Kendinizi Nasıl Tanırsınız: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
835 kelime 154 kel/dk

Video tanıtımı: Sağlam kimlik, doğru biçimde görülmekten doğar ve kamu eleştirisiyle övgüsüne direnmeyi sağlar. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. "swallowing their verdicts in their entirety," (deyimler ve mecazi ifadeler) tüm yargıları sorgulamadan kabul etmek demektir, fiziksel yutma değildir. 2. "must really have hurt," (dilbilgisi ve cümle kalıpları) must have done yapısını geçmişe dair güçlü, empatik bir çıkarım olarak gösterir. 3. "mirror us properly, and then validate what they see." (sözcük anlamı ve kullanım düzeyi) mirror ve validate fiillerini psikolojik anlamda kullanır: deneyimi yansıtıp gerçekliğini onaylamak, her sonuca katılmak değildir.

Bu derste

Many of us are wondering the Earth, accomplished in many ways,

0:05

Birçoğumuz dünyada başıboş dolaşıyoruz, birçok yönden başarılı olmuş,

capable of fulfillment at many points,

0:08

birçok noktada tatmin olma yeteneğine sahip,

but with a fundamental wound that stops us from becoming who we truly might be. Dilbilgisi

0:11

ama bizi gerçekten olabileceğimiz kişi olmaktan alıkoyan temel bir yarayla.

Dilbilgisi

stops us from becoming: stop + nesne + from + -ing

Burada stops us from becoming, “olabileceğimiz kişiye dönüşmemizi engelliyor” anlamına gelir. Temel yara, insanlarla onların dönüşebileceği daha bütün hâlleri arasında duran bir engel olarak sunulur. Kalıp stop + kişi veya şey + from + fiilin -ing biçimidir. from sonrasındaki eylem -ing biçimini alır: stops us from becoming denir, stops us from become denmez. Buradaki stop, yalnızca başlamış bir eylemi bitirmek değil, bir sonucun gerçekleşmesini önlemek anlamına da gelebilir.

Alıştırma

stop, me ve from sözcüklerini doğru biçim ve sırayla yerleştirin: The heavy rain might ____ walking home.

Cevabı göster

stop me from

We don't quite know who we are. Kelime

0:17

Kim olduğumuzu tam olarak bilmiyoruz.

Kelime

don't quite know: kesinlik eksikliğini yumuşatarak anlatmak

don't quite know ifadesinde quite, olumsuz bir yapının içinde “tamamen” veya “tam bir kesinlikle” anlamına gelir. Konuşanın bir miktar farkındalığı vardır, ancak açık ve yerleşmiş bir anlayışı yoktur. Bu, yumuşatılmış bir olumsuzluktur. We don't quite know, kısmi bilgiye veya belirsizliğe yer bıraktığı için we don't know ifadesinden daha az kesindir.

Alıştırma

Hangi cümle tamamen bilgisiz olmak yerine kısmi bilgiye veya belirsizliğe en iyi şekilde işaret eder?

  1. I don't quite know why the screen keeps freezing.
  2. I know exactly why the screen keeps freezing.
  3. I have no idea why the screen keeps freezing.
Cevabı göster

I don't quite know why the screen keeps freezing.

It isn't, of course, that we can't remember the basics of our biographies. Dilbilgisi

0:22

Elbette bu, biyografilerimizin temel bilgilerini hatırlayamadığımız için değil.

Dilbilgisi

It isn't, of course, that...: bir açıklamayı reddetmek

“It isn't that X”, açıklamanın X olduğunu reddeder. Buradaki it, kendisinden sonra gelen that yan cümlesini hazırlayan biçimsel bir öznedir; daha önce sözü edilen belirli bir kişiye veya şeye gönderme yapmaz. “Of course”, bu reddedişi açık veya zaten kabul edilmiş bir şey gibi sunar. Bu sözcükler birlikte, konuşmacı gerçek açıklamayı vermeden önce olası ama yanlış bir açıklamayı ortadan kaldırır.

Alıştırma

Örnekteki “It isn't, of course, that...” başlangıcı ne işe yarar?

  1. Olası bir açıklamayı açıkça yanlış olarak reddedip ardından gerçek meseleyi sunar.
  2. Dinleyicinin konuşmacının yaşam öyküsünü hatırlayıp hatırlamadığını sorar.
  3. Hatırlayamamanın gerçek sorun olduğunu doğrular.
Cevabı göster

Olası bir açıklamayı açıkça yanlış olarak reddedip ardından gerçek meseleyi sunar.

We're unsure around two things in particular.

0:26

Özellikle iki şey etrafında belirsizlik yaşıyoruz.

Firstly, we don't have a stable sense of what we're worth. Notlar

0:29

İlk olarak, ne kadar değerli olduğumuza dair istikrarlı bir algımız yok.

Kalıp ifadeler

a stable sense of what we're worth: istikrarlı özdeğer algısı ve dolaylı soru dizilişi

Burada a stable sense of what we're worth, insan olarak kendi değerimizi istikrarlı biçimde anlamamız demektir. Stable, başkaları bizi her övdüğünde veya eleştirdiğinde bu görüşün büyük ölçüde değişmediğini belirtir; worth burada bir fiyat anlamına gelmez. What we're worth, sense of ifadesinden sonra gelen dolaylı bir sorudur ve bu nedenle düz cümle dizilişini kullanır: we öznesi, we're biçiminde kısaltılan are fiilinden önce gelir. a sense of + wh-cümleciği yapısı, bir kişinin bir konu hakkındaki anlayışını adlandırabilir.

Alıştırma

Kendi değerimize ilişkin istikrarlı bir anlayış anlamına gelen hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: With support and reflection, we developed ____.

Cevabı göster

a stable sense of what we're worth

And secondly, we don't have a secure hold on our own values or judgments. Deyimler

0:33

İkincisi, kendi değerlerimiz veya yargılarımız üzerinde güvenli bir hakimiyetimiz yok.

Anlatım akışı

Firstly, ... And secondly, ...: paralel noktaları sıralamak

“Firstly” ilk noktayı başlatır, “secondly” ise aynı düzeydeki ikinci noktayı belirtir. Bu sözcükler yol işaretleri gibi çalışarak dinleyicinin nedenler veya iddialar listesini takip etmesine yardımcı olur. “Secondly”den önceki “And”, başka bir paralel noktanın eklendiğini vurgular. “Secondly” fikirleri düzenler; ikinci durumun zaman bakımından daha sonra gerçekleştiği anlamına gelmez.

Alıştırma

İki noktalı görüşü dersteki sıralama ifadelerinin aynısını kullanarak tamamlayın: “____, the route is shorter. And ____, it is safer.”

Cevabı göster

Firstly · secondly

Deyimler

a secure hold on our own values or judgments: soyut bir kavrayış mecazı

Burada a secure hold on our own values or judgments bir mecazdır: değerler ve yargılar, sıkıca tutulabilen nesneler gibi ele alınır. Bu ifade, neye inandığımızı ve şeyleri nasıl değerlendirdiğimizi sağlam ve güvenilir biçimde kavramak anlamına gelir. Our own, bu ilkelerin ve görüşlerin başkalarından ödünç alınmak yerine bizden geldiğini vurgular. have a secure hold on + soyut isim kalıbı, güven ve kontrolü bir şeyi sıkıca tutma eylemi olarak sunar.

Alıştırma

Kendi inançlarımızı ve değerlendirmelerimizi sağlam ve güvenilir biçimde kavradığımızı hangi cümle anlatır?

  1. We borrow our judgments from everyone around us.
  2. We have a secure hold on our own values and judgments.
  3. We hold on to our values when others disagree.
Cevabı göster

We have a secure hold on our own values and judgments.

Without knowing who we are,

0:39

Kim olduğumuzu bilmeden,

we tend to have particular trouble coping with either denigration or adulation. Notlar

0:41

hem aşağılanma hem de aşırı övgüyle başa çıkmakta özel zorluklar yaşama eğilimindeyiz.

