Ekranda yakınlık - 6 Minute English: İngilizce çalışma notları

BBC Learning English

Öğrenme zorluğu
915 kelime 166 kel/dk

Video özeti: Bu bölüm, sinema ve televizyondaki mahrem sahnelerin güvenli biçimde nasıl planlandığını inceliyor. Mahremiyet koordinatörünün görevini açıklıyor; Birleşik Krallık’ta tüm yapımı kapsayan çıplaklık maddeleriyle ABD’de her sahne için düzenlenen feragat belgelerini karşılaştırıyor. Böylece açık prosedürlerin oyuncuların sınırlarını ve rızasını nasıl netleştirdiğini gösteriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. love is in the air. — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: Bunun, havada fiziksel olarak bir şey bulunduğunu değil, bir ortamın ya da durumun romantik bir havayla dolu olduğunu anlatan mecazlı bir ifade olduğunu fark edeceksiniz. “In the air” bölümünü gerçek bir konum sanmadan filmleri, kutlamaları veya sosyal ortamları betimlerken doğal biçimde kullanabileceksiniz. 2. planned and choreographed beforehand — Sözcük Anlamı ve Kullanım Düzeyi: Genellikle dans düzenlemekle ilişkilendirilen “choreographed” sözcüğünün, önceden dikkatle tasarlanıp prova edilen mahrem sahneler için de kullanıldığını anlayacaksınız. Böylece bu sahneleri kendiliğinden gerçekleşen eylemler değil, yönetilen performanslar olarak tarif edebilir; profesyonel hazırlık, güvenlik ve rıza hakkında konuşabilirsiniz. 3. put in place — Phrasal Verbs: Bu ifadenin yalnızca bir nesneyi bir yere koymak değil, bir prosedür, sistem veya koruyucu önlem oluşturup uygulamak anlamına geldiğini öğreneceksiniz. İşyeri ve politika bağlamlarında kullanabilirsiniz; burada oyuncuların kabul ettiği sınırları netleştiren, sahneye özel feragat belgelerinin hazırlanmasını anlatır.

Bu derste

Hello, this is 6 Minute English from BBC Learning English.

0:08

Merhaba, bu BBC Learning English'ten 6 Minute English.

I'm Neil.

0:11

Ben Neil.

And I'm Georgina.

0:12

Ve ben Georgina.

When we think about romantic Hollywood movies, Anlatım akışı

0:13

Romantik Hollywood filmleri hakkında düşündüğümüzde,

there have been some famous examples over the years. Dilbilgisi

0:16

yıllar boyunca bazı ünlü örnekler olmuştur.

Anlatım akışı

When we think about ... ile konuya giriş yapmak

Bu cümlede When we think about, esas olarak gerçek ve dikkatli bir düşünme eylemini anlatmaz. Dinleyiciyi tanıdık bir konuya ortak bir bakışla yöneltir ve “…… konusunu ele aldığımızda” ya da “…… hakkında konuştuğumuzda” ifadelerine benzer bir işlev görür. Bu giriş önce romantik Hollywood filmleri konusunun çerçevesini belirler, ardından gelen genel ifade için zemin hazırlar. Bu, bilgiyi düzenlemek için kullanılabilecek bir kalıptır: önce ortak bir çerçeve oluşturulur, sonra genel bir değerlendirme veya örnek verilir.

Alıştırma

Cümledeki “When we think about romantic Hollywood movies” ifadesinin temel işlevi nedir?

  1. Dinleyiciden durup bir soruyu yanıtlamasını istemek
  2. Bir konuyu ortak bir bakış açısından tanıtmak
  3. Şu anda gerçekleşen zor bir zihinsel görevi anlatmak
Cevabı göster

Bir konuyu ortak bir bakış açısından tanıtmak

Dilbilgisi

there have been ile geçmişten bugüne varlık veya oluş

There have been, çoğul bir isimden önce kullanılan there be yapısının present perfect biçimidir. Bazı şeylerin geçmişten bugüne uzanan bir dönem içinde var olduğunu veya meydana geldiğini anlatır. Burada over the years, geçmişten bugüne uzanan zaman çerçevesini sağlar. Bu nedenle cümle, ünlü örnekleri yalnızca şu anda var olan bir liste olarak değil, yıllar boyunca birikerek ortaya çıkan şeyler olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi there be yapısının present perfect biçimiyle tamamlayın: Over the past decade, there ____ several major changes in the town.

Cevabı göster

have been

There are classic black-and-white romance movies like 1951's A Streetcar Named Desire Kelime

0:19

1951 yapımı İhtiras Tramvayı gibi klasik siyah-beyaz romantik filmler

Kelime

classic black-and-white: beğenilen klasik bir siyah-beyaz film

classic black-and-white ifadesi romance movies sözünü niteler. Black-and-white görüntülerin renkli değil siyah-beyaz sunulduğunu, classic ise filmlerin yalnızca eski değil, uzun zamandır kabul gören ve önemli sayılan eserler olduğunu anlatır. Bu sözcükler birlikte, siyah-beyaz sinema döneminden beğenilen eski bir filmi çağrıştırır. Buradaki black-and-white filmin görsel biçimini açıklar; yalnızca iki uç seçeneği gören katı bir düşünce tarzı anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir film rehberinde a classic black-and-white movie en doğal olarak ne anlama gelir?

  1. Karakterleri her konuyu iki uç seçenek olarak gören bir film
  2. Kostümleri siyah ve beyaz olan yeni bir renkli film
  3. Siyah-beyaz sunulan, beğenilen eski bir film
Cevabı göster

Siyah-beyaz sunulan, beğenilen eski bir film

and the love affair between Humphrey Bogart and Ingrid Bergman in Casablanca Kelime

0:24

ve Kazablanka'da Humphrey Bogart ile Ingrid Bergman arasındaki aşk hikayesi

Kelime

love affair: dramatik bir aşk hikâyesindeki ilişki

Bu film tanımında love affair, Humphrey Bogart ile Ingrid Bergman'ın ekranda canlandırdığı romantik ilişkiyi ifade eder. Oyuncuların özel hayatını değil, hikâyeyi anlatır. Bu ifade bir aşka çoğu zaman yoğun, dramatik ya da hikâye niteliği taşıyan bir hava verir. Başka bağlamlarda affair gizlilik veya sadakatsizlik çağrıştırabilir; ancak love affair tek başına taraflardan birinin evli olduğunu kanıtlamaz. Buna bağlam karar verir.

Alıştırma

Doğru mu, yanlış mı? Bir roman incelemesinde love affair her zaman taraflardan birinin başka biriyle evli olduğu anlamına gelir.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

made in 1942.

0:28

1942'de çekilmiştir.

You're really showing your age Neil. Ton ve niyet

0:30

Gerçekten yaşını belli ediyorsun Neil.

Ton ve niyet

You're really showing your age: kuşak ipucuyla yapılan hafif bir şaka

Bu bağlamda You're really showing your age hafif bir takılmadır: Neil'ın eski bir film seçmesi, ait olduğu düşünülen kuşağı kolayca ele verir. Yüzünün yaşlı göründüğü anlamına gelmez. Show your age, birinin yaşının veya kuşağının söyledikleri, bildikleri, sevdikleri ya da yaptıkları üzerinden belli olması demektir. Really, ipucunu özellikle açık gösterir ve şakacı tonu güçlendirir.

Alıştırma

Bu bağlamda You're really showing your age ne anlama geliyor?

  1. Tam yaşını söylemesi gerekiyor.
  2. Yüzü birden çok daha yaşlı görünüyor.
  3. Film seçimi onun kuşağını açıkça belli ediyor.
Cevabı göster

Film seçimi onun kuşağını açıkça belli ediyor.

What about more recent movies like When Harry Met Sally Ton ve niyet

0:33

Peki ya Harry ile Sally Tanışınca gibi daha yeni filmlere

or that famous kiss between the characters Jack and Rose in the film Titanic?

0:36

veya Titanik filmindeki Jack ve Rose karakterleri arasındaki o meşhur öpücüğe ne dersin?

Ton ve niyet

What about ...?: başka bir seçenek sunmak

Bu cümlede What about, daha eski bir film örneği konuşulduktan sonra daha yeni film örneklerini gündeme getirir. Konuşan kişi filmler hakkında genel bilgi istemiyor; başka bir aday ekleyip karşılaştırmaya katılmasını öneriyor. What about + isim öbeği veya -ing biçimini kullanarak konuşmada henüz ele alınmamış bir seçeneği, kişiyi, örneği ya da konuyu gündeme getirebilirsiniz.

Alıştırma

Hangi cümle başka bir seyahat seçeneğini doğal biçimde sunuyor?

  1. What is about a later train?
  2. What about a later train?
  3. What about to take a later train?
Cevabı göster

What about a later train?

In their time, Kalıp ifadeler

0:40

Kendi zamanlarında,

all these movies were blockbusters, Kelime

0:41

tüm bu filmler gişe rekorları kıran filmlerdi (blockbuster),

very popular and successful films which sold millions of cinema tickets. Dilbilgisi

0:43

milyonlarca sinema bileti satan çok popüler ve başarılı filmler.

Kalıp ifadeler

In their time: bir şeyi kendi dönemine göre değerlendirmek

In their time, filmlerin güncel olduğu ve seyirciler tarafından değerlendirildiği dönemde anlamına gelir. Their daha önce geçen filmlere gönderme yapar; filmlerin kelimenin tam anlamıyla kendi zamanlarına sahip olduğunu söylemez. İfadenin cümle başında kullanılması, değerlendirmeyi tarihsel bir çerçeveye yerleştirir: Filmler kendi dönemlerinin ölçütleri ve koşulları bakımından büyük gişe başarılarıydı. Aynı yapı insanları, eserleri veya teknolojileri ait oldukları dönem içinde değerlendirmek için de kullanılabilir.

Alıştırma

Bu cümlede In their time ne işe yarar?

  1. Filmlerin tam zamanında başladığını söyler.
  2. Her filmin gösterim süresini belirtir.
  3. Filmlerin başarısını güncel oldukları döneme yerleştirir.
Cevabı göster

Filmlerin başarısını güncel oldukları döneme yerleştirir.

Kelime

blockbusters: son derece başarılı popüler eserler

Burada blockbusters, son derece popüler ve ticari açıdan başarılı, özellikle de çok büyük sayıda bilet satmış filmler anlamına gelir. Ardından gelen very popular and successful films which sold millions of cinema tickets ifadesi terimi doğrudan açıklar. Blockbuster tek bir sözcüktür; eğlence alanındaki anlamı block ve buster sözcüklerini ayrı ayrı yorumlayarak elde edilmez. Aynı isim, büyük başarı kazanmış bir kitabı, oyunu veya kitlesel pazara yönelik başka bir eseri de anlatabilir.

Alıştırma

Bu bağlamda bir blockbuster için en uygun açıklama hangisidir?

  1. Ticari olarak başarısız olsa bile yapım bütçesi yüksek olan herhangi bir film.
  2. Yalnızca küçük bir uzman izleyici grubu tarafından bilinen bir film.
  3. Çok büyük bir izleyici kitlesine ulaşan ve büyük ticari başarı kazanan bir film.
Cevabı göster

Çok büyük bir izleyici kitlesine ulaşan ve büyük ticari başarı kazanan bir film.

Dilbilgisi

which sold millions of cinema tickets: films hakkında bilgi eklemek

which sold millions of cinema tickets ilgi cümleciği films sözcüğünün hemen ardından gelir ve which, films sözcüğüne gönderme yapar. Cümlecik, bu filmlerin popüler ve başarılı olduğuna dair kanıt ekler; yeni bir konu başlatmaz. İsim + which + fiil yapısı, ayrı bir cümle başlatmadan bir varlığa açıklama, sonuç veya kanıt eklemenizi sağlar.

Alıştırma

“films which sold millions of cinema tickets” ifadesinde which neye gönderme yapar?

  1. films
  2. cinema tickets
  3. millions
Cevabı göster

films

And this success was often due to the on-screen romance between the leading actors. Notlar

0:48

Ve bu başarı, genellikle başrol oyuncuları arasındaki ekrandaki romantizmden kaynaklanıyordu.

Kalıp ifadeler

due to + isim öbeği: bir neden belirtmek

Due to burada because of anlamına gelir. this success sonucunun nedenini belirtir ve ardından the on-screen romance between the leading actors isim öbeği gelir. Bir sonucu nedeniyle ilişkilendirmek için isim öbeğinden veya -ing biçiminden önce due to kullanın.

Alıştırma

Cümleyi due to ile tamamlayın: The game was canceled ____ heavy snow.

Cevabı göster

due to

Kelime

on-screen romance: hikâyedeki romantizm, gerçek hayatta olmak zorunda değil

On-screen romance, bir filmde veya televizyon programında gösterilen romantik ilişkiyi ya da romantik uyumu ifade eder. Bileşik sıfat on-screen, romantizmi ekranda görülenlerle sınırlar. Bu cümlede ifade, başrol oyuncuları arasında gösterilen romantizmi başarının nedenlerinden biri olarak sunuyor. Oyuncuların gerçek hayatta da romantik bir ilişki yaşadığını göstermiyor.

Alıştırma

Bu ifadeyi değerlendirin: On-screen romance, oyuncuların gerçek hayatta bir çift olduğunu kanıtlar.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

In romantic movies,

0:53

Romantik filmlerde,

love is in the air. Deyimler

0:54

aşk havada uçuşur.

Deyimler

love is in the air: her yanı saran romantik hava

Love is in the air, her yerde romantik bir hava varmış gibi hissedildiğini anlatan bir deyimdir. Havada gerçekten fiziksel bir şey bulunduğunu değil, ortamın genel havasını ifade eder. İnsanlar bu sözü düğün veya Sevgililer Günü gibi bir yer ya da etkinlik özellikle romantik hissettirdiğinde sıkça kullanır. Yakındaki insanların âşık olmaya başladığını da hafif ve neşeli bir biçimde ima edebilir.

Alıştırma

love is in the air ifadesinin en doğal anlamı nedir?

  1. Her yerde romantik bir hava hissediliyor.
  2. Aşk, atmosferde bulunan fiziksel bir maddedir.
  3. Biri hava yoluyla mesaj gönderiyor.
Cevabı göster

Her yerde romantik bir hava hissediliyor.

Couples hold hands and kiss Kalıp ifadeler

0:55

Çiftler el ele tutuşur ve öpüşürler

Kalıp ifadeler

hold hands: el ele tutuşmak

Hold hands, iki veya daha fazla kişinin birbirinin elini tutmasını anlatan yaygın ifadedir. Bu cümlede çiftin karşılıklı olarak yaptığı sevgi dolu bir hareketi belirtir. Bu iki sözcüğü tek bir fiil öbeği olarak öğrenin. Cümlenin gerektirdiği zamana göre hold hands, held hands veya are holding hands biçimlerini kullanın.

Alıştırma

Bu dersteki ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: Yesterday, they ____ as they walked home.

Cevabı göster

held hands

or in other words, Anlatım akışı

0:57

ya da başka bir deyişle,

they show intimacy, Kalıp ifadeler

0:58

yakınlık gösterirler,

Anlatım akışı

or in other words: aynı düşünceyi yeniden ifade etmek

Or in other words, konuşanın önceki düşünceyi başka bir biçimde ifade etmek üzere olduğunu gösterir. Burada show intimacy, hold hands and kiss gibi belirli eylemleri daha genel bir ifadeyle adlandırır. Bilgiyi önce bir anlatım, ardından daha açık veya daha genel bir anlatım gelecek şekilde düzenler. İkinci bölüm ilkini açıklamalı ya da yeniden ifade etmeli, ayrı bir bilgi eklememelidir.

Alıştırma

“The room is soundproof, or in other words, outside noise cannot easily get in,” cümlesinde or in other words neyi gösterir?

  1. İkinci bölüm ilkini yeniden ifade eder ve açıklar.
  2. İkinci bölüm ilkinin yanlış olduğunu söyleyerek onu düzeltir.
  3. İkinci bölüm ilgisiz bir bilgi ekler.
Cevabı göster

İkinci bölüm ilkini yeniden ifade eder ve açıklar.

a close romantic or sexual relationship.

1:00

yakın bir romantik veya cinsel ilişki.

Kalıp ifadeler

show intimacy: yakınlığı görünür biçimde ifade etmek

Burada show intimacy, davranışlar, sözler veya etkileşim yoluyla yakınlığı görünür biçimde ifade etmek demektir. show fiili, soyut bir duygunun veya ilişkinin dışarıdan görülen işaretlerine odaklanır; intimacy adlı bir şeye sahip olmak anlamına gelmez. Virgülden sonraki ifade, intimacy sözcüğünü yakın bir romantik veya cinsel ilişki olarak açıklar. Daha geniş anlamda intimacy duygusal yakınlık da belirtebilir; bu nedenle her zaman cinselliğe gönderme yapmaz.

Alıştırma

Örnekte show intimacy ne anlama geliyor?

  1. intimacy adlı bir nesneye sahip olmak
  2. Yalnızca cinsel etkinlikten söz etmek
  3. Davranış veya etkileşim yoluyla yakınlığı ifade etmek
Cevabı göster

Davranış veya etkileşim yoluyla yakınlığı ifade etmek

But while real couples kiss and hold hands all the time, Dilbilgisi

1:03

Fakat gerçek çiftler her zaman öpüşüp el ele tutuşurken,

actors in movies are just pretending to be intimate Kalıp ifadeler

1:07

filmlerdeki aktörler sadece yakınmış gibi davranırlar

and this can lead to problems. Kalıp ifadeler

1:10

ve bu bazı sorunlara yol açabilir.

Dilbilgisi

But while: karşıtlık kurmak

But while burada bir karşıtlık kurar. while yan cümlesi bir durumu —gerçek çiftlerin doğal biçimde öpüşüp el ele tutuşmasını— verir; ana cümle ise buna farklı bir durumu karşı koyar: oyuncular yalnızca rol yapmaktadır. Bu while kullanımı, during the time that anlamında değildir; whereas veya hafif bir ödünleme anlamı taşıyan although kullanımına yakındır. But tüm cümleyi önceki açıklamaya bağlar; while ise cümlenin içindeki karşıtlığı düzenler.

Alıştırma

Hangi seçenekte while zamanı belirtmek yerine iki durumu karşılaştırmak için kullanılıyor?

  1. The building became quiet later. While the bell was ringing, everyone moved outside.
  2. I did not waste the delay. While I waited for the bus, I read a book.
  3. We compared the routes. But while the bus is cheaper, the train is much faster.
Cevabı göster

We compared the routes. But while the bus is cheaper, the train is much faster.

