English Rewind - 6 Minute English: İş yerinde resmiyet: İngilizce çalışma notları
BBC Learning English
Video özeti: Bir BBC sohbeti, Britanya’daki iş yeri resmiyetinin zaman içinde nasıl değiştiğini inceliyor: hiyerarşik hitaplar ve sıkı biçimde denetlenen davranışların yerini, çalışanların birbirine adıyla seslendiği ve daha rahat giyindiği bir ortam alıyor. Program ayrıca çalışanların tercih ettiği giyim kurallarıyla ilgili bir anketin şaşırtıcı sonucunu açıklıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. dress code — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: İş yerinde, okulda, restoranda veya bir etkinlikte ne giyilmesi gerektiğini belirleyen kuralları anlatan bu yaygın terimi anlayın; resmî bir giyim şartını kişisel tarzın sıradan bir tarifinden ayırın. 2. I wouldn't have dreamt of calling him Eric, — Deyimler ve mecazlı ifadeler: wouldn't have dreamt of kalıbının gerçek bir rüyayı değil, bir davranışın geçmişte düşünülemeyecek kadar uygunsuz veya toplumsal açıdan kabul edilemez olduğunu güçlü biçimde belirttiğini fark edin. Geçmişte geleneklerin ya da güç ilişkilerinin davranışları ne ölçüde sınırladığını anlatmak için kullanabilirsiniz. 3. dress down Fridays — Kültür, medya ve gerçek yaşam bağlamı: Çalışanların haftanın diğer günlerinde şık giyindikten sonra cuma günleri daha az resmî kıyafetler giyebilmesine dayanan iş yeri uygulamasını anlayın. Böylece ofis kültürü ve Britanya’daki iş yerlerinin tarihsel olarak daha rahat ortamlara dönüşmesiyle ilgili konuşmaları yorumlayabilirsiniz.
Bu derste
you're about to listen to: be about to + fiilin yalın hâli
you're about to listen to ifadesinde be about to + fiilin yalın hâli, bir eylemin çok yakında gerçekleşeceğini belirtir. About bu sabit yapının bir parçasıdır; hakkında anlamındaki edat değildir. you're about to listen to yan cümlesinin tamamı hangi programdan söz edildiğini belirtir: birazdan dinleyeceğiniz program demektir. Will ile karşılaştırıldığında be about to, olayın gerçekleşmek üzere olduğunu vurgular.
Alıştırma
be about to yapısını tamamlayın: The film is ____ begin.
Cevabı göster
about to
For more English language learning programs and podcasts,
0:10Daha fazla İngilizce öğrenme programı ve podcast'i için,
I'm Jackie Dalton and with me today is Neil Edgeller.
0:26Ben Jackie Dalton ve bugün benimle birlikte Neil Edgeller var.
call me sir: call + kişi + ad veya unvan
call me sir ifadesindeki call + kişi + ad veya unvan yapısı, o kişiye söz konusu ad ya da unvanla hitap etmek anlamına gelir. Burada call, telefon etmek anlamında değildir. Sir bir erkeğe yönelik resmî ve saygılı bir hitap biçimidir. You don't usually, bu seçimin beklenmedik olduğunu gösterir; unvanın aniden kullanılması konuşanlar arasındaki olağan ilişkiden daha resmî veya mesafeli bir ton oluşturur.
Alıştırma
You don't usually call me sir cümlesinde call me sir ne anlama gelir?
- Beni telefonla aramak, efendim
- Bana sir unvanıyla hitap etmek
- Sir adlı bir adamı çağırmak
Cevabı göster
Bana sir unvanıyla hitap etmek
don't I?: doğrulama isteyen bir soru takısı
don't I?, olumlu I usually call you Neil cümlesinin sonuna eklenen bir soru takısıdır. Yeni bir konu sormak yerine dinleyenden doğrulama veya onay ister. Standart bir soru takısında cümlenin öznesi tekrar edilir, uygun yardımcı fiil kullanılır ve olumlu-olumsuz yapı ters çevrilir. Geniş zamandaki call fiili do gerektirir; özne I ve cümle olumlu olduğu için takı don't I? olur.
Alıştırma
Standart soru takısını tamamlayın: Maya plays tennis on Saturdays, ____?
Cevabı göster
doesn't she
And that's because we're colleagues and the way we interact in the office Dilbilgisi
0:38Bunun sebebi de meslektaş olmamız ve ofisteki iletişim şeklimizin
the way we interact ... is pretty informal: bir şeyin yapılma biçimini değerlendirmek
the way we interact in the office isim grubu, “ofiste etkileşim kurma biçimimiz” anlamına gelir. Bu grubun tamamı öznedir ve is pretty informal, bu etkileşim tarzını oldukça rahat ve resmiyetten uzak olarak değerlendirir. Bir yöntem, alışkanlık veya tarzı anlatmak ya da değerlendirmek istediğinizde the way + özne + fiil yapısını isim grubu olarak kullanın. Buradaki way, yol veya yön değil, “biçim” anlamındadır.
Alıştırma
Hangi cümlede the way + yan cümle yapısı, değerlendirilen özne olarak doğru kullanılmıştır?
