanın mantığında veya eylem sırasında psikolojik koşulların siyasi koşullardan önce anlaşılması ya da ele alınması gerektiği anlamına gelir. Bu ifade psikolojinin siyasetten her zaman daha önemli olduğunu iddia etmez. Öncelik yalnızca bu açıklamaya ve önerilen müdahale sırasına aittir.
Alıştırma
Bu cümlede psychology comes ahead of politics ne anlama gelir?
- Psikoloji her bağlamda siyasetten her zaman daha değerlidir.
- Psikologlar siyasetçilerin önünde durmaktadır.
- Bu akıl yürütmede psikolojik etkenler, siyasi etkenlerden önce değerlendirilmelidir.
Cevabı göster
Bu akıl yürütmede psikolojik etkenler, siyasi etkenlerden önce değerlendirilmelidir.
likely to be suffering from psychological frailties and immaturities, Dilbilgisi
6:03muhtemelen psikolojik zayıflıklardan ve olgunlaşmamışlıklardan muzdariptir,
Long before + simple present yan cümlesi
Long before, “...den çok daha önce” anlamına gelir. Burada iki zaman katmanı oluşturur: görünür tutumlar daha sonra ortaya çıkarken psikolojik zayıflıklar çok daha önceden beri varmış gibi sunulur. Bu ifade çoğu zaman bir açıklama kurmaya veya olacak bir şeye önceden işaret etmeye yardımcı olur: daha erken bir durum, sonradan görünür hâle gelen şeyin belirtisi ya da nedeni olarak tanıtılır.
Alıştırma
Hangi cümle garip sesin motor arızasından çok daha önce başladığını söyler?
- Long after the engine failed, it began making a strange noise.
- Shortly before the engine failed, it began making a strange noise.
- Long before the engine failed, it began making a strange noise.
Cevabı göster
Long before the engine failed, it began making a strange noise.
likely to be suffering from: olasılık ve devam eden durum
Be likely to kesinliği değil, olasılığı belirtir. To be suffering sürmekte olan bir durumu bildiren mastar yapısıdır; bu nedenle tahmin edilen sorun, ilgili zamanda devam ediyor olarak görülür. From yaşanan durumu veya sorunu belirtir. likely to be suffering from bir bütün olarak, yazarın devam eden bir sorun hakkında kanıtlanmış bir gerçek öne sürmek yerine temkinli bir değerlendirme yapmasını sağlar. Adorno skillfully suggested, değerlendirmenin kaynağını gösteren bir ara sözdür ve they are likely... yapısının dil bilgisini değiştirmez.
Alıştırma
They are likely to be suffering from chronic stress cümlesi ne anlatır?
- Kronik stresin şu anda onları muhtemelen etkilediğini temkinli biçimde öne sürer.
- Kronik stresin onları ileride kesinlikle etkileyeceğini kanıtlar.
- Geçmişte kronik stres yaşamayı bıraktıklarını söyler.
Cevabı göster
Kronik stresin şu anda onları muhtemelen etkilediğini temkinli biçimde öne sürer.
get better at spotting and responding to: fark etme ve karşılık vermede gelişmek
Get better at, bir beceri veya yetenekte zamanla gelişmek anlamına gelir. at bir edat olduğu için ardından gelen eylemler -ing biçimini alır: spotting ve responding. İki -ing biçimi paraleldir ve which sözcüğünün işaret ettiği aynı nesneyi paylaşır. Ancak yapıları farklıdır: spot doğrudan nesne alırken respond nesneden önce to gerektirir. Tam yapı spot something and respond to it şeklindedir.
Alıştırma
Cümleyi get better at, spot ve respond ifadelerinin doğru biçimleriyle tamamlayın: With practice, counselors can ____ warning signs and ____ them early.
Cevabı göster
get better at spotting · responding to
that there's eventually no way to deal with them Dilbilgisi
6:15ki en sonunda onlarla başa çıkmanın
leave problems to fester: sorunların kötüleşmesine göz yummak
Leave problems to fester, sorunların ele alınmadan kalmasına ve sonunda kötüleşmesine izin vermek demektir. Fester sözcüğü gerçek anlamıyla enfekte bir yaranın daha da kötüleşmesini anlatır; burada ise çözülmemiş güçlükler için kullanılan bir benzetmedir. leave + object + to + verb kalıbı, nesnenin zararlı bir durumda devam etmesine izin verildiğini gösterir. İfade eleştiri taşır: daha kolay müdahale edilebilecekken biri harekete geçmemiştir.
Alıştırma
Cümleyi leave ... to fester ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The supervisors saw the conflict but did nothing, so they ____ for months.
Cevabı göster
left it to fester
no way to ... other than ...: geriye tek seçenek kaldığında
no way to + fiil ... other than + yöntem kalıbı, diğer bütün seçeneklerin elendiğini anlatır. Burada deal with them sorunları ele almak, through force ise geriye kalan tek yöntemi ifade eder. Bu ifade, güç kullanımını konuşanın en baştan tercih ettiği seçenek olarak değil, gecikmenin doğurduğu son çare olarak sunar.
Alıştırma
Cümleyi deal with ve no way to ... other than ... kalıbıyla tamamlayın: After every peaceful option failed, the negotiator said, 'There is ____ the crisis ____ through force.'
Cevabı göster
no way to deal with · other than
of everyday insanity from the earliest moments.
6:21en erken anlardan itibaren anlamayı öğrenmeliyiz.
who recognized that the primary obstacles to social progress
6:27dar anlamda siyasi veya ekonomik olmaktan çok,
kültürel ve psikolojik; dar anlamda siyasi veya ekonomik değil
Cümle, birbirine paralel iki sınıflandırmayı karşı karşıya getirir: cultural and psychological başlıca engel türleri olarak sunulurken narrowly political or economic düzeltilen sınırlı sınıflandırmayı adlandırır. Burada rather than, “yalnızca … değil” veya “onları tek kategoriler bunlarmış gibi ele almak yerine” anlamına gelir. Ana açıklamayı dar bir siyasi ya da ekonomik çerçeveden uzaklaştırır; ancak siyasetin ve ekonominin hiçbir rolü olmadığını kesin olarak ileri sürmez.
Alıştırma
Analitik karşıtlığı rather than ile tamamlayın: The report identifies the main barriers as cultural and psychological, ____ narrowly political or economic.
Cevabı göster
rather than
to make sure that everyone can sleep in a house, Kalıp ifadeler
6:40herkesin bir evde uyuyabilmesini sağlamak,
to make sure that: bir sonucu güvence altına almak için harekete geçmek
Burada to make sure that, mevcut para, kaynak, zaman ve beceriler kullanılarak ulaşılmak istenen sonucu belirtir. Yalnızca konut olup olmadığını kontrol etmek değil, herkesin gerçekten kalacak bir yere sahip olması için gerekli adımları atmak anlamına gelir. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp do or use something + to make sure that + clause şeklindedir. that yan cümlesi, öznenin gerçekleşmesini sağlamakla sorumlu olduğu sonucu belirtir.
Alıştırma
Cümleyi “sonucun gerçekleşmesi için harekete geçmek” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: We installed ramps ____ every entrance is accessible.
Cevabı göster
to make sure that
So the reason why we continue to suffer and hurt one another Dilbilgisi
6:47Yani, acı çekmeye ve birbirimizi incitmeye devam etmemizin nedeni
is first and foremost because our minds are sick. Kalıp ifadeler
6:51her şeyden önce zihinlerimizin hasta olmasıdır.
the reason why ... is first and foremost because: başlıca nedeni açıklayan kalıp
the reason why + clause + is because + clause kalıbı mesajı iki bölüme ayırır. why yan cümlesi açıklanması gereken durumu, because yan cümlesi ise bunun nedenini belirtir. the reason ile başlayan isim öbeğinin tamamı is fiilinin öznesi olarak işlev görür. first and foremost, is ile because arasına girerek bu nedenin başlıca veya en temel neden olduğunu gösterir. Başka nedenlerin bulunmadığını kesin olarak söylemeden önceliği vurgular.
Alıştırma
Cümleyi hedef kalıbın iki bölümüyle tamamlayın: ____ the library stays open late ____ many residents work during the day.
Cevabı göster
The reason why · is first and foremost because
First and foremost: en yüksek önceliği belirtmek
First and foremost, “önem bakımından her şeyden önce”, yani “öncelikle ve en önemlisi” demektir. Burada zihinlerin hasta olması, insanların acı çekmeye ve birbirlerini incitmeye devam etmelerinin başlıca nedeni olarak gösterilir; bunun tek neden olduğu söylenmez. Bu ifade, bir nedeni veya konuyu diğerlerinden daha üst sıraya koyarak açıklamayı düzenleyen bir cümle zarfı işlevi görür. First and foremost tek bir kalıplaşmış vurgu birimidir; iki ayrı aşamayı belirtmez.
Alıştırma
Bir konuya en yüksek önceliği veren kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: When we plan the school trip, safety comes ____.
Cevabı göster
first and foremost
This is the continuing provocation
6:55Bu, Theodor Adorno'nun büyüleyici ve sakince öfkeli eserinin
offered by the beguiling and calmly furious work of Theodor Adorno. Deyimler
6:57sunduğu süregelen bir provokasyondur.
Beguiling and calmly furious: büyüleyici üslup ve kontrollü öfke
Beguiling, “büyüleyici” veya “ilgi uyandıran biçimde çekici” demektir. Calmly, furious sözcüğünü niteler; bu nedenle ifade, yoğun öfkeyi ya da ahlaki infiali kontrollü ve sakin bir üslupla aktaran bir eseri anlatır. Görünürdeki çelişki bilinçlidir: calm ifade biçimini, furious ise tutumun gücünü açıklar. And, beguiling ile calmly furious ifadelerini aynı esere ait iki betimleme olarak bağlar; bir kitabın gerçekten duygu yaşadığını iddia etmez.
Alıştırma
“The review was beguiling and calmly furious,” cümlesindeki betimleme büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Sessizlik ile bağırma arasında rastgele geçiş yapıyordu.
- Hoştu ve yalnızca hafif bir rahatsızlık gösteriyordu.
- Büyüleyiciydi ve kontrollü üslubu yoğun bir öfke aktarıyordu.
- Yazarın açık bir tutumu olmadığı için okurları kandırıyordu.
Cevabı göster
Büyüleyiciydi ve kontrollü üslubu yoğun bir öfke aktarıyordu.
If you like the videos we produce at The School of Life,
7:06The School of Life'ta ürettiğimiz videoları beğeniyorsanız,
then may we suggest you visit our friends over at a channel called Wisecrack. Ton ve niyet
7:09size Wisecrack adlı bir kanaldaki arkadaşlarımızı ziyaret etmenizi önerebilir miyiz.
May we suggest you visit ...? ile nazikçe öneride bulunmak
“May we suggest you visit ...?” bir öneriyi izin ister gibi görünen bir soru biçiminde sunar. Konuşan kişi genellikle gerçekten izin verilmesini beklemez; may we tanıtım mesajını yumuşatır ve emir vermek yerine nazik duyulur. Kalıp May we suggest (that) + özne + fiilin yalın hâli şeklindedir. Burada that atılmıştır: may we suggest (that) you visit. Bu kalıp, kurum veya hizmet dilinde nazik öneriler yapmak için kullanışlıdır.
Alıştırma
Bir müze nazik bir öneride bulunuyor. Cümleyi hedef ifadeyle tamamlayın: ____ our rooftop gallery?
Cevabı göster
May we suggest you visit
about philosophy, literature, cinema, psychology, and more,
7:15felsefe, edebiyat, sinema, psikoloji ve daha fazlası hakkında,
All with a cheeky twist: eğlenceli ve cesur bir yaratıcı yaklaşım
All with a cheeky twist, sayılan her video türünün eğlenceli ve biraz cesur, farklı bir yaklaşımla sunulduğu anlamına gelir. Burada twist fiziksel bir çevirme değil, yeni veya beklenmedik bir işleyiş biçimidir. Dostça ve Britanya İngilizcesi etkili gündelik kullanımda cheeky olumlu olabilir: hafif saygısız, muzip veya cesur. Otomatik olarak çok kaba anlamına gelmez; olumlu wonderful sözcüğü ve tanıtım bağlamı, tonun övgü içerdiğini gösterir.
Alıştırma
Bir incelemede “The history podcast is informative, all with a cheeky twist.” deniyor. All with a cheeky twist büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Her bölümün eğlenceli ve biraz cesur bir tarzı vardır.
- Konuşmacılar dinleyicilerine ağır hakaret ediyor.
- Podcast ilgisiz bir konuya geçiyor.
Cevabı göster
Her bölümün eğlenceli ve biraz cesur bir tarzı vardır.
You might be especially interested in their show called 8-Bit Philosophy.
7:24Özellikle 8-Bit Philosophy adlı şovlarıyla ilgilenebilirsiniz.
Platon'un Mağara Alegorisi
Plato's Allegory of the Cave, Platon'un Devlet adlı eserinde sunduğu ünlü bir felsefi alegorinin yerleşik adıdır. Bir mağaradaki mahkûmlar yalnızca gölgeleri görür ve bunların gerçekliğin tamamı olduğunu sanır; böylece hikâye görünüş, bilgi ve gerçek olan arasındaki farkı inceler. Bu cümlede ifade, önerilen bölümün konusunu adlandırır. “as explained through the video game Zelda” sözleri, alegoriyi açıklamak için tanıdık bir araç olarak Zelda'nın kullanıldığı anlamına gelir; Allegory of the Cave, Zelda'nın içindeki bir mağaranın veya bölümün adı değildir.
Alıştırma
Örnek cümlede Plato's Allegory of the Cave neyi ifade ediyor?
- Zelda'da bulunan bir mağara bölümü
- Gölgeleri gerçeklikle karıştırmayı konu alan felsefi bir alegori
- Video oyunu mağaraları tasarlamaya yönelik bir eğitim
Cevabı göster
Gölgeleri gerçeklikle karıştırmayı konu alan felsefi bir alegori