Gerçek Dijon Hardalı Neden Bu Kadar Pahalı | Çok Pahalı Yiyecekler | Business Insider: İngilizce çalışma notları

Business Insider

Öğrenme zorluğu
590 kelime 170 kel/dk

Video özeti: Video, Burgonya hardalının yüksek fiyatını Fransız tohumu kıtlığı, yavaş taş öğütme, bölgesel etiket ve tedarik baskısıyla ilişkilendiriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. up to six times more than — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: fiyat veya miktar için üst sınırlı katlı karşılaştırma olarak anlayın; up to kesin sayı değildir. 2. sets Burgundy mustard apart from regular Dijon — Deyimsel Fiiller: bir ürün, kişi veya seçeneği ayıran özelliği belirtmek için set X apart from Y kullanın. 3. protected label — Kültür, Medya ve Gerçek Dünya Bağlamı: fiziksel olarak korunan çıkartma değil, köken ve üretimle bağlantılı resmî ürün tanımı olduğunu anlayın.

Bu derste

The key to real Dijon mustard is in its seeds. Dilbilgisi

0:00

Gerçek Dijon hardalının sırrı tohumlarında saklıdır.

Dilbilgisi

The key to ... is in ... kalıbı

Bu cümlede The key to X is in Y, iyi bir sonucu belirleyen özelliğin veya kaynağın Y’de bulunduğu anlamına gelir. Key burada gerçek bir anahtar değil, mecazdır: gerçek Dijon hardalını ayırt edici yapan şey tohumlarıdır. Bu kalıpta The key to ifadesinden sonra sonucu, niteliği veya sorunu; is in ifadesinden sonra ise gerçekten önemli olan malzemeyi, yöntemi, yeri veya eylemi belirtebilirsiniz.

Alıştırma

Cümleyi The key to X is in Y kalıbının iki bölümüyle tamamlayın: ____ a successful class trip ____ careful planning.

Cevabı göster

The key to · is in

While other types of mustard use white seeds, Anlatım akışı

0:03

Diğer hardal türlerinde beyaz tohumlar kullanılırken,

Dijon is made with these black ones,

0:06

Dijon hardalı bu siyah tohumlarla yapılır.

which give it a tangy, sharp flavor.

0:08

Bu tohumlar ona ekşimsi ve keskin bir tat verir.

Anlatım akışı

Zaman değil karşıtlık bildiren While

Burada While iki hardal türü arasında karşıtlık kurar: diğer türlerde beyaz tohumlar, Dijon hardalında ise siyah tohumlar kullanılır. Cümle önce karşılaştırmanın arka planını, ardından Dijon hardalıyla ilgili ana bilgiyi sunar. While ifadesini “... olduğu sırada” şeklindeki zaman anlamıyla yorumlamayın. Açıklayıcı cümlelerde iki yan cümle farklı gerçekleri yan yana getiriyorsa while, “oysa” veya “-ken ise” anlamına gelebilir ve whereas sözcüğüne yaklaşır.

Alıştırma

'While Mia chose the blue poster, Noah chose the red one' cümlesinde While ne işe yarar?

  1. Mia'nın seçimiyle Noah'ın seçimini karşılaştırır.
  2. Her iki seçimin nedenini açıklar.
  3. Noah'ın posterini Mia seçim yaparken seçtiğini söyler.
Cevabı göster

Mia'nın seçimiyle Noah'ın seçimini karşılaştırır.

Named after the town of Dijon, France, Dilbilgisi

0:11

Adını Fransa'daki Dijon kentinden alsa da,

very few of the black seeds used to make Dijon mustard Dilbilgisi

0:13

Dijon hardalı yapımında kullanılan siyah tohumların çok azı

actually come from France.

0:16

gerçekten Fransa'dan gelir.

Dilbilgisi

Named after ...: kısaltılmış yan cümle ve boşa düşen niteleyici

Named after ..., was/were named after ... edilgen yapısının kısaltılmış hâlidir. Bir şeyin adını bir kişi veya yerden aldığını ya da ona atıfla adlandırıldığını belirtir. Cümle başındaki geçmiş zaman ortacı yapısı normalde hemen ardından gelen ana cümlenin dil bilgisel öznesini niteler. Bu cümlede ardından gelen özne very few of the black seeds iken, adlandırılan asıl şey Dijon mustarddır. Bu nedenle niteleyici boşa düşer: yapı bir an için tohumların adını Dijon'dan aldığını düşündürür. Doğru bir yapı, Named after the town of Dijon, France, Dijon mustard ... örneğinde olduğu gibi sıradaki özneyi Dijon mustard yapar.

Alıştırma

Hangi cümle, cümle başındaki Named after ... niteleyicisini boşa düşürmeden doğru kullanır?

  1. Named after the town of Dijon, the recipe contains black seeds.
  2. Named after the town of Dijon, many black seeds are used in the recipe.
  3. Named after the town of Dijon, Dijon mustard is famous around the world.
Cevabı göster

Named after the town of Dijon, Dijon mustard is famous around the world.

Dilbilgisi

Very few of the black seeds: belirli bir gruptan çok küçük bir sayı

Very few of + belirli bir çoğul grup, o grubun üyelerinden yalnızca çok küçük bir bölümünün açıklamaya uyduğu anlamına gelir. Burada belirlenen grup, Dijon hardalı yapmak için kullanılan siyah tohumlardır. Few, azlığa odaklanan olumsuz bir miktar anlamı taşır: sayı beklenenden veya istenenden daha küçüktür. Very bu azlığı daha da güçlendirir. of öbeği tanımlı bir kümeden seçim yapar; bu nedenle very few of the/these/those/our + çoğul isim kullanılır. Belirsiz bir çoğul grupla very few black seeds örneğindeki gibi of kullanılmaz.

Alıştırma

“Bu bilinen gruptan son derece küçük bir sayı” anlamını vermek için cümleyi very + few + edat hedef kalıbıyla tamamlayın: “____ the students in our class passed the qualifying test.”

Cevabı göster

Very few of

But the few jars made with local seeds

0:19

Ancak yerel tohumlarla yapılan az sayıdaki kavanozun fiyatı

will cost you up to six times more Dilbilgisi

0:21

altı kata kadar daha yüksek olabilir,

than average Dijon mustard.