- The way how our team shares ideas are very open.
- The way our team shares ideas is very open.
- The road our team shares ideas is very open.
Cevabı göster
The way our team shares ideas is very open.
And the reason I called you sir is because the topic of today's program Dilbilgisi
0:46Ve sana efendim dememin nedeni, bugünkü programın konusunun
is formality or lack of formality at work. Kelime
0:50işyerindeki resmiyet veya resmiyet eksikliği olması.
the reason ... is because: konuşmada neden açıklama
The reason + yan cümle + is because + yan cümle yapısı, önce açıklanacak eylemi veya durumu, ardından bunun nedenini verir. Burada konuşmacı önce diğer kişiye sir diye hitap etmesini belirtir, sonra programın konusunu bunun nedeni olarak açıklar. Bu kalıp, dinleyenin önce hangi “neden” sorusunun yanıtlandığını anlamasını, ardından belirli nedeni duymasını sağlar.
Alıştırma
The reason ... is because ... konuşma kalıbını tamamlayın: The ____ I called a taxi ____ the last bus had left.
Cevabı göster
reason · is because
formality or lack of formality: lack of + isim yapısı
Formality, resmî kurallara, davranış biçimlerine veya geleneklere uyma niteliğidir. Lack of formality, bu resmiyet işaretlerinin bulunmadığını veya azaldığını anlatır. Or, iki olasılığı konu olarak yan yana getirir. Lack of formality ifadesinde lack bir isimdir ve ardından of + isim gelir. Burada genel bir karşıtlık içinde soyut bir durumu adlandırdığı için artikel yoktur; birçok tam isim öbeğinde a lack of time örneğindeki gibi a lack of ... yaygındır.
Alıştırma
lack sözcüğünü isim olarak kullanıp cümleyi tamamlayın: The delay was caused by a ____ staff.
Cevabı göster
lack of
So, do you work somewhere where you can behave in a relaxed way around colleagues Kalıp ifadeler
0:53Peki sen, meslektaşlarının yanında rahat davranabildiğin bir yerde mi çalışıyorsun
or do you have to be very polite and maybe a bit distant? Kelime
0:58yoksa çok kibar ve belki de biraz mesafeli mi olman gerekiyor?
behave in a relaxed way around colleagues: iş arkadaşlarının yanında rahat davranmak
Bu ifade, iş arkadaşları oradayken veya onlarla iletişim kurarken fazla resmî olmadan doğal davranmak anlamına gelir. Buradaki around colleagues sosyal ortamı belirtir; iş arkadaşlarının etrafında daire çizerek hareket etmek anlamına gelmez. behave in a/an + adjective + way kalıbı, bir kişinin nasıl davrandığını anlatır. Ardından gelen around + kişi veya grup ise bu davranışın kimin yanında ya da kiminle birlikteyken ortaya çıktığını gösterebilir.
Alıştırma
Burada "behave in a relaxed way around colleagues" ne anlama geliyor?
- iş arkadaşlarıyla bir daire oluşturup ayakta durmak
- iş arkadaşlarından uzaktaki bir yerde çalışmak
- iş arkadaşlarıyla iletişim kurarken rahat ve resmiyetten uzak davranmak
Cevabı göster
iş arkadaşlarıyla iletişim kurarken rahat ve resmiyetten uzak davranmak
very polite and maybe a bit distant: kibar ama sosyal olarak mesafeli
Buradaki distant sosyal bir tutumu anlatır: kişi kibardır ancak sıcak, açık veya kişisel olarak yakın değildir. Fiziksel uzaklığı ifade etmez. Maybe ve a bit bu tanımlamayı yumuşatır. Konuşan kişi, insanların soğuk veya düşmanca olduğunu daha güçlü bir şekilde ileri sürmeden belli bir mesafeliliğe işaret eder.
Alıştırma
"very polite and maybe a bit distant" tanımında distant ne anlama geliyor?
- iş yerinden fiziksel olarak uzakta olan
- net bir şekilde duyamayan
- pek sıcak veya sosyal olarak yakın olmayan
Cevabı göster
pek sıcak veya sosyal olarak yakın olmayan
Yes, a dress code is the rules for what you should wear in a certain situation. Kelime
1:03Evet, kılık kıyafet yönetmeliği, belirli bir durumda ne giymeniz gerektiğine dair kurallardır.
dress code: ne giyileceğine ilişkin kurallar
Burada dress code, insanların belirli bir yer veya durumda ne giymesi gerektiğine ilişkin kurallar ya da beklentiler bütünü demektir. Kıyafetlerin ne kadar resmî olması gerektiğini veya hangi kıyafetlere izin verilmediğini belirtebilir. Bu ifadede code, düzenli bir kurallar bütünü anlamındadır; parola ya da bilgisayar kodu değildir.
Alıştırma
Cümleyi kıyafet kuralları anlamındaki iki sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: Does the museum have a ____ for visitors?