Kalıp ifadeler

have particular trouble coping with: bir şeyle başa çıkmakta özellikle zorlanmak

Have trouble + -ing, bir eylemi yapmanın biri için zor olduğunu anlatır. Particular bu zorluğu öne çıkarır: have particular trouble, bir şeyin özellikle zor olduğu anlamına gelir. Burada trouble sözcüğünden sonra -ing biçimindeki coping gelir ve cope, karşılaşılan durumdan önce with ile kullanılmalıdır: have particular trouble coping with X. Yapının tamamı, X ile başa çıkmanın özellikle zor olduğunu anlatır.

Alıştırma

Cümleyi hedef yapıyla tamamlayın. Have sözcüğünü özneye uyacak biçimde değiştirin: Maya ____ unexpected changes.

Cevabı göster

has particular trouble coping with

Kelime

either denigration or adulation: küçümseme ya da aşırı övgü

Either A or B iki seçenek sunar. Burada bunlar dışarıdan gelen iki zıt değerlendirmedir: denigration, birini sözlerle ya da davranışlarla haksız biçimde küçümsemek; adulation ise aşırıya kaçan, neredeyse tapınma düzeyindeki övgü veya hayranlıktır. Her iki isim de resmî ve güçlü değerlendirme içeren sözcüklerdir. Adulation sıradan bir övgü değildir; genellikle hayranlığın gereğinden fazla olduğunu anlatır.

Alıştırma

Bir hayran, bir oyuncuyu kusursuz, eleştirilemez ve neredeyse tanrısal olarak tanımlıyor. Bu aşırı övgüyü en iyi hangi resmî isim anlatır?

  1. denigration
  2. praise
  3. adulation
  4. criticism
Cevabı göster

adulation

If other people decide that we are worthless or bad,

0:46

Başkaları değersiz veya kötü olduğumuza karar verirse,

there will be nothing inside us to prevent us from swallowing their verdicts in their entirety, Deyimler

0:49

ne kadar yanlış, aşırı veya kaba olurlarsa olsunlar,

however wrong-headed, extreme, or unkind these might be. Dilbilgisi

0:55

onların hükümlerini bütünüyle yutmamızı engelleyecek içimizde hiçbir şey olmayacaktır.

Deyimler

onların yargılarını bütünüyle yutmak

Burada swallowing mecazidir: Başkalarının yargılarını sorgulamadan kabul etmek anlamına gelir. their verdicts ifadesi, mutlaka hukuki kararları değil, başkalarının bizim hakkımızdaki kesin yargılarını anlatır. in their entirety bu imgeyi güçlendirir: Yargılar, hiçbir bölümü reddedilmeden veya sorgulanmadan bütünüyle kabul edilir. Başka durumlarda da kullanılabilen swallow a claim, story, or judgment kalıbı genellikle eleştirmeden kabul etme anlamı taşır.

Alıştırma

Cümlede swallowing their verdicts in their entirety ne anlama geliyor?

  1. Yargılarını dinleyip çoğunu reddetmek
  2. Onların bütün yargılarını sorgulamadan kabul etmek
  3. Hukuki bir kararın her kelimesini yüksek sesle okumak
Cevabı göster

Onların bütün yargılarını sorgulamadan kabul etmek

Dilbilgisi

however ... might be: ne kadar yanlış, aşırı veya acımasız olursa olsun

Burada however, “ama” değil, “ne kadar… olursa olsun” anlamına gelir. however + adjective + subject + might be kalıbı bir ödünleme yan cümlesi kurar: Yargıların çok yanlış, aşırı veya acımasız olabileceğini kabul ederken bunun ana cümledeki sonucu değiştirmediğini belirtir. These, other people's verdicts ifadesine gönderme yapar. Başka durumlarda da kullanılabilecek çerçeve However + adjective + subject + be, main clause biçimindedir. Altyazıdaki gibi özneden önce birden fazla sıfat bulunabilir.

Alıştırma

“Ne kadar zor olursa olsun” anlamını vermek için cümleyi however ve difficult sıfatıyla tamamlayın: ____ the puzzle might be, Nina will keep trying.

Cevabı göster

However difficult

We'll be helpless before the court of public opinion. Deyimler

0:59

Kamuoyu mahkemesinin önünde çaresiz kalacağız.

Deyimler

the court of public opinion: kamuoyu mahkemesi benzetmesi

The court of public opinion, halkın bir kişiyi veya kuruluşu nasıl yargıladığını anlatan bir benzetmedir. Halk bir mahkeme gibi düşünülür; ortak onayı veya kınaması da bir hüküm gibi işlev görür. Bu cümlede o mahkeme karşısında çaresiz olmak, başkalarının yargısına karşı koyamamak veya bu yargıyı düzeltememek anlamına gelir. Burada gerçek bir mahkeme, hâkim ya da hukuken bağlayıcı bir karar yoktur.

Alıştırma

Vurgulanan ifade burada ne anlama geliyor? A celebrity can win the lawsuit and still lose in the court of public opinion.

  1. İkinci bir gerçek mahkeme davayı otomatik olarak yeniden açar.
  2. Ünlü kişi bir hâkimden kendisini herkesin önünde övmesini istemelidir.
  3. Ünlü kişi hukuki açıdan kaybetmese bile halk onu olumsuz değerlendirebilir.
Cevabı göster

Ünlü kişi hukuki açıdan kaybetmese bile halk onu olumsuz değerlendirebilir.

We'll always be asking other people what we deserve before seeking inside for an answer.

1:02

İçeride bir cevap aramadan önce, her zaman başkalarına neyi hak ettiğimizi soruyor olacağız.

lacking an independent verdict,

1:09

Bağımsız bir yargıdan yoksun olduğumuz için,

we also stand to be unnaturally hungry for external praise. Notlar

1:10

dışarıdan gelecek övgülere anormal bir şekilde aç kalma riskimiz de var.

Kalıp ifadeler

stand to be ile olası bir sonucu ifade etmek

Stand to + fiilin yalın hâli, genellikle belirtilen koşullar nedeniyle belirli bir sonucun olası veya muhtemel olduğu bir durumda bulunmak anlamına gelir. Be ile kullanıldığında yapı stand to be + sıfat, isim öbeği veya geçmiş zaman ortacı şeklindedir. Burada lacking an independent verdict koşulu oluşturur; stand to be ise dışarıdan gelen övgüye olağan dışı derecede bağımlı hâle gelme olasılığını sonuç olarak sunar. Stand fiziksel olarak ayakta durmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi “sonunda bu durumda kalmaları olası” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: If the factory closes, hundreds of workers ____ left without jobs.

Cevabı göster

stand to be

Deyimler

Hungry for external praise: başkalarının övgüsüne aç olmak

Hungry for external praise ifadesindeki hungry, çok güçlü bir isteği anlatan mecazdır. Kişi başkalarının onayını ister; ifade yiyecek ihtiyacından söz etmez. Önceki unnaturally zarfı bu isteği nasıl değerlendirmemiz gerektiğini gösterir: istek, sağlıklı veya normal olandan daha güçlü hâle gelmiştir. Yeniden kullanılabilen hungry for + isim kalıbı, bir ihtiyacı veya tutkuyu yoğun gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede hungry for external praise ne anlama geliyor?

  1. başkalarının onayını güçlü biçimde istemek
  2. alkışları dinledikten sonra yemeğe ihtiyaç duymak
  3. başkalarını övmek istemek
Cevabı göster

başkalarının onayını güçlü biçimde istemek

The clapping of an audience will matter to us far more than would ever be wise. Dilbilgisi

1:15

Bir seyircinin alkışı bizim için, mantıklı olabileceğinden çok daha fazla önem taşıyacaktır.