Kalıp ifadeler

pretending to be intimate: bir durumu gerçekmiş gibi göstermek

Pretend to be + isim veya sıfat, gerçek olmayan bir kimliği ya da durumu gerçekmiş gibi göstermek anlamına gelir. Burada pretending to be intimate, oyuncuların kamera önünde yakınlığı canlandırdığını belirtir; kamera dışında gerçekten yakın olduklarını söylemez. Süreklilik biçimi are pretending, yaptıkları eylemi anlatır; just ise anlamı “yalnızca rol yapıyorlar” diye sınırlar. Başka durumlara aktarılabilen kalıp pretend to be + kimlik/durum şeklindedir; pretend to be a doctor ve pretend to be calm buna örnektir.

Alıştırma

Pretend to be ifadesini doğru biçime getirerek cümleyi tamamlayın: Although Maya was nervous, she was ____ calm.

Cevabı göster

pretending to be

Kalıp ifadeler

can lead to problems: olası bir sonucu ifade etmek

Can lead to problems ifadesinde lead to, “bir sonuca neden olmak veya o sonucu doğurmak” anlamına gelir. Bu, soyut bir neden-sonuç bağlantısıdır; birini fiziksel olarak bir yere götürme anlamı değildir. This, bu cümleden hemen önce anlatılan duruma gönderme yapar. Can, sonucu kesin değil olası hâle getirir. Lead to + sonuç yapısında to bir edattır; bu nedenle ardından problems gibi bir isim öbeği veya -ing biçimi gelir.

Alıştırma

Vurgulanan iki sözcüklü neden-sonuç ifadesiyle cümleyi tamamlayın: Poor lighting can ____ accidents in the workplace.

Cevabı göster

lead to

Yes, whether it's a kiss or a full-nudity sex scene, Dilbilgisi

1:12

Evet, ister bir öpücük olsun ister tamamen çıplak bir seks sahnesi,

filming intimate scenes for movies and TV is a delicate business, Deyimler

1:16

filmler ve TV için yakın sahneler çekmek hassas bir iştir,

Dilbilgisi

whether it's ... or ...: farklı olasılıkların tümünü kapsamak

whether it's A or B kalıbı iki olası durumu belirtir ve aynı ifadenin her iki durumda da geçerli olduğunu anlatır. Burada a kiss ile a full-nudity sex scene, daha hafif ve daha açık iki ucu gösterir; böylece ifade bu aralıktaki mahrem sahnelerin tümünü kapsar. Bu, birinden A ile B arasında seçim yapmasını isteyen bir soru değildir. Virgülden sonraki yan cümle ortak sonucu verir: Bu sahnelerden herhangi birini çekmek dikkatle ele alınması gereken hassas bir iştir.

Alıştırma

Cümleyi whether ... or yapısıyla tamamlayın: ____ a minor delay ____ a major failure, we need to report it.

Cevabı göster

Whether it's · or

Deyimler

a delicate business: dikkatle ele alınması gereken hassas bir mesele

a delicate business ifadesinde business, şirket veya ticari anlaşma değil, mesele ya da faaliyet anlamındadır. Delicate ise zarif veya fiziksel olarak kırılgan değil, hassas ve dikkatli ya da incelikli biçimde ele alınması gereken demektir. Bu ifade, bir şey kötü yönetilirse rahatsızlığa veya sorunlara yol açabileceğini ölçülü bir biçimde anlatır. Bu cümlede mahrem sahnelerin çekimi, kişisel sınırlar ve hassas düzenlemeler içerdiği için dikkat gerektirir.

Alıştırma

Bu cümlede a delicate business ne anlama geliyor?

  1. Kırılgan ürünler satan bir şirket
  2. Dikkatle ele alınması gereken hassas bir mesele
  3. Zarif bir ticari fırsat
Cevabı göster

Dikkatle ele alınması gereken hassas bir mesele

as we'll be finding out in this program. Anlatım akışı

1:20

bu programda öğreneceğimiz gibi.

Anlatım akışı

as we'll be finding out: daha sonraki bir açıklamaya işaret etmek

as we'll be finding out, daha sonra gelecek içeriğe işaret eden bir bağlantıdır. Önceki iddiayı programın ilerleyen bölümünde verilecek kanıt veya açıklamayla bağlar. Sunucu dinleyiciye, “Dinlemeye devam edin; program bunun neden doğru olduğunu gösterecek,” demektedir. Burada find out, “daha sonra verilen bilgiler sayesinde öğrenmek veya keşfetmek” anlamındadır; “bir nesneyi bulmak” ya da tam o anda bir şeyi keşfetmek anlamında değildir. Gelecek zamanda süreklilik bildiren we'll be finding out, öğrenmeyi program ilerledikçe gerçekleşen bir süreç olarak sunar.

Alıştırma

Özgün cümlede as we'll be finding out ne işe yarıyor?

  1. Konunun zaten tamamen açıklandığını söyler.
  2. Programın önceki iddiayı daha sonra açıklayacağını veya göstereceğini belirtir.
  3. Konuşmacıların bu gerçeği az önce tesadüfen keşfettiğini söyler.
Cevabı göster

Programın önceki iddiayı daha sonra açıklayacağını veya göstereceğini belirtir.

But first, Georgina,

1:23

Ama önce Georgina,

I have a quiz question for you.

1:24

sana bir bilgi yarışması sorum var.

Let me guess, Ton ve niyet

1:26

Dur tahmin edeyim,

Ton ve niyet

Let me guess: sözü alıp tahminde bulunmak

Let me guess, konuşmacının sözü alıp diğer kişi cevabı vermeden önce bir tahminde bulunmasını sağlayan bir konuşma hamlesidir. Genellikle “Ne söylemek üzere olduğunu bildiğimi sanıyorum” anlamına gelir. Biçiminde let me bulunsa da normalde ciddi bir izin talebi değildir. İfadenin tam tutumu ses tonuna ve bağlama bağlıdır.

Alıştırma

Sabit konuşma ifadesini tamamlayın: "Don't tell me yet. Let me ____: you picked the red door."

Cevabı göster

guess

another black-and-white classic from the 1950s?

1:27

1950'lerden başka bir siyah-beyaz klasik mi?

Yes, 1953 to be exact, Kalıp ifadeler

1:30

Evet, kesin konuşmak gerekirse 1953,

Kalıp ifadeler

to be exact: kesin bilgi eklemek

To be exact, daha genel veya daha az kesin bir ifadenin ardından daha net bir ayrıntı verir. Burada on yıllık zaman aralığını belirli bir yıla, 1953'e indirger. Bu ifade, konuşanın verdiği bilgiye açıklık getirir; başka birinden doğru konuşmasını istemez. Yaygın yapı, genel bir bilginin ardından kesin sayı, tarih, miktar veya ad + to be exact şeklindedir.

Alıştırma

Kesin sayıyı belirten ve exact sözcüğünü içeren kalıplaşmış ifadeyle cümleyi tamamlayın: The hall holds 312 people, ____.

Cevabı göster

to be exact

which was the year this movie won the Oscar for best picture. Kültür

1:33

ki bu, filmin en iyi film Oscar'ını kazandığı yıldı.

Kültür

won the Oscar for best picture: En İyi Film Oscar'ını kazanmak

Oscar, önemli bir ABD sinema ödülü olan Academy Award'un yaygın adıdır. Bu cümlede film, Best Picture kategorisindeki ödülü kazanmıştır. Best Picture ödül adındaki picture, fotoğraf değil motion picture, yani film anlamına gelir. Başka durumlara aktarılabilen win an award for + category yapısı, bir kişinin veya eserin hangi ödül kategorisini kazandığını belirtir.

Alıştırma

Bu cümlede won the Oscar for best picture ne anlama gelir?

  1. En iyi fotoğraf için bir ödül aldı.
  2. Academy Award'un En İyi Film kategorisindeki ödülünü aldı.
  3. Bir Oscar heykelciğinin fotoğrafını çekti.
Cevabı göster

Academy Award'un En İyi Film kategorisindeki ödülünü aldı.

The film thrilled audiences with a famous beach kiss between actors Burt Lancaster and Deborah Kerr Kalıp ifadeler

1:37

Film, dalgalarda yuvarlanırken aktörler Burt Lancaster ve Deborah Kerr arasındaki

Kalıp ifadeler

thrilled audiences: izleyicileri çok heyecanlandırmak

Bu cümlede thrilled geçişli bir fiildir: tepkiye film neden olur, audiences ise bu etkiyi hisseden kişilerdir. Thrilled audiences, “izleyicileri çok heyecanlandırdı, sevindirdi veya duygusal olarak etkiledi” demektir. Burada filmin onları korkuttuğu anlamına gelmez. Bu ifade bir filmin, performansın veya olayın yarattığı güçlü etkiyi değerlendirir. made audiences happy ifadesinden daha güçlüdür ve eleştiri yazılarına daha uygun bir ton taşır.

Alıştırma

Bir performansın onu izleyen kişilerde güçlü ve olumlu bir tepki yarattığını en iyi hangi cümle anlatır?

  1. The final performance frightened the audience.
  2. The final performance thrilled the audience.
  3. The final performance was thrilled by the audience.
Cevabı göster

The final performance thrilled the audience.

as they rolled around in the waves. Öbek fiiller

1:43

meşhur plaj öpücüğüyle izleyicileri heyecanlandırmıştı.

Öbek fiiller

rolled around: bir alan içinde tekrar tekrar yuvarlanmak

Rolled around, bedenlerinin belirli bir alan içinde dönmeye ve hareket etmeye devam ettiğini anlatır. Around, tek bir yuvarlanma yerine farklı yönlerde hareket etme veya hareketi tekrarlama anlamı katar. İfadenin ardından in the waves geldiği için görüntü, insanların suda takla atar gibi yuvarlanmasıdır; dalgaların çevresinde daire çizmeleri değildir.

Alıştırma

Hangi cümlede rolled around, bedenin belirli bir alan içinde tekrar tekrar hareket ettiğini gösterir?

  1. The children rolled over once to look at the sky.
  2. The children walked around the playground.
  3. The children rolled around on the grass.
Cevabı göster

The children rolled around on the grass.

But what was the movie?

1:45

Peki bu film neydi?

Was it A,

1:46

A mıydı,

West Side Story,

1:47

Batı Yakasının Hikayesi,

B, From Here to Eternity or C,

1:49

B, İnsanlar Yaşadıkça veya C,

Singin' in the Rain?

1:51

Yağmur Altında?

Well, 1953 was a long before I was born

1:53

Şey, 1953 benim doğumumdan çok öncesiydi

but I'll guess B,

1:56

ama sanırım B,

From Here to Eternity.

1:57

İnsanlar Yaşadıkça.

Okay, Georgina,

1:59

Tamam Georgina,

we'll find out later on if that's right. Öbek fiiller

2:00

bunun doğru olup olmadığını ilerleyen dakikalarda öğreneceğiz.

Öbek fiiller

find out later on: sonucu daha sonra öğrenmek

Find out, “bir bilgiyi öğrenmek veya ortaya çıkarmak” demektir. Buradaki if yan cümlesi, açıklığa kavuşturulacak soruyu, yani cevabın doğru olup olmadığını belirtir. Fiziksel bir nesneyi bulmak anlamına gelmez. Later on, “daha sonra” demektir. İfade bir bütün olarak konuşanın cevabı şimdilik ertelediğini, ancak sonucun daha sonra öğrenileceğini gösterir.

Alıştırma

Cümleyi “sonucu daha sonra öğrenmek” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: We'll ____ whether the repair worked.

Cevabı göster

find out later on

In 1953,

2:02

1953'te,

an on-screen kiss was still considered a little naughty. Dilbilgisi

2:04

ekrandaki bir öpücük hala biraz yaramazlık olarak kabul ediliyordu.

Dilbilgisi

was still considered a little naughty: sürmekte olan hafif bir toplumsal değerlendirme

Was considered edilgen bir değerlendirme yapısıdır: X was considered + sıfat, insanların genel olarak X'in o niteliğe sahip olduğunu düşündüğü anlamına gelir. Still, bu görüşün 1953 yılında da sürmekte olduğunu gösterir. Buradaki a little naughty, ekrandaki öpüşmeyi dönemin ölçülerine göre biraz uygunsuz, cüretkâr veya imalı olarak tanımlar. Bu, yumuşatılmış bir toplumsal değerlendirmedir; naughty sözcüğünün çocuklar için kullanılan alışılmış “yaramaz veya söz dinlemez” anlamı değildir.

Alıştırma

Cümledeki was still considered a little naughty ne anlama geliyor?

  1. O dönemde insanlar ekrandaki bir öpüşmeyi hâlâ biraz uygunsuz veya cüretkâr görüyordu.
  2. Öpüşme o zamana kadar tamamen kabul edilebilir hâle gelmişti.
  3. Oyuncular söz dinlemeyen çocuklar gibi davranıyordu.
Cevabı göster

O dönemde insanlar ekrandaki bir öpüşmeyi hâlâ biraz uygunsuz veya cüretkâr görüyordu.

But by 2020 and the filming of the BBC television dramas Normal People Anlatım akışı

2:07

Ama 2020'ye gelindiğinde ve BBC televizyon dizileri Normal People

and I May Destroy You,

2:12

ve I May Destroy You'nun çekimlerinde,

things had changed.

2:14

işler değişmişti.

Anlatım akışı

But by 2020: değişimi bir zaman sınırıyla belirtmek

But önceki durumla karşıtlık kurarken by 2020, anlatının ulaştığı zaman noktası olarak 2020'yi belirler. Bu iki bölüm birlikte dinleyiciyi önceki durumdan, daha sonraki tarihte değişmiş olan duruma taşır. by + zaman noktası yapısında odak, o noktaya gelindiğinde neyin zaten doğru olduğudur. Buradaki by fiziksel bir konumu anlatmaz ve yalnızca bir şeyin 2020 yılı içinde gerçekleştiğini söylemez.

Alıştırma

But by 2020 ifadesi cümlede bilgileri nasıl düzenler?

  1. 2020'yi fiziksel bir yer olarak kullanır.
  2. Önceki bir durumla 2020'ye kadar ulaşılmış durumu karşılaştırır.
  3. Değişimin yalnızca 2020 yılı içinde gerçekleştiğini söyler.
Cevabı göster

Önceki bir durumla 2020'ye kadar ulaşılmış durumu karşılaştırır.

Nudity and sexual content had become commonplace. Kelime

2:16

Çıplaklık ve cinsel içerik sıradan hale gelmişti.

Kelime

had become commonplace: geçmişte yaygın bir duruma ulaşmak

Had become commonplace, bir şeyin geçmişteki bir referans noktasından önce daha az yaygın durumdan yaygın ve artık sıra dışı olmayan bir duruma geçtiğini anlatır. Had become, become fiilinin past perfect biçimidir; bu nedenle yeni durumun o daha sonraki geçmiş zamana gelindiğinde zaten yerleşmiş olduğunu gösterir. Commonplace burada tek sözcüklük bir sıfattır ve become fiilinden sonra özne tamamlayıcısı olarak kullanılır. Yaygın ya da sıradan demektir; bir yer anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi had become + yaygın ve artık sıra dışı olmayan anlamındaki tek sözcüklük sıfatla tamamlayın: By the time the festival returned, contactless payments ____.

Cevabı göster

had become commonplace

Ita O'Brien worked on both these BBC dramas.

2:19

Ita O'Brien her iki BBC dizisinde de çalıştı.

She describes herself as an intimacy coordinator, Kültür

2:22

Kendini bir yakınlık koordinatörü olarak tanımlıyor,

someone who helps actors and directors plan and film intimate scenes. Dilbilgisi

2:26

aktörlerin ve yönetmenlerin yakın sahneleri planlamasına ve çekmesine yardımcı olan biri.

Kültür

intimacy coordinator: sinema ve televizyonda uzman bir görev

Mahremiyet koordinatörü, mahrem sahnelerin planlanmasına yardımcı olan uzman bir sinema ve televizyon ekibi çalışanıdır. Çekim öncesinde ve sırasında kararlaştırılan hareketleri, rıza kapsamını ve sınırları netleştirmek için oyuncular ve yönetmenlerle çalışır. Koordinatör iletişimi ve süreci yönetir; sahnede rol alan kişi değildir. Örnekte someone who... ile başlayan açıklayıcı bölüm, bu görevin ne olduğunu doğrudan anlatır.

Alıştırma

Bu cümlede intimacy coordinator ne yapar?

  1. Oyuncuların yerine bütün mahrem sahnelerde rol alır.
  2. Mahrem sahnelerin çekim planlarını ve sınırlarını koordine eder.
  3. İnsanlara özel romantik ilişkileri hakkında tavsiye verir.
Cevabı göster

Mahrem sahnelerin çekim planlarını ve sınırlarını koordine eder.

Dilbilgisi

helps actors and directors plan and film: help + nesne + to almayan yalın fiil

helps actors and directors plan and film ifadesinde actors and directors, helps fiilinin nesnesidir. Hemen ardından yalın fiiller plan ve film gelir; dolayısıyla yapı help + kişi + yalın fiil şeklindedir. Plan ve film birbirine bağlanmış iki eylemdir. İkisi de hangi eylemlere yardım edildiğini belirtir ve bu kullanımda önlerine to gelmez.

Alıştırma

Parantez içindeki sözcükleri help + kişi + to almayan yalın fiiller yapısıyla kullanarak cümleyi tamamlayın: The checklist helps ____ common errors. (new staff / spot and correct)

Cevabı göster

new staff spot and correct

Listen as she gives her definition of intimacy

2:30

BBC Dünya Servisi programı olan The Conversation'a

to BBC World Service program,

2:33

yakınlık tanımını

The Conversation.

2:35

verirken onu dinleyin.

A hand hold,

2:38

Bir el tutuşu,

a stroke of the cheek,

2:39

yanağa bir dokunuş,

you know,

2:41

biliyorsunuz,

through to a hug Kalıp ifadeler

2:41

bir sarılmaya kadar

and then obviously right the way through to intimate content.

2:42

ve ardından açıkça mahrem içeriğe kadar uzanan her şey.

Kalıp ifadeler

through to ... right the way through to: bir aralığı son noktaya kadar uzatmak

Burada through to, aynı aralık içinde daha sonra gelen ve daha yakın bir noktayı tanıtır: liste el ele tutuşma ve yanağa dokunmadan sarılmaya ilerler. Bir yerin içinden geçmek değil, “bir noktaya kadar uzanmak” anlamındadır. Right the way through to aynı kalıbı daha güçlü bir vurguyla kullanır. Right the way, ölçeğin en uzak uç noktası olan mahrem içeriğe kadar bütünüyle devam ettiğini vurgular.

Alıştırma

Cümleyi dersteki iki sözcüklü aralık ifadesiyle tamamlayın: The guide covers topics from setup ____ daily maintenance.

Cevabı göster

through to

It might be familial content Kelime

2:45

Bir yetişkinin çocuğa yönelik, hımm, ailesel bir içeriği

of um an adult to a child.

2:47

olabilir.

Kelime

familial content: aile ilişkisiyle ilgili, aile izleyicisine uygun anlamında değil

Familial content ifadesinde familial, aile veya akrabalık ilişkileriyle bağlantılı demektir. Content, anlatılan malzemeyi ya da etkileşimi belirtir; dolayısıyla ifade, bir yetişkin ile çocuk arasındaki sevgi veya bakım gibi yakınlığı aile ilişkisi kapsamında sınıflandırır. Bu etiket, yakınlığın cinsel ya da romantik içerikle sınırlı olmadığını gösterir. Familial resmî bir sıfattır: içeriğin aile izleyicisine uygun olup olmadığını değil, ilgili ilişkinin türünü sınıflandırır.

Alıştırma

Bu cümlede familial content ne anlama geliyor?

  1. İzleyicinin zaten iyi bildiği içerik.
  2. Aile veya akrabalık ilişkisiyle bağlantılı içerik.
  3. Her yaş grubuna uygun olması amaçlanan içerik.
Cevabı göster

Aile veya akrabalık ilişkisiyle bağlantılı içerik.

It could be the content of perhaps a medical procedure,

2:50

Belki de tıbbi bir prosedürün içeriği olabilir,

someone having,

2:53

birinin,

you know, um a mammogram Kültür

2:54

bilirsiniz, hımm, mamografi çektirmesi gibi

Kültür

a mammogram: meme röntgeni incelemesi

Burada a mammogram, genellikle tarama veya tanı amacıyla kullanılan meme dokusunun röntgen incelemesi anlamına gelir. have a mammogram kalıbında have, bir görüntüye sahip olmak değil, bu incelemeden geçmek demektir. Bu tıbbi örnek, intimate content kavramının yalnızca cinsel sahneleri kapsamadığını gösterir: inceleme sırasında vücudun özel bir bölgesi açığa çıkabilir ve bu nedenle açık mahremiyet sınırları gerekir.

Alıştırma

Bu bağlamda a mammogram ne anlama gelir?

  1. Meme röntgeni incelemesi
  2. Sıradan bir kişisel fotoğraf
  3. Bir tür film sahnesi
Cevabı göster

Meme röntgeni incelemesi

or it could be right the way through to intimacy,

2:56

ya da doğrudan yakınlığa gidebilir,

you know, simulated sexual content. Kelime

2:59

biliyorsunuz, simüle edilmiş cinsel içeriğe.

Kelime

simulated sexual content: canlandırılmış, gerçekte gerçekleşmemiş cinsel içerik

Simulated sexual content, oyuncuların ima edilen cinsel eylemi gerçekten yapmadan cinsel etkinliği canlandırdığı veya böyle bir görünüm oluşturduğu içeriktir. Simulated, sexual content ifadesini niteler ve sahnenin gerçek değil, kurgulanmış olduğunu belirtir. Yapım ve sözleşme dilinde bu ayrım, izleyicinin gördüğünü düşünebileceği şey ile oyuncuların gerçekte yaptığı şey arasındaki farkı açıklar. Sahnenin hiçbir cinsel konu içermediği anlamına gelmez.

Alıştırma

Simulated sexual content ifadesini hangi açıklama doğru biçimde tanımlar?

  1. Simülasyon olmadan gerçek cinsel etkinliği kaydeder.
  2. Hiçbir cinsel konu içermez.
  3. Gerçek görünecek şekilde sahnelenmiştir, ancak ima edilen cinsel eylem gerçekte yapılmaz.
Cevabı göster

Gerçek görünecek şekilde sahnelenmiştir, ancak ima edilen cinsel eylem gerçekte yapılmaz.

Ita's definition of intimacy is very wide,

3:02

Ita'nın yakınlık tanımı çok geniştir,

including hugging and stroking,

3:05

sarılma ve okşamayı içerir,

gently touching someone in a pleasurable way.

3:07

birisine zevk veren bir şekilde nazikçe dokunmak.

It also includes simulated sex.

3:10

Ayrıca simüle edilmiş seks de içerir.

Movie actors aren't really having sex,

3:13

Film oyuncuları gerçekten seks yapmıyorlar,

they're simulating it,

3:15

bunu simüle ediyorlar,

pretending to do something so that it looks real but is not. Dilbilgisi

3:17

gerçekmiş gibi görünen ama olmayan bir şeyi yapıyormuş gibi davranıyorlar.

Dilbilgisi

so that it looks real but is not: amaç ve görünüş-gerçeklik karşıtlığı

so that, rol yapmanın amaçlanan sonucunu tanıtır: eylem, gerçek görünecek biçimde gerçekleştirilir. but is not temel düzeltmeyi ekler: aslında gerçek değildir. Tekrarı önlemek için is not ifadesinden sonra real sözcüğü düşürülmüştür, ancak anlamda vardır. Cümlenin bu bölümü görünüş ile gerçeği karşı karşıya getirir.

Alıştırma

Örnekte so that it looks real but is not ne anlama geliyor?

  1. Rol yapmak, olayın gerçek hâle gelmesine neden olur.
  2. Rol yapmanın amacı gerçekçi bir görünüş yaratmaktır, ancak gösterilen şey gerçek değildir.
  3. Gösterilen şey gerçektir, ancak yapay görünmesi amaçlanır.
Cevabı göster

Rol yapmanın amacı gerçekçi bir görünüş yaratmaktır, ancak gösterilen şey gerçek değildir.

Just like dance sequences in musicals, Anlatım akışı

3:21

Tıpkı müzikallerdeki dans sahneleri gibi,

intimate movie scenes are planned and choreographed beforehand Kelime

3:23

yakın film sahneleri önceden planlanıp koreografisi yapılır

Anlatım akışı

Just like dance sequences in musicals: benzetme için çerçeve kurmak

Baştaki Just like dance sequences in musicals, ardından gelen bilgiyi bir benzetme olarak çerçeveler. Önce dinleyiciye tanıdık bir örnek verir, sonra önceden planlama ve koreografi oluşturma ortaklığını kullanarak filmlerdeki mahrem sahneleri açıklar. Just like A, B... kalıbı, A ile B’nin ilgili yönden benzer olduğunu belirtir; aynı şey olduklarını söylemez. Burada ifade, ana bilgiden önce dinleyiciyi karşılaştırmaya hazırlayarak bilgiyi düzenler.

Alıştırma

Örnekte Just like dance sequences in musicals ifadesinin temel görevi nedir?

  1. Her iki sahne türünün de planlandığını ve koreografisinin hazırlandığını göstermek için tanıdık bir karşılaştırma sunar.
  2. Konuyu film yapımından müzikallerin tarihine çevirir.
  3. Filmlerdeki mahrem sahnelerin bir müzikal dansı türü olduğunu söyler.
Cevabı göster

Her iki sahne türünün de planlandığını ve koreografisinin hazırlandığını göstermek için tanıdık bir karşılaştırma sunar.

Kelime

planned and choreographed beforehand: çekimden önce eylemleri planlayıp düzenlemek

Burada choreographed yalnızca dansla ilgili değildir; hareketlerin, konumların, zamanlamanın ve etkileşimlerin dikkatle düzenlendiğini anlatır. Planned genel hazırlığı, choreographed ise eylemlerin adım adım nasıl gerçekleşeceğini vurgular. İki geçmiş zaman ortacı are sözcüğünden sonra gelerek edilgen bir yapı oluşturur; beforehand ise bu hazırlığın çekimler başlamadan önce yapıldığını belirtir. İfade bir bütün olarak sahnenin doğaçlama değil, önceden düzenlenmiş olduğunu gösterir.

Alıştırma

Halka açık bir güvenlik gösterisinde The event was planned and choreographed beforehand cümlesi ne anlama gelir?

  1. Etkinlik yalnızca sona erdikten sonra incelendi.
  2. Etkinlik ve içindeki hareketler başlamadan önce düzenlenmişti.
  3. Katılımcılar hareketleri etkinlik sırasında doğaçlama oluşturdu.
Cevabı göster

Etkinlik ve içindeki hareketler başlamadan önce düzenlenmişti.

so the director, film crew and above all the actors are comfortable with what's being filmed. Notlar

3:27

böylece yönetmen, film ekibi ve en önemlisi oyuncular çekilen sahnede kendilerini rahat hissederler.

Anlatım akışı

above all: bir listede en yüksek önceliği belirtmek

Above all, listedeki son grubu, yani oyuncuları, en yüksek öncelik olarak işaretleyip bilgiyi düzenler. Yönetmen ve ekip de önemlidir; ancak ifade, oyuncuların çekilen şey konusunda rahat olup olmadığına en büyük ağırlığın verilmesi gerektiğini belirtir. Fiziksel bir konumu değil, önem sıralamasını anlatır. Bir listede en güçlü vurguyu alan öğenin hemen önünde kullanılabilir.

Alıştırma

Güvenliği en yüksek öncelik olarak işaretleyen dersteki iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The playground should be welcoming, fun and, ____, safe.

Cevabı göster

above all

Kalıp ifadeler

are comfortable with what's being filmed: çekilen içerik konusunda rahat olmak

Be comfortable with ifadesinden sonra bir isim, -ing biçimi veya isim işlevindeki bir yan cümle geldiğinde, bir konu hakkında rahat hissetmek ve onu kabul edilebilir bulmak anlamına gelir. Buradaki are comfortable with what's being filmed, ilgili kişilerin, özellikle oyuncuların, kaydedilen içerik konusunda rahat olduğunu ve bunu kabul edebildiğini belirtir. Comfortable burada fiziksel değil, psikolojik bir rahatlığı anlatır. Durumdan hoşlanıldığı anlamına gelmeden rıza veya kişisel sınırlar hakkında konuşmayı sağlar.

Alıştırma

Cümleyi hedef iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: I'm not ____ sharing private client information.

Cevabı göster

comfortable with

But recent scandals about the on-set behavior of some British and American film stars Kelime

3:33

Fakat bazı İngiliz ve Amerikan film yıldızlarının set davranışlarıyla ilgili son skandallar

have highlighted how delicate a balance this is. Notlar

3:38

bunun ne kadar hassas bir denge olduğunu vurguladı.

Kelime

on-set behavior: çekim setindeki davranış

On-set, bir film veya televizyon yapım alanıyla ilgili olan ya da orada gerçekleşen anlamındaki, kısa çizgili birleşik bir sıfattır. on-set behavior ifadesinde behavior kelimesinin kapsamını insanların o yerde çalışırken nasıl davrandığıyla sınırlar. Burada set, televizyon cihazı değil, film veya TV çekim alanı anlamına gelir. Bir isimden önce kullanıldığında kısa çizgi, on ve set kelimelerini tek bir niteleyici hâline getirir.

Alıştırma

Bir film yapımıyla ilgili haberde on-set behavior ne anlama gelir?

  1. İnsanların çekim alanında nasıl davrandığı
  2. Bir sorunun başladığı an
  3. Bir televizyon cihazının nasıl çalıştığı
Cevabı göster

İnsanların çekim alanında nasıl davrandığı

Kelime

have highlighted: bir soruna dikkat çekmek

Burada have highlighted, “önemli bir şeyin daha kolay fark edilmesini sağladı” anlamındadır. Skandallar, bu dengenin ne kadar hassas ve yönetilmesi zor olduğuna dikkat çekmiştir; fiziksel olarak işaretleme söz konusu değildir. Present perfect olan have highlighted, yakın geçmişteki olayları bugünkü etkileriyle ilişkilendirir: bu dengenin hassas olduğu artık daha açık biçimde görülmektedir.

Alıştırma

“The investigation has highlighted a serious safety gap.” cümlesinde has highlighted ne anlama gelir?

  1. sözcükleri fosforlu kalemle işaretlemiştir
  2. güvenlik açığını tamamen çözmüştür
  3. ciddi güvenlik açığını daha görünür hâle getirmiştir
Cevabı göster

ciddi güvenlik açığını daha görünür hâle getirmiştir

Dilbilgisi

how delicate a balance this is: how + sıfat + a/an + isim

Bu yan cümle how + sıfat + a/an + tekil sayılabilen isim + özne + be yapısını izler: how delicate a balance this is. How, sıfatın derecesini vurgular ve yan cümle düz cümle sırasını korur: is this değil, this is kullanılır. Bu yapıda sıfat a/an öğesinden önce gelir. Buradaki delicate, kolay kırılan bir nesneyi değil, hassas ve güvenli biçimde yönetilmesi zor bir durumu anlatır.

Alıştırma

Hedef yapıyı delicate kullanarak tamamlayın: We soon learned ____ balance this was.

Cevabı göster

how delicate a

Here's Ita O'Brien again talking to BBC World Service's The Conversation

3:42

İşte Ita O'Brien yine BBC Dünya Servisi'nden The Conversation'da konuşuyor

about the different ways that intimate scenes are filmed

3:46

yakın sahnelerin çekilmesinin farklı yolları hakkında

on either side of the Atlantic in Britain and in the US. Deyimler

3:49

Atlantik'in her iki yakasında, İngiltere'de ve ABD'de.

Deyimler

on either side of the Atlantic: Britanya ve ABD

Burada on either side of the Atlantic, hemen ardından adı verilen Britanya ve ABD anlamına gelir. Atlantik, bu iki yer arasındaki uzaklığı anlatan coğrafi bir kısa yoldur; cümlenin konusu okyanusun kendisi değildir. İfade, çekim uygulamalarını Atlantik'in iki yakası arasında bir karşılaştırma olarak sunar. Başka bir cümlede hangi iki yerin kastedildiği bağlamdan anlaşılmalıdır; ifade otomatik olarak Atlantik kıyısındaki bütün ülkeleri kapsamaz.

Alıştırma

Örnekte on either side of the Atlantic neyi ifade ediyor?

  1. Britanya ile ABD'deki uygulamaların karşılaştırılması
  2. Çekimlerin kelimenin gerçek anlamıyla okyanusun iki kıyısında yapılması
  3. Atlantik kıyısı olan bütün ülkelerin incelenmesi
Cevabı göster

Britanya ile ABD'deki uygulamaların karşılaştırılması

With actors from the US,

3:54

ABD'den oyuncularla,

what they do have, what they put in place is that with each and every intimate scene, Notlar

3:56

sahip oldukları şey, yürürlüğe koydukları şey, her bir mahrem sahne için,

Dilbilgisi

what they do have: do ile vurgu

what they do have ifadesinde do, vurgu yapan bir yardımcı fiildir. Nötr biçim what they have olur; do eklenmesi, özellikle başka bir grupta bulunmayabilecek bir şeyle karşılaştırma yapılırken, ABD'li oyuncuların gerçekten bir şeye sahip olduğunu doğrular. Buradaki do, bir eylemi gerçekleştirmek anlamına gelmez. what ile başlayan yan cümle, gerçekten sahip oldukları şey veya düzenleme anlamına gelir ve dikkati bu tamamlanmamış parçadan sonra gelecek bilgiye yöneltir. Aktarılabilir kalıp, vurgulu bir olumlu ifade için özne + do/does/did + fiilin yalın hâlidir.

Alıştırma

Planın gerçekten var olduğunu doğrulayan vurgulu yardımcı fiille cümleyi tamamlayın: We don't have much time, but we ____ have a clear plan.

Cevabı göster

do

we create a nudity stroke simulated sex waiver Kelime

4:00

bir çıplaklık/simüle edilmiş seks feragatnamesi hazırlıyoruz

for each and every scene.

4:03

istisnasız her sahne için.

Öbek fiiller

put in place: bir düzenleme kurup uygulamaya koymak

Bu cümlede put in place, “kurmak ve işler hâle getirmek” anlamına gelir. What they put in place, her mahrem sahne için ayrı bir belgenin hazırlandığı bir prosedürü ifade eder. Yapı put + düzenleme, önlem veya süreç + in place şeklindedir. Genellikle yalnızca bir fikir önermekten fazlasını anlatır; düzenleme gerçekten kullanılabilecek biçimde kurulmuştur.

Alıştırma

Hedef ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: The clinic put a new check-in procedure ____ before reopening.

Cevabı göster

in place

Kalıp ifadeler

each and every: istisnasız her bir

Each and every, “istisnasız her bir” anlamına gelen vurgulu bir belirleyicidir. Bu cümlede belge prosedürünün her mahrem sahneye ayrı ayrı uygulandığını vurgular. Each sözcüğünün bireysel odağını every sözcüğünün tam kapsamıyla birleştirir. Ardından tekil ve sayılabilir bir isim gelir: each and every scene.

Alıştırma

“İstisnasız her bir” anlamındaki vurgulu üç kelimelik ifadeyi kullanın: ____ ticket must be checked at the entrance.

Cevabı göster

Each and every

Kelime

a nudity stroke simulated sex waiver: stroke sözcüğünün eğik çizgi anlamı

Bu yapım ifadesinde stroke, yazılı eğik çizginin Britanya İngilizcesindeki sözlü adıdır. İfade normalde a nudity/simulated sex waiver şeklinde yazılır; yani eğik çizgi, belgenin kapsadığı iki tür mahrem içeriği birbirine bağlar. Waiver, bir kişinin belirli hak veya taleplerden vazgeçtiğini kayda geçiren resmî bir belgedir. Bir yapımda belge, sahne için üzerinde anlaşılmış koşulları ve sınırları da belirtebilir. Burada her sahne için ayrı hazırlanır; stroke fiziksel bir okşama eylemini anlatmaz.

Alıştırma

a nudity stroke simulated sex waiver ifadesinde konuşmacı stroke sözcüğünü kullanırken ne yapıyor?

  1. Birinin nazikçe okşandığını anlatmak
  2. İki içerik kategorisi arasındaki yazılı eğik çizgiyi sesli okumak
  3. Tıbbi bir acil durumun adını söylemek
Cevabı göster

İki içerik kategorisi arasındaki yazılı eğik çizgiyi sesli okumak

And I actually really like that way of working. Kalıp ifadeler

4:05

Ve açıkçası bu çalışma şeklini gerçekten seviyorum.

Kalıp ifadeler

way of working: bir çalışma yöntemi veya süreci

Way of working, işi yaparken kullanılan yöntem, alışkanlık veya süreç anlamına gelir. That way of working ifadesindeki that, daha önce sözü edilen belirli bir sürece gönderme yapar; way burada fiziksel bir yol ya da yön değildir. Way of + -ing kalıbı, way of communicating örneğinde olduğu gibi bir faaliyetin nasıl yapıldığını anlatabilir. Bu kalıp genellikle tek bir eylemden çok bir süreci değerlendirmeyi sağlar.

Alıştırma

Bir ekibin sürecini anlatan bu cümleyi hangi seçenek doğal hâle getirir? Our new ... has reduced unnecessary meetings.

  1. way of working
  2. working road
  3. way to the office
Cevabı göster

way of working

In the UK,

4:08

İngiltere'de,

actors are asked to sign a nudity clause Notlar

4:09

oyunculardan bir çıplaklık maddesi imzalamaları istenir

Dilbilgisi

actors are asked to sign: edilgen be asked to + fiil yapısı

actors are asked to sign ifadesinde eyleme maruz kalan taraf actors'tır: yapım sürecindeki biri oyuncuların imza atmasını ister. Yapı be + asked + to ile mastar biçimindedir; burada are asked to sign kullanılmıştır. Edilgen yapı, dikkati talimatı veren adı belirtilmemiş kişi veya kuruluştan çok oyunculara ve sürece yöneltir. Resmî açıklamalarda be asked to nazik gelebilir, ancak çoğu zaman isteğe bağlı bir davetten ziyade gerçek bir gereklilik bildirir.

Alıştırma

Cümleyi şimdiki zamandaki edilgen be asked to + sign kalıbıyla tamamlayın: As part of the studio's standard procedure, all actors ____ the consent form before filming begins.

Cevabı göster

are asked to sign

and generally that's an overall

4:11

ve bu genellikle genel bir maddedir

for the whole of a production.

4:13

tüm prodüksiyon için.

Kelime

a nudity clause: çıplaklıkla ilgili bir sözleşme hükmü

A nudity clause, bir performanstaki çıplaklıkla ilgili koşulları belirleyen sözleşme veya anlaşma hükmüdür. Bu cümlede, oyuncuların imzalaması istenen yapım evraklarının bir parçasıdır. Bu ifade yalnızca hükmün konusunu belirtir. Tek başına neye izin verildiğini, neyin zorunlu olduğunu veya neyin sınırlandığını açıklamaz; bu ayrıntılar gerçek metne bağlıdır.

Alıştırma

Bu cümlede a nudity clause ne anlama gelir?

  1. Nudity sözcüğünü içeren bir dil bilgisi birimi
  2. Çıplaklık içermesi zorunlu olan bir sahne
  3. Çıplaklıkla ilgili koşulları belirleyen bir sözleşme hükmü
Cevabı göster

Çıplaklıkla ilgili koşulları belirleyen bir sözleşme hükmü

British actors sign only one document with a nudity clause

4:16

İngiliz aktörler tüm filmi kapsayacak şekilde

to cover the whole film. Kelime

4:19

çıplaklık maddesi içeren tek bir belge imzalarlar.

Kelime

to cover the whole film: filmin tamamını belgenin kapsamına almak

Bir belge veya politika bağlamında cover, “kapsamına almak” ya da “uygulanmak” anlamına gelir. Burada tek bir belgedeki çıplaklık maddesi filmin tamamına uygulanır; cover, filmin fiziksel olarak örtülmesini anlatmaz. to cover the whole film mastar öbeği, neden yalnızca bir belge imzalandığını açıklar: her sahne için ayrı bir belge gerekmek yerine, tek bir anlaşma yapımın tamamındaki ilgili içeriği ele alır.

Alıştırma

“This agreement covers all filming days” cümlesinde covers ne anlama gelir?

  1. Tüm çekim günlerini gizlice örtbas eder.
  2. Tüm çekim günlerini fiziksel olarak örter.
  3. Tüm çekim günlerine uygulanır ve onları kapsar.
Cevabı göster

Tüm çekim günlerine uygulanır ve onları kapsar.

But in the US,

4:21

Ancak ABD'de,

actors sign a waiver, Kelime

4:22

aktörler bir feragatname imzalar,

a legal document that allows or prevents an action Kelime

4:23

bir eylemin gerçekleşmesine izin veren veya engelleyen yasal belge

that is different from how things are usually done.

4:26

işlerin olağan yapılış şeklinden farklı olan.

Kelime

waiver: belirli bir hak veya istisnayla ilgili resmî belge

Bu cümlede waiver, bir kişinin belirli bir hak veya talepten vazgeçtiği, belirtilen bir riski kabul ettiği ya da normal bir koşuldan muaf tutulduğu durumlarda kullanılan resmî bir yasal belgedir. Etkisi yalnızca belgede gerçekten yazanlarla sınırlıdır; genel ve sınırsız bir izin değildir. a legal document that ... ifadesi, bilinmeyebilecek kelimeyi hemen açıklar. Burada waiver, olağan uygulamanın dışındaki bir eyleme izin verilip verilmeyeceğini belirleyen belge olarak sunulur.

Alıştırma

Bu cümlede waiver kelimesinin en uygun anlamı nedir?

  1. Filmlerin nasıl yapıldığına dair genel bir açıklama
  2. Belirli bir hak, risk veya istisnayla ilgili resmî bir belge
  3. Sınırsız izin veren gayriresmî bir not
Cevabı göster

Belirli bir hak, risk veya istisnayla ilgili resmî bir belge

Kelime

allows or prevents: yasal bir belgenin izin verebileceği veya engelleyebileceği şey

allows or prevents an action ifadesinde iki fiil or ile bağlanır ve an action nesnesini paylaşır. Allows, belgenin eyleme izin verdiğini; prevents ise eylemi yasakladığını veya gerçekleşmesini engellediğini belirtir. Bu ifade, belgenin içeriğine bağlı olarak ortaya çıkabilecek iki olası hukuki etkiyi anlatır. Aynı eyleme aynı anda hem izin verildiği hem de eylemin engellendiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir yasal belgeyi anlatırken allows or prevents ne anlama gelir?

  1. Bir eyleme izin verebilir veya gerçekleşmesini engelleyebilir.
  2. Bir eylemi gerçekleştikten sonra kaydeder.
  3. Herkesin hareket etmesini fiziksel olarak engeller.
Cevabı göster

Bir eyleme izin verebilir veya gerçekleşmesini engelleyebilir.

Ita thinks it's better if the actors agree to each and every scene.

4:29

Ita, aktörlerin her bir sahneye onay vermesinin daha iyi olduğunu düşünüyor.

And she uses the phrase each and every

4:33

Ve o 'her bir (each and every)' ifadesini kullanıyor

because it emphasizes that she means every single one.

4:36

çünkü istisnasız her birini kastettiğini vurguluyor.

In this way, Anlatım akışı

4:40

Bu sayede,

there is no confusion about what should or shouldn't happen on set, Dilbilgisi

4:40

sette nelerin olması veya olmaması gerektiği konusunda hiçbir kafa karışıklığı olmaz,

Anlatım akışı

In this way: bir yöntemi sonucuna bağlamak

In this way, az önce açıklanan yönteme gönderme yapar ve bu yöntemin sonucunu tanıtır. Burada önceki adım beklentileri netleştirir; bunun sonucunda neyin olması ya da olmaması gerektiği konusunda karışıklık yaşanmaz. Bu ifade bilgiyi önce yöntem, sonra sonuç gelecek biçimde düzenler. Burada way, yol veya yön değil, “yöntem” anlamındadır.

Alıştırma

İlk cümledeki yöntemin ikinci cümledeki sonuca yol açtığını gösteren bağlayıcıyı seçin: Each file is labeled clearly. _____, anyone can find it quickly.

  1. On the way
  2. In this way
  3. In this respect
Cevabı göster

In this way

Dilbilgisi

about sonrasında gömülü yan cümle olarak what should or shouldn't happen

Bu cümlede what should or shouldn't happen, about edatından sonra gelen gömülü bir wh-soru yan cümlesidir. Yan cümlenin tamamı netleşmiş olan konuyu, yani sette hangi eylemlerin beklenip hangilerinin beklenmediğini belirtir. Bu, dinleyiciye yöneltilen ayrı bir soru değildir. what, happen fiilinin öznesi ve should bir kiplik yardımcı fiili olduğu için sözcük dizilişi doğrudan sorudaki What should happen? ile aynı görünür. Yan cümlenin görevi, çevresindeki no confusion about ifadesinden anlaşılır.

Alıştırma

“We talked about what should or shouldn't happen during the trip,” cümlesinde what should or shouldn't happen yan cümlesi ne görev yapar?

  1. Dinleyiciye ayrı bir doğrudan soru yöneltir.
  2. Konuşmanın ne zaman gerçekleştiğini belirtir.
  3. about sonrasında konuşulan konuyu belirtir.
Cevabı göster

about sonrasında konuşulan konuyu belirtir.

leaving the director and actors free to make dramatic and romantic blockbusters. Dilbilgisi

4:44

yönetmenleri ve oyuncuları dramatik ve romantik gişe rekorları kıran filmler yapmakta özgür bırakır.

Dilbilgisi

Sonuç yapısı olarak leaving ... free to make

Leaving the director and actors free to make, önceki durumun tamamının sonucunu bildiren bir -ing yan cümlesidir: belirsizlik olmadığı için yönetmen ve oyuncular bu belirsizlik tarafından engellenmeden üretebilir. Burada leaving, oradan ayrılmak değil, onları belirli bir durumda bırakmak anlamındadır. Kullanılabilir kalıp şudur: yan cümle, leaving + nesne + sıfat tümleci + to-infinitive. leave someone free to do something yapısında free, kişinin bir engel olmadan hareket edebilmesi veya buna izinli olması demektir.

Alıştırma

Bu dersteki sonuç yapısını kullanarak cümleyi tamamlayın: The automatic system handles routine forms, ____ the team ____ deal with unusual cases.

Cevabı göster

leaving · free to

You mean like that famous beach scene, Ton ve niyet

4:49

Şu ünlü plaj sahnesi gibi mi demek istiyorsun,

kissing and rolling in the waves, Neil?

4:52

dalgalarda öpüşüp yuvarlanmaları, Neil?

Ton ve niyet

You mean like...: Bir örnekle anlamı doğrulamak

You mean like..., diğer kişinin az önce anlattığı şeye uyabilecek bir örnek sunar. “Do you mean something like...?” anlamına gelir ve konuşanın doğru anlayıp anlamadığını kontrol etmesini sağlar. Bu cümlede plaj sahnesi, kontrol amacıyla sunulan örnektir. Bu ifade sohbeti ilerletir; tek başına şüphe veya anlaşmazlık bildirmez.

Alıştırma

Bir arkadaşınız “We need a simple way to share updates.” diyor. Hangi yanıt bir örnek sunarak kastedilen şeyi doğal biçimde kontrol eder?

  1. Are you meaning a weekly group message?
  2. You mean like a weekly group message?
  3. You mean to like a weekly group message?
Cevabı göster

You mean like a weekly group message?

Ah, you mean my quiz question

4:54

Ah, bilgi yarışması sorumu kastediyorsun

when I asked you what was the name of the 1953 movie

4:56

sana 1953 yapımı filmin adının ne olduğunu sorduğumda

featuring a famous beach kiss between movie stars Burt Lancaster and Deborah Kerr? Kelime

4:59

film yıldızları Burt Lancaster ve Deborah Kerr arasındaki meşhur plaj öpücüğünü içeren?

Kelime

featuring a famous beach kiss: İsimden sonra içeriği öne çıkarmak

Featuring a famous beach kiss, movie sözcüğünden sonra yer alan bir şimdiki zaman ortacı öbeğidir. Filmin bu sahneyi içerdiğini ve öne çıkardığını belirterek hangi filmden söz edildiğini açıklar. Burada featuring, feature isminin değil, feature fiilinin bir biçimidir. Vurgulanmaya değer bir kişiyi, performansı, sahneyi veya başka bir unsuru tanıtabilir; otomatik olarak starring anlamına gelmez.

Alıştırma

Programın röportajları içerdiğini ve öne çıkardığını göstermek için açıklamayı feature fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The programme is a documentary ____ interviews with young artists.

Cevabı göster

featuring

What did you say, Georgina?

5:05

Ne demiştin Georgina?

I said it was B,

5:06

B demiştim,

From Here to Eternity.

5:08

İnsanlar Yaşadıkça.

Which is the right answer.

5:10

Ki doğru cevap bu.

Well done, Georgina.

5:12

Aferin Georgina.

So you do like classic black-and-white movies after all. Kalıp ifadeler

5:13

Demek sonuçta klasik siyah-beyaz filmleri seviyorsun.

Kalıp ifadeler

Cümle sonundaki after all: beklenmedik bir sonuç

Burada after all, yeni bir kanıtın konuşanın önceki düşüncesini değiştirdiğini gösterir: daha önceki izlenimin aksine Georgina görünüşe göre klasik siyah-beyaz filmleri gerçekten seviyor. Bu bağlamda ifade, “meğer gerçekten öyleymiş” anlamına yakındır. Cümlenin sonunda yer alan ifade, önceki bir beklentiye dönüp şaşırtıcı ya da hafifçe takılan bir sonuç bildirir. Burada bir gerekçe sunmaz.

Alıştırma

Bu cümlede after all ne anlama geliyor? “So you do like classic black-and-white movies after all.”

  1. Yeni kanıt, konuşanın önceki düşüncesinin yanlış olduğunu gösteriyor.
  2. Konuşan kişi filmlerin artık bittiğini söylüyor.
  3. Konuşan kişi klasik filmlerin neden iyi olduğuna dair bir gerekçe sunuyor.
Cevabı göster

Yeni kanıt, konuşanın önceki düşüncesinin yanlış olduğunu gösteriyor.

Not really, Neil, Ton ve niyet

5:16

Pek sayılmaz Neil,

Ton ve niyet

Not really: yumuşak bir olumsuz yanıt

Not really, yumuşatılmış bir olumsuz yanıttır. Burada konuşanın klasik siyah-beyaz filmleri sevdiği düşüncesini reddeder, ancak tek başına söylenen No kadar keskin değildir. Sorulan soruya göre “tam olarak değil”, “pek değil” veya “bu tam olarak doğru değil” anlamına gelebilir. Bir sınırlama ya da açıklama eklemek için alan bırakır.

Alıştırma

Bir arkadaşınız “Are you a big fan of horror films?” diye soruyor. Bu filmleri bazen izliyorsunuz ama pek sevmiyorsunuz. Hangi yanıt nazik ve sınırlı bir olumsuzluğu en iyi ifade eder?

  1. No. I never watch them and I do not want to.
  2. Not at all. I cannot stand them.
  3. Not really. I only watch them occasionally.
Cevabı göster

Not really. I only watch them occasionally.

but I remember my grandad watching it.

5:17

ama büyükbabamın izlediğini hatırlıyorum.

Okay, let's recap the vocabulary from this program about intimacy, Anlatım akışı

5:20

Tamam, bu programda geçen yakınlık (intimacy) hakkındaki kelimeleri tekrar edelim,

Anlatım akışı

let's recap the vocabulary: kısa bir gözden geçirmeye geçişi belirtmek

Let's recap the vocabulary, yeni bilgi sunmaktan daha önce anlatılanları kısaca gözden geçirmeye geçildiğini belirtir. Let's, konuşan kişiyi ve dinleyicileri bu etkinliğe birlikte dahil eder; recap ise daha önce ele alınan konuların kısa bir özetini ifade eder. Burada recap, “kısaca gözden geçirmek” demektir ve bir şeye yeniden şapka takmakla ilgili değildir. Let's recap + konu kalıbı derslerde, toplantılarda ve sunumlarda kullanışlı bir düzenleme işaretidir. Dinleyiciye sıradaki bilgilerin yeni bir konu değil, tekrar niteliğinde olduğunu anlatır.

Alıştırma

“Kısaca gözden geçirmek” anlamındaki hedef ifadeyle geçiş cümlesini tamamlayın: Before we finish, ____ the three decisions we made.

Cevabı göster

let's recap

a close romantic or sexual relationship.

5:24

yakın bir romantik veya cinsel ilişki.

A blockbuster is a very popular and successful movie or a book

5:27

Gişe rekorları kıran (blockbuster), çok popüler ve başarılı bir film veya kitaptır

that sells many copies.

5:30

çok sayıda kopya satan.

If you stroke someone's face, Kelime

5:32

Birinin yüzünü okşarsanız (stroke),

you touch it gently in a pleasurable way.

5:34

ona zevk veren bir şekilde nazikçe dokunursunuz.

Kelime

stroke someone's face: yalnızca temas değil, nazik bir okşama hareketi

Stroke burada, eli birinin yüzü üzerinde genellikle yavaşça, şefkat veya rahatlatma duygusuyla hareket ettirmek anlamına gelen bir fiildir. Basit bir temastan fazlasını anlatır: el yüzey boyunca hareket eder. Yaygın yapı stroke + kişi, hayvan veya vücut bölümü şeklindedir; stroke a cat veya stroke someone's hair buna örnektir. Bu cümledeki kullanımın, tıbbi bir olayı veya kalemle yapılan bir çizgiyi ifade eden stroke ismiyle ilgisi yoktur.

Alıştırma

Elin tüyler üzerinde yumuşak ve nazikçe hareket ettiğini göstermek için cümleyi en iyi hangi fiil tamamlar? Maya ___ the cat's back slowly until it relaxed.

  1. stroked
  2. touched
  3. patted
Cevabı göster

stroked

To simulate means to do or make something Kelime

5:37

Simüle etmek (simulate), bir şeyi yapmak veya meydana getirmek anlamına gelir

that looks real but is not.

5:39

gerçek görünen ama gerçek olmayan.

Kelime

To simulate: Gerçek olmayan bir şeyi gerçekmiş gibi göstermek

Burada to simulate, gerçek olay gerçekten gerçekleşmeden bir olayın, sürecin veya durumun modelini ya da canlandırılmış bir biçimini oluşturmak anlamına gelir. Bu biçim önemli özellikleri yeniden üretir; bu nedenle gerçekmiş gibi görünebilir veya hissedilebilir, ancak gerçek olayın kendisi değildir. To simulate means... yapısında To simulate mastar grubu, tanımlanan eylemin adını verir. Bu fiil filmler, eğitim tatbikatları, deneyler ve bilgisayar modelleri hakkında konuşurken yaygın olarak kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi bu açıklamadaki hedef fiille tamamlayın: During the safety exercise, the team will ____ a gas leak without putting anyone in danger.

Cevabı göster

simulate

In the US,

5:42

ABD'de,

a waiver is a legal document to either allow or prevent

5:43

bir feragatname (waiver) izin vermek veya önlemek için kullanılan yasal bir belgedir

something being done in a different way from usual.

5:46

bir şeyin alışılagelmişten farklı bir şekilde yapılmasına.

And you can use the phrase each and every

5:49

Ve 'her bir (each and every)' ifadesini kullanabilirsiniz

to emphasize that you mean every single one of something.

5:52

bir şeyin teker teker her birini kastettiğinizi vurgulamak için.

That's all for this romantic edition of 6 Minute English.

5:56

6 Minute English'in bu romantik baskısı için hepsi bu kadar.

but join us here again soon

5:59

ama yakında burada tekrar bize katılın

for more topical chat and useful vocabulary.

6:00

daha güncel sohbetler ve yararlı kelimeler için.

Bye for now.

6:03

Şimdilik hoşça kalın.

Bye.

6:04

Hoşça kalın.

6 Minute English from the BBC.

6:06

BBC'den 6 Minute English.