Cevabı göster
dress code
So, if a restaurant has a no jeans policy or dress code, Kalıp ifadeler
1:09Yani, eğer bir restoranın kot pantolon yasağı politikası veya kılık kıyafet yönetmeliği varsa,
it means you have to wear smart trousers. Kelime
1:14bu düzgün bir pantolon giymeniz gerektiği anlamına gelir.
no jeans policy: kot pantolonu yasaklayan kural
No jeans policy ifadesinde no jeans, kuralın neyi yasakladığını belirtmek için policy sözcüğünden önce gelir. İfadenin tamamı, insanların kot pantolon giymesine izin vermeyen sürekli bir kural anlamındadır. No sözcüğü jeans ile birlikte düşünülür; ifade, kot pantolonla ilgili bir kuralın bulunmadığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi kot pantolona izin verilmediğini belirten üç sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: The club has a ____, so wear other trousers.
Cevabı göster
no jeans policy
smart trousers: smart düzgün ve nispeten resmî demektir
smart trousers ifadesindeki smart, düzgün, şık ve nispeten resmî bir ortama uygun demektir. “Akıllı” anlamına gelmez. Giysilerle ilgili bu kullanım Britanya İngilizcesinde yaygındır. İfade, beklenen giyim düzeyini belirtir: kot pantolondan veya diğer gündelik giysilerden daha resmî görünen pantolonlar.
Alıştırma
Restoran kuralında smart trousers ifadesindeki smart ne anlama gelir?
- Akıllı
- Dijital teknolojiyle donatılmış
- Düzgün ve nispeten resmî bir ortama uygun
Cevabı göster
Düzgün ve nispeten resmî bir ortama uygun
You're not allowed in if you wear jeans. Dilbilgisi
1:16Kot pantolon giyerseniz içeri alınmazsınız.
not allowed in: içeri girme izni
Not allowed in, “içeri girme izni verilmemiş” anlamına gelir. Allowed, edilgen be allowed yapısının bir parçasıdır; in ise bağlamdan anlaşılan bir yere doğru içeri girmeyi gösterir. İfade giriş izniyle ilgilidir. Tek başına, birinin zaten içeride olduğu ancak orada belirli bir eylemi yapamadığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Kuralı be allowed in yapısının olumsuz biçimiyle tamamlayın: Visitors without tickets are ____.
Cevabı göster
not allowed in
Well, in a moment we'll be talking a bit about things have changed for us here.
1:18Pekâlâ, birazdan burada bizim için nelerin değiştiği hakkında biraz konuşacağız.
A survey was carried out in Britain into dress codes at work. Öbek fiiller
1:25İngiltere'de işyerinde kılık kıyafet kurallarıyla ilgili bir anket yapıldı.
carried out: planlı bir faaliyeti gerçekleştirmek
carried out ifadesindeki carry out, “planlı bir faaliyeti gerçekleştirmek, yürütmek veya tamamlamak” anlamına gelen bir öbek fiildir. Burada was carried out, bir anketin yapıldığını belirtir. Edilgen yapı, anketi yapan kişiler yerine anketin kendisini öne çıkarır. Eylemi yapan kişiden çok eylem ya da sonuç önemli olduğunda bu yapı yaygındır.
Alıştırma
Hangi seçenek cümleyi “gerçekleştirdi” anlamındaki bir ifadeyle doğru biçimde tamamlar? The researchers _____ a safety test before the launch.
- carried away
- carried out
- carried on
Cevabı göster
carried out
And I'd like you to guess what percentage of people Ton ve niyet
1:29Senden insanların yüzde kaçının
said they'd prefer to be given a precise dress code. Dilbilgisi
1:31kendilerine kesin bir kıyafet kuralı verilmesini tercih edeceklerini tahmin etmeni istiyorum.
I'd like you to guess: yumuşatılmış bir rica
I'd, I would ifadesinin kısaltmasıdır. Yapı would like + kişi + to + fiilin yalın hâli şeklindedir. I'd like you to guess ifadesinde konuşan kişi, dinleyenden kibarca tahmin etmesini ister; dinleyenin tahmin etmesinden hoşlandığı anlamına gelmez. Guess emriyle karşılaştırıldığında bu yapı yönlendirmeyi yumuşatır. Yine de konuşan kişinin dinleyenden ne yapmasını istediğini açıkça bildirir.
Alıştırma
Hangi cümle bir iş arkadaşından toplamı kontrol etmesini kibar ama açık biçimde ister?
- I'd like to check the total myself.
- I'd like you to check the total.
- Would you like me to check the total?
Cevabı göster
I'd like you to check the total.
they'd prefer to be given: would prefer + edilgen mastar
they'd prefer to be given ifadesinde they'd, they would ifadesinin kısaltmasıdır. Would prefer to istenen seçimi belirtir; to be given ise to be + geçmiş zaman ortacı yapısındaki edilgen mastardır. İnsanlar kıyafet kuralını alan taraftır; onu veren taraf değildir. Bu yapı, başka birinin özneye yaptığı veya özne için yaptığı bir şeyle ilgili tercihi ifade eder. Örneğin would prefer to be told, shown, or offered something.
Alıştırma
Cümleyi give fiilinin edilgen biçimiyle tamamlayın: The new employees would prefer to ____ written instructions.