Dilbilgisi

Far more than would ever be wise: makul olandan çok daha fazla

Far more than would ever be wise, seyirci alkışına makul olandan çok daha fazla önem vereceğimiz anlamına gelir. Far, more sözcüğünü güçlendirir; ever ise bu aşırı dereceye yönelik uyarıyı daha vurgulu kılar. Than sözcüğünden sonra, zaten açık olan tekrar edilmiş düşünce atılır. Daha açık bir yeniden ifade şöyledir: the applause will matter to us to a far greater degree than it would ever be wise for it to matter to us. Kısa biçim dil bilgisi açısından doğrudur ve derecenin aşırı olduğunu belirtir.

Alıştırma

Cümlede far more than would ever be wise ne anlama geliyor?

  1. makul olandan çok daha yüksek bir derece
  2. önceki herhangi bir zamandakinden daha yüksek bir derece
  3. sağduyulu bir seyircinin vereceğinden daha fazla alkış
Cevabı göster

makul olandan çok daha yüksek bir derece

We'll be prey to rushing towards whatever idea or activity the crowd happens to love. Deyimler

1:21

Kalabalığın tesadüfen sevdiği herhangi bir fikre veya faaliyete doğru koşmaya av olacağız.

Deyimler

Be prey to: zararlı bir etkinin kontrolüne açık olmak

“Be prey to” mecazi bir ifadedir. Prey sözcüğü gerçek anlamda avlanabilen bir hayvanı anlatır; ancak burada “biz”, kalabalığın coşkusuna karşı savunmasız durumdayız. Kalabalığın sevdiği şeylerin neye doğru koşacağımızı belirlemesine izin verebiliriz. Yapı be + prey + to + isim veya -ing biçimidir. To'dan sonraki bölüm, bir kişiyi kontrol edebilen zararlı gücü, duyguyu ya da eğilimi belirtir; burada rushing, karşı koymakta zorlandığımız davranışı anlatır.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve “bir şeye karşı savunmasız ya da onun kontrolünde olmak” anlamına gelen üç sözcüklük ifadeyle tamamlayın: Under stress, we can ____ sudden impulses.

Cevabı göster

be prey to

We'll laugh at jokes that aren't funny,

1:27

Komik olmayan şakalara güleceğiz,

uncritically accept undeserving concepts that are in vogue, Kelime

1:29

moda olan değersiz kavramları eleştirmeden kabul edeceğiz,

Kelime

In vogue: şu anda moda olan

“In vogue”, bir şeyin şu anda moda veya yaygın biçimde kabul görüyor olması demektir. Burada insanların onaylanmayı hak ettiği için değil, o anda moda olduğu için kabul ettiği kavramları anlatır. İfade be + in vogue yapısındadır. Zevkler ve eğilimler değiştikçe popülerliğin de değişebileceğini çoğu zaman ima eder.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve “şu anda moda olan” anlamına gelen iki sözcüklük ifadeyle tamamlayın: Wide-leg trousers are ____ again.

Cevabı göster

in vogue

and neglect our truer talents for easy popular wins.

1:33

ve kolay popüler kazanımlar uğruna daha gerçek yeteneklerimizi ihmal edeceğiz.

We'll trail public opinion slavishly,

1:37

Kamuoyunu kölece takip edeceğiz,

constantly checking the world's whims

1:40

sürekli dünyanın heveslerini kontrol edeceğiz

rather than consulting an inner barometer Deyimler

1:42

içsel bir barometreye danışmak yerine

in order to know what we should want,

1:45

ne istememiz,

feel, and value.

1:47

ne hissetmemiz ve neye değer vermemiz gerektiğini bilmek için.

Deyimler

An inner barometer mecazı

An inner barometer, kişinin kendi isteklerini, duygularını ve değerlerini hissedip değerlendirmesini sağlayan içsel ölçütü anlatan bir mecazdır. Bir barometrenin hava basıncındaki değişimleri ölçmesi gibi, bu hayalî araç da kişinin içinde neler olduğunu fark etmesine ve değerlendirmesine yardımcı olur. Bu cümlede ifade, kamuoyunu sürekli kontrol etmekle karşıtlık oluşturur. Konuşmacı, insanların dünyanın sürekli değişen tercihleri yerine kendi yargılarına başvurmaları gerektiğini anlatır.

Alıştırma

Altyazıda an inner barometer neyi temsil ediyor?

  1. Vücudun içinde bulunan fiziksel bir alet
  2. O anda en popüler olan görüşün kaydı
  3. Kişinin kendi isteklerini, duygularını ve değerlerini hissedip değerlendirmesini sağlayan kişisel iç ölçüt
Cevabı göster

Kişinin kendi isteklerini, duygularını ve değerlerini hissedip değerlendirmesini sağlayan kişisel iç ölçüt

We need to be kind on ourselves.

1:50

Kendimize karşı nazik olmalıyız.

No one is born with an independent ability to know who they are.

1:52

Hiç kimse kim olduğunu bilme konusunda bağımsız bir yetenekle doğmaz.

We learn to have an identity because,

1:55

Bir kimliğe sahip olmayı öğreniriz, çünkü

if we're blessed, in our early years,

1:58

eğer şanslıysak, ilk yıllarımızda,

someone else takes the trouble to study us with immense fairness, Kalıp ifadeler

2:01

başka biri bizi büyük bir adaletle inceleme zahmetine girer,

attention, and kindness,

2:05

dikkat ve nezaket gösterir,

Kalıp ifadeler

take the trouble to study us: bizi anlamak için zahmete girmek

Take the trouble to do something, özellikle bir eylem kolay veya kendiliğinden olmadığında onu yapmak için fazladan zaman, özen ya da çaba harcamak demektir. Buradaki takes, kişinin bu çabayı isteyerek gösterdiğini belirtir. Study us, bizim üzerimizde akademik araştırma yapmak anlamına gelmez. Bu bağlamda bizi dikkatle gözlemlemek ve anlamaya çalışmak demektir; dolayısıyla tüm ifade, bir çocuğa özenli, tarafsız ve nazik bir ilgi gösteren kişiyi takdir eder.

Alıştırma

Cümleyi take the trouble to ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Even though Maya was busy, she ____ explain every step clearly.

Cevabı göster

took the trouble to

and then plays us back to us in a way that makes sense Deyimler

2:07

ve sonra mantıklı olan bir şekilde bizi bize geri yansıtır

and that we can later emulate.

2:11

ki sonrasında biz de bunu taklit edebilelim.

Deyimler

plays us back to us benzetmesi

Bu cümlede plays us back to us yaratıcı bir benzetmedir. Bakım veren kişi duygularımızı ve karakterimizi fark eder, bunları anlamlandırır ve bu anlayışı bize geri yansıtır. Böylece, sanki bir şey bize yeniden oynatılmış gibi, kendimizin tanıyabileceğimiz bir hâlini görürüz. Burada geri oynatılan şey bir ses veya video kaydı değildir. İfade, psikolojik yansıtmayı anlatır: Başka biri kim olduğumuzu anlayabileceğimiz bir biçimde görmemize yardım eder; daha sonra biz de kendimize benzer biçimde bakmayı öğrenebiliriz.

Alıştırma

Bu cümlede plays us back to us ne anlama gelir?

  1. Kendi duygularını ve karakterlerini benimsememizi sağlarlar.
  2. Duygularımızın ve karakterimizin anlaşılır bir görünümünü bize geri yansıtırlar.
  3. Taklit edebilmemiz için ses kaydımızı yeniden oynatırlar.
Cevabı göster

Duygularımızın ve karakterimizin anlaşılır bir görünümünü bize geri yansıtırlar.