0:23

sıradan Dijon hardalına kıyasla.

Dilbilgisi

up to six times more than: üst sınır belirten katlı karşılaştırma

Up to, garanti edilen bir değer değil, bir üst sınır belirtir. Bu cümlede kavanozların fiyatı söylenen miktardan daha düşük olabilir; ortalama fiyatın altı katı, mümkün olan en yüksek karşılaştırma olarak sunulur. Karşılaştırmanın temeli ortalama Dijon hardalıdır. Günlük İngilizcede six times more than çoğunlukla toplam fiyatın temel fiyatın altı katı olduğu anlamında kullanılır. Ancak bazı okurlar bunu temel fiyata temel fiyatın altı katının eklenmesi, yani toplamda yedi kat olarak hesaplayabilir. Kesin oran önemli olduğunda up to six times as much as, toplam üst sınırın 6:1 olduğunu açıkça belirtir.

Alıştırma

Cümlede up to six times more than average Dijon mustard ne anlatıyor?

  1. Fiyat her zaman ortalama fiyatın en az altı katıdır.
  2. Fiyat belirtilen üst sınıra ulaşabilir, ancak bazı kavanozlar daha ucuz olabilir.
  3. Her kavanozun fiyatı ortalama fiyatın tam olarak altı katıdır.
Cevabı göster

Fiyat belirtilen üst sınıra ulaşabilir, ancak bazı kavanozlar daha ucuz olabilir.

So, what makes real Dijon mustard different, Anlatım akışı

0:25

Peki gerçek Dijon hardalını farklı kılan nedir

and why is it so expensive?

0:27

ve neden bu kadar pahalıdır?

Anlatım akışı

So, what makes ... different, and why ...?: iki soruluk bir yol haritası

So, bu soruları az önce sunulan fiyat karşıtlığına bağlar. And ise açıklamanın iki ayrı yolunu birleştirir: gerçek Dijon hardalının ne açıdan farklı olduğu ve yüksek fiyatına neyin yol açtığı. Konuşmacı esas olarak dinleyicilerin cevap vermesini beklemiyor. Bu iki soru bir yol haritası görevi görerek sonraki bölümün her iki konuyu da ele alacağını bildiriyor. Sonraki içerik her soruyu gerçekten yanıtladığında bu yapı açıklayıcı içeriklerde kullanışlıdır.

Alıştırma

Bir sunucu, bir okul bahçesinin diğerlerinin yarısı kadar su kullandığını söyledi. Sonraki hangi cümle dinleyicilere iki bölümlü bir yol haritasını en iyi şekilde sunar?

  1. Is the garden near the library?
  2. So, what makes this garden different, and why does it use less water?
  3. This garden is different, but that is all you need to know.
Cevabı göster

So, what makes this garden different, and why does it use less water?

The jars of Dijon mustard

0:46

Dijon hardalı kavanozları,

made with local French ingredients

0:48

yerel Fransız malzemeleriyle üretilmişse

are sold as Burgundy mustard, Kalıp ifadeler

0:50

Burgonya hardalı adıyla satılır.

Kalıp ifadeler

are sold as Burgundy mustard: Burgonya hardalı adıyla satılır

“are sold as Burgundy mustard” ifadesindeki be sold as + ad veya kategori edilgen kalıbı, satıcıların ürünleri bu adla tanıtıp pazarlaması anlamına gelir. Odak yalnızca satılma eyleminde değil, ürünün ticari etiketi veya kimliğindedir. Buradaki as, piyasada kullanılan adı belirtir. “Çünkü” anlamına gelmez ve cümle bütün Dijon mustard çeşitlerinin bu etiketi taşıdığını söylemez.

Alıştırma

Cümleyi sell fiilinin geniş zamandaki edilgen biçimini ve as sözcüğünü kullanarak tamamlayın: The compact speaker ____ the Mini model.

Cevabı göster

is sold as

the name of the region where it has been made for centuries. Dilbilgisi

0:52

Bu ad, yüzyıllardır üretildiği bölgeden gelir.

Dilbilgisi

has been made for centuries: yüzyıllardır üretilmektedir

“Has been made”, present perfect zamanın edilgen biçimidir: has + been + geçmiş zaman ortacı. “It” öznesi eyleme maruz kalır; bu nedenle cümle ürünü yapan kişilerden çok hardala ve üretim sürecine odaklanır. “For centuries” ile birlikte bu yapı, geçmişte başlayan ve bir gelenek olarak günümüze kadar devam eden süreci anlatır. Geçmişte tamamlanmış tek bir zamanda gerçekleşen bir olay değildir.

Alıştırma

Cümleyi make fiilinin present perfect edilgen biçimiyle tamamlayın: This cheese ____ in the village for over 200 years.

Cevabı göster

has been made

The mustard plant is a cruciferous vegetable,

1:18

Hardal bitkisi, turpgillerden bir sebzedir;

like cabbage, broccoli,

1:21

lahana, brokoli,

horseradish and turnip.

1:23

yaban turbu ve şalgam gibi.

The plants are rich in pods,

1:25

Bitkilerde çok sayıda tohum kapsülü bulunur.

which are their fruit. Kelime

1:26

Bu kapsüller bitkinin meyvesidir.

Kelime

fruit sözcüğünün botanik anlamı

Burada fruit botanik bir kategoridir: çiçekten gelişen ve tohum içeren bir bitki yapısını belirtir. which are their fruit ilgi cümleciği, pods sözcüğünün anlattığı kapsülleri bu meyve olarak tanımlar; their ise bitkilere gönderme yapar. Bilimsel metinlerde fruit mutlaka tatlı veya elma gibi yenen bir şey demek değildir. Botanik tanıma göre bir tohum kapsülü de meyve olabilir.

Alıştırma

“The plants are rich in pods, which are their fruit,” cümlesinde fruit ne anlama gelir?

  1. tohum içeren bitki yapısı, yani tohum kapsülü
  2. elma veya portakal gibi tatlı bir yiyecek
  3. kapsülün içindeki hardal tohumları
Cevabı göster

tohum içeren bitki yapısı, yani tohum kapsülü

Each pod contains several dozen mustard seeds. Dilbilgisi

1:28

Her kapsülde birkaç düzine hardal tohumu bulunur.