Cevabı göster
be given
would prefer to be told what kind of clothes they should wear.
1:36ne tür kıyafetler giymeleri gerektiğinin kendilerine söylenmesini tercih ederler.
In other words: aynı düşünceyi yeniden ifade etmek
In other words, bir düşüncenin yeniden ifade edildiğini gösteren bir söylem belirtecidir. Dinleyiciye, sonraki ifadenin aynı ana düşünceyi daha açık veya daha doğrudan anlattığını bildirir. Burada be given a precise dress code ifadesi, be told what kind of clothes they should wear şeklinde yeniden söylenir. İkinci ifade yeni bir görüş eklemek yerine ilk ifadeyi açıklar.
Alıştırma
Hangi cümlede In other words doğru kullanılmıştır?
- The library will not open today. In other words, could you pass the salt?
- The library will not open today. In other words, my sister bought a bicycle.
- The library will not open today. In other words, it is closed for the whole day.
Cevabı göster
The library will not open today. In other words, it is closed for the whole day.
Well, I don't think people like being told what to wear, Dilbilgisi
1:44Yani, insanların kendilerine ne giyeceklerinin söylenmesinden hoşlandığını sanmıyorum,
being told what to wear: edilgen gerund yapısı
Being told what to wear, tell someone what to wear ifadesinin edilgen gerund biçimidir. like fiilinden sonra ifadenin tamamı bir deneyimi adlandırır; being + told ise insanların talimatı veren değil, alan taraf olduğunu gösterir. don't think people like ile birlikte kullanıldığında konuşmacı, insanların genellikle başka birinin kıyafet seçimlerine karar vermesinden veya karışmasından hoşlanmadığını anlatır. like/dislike + being + past participle kalıbı, bir eyleme maruz kalma konusundaki duyguları ifade edebilir.
Alıştırma
Cümleyi tell fiilinin edilgen gerund biçimiyle tamamlayın: Mia dislikes ____ what to wear.
Cevabı göster
being told
Okay, well we'll find out at the end of the program Öbek fiiller
1:50Tamam, peki programın sonunda cevabının
find out: bir bilgiyi öğrenmek veya ortaya çıkarmak
Find out, daha önce bilinmeyen bir bilgiyi genellikle bekledikten, sorduktan, kontrol ettikten veya araştırdıktan sonra öğrenmek ya da ortaya çıkarmak anlamına gelir. Burada daha sonra öğrenilecek bilgi, cevabın doğru olup olmadığıdır. Bir kişiyi veya nesneyi bulmak için kullanılan find fiilinden farklı olarak find out; bir gerçeği, cevabı, nedeni veya sonucu öğrenmeye odaklanır. Ardından bir isim öbeği ya da whether, why, who gibi bir soru sözcüğüyle başlayan yan cümle gelebilir.
Alıştırma
'Sonucu öğrenmek' anlamındaki phrasal verb ile cümleyi tamamlayın: We'll ____ tomorrow whether our team qualified.
Cevabı göster
find out
Would you say the BBC World Service is a fairly formal place to work?
1:53Sence BBC World Service çalışmak için oldukça resmi bir yer mi?
serious ... but certainly not formal: serious ile formal arasındaki fark
Bu cümlede serious, yerin niteliğini ve atmosferini anlatır: yapılan iş önemlidir ve insanlar işi özenle ele alır. Formal ise kıyafet, unvanlar, görgü kuralları veya katı prosedürler gibi dış kuralları anlatır. But bu iki özelliği karşı karşıya getirir, certainly ise not olumsuzluğunu güçlendirir. Buradaki ana fikir, bir yerin işini ciddiye alırken resmî bir tarza sahip olmayabileceğidir.
Alıştırma
Hangi cümle işin önemli, ancak iş yerinin tarzının rahat olduğunu doğal biçimde ifade eder?
- The work is formal, but the workplace is not serious.
- The work is not serious because the workplace is formal.
- The work is serious, but the workplace is not formal.
Cevabı göster
The work is serious, but the workplace is not formal.
People wear pretty much what they want to wear. Kalıp ifadeler
2:02İnsanlar hemen hemen ne giymek istiyorlarsa onu giyiyorlar.
pretty much: neredeyse demenin samimi bir yolu
Pretty much, «neredeyse», «hemen hemen» veya «temelde» anlamına gelen bir yaklaşıklaştırma ifadesidir. Burada what they want to wear bölümünü niteler; yani insanlar kıyafetlerini seçmekte büyük ölçüde özgürdür. Bu ifade, küçük sınırlamalara veya istisnalara yer bırakır; tam bir özgürlük olduğunu iddia etmez.
Alıştırma
Pretty much ifadesini doğru yere yerleştirerek cümleyi tamamlayın: We've ____ finished the poster; only the title is missing.
Cevabı göster
pretty much
And most people are on first name terms, aren't they? Kalıp ifadeler
2:05Ve çoğu insan birbirine ilk adıyla hitap ediyor, değil mi?
That means that they don't call each other Mr. Smith or Mrs. Jones.