They give us the beginning of a true portrait of our identity, Deyimler

2:14

Onlar bize kimliğimizin gerçek bir portresinin başlangıcını verirler,

Deyimler

a true portrait of our identity ifadesindeki mecazi portrait

Burada portrait, çizilmiş veya fotoğraflanmış bir görüntü değildir. Bir kişinin zengin ve tanınabilir bir biçimde betimlenmesi ya da anlaşılması için kullanılan bir benzetmedir. Bu nedenle a true portrait of our identity; duygularımızı, karakterimizi ve benlik algımızı içeren, kim olduğumuza dair doğru bir görünüm demektir. Beginning sözcüğü önemlidir: Bakım verenler önce kendimize dair bu ilk görünümün oluşmasına yardım eder, ancak bu yalnızca başlangıç taslağıdır; tamamlanmış veya değişmez bir kimlik değildir.

Alıştırma

Bu cümlede a true portrait of our identity ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Kimliğimizi kanıtlayan resmî bir belge
  2. Kim olduğumuza dair doğru ve gelişmekte olan bir anlayış
  3. Yüzümüzün gerçekçi bir resmi
Cevabı göster

Kim olduğumuza dair doğru ve gelişmekte olan bir anlayış

which we can then take on and enrich over the years Öbek fiiller

2:17

biz de bunu üstlenebilir ve yıllar içinde zenginleştirebiliriz

Öbek fiiller

take on and enrich: aynı nesneyi benimseyip geliştirmek

Bu cümlede take on, “kabul edip kişinin bir parçası hâline getirmek” anlamındadır. Söylenmeyen nesnesi, daha önce bahsedilen kimliğimizin gerçek portresidir. Yani bu portre yalnızca dışarıdan gözlemlediğimiz değil, benimsediğimiz bir şeydir. Take on ve enrich, aynı nesneyi paylaşan sıralı fiillerdir. Anlatılan düşünce, bu portreyi benimsemek ve yıllar içinde onu daha da zenginleştirmektir.

Alıştırma

“She took on and enriched the role over many years” cümlesinde took on ne anlama gelir?

  1. Rolü değiştirmeyi reddetti
  2. Rolü kabul edip kendine özgü hâle getirdi
  3. Başka bir oyuncuya yarışma konusunda meydan okudu
Cevabı göster

Rolü kabul edip kendine özgü hâle getirdi

and use as a defense Kalıp ifadeler

2:20

ve bir savunma olarak kullanabiliriz

against the distorting verdicts from hurried or ill-intentioned others.

2:22

aceleci veya kötü niyetli diğer insanların çarpıtıcı hükümlerine karşı.

Kalıp ifadeler

use ... as a defense against ...: bir şeyi tehdide karşı savunma olarak kullanmak

use + something + as a defense against + something harmful yapısında as, koruyucu işlevi; against ise tehdidi belirtir. Burada kullanılan şey kişinin kimliğine ilişkin istikrarlı bir resim, tehdit ise başkalarının çarpıtılmış yargılarıdır. Defense burada mecazidir: kişinin haksız yargıları gerçek olarak kabul etmesine direnmesine yardımcı olan psikolojik koruma anlamına gelir.

Alıştırma

Vurgulanan yapıyla cümleyi tamamlayın: You can use careful records ____ false claims.

Cevabı göster

as a defense against

Knowing who one is is really the legacy of having been known properly Dilbilgisi

2:27

İnsanın kim olduğunu bilmesi, aslında başlangıçta başka biri tarafından

by somebody else at the start.

2:32

doğru bir şekilde tanınmış olmasının mirasıdır.

Dilbilgisi

Knowing who one is ... having been known properly: kendini bilmek ve doğru biçimde anlaşılmış olmak

Knowing who one is, özne görevinde kullanılan isim görevli bir -ing yan cümlesidir. İçindeki who one is, kişinin gerçek kimliğini ifade eden dolaylı bir sorudur. İlk is bu dolaylı sorunun içindedir; sonraki is ise ana cümlenin fiilidir. of sonrasındaki having been known properly, tamamlanmış edilgen bir -ing yapısıdır. Başka biri tarafından anlaşılma deneyimini, kişinin daha sonra kendini tanıma becerisinden önce gerçekleşmiş olarak sunar. Etken knowing ile edilgen having been known, cümlenin neden-sonuç bağını kurar.

Alıştırma

Cümleyi okuyun ve doğru dil bilgisi açıklamasını seçin: Knowing who one is is really the legacy of having been known properly by somebody else at the start.

  1. “Knowing” ana fiildir; ikinci “is”, “who one is” yapısına aittir; “having been known” gelecekteki bir deneyimi anlatır.
  2. “Who one is” öznenin tamamıdır; ilk “is” ana cümlenin fiilidir; “having been known” kişinin başka birine yaptığı bir eylemi anlatır.
  3. “Knowing who one is” öznedir; ikinci “is” ana cümlenin fiilidir; “having been known” daha önce gerçekleşmiş edilgen bir deneyimi anlatır.
Cevabı göster

“Knowing who one is” öznedir; ikinci “is” ana cümlenin fiilidir; “having been known” daha önce gerçekleşmiş edilgen bir deneyimi anlatır.

This early identity building tends to unfold Kalıp ifadeler

2:35

Bu erken kimlik inşası genelde

with apparently innocuous but lifesaving small steps.

2:38

görünürde zararsız ama hayat kurtaran küçük adımlarla ortaya çıkma eğilimindedir.

Kalıp ifadeler

tends to unfold: genellikle yavaş yavaş gelişir

Tend to + fiilin yalın hâli, her seferinde olanı değil, genellikle olanı anlatır. Burada tends to, süreç hakkında genel bir eğilim bildirir. Unfold burada mecaz anlamdadır: bir süreç adım adım gelişir veya belirginleşir. Bu nedenle tends to unfold, kimlik oluşumunun genellikle yavaş yavaş geliştiği anlamına gelir.

Alıştırma

“Genellikle yavaş yavaş gelişir” anlamındaki ders ifadesini kullanarak cümleyi tamamlayın: In these workshops, the conversation ____ slowly as people gain confidence.

Cevabı göster

tends to unfold

"Oh, that must really have hurt," Dilbilgisi

2:42

"Oh, o gerçekten çok acıtmış olmalı,"

a parent might say in response to an upset,

2:44

diyebilir bir ebeveyn, çocuğun üzüntüsüne karşılık vererek,

thereby validating an infant's own feelings. Dilbilgisi

2:47

böylece bir bebeğin kendi duygularını doğrular.

Dilbilgisi

Geçmiş hakkında güçlü çıkarım için “must really have hurt”

Must + have + past participle, geçmişteki bir durum hakkında yüksek kesinlik taşıyan bir çıkarım belirtir. Burada have hurt, bebeğin üzülmesine yol açan acı veya sıkıntıya dönüp bakar; really ise vurguyu artırır. Have hurt, must tarafından yönetilen perfect infinitive yapısıdır; bağımsız bir present perfect değildir. Ebeveyn emir vermiyor. İfade nazikçe “Bu deneyimin acı verici veya üzücü olduğunu görebiliyorum” mesajını verir; böylece çıkarım aynı zamanda empati kurup duyguyu kabul eder.

Alıştırma

Geçmişteki acı hakkında vurgulu ve kesin bir çıkarım yapan dört sözcüklü ifadeyle yanıtı tamamlayın: “You landed hard on your knee. That ____.”

Cevabı göster

must really have hurt

Dilbilgisi

Bir eylemin doğrudan sonucunu gösteren “thereby validating”

Thereby, “bu eylem yoluyla” veya “bunun sonucunda” anlamına gelir. Burada ardından validating biçimindeki -ing yapısı gelir ve ifadenin tamamı ebeveynin sözlerinin doğrudan neyi sağladığını açıklar. Kısa thereby + -ing kalıbı, yeni bir tam cümlecik eklemeden önceki eylemi sonucuna bağlar. İlişki yalnızca olay sırası değil, neden-sonuç ilişkisidir.

Alıştırma

Otomatik kaydetmenin sonucu doğrudan oluşturduğunu belirten seçeneği seçin: “The app saved every draft, ____ the risk of lost work.”

  1. thereby reducing
  2. although reducing
  3. then it reduced
Cevabı göster

thereby reducing

Or, "It's okay not to feel happy on your birthday," Ton ve niyet

2:50

Veya "Doğum gününde mutlu hissetmemen sorun değil,"

the parent might say at another point,

2:53

diyebilir ebeveyn başka bir noktada,

delicately upholding an infant's less typical response to certain events.

2:55

bir bebeğin bazı olaylara verdiği daha az tipik tepkileri hassasça destekleyerek.

Ton ve niyet

It's okay not to...: …yapmaman da sorun değil

It's okay not to + fiilin yalın hâli kalıbı, bir kişi genellikle beklenen bir şeyi yapmadığında, istemediğinde veya hissetmediğinde bunun kabul edilebilir olduğunu anlatır. Burada ebeveyn, çocuğun doğum gününde mutlu hissetmeyebileceğini kabul eder. Okay, mutsuzluğun ideal olduğu anlamına gelmez. Bu duygunun yaşanabileceğini ve çocuğun bunu hissettiği için suçlanmayacağını belirtir.

Alıştırma

Bir arkadaşınız bir kutlama için heyecanlanmadığından dolayı kendini suçlu hissediyor. Hangi yanıt, bu duyguyu ideal olduğunu söylemeden kabul eder?

  1. You must not feel excited.
  2. It's wonderful not to feel excited.
  3. It's okay not to feel excited.
Cevabı göster

It's okay not to feel excited.

Ideally, the child isn't just known, Dilbilgisi

3:01

İdeal olarak, çocuk sadece tanınmakla kalmaz,

he or she is also interpreted as likable.

3:04

aynı zamanda sevilebilir olarak da yorumlanır.

Dilbilgisi

isn't just ... is also ...: yalnızca … değil, aynı zamanda …

not just X ... also Y kalıbı, ilk noktayı aşan ikinci bir nokta ekler. Burada çocuğun tanınması ve anlaşılması temel fikirdir; sevilebilir biri olarak yorumlanması ise daha ileri ve daha olumlu fikirdir. Her iki bölüm de çocuğu edilgen yapıyla tanımlar. Interpreted as likable, bakım veren kişinin çocuğun davranışlarını iyi niyetle anlamlandırması ve onu sevilebilir biri olarak görmesi demektir; burada interpreted “tercüme edilmiş” anlamına gelmez.

Alıştırma

not just ... also kalıbını tamamlayın: The guide isn't ____ experienced; she is ____ patient with beginners.

Cevabı göster

just · also

A good parent offers generous interpretations.

3:07

İyi bir ebeveyn cömert yorumlar sunar.

They're on the side of the child Deyimler

3:11

Onlar çocuğun tarafındadır

and are always ready to put the best possible gloss on moments of ill temper or a failure, Deyimler

3:12

ve kötü ruh hali veya bir başarısızlık anını olabilecek en iyi şekilde örtmeye daima hazırdırlar,

Deyimler

Be on someone's side: birinin tarafında olmak

Be on someone's side, özellikle anlaşmazlık, eleştiri veya zorluk olduğunda birini desteklemek ya da duruma o kişinin bakış açısından bakmak demektir. Burada “they” ile belirtilen kişiler çocuğun tarafını tutar: çocuğun huysuzluğunu veya başarısızlığını ellerinden geldiğince anlayışlı yorumlarlar. Bu ifade fiziksel konumu değil, sadakati ve anlayışı anlatır.

Alıştırma

“Leo anlaşmazlıkta Ana'yı destekliyor” anlamını veren bu dersteki ifadeyle cümleyi tamamlayın: Leo is ____.

Cevabı göster

on Ana's side

Deyimler

Put the best possible gloss on something: en olumlu şekilde yorumlamak

Put a gloss on something, bir şeyi daha iyi, daha az ciddi veya daha kabul edilebilir görünecek şekilde anlatmak ya da yorumlamak demektir. Gloss burada mecazidir: fiziksel parlaklığı veya bir sözcük açıklamasını değil, olumlu bir açıklama katmanını anlatır. Best possible ifadeyi güçlendirir. Bu cümlede “they” ile belirtilen kişiler huysuzluk veya başarısızlık anlarını mümkün olan en anlayışlı biçimde yorumlar. Bağlama göre ifade, anlayışlı davranmayı övebilir ya da rahatsız edici bir gerçeği olduğundan iyi gösteren birini eleştirebilir.

Alıştırma

“En olumlu biçimde sunmak” anlamındaki bu ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: The spokesperson tried to ____ the disappointing results.

Cevabı göster

put the best possible gloss on

which forms the basis Dilbilgisi

3:18

ki bu, daha sonra üzerine

upon which resilient self-esteem can then later emerge.

3:20

dirençli bir özgüvenin inşa edileceği temeli oluşturur.

Dilbilgisi

forms the basis upon which: üzerinde gelişilebilecek temeli oluşturmak

Form the basis, daha sonraki bir gelişmeyi mümkün kılan temeli oluşturmak demektir. Burada dayanıklı özsaygı, kendiliğinden ortaya çıkan bir şey olarak değil, daha önce oluşturulan temelden gelişen bir şey olarak sunulur. Resmî the basis upon which + yan cümle kalıbında upon which, on that basis yani “o temel üzerinde” anlamına gelir. Tam altyazıdaki ilk which önceki sürece, upon sonrasındaki which ise basis sözcüğüne gönderme yapar; ikisinin dil bilgisel görevleri farklıdır.

Alıştırma

Cümleyi yukarıda öğretilen resmî bağlayıcının aynısıyla tamamlayın: Evidence forms the basis ____ the recommendation can be defended.

Cevabı göster

upon which

Now, that's the ideal, Anlatım akışı

3:24

Tabii, bu ideal olanıdır,

but it can, of course, go very wrong and often does.

3:26

ama elbette çok yanlış gidebilir ve çoğu zaman da gider.

Anlatım akışı

Now, that's the ideal, but: ideal durumdan gerçeğe geçiş

Burada Now bir söylem belirtecidir: Şimdiki zamanı vurgulamak yerine açıklamanın yeni bir aşamaya geçtiğini gösterir. That's the ideal, az önce anlatılan modeli mümkün olan en iyi durum olarak tanımlar. Ardından but, dinleyiciyi bu olumlu modelden gerçekte olanlara yöneltir. Bu çerçevenin tamamı, konuşmacının ideal durumu anlatan bölümü kapatıp sorunlar, sınırlamalar veya istisnalarla ilgili bir bölümü açmasını sağlar.

Alıştırma

Bu parçada başlangıçtaki Now, that's the ideal, but ... çerçevesi ne yapıyor?

  1. İdeal durumun tam şu anda gerçekleştiğini söyler.
  2. Yön değiştirmeden ideal durumun açıklamasını tekrarlar.
  3. İdeal durumun açıklamasını kapatır ve bununla karşıtlık oluşturan gerçeği tanıtır.
Cevabı göster

İdeal durumun açıklamasını kapatır ve bununla karşıtlık oluşturan gerçeği tanıtır.

A parent may offer mirroring that is out of sync with the reality of the child. Kalıp ifadeler

3:30

Bir ebeveyn, çocuğun gerçekliğiyle senkronize olmayan bir yansıtma sunabilir.

Kalıp ifadeler

Out of sync with: bir referansla uyuşmamak

Out of sync with, bir şeyin referans olması gereken başka bir şeyle eşleşmediğini veya uyumlu olmadığını anlatır. Burada ebeveynin duygusal yansıtması, çocuğun gerçek duygusal durumuyla uyuşmaz; ifade yalnızca zamanlama sorunu anlatmaz. Yapı be + out of sync with + isim öbeğidir. Birbiriyle örtüşmeyen programları, verileri, eylemleri, inançları veya duyguları anlatabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede out of sync with, bir kaynağın referansıyla eşleşmediğini göstermek için kullanılmıştır?

  1. The calendar in my phone is next to the updated school schedule.
  2. The calendar in my phone is full of dates for the school year.
  3. The calendar in my phone is out of sync with the updated school schedule.
Cevabı göster

The calendar in my phone is out of sync with the updated school schedule.

"Look, who's such a happy little boy or girl?"

3:35

"Bakalım bu kadar mutlu küçük erkek veya kız kimmiş?"

a parent might insist when actually the opposite is clearly the case, Kalıp ifadeler

3:38

diye ısrar edebilir bir ebeveyn, aslında durum açıkça tam tersiyken,

thereby badly scrambling the child's ability to connect with their own emotions. Kelime

3:42

böylece çocuğun kendi duygularıyla bağlantı kurma yeteneğini fena halde karıştırır.

Kalıp ifadeler

The opposite is clearly the case: gerçek durum açıkça tersidir

The opposite is the case, gerçek durumun az önce söylenen veya varsayılan şeyin tersi olduğu anlamına gelir. Clearly, konuşanın kesinliğini güçlü biçimde artırır. Burada ebeveyn çocuğu mutlu diye nitelendirir, ancak çocuk açıkça mutlu değildir. Bu ifade, konuşanın karşıt düşüncenin tamamını tekrar etmeden önceki iddiayı reddetmesini sağlar. Sıklıkla but veya when actually ifadesinden sonra gelir. Bu kalıpta case, hukuki dava veya kap değil, “gerçek durum” anlamındadır.

Alıştırma

Gerçekliğin tam tersi olduğunu söyleyen kalıp ifadeyle cümleyi tamamlayın: People think the library is busiest in the morning, but ____; evenings are much busier.

Cevabı göster

the opposite is the case

Kelime

Çocuğun kendi duygularıyla bağlantı kurma becerisini ciddi biçimde bozmak

Buradaki scrambling mecazidir. Çocuğun ne hissettiğini tanıma ve bu duyguları doğru bir adla eşleştirme becerisini ciddi biçimde bozmak veya karıştırmak anlamına gelir. Badly, bozulmanın ağır olduğunu vurgular. Bu kullanım, bir şeyi karıştırıp düzenini bozarak özgün yapısını okumayı zorlaştırma imgesine dayanır. Aynı fikir bozulmuş sinyalleri, düşünceleri veya zihinsel süreçleri anlatabilir; burada yumurta pişirmekten ya da bir şeyi kapmak için yarışarak koşuşturmaktan söz edilmez.

Alıştırma

Özgün cümlede badly scrambling the child's ability to connect with their own emotions ne anlama gelir?

  1. Çocuğun gerçek duygularını tanıma ve onlarla bağlantı kurma becerisini ciddi biçimde bozmak
  2. Çocuğa duygularını kibarca saklamayı öğretmek
  3. Çocuğu çok hızlı bir biçimde neşelendirmek
Cevabı göster

Çocuğun gerçek duygularını tanıma ve onlarla bağlantı kurma becerisini ciddi biçimde bozmak

Or the parent might only lend the child a very harsh, Kelime

3:48

Ya da ebeveyn çocuğa kendisini yorumlaması için yalnızca çok sert,

punitive way of interpreting itself,

3:51

cezalandırıcı bir yol ödünç verebilir,

repeatedly suggesting that the child is ill-intentioned or no good.

3:53

sürekli çocuğun kötü niyetli veya işe yaramaz olduğunu ima edebilir.

Kelime

Kendisini yorumlamanın çok sert ve cezalandırıcı bir yolu

Punitive, yanlış bir davranış nedeniyle birini cezalandırmaya odaklanan anlamına gelir. Harsh ve punitive birlikte, anlamaya çalışmak yerine kusur arayan ve suçlama ya da cezayla karşılık veren bir öz değerlendirme biçimini anlatır. İsim öbeğinin tamamı, ebeveynin çocuğa sert bir yorumlama çerçevesi verdiğini ve çocuğun daha sonra bunu kendisine uygulayabileceğini söyler. Punitive yalnızca strict demek değildir; merkezde ceza fikri vardır.

Alıştırma

Cümleyi özellikle “esas olarak cezalandırmak için tasarlanmış” anlamına gelen sıfatla tamamlayın: The new rule fined people for tiny mistakes and offered no help, so critics called it ____.

Cevabı göster

punitive

Or the parent may simply not show very much interest in the child,

3:58

Veya ebeveyn çocuğa pek ilgi göstermeyebilir,

focusing themselves elsewhere,

4:02

odaklarını başka bir yere kaydırabilir,

so that the child grows up with a feeling that not only is it not worth cherishing, Dilbilgisi

4:04

böylece çocuk sadece el üstünde tutulmaya değmediği hissiyle değil,

but also because it hasn't been adequately seen and mirrored,

4:08

aynı zamanda yeterince görülüp yansıtılmadığı için,

that it doesn't even quite exist.

4:12

aslında pek de var olmadığı hissiyle büyür.

Dilbilgisi

Gerçek bir sonucu bildiren so that

Bu cümlede so that bir sonuç bildirir: ebeveynin ilgisizliği, çocuğun bu duygularla büyümesine yol açar. Ebeveynin bilinçli olarak ulaşmak istediği bir amacı anlatmaz. Sonuç bildirdiğinde so that, bir durumu onun ardından gerçekten ortaya çıkan sonuçla bağlar. Yan cümlenin sonuç mu yoksa amaç mı bildirdiğini yalnızca so that değil, bağlam gösterir.

Alıştırma

"The pipe burst, so that the basement filled with water," cümlesinde so that neyi bildirir?

  1. Gerçekleşmiş bir sonuç
  2. İki fikir arasındaki karşıtlık
  3. Amaçlanan bir hedef
Cevabı göster

Gerçekleşmiş bir sonuç

A feeling of unreality is the direct consequence of emotional neglect. Kalıp ifadeler

4:15

Gerçek dışılık hissi, duygusal ihmalin doğrudan bir sonucudur.

Kalıp ifadeler

duygusal ihmalin doğrudan sonucu

X is the direct consequence of Y kalıbı, Y’nin X’e doğrudan neden olduğunu belirtir. Burada X gerçek dışılık hissi, Y ise duygusal ihmaldir. Direct, neden-sonuç iddiasını güçlendirir: bu açıklamada ikisinin arasında önemli bir aşama ya da ayrı bir neden olmadığını söyler. Consequence bir isimdir; bu yüzden neden, ardından gelen of ile belirtilir.

Alıştırma

Resmî X was the direct consequence of Y kalıbını kullanarak cümleyi tamamlayın: The crop damage was ____ the week-long drought.

Cevabı göster

the direct consequence of

Realizing that we lack a stable identity is a sobering realization,

4:20

İstikrarlı bir kimlikten yoksun olduğumuzu fark etmek sarsıcı bir aydınlanmadır,

but we can, with a fair wind, Deyimler

4:25

ancak elverişli bir rüzgarla,

start to correct the problem at any point.

4:27

sorunu düzeltmeye herhangi bir noktada başlayabiliriz.

Deyimler

with a fair wind: koşullar elverişliyse

With a fair wind denizcilikten gelen bir imgedir: Rüzgâr yardımcı olduğunda tekne daha kolay ilerler. Burada mecazi olarak kullanılır ve “koşullar elverişli olursa” ya da “işler makul ölçüde yolunda giderse” anlamına gelir. Bu ifade temkinli bir iyimserlik taşır. Konuşan kişi sorunu düzeltmenin mümkün olduğunu, ancak bunun garanti olmadığını söyler; ilerleme hâlâ elverişli koşullara bağlıdır.

Alıştırma

Cümlede with a fair wind ne anlatıyor?

  1. Koşullar elverişliyse, ancak başarı garanti değilse
  2. Sonuç zaten kesin olduğu için
  3. Yalnızca hava rüzgârlı hâle geldikten sonra
Cevabı göster

Koşullar elverişliyse, ancak başarı garanti değilse

We need to seek out the help of a wise and kindly other person, Öbek fiiller

4:30

Bilge ve nazik başka bir kişinin yardımını aramamız gerekir,

perhaps a good psychotherapist,

4:34

belki iyi bir psikoterapist,

Öbek fiiller

seek out the help of: bilinçli olarak destek aramak

Seek out ile bir şeyi veya birini aramak, belirli bir hedefi bulmak için bilinçli çaba göstermek demektir. Out, hedefin ortaya çıkmasını beklemek yerine doğru kaynağı etkin biçimde bulma anlamını ekler. seek out the help of + kişi veya grup yapısında help istenen şeyi, of ise yardımı sağlayanı belirtir. Burada yapı, destek almak için uygun bir kişiyi bilinçli olarak bulup ona başvurmayı önerir.

Alıştırma

Öneriyi “uygun bir destek kaynağını bilinçli olarak bulup ona başvurmak” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: If the problem continues, ____ a qualified counselor.

Cevabı göster

seek out the help of

someone who can study us closely,

4:36

bizi yakından inceleyebilecek,

mirror us properly, Kelime

4:38

bizi doğru bir şekilde yansıtabilecek,

and then validate what they see.

4:39

ve sonra gördüklerini doğrulayacak biri.

Kelime

mirror us ... validate what they see: deneyimi yansıtmak ve geçerli kabul etmek

Burada mirror, bir kişinin iç dünyasındaki deneyimi sözler, dikkat ve tepkilerle ona doğru biçimde yansıtmak; böylece ne hissettiğini veya istediğini fark etmesine yardımcı olmak demektir. properly, bu yansıtmanın çarpıtılmış bir taklit değil, sadık ve duyarlı bir karşılık olduğunu belirtir. Ardından validate what they see, gözlemlenen duygu ve ihtiyaçların gerçek, anlaşılır ve ciddiye alınmaya değer olduğunu kabul etmek demektir. Doğrulamak, her yoruma katılmayı ya da her davranışı onaylamayı gerektirmez; önce deneyim yansıtılır, sonra bunun anlaşılır olduğu kabul edilir.

Alıştırma

Destekleyici bir konuşmada mirror and validate en yakın olarak ne anlama gelir?

  1. Kişinin deneyimini doğru biçimde yansıtmak ve duygularının anlaşılır olduğunu kabul etmek.
  2. Kişinin hareketlerini taklit etmek ve her görüşüne katılmak.
  3. Kişinin söylediklerini bilimsel veriymiş gibi sınamak.
Cevabı göster

Kişinin deneyimini doğru biçimde yansıtmak ve duygularının anlaşılır olduğunu kabul etmek.

Through their eyes, Deyimler

4:42

Onların gözleri aracılığıyla,

we can learn to study,

4:43

incelemeyi öğrenebiliriz,

perhaps for the first time,

4:44

belki de ilk defa,

how we really feel

4:46

gerçekten nasıl hissettiğimizi

and take seriously what we actually want. Kalıp ifadeler

4:47

ve aslında ne istediğimizi ciddiye almayı.

Deyimler

Through their eyes: başka birinin bakış açısından görmek

Through their eyes, “onların bakış açısından” veya “bizi görme biçimlerinin yardımıyla” anlamına gelen bir bakış açısı metaforudur. through, diğer kişinin görüşünü bir mercek gibi sunar; gözlerin içinden fiziksel olarak geçmek anlamına gelmez. Bu cümlede, iyi niyetli bir gözlemcinin bakışı kendi duygu ve isteklerimizi daha açık fark etmemize yardım eder. Aktarılabilir through + iyelik + eyes kalıbı, anlayışı kimin bakış açısının yönlendirdiğini gösterir: through my eyes, through her eyes, through a child's eyes.

Alıştırma

Cümleyi “onun bakış açısından” anlamına gelen through ifadesiyle tamamlayın: Reading her diary helped me see the new school ____.

Cevabı göster

through her eyes

Kalıp ifadeler

gerçekten istediğimiz şeyi ciddiye almak

Take something seriously, bir şeyi göz ardı etmek yerine ona gerçekten dikkat etmek ve hak ettiği önemi vermek demektir. Burada ciddiye alınan şey what we actually want ifadesidir. What bir isim cümleciği başlatır; what we actually want cümleciğinin tamamı take seriously ifadesinin nesnesidir. Actually, başkalarının bizden beklediği arzular yerine gerçek istekleri vurgular.

Alıştırma

Cümleyi, gereken dikkati ve önemi vermek anlamına gelen iki sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: We need to ____ what the community actually wants.

Cevabı göster

take seriously

We can,

4:51

Bizler,

by being witnessed generously, Dilbilgisi

4:51

cömertçe şahit olunarak,

more often learn to take our own sides Deyimler

4:53

daha sık kendi tarafımızı tutmayı öğrenebiliriz

and feel increasingly solid inside,

4:56

ve içimizde giderek daha sağlam hissedebiliriz,

Dilbilgisi

anlayışlı ve cömert bir tutumla görülüp anlaşılmak sayesinde

By + -ing, bir sonuca götüren araç veya yöntemi belirtir. Being witnessed edilgendir: kişi başka birini gözlemlemek yerine başkasının kendisini görmesini ve anlamasını deneyimler. Burada witnessed, kişinin duygularının ve varlığının fark edilip anlaşılması demektir; generously ise bunun açık ve nazik bir şekilde yapıldığını anlatır. Bu nedenle ifade, destekleyici bir kabulün cümlede anlatılan değişime yardımcı olabileceği anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi listen to fiilinin edilgen -ing biçimiyle tamamlayın: The shy child became more confident by ____ with patience and respect.

Cevabı göster

being listened to

Deyimler

take our own sides: kendi tarafını tutmak

Buradaki take our own sides, “bir çatışmada birini desteklemek” anlamındaki take someone's side ifadesini kişinin kendisine yöneltir. Özne we olduğu için çoğul sides, her kişinin kendine ait bir tarafı olduğunu gösterir: kendimize yöneltilen eleştiriye hemen katılmak yerine kendimizi desteklemeyi ve savunmayı öğreniriz. Bu ifade, iç çatışma veya dışarıdan gelen eleştiri sırasında kendine güvenmeyi ve kendine şefkat göstermeyi anlatır. Fiziksel taraflardan söz etmez ve dışarıdaki her görüşü reddetmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi dersteki ifadeyle tamamlayın ve we ile eşleşen biçimi kullanın: Even when others criticize us unfairly, we can ____ instead of turning against ourselves.

Cevabı göster

take our own sides

trusting ourselves more than we trust the crowd, Dilbilgisi

4:59

kendimize kalabalıklara güvendiğimizden daha çok güvenerek,

Dilbilgisi

trusting ourselves more than we trust the crowd: açık bir karşılaştırma

Bu ifade trusting A more than we trust B kalıbını kullanır. More than, aynı eylemin iki nesneye yönelik derecesini karşılaştırır: burada kendimize duyduğumuz güven, kalabalığa duyduğumuz güvenden daha fazladır. than we trust the crowd bölümünde özne ve fiilin tekrarlanması karşılaştırmanın ikinci tarafını açıkça gösterir. Buradaki the crowd, kamuoyunu veya çoğunluğun görüşünü anlatır. Dolayısıyla insanların büyüklüğü ya da sayısı değil, iki yol gösterici kaynak karşılaştırılır.

Alıştırma

Hangi cümle, konuşanın kendisine duyduğu güvenin kamuoyuna duyduğu güvenden daha güçlü olduğunu açıkça söyler?