Dilbilgisi

several dozen: birkaç düzine

Several dozen, on ikilik birkaç grup anlamına gelir; bu nedenle kesin bir sayı yerine yaklaşık bir miktar verir. Burada her kapsülde kaç hardal tohumu bulunduğunu yaklaşık olarak belirtir. Several sözcüğünden sonra dozen bir sayma birimi olarak kullanılır ve normalde tekil kalır: several dozen seeds. Sayılan nesneyi belirten isim çoğul olur.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve on ikilik birkaç grup anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: The bakery prepared ____ cupcakes for the school fair.

Cevabı göster

several dozen

Dijon mustard is made with black mustard seeds,

1:31

Dijon hardalı siyah hardal tohumlarından yapılır.

which are more aromatic than the white ones

1:34

Bunlar, beyaz tohumlardan daha aromatiktir.

used for other types of mustard paste.

1:36

Beyaz tohumlar diğer hardal ezmesi türlerinde kullanılır.

They have a high level of sinigrin,

1:39

Siyah tohumların sinigrin oranı yüksektir.

which is the natural component

1:41

Bu doğal bileşen,

that gives mustard its pungent aroma. Kelime

1:42

hardala keskin kokusunu verir.

Kelime

pungent aroma: güçlü ve keskin aroma

Bu cümlede pungent aroma, güçlü, keskin ve kolayca fark edilen bir koku anlamına gelir. Burada hardalın burunda oluşturduğu yakıcı his vurgulanır. Pungent duyusal yoğunluğu anlatır; otomatik olarak kötü bir şey anlamına gelmez. Hardal, soğan, baharat veya olgunlaştırılmış peynir gibi yiyecekler için kullanıldığında nötr, hatta olumlu olabilir. Aroma ise özellikle kokuyu ifade eder.

Alıştırma

Hardalın güçlü ve keskin kokusunu, mutlaka kötü olduğunu söylemeden en iyi hangi ifade anlatır?

  1. a spicy flavor
  2. a pungent aroma
  3. a stinky smell
Cevabı göster

a pungent aroma

One of the factors that sets Burgundy mustard Notlar

2:17

Burgonya hardalını

apart from regular Dijon

2:19

sıradan Dijon hardalından ayıran

Öbek fiiller

sets Burgundy mustard apart from regular Dijon: Burgonya hardalını normal Dijon hardalından ayırır

set X apart from Y yapısında X, belirgin biçimde farklı hâle gelen şeydir; Y ise karşılaştırılan taraftır. Burada bir etken, Burgonya hardalına normal Dijon hardalından farklı, ayırt edici bir özellik kazandırır. Yaygın kalıp set + X + apart from + Y şeklindedir. Genellikle X’i Y’den farklı ve belirgin kılmayı anlatır; X’i fiziksel olarak Y’den uzağa taşımayı değil.

Alıştırma

Cümleyi set X apart from Y kalıbıyla tamamlayın: The hand-painted details ____ this bowl ____ factory-made ones.

Cevabı göster

set · apart from

and keeps the prices high

2:21

ve fiyatını yüksek tutan etkenlerden biri,

is that it's ground using a stone mill. Kelime

2:23

taş değirmende öğütülmesidir.

Dilbilgisi

One of the factors that ... is that ...: belirli bir etkeni sunma

One of the factors that ... is that ... kalıbı, daha geniş bir nedenler grubu içinden bir nedeni sunar ve ardından bu nedenin ne olduğunu açıklar. factors ile is arasındaki sözcükler, hangi etkenlerin ele alındığını belirtir. Cümlenin ana öznesi One olduğu için temel fiil tekildir: are değil, is kullanılır. İlk that, factors sözcüğünü niteleyen bir ilgi cümleciğini başlatır; ikinci that ise etkenin ne olduğunu belirten cümleciği başlatır.

Alıştırma

Cümleyi One of the factors that ... is that ... kalıbını kullanarak tamamlayın: ____ helped the team succeed ____ everyone had a clear role.

Cevabı göster

One of the factors that · is that

Kelime

grind fiilinin geçmiş zaman ortacı ground

Burada ground, grind fiilinin düzensiz geçmiş zaman ortacıdır ve daha küçük parçacıklar hâlinde ezilmiş ya da öğütülmüş anlamına gelir. it's ground ifadesinde be + geçmiş zaman ortacı edilgen yapıyı oluşturur: öğütme eylemi hardala uygulanır. İsim olan ground yer, toprak veya yüzey anlamına gelir; ancak bu anlam, edilgen yapıdaki üretim bağlamına uymaz. Fiilin çekimleri grind–ground–ground şeklindedir; grind–grinded–grinded değildir.

Alıştırma

'The spices are ground before they are packed,' cümlesinde ground ne anlama gelir?

  1. Daha küçük parçacıklar hâlinde ezilir veya öğütülürler.
  2. Yere konurlar.
  3. Bir toprak alanını kaplarlar.
Cevabı göster

Daha küçük parçacıklar hâlinde ezilir veya öğütülürler.

This is a much slower process

2:25

Bu işlem çok daha yavaştır,

than using an automated steel mill.

2:27

otomatik bir çelik değirmen kullanmaya kıyasla.

Stone mills can grind only 100 tons

2:29

Taş değirmenler günde yalnızca 100 ton

of seeds per day.

2:31

tohum öğütebilir.

The resulting flavor makes it worth it. Kalıp ifadeler

2:34

Ama ortaya çıkan lezzet buna değer.

Kalıp ifadeler

makes it worth it: harcanan çabaya değer kılmak

makes it worth it ifadesinde özne, maliyeti, emeği veya sıkıntıyı telafi eden yararı belirtir. Burada ortaya çıkan lezzet kazançtır; bu nedenle daha yavaş süreç harcanan çabaya değer görülür. Kalıp yarar + makes + it + worth it şeklindedir. İki it sözcüğünün ayrı ayrı iki somut göndergeye karşılık gelmesi gerekmez; kalıp bir bütün olarak seçimi ve seçimin gerektirdiği bedeli değerlendirir.

Alıştırma

Manzaranın harcanan çabayı telafi ettiğini belirten ifadeyle cümleyi tamamlayın: The hike is steep, but the view ____.

Cevabı göster

makes it worth it

It preserves the spiciness of the seed

2:36

Bu yöntem, tohumların keskinliğini korur

by keeping the paste at room temperature. Dilbilgisi

2:39

ezmeyi oda sıcaklığında tutarak.

Dilbilgisi

by keeping: yöntemi belirten by + -ing

By keeping, bir sonucun nasıl elde edildiğini açıklayan by + -ing kalıbının parçasıdır. Ana cümle sonucu, yani tohumun acılığının korunmasını belirtir; by ile başlayan bölüm ise yöntemi, yani macunun oda sıcaklığında tutulmasını gösterir. Yöntem bildiren bu kalıpta by sonrasında fiilin yalın hâli değil, ulaç işlevindeki -ing biçimi kullanılır. Sonucu, onu meydana getiren eyleme doğrudan bağladığı için süreç açıklamalarında ve talimatlarda kullanışlıdır.

Alıştırma

Hangi cümle, sonuca ulaşmak için kullanılan yöntemi by + -ing ile açıklar?

  1. We saved time because the meeting ended early.
  2. We saved time by taking the express train.
  3. We took the express train to save time.
Cevabı göster

We saved time by taking the express train.

To give Dijon mustard its distinct creaminess, Dilbilgisi

3:02

Dijon hardalına özgü kremsi dokuyu vermek için

the paste goes through a sieve,

3:04

ezme bir elekten geçirilir.

which extracts the yellow kernel from the rind.

3:06

Böylece sarı çekirdek kabuktan ayrılır.

Dilbilgisi

Cümle başında amaç bildiren To give ...

Burada To give Dijon mustard its distinct creaminess, cümlenin başında yer alan ve amaç bildiren bir mastar yan cümleciğidir. Ana cümle işlem adımını, yani ezmenin elekten geçtiğini belirtmeden önce eleme işleminin hedeflenen sonucunu sunar. Aktarılabilir kalıp To + fiilin yalın hâli + ..., ana cümle şeklindedir. Teknik bir açıklamada cansız özne kullanılsa bile amaç, ana cümledeki eylem aracılığıyla mantıken gerçekleşmelidir. Buradaki to, “...mek için” anlamındadır; bir şeye doğru hareketi göstermez.

Alıştırma

To + fiilin yalın hâli kalıbını ve make fiilini kullanarak İngilizce işlem cümlesini tamamlayın: “____ the sauce smoother, we strain it through a fine sieve.”

Cevabı göster

To make

Dijon mustard used to be made with verjuice, Notlar

3:18

Eskiden Dijon hardalı koruk suyuyla yapılırdı.

Dilbilgisi

used to be made with: edilgen yapıda eski uygulama

Used to + fiilin yalın hâli, geçmişteki bir alışkanlığı veya durumu eski bir durum olarak, genellikle bugünle karşılaştırarak sunar. Burada yalın hâldeki fiil öbeği edilgen be made with yapısıdır; bu nedenle cümle, hardalı yapan kişiler yerine Dijon hardalına ve geçmişte kullanılan malzemeye odaklanır. Aktarılabilir yapı özne + used to + be + geçmiş zaman ortacı + with + malzeme şeklindedir. Etkilenen şeyi dilbilgisel odak olarak tutarken değişmiş tarifleri, yöntemleri veya kuralları açıklamak için kullanışlıdır.

Alıştırma

Eski bir üretim yöntemini anlatması ve odağı üründe tutması için İngilizce cümleyi used to ve make kullanarak tamamlayın: “This bread ____ by hand, but now machines do the work.”

Cevabı göster

used to be made

a green juice made from unripe raisins,

3:21

Bu, olgunlaşmamış üzümlerden elde edilen yeşil bir üzüm suyuydu.

Kalıp ifadeler

made with ve made from farkı

Made with, bir malzemeyi tarifin veya ürünün içindeki bileşenlerden biri olarak sunar. Dijon hardalında eskiden yapım sırasında kullanılan malzemelerden biri olarak verjuice bulunurdu. Made from, işlenerek son ürüne dönüşmüş kaynak malzemeyi gösterir. Burada yeşil meyve suyu olgunlaşmamış kuru üzümlerden gelir; böylece cümle hardaldaki bir malzemeden o malzemenin kaynağına geçer.

Alıştırma

Cümleyi iki hedef ifadeyle tamamlayın: önce içeriğe katılan bir malzemeyi, sonra dönüştürülmüş bir kaynağı gösterin. The dressing is ____ yogurt, and yogurt is ____ milk.

Cevabı göster

made with · made from

which added acidity and preserved the mustard.

3:24

Hardala asitlik kazandırır ve onu korurdu.

As the recipe evolved, Anlatım akışı

3:27

Tarif zamanla geliştikçe,

producers sought to recreate its fruity flavor Kelime

3:28

üreticiler meyvemsi tadı yeniden yaratmak için

Anlatım akışı

As the recipe evolved: kademeli değişimi arka plan yapmak

As the recipe evolved ifadesindeki as, devam eden bir değişim sırasında ve o değişimle birlikte bir şeyin gerçekleştiğini belirtir. Baştaki yan cümle, üreticilerin yaptığı eylem için değişen bir arka plan sağlar. Bu yapı, iki gelişmeyi zaman bakımından birbirine bağlayarak anlatıyı düzenler: tarif yavaş yavaş değişirken üreticiler de bu süreçte meyvemsi aromayı yeniden oluşturmaya çalışıyordu. Tarifin gelişmesinin bu eyleme neden olduğunu açıkça söylemez.

Alıştırma

Hangi cümle, kademeli bir değişimi başka bir gelişmenin arka planı olarak en iyi şekilde sunar ve ilk değişimin ikinciye neden olduğunu açıkça ileri sürmez?

  1. After the project had evolved, the team updated its schedule.
  2. As the project evolved, the team updated its schedule.
  3. Because the project evolved, the team updated its schedule.
Cevabı göster

As the project evolved, the team updated its schedule.

Kelime

sought to recreate: hedef odaklı, resmî bir girişim

Sought, seek fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Bu cümlede sought to recreate, üreticilerin meyvemsi lezzeti yeniden oluşturmak için bilinçli bir çaba gösterdiği anlamına gelir. seek to + fiilin yalın hâli yapısı, özellikle resmî anlatımda bir eylemi amaçlanan hedef olarak sunar. Hedefi veya girişimi bildirir; çabanın başarılı olup olmadığını söylemez.

Alıştırma

Resmî raporu seek to yapısının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The research team ____ reduce energy use.

Cevabı göster

sought to

using a combination of white wine and vinegar.

3:31

beyaz şarap ve sirke karışımı kullandı.

These two ingredients are still

3:34

Bu iki malzeme bugün de

used in most Dijon mustard today,

3:36

çoğu Dijon hardalında kullanılırken,

while Burgundy mustard is made with wine only.

3:38

Burgonya hardalı yalnızca şarapla yapılır.

This wine comes from a local grape variety called Aligoté,

3:42

Bu şarap, Aligoté adlı yerel bir üzüm çeşidinden yapılır.

which carries hints of the chalky, Kalıp ifadeler

3:46

Bölgenin tebeşirimsi,

potassium-rich soil of the region.

3:47

potasyum açısından zengin toprağının izlerini taşır.

Kalıp ifadeler

carries hints of: hafif tat veya aroma notalarını betimlemek

Tadım dilinde carries hints of, bir şeyin hafif ama fark edilebilir tat veya aroma notaları taşıdığı anlamına gelir. Burada bölgenin tebeşirimsi ve potasyum bakımından zengin toprağıyla ilişkilendirilen hafif bir mineral izlenimini anlatır. Carry mecazidir: şarap bu duyusal özelliği sunar. Hints hafif çağrışımları ifade eder; dolayısıyla bu ifade şarabın içinde görünür toprak olduğu anlamına gelmez ve adı geçen maddenin bir içerik olduğunu kanıtlamaz.

Alıştırma

Hangi cümle, adı geçen tatların gerçek içerikler olduğunu iddia etmeden incelikli bir tadım izlenimi verir?

  1. The tea tastes exactly like jasmine and honey.
  2. The tea contains jasmine and honey.
  3. The tea carries hints of jasmine and honey.
Cevabı göster

The tea carries hints of jasmine and honey.

While the town of Dijon and its surrounding region,

4:28

Dijon kenti ve çevresindeki bölge,

Burgundy, produce 90% of France's Dijon mustard,

4:31

yani Burgonya, Fransa'daki Dijon hardalının %90'ını üretse de

finding local seeds is much rarer.

4:34

yerel tohum bulmak çok daha zordur.

Most producers get their supplies from other countries, Kalıp ifadeler

4:37

Çoğu üretici tohumlarını başka ülkelerden temin eder.

Kalıp ifadeler

get their supplies from other countries: malzemeleri başka ülkelerden temin etmek

get their supplies from other countries ifadesinde get, elde etmek veya satın almak anlamına gelir; supplies ise üretim için gereken malzemeleri ifade eden çoğul bir isimdir. Their, üreticileri belirtir; bu bağlamdaki malzemeler hardal tohumlarıdır. Yeniden kullanılabilen kalıp get + iyelik belirleyicisi + supplies + from + kaynak şeklindedir. Gerekli malzemeleri kimin aldığını ve bu malzemelerin nereden geldiğini gösterir.

Alıştırma

A restaurant gets its supplies from nearby farms. cümlesi ne anlama gelir?

  1. Restoran yakındaki çiftliklere malzeme sağlar.
  2. Yakındaki çiftlikler restorandan yiyecek temin eder.
  3. Restoran ihtiyaç duyduğu şeyleri yakındaki çiftliklerden temin eder.
Cevabı göster

Restoran ihtiyaç duyduğu şeyleri yakındaki çiftliklerden temin eder.

with Canada growing 35% Dilbilgisi

4:40

Kanada, dünya hardal tohumu arzının

of the world's supply of mustard seeds.

4:42

%35'ini yetiştirir.

Dilbilgisi

with Canada growing: with + isim + -ing

With Canada growing, önceki ifadeyi destekleyen bir durumu eklemek için with + isim + şimdiki zaman ortacı yapısını kullanır. Canada, growing sözcüğünün mantıksal öznesidir; growing burada hardal tohumu yetiştirmek veya üretmek anlamına gelir. With ile başlayan bu grup ayrı bir ana cümle değil, ek bilgidir. Rapor ve açıklamalarda bu yapı; arka planı, kanıtı, nedeni veya eş zamanlı bir durumu ana ifadeden sonra kısaca aktarmayı sağlar. Buradaki üretim oranı, tohumların başka ülkelerden temin edilmesiyle ilgili ifadeyi destekler.

Alıştırma

Hangi cümle destekleyici kanıt eklemek için with + isim + -ing yapısını doğru kullanır?

  1. Many shops import coffee, with producing Brazil a large share of the world's beans.
  2. Many shops import coffee, with Brazil produced a large share of the world's beans.
  3. Many shops import coffee, with Brazil producing a large share of the world's beans.
Cevabı göster

Many shops import coffee, with Brazil producing a large share of the world's beans.

Using foreign seeds is more convenient Dilbilgisi

4:45

Yabancı tohum kullanmak daha kolaydır

and can be up to 50% cheaper than using French seeds.

4:47

ve Fransız tohumu kullanmaktan %50'ye kadar daha ucuz olabilir.

Dilbilgisi

Cümlenin öznesi olarak Using foreign seeds

Bu cümlede “Using foreign seeds” bir gerund, yani isim-fiil öbeğidir: using, use fiilinin -ing biçimidir ve foreign seeds etkinliğin içeriğini tamamlar. Öbeğin tamamı tek bir etkinliği adlandırır ve is more convenient ile can be cheaper biçimindeki iki sıralı yüklem bölümünün öznesidir. Etkinlik tek bir fikir olarak ele alındığı için gerund öbeği özne olduğunda fiil genellikle tekil olur: are değil, is kullanılır. Buradaki Using, present continuous yapısını başlatmaz; ana yüklem is ile başlar.

Alıştırma

Cümleyi use fiilinin -ing biçimi ve save fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: ____ less electricity ____ money.

Cevabı göster

Using · saves

In 2021,

4:50

2021'de

France produced only 4,000 metric tons of seeds,

4:51

Fransa yalnızca 4.000 metrik ton tohum üretti;

far from the 32,000 metric tons Deyimler

4:55

bu, 32.000 metrik tonun çok altındaydı.

that are needed to meet the country's national demand for Dijon. Kalıp ifadeler

4:57

Ülkenin Dijon hardalı talebini karşılamak için gereken miktar buydu.

Deyimler

Büyük bir sayısal farkı anlatan far from

Burada “far from”, üretilen 4.000 metrik tonu gereken 32.000 metrik tonla karşılaştırır. “Yanına bile yaklaşmayan” veya “çok altında” anlamına gelir: üretim, gereken miktardan çok daha düşüktür. Fiziksel bir mesafeyi anlatmaz. Büyük bir fark olduğunu vurgulamak için far from ifadesini bir hedef, standart, miktar veya sonuçtan önce kullanabilirsiniz. Bu vurgu içeren ifade, farkın tam boyutunu tek başına belirtmez.

Alıştırma

Cümleyi “yanına bile yaklaşmayan” anlamındaki iki kelimelik İngilizce ifadeyle tamamlayın: After six months, sales were only 20% of the yearly goal and still ____ the target.

Cevabı göster

far from

Kalıp ifadeler

ülkenin Dijon hardalı talebini karşılamak

Burada meet, “karşılamak” ya da “yeterli miktarı sağlamak” anlamına gelir; “buluşmak” anlamında değildir. meet the country's national demand for Dijon, ülke genelindeki toplam talebi karşılayacak kadar Dijon hardalı sağlamak demektir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp meet demand for + isim şeklindedir. Üretim, arz, kapasite veya hizmetler insanların ihtiyaç duyduğu ya da istediği miktara ulaştığında meet demand denebilir. Örnekte gerekli seviye 32.000 metrik tondur ve gerçek miktar bunun çok altındadır.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: The factory added a second shift to ____ for electric bikes.

Cevabı göster

meet demand

Local seeds also require extra care.

5:00

Yerel tohumlar ayrıca daha fazla özen gerektirir.

The use of pesticides is banned, Kelime

5:06

Pestisit kullanımı yasaktır

Kelime

Pestisit kullanımı yasaktır

The use of X is banned, X'i kullanmanın resmen yasaklandığını belirten resmî bir edilgen yapıdır. Eylem olan the use ifadesini özne yapmak, kuralı öne çıkarır ve yasağı koyan makamı ya da kuralı hazırlayan kişiyi belirtmez. Cümle yalnızca ilgili bağlamdaki bir yasağı bildirir. Tek başına pestisitlerin her yerde veya her durumda yasa dışı olduğu anlamına gelmez; tam bir duyuruda genellikle in this area veya on organic farms gibi bir kapsam belirtilir.

Alıştırma

Bu yorumu değerlendirin: 'The use of pesticides is banned' cümlesi tek başına pestisitlerin her türlü kullanımının her ülkede yasa dışı olduğu anlamına gelir.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

and in recent years, late frosts in the spring

5:08

ve son yıllarda ilkbahardaki geç donlar

have been destroying mustard crops in Burgundy. Dilbilgisi

5:10

Burgonya'daki hardal mahsullerini mahvediyor.

Dilbilgisi

have been destroying: yakın zamanda başlayan, süren veya tekrarlanan bir durum

“Have been destroying”, have + been + fiil-ing yapısındaki present perfect continuous biçimidir. Özne olan “late frosts” çoğul olduğu için have yardımcı fiili kullanılır. “In recent years” ile birlikte bu biçim, zararı yakın geçmişte başlamış, tekrarlanan veya devam eden ve bugün hâlâ önemli olan bir durum olarak sunar. Donların her an ekinleri yok ettiği anlamına gelmez ve bu durumun sona erdiğini de söylemez.

Alıştırma

Cümleyi destroy fiilinin present perfect continuous biçimiyle tamamlayın: For the past few years, repeated heat waves ____ young trees, and the damage is still increasing.

Cevabı göster

have been destroying

The shortage of local seeds is part of a steady decline Kalıp ifadeler

5:29

Yerel tohum kıtlığı, süregelen bir düşüşün parçasıdır;

over the last century.

5:31

bu düşüş son yüzyıldır devam ediyor.

Kalıp ifadeler

a steady decline over the last century: son yüzyıldaki istikrarlı düşüş

“A steady decline”, genel yönü tutarlı biçimde aşağıya giden bir eğilim demektir. Steady, eğilimin yönünü anlatır; düşüşün her yıl tamamen aynı miktarda olmasını gerektirmez. “Over the last century”, yaklaşık bir yüzyıl önce başlayıp günümüze uzanan gözlem dönemini belirtir. Yeniden kullanılabilir kalıp a steady decline over + bir zaman dönemidir.

Alıştırma

Tutarlı bir düşüş eğilimini anlatan üç sözcüklük hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: The report shows ____ in bus use over the last decade, even though the yearly changes were not equal.

Cevabı göster

a steady decline

But what made local farmers give up on growing mustard Notlar

5:34

Ancak yerel çiftçilerin hardal yetiştirmekten vazgeçmesine

was a 1957 European Union policy.

5:37

1957 tarihli bir Avrupa Birliği politikası yol açtı.

Dilbilgisi

What made ... was ... vurgu yapısı

What made ... was ... kalıbı, wh-cleft ya da pseudo-cleft denen bir vurgu yapısıdır. What ile başlayan yan cümlenin tamamı bir şeyin olmasına yol açan şeyi veya nedeni belirtir ve özne olur; was sonrasındaki bilgi belirleyici nedeni verir ve vurgular. Burada vurgulanan neden 1957 tarihli bir politikadır. What yan cümlesindeki made local farmers give up, make + kişi + fiilin yalın hâli kalıbını kullanır ve çiftçilerin bırakmasına neden olmak anlamına gelir. Birinin onları fiziksel olarak zorladığı anlamına gelmek zorunda değildir. Burada what yan cümlesinin tamamı tekil bir fikir olarak görüldüğü için was, çoğul farmers ile değil bu bütün yan cümleyle uyumludur.

Alıştırma

Vurgu yapısını make ve be fiillerinin geçmiş zaman biçimleriyle tamamlayın: What ____ the school close for the day ____ a burst pipe.

Cevabı göster

made · was

Öbek fiiller

give up on growing: bir etkinlikten vazgeçmek

Give up on + isim veya -ing biçimi, bir etkinlik, plan ya da hedef için artık çaba göstermemek veya umut beslememek anlamına gelir. Bu cümlede çiftçiler, hardal yetiştirme işini sürdürmeye çalışmaktan vazgeçiyor. On bir edattır; bu yüzden ardından gelen fiil -ing biçimini alır: give up on growing denir, give up on grow denmez. Bu ifade genellikle zorluk ya da hayal kırıklığından sonra veya devam etmenin artık değmeyeceğine inanıldığında alınan vazgeçme kararını anlatır.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifadeyle tamamlayın: After three failed repairs, Maya decided to ____ fixing the old printer and buy a new one.

Cevabı göster

give up on

The few jars on the market of Dijon mustard Kalıp ifadeler

6:11

Piyasadaki az sayıdaki Dijon hardalı kavanozundan

made with local seeds are now called Burgundy mustard.

6:13

yerel tohumlarla yapılanlara artık Burgonya hardalı deniyor.

Kalıp ifadeler

Burgundy mustard için on the market: satışa sunulmuş

On the market, bir şeyin insanların satın alabilmesi için satışta veya piyasada bulunması demektir. Ürünün fiziksel olarak bir pazarın içinde bulunduğunu değil, satışa sunulma durumunu anlatır. Bu cümlede yerel tohumlarla yapılan yalnızca birkaç kavanoz satışa sunulmaktadır. Bu ifade, kavanozları tüketicilerin satın alabileceği sınırlı bir ürün olarak gösterir.

Alıştırma

Şirket yeni bir telefon çıkardı ve müşteriler artık telefonu satın alabiliyor. Telefonu en iyi hangi ifade tanımlar?

  1. on the market — satışa veya satın almaya sunulmuş
  2. at the market — fiziksel olarak pazar yerinde
  3. in the market for — satın alacak bir şey arıyor
Cevabı göster

on the market — satışa veya satın almaya sunulmuş

It became a protected label in 2009, Kültür

6:18

Bu ad, 2009'da koruma altına alındı;

similar to other products like champagne.

6:21

şampanya gibi başka ürünlerde olduğu gibi.

Kültür

Burgundy mustard için protected label: korunan ürün adı

Protected label, resmi olarak tanınan ve kullanımı kurallarla korunan bir ürün adı ya da tanımıdır. Bir ürünü belirli bir yerle ve gerekli malzemelerle veya üretim yöntemleriyle ilişkilendirebilir. Burada protected label, Burgundy mustard ürün kimliğinin resmi bir sistem aracılığıyla korunduğu anlamına gelir; protected fiziksel bir etiketi anlatmaz. Bu ifade champagne ile yapılan karşılaştırmayı da açıklar: tanınmış bir ürün adı, bölgesel ve üretimle ilgili bir anlam taşıyabilir.

Alıştırma

Bir peynirin adı resmi olarak korunuyor ve yalnızca belirli bir bölgede belirlenmiş kurallara göre yapılan peynir bu adı kullanabiliyor. Bu adı en iyi hangi ifade tanımlar?

  1. a trademark — tescilli marka
  2. a protected label — korunan bir ürün adı
  3. an ordinary label — sıradan etiket
Cevabı göster

a protected label — korunan bir ürün adı

It was launched as a collective effort Kalıp ifadeler

6:23

Bu girişim ortak bir çaba olarak başlatıldı.

by local farmers, scientists, and mills

6:25

Yerel çiftçiler, bilim insanları ve değirmenler

to reintroduce the crop in the region.

6:28

bu bitkiyi bölgede yeniden yetiştirmek için güçlerini birleştirdi.

Kalıp ifadeler

was launched as a collective effort: ortak bir çaba olarak başlatıldı

Bu cümlede was launched, bir girişimin resmen başlatılmasını anlatan edilgen bir yapıdır. Odak, tek bir düzenleyiciden çok koruma altındaki işaret ve onun nasıl başlatıldığı üzerindedir. Buradaki launch, bir nesneyi fırlatmak değil, bir girişimi resmen başlatmak veya tanıtmak anlamına gelir. As a collective effort, başlangıcı birkaç grubun katıldığı ortak bir eylem olarak tanımlar; collective effort bir kuruluşun adı değildir. Aktarılabilir be launched as + isim öbeği yapısı, bir girişimin başlatıldığı sıradaki biçimini veya niteliğini gösterir.

Alıştırma

Programın ortak bir eylem yoluyla başladığını anlatan hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: The coastal monitoring program ____ by universities, fishers, and local councils.

Cevabı göster

was launched as a collective effort

Today, Anlatım akışı

6:38

Bugün,

of the over 300 mustard mills once present in the region,

6:38

bölgede bir zamanlar bulunan 300'den fazla hardal değirmeninden

only five remain,

6:42

yalnızca beşi kaldı.

Anlatım akışı

300'den fazla değirmenden yalnızca beşi kaldı

Cümle önce of the over 300 mustard mills once present in the region ifadesiyle tarihsel bir referans kümesi kurar. Baştaki bu of öbeği özne değildir; günümüzde kalanların hangi büyük gruptan sayıldığını belirtir. Once present, değirmenlerin geçmişte orada bulunduğu veya faaliyet gösterdiği anlamına gelir. Ana cümle olan only five remain, güncel sayıyı sona kadar geciktirir. Only five sayı belirten öznedir, remain ise onun fiilidir. Today ve only, geçmişteki toplam ile bugün kalan sayı arasındaki karşıtlığı güçlendirerek sert düşüşü doğrudan sayıların özetlemesini sağlar. Aktarılabilir kalıp Today, of the [geçmiş toplam] once [açıklama], only [güncel sayı] remain şeklindedir.

Alıştırma

Hangi cümle düşüşü vurgulamak için “geçmiş toplam—güncel kalan sayı” yapısını kullanır?

  1. Only eight stores opened in the county this year.
  2. Of the 120 stores once operating in the county, only eight remain.
  3. The county has 120 stores, and eight more will open.
Cevabı göster

Of the 120 stores once operating in the county, only eight remain.

most of them industrial. Dilbilgisi

6:43

Bunların çoğu endüstriyel tesislerdir.

Dilbilgisi

most of them industrial: are'in düşürüldüğü yapı

Yalnızca beş hardal değirmeni kalmıştır. most of them industrial ek bilgisinde them bu beş değirmene gönderme yapar, industrial ise bunların çoğunu niteler. Tam hâli most of them are industrial şeklindedir. are çıkarıldığında ana ifadeden sonra fiilsiz ve kısa bir ek bilgi oluşur. Böylece tam bir yan cümleyi tekrarlamadan ek bir bilgi verilir. industrial, değirmenlerin nasıl kaldığını açıklayan bir zarf değildir.

Alıştırma

Cümleyi aynı kısa ek bilgi kalıbıyla tamamlayın. Eklenen bölüm, kalan kliniklerin çoğunun özel olduğunu belirtmelidir: Eight clinics remain, ____.

Cevabı göster

most of them private

From its very seeds Notlar

6:46

Daha tohum aşamasından

to the final bottled product,

6:48

şişelenmiş nihai ürüne kadar

Kelime

its very seeds: isimden önce vurgulu very

its very seeds ifadesinde very, isim öbeğinin önüne gelerek vurgu yapan bir belirleyici gibi kullanılır. Tam olarak söz konusu olan tohumları, yani sürecin en erken ve en temel tohumlarını belirtir. Tohumların çok büyük veya çok güçlü olduğu anlamına gelmez. Burada its, anlatılan hardala bağlı olan şeyi gösterir; very ise üretimin kesin başlangıç noktasına dikkat çeker. Bu yapı en erken aşamayı, en temel kaynağı veya tam olarak söz konusu edilen nesneyi vurgulamak için de kullanılabilir.

Alıştırma

From its very seeds to the final bottled product cümlesinde very neyi vurgular?

  1. Başka bir ürüne ait tohumlar
  2. Yalnızca son şişelenmiş ürün
  3. Son derece büyük tohumlar
  4. Ürünün gelişiminin başladığı kesin nokta
Cevabı göster

Ürünün gelişiminin başladığı kesin nokta

Burgundy mustard is facing many challenges.

6:49

Burgonya hardalı pek çok zorlukla karşı karşıya.

Anlatım akışı

From its very seeds to the final bottled product: tüm sürecin kapsamını çizmek

From its very seeds to the final bottled product, ardından gelen ifadenin kapsamını belirler. Başlangıçtaki ham madde ve sondaki bitmiş ürün, hardal üretim zincirinin tamamını temsil eden iki uç noktadır. Bu nedenle zorluklar yalnızca bir aşamada değil, süreç boyunca görülür. Burada from X to Y bir yolculuğu anlatmak yerine bilgiyi düzenler. Very, kapsamın tohumların kendisi kadar erken bir aşamada başladığını vurgular.

Alıştırma

Bu cümlenin başındaki ifade hangi kapsamı anlatır? "From the first sketch to the finished building, the project required careful planning."

  1. Yalnızca inşaatın son aşaması
  2. Yalnızca iki fiziksel yer arasındaki hareket
  3. Projenin başlangıçtan sona kadar her aşaması
Cevabı göster

Projenin başlangıçtan sona kadar her aşaması

Late frosts are killing

6:53

Geç donlar

both mustard plants and vineyards,

6:54

hem hardal bitkilerini hem de üzüm bağlarını yok ediyor.

making raw material Dilbilgisi

6:56

Bu da ham maddeleri

even rarer and more expensive,

6:57

daha da kıt ve pahalı hâle getiriyor.

Dilbilgisi

making raw material even rarer and more expensive: sonuç bildiren ifade

making raw material even rarer and more expensive ifadesi, kendisinden önceki tam cümleye bağlanan bir sonuç ifadesidir. -ing biçimi, geç donların yeni bir duruma yol açtığını gösterir: ham madde daha nadir hâle gelir ve fiyatı yükselir. Bu, donların ham maddeyi bilerek ürettiği anlamına gelmez. Making, raw material kelimesini nesne olarak alır ve ardından paralel iki sıfat tamamlayıcısı, rarer ve more expensive, gelir. Even, zaten var olan bir durumun daha da ileriye gittiğini gösterir; yani madde önceden de kıt ve pahalıydı, şimdi daha da kıt ve pahalı olmuştur.

Alıştırma

Hangi cümle, istenmeyen veya gözlemlenen bir sonucu bildirmek için virgül artı making yapısını kullanır?

  1. Making the elevator stop was the technician's plan.
  2. The power failed, making the elevator stop.
  3. The technician pressed the emergency button to make the elevator stop.
  4. To make the elevator stop, the technician pressed the emergency button.
Cevabı göster

The power failed, making the elevator stop.

while the ongoing war in Ukraine

6:59

Öte yandan Ukrayna'da süren savaş

is driving up glass prices. Öbek fiiller

7:01

cam fiyatlarını artırıyor.

Öbek fiiller

driving up: fiyatların yükselmesine neden olmak

Burada driving up, cam fiyatlarının artmasına neden olmak demektir. Savaş, hâlâ baskı oluşturan bir neden olarak sunulur; gerçek anlamda araç kullanmak veya bir şeyi fiziksel olarak yukarı taşımak kastedilmez. Temel kalıp cause + drive up + measure biçimindedir; örneğin higher costs drive up prices. İsim türündeki bir nesneyle drive prices up sırası da mümkündür. Is driving up biçimindeki şimdiki zaman yapısı, etkinin şu anda ya da bu dönem boyunca sürdüğünü gösterir.

Alıştırma

'Artmasına neden olmak' anlamındaki bu derste öğrenilen iki sözcüklü phrasal verb'ün -ing biçimiyle cümleyi tamamlayın: Strong holiday demand is ____ airfares.

Cevabı göster

driving up