Neden Tolstoy'un "Savaş ve Barış"ını okumalısınız? - Brendan Pelsue: İngilizce çalışma notları
TED-Ed
Video özeti: Video, Tolstoy’un Dekabristler hakkında yazmayı planladığı kısa romanın nasıl özel hayatları savaş ve Rus tarihiyle buluşturan, tarihsel nedenleri ve edebî biçimi sorgulayan geniş kapsamlı Savaş ve Barış’a dönüştüğünü anlatıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. set out to write — Öbek fiiller: set out to do something kalıbının bir projeye veya hedefe bilinçli biçimde başlamayı anlattığını kavrayabilirsiniz. Biyografilerde ve anlatılarda önce özgün planı ortaya koymak, ardından nihai sonucun bu başlangıç niyetinden ne kadar farklılaştığını açıklamak için kullanılabilir. 2. the book bounces between the political and personal — Deyimler ve mecazlı ifadeler: bounce between ifadesini iki konu arasında tekrar tekrar geçişi canlandıran bir mecaz olarak tanıyabilirsiniz. Bir kitabın, filmin, sohbetin ya da kişinin dikkatinin karşıt kaygılar arasında gidip gelmesini anlatırken kullanabilirsiniz. 3. a large, loose, baggy monster, — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Henry James’in imgesini gerçek bir canavar olarak değil, devasa, yaygın ve yapısal bakımdan gevşek bir esere yönelik eleştiri olarak yorumlayabilirsiniz. Böylece mizahi bir mecazın sanatsal biçim hakkında güçlü ve akılda kalıcı bir yargıyı nasıl ilettiğini fark edebilirsiniz.
Bu derste
a tome, a slog: ağır bir kitap ve zorlu bir okuma
Bu kısa betimlemede a tome, Savaş ve Barış'ı çok büyük ve ağır, çoğu zaman ciddi ya da akademik bir havası olan bir kitap olarak tanımlar. A slog ise onu okuma deneyimini uzun ve yorucu olarak değerlendirir. İki isim öbeğini yan yana koymak, tam bir cümleden çok hızlı bir kitap eleştirisi gibi işlev görür. Hafif abartı, takılmacı ama göz korkutucu bir ton yaratır: kitap hem fiziksel olarak ağırdır hem de bitirmesi büyük emek ister.
Alıştırma
"a tome, a slog" genel olarak nasıl bir tutum ifade ediyor?
- Kitap eğlenceli ve bitirmesi kolay.
- Kitap hacimli ve onu okumak oldukça zahmetli.
- Kitap kısa ama kötü basılmış.
Cevabı göster
Kitap hacimli ve onu okumak oldukça zahmetli.
the sort of book you shouldn't read in bed Kalıp ifadeler
0:11yatakta okumamanız gereken türden bir kitap
it could give you a concussion, right? Ton ve niyet
0:14size beyin sarsıntısı geçirtebilir, değil mi?
the sort of book you shouldn't read in bed: ilgi cümleciğiyle sınıflandırma
Yapı the sort of + isim + ilgi cümleciği şeklindedir: the sort of book + (that) you shouldn't read in bed. İlgi zamiri that, read fiilinin nesnesi olacağı için atılmıştır; cümlecik hangi tür kitaptan söz edildiğini açıklar. Bu yapı yalnızca tek bir öğeyi göstermek yerine, bir kişiyi veya şeyi tipik bir özelliğine göre sınıflandırır. Buradaki sınıflandırma şakacı bir abartıdır: altında uyuyakalmanın tehlikeli görüneceği kadar ağır bir kitap.
Alıştırma
Hangi cümle Maya'yı bir özelliğine göre doğal biçimde belirli bir insan türüne yerleştiriyor?
- She's sort of the person keeps every promise.
- She's the sort person who keeps every promise.
- She's the sort of person who keeps every promise.
Cevabı göster
She's the sort of person who keeps every promise.
If ... could: koşul ve olası sonuç
“If you fall asleep” koşulu belirtir. “It could give you a concussion” ise olası bir sonucu belirtir. Burada could, geçmişteki bir yeteneği değil, “olabilir” anlamını taşır. Sonuç bilerek abartılmıştır: kitap o kadar ağırmış gibi anlatılır ki uyuyakalmak beyin sarsıntısına yol açabilir. if + geniş zaman, ... could + fiilin yalın hâli yapısı, olası bir koşulu olası bir sonuca bağlayabilir.
Alıştırma
“If Maya carries every book at once, her backpack could tear,” cümlesinde could tear neyi ifade eder?
- Kesinlikle gerçekleşecek bir sonuç
- Sırt çantasının geçmişteki bir yeteneği
- Koşulun olası bir sonucu
Cevabı göster
Koşulun olası bir sonucu
Cümle sonundaki right?: doğrulama veya katılma istemek
Bir ifadenin sonunda kullanılan right?, dinleyiciden az önce söyleneni doğrulamasını veya buna katılmasını ister. “Öyle değil mi?” ifadesine benzer, ancak gündelik konuşmada daha yaygın ve esnektir. Burada konuşmacı dinleyicilerin katılmasını bekler ve onları şakaya dâhil etmek için right? kullanır. Temel amaç, bilinmeyen bir bilgiyi ciddi biçimde sormak değildir.
Alıştırma
“The instructions are much clearer now, right?” cümlesinde konuşmacı right? ile temel olarak ne yapıyor?
- Resmî bir emir vermek
- instructions sözcüğünün tanımını sormak
- Dinleyiciyi doğrulamaya veya katılmaya davet etmek
Cevabı göster
Dinleyiciyi doğrulamaya veya katılmaya davet etmek
but it's also a thrilling examination of history
0:21ama aynı zamanda tarihin heyecan verici bir incelemesidir
most realistic characters you'll find anywhere.
0:26en gerçekçi karakterlerden bazılarıyla doludur.
sure, but it's also: kabul edip odağı değiştirmek
Burada sure, Savaş ve Barış'ın uzun olduğu noktasını kısaca kabul eder. Bu gözlemin geçerli olduğunu ve konuşanın bunu görmezden gelmediğini gösterir. Ardından but it's also, dikkati karşıt bir olumlu özelliğe yöneltir: kitap, tarihi heyecan verici biçimde inceler. Bu kalıp, değerlendirmeyi dengeli gösterirken konuşanın önemli bulduğu diğer tarafı vurgulamasını sağlar.
Alıştırma
Cümlede sure, but it's also ne işe yarıyor?
- İlk tanımı tamamen reddeder.
- Birbiriyle ilgisiz iki gerçeği eşit biçimde vurgular.
- Bir noktayı kabul eder, ardından başka bir önemli yöne geçer.
Cevabı göster
Bir noktayı kabul eder, ardından başka bir önemli yöne geçer.
populated with: hikâye dünyasını karakterlerle doldurmak
Populated with, gerçek anlamıyla insanların veya canlıların yaşadığı bir yeri tanımlayabilir. Buradaki yer, kitabın sunduğu dünyadır; dolayısıyla ifade, eserin derin ve gerçekçi karakterlerle dolu olduğu anlamına gelir. Bu kullanım, yalnızca kitapta karakterler olduğunu söylemekten daha canlı bir görüntü oluşturur. Eseri, sakinleriyle dolan ve onlar tarafından şekillenen bütün bir dünya olarak sunar.
Alıştırma
Cümleyi, derste geçen ve populated ile başlayan iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: The fantasy kingdom is ____ witches, giants, and talking foxes.
Cevabı göster
populated with
her yerde bulabileceğiniz en derin ve en gerçekçi karakterlerden bazıları
some of the + üstünlük derecesindeki sıfat + çoğul sayılabilir isim yapısı, birkaç üyenin en yüksek düzeyde görülen bir gruba ait olduğunu belirtir. Burada deepest ve most realistic sözcüklerinin ikisi de characters sözcüğünü niteler; yani karakterler iki özellik bakımından övülür. you'll find anywhere ilgi cümleciği karşılaştırmayı bu tek eserin ötesine taşır. Bu, güçlü bir övgüdür: Bu karakterler, bir okurun karşılaşabileceği en derin ve en gerçekçi karakterler arasında gösterilir.
Alıştırma
Cümleyi tam olarak some of the + üstünlük derecesi kalıbıyla ve good sözcüğünün üstünlük derecesini kullanarak tamamlayın: This guide recommends ____ family-friendly parks you'll find anywhere.
Cevabı göster
some of the best
just imagine how poor Tolstoy felt. Ton ve niyet
0:31zavallı Tolstoy'un ne hissettiğini bir düşünün.
uzunluğu gözünüzü korkutuyorsa
if yan cümlesinde its length öznedir; intimidates you ise bunun yarattığı etkiyi anlatır. Intimidate fiilinin öznesi bir şey veya soyut bir özellik olabilir; öznenin insan olması gerekmez. Burada uzunluk kimseyi bilerek tehdit etmiyor. Büyük olması okurun kendine daha az güvenmesine veya başlamaktan çekinmesine yol açıyor. Bu nedenle intimidates you, uzunluğun eseri ele almayı zor gösterdiği anlamına gelir.
Alıştırma
'The size of the project intimidates me,' cümlesinde intimidates me ne anlama gelir?
- Zor göründüğü için başlamaktan çekinmeme yol açar.
- Hemen bitirmek istememe yol açar.
- Projenin tam olarak ne kadar büyük olduğunu söyler.
Cevabı göster
Zor göründüğü için başlamaktan çekinmeme yol açar.
just imagine how poor Tolstoy felt: bakış açısını hayal ettirme ve acıma ifade etme
Just imagine biçim olarak emir cümlesidir, ancak burada bir emirden çok davet işlevi görür. Dinleyiciden Tolstoy’un yaşadıklarını zihninde canlandırmasını ister; how ... felt ise hayal edilmesi istenen duyguları ifade eder. Bir kişinin adından önce gelen poor, “talihsiz” veya “acıma duyulan” anlamına gelebilir. Burada Tolstoy’un parasız olduğu söylenmiyor. İfadenin tamamı, okurun uzun bir kitaba verdiği tepkiyle onu yazan kişinin deneyimini karşılaştırarak hafif ve mizahi bir acıma duygusu yaratıyor.
Alıştırma
Bu cümlede just imagine how poor Tolstoy felt ne işe yarıyor?
- Dinleyiciyi Tolstoy’un durumunu hayal etmeye ve mizahi bir acıma duymaya davet eder.
- Tolstoy’un çok az parası olduğunu belirtir.
- Dinleyiciye Tolstoy’un mali durumunu araştırmasını emreder.
Cevabı göster
Dinleyiciyi Tolstoy’un durumunu hayal etmeye ve mizahi bir acıma duymaya davet eder.
about a political dissident returning from exile in Siberia. Kalıp ifadeler
0:37Sibirya'daki sürgünden dönen siyasi bir muhalif hakkında.
set out to write: bir hedefle başlamak
Set out to write, set out to + fiilin yalın hâli kalıbını izler. “Yazma niyeti veya hedefiyle başlamak” anlamına gelir; böylece yazmayı amaçlı bir girişim olarak sunar. Bu cümlede başlangıçtaki hedefi kısa bir roman yazmaktı. İfade, başlangıç noktasındaki plana odaklanır. Yazarın eseri bitirip bitirmediğini veya nihai sonucun ilk plana uyup uymadığını tek başına göstermez.
Alıştırma
Hangi cümle, filtreyi oluşturmanın ekip işe başladığında sahip olduğu hedef olduğunu en iyi biçimde vurguluyor?
- The team set out to design a low-cost water filter.
- The team started designing a low-cost water filter.
- The team designed a low-cost water filter.
Cevabı göster
The team set out to design a low-cost water filter.
returning from exile: zorunlu ayrılıktan sonra geri dönmek
Returning from exile, “bir sürgün döneminden sonra geri dönmek” anlamına gelir. Exile sıradan bir yolculuk değildir; bir kişinin evinden ya da ülkesinden uzakta yaşamaya zorlandığı veya resmî olarak mecbur bırakıldığı bir durumdur. Burada returning from exile, a political dissident ifadesini niteleyen bir ortaç öbeğidir. Romanın hangi siyasi muhalifi anlattığını gösterir. Başka durumlara aktarılabilecek kalıp return from exile şeklindedir.
Alıştırma
Cümleyi return + edat + exile hedef yapısıyla tamamlayın: After the new government canceled a ban on his return, the writer was able to ____.
Cevabı göster
return from exile
had produced a 1,200 page epic: geçmişteki bir noktaya kadar tamamlanmış sonuç
Had produced, past perfect yapısıdır: had + geçmiş zaman ortacı. Anlatı, five years later denen geçmişteki bir noktaya ilerler ve o zamana kadar tamamlanmış olan bir sonuca geriye dönüp bakar. Burada produced “imal etti” değil, “yarattı veya yazdı” anlamındadır. İfadenin tamamı, bu büyük eserin söz konusu geçmiş zamana kadar bitmiş olduğunu vurgular.
Alıştırma
Hangi cümle, tamamlanmış bir sonucun geçmişteki bir son tarihe kadar çoktan bitmiş olduğunu açıkça gösterir?
- The team produces the final catalog every year.
- By the time the exhibition opened, the team had produced the final catalog.
- By the time the exhibition opened, the team was producing the final catalog.
Cevabı göster
By the time the exhibition opened, the team had produced the final catalog.
the burning of Moscow, and a semi-domesticated bear,
0:50Moskova'nın yanışı ve yarı evcilleştirilmiş bir ayı barındıran,
featuring: bir eserdeki dikkat çekici içeriği tanıtmak
Burada featuring, destansı eserin içerdiği dikkat çekici unsurları tanıtır: aşk hikâyeleri, savaş alanları ve listenin geri kalanı. Bu unsurların oyuncu olduğu anlamına gelmez. -ing ifadesi eseri tanımlar: an epic featuring X, an epic that features X anlamına gelir. Bu yapı, önemli içeriklerden oluşan kısa bir listeyi tanımlanan şeye bağlar.
Alıştırma
“The website has a section featuring free science experiments,” cümlesinde featuring ne yapar?
- Deneylerin başrol oyuncuları olduğunu söyler.
- Bölümden deneylerin çıkarıldığını söyler.
- Bölümdeki dikkat çekici içeriği tanıtır.
Cevabı göster
Bölümdeki dikkat çekici içeriği tanıtır.
but no exile and no political dissidents. Anlatım akışı
0:54ama ne bir sürgün ne de siyasi muhalifler vardı.
but no ... and no ...: bir listeyi karşıtlıkla bitirmek
Destansı eserin içerdiği şeyler uzun uzun sıralandıktan sonra but, dikkati eserde belirgin biçimde bulunmayan şeylere çevirir. Tekrarlanan no + isim ifadeleri paralel bir son oluşturur: no exile and no political dissidents. Eksik olan bu iki unsur ilk planın parçasıydı. Bu yüzden son bölüm yalnızca yeni bilgiler eklemez. Dikkati devasa tamamlanmış eserden, eserin ilk plandan ne kadar uzaklaştığına yöneltir ve ironik, mizahi bir kapanış yaratır.
Alıştırma
Bu cümlenin son kısmı ne yapıyor? “The kit includes paints, brushes, and paper, but no glue and no scissors.”
- Yapıştırıcı ve makasın boyadan neden daha önemli olduğunu açıklar.
- Listelenen eşyaların hiçbirinin sette olmadığını söyler.
- Dâhil edilen uzun eşya listesini dikkat çekici iki eksiklikle karşılaştırır.
Cevabı göster
Dâhil edilen uzun eşya listesini dikkat çekici iki eksiklikle karşılaştırır.
Here's how it happened: bir olayın nasıl geliştiğini anlatmaya geçiş
Here's how it happened bir geçiş cümlesidir: dinleyiciye, konuşmacının bir sonuca yol açan olayları veya adımları açıklamak üzere olduğunu bildirir. Here's açıklamayı başlatır, how sürece işaret eder ve it daha önce sözü edilen olayı karşılar. Cümle, sonuçtan veya sorudan olayın arka planındaki sürece geçerek bilgiyi düzenler.
Alıştırma
Konuşmacı Here's how it happened dediğinde neyin işaretini verir?
- Açıklamayı bitirip başka bir konuya geçtiğini.
- Sonuca yol açan süreci veya olayları açıklamak üzere olduğunu.
- Olayın gerçekleştiği yeri gösterdiğini.
Cevabı göster
Sonuca yol açan süreci veya olayları açıklamak üzere olduğunu.
was born to a famously eccentric aristocratic family in 1828. Kalıp ifadeler
1:001828'de tuhaflıklarıyla ünlü aristokrat bir ailenin çocuğu olarak doğdu.
a volcanic soul: yoğun bir karakteri anlatan mecaz
a volcanic soul ifadesinde volcanic mecazidir. Büyük enerji biriktirip sonra patlayan bir yanardağ imgesinden yararlanır. Burada soul kişinin iç yapısını ve karakterini anlatır; dolayısıyla bütün ifade Tolstoy'u yoğun, tutkulu ve zaman zaman patlayabilecek bir mizaca sahip biri olarak gösterir. Bu ifade Tolstoy'dan sonra gelen açıklayıcı bir ara sözdür: okuyucunun onunla ilgili ilk izlenimini biçimlendiren kısa bir betimleyici etikettir. Yanardağlar hakkında gerçek anlamlı bir iddia değil, canlı bir karakter tasviridir.
Alıştırma
Bu cümlede a volcanic soul nasıl bir kişiyi düşündürür?
- Mesleği volkanik kayaçları incelemek olan kişi.
- Bir yanardağın yakınında sessizce yaşayan kişi.
- Güçlü enerjiye ve patlamaya yatkın bir mizaca sahip kişi.
Cevabı göster
Güçlü enerjiye ve patlamaya yatkın bir mizaca sahip kişi.
was born to a ... family: aile kökenini belirtmek
was born to a ... family, bir kişinin hangi ebeveynlerin ya da ailenin çocuğu olarak doğduğunu belirtir. Bu nedenle doğum yeri veya tarihini değil, aile kökenini verir. Burada geçmiş zaman biçimi was born Tolstoy'u anlatır ve to onun aile geçmişini tanıtır. famously eccentric, ailenin alışılmadık oluşuyla geniş çevrelerce tanındığını; aristocratic ise sosyal sınıfını belirtir. İfade bir bütün olarak ailenin hem ününü hem de konumunu gösterir.
Alıştırma
Cümleyi derste öğrenilen aile kökeni ifadesiyle tamamlayın: Amir ____ a family of doctors.
Cevabı göster
was born to
he had already dropped out of Kazan University, Öbek fiiller
1:06Kazan Üniversitesi'ni çoktan bırakmış,
dropped out of: tamamlamadan ayrılmak
“Dropped out of”, bir kişinin bir okulu, kursu veya düzenli programı tamamlamadan bıraktığını anlatır. Burada, Kazan Üniversitesindeki öğrenimini tamamlamadan ayrıldığı anlamına gelir. Yapı drop out of + kurum, kurs veya program şeklindedir. Bu öbek fiil bir bütün olarak anlam taşır; drop burada fiziksel olarak düşmek demek değildir.
Alıştırma
“Tamamlamadan ayrıldı” anlamındaki öbek fiille tamamlayın: Maya ____ university before finishing her degree.
Cevabı göster
dropped out of
gambled away the family fortune: aile servetini kumarda kaybetmek
Gamble away something, bir şeyi kumar yoluyla, çoğu zaman tamamen veya felaket boyutunda kaybetmek demektir. Away bir sonuç anlamı ekler: kişinin sahip olduğu şey bu eylem yüzünden artık yoktur. The family fortune, bir ailenin sahip olduğu veya biriktirdiği servettir. Bu ifade yalnızca onun kumar oynadığını söylemez; kumarının aileye servetini kaybettirdiğini de anlatır.
Alıştırma
“Kumarda kaybetti” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: He ____ all his savings in one summer.
Cevabı göster
gambled away
and rejected the literary establishment to travel Europe. Kelime
1:12ve edebi kurulu düzeni reddedip Avrupa'yı gezmeye çıkmıştı.
By the time ... had already: geçmişteki bir sınırdan geriye bakmak
By the time he was 30, 30 yaşı geçmişteki bir sınır noktası olarak belirler. he had already + geçmiş zaman ortacı bu noktadan geriye bakar ve sıralanan olayların daha önce tamamlandığını belirtir. Tek bir had already, geçmiş zaman ortaçlarından oluşan bütün bir listeyle kullanılabilir: dropped, gambled, joined, written ve rejected. Yeniden kullanılabilir yapı By the time + simple past, ... had already + past participle biçimindedir; already, tamamlanmanın sınır noktasından önce gerçekleştiğini vurgular.
Alıştırma
Cümleyi By the time ve had already ile birlikte cook fiilinin doğru biçimini kullanarak tamamlayın: ____ the guests arrived, we ____ dinner.
Cevabı göster
By the time · had already cooked
rejected the literary establishment: edebiyattaki yerleşik otoriteyi reddetmek
Burada the literary establishment, edebiyat dünyasındaki etkili ana akım kişileri, kurumları ve kabul görmüş ölçütleri ifade eder. Establishment bir bina ya da işletmeyi değil, bir güç yapısını veya baskın çevreyi adlandırır. Reject the literary establishment, bu çevrenin otoritesini ve beklentilerini kabul etmemek demektir. the + alan + establishment kalıbı siyaset, sanat veya medya gibi alanlardaki yerleşik güç grubunu da gösterebilir.
Alıştırma
Örnekte the literary establishment ne anlama geliyor?
- edebiyattaki etkili ana akım otoriteler ve normlar
- yazarların yaşadığı bir bina
- edebî gezi kitapları satan bir işletme
Cevabı göster
edebiyattaki etkili ana akım otoriteler ve normlar
He then settled into Yasnaya Polyana: Yasnaya Polyana'ya yerleşti
Settled into, Yasnaya Polyana'yı evi hâline getirdiğini ve orada istikrarlı, rahat bir yaşam sürmeye başladığını belirtir. Yalnızca oraya varmayı değil, bir yerde düzen kurmayı anlatır. settle into + yer veya yeni ortam kalıbı; bir okula, işe, eve ya da günlük düzene alışmayı da anlatabilir. Then bu değişikliği biyografinin zaman çizelgesindeki bir sonraki noktaya yerleştirir.
Alıştırma
Yeni bir ortama alışmayı anlatmak için cümleyi settle into ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After a few weeks, Nina ____ her new school.
Cevabı göster
settled into
his ancestral mansion: atalarından kalma konağı
An ancestral mansion, bir kişinin ataları ve aile geçmişiyle bağlantılı büyük bir evdir. Ancestral, mülkün önceki kuşaklardan geldiğini veya onlara ait olduğunu; mansion ise çok büyük ve görkemli bir konut olduğunu belirtir. Burada his ancestral mansion, Yasnaya Polyana'yı başka bir ifadeyle açıklayan eş görevli bir yapıdır. Buranın yalnızca yeni bir ev değil, miras aldığı aile geçmişinin bir parçası olduğunu ekler.
Alıştırma
Burada his ancestral mansion ne anlama geliyor?
- Yeni yapılmış bir kamu binası
- Geçici olarak kalınan küçük bir ev
- Ailesinin önceki kuşaklarıyla bağlantılı büyük bir ev
Cevabı göster
Ailesinin önceki kuşaklarıyla bağlantılı büyük bir ev
the Decembrists: Dekabristler
The Decembrists, Aralık 1825'teki başarısız ayaklanmayla bağlantılı Rus devrimcilerdi ve çoğunlukla soylu ailelerden gelen subaylardan oluşuyordu. Bu ad tarihî bir özel addır; aralık ayıyla bağlantılı insanları genel olarak adlandırmaz. Bu cümlede pardoned in 1856 after 30 years in exile, dönüşlerinin uzun bir cezadan sonra gerçekleştiğini gösterir. Bu kısa arka plan, dönüşlerinin neden tarihî bir eserin konusu olabildiğini açıklar.
Alıştırma
Bu cümlede the Decembrists kimlerdir?
- Rusya'daki bir konağın adı
- Her aralık ayını kutlayan insanlar
- 1825 ayaklanmasıyla bağlantılı belirli bir Rus devrimci grubu
Cevabı göster
1825 ayaklanmasıyla bağlantılı belirli bir Rus devrimci grubu
a band of well-born revolutionaries: üst sınıf ailelerden gelen bir grup devrimci
Burada a band of, ortak bir amaç veya etkinlikle bir araya gelmiş bir grup insanı ifade eder; bir müzik grubu anlamına gelmez. Well-born, toplumsal konumu yüksek bir ailede doğmuş anlamına gelen eski ve resmî bir sıfattır. İfade bir bütün olarak bu kişileri ayrıcalıklı toplumsal çevrelerden gelen devrimciler diye hızlıca tanımlar. Tarih anlatımında grubun hem rolünü hem de sınıfsal geçmişini kısa biçimde vermenin bir yoludur.
Alıştırma
a band of well-born revolutionaries ifadesinde well-born, devrimciler hakkında ne anlatır?
- Doğduklarında fiziksel olarak sağlıklıydılar.
- Devrimci olmadan önce müzisyendiler.
- Toplumsal konumu yüksek ailelerden geliyorlardı.
Cevabı göster
Toplumsal konumu yüksek ailelerden geliyorlardı.
pardoned ... after 30 years in exile: 30 yıllık sürgünün ardından affedilen
Bu cümlede pardoned, bir hükümdarın veya hükûmetin devrimcilere verilen yasal ya da siyasi cezayı resmî olarak kaldırdığı veya bağışladığı anlamına gelir. In exile, sürgün edildiği ya da güvenli biçimde dönemediği için kişinin kendi ülkesinden veya evinden uzakta yaşaması demektir. Kısaltılmış edilgen yan cümle pardoned in 1856 after 30 years in exile, revolutionaries sözcüğünü niteler. Zaman çizgisini kısaca verir: 30 yıl sürgünde yaşadılar ve ardından 1856'da resmî olarak affedildiler. Bu tarih özetinde af, o uzun cezadan kurtuluş olarak sunulur.
Alıştırma
Bir aktivist, hükûmet onu ayrılmaya zorladığı için on yıldır ülkesinin dışında yaşamaktadır. Ardından başkan cezasını resmî olarak kaldırır. Hangi cümle olanları en iyi açıklar?
- The activist went on vacation after leaving the country.
- The activist was personally forgiven by a friend after ten years abroad.
- The activist was officially pardoned after ten years in exile.
Cevabı göster
The activist was officially pardoned after ten years in exile.
how could he tell the story of the Decembrists' return from exile Anlatım akışı
1:31Dekabristlerin sürgünden dönüş hikayesini nasıl anlatabilirdi
when they revolted against the conservative Tsar Nicholas II? Kalıp ifadeler
1:37muhafazakar Çar II. Nikolay'a isyan ettikleri zamanı?
How could he tell ... without telling ...: önceki arka planı gerekli göstermek
How could he tell A without telling B? gerçek bir yöntem sorusu değil, retorik bir sorudur. A'yı açık biçimde anlatabilmek için B'nin de anlatılması gerektiğini ifade eder. Burada bu yapı, anlatıyı Dekabristlerin dönüşünden 1825 olaylarına doğru geriye götürür. Bilgiyi bir zincir biçiminde düzenler: daha sonraki olay, önceki nedeni veya arka planı olmadan tam olarak anlaşılamaz.
Alıştırma
Örnekteki retorik soru neyi ima ediyor?
- Tolstoy iki hikâyeyi de nasıl anlatacağını bilmiyor.
- Dönüş, 1825'ten söz edilmeden açıklanabilir.
- 1825 olayları, dönüşü açıklamak için gerekli bir arka plandır.
Cevabı göster
1825 olayları, dönüşü açıklamak için gerekli bir arka plandır.
revolted against: bir otoriteye karşı açık direniş
Bir hükümdara, hükûmete, sisteme veya otoriteye karşı revolt against kullanmak, açık ve ciddi bir direnişle ayaklanmak anlamına gelir. Against, direnilen kişiyi veya sistemi belirtir. Bu cümlede they revolted against, kişisel bir anlaşmazlığı veya şikâyeti değil, siyasi bir ayaklanmayı anlatır. Geçmiş zaman biçimi revolted, bu eylemi tarihsel anlatıya yerleştirir.
Alıştırma
revolt fiilini basit geçmiş zamanda kullanın ve doğru edatı ekleyin: The citizens ____ the monarchy.
Cevabı göster
revolted against
And how could he do that without telling the story of 1812,
1:41Ve bunu 1812'nin hikayesini anlatmadan nasıl yapabilirdi,
helped trigger the authoritarianism Kalıp ifadeler
1:47otoriterliği tetiklemeye yardımcı olduğu zamanı
the Decembrists were rebelling against? Kalıp ifadeler
1:49Dekabristlerin tam da isyan ettiği şeyi?
helped trigger: sonuca katkıda bulunan bir neden
Helped trigger ifadesinde trigger bir olayın veya sürecin başlamasına neden olmak anlamına gelir; helped ise neden-sonuç iddiasını daha az kesin hâle getirir. Napolyon'un işgali, sonuca katkıda bulunan etkenlerden biri olarak sunulur; tek neden olduğu söylenmez. Birden fazla neden söz konusu olabileceğinde X helped trigger Y kalıbı kullanılabilir.
Alıştırma
Hangi cümle, politikanın tek neden olmak zorunda olmadan sonuca katkıda bulunan nedenlerden biri olduğunu en açık biçimde belirtir?
- The policy triggered the protests.
- The policy helped trigger the protests.
- The protests helped trigger the policy.
Cevabı göster
The policy helped trigger the protests.
were rebelling against: bir hedefe karşı süren başkaldırı
Rebel against + isim, bir otoriteye, sisteme veya kurala etkin biçimde direnmek ya da karşı çıkmak anlamına gelir. Against, direnişin hedefini belirtir. Burada the authoritarianism, against sözcüğünün nesnesi olarak anlaşılır; ancak the authoritarianism the Decembrists were rebelling against örneğinde olduğu gibi ilgi cümleciğinden önce gelir. İngilizcede bu tür bir cümlecikte edat sonda kalabilir. Geçmişte devam eden were rebelling yapısı, direnişi geçmişteki o sırada sürmekte olan bir eylem olarak gösterir.
Alıştırma
Cümleyi rebel fiilinin hedefini belirten edatla tamamlayın: The workers were rebelling ____ the unfair rules.
Cevabı göster
against
when the Russians first learned of the threat Napoleon posed Kalıp ifadeler
1:56Rusların Napolyon'un oluşturduğu tehdidi ilk öğrendikleri zamanı
after their defeat at the Battle of Austerlitz. Kültür
1:59Austerlitz Muharebesi'ndeki yenilgilerinden sonra.
the threat Napoleon posed: pose a threat yapısı
Bu ifade “Napolyon'un oluşturduğu tehlike” anlamına gelir. “Tehlike yaratmak veya tehlike teşkil etmek” anlamındaki resmî pose a threat kalıbından gelir. the threat Napoleon posed yapısında threat nitelenen isimdir ve that ilgi zamiri düşürülmüştür: the threat (that) Napoleon posed. Bu yapı, resmî anlatımda önce tehdidin adını koyup ardından onu kimin ya da neyin oluşturduğunu belirtmeyi sağlar.
Alıştırma
İlgi cümlesini pose a threat kalıbında kullanılan geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The committee studied the threat the leak ____ to public safety.
Cevabı göster
posed
tarihsel bir zaman işareti olarak Austerlitz Muharebesi
Austerlitz Muharebesi, Napolyon Savaşları sırasında 1805'te yapılan önemli bir savaştı; Napolyon'un Fransız ordusu burada birleşik Rus ve Avusturya kuvvetlerini yendi. Bu cümlede after their defeat, Rusların Napolyon tehdidini fark etmesini bu yenilgiden sonraya yerleştirir. Dolayısıyla savaşın adı, Rusların onu neden ciddi bir tehlike olarak görmeye başladığını açıklayan tarihsel noktayı işaretler.
Alıştırma
the Battle of Austerlitz bu cümlede nasıl bir rol oynar?
- Napolyon'un doğduğu yerin adını verir.
- Rusların ardından Napolyon tehdidini fark ettiği yenilgiyi işaretler.
- Rusya ile Fransa arasında barışçıl bir buluşmayı anlatır.
Cevabı göster
Rusların ardından Napolyon tehdidini fark ettiği yenilgiyi işaretler.
So Tolstoy began writing both about the big events of history Dilbilgisi
2:02Böylece Tolstoy hem tarihin büyük olayları hakkında yazmaya başladı
and the small lives that inhabit those events. Deyimler
2:06hem de o olayların içinde yaşayan küçük hayatlar hakkında.
both about ... and ...: iki konuyu birlikte kapsamak
both about A and B yapısında both iki konunun da kapsandığını gösterir, and ise ikinci konuyu başlatır. Buradaki iki konu the big events of history ve the small lives that inhabit those events ifadeleridir. about edatı yalnızca ilk isim öbeğinin önünde görünse de bağlanan iki isim öbeği için de geçerlidir. Bu dengeli yapı, iki ölçeği veya temayı aralarında seçim yapmadan yan yana sunmayı sağlar.
Alıştırma
both ... and ... kullanarak ikili yapıyı tamamlayın: The podcast is ____ about space travel ____ the people who make it possible.
Cevabı göster
both · and
that inhabit those events: mekânsal bir benzetme
that inhabit those events ifadesinde that, the small lives ifadesini tanımlayan bir ilgi cümleciğini başlatır. Inhabit normalde bir yerde yaşamak anlamına gelir, ancak buradaki nesnesi fiziksel bir yer değil, those events ifadesidir. Bu sözcük seçimi, büyük tarihsel olayları sıradan insanların hayatlarını barındıran alanlar gibi gösterir. Benzetme, kişisel hayatın tarihten ayrı değil, tarihin içinde geliştiğini anlatır.
Alıştırma
that inhabit those events bu cümlede nasıl bir etki yaratır?
- Tarihsel olayları bireysel hayatları içeren alanlar olarak sunar.
- Olayların yalnızca binaların içinde gerçekleştiğini söyler.
- Küçük hayatların tarihsel olaylara neden olduğu anlamına gelir.
Cevabı göster
Tarihsel olayları bireysel hayatları içeren alanlar olarak sunar.
the class he knew best: virgülden sonra açıklayıcı ad öbeği
the class he knew best, aristocrats sözcüğünden sonra gelen ve bu grubu başka bir adla açıklayan bir ad öbeğidir. Virgülle ayrılmış açıklayıcı bir eş görevli ögedir: aristocrats ile the class aynı kişileri belirtir. Bu açıklayıcı öbekte he knew best, class sözcüğünü niteler ve yapı the class that he knew best şeklinde genişletilebilir. Bu kısa yapı, yeni bir cümle başlatmadan arka plan ekler; burada onun bu grubu neden seçtiğini de açıklamaya yardımcı olur.
Alıştırma
Hangi cümlede Liam’ın kim olduğu virgülle eklenen açıklayıcı bir ad öbeğiyle belirtiliyor?
- We asked Liam to check the computer with the technician he trusted most.
- We asked Liam, the technician we trusted most, to check the computer.
- Liam, who trusted the technician most, asked us to check the computer.
Cevabı göster
We asked Liam, the technician we trusted most, to check the computer.
The book only occasionally touches on the lives Öbek fiiller
2:11Kitap sadece ara sıra dokunur yaşamlarına
of the vast majority of the Russian population, Kalıp ifadeler
2:14Rus nüfusunun büyük çoğunluğunun,
only occasionally touches on: seyrek ve kısa biçimde ele alma
touches on, “ayrıntıya girmeden kısaca söz eder veya ele alır” anlamına gelen bir öbek fiildir. touches on the lives of the population örneğinde olduğu gibi nesnesi bir konudur. only occasionally sıklığı sınırlar: bu kısa ilgi yalnızca zaman zaman görülür. İfade bir bütün olarak konunun nadiren geçtiğini ve ana odak olmadığını belirtir; kitabın bu konudan hiç söz etmediği anlamına gelmez.
Alıştırma
“Kısaca ve yalnızca zaman zaman söz eder” anlamındaki dört sözcüklü ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: The podcast ____ local history.
Cevabı göster
only occasionally touches on
vast majority: çok yüksek bir oran
The vast majority, bir grubun yarısından çok daha fazlasını oluşturan çok büyük bir bölüm demektir; ancak mutlaka herkes anlamına gelmez. Bu cümlede Rusya nüfusunun çok büyük bölümünün köylülerden veya serflerden oluştuğunu belirtir. Yeniden kullanılabilir kalıp the vast majority of + grup şeklindedir. Vast, fiziksel büyüklüğü değil, oranın son derece yüksek olduğunu belirterek majority sözcüğünü güçlendirir.
Alıştırma
Cümleyi bu derste öğrenilen ve “çok yüksek bir oran” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The ____ of residents voted to keep the park open.
Cevabı göster
vast majority
peasants or even serfs: iki tarihsel statü arasındaki fark
Peasants, toprağı işleyen ve genellikle düşük sosyal ve ekonomik konuma sahip kırsal insanlardı. Serfs ise serflik düzeninde hukuken ve toplumsal olarak toprağa bağlı olan, toprağın sahibine emek veya hizmet sunmak zorunda kalan kişilerdi. Burada serfs yalnızca çiftçiler anlamına gelmez. Or even ifadenin gücünü bir basamak artırır: yazar, daha geniş peasants kategorisinden daha kısıtlı ve daha az özgür serfs statüsüne geçer.
Alıştırma
Bu cümlede serfs sözcüğünü en iyi hangi ifade açıklar?
- Toprak sahiplerine hizmet etmeleri için sosyal ve hukuki bir sistemle bağlı olan çiftçilerdi.
- Büyük çiftliklerin zengin sahipleriydi.
- İstedikleri yere gitmekte tamamen özgür sıradan çiftçilerdi.
Cevabı göster
Toprak sahiplerine hizmet etmeleri için sosyal ve hukuki bir sistemle bağlı olan çiftçilerdi.
bound to serve: tahmin değil, yükümlülük
farmers bound to serve ifadesinde bound to serve, who were bound to serve yapısının kısaltılmış biçimidir ve farmers sözcüğünü niteler. Buradaki bound, bir yasa, sistem veya yükümlülük nedeniyle bağlı ya da kısıtlanmış olmak demektir. Bu ifade, çiftçilerin toprak sahiplerine hizmet etmek zorunda olduğunu anlatır. Hizmet etmelerinin muhtemel olduğuna dair bir tahmin değildir.
Alıştırma
Örnekte bound to serve ne anlama geliyor?
- Toprak sahiplerine gönüllü olarak hizmet edecekleri neredeyse kesindi.
- Sistem, onları toprak sahiplerine hizmet etmek zorunda bırakıyordu.
- Toprak sahiplerinin kendilerine hizmet etmesini bekliyorlardı.
Cevabı göster
Sistem, onları toprak sahiplerine hizmet etmek zorunda bırakıyordu.
War and Peace opens on the eve of war between France and Russia. Kalıp ifadeler
2:23Savaş ve Barış, Fransa ile Rusya arasındaki savaşın arifesinde açılır.
on the eve of war: savaştan kısa süre önce
On the eve of war, savaşın başlamasından kısa süre önce demektir. Bu ifadede eve, önemli bir olaydan hemen önceki dönemi anlatır; mutlaka bir akşamı belirtmez. Bu ifade, romanın başlangıcını savaşın çıkmak üzere olduğu gergin bir dönüm noktasına yerleştirir. Benzer bir zaman arka planı oluşturmak için on the eve of + olay yapısını kullanabilirsiniz.
Alıştırma
Cümleyi, bu derste geçen ve “önemli bir olaydan kısa süre önce” anlamına gelen dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The candidates made their final appeals ____ the election.
Cevabı göster
on the eve of
Aristocrats at a cocktail party fret about the looming violence, Kalıp ifadeler
2:27Bir kokteyl partisindeki aristokratlar yaklaşan şiddetten endişelenirler,
fret about the looming violence: yaklaşan şiddetten kaygılanmak
Fret about, bir şey hakkında gergin biçimde kaygılanmayı sürdürmek demektir. Nötr worry about ifadesinden daha güçlü ve süregelen bir endişe anlatır. Looming, hoş olmayan bir şeyin yaklaştığını ve muhtemelen yakında gerçekleşeceğini belirtir. Bu ifadede şiddet henüz yaşanmamıştır, ancak şimdiden bir tehdit gibi hissedilir.
Alıştırma
Hangi cümle yürüyüşçülerin yakın görünen bir tehlike konusunda kaygılı biçimde endişelendiğini doğal olarak anlatır?
- The hikers fretted about the looming storm.
- The hikers discussed the distant storm.
- The hikers celebrated the looming storm.
Cevabı göster
The hikers fretted about the looming storm.
change the topic to + yeni bir konu
Change the topic to + isim öbeği, bir konuşmayı mevcut konusundan yeni bir konuya taşımak demektir. To sözcüğünden sonra gelen bölüm yeni konunun ne olduğunu belirtir. Cümlede but then geçişi haber verir, change the topic to ise konuşmanın daha sonra hangi konuya yöneldiğini gösterir. Bu yapıyı hem bir konu değişikliğini anlatmak hem de böyle bir değişiklik önermek için kullanabilirsiniz.
Alıştırma
Konuşmayı yeni bir konuya taşımak anlamındaki ders ifadesini kullanarak cümleyi tamamlayın: We have finished talking about homework, so let's ____ the class trip.
Cevabı göster
change the topic to
This first scene is indicative of the way Kalıp ifadeler
2:37Bu ilk sahne, kitabın nasıl işlediğinin bir göstergesidir
is indicative of the way: genel bir yöntemi gösterir
Be indicative of, “bir şeye işaret etmek” veya “daha geniş bir örüntüyü göstermek” anlamına gelir. Burada ilk sahne, kitabın siyasal olaylarla kişisel yaşamlar arasında genel olarak nasıl gidip geldiğine dair bir kanıttır. The way, sahnenin ortaya çıkardığı örüntüyü tanıtır. Bu analitik bir iddiadır: küçük bir bölüm, eserin bütünüyle ilgili bir özelliği temsil eder.
Alıştırma
Cümleyi resmî yapı be indicative of the way ile tamamlayın: The opening scene ____ the film handles fear.
Cevabı göster
is indicative of the way
the book bounces between the political and personal: siyasal olanla kişisel olan arasında gidip gelir
Bounce between A and B, bir topun iki yer arasında ileri geri hareket etmesi görüntüsünü kullanır. Burada, kitabın iki içerik türü arasında odağını tekrar tekrar değiştirmesini anlatan bir mecazdır. The political kamusal olayları ve gücü, the personal ise özel yaşamları ve duyguları ifade eder. İngilizcede the + adjective yapısı, her sıfatı geniş bir kategoriye dönüştürür. İfade, tekrarlanan geçişleri vurgular.
Alıştırma
Cümleyi bounce between A and B yapısının doğru biçimiyle tamamlayın: The podcast ____ history ____ comedy.
Cevabı göster
bounces between · and
over an ever-widening canvas: genişleyen bir anlatı alanı
Canvas sözcüğü kelime anlamıyla resim yapılan bez yüzeydir. Burada ise kitabın kapsayabileceği anlatı alanını, yani kişileri, yerleri, olayları ve temaları anlatan bir mecazdır. Over an ever-widening canvas, bu alanın sürekli genişlediği anlamına gelir. Bu ifade, kitabın siyasal yaşam ile kişisel yaşam arasında ne kadar geniş bir ölçekte hareket ettiğini açıklar. Gerçek bir tuvali anlatmaz; kitabın büyük bir hikâye dünyasının giderek daha fazla bölümünü birbirine bağladığını söyler.
Alıştırma
Bu edebiyat yorumunda over an ever-widening canvas ne anlama gelir?
- Tek bir küçük ortamla sınırlı kalan bir hikâyenin içinde
- Kapsamı sürekli genişleyen bir hikâye dünyası boyunca
- Giderek büyüyen gerçek bir resim yüzeyinin üzerinde
Cevabı göster
Kapsamı sürekli genişleyen bir hikâye dünyası boyunca
There are no main characters in War and Peace. Anlatım akışı
2:45Savaş ve Barış'ta hiçbir ana karakter yoktur.
There are no main characters: beklenen hikâye yapısını reddetmek
There are no + çoğul isim biçimindeki varlık yapısı, söz edilen durumda belirli bir şeyin bulunmadığını belirtir. Burada no main characters, uzun bir romanın bir veya iki başkişinin etrafında gelişmesi gerektiğine ilişkin yaygın beklentiyi reddeder. Bir inceleme cümlesi olarak bu kısa olumsuz ifade, sonraki düşünceyi düzenler: önce beklenen modeli ortadan kaldırır, ardından yazarın daha geniş ve çok karakterli bir yapıyı açıklamasına zemin hazırlar. Kitapta hiç karakter olmadığı anlamına gelmez.
Alıştırma
There are no main characters bu incelemede nasıl bir işlev görüyor?
- En önemli karakterlerin adlarını tanıtır.
- Tek bir merkezî kahraman beklentisini reddeder ve kitabın daha geniş yapısının açıklanmasına hazırlık yapar.
- Kitapta hiç insan bulunmadığını iddia eder.
Cevabı göster
Tek bir merkezî kahraman beklentisini reddeder ve kitabın daha geniş yapısının açıklanmasına hazırlık yapar.
Instead: bir açıklamanın yerine başka bir açıklama koymak
Instead, cümle başında kullanılan ve yerine koyma ilişkisini gösteren bir bağlayıcıdır. Okura, önceki bağlamdaki bir düşünceyi, beklentiyi veya seçeneği bir kenara bırakıp ardından geleni onun yerine kabul etmesi gerektiğini bildirir. Burada açıklamanın yönünü ana karakter merkezli bir okumadan, okurların içine girdiği ilişkiler ağına çevirir. Başka durumlara aktarılabilecek kalıp “not A. Instead, B.” şeklindedir.
Alıştırma
Hangi cümlede bir kenara bırakılmış düşünce veya planın yerine geçen şeyi tanıtmak için bağlayıcı kullanılmıştır?
- The bus was crowded. Besides, it was expensive.
- The bus was late. However, we arrived on time.
- We did not take the bus. Instead, we walked.
Cevabı göster
We did not take the bus. Instead, we walked.
ilişkiler ve sorulardan oluşan geniş, iç içe geçmiş bir ağ
Burada web, internet veya gerçek bir örümcek ağı değil, bir benzetmedir. Bir ağdaki iplikler gibi ilişkiler ve sorular da eser boyunca birbirine bağlanır. Vast ölçeğin büyüklüğünü vurgular; interlocking ise parçaların birbirine geçtiğini ve birbirini etkilediğini belirtir. İsim öbeğinin tamamı, parçaları bütünüyle ayrı düşünülemeyen büyük ve karmaşık bir yapı sunar.
Alıştırma
Bu cümlede vurgulanan ifade neyi düşündürür?
- Okurlar, içinde sorular bulunan büyük bir web sitesi bulur.
- Her ilişki ve soru diğerlerinin tümünden ayrıdır.
- İlişkiler ve sorular çok sayıdadır, birbirine sıkıca bağlıdır ve birbirini etkileyebilir.
Cevabı göster
İlişkiler ve sorular çok sayıdadır, birbirine sıkıca bağlıdır ve birbirini etkileyebilir.
hapless and illegitimate: karakterle ilgili iki bilgi
Bu karakter tanımında hapless, şanssız veya talihsiz anlamına gelir ve çoğu zaman kişiye karşı biraz acıma duygusu uyandırır. Illegitimate, anne babası birbiriyle evli değilken doğmuş demektir. Burada illegitimate, oğlun doğum statüsünü belirtir; onun yasa dışı bir şey yaptığını söylemez. İki sıfatın da son sözcüğünden önce kullanılması, iki tür geçmiş bilgisini tek bir isim öbeğinde toplar: kötü şansını ve hikâyenin aristokrat ortamındaki dezavantajlı toplumsal konumunu.
Alıştırma
Bu cümlede hapless and illegitimate, oğul hakkında hangi bilgileri veriyor?
- Çaresizdir ve yasayı çiğnemiştir.
- Neşelidir ve kontun hukuk danışmanıdır.
- Şanssızdır ve birbiriyle evli olmayan anne babadan doğmuştur.
Cevabı göster
Şanssızdır ve birbiriyle evli olmayan anne babadan doğmuştur.
beautiful but conniving: olumsuz bir karşıtlık
Conniving, istediğini elde etmek için gizlice plan yapan veya insanları yönlendiren birini anlatır. Açıkça olumsuz bir sözcüktür: prenses yalnızca zeki değil, hesapçı ve güvenilmez biri olarak sunulur. beautiful but conniving ifadesinde but, çekici bir görünüş ile rahatsız edici bir karakter özelliğini karşılaştırır. Bu kısa karşıtlık, dinleyiciyi onun güzelliğini beğenmeye ama niyetlerine güvenmemeye yönlendirir.
Alıştırma
Hangi açıklama a conniving princess ifadesine en uygundur?
- İstediğini elde etmek için insanları gizlice yönlendirir.
- Sorunları hızlı ve dürüst bir şekilde çözer.
- Güzeldir ama konuşamayacak kadar utangaçtır.
Cevabı göster
İstediğini elde etmek için insanları gizlice yönlendirir.
Will his only friend survive the battlefields of Austria?
2:58Onun tek arkadaşı Avusturya'nın savaş alanlarından sağ çıkabilecek mi?
what about: tartışmaya başka bir noktayı eklemek
What about + isim, zamir veya -ing yapısı, karşı taraftan o kişiyi, şeyi ya da durumu da göz önünde bulundurmasını ister. Bu cümlede genç kızın durumunu zaten devam eden bir tartışmaya ekler. Başta And ile kullanıldığında, ‘dikkate alınacak başka bir nokta daha var’ anlamında konuşma geçişi görevi görür. Devamında bağlama göre bir plan, sorun veya kişi sorulabilir.
Alıştırma
Rota zaten planlandıktan sonra geriye kalan bir konuyu doğal biçimde gündeme getiren cümle hangisidir?
- What is the weather about?
- What about the weather?
- Where about the weather?
Cevabı göster
What about the weather?
falling in love with both men at once: iki adama aynı anda âşık olmak
Fall in love with + kişi, o kişiye karşı romantik sevgi hissetmeye başlamak anlamına gelir. Burada falling, daha geniş olan What about ... sorusunun içinde genç kızın ne yaptığını anlattığı için -ing biçimindedir. Both men tam olarak iki erkeği ifade eder ve at once burada ‘aynı anda’ demektir. İfade bütünüyle, genç kızın iki erkeğe aynı anda romantik sevgi duymaya başladığını anlatır; bu bağlamda at once ‘hemen’ anlamına gelmez.
Alıştırma
Fall in love with ifadesinin doğru biçimini, both neighbors ve at once ile birlikte kullanarak öykü özetini tamamlayın: In the novel, Mira ____.
Cevabı göster
falls in love with both neighbors at once
mix and mingle: insanların arasında dolaşıp etkileşim kurmak
Mix and mingle, anlamları birbirine yakın iki fiili yan yana getirir. Sosyal ortamlarda farklı insanların arasında dolaşıp onlarla konuşmak veya etkileşim kurmak anlamına gelir. Tekrarlanan m sesi ifadeye hafif ve ritmik bir hava verir. Burada bir hikâyeyi anlatmak için mecazi olarak kullanılmıştır: gerçek tarihî kişiler ile uydurma karakterler aynı dünyada görünür ve etkileşim kurabilir. Başka durumlara aktarılabilecek temel fikir, farklı kişi veya grupların ayrı kalmak yerine bir araya gelmesidir.
Alıştırma
Cümleyi “farklı insanların arasında dolaşıp etkileşim kurmak” anlamındaki iki fiilli ifadeyle tamamlayın: At the school fair, families can ____ before the show begins.
Cevabı göster
mix and mingle
fictional folk: kurgusal karakterler için eğlenceli bir ifade
Burada folk, “insanlar” anlamına gelen topluluk bildiren bir sözcüktür; dolayısıyla fictional folk, bir hikâyedeki hayalî kişileri veya karakterleri ifade eder. Halk müziğini ya da folkloru anlatmaz. Folk, anlatımı tarafsız fictional characters ifadesine göre daha sıcak, konuşma diline yakın ve biraz daha eğlenceli yapar. Daha resmî historical figures ifadesinin yanında kullanılması, anlatılan kişileri değiştirmeden bilinçli bir üslup geçişi oluşturur.
Alıştırma
Cümledeki fictional folk ifadesini en iyi hangi seçenek açıklar?
- Rahat ve eğlenceli bir dille anlatılan hayalî karakterler
- Hukuki bir dille anlatılan gerçek kırsal bölge sakinleri
- Resmî bir dille ele alınan geleneksel şarkılar ve âdetler
Cevabı göster
Rahat ve eğlenceli bir dille anlatılan hayalî karakterler
and even one of Tolstoy's ancestors plays a background part. Kalıp ifadeler
3:12ve hatta Tolstoy'un atalarından biri arka planda rol alır.
plays a background part: küçük ve merkezde olmayan bir rol oynamak
Bu cümlede plays a background part, Tolstoy'un bir atasının romanda yer aldığını ancak ana karakter ya da hikâyenin merkezindeki bir güç olmadığını anlatır. play a part kalıbı “bir rolü ya da katılımı olmak” anlamına gelir. background sözcüğü bu rolün önemini azaltır: kişi merkezde değil, kenarda yer alır.
Alıştırma
play a background part ifadesini geniş zamanın doğru biçiminde kullanın: In the school play, the silent guard ____.
Cevabı göster
plays a background part
But while the characters and their psychologies are gripping, Dilbilgisi
3:17Ama karakterler ve psikolojileri sürükleyici olsa da,
Tolstoy is not afraid to interrupt the narrative Kalıp ifadeler
3:20Tolstoy anlatıyı bölmekten korkmaz
to pose insightful questions about history. Kalıp ifadeler
3:23tarih hakkında içgörü dolu sorular sormak için.
But while ... are gripping, ... is not afraid to ...: ödünleyici bir odak değişimi
Burada while ödünleme anlamındadır; “... olsa da” demektir, “... olduğu sırada” anlamına gelmez. Giriş yan cümlesi önce karakterlerin ve psikolojilerinin sürükleyici olduğunu kabul eder. Ardından ana cümle dikkati farklı bir özelliğe çevirir: Tolstoy hikâyeyi keserek tarih hakkında sorular sorar. But while A, B kalıbı, bir eleştirmenin A'yı kabul edip sonra B'yi artık daha önemli olan nokta olarak sunmasını sağlar.
Alıştırma
Bu cümlede while ne işe yarıyor? While the design is simple, the device is not afraid to tackle difficult jobs.
- Basit tasarımı, cihazın zor işleri yapabilmesinin nedeni olarak gösterir.
- Cihazın yalnızca biri onu tasarlarken zor işleri yaptığını söyler.
- Basit tasarımı kabul ettikten sonra cihazın şaşırtıcı yeteneğine geçer.
Cevabı göster
Basit tasarımı kabul ettikten sonra cihazın şaşırtıcı yeteneğine geçer.
to interrupt the narrative: başka bir içerik eklemek için anlatıyı duraklatmak
Interrupt the narrative, yorum, açıklama, arka plan bilgisi veya başka bir içerik eklemek için bir hikâyenin ya da anlatımın ilerleyişini geçici olarak durdurmak demektir. Burada to interrupt, is not afraid ifadesinden sonra gelir ve Tolstoy'un yapmaktan çekinmediği eylemi belirtir. Bu kesinti bilinçlidir ve hikâyeden tarih hakkındaki sorulara geçmesini sağlar.
Alıştırma
Bir incelemede The film interrupts the narrative with interviews ne anlama gelir?
- Röportajlar, başka bir içerik türünün eklenebilmesi için hikâyenin akışını kısa süreliğine durdurur.
- Film hikâyeyi kaldırır ve bir röportaj programına dönüşür.
- Röportajlar hikâyenin hiç durmadan daha hızlı ilerlemesini sağlar.
Cevabı göster
Röportajlar, başka bir içerik türünün eklenebilmesi için hikâyenin akışını kısa süreliğine durdurur.
pose insightful questions about: bir konu hakkında resmî biçimde ufuk açıcı sorular ortaya atmak
Pose a question, insanların düşünmesi için bir soruyu ortaya atmak veya sunmak anlamına gelen resmî bir kullanımdır. Insightful, soruların derin bir anlayış gösterdiğini ya da daha derin düşünmeye yönelttiğini belirtir; about ise konuyu tanıtır. Bu cümlede to pose, anlatıyı kesmenin amacını açıklar. Kullanışlı kalıp pose + sıfat + question(s) + about + konu şeklindedir.
Alıştırma
Bir makalenin üzerinde düşünülmesi gereken derin sorular ortaya attığını resmî bir incelemede belirtmek için hangi cümle en doğaldır?
- The essay does insightful questions about technology.
- The essay poses insightful questions about technology.
- The essay asks insightful questions to technology.
Cevabı göster
The essay poses insightful questions about technology.
rise and fall: güçte uzun vadeli değişimler
Bu soruda rise and fall, öznesi nations olan eş görevli iki fiildir. Rise daha güçlü veya başarılı hâle gelmek, fall ise güç kaybetmek ya da gerilemek anlamına gelir; burada iki fiil de fiziksel hareket anlatmaz. Bu ikili, uzun bir tarihsel süreci kısa bir ifadeyle özetler. Güçlenip daha sonra zayıflayan ulusları, imparatorlukları, kuruluşları, itibarları veya başka geniş ölçekli gelişmeleri anlatabilir.
Alıştırma
Cümleyi “güçlenmek ve daha sonra gerilemek” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyle tamamlayın: Over many centuries, empires ____.
Cevabı göster
rise and fall
so-called great men: bir etikete mesafe koyma
so-called great men ifadesinde so-called, konuşan kişiyle great men etiketi arasına mesafe koyar. Burada konuşan kişinin bu insanları gerçekten “büyük” olarak doğrudan kabul etmediğini; etiketin kendisini sorguladığını gösterir. So-called bir isim grubundan önce gelir. Bazen yalnızca “yaygın olarak bu adla bilinen” anlamına gelebilir; ancak bağlam ve ton çoğu zaman ifadeye kuşkulu, alaycı veya eleştirel bir anlam katar.
Alıştırma
Yargı: “The so-called hero took all the credit,” cümlesinde so-called mutlaka kişiye karşı içten bir hayranlık ifade eder.
- Yanlış
- Doğru
Cevabı göster
Yanlış
or are there larger cultural and economic forces at play? Deyimler
3:34yoksa devrede olan daha büyük kültürel ve ekonomik güçler mi var?
at play: etkili olan güçler
Burada at play, birinin oyun oynadığı anlamına gelmez. Belirli güçlerin veya etkenlerin aktif olduğunu ve durumu etkilediğini belirtir. cultural and economic forces ifadesinden sonra gelerek bu güçleri olası temel nedenler olarak gösterir. Bu kalıp, çözümleyici soru ve açıklamalarda factors, forces, dynamics veya mechanisms gibi sözcüklerden sonra sık görülür.
Alıştırma
“Several economic forces are at play in the housing market” cümlesinde at play ne anlama gelir?
- Artık hiçbir önemleri kalmadı.
- Bir oyun oynuyorlar.
- Durumu etkin biçimde etkiliyorlar.
Cevabı göster
Durumu etkin biçimde etkiliyorlar.
War and Peace so panoramic in scope. Kalıp ifadeler
3:41kapsam bakımından bu kadar panoramik yapan şeyin bir parçasıdır.
These extended digressions: ana çizgiden uzun sapmalar
These extended digressions ifadesi, daha önce söz edilen ve eserin ana anlatısından veya savından geçici olarak uzaklaşan belirli uzun bölümlere gönderme yapar. Extended bu bölümlerin uzunluğunu, digressions ise yan konulara geçişleri anlatır. Edebiyat eleştirisinde digression sözcüğü kendiliğinden olumsuz değildir. Burada yan tartışmalar romanın panoramik kapsamının nedenlerinden biri sayılır; dolayısıyla ifade, bölümleri gereksiz görmek yerine yapısal bir özelliği belirtir.
Alıştırma
Bir edebiyat incelemesinde “These extended digressions” neyi belirtir?
- Sayfaların akışını bozan baskı hataları
- Daha önce söz edilmiş, ana anlatıdan uzaklaşan belirli uzun bölümler
- Ana olay örgüsünün kısa özetleri
Cevabı göster
Daha önce söz edilmiş, ana anlatıdan uzaklaşan belirli uzun bölümler
panoramic in scope: kapsamı geniş ve kuşatıcı
Panoramic in scope, çok geniş bir insan, olay, fikir veya bakış açısı yelpazesini kapsamak demektir. Panoramic burada mecazidir: gerçek bir panoramik görüntüyü değil, geniş bir bakışı anlatır. In scope ifadesi, bu genişliğin eserin içerdiği konularla ilgili olduğunu gösterir. Bu cümlede ara anlatılar, romanın geniş kapsamlı hissedilmesine katkı sağlar.
Alıştırma
Özgün cümlede panoramic in scope, Savaş ve Barış hakkında ne anlatıyor?
- Her şeyi tek ve dar bir bakış açısından anlatır.
- Çok geniş bir insan, olay ve fikir yelpazesini kapsar.
- Çok sayıda panoramik fotoğraf içerir.
Cevabı göster
Çok geniş bir insan, olay ve fikir yelpazesini kapsar.
this meant War and Peace barely felt like a novel at all. Kalıp ifadeler
3:45bu durum Savaş ve Barış'ın bir romana hiç benzememesi anlamına geliyordu.
barely felt like ... at all: neredeyse hiç ... gibi gelmedi
Barely felt like a novel, eserin neredeyse hiç roman izlenimi vermediği anlamına gelir. Barely burada “neredeyse hiç” demektir: benzerlik sıfıra çok yakındır. At all bu olumsuz değerlendirmeyi güçlendirir. Barely ... at all birlikte eleştiriyi vurgulu hâle getirirken felt like genel izlenimi anlatır.
Alıştırma
“The event barely felt like a celebration at all” ne anlama gelir?
- Açıkça başarılı bir kutlamaydı.
- Biraz kutlama gibi geldi.
- Neredeyse hiç kutlama gibi gelmedi.
Cevabı göster
Neredeyse hiç kutlama gibi gelmedi.
Eleştirel bir mecaz olarak a large, loose, baggy monster
Bu ifade, gerçek bir yaratığı değil, bir eser hakkındaki mecazlı bir değerlendirmeyi anlatır. Large eserin büyüklüğünü belirtirken loose ve baggy, biçiminin yayıldığını ve sıkı bir şekilde düzenlenmediğini düşündürür. Eseri monster diye adlandırmak bu fikirleri canlı ve güçlü biçimde eleştirel tek bir imgede toplar: eser gereğinden büyük, biçimsiz ve kontrol edilmesi zor görünür. Bu kalıp; kitap, film veya proje gibi soyut bir şeyin somut betimlemelerle değerlendirildiği ifadeleri anlamaya yardımcı olur.
Alıştırma
Bu cümlede a large, loose, baggy monster eser hakkında ne düşündürüyor?
- Eser kısa ve özenle yapılandırılmıştır.
- Eser çok büyüktür ve yapısı sıkı biçimde düzenlenmemiştir.
- Eserde gerçek bir canavar görünür.
Cevabı göster
Eser çok büyüktür ve yapısı sıkı biçimde düzenlenmemiştir.
Sözleri bir kişiye atfetmek için in the words of Henry James
In the words of Henry James, hemen önceki dikkat çekici ifadenin Henry James'e ait olduğunu belirtir. Bu kalıp, ifadeyi anlatıcının kendi buluşu gibi sunmak yerine dinleyiciye “Bunu o böyle ifade etti” mesajını verir. Başka durumlarda da kullanılabilen yapı in the words of + kişi veya kaynaktır. Genellikle doğrudan bir alıntıyı ya da akılda kalan sözlerin özgün hâline yakın bir aktarımını tanıtır.
Alıştırma
Cümleyi “bu kişinin ifadesini kullanarak” anlamındaki dört sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: ____ my grandmother, “Kindness costs nothing.”
Cevabı göster
In the words of
in fact: beklentiyi değiştiren bir gerçeği sunmak
In fact, okuyucunun az önce öğrendiklerine göre şaşırtıcı olabilecek bir gerçeği sunar. Burada Tolstoy'un kendisinin de aynı fikirde olduğu şeklindeki beklenmedik olabilecek noktayı özellikle vurgular. Bir söylem belirleyicisi olarak in fact, yeni bilginin önceki düşünceyle nasıl bağlantılı olduğunu gösterir: ardından gelen gerçek, beklentileri yeniden ayarlarken önceki noktayı doğrular, netleştirir veya düzeltir. Yalnızca “gerçekten” anlamına gelmez.
Alıştırma
“Tolstoy, in fact, agreed.” cümlesinde in fact ne işe yarar?
- Bir listedeki örneklerden birini sunar.
- Okuyucunun beklentisine ters düşebilecek bir gerçek ekler.
- Aynı fikirde olmanın daha sonra gerçekleştiğini gösterir.
Cevabı göster
Okuyucunun beklentisine ters düşebilecek bir gerçek ekler.
To him, novels were a Western European form. Notlar
3:56Onun için romanlar Batı Avrupa'ya özgü bir biçimdi.
To him: ifadeyi onun bakış açısından çerçevelemek
To him, ardından gelen ifadeyi onun bakış açısı içine yerleştirir. Bu cümlede “onun açısından” anlamındadır: romanların bir Batı Avrupa biçimi olarak sınıflandırılması, doğrudan nesnel bir gerçek olarak değil, onun görüşü olarak sunulur. To + kişi, ... kalıbı; bakış açısı önemli olan kişiyi belirterek bir değerlendirmeyi, anlamı veya deneyimi o kişinin açısından çerçeveleyebilir.
Alıştırma
her zamirini kullanarak bakış açısı belirtecini tamamlayın: ____, the old notebook was a family treasure.
Cevabı göster
To her
Western European form: edebî bir çerçeve
Burada form, edebî bir biçim ya da gelenekler bütünü anlamına gelir; Western European ise bunun bağlı olduğu geleneği belirtir. Cümle, romanı Batı Avrupa edebiyat kültürünün şekillendirdiği bir çerçeve olarak sunar; fiziksel bir şekilden ya da doldurulan bir formdan söz etmez. Bu arka plan sonraki iddiayı açıklar: Rusya'daki yaşam farklıysa Rus yazarlar miras aldıkları aynı modeli olduğu gibi izleyemezdi. Bu, toplumsal deneyim ile edebî yapı arasındaki ilişki hakkında bir kişinin görüşünü aktarır; romanların yalnızca Batı Avrupa'da var olduğunu iddia etmez.
Alıştırma
Bu bölümde Western European form ne anlama geliyor?
- Batı Avrupalı yazarların doldurması gereken bir belge
- Batı Avrupa gelenekleriyle ilişkili bir edebî çerçeve
- Batı Avrupa'daki insanların fiziksel görünümü
Cevabı göster
Batı Avrupa gelenekleriyle ilişkili bir edebî çerçeve
had to write differently because: zorunluluk ve nedeni
Had to, have to yapısının geçmiş zaman biçimidir. Burada zorunluluk bildirir: aktarılan görüşe göre Rus yazarların farklı bir şekilde yazması gerekiyordu. Bu, bunu istemiş ya da yapabilmiş olduklarını söylemekten daha güçlüdür. Because, bu zorunluluğun nedenini veren tam bir yan cümle başlatır: Russian people lived differently. had to + fiilin yalın hâli ... because + cümle kalıbı, gerekli eylemi nedeniyle bağlar.
Alıştırma
have to yapısının geçmiş biçimini ve change fiilini kullanarak cümleyi tamamlayın: We ____ the route because the main road was closed.
Cevabı göster
had to change
still less ... still less ile aşamalı dışlama
Olumsuz bir ifadeden sonra gelen still less, konuşanın daha da az uygun gördüğü başka bir tanımı sunar. Burada not a novel ifadesini, daha güçlü dışlamalar olan an epic poem ve a historical chronicle izler. still less ifadesinin tekrarı, resmî bir aşamalı dışlama dizisi oluşturur. Her aşama eserin nasıl sınıflandırılabileceğini biraz daha daraltır; dolayısıyla ifade miktarları karşılaştırmak yerine savı düzenler.
Alıştırma
İki boşluğa da still less yazarak resmî cümleyi tamamlayın: The proposal is not ready for discussion, ____ for approval, ____ for implementation.
Cevabı göster
still less · still less
and was able to express in the form in which it was expressed." Dilbilgisi
4:14ve ifade edildiği biçimde neyi ifade edebildiyse odur."
İsim tümcesi olarak what the author wanted and was able to express
what the author wanted and was able to express tümcesinin tamamı, is fiilinden sonra bir isim öbeği gibi tümleç görevi görür ve War and Peace’in ne olduğunu tanımlar. Bu kullanımda what bir soru sözcüğü değil, “... olan şey veya içerik” anlamındadır. Tümcenin içinde what, express fiilinin anlamca nesnesidir. wanted and was able to express yapısı wanted to express and was able to express anlamına gelir; böylece tek bir what tümcesi hem niyeti hem de yeteneği tanımın içine yerleştirir.
Alıştırma
Sonucu tanımlamak için what tümcesini doğru kullanan cümle hangisidir?
- The sculpture is that the artist hoped to create.
- The sculpture is what the artist hoped to create it.
- The sculpture is what the artist hoped to create.
Cevabı göster
The sculpture is what the artist hoped to create.
the form in which it was expressed: resmî in which yapısı
In the form in which it was expressed, “eserin aldığı belirli biçimde” demektir. in which ilgi ifadesi form sözcüğünü niteler: which, form sözcüğüne geri gönderme yapar; in ise express something in a form yapısının gerektirdiği ilişkiyi kurar. Edatı which sözcüğünden önce getirmek yan cümleyi derli toplu ve resmî yapar. Bu ifade, dikkati yalnızca yazarın ne anlattığına değil, bunu anlatırken kullandığı belirli biçime de yöneltir.
Alıştırma
Edatı which sözcüğünden önce getiren resmî ilgi yapısıyla cümleyi tamamlayın: This is the format ____ the results were presented.
Cevabı göster
in which
in other words: yeniden ifade sunma
In other words, dinleyiciye sonraki ifadenin aynı düşünceyi daha açık ya da doğrudan yeniden söylediğini bildirir. Burada önceki soyut açıklamayı, eserin Tolstoy'un hayal gücünün tümünü ifade ettiği biçimindeki özete dönüştürür. Bilgiyi düzenleyen bir işaret olarak, sonrasını yeni bir destekleyici bilgi değil, yeniden ifade olarak yorumlamanızı sağlar.
Alıştırma
Yeniden ifade sunarak cümleyi en iyi tamamlayan seçenek hangisidir? The museum is free to enter. _____, you do not need to buy a ticket.
- In other words
- For example
- On the other hand
Cevabı göster
In other words
the sum total: birleşmiş eksiksiz sonuç
The sum total, her parçanın bir araya getirilmesiyle oluşan eksiksiz sonucu ifade eder. Sum ve total anlam bakımından örtüşür, ancak birlikte kullanıldıklarında bütünlüğü güçlü biçimde vurgularlar: kümenin hiçbir parçası dışarıda kalmaz. Burada Tolstoy'un hayal gücünün tamamı tek ve eksiksiz bir bütün olarak sunulur. İfade çoğu zaman be fiilinden sonra bir isim öbeği olarak kullanılır ve genellikle of + birleştirilen unsurlar yapısıyla devam eder.
Alıştırma
“Birleşmiş eksiksiz sonuç” anlamına gelen vurgulu ifadeyle resmî özeti tamamlayın: Her final portfolio is ____ of ten years of experimentation.
Cevabı göster
the sum total
and nothing less: önceki tanımı güçlü biçimde doğrulamak
And nothing less, dinleyiciden önceki tanımı bütün gücüyle kabul etmesini isteyen güçlü bir kapanış ifadesidir. “Tam olarak o tanım, daha zayıfı değil” anlamına gelir; önceki iddiayı zayıflatmaz. Bu cümlede konuşan kişi, the sum total of Tolstoy's imaginative powers ifadesinin değerlendirmenin doğru ölçüsü olduğunda ısrar eder. İfade geriye gönderme yaptığı için anlamını hemen önceki tanımdan alır.
Alıştırma
Örnek cümlede and nothing less ifadesinin işlevi nedir?
- Daha küçük bir tahmin vererek önceki tanımı düzeltir.
- Asgari bir sayısal miktar sunar.
- Önceki tanımı güçlü biçimde doğrular ve daha zayıf her türlü seçeneği reddeder.
Cevabı göster
Önceki tanımı güçlü biçimde doğrular ve daha zayıf her türlü seçeneği reddeder.
Tolstoy has brought his characters to the year 1820, Kalıp ifadeler
4:28Tolstoy karakterlerini 1820 yılına getirmiştir,
By the time War and Peace ends: sonuç için bir bitiş noktası belirlemek
By the time + yan cümle, yan cümlede belirtilen zamanı referans noktası yapar. Ana cümle, o noktada neyin zaten doğru veya tamamlanmış olduğunu söyler. Buradaki referans noktası Savaş ve Barış'ın sonudur; sonuç ise hikâyenin 1820 yılına ulaşmış olmasıdır. Bir kitap hakkında yorum yapılırken olay örgüsü değişmeyen bir hikâye olarak ele alındığı için ends geniş zamanda kullanılır. By the time, yalnızca iki olayın aynı anda gerçekleşmesine değil, ana cümledeki sonuca bakmanız gerektiğini gösterir.
Alıştırma
“By the time the movie ends, the detective has solved the case” neyi vurgular?
- Dedektif ancak film bittikten sonra araştırmaya başlar.
- Dava en geç film sona erdiğinde çözülmüş olur.
- Dava tam filmin bittiği anda çözülmek zorundadır.
Cevabı göster
Dava en geç film sona erdiğinde çözülmüş olur.
has brought his characters to the year 1820: bir hikâyeyi zamanda ilerletmek
Burada has brought his characters to the year 1820, anlatının zamanda ilerlemesini ifade eder. Tolstoy hiç kimseyi fiziksel olarak taşımaz; yazısı, karakterleri ve onların hikâyesini 1820'de yaşadıkları noktaya kadar ilerletir. bring + character(s) + to + zaman veya aşama kalıbı, yazarın, bölümün ya da olay örgüsünün hikâyeyi yeni bir noktaya taşıyan güç olarak sunulmasını sağlar. Has brought bu ilerlemeyi kitabın sonuna kadar tamamlanmış bir sonuç olarak gösterir.
Alıştırma
İnceleme cümlesini bring ... to yapısının present perfect biçimiyle tamamlayın: By the final chapter, the author ____ the characters ____ the year 2050.
Cevabı göster
has brought · to
originally hoped to write about: ilk yazma planı
Originally, “başlangıçta” demektir ve genellikle planın ya da sonucun daha sonra değiştiğini ima eder. Burada bu olaylar, onun ilk başta yazısına konu etmek istediği şeylerdi. the events he originally hoped to write about ifadesinde, events sözcüğünden sonra gelen ilgi sözcüğü that düşürülmüştür. Tam biçim the events that he originally hoped to write about şeklindedir. write about, “bir şeyi yazının konusu yapmak” anlamına geldiği için about sonda kalır.
Alıştırma
Cümleyi originally + hope fiilinin geçmiş zaman biçimi + to write about ile tamamlayın: This was the topic she ____, but her plan later changed.
Cevabı göster
originally hoped to write about
he had become immersed in the years piled up behind him. Notlar
4:39arkasında biriken yılların içine dalmıştı.
In trying to understand ...: sonuca götüren bir süreç
In trying to understand his own times, “içinde yaşadığı dönemi anlamaya çalışırken” demektir. In + -ing yapısı, ana cümledeki sonucun gerçekleştiği süreci veya durumu tanıtır. trying eyleminin örtük öznesi he'dir; bu kişi ana cümlenin öznesiyle aynıdır. Bu yapı, çoğu zaman amaçlanan bir eylemi o eylem sırasında ortaya çıkan bir sonuç veya keşifle bağlar.
Alıştırma
Bir eylem sürerken bir keşfe yol açtığını göstermek için in + -ing yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?
- In trying to fix the lamp, Maya found a loose wire.
- In try to fix the lamp, Maya found a loose wire.
- In trying to fix the lamp, the loose wire surprised Maya.
Cevabı göster
In trying to fix the lamp, Maya found a loose wire.
had become immersed in: çoktan derinden dalmış olmak
Immersed in, kişinin dikkatinin büyük bölümünü bir konuya veya etkinliğe vererek ona derinden dalması anlamına gelir. Become bu duruma geçişi gösterir; bu nedenle ifade yalnızca ilgi duymaktan daha güçlüdür. Had become, past perfect yapısıdır. Değişimin geçmişteki başka bir noktadan önce tamamlanmış olduğunu anlatır. Kalıp had become immersed in + isim veya -ing biçimidir.
Alıştırma
Cümleyi hedef ifade had become immersed in ile tamamlayın: By that point, Maya ____ her research on coral reefs.
Cevabı göster
had become immersed in
the years piled up behind: biriken tarihi fiziksel bir imge olarak anlatmak
Burada yıllar, üst üste yığılabilen nesneler gibi düşünülür. Piled up, geçmişteki birçok yılın katman katman birikmesini anlatır ve tarihin uzunluğunu ve ağırlığını görünür gibi hissettirir. Behind him, mekân bildiren bir sözcüğü zaman düşüncesine dönüştürür: onun arkasında bulunan şey, çoktan geçmiş olan zamandır. Bu ifade mecazidir; gerçekten yığılmış yıllardan veya takvimlerden söz etmez.
Alıştırma
the years piled up behind him mecazındaki ana fikir nedir?
- Geçmişe ait uzun yılların deneyimi hayatında birikmişti.
- Gelecekteki birçok yılı önceden planlamıştı.
- Arkasında gerçekten birkaç takvim üst üste duruyordu.
Cevabı göster
Geçmişe ait uzun yılların deneyimi hayatında birikmişti.
The result is: sonucu belirtme
The result is, daha önce anlatılan bir sürece veya nedenlere dönüp bunların sonucunu gösterir. Burada eserin nasıl oluşturulduğuna ilişkin önceki açıklamayı tamamlar ve eserin sonunda neye dönüştüğüne dair genel bir değerlendirme sunar. Yaygın yapı The result is + isim öbeği biçimindedir; örneğin The result is a clearer plan. Sonucun tam bir yan cümleyle ifade edilmesi gerekiyorsa The result is that + yan cümle kullanılır. Bu ifade, önceki ayrıntıları kısa bir sonuca bağlar.
Alıştırma
İkinci cümleyi The result is ile tamamlayın: We practiced every day. ____ a more confident performance.
Cevabı göster
The result is
a grand interrogation into history: tarihe yönelik güçlü ve eleştirel bir sorgulama
Bu incelemede interrogation mecazi anlamda kullanılıyor. Polis sorgusunu anlatmıyor; eseri tarih ve listelenen diğer konular hakkında zor sorular soran, sürekli ve yoğun bir inceleme olarak sunuyor. Grand sözcüğü ölçek ve iddia duygusu katar, into ise incelenen alanları gösterir. İsim öbeğinin tamamı değerlendirmeye resmî ve güçlü bir ton verir: eser bu konulardan yalnızca söz etmekle kalmaz, onları eleştirel biçimde derinlemesine sorgular.
Alıştırma
Bir incelemede a grand interrogation into history ifadesi büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Tarihî gerçeklerin kısa bir listesi
- Tarihin iddialı ve eleştirel biçimde incelenmesi
- Polisin bir tarihçiyi sorgulaması
Cevabı göster
Tarihin iddialı ve eleştirel biçimde incelenmesi
the human response to war: response to ile bir temayı resmî biçimde özetlemek
Bu cümlede the human response to war, insanların savaşla karşılaştıklarında nasıl düşündüklerini, hissettiklerini ve davrandıklarını ifade eder. Buradaki response, “soruya verilen yanıt” değil, “tepki” anlamındadır. Tekil response adı, insanların birçok farklı tepkisini geniş ve soyut bir başlık altında toplar. response to + ad yapısında to sonrasındaki ad, tepkiyi neyin tetiklediğini belirtir; bu yüzden yapı, bir temayı resmî biçimde özetlemeye uygundur.
Alıştırma
Cümleyi dersteki iki sözcüklü kalıpla tamamlayın: The novel explores the human ____ sudden loss.
Cevabı göster
response to