  1. The crowd trusts me more than I trust myself.
  2. I trust myself rather than the crowd.
  3. I trust myself more than I trust the crowd.
Cevabı göster

I trust myself more than I trust the crowd.

feeling that we might be able to say no, Ton ve niyet

5:03

hayır diyebileceğimizi hissederek,

Ton ve niyet

might be able to say no: sınır koyabilmeye dair temkinli güven

Burada say no, bir isteği veya baskıyı reddetmek ve kişisel bir sınırı korumak anlamına gelir. Yalnızca no kelimesini söylemek değil, konuşma içinde gerçekleştirilen bir reddetme eylemidir. Might be able to, bunu yeni gelişen olası bir beceri olarak sunar. Konuşan kişi daha bağımsız hâle geldiğini temkinli biçimde fark etmektedir; izin istememektedir.

Alıştırma

Hangi cümle, baskıyı reddetme becerisinin gelişiyor olabileceğine dair temkinli bir inanç gösterir?

  1. May I say no next time?
  2. I always say no to everyone.
  3. I might be able to say no next time.
Cevabı göster

I might be able to say no next time.

not always swaying in the wind Deyimler

5:06

rüzgarda her zaman savrulmayıp

Deyimler

swaying in the wind: istikrarsız görüşleri anlatan bir benzetme

Swaying in the wind ifadesi kelime anlamıyla, bir şeyin rüzgâr tarafından itilerek ileri geri hareket etmesini anlatır. Burada ise dışarıdan gelen görüşler veya eğilimler baskı yaptıkça kişinin tutumunu değiştirmesi için kullanılan bir benzetmedir. Not always ile birlikte ifade, kişinin her seferinde çoğunluğu izlemek yerine daha kararlı hâle gelmesini ve kendi değerlerine göre seçim yapmasını anlatır.

Alıştırma

Burada swaying in the wind ne anlama gelir? His opinion changes with every new trend, as if he were swaying in the wind.

  1. Bir karara sıkıca bağlı kalmak
  2. Dışarıda vakit geçirmekten hoşlanmak
  3. Kolayca etkilenip tutumunu değiştirmek
Cevabı göster

Kolayca etkilenip tutumunu değiştirmek

and feeling that we are in possession Kalıp ifadeler

5:08

hakkımızdaki bazı nihai ve önemli gerçeklere

of some of the ultimate important truths about us.

5:11

sahip olduğumuzu hissederek.

Kalıp ifadeler

in possession of: resmî dilde sahiplik veya kontrol

Be in possession of, birinin bir şeye sahip olduğunu, onu elinde tuttuğunu veya kontrol ettiğini söylemenin resmî bir yoludur. Buradaki nesne some important truths about us olduğu için ifade, fiziksel bir mala sahip olmaktan ziyade kendimiz hakkında önemli içgörüler edinmiş veya bunları kavramış olmak anlamına gelir. Some of iddianın kapsamını sınırlar: konuşan kişi kendimizle ilgili her şeyi bildiğimizi değil, gerçeğin bir kısmını anladığımızı söyler. Başka bağlamlarda nesne, ifadenin yasal mülkiyet, fiziksel gözetim, kontrol veya soyut bilgi anlamlarından hangisini taşıdığını gösterir.

Alıştırma

Cümledeki “we are in possession of some of the ultimate important truths about us” ne anlama gelir?

  1. Kendimiz hakkında bazı önemli içgörüler kazandık.
  2. Başkalarının ne düşündüğünü unuttuk.
  3. Yasaklı eşya taşıyoruz.
  4. Kendimizle ilgili her gerçeğin yasal sahibiyiz.
Cevabı göster

Kendimiz hakkında bazı önemli içgörüler kazandık.

Having come to know ourselves like this, Dilbilgisi

5:15

Kendimizi bu şekilde tanıyınca,

we will be a little less hungry for praise, Anlatım akışı

5:18

övgüye biraz daha az aç,

a little less worried by opposition,

5:21

muhalefetten biraz daha az endişeli,

and a lot more original in our thinking.

5:23

ve düşüncelerimizde çok daha özgün olacağız.

Dilbilgisi

Having come to know...: perfect participle yapısı

Having come to know ourselves like this bir perfect participle yan cümleciğidir: Having + geçmiş zaman ortacı; burada come geçmiş zaman ortacıdır. Kendimizi tanıma sürecini ana cümlede anlatılan değişikliklerden önce gerçekleşmiş olarak sunar. Her iki bölümün de örtük öznesi we sözcüğüdür. Come to know, öğrenmek için bir yere gitmek değil, zamanla anlamaya veya tanımaya başlamak demektir. Like this daha önce açıklanan yönteme gönderme yapar. Bu yapı, daha açık olan After we have come to know ourselves like this, we will... sıralamasını kısaltır.

Alıştırma

Review fiilinin perfect participle biçimiyle resmî cümleyi tamamlayın: “____ all the evidence, the committee changed its recommendation.”

Cevabı göster

Having reviewed

Anlatım akışı

a little less ... a little less ... and a lot more: küçük azalmalardan büyük bir artışa

Üç sıfat grubu paralel yapıdadır ve hepsi ortak başlangıç olan we will be ifadesini tamamlar. a little less tekrarlandığında ilk iki değişiklik dengeli görünür: övgüye daha az bağımlı olmak ve karşı çıkışlardan daha az rahatsız olmak. Son bölümde a lot more ifadesine geçilmesi, küçük değişimlerden oluşan bu düzeni kırar ve en güçlü vurguyu original üzerine yerleştirir. Buradaki more, düşüncenin miktarını değil, ne kadar özgün olduğunu belirtir. Bu kalıp, önce orta düzeyde azalmaları sıralayıp ardından büyük bir olumlu kazanımı vurgulayarak bir sonucu düzenlemek için kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümle iki orta düzeyde azalmadan sonra güçlü biçimde vurgulanan bir artışı gösterir?

  1. We will be a little less distracted, a little less impatient, and a lot more focused.
  2. We will be a lot less distracted, a lot less impatient, and a little more focused.
  3. We will be a little more distracted, a little more impatient, and a lot less focused.
Cevabı göster

We will be a little less distracted, a little less impatient, and a lot more focused.

We will have learned the vital art

5:27

Hayati bir sanatı öğrenmiş olacağız,

of both knowing and befriending who we really are. Dilbilgisi

5:29

hem gerçekten kim olduğumuzu bilme hem de onunla dost olma sanatını.

Dilbilgisi

both knowing and befriending who we really are: gerçek benliğimizi hem bilmek hem onunla dost olmak

Both ... and, knowing ve befriending eylemlerini bu sanatın eşit derecede gerekli iki parçası olarak birleştirir. both ve and sonrasında gelen sözcüklerin ikisi de -ing biçiminde olduğu için yapı paraleldir. who we really are yan cümlesi iki eylemin ortak nesnesidir. Burada befriending mecazidir: yeni biriyle tanışmak değil, gerçek benliğinize bir dosta göstereceğiniz bağlılık, sabır ve nezaketle yaklaşmak anlamına gelir. Bu nedenle cümle, kişinin kendini dürüstçe tanımasını kendini kabul etmesiyle ilişkilendirir.

Alıştırma

Hangi cümle iki eylemi tek bir sürecin eşit parçaları olarak sunmak için both ... and yapısını doğru kullanır?

  1. Growing up involves both knowing and accepting who you are.
  2. Growing up involves both knowing and to accept who you are.
  3. Growing up involves either knowing and accepting who you are.
Cevabı göster

Growing up involves both knowing and accepting who you are.

Our Know Yourself Cards

5:36

"Kendini Tanı Kartlarımız"

can help us to better understand the deepest,

5:38

en derin,

most elusive aspects of ourselves.

5:40

en anlaşılmaz yönlerimizi daha iyi anlamamıza yardımcı olabilir.

Follow the link now to learn more.

5:43

Daha fazlasını öğrenmek için şimdi bağlantıya tıklayın.