2:08Bu onların birbirlerine Bay Smith ya da Bayan Jones demedikleri anlamına gelir.
are on first name terms: birbirine adıyla hitap etmek
Be on first-name terms, insanların unvan ve soyadı yerine birbirlerinin adlarını kullanması demektir. Yalnızca birbirlerinin adını bilip bilmediklerini değil, birbirlerine nasıl hitap ettiklerini ve aralarındaki sosyal mesafeyi anlatır. Yaygın yapı be on first-name terms with someone şeklindedir. Altyazıdaki are on first name terms, genellikle resmî olmayan ve oldukça eşit bir etkileşim biçimini anlatır.
Alıştırma
En uygun anlamı seçin: If two coworkers are on first-name terms, what does that mean?
- Birbirlerine adlarıyla hitap edebilirler.
- Birbirlerinin tam yasal adlarını bilirler.
- Her zaman unvan ve soyadı kullanmaları gerekir.
Cevabı göster
Birbirlerine adlarıyla hitap edebilirler.
Yes, casual means the opposite of formal.
2:20Evet, günlük (casual) resmiyetin tersi anlamına gelir.
pretty casual: görünüşü oldukça gündelik
Burada casual, insanların nasıl göründüğünü anlatır: kıyafetleri ve genel tarzları resmî değil, gündeliktir. Pretty burada 'oldukça' anlamına gelen konuşma diline özgü bir derece zarfıdır; dolayısıyla pretty casual, 'görünüşü oldukça gündelik' demektir. Casual başka bağlamlarda 'planlanmamış' veya 'geçici' gibi anlamlara da gelebilir. Nitelediği isim ya da durum, hangi anlamın kastedildiğini belirlemeye yardımcı olur. Burada look ve gözlemlenen insanlarla kullanıldığı için görünüş ve tarzı anlatır.
Alıştırma
'People look pretty casual,' cümlesinde 'pretty casual' ne anlama gelir?
- çekici ama dikkatsiz
- görünüşü oldukça gündelik
- muhtemelen orada tesadüfen bulunan
Cevabı göster
görünüşü oldukça gündelik
and things used to be quite different when she joined. Dilbilgisi
2:30ve işe ilk girdiğinde işler oldukça farklıymış.
Well, it wasn't always so: şimdiki durumdan geçmişe geçiş
Bu cümlede so, hemen önce anlatılan durumun yerini tutar. It wasn't always so, bu durumun şimdi geçerli olduğunu ama daha önce farklı olduğunu anlatır. Well, anlatıda yumuşak bir geçiş olduğunu gösterir. Cümle, önceki açıklamanın tamamını tekrarlamadan şimdiki durumdan onunla karşıtlık oluşturan geçmişe geçer.
Alıştırma
Well, it wasn't always so. bu bölümde ne yapıyor?
- Şimdiki durumdan geçmişteki farklı bir duruma geçer.
- Aynı fikri tekrarlayarak konuyu bitirir.
- Dinleyiciden şimdiki durumu doğrulamasını ister.
Cevabı göster
Şimdiki durumdan geçmişteki farklı bir duruma geçer.
been around the BBC: bir kuruluşla ilgili uzun deneyim
Burada been around the BBC, Carrie'nin uzun yıllar BBC'de çalıştığı veya BBC ile yakın bir bağlantısı olduğu anlamına gelir. For nearly 30 years ve when she joined ifadeleri, cümlenin bu kuruluşla ilgili uzun süreli bir deneyimden söz ettiğini gösterir. Around burada bir binanın çevresinde hareket etmek anlamına gelmez. Carrie'yi kuruluşu iyi tanıyan ve geçmişiyle bugününü karşılaştırabilen biri olarak gösterir.
Alıştırma
Bu cümlede been around the BBC ne anlama geliyor?
- BBC'yi yalnızca bir kez ziyaret etti.
- Uzun süredir BBC'de çalışıyor veya BBC ile yakın bir bağlantısı var.
- BBC binasının dış çevresinde sık sık yürüdü.
Cevabı göster
Uzun süredir BBC'de çalışıyor veya BBC ile yakın bir bağlantısı var.
things used to be: artık değişmiş geçmişteki bir durum
Used to + fiilin yalın hâli, geçmişte var olan ancak artık devam etmeyen ya da şimdi farklı olan bir alışkanlığı veya durumu anlatır. things used to be quite different ifadesinde be fiilin yalın hâlidir ve ifade BBC'nin geçmişiyle bugününü karşılaştırır. Yalnızca geçmişteki bir olayı belirtmek için değil, geçmişten bugüne değişimin önemli olduğu durumlarda bu yapıyı kullanın.
Alıştırma
Geçmişteki bir durumun değiştiğini gösteren ifadeyle cümleyi tamamlayın: The town library ____ much smaller before it was renovated.
Cevabı göster
used to be
to address her boss: doğru ad veya unvanla hitap etmek
Burada address someone, bir kişiyle konuşurken veya ondan söz ederken belirli bir ad, unvan ya da hitap biçimi kullanmak anlamına gelir. Soru, patronunun nerede yaşadığını değil, ona nasıl hitap etmesi gerektiğini soruyor. Yaygın bir yapı address someone as + ad veya unvan şeklindedir. Birine resmî olarak nasıl hitap edilmesi gerektiğini sormak için kullanışlıdır.
Alıştırma
Soruda address her boss ne anlama geliyor?
- patronunun posta adresini bir zarfa yazmak
- patronuna resmî bir konuşma yapmak
- patronuyla konuşurken uygun adı veya unvanı kullanmak
Cevabı göster
patronuyla konuşurken uygun adı veya unvanı kullanmak
When I started in the BBC, my boss was very formal.
2:35BBC'de çalışmaya başladığımda patronum çok resmiydi.
Um he wore a suit and tie every day to work Kalıp ifadeler
2:39Hım, her gün işe takım elbise ve kravatla gelirdi
wore a suit and tie: geleneksel resmî giyim olarak takım elbise ve kravat
Wore, wear fiilinin geçmiş zaman biçimidir. A suit and tie, kravatla birlikte giyilen takım elbiseyi anlatır; buradaki tie, giysi olan “kravat”tır. Bu cümlede kıyafet, patronun iş yerindeki çok resmî tarzının bir göstergesidir. Bu ifade, işte veya özel etkinliklerde geleneksel resmî giyimi anlatmak için sıkça kullanılır.
Alıştırma
Wear fiilinin geçmiş biçimini ve resmî kıyafet kalıbını kullanarak tamamlayın: For the awards dinner, Sam ____.
Cevabı göster
wore a suit and tie
had to call him Mr.: geçmişteki zorunluluk ve resmî hitap
Had to, have to yapısının geçmiş biçimidir ve bunun yalnızca bir tercih değil, bir kural veya zorunluluk olduğunu gösterir. Buradaki you genel anlamdadır; konuşan kişi dâhil çalışanları ifade eder. Call him Mr., ona resmî Mr. unvanıyla hitap etmek demektir; buradaki call, “telefon etmek” değil, “birini belirli bir ad veya unvanla çağırmak” anlamındadır. Mr. normalde bir erkeğin soyadından önce gelir. Bu unvanı zorunlu tutmak, patron ile çalışanlar arasındaki resmiyet ve mesafeyi gösterir.
Alıştırma
Have to yapısının geçmiş biçimini call him ile birlikte kullanın: Our coach was very formal, so we ____ Mr. Lee.
Cevabı göster
had to call him
I wouldn't have dreamt of calling him Eric, which was his first name. Deyimler
2:44Ona ilk adı olan Eric ile seslenmek hayal bile edemeyeceğim bir şeydi.
I wouldn't have dreamt of calling him Eric: ona Eric demek aklımın ucundan geçmezdi
wouldn't have dreamt of + -ing kalıbı geçmişteki bir duruma dönüp bir davranışın mümkün veya kabul edilebilir görünmesinin bile söz konusu olmadığını güçlü biçimde anlatır. Burada konuşan kişi, ilk adıyla hitap etmek o dönemin toplumsal sınırını aştığı için ona Eric demeyi asla düşünmeyeceğini söylüyor. Gerçek anlamda bir rüyadan söz edilmiyor.
Alıştırma
Cümleyi wouldn't dream of doing kalıbının geçmiş biçimiyle tamamlayın: Back then, I wouldn't ____ my teacher by her first name.
Cevabı göster
have dreamt of calling
On the other hand, he didn't actually call us um by Miss or Mrs. Notlar
2:47Öte yandan, o bize aslında hım Bayan (Miss) veya Hanım (Mrs.) diye hitap etmezdi.
On the other hand: karşıt bir yönü tanıtmak
On the other hand, konuşanın aynı konunun farklı ve karşıt bir yönüne geçtiğini gösterir. Burada patronun çalışanlara hitap etme biçimi ile çalışanların ona resmî biçimde hitap etmesi karşılaştırılıyor. Bu ifade, dinleyenin ikinci cümleyi yeni bir konu olarak değil, önceki noktayla karşılaştırma olarak anlamasına yardım eder.
Alıştırma
Karşılaştırmayı dersteki dört kelimelik bağlayıcıyla tamamlayın: The apartment is small. ____, it is close to school.
Cevabı göster
On the other hand
We were called by our first name because we were his underlings. Kelime
2:51Ona bağlı olarak çalışan astları olduğumuz için bize ismimizle hitap edilirdi.
by Miss or Mrs.: geleneksel unvanlar ve medeni durum
Miss ve Mrs., bir kadının soyadının veya tam adının önüne getirilen geleneksel hitap unvanlarıdır. Geleneksel olarak Miss evli olmayan, Mrs. ise evli olan bir kadını belirtirdi; bu nedenle ikisi birbirinin yerine kullanılamazdı. Bu cümlede by Miss or Mrs., kadınlara bu resmî unvanlardan biriyle hitap etmek anlamına gelir. İlk adla hitap edilmesiyle kurulan karşıtlık, eski iş yeri görgü kurallarını ve eşitsiz bir hiyerarşiyi gösterir: Kadınlara daha alt konumda oldukları için daha az resmî biçimde hitap edilmiştir.
Alıştırma
İfadeyi değerlendirin: Günümüz iş yerinde bir kadının tercih ettiği unvanı veya medeni durumunu bilmiyorsanız, Miss ya da Mrs. diye tahminde bulunmak yerine Ms. + surname kullanmak genellikle daha tarafsızdır.
- Doğru
- Yanlış
Cevabı göster
Doğru
we were his underlings: hiyerarşi yüklü bir etiket
Underlings, daha düşük rütbe veya güce sahip olup başka birinin yetkisi altında çalışan kişileri ifade eder. Bu sözcük yalnızca personeli tanımlamaz; hiyerarşiyi öne çıkarır ve çoğu zaman küçümseyici, alaycı veya eleştirel duyulur. we were his underlings ifadesinde konuşmacı, çalışanlara neden ilk adlarıyla hitap edildiğini açıklamak için bu yüklü etiketi kullanır. Ardından We were his staff, çalışma ilişkisini daha tarafsız bir biçimde yeniden ifade eder.
Alıştırma
Bir yönetici tarafsız bir şirket e-postası yazıyor. Hangi cümle en uygundur?
- Our staff will answer your questions.
- Our underlings will answer your questions.
- Our subordinates will answer your questions.
Cevabı göster
Our staff will answer your questions.
So, they certainly weren't on first name terms.
3:02Yani kesinlikle ilk isimleriyle hitap etmiyorlardı.
Well, Carrie also had to face even stricter rules after that.
3:05Peki, Carrie daha sonra bundan daha katı kurallarla da yüzleşmek zorunda kaldı.
who ran an office: yönetmek anlamındaki run
Burada ran, run fiilinin geçmiş zaman biçimidir ve yönetti ya da işleyişinden sorumluydu anlamına gelir. Office yalnızca fiziksel odayı değil, çalışma birimini ve oradaki işleri ifade eder. Who ran an office ilgi cümleciği, kadını sorumluluğuna göre tanımlar: Altı ya da yedi çalışanı olan bir ofisi yönetiyordu. Run bu anlamıyla run a team, run a department ve run a business ifadelerinde de kullanılır.
Alıştırma
'Nora runs a busy clinic,' cümlesinde runs ne anlama gelir?
- klinikte herhangi bir işte çalışır
- kliniğin işlerini ve çalışanlarını yönetir
- kliniğin içinde hızlı hareket eder
Cevabı göster
kliniğin işlerini ve çalışanlarını yönetir
and the staff had to ask permission if they wanted to go to the toilet. Kalıp ifadeler
3:19ve personelin tuvalete gitmek istemesi durumunda izin istemesi gerekiyordu.
had to ask permission: izin isteme zorunluluğu
Had to geçmişteki bir zorunluluğu anlatır: Çalışanların bunu yapması gerekiyordu; bu yalnızca bir tavsiye değildi. Ask permission, harekete geçmeden önce onay istemek anlamına gelir. Had to ask permission bir bütün olarak, eyleme izin verilip verilmeyeceğini bir kuralın veya yetkili bir kişinin belirlediğini gösterir. Kullanılabilecek kalıplar arasında had to ask permission before doing something ve had to ask permission to do something bulunur.
Alıştırma
“Onay almak zorundaydılar” anlamına gelen ders ifadesiyle tamamlayın: Before entering the archive, visitors ____.
Cevabı göster
had to ask permission
They weren't allowed to just leave the office. Dilbilgisi
3:22Öylece ofisten çıkmalarına izin verilmiyordu.
weren't allowed to just leave the office: geçmişte ayrılmaya izin verilmemesi
be allowed to + fiilin yalın hâli, bir eylem için izin verildiğini anlatır. Weren't allowed to bunun geçmiş zamandaki olumsuz biçimidir: bir kural veya yetkili biri, ayrılmalarına izin vermiyordu. Buradaki just, önceden izin istemeden veya başka bir düzenleme yapmadan öylece ayrılmak anlamına gelir. Cümle, istedikleri zaman çıkıp gidemeyeceklerini vurgular. Not allowed to yasak bildirir; bir şeyi yapmanın gereksiz olduğunu bildirmez.
Alıştırma
Cümleyi be allowed to yapısının geçmiş zamandaki olumsuz kısaltmasıyla tamamlayın: During the exam, students ____ use calculators.
Cevabı göster
weren't allowed to
and decided if they were too long in the toilet.
3:26ve tuvalette çok uzun süre kalıp kalmadıklarına karar veriyordu.
she timed them: time fiilinin süre tutmak anlamı
she timed them ifadesinde time, birinin ne kadar sürdüğünü ölçmek anlamında kullanılan bir fiildir. Timed bu fiilin basit geçmiş biçimidir; them ise süresi ölçülen kişileri belirtir. Burada, onların tuvalet molalarının uzunluğunu takip ettiği anlamına gelir. Yapı time + kişi veya etkinlik biçimindedir; time the runners ve time the test buna örnektir.
Alıştırma
The coach timed the runners cümlesinde antrenör ne yaptı?
- Koşuculara saatin kaç olduğunu sordu
- Koşuculara daha fazla boş zaman verdi
- Koşucuların ne kadar sürede tamamladığını ölçtü
Cevabı göster
Koşucuların ne kadar sürede tamamladığını ölçtü
Carrie had to ask permission to go to the toilet?
3:28Carrie tuvalete gitmek için izin istemek zorunda mıymış?
Yeah, to ask permission means to ask if you can do something,
3:31Evet, izin istemek (to ask permission) bir şeyi yapıp yapamayacağınızı sormak demektir,
And in our office, we don't have that kind of regime anymore, do we? Kelime
3:36Bizim ofisimizde artık öyle bir rejim yok, değil mi?
that kind of regime anymore: artık var olmayan katı bir sistem
Bu cümlede regime, bir hükûmet anlamına gelmez. İş yerindeki kuralları ve denetimi düzenleyen bir sistem anlamındadır. That kind of regime, insanları katı biçimde yönetme tarzına gönderme yapar ve tarafsız değil, eleştirel bir ton taşır. Olumsuz don't have ... anymore yapısında anymore, durumun geçmişte geçerli olduğunu fakat artık geçerli olmadığını gösterir. İfade bir bütün olarak bu katı sistemin artık kullanılmadığını söyler.
Alıştırma
“Our office doesn't have that kind of regime anymore,” cümlesinde regime ne anlama gelir?
- Katı bir iş yeri kuralları sistemi
- Bir ülkenin mevcut hükûmeti
- Çalışanların çıkabileceği bir oda
Cevabı göster
Katı bir iş yeri kuralları sistemi
We don't have to ask permission if we want to leave the room for a while. Dilbilgisi
3:40Bir süreliğine odadan çıkmak istersek izin istememize gerek yok.
don't have to ask permission: zorunluluk yok, yasak değil
Don't have to + fiilin yalın hâli, bir eylemin gerekli veya zorunlu olmadığını belirtir. Don't have to ask permission, izin istemenin isteğe bağlı olduğu anlamına gelir. Olumsuzluk, sorma eylemine değil yükümlülüğe uygulanır. İzin istemenin yasak olduğu anlamına gelmez; konuşan kişi, önceden onay almadan kısa süreliğine çıkılabileceğini söyler.
Alıştırma
Bir öğretmen “You don't have to ask permission to use the colored pencils.” diyor. Öğretmen ne demek istiyor?
- Onları kullanmadan önce sormanız yasaktır.
- Hiç kimseye soru soramazsınız.
- Önceden sormadan onları kullanabilirsiniz.
Cevabı göster
Önceden sormadan onları kullanabilirsiniz.
as long as we finish our work: işi bitirme koşulunu koymak
Burada as long as bir koşul getirir: yalnızca işimizi bitirirsek istediğimizi yapmakta özgürüz. as long as + yan cümle kalıbı, bir izni, planı veya anlaşmayı mümkün kılan şartı belirtmek için sık kullanılır. Bu kullanımda long fiziksel uzunluğu ya da süreyi anlatmaz.
Alıştırma
Kuralı, bu derste öğrendiğiniz ve “şu koşulla” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: You can use the art room ____ you clean up afterward.
Cevabı göster
as long as
Well, we're quite lucky sitting here in our jeans or corduroys
3:51Yani, burada kot pantolonlarımızla veya kadife pantolonlarımızla oturabildiğimiz için oldukça şanslıyız
because there was a time when that would have been out of the question. Notlar
3:55çünkü bunun söz konusu bile olamayacağı bir zaman vardı.
there was a time when: geçmişteki bir durumu tanıtmak
There was a time when önce geçmişteki bir dönemi tanıtır, ardından when yan cümlesi o dönemde neyin geçerli olduğunu söyler. Böylece konuşan kişi geçmişteki durumu açıklamadan önce onun çerçevesini kurar. Bu cümlede kalıp, katı giyim beklentilerini geçmişe yerleştirir ve konuşan kişinin günümüzde gündelik kıyafetler giyebilmeyi neden şans olarak gördüğünü açıklar. Genel olarak bu yapı, geçmişle bugün arasındaki karşıtlığı düzenlemek için kullanışlıdır.
Alıştırma
Cümleyi bu derste öğrendiğiniz geçmiş zaman çerçevesiyle tamamlayın: There ____ most shops closed on Sundays.
Cevabı göster
was a time when
would have been out of the question: geçmişte tamamen imkânsız veya kabul edilemez
Out of the question, bir şeyin tamamen imkânsız, kabul edilemez veya yasak olduğunu anlatan bir deyimdir. Burada eski kurallara göre bu rahat kıyafetleri giymenin kabul edilebilir bir seçenek olmadığını belirtir; kelimesi kelimesine “bir sorunun dışında” anlamına gelmez. Would have been, geçmişe dönüp aynı seçimi o zamanki koşullar altında değerlendirir. Bu modal perfect yapısı, seçimin o dönemde kabul edilmeyeceğini gösterir.
Alıştırma
Örnekteki would have been out of the question ne anlama geliyor?
- O zaman biraz sıra dışı olurdu ama yine de izin verilirdi.
- O zaman tamamen imkânsız veya kabul edilemez olurdu.
- Daha sonraki bir sorunun konusu olurdu.
Cevabı göster
O zaman tamamen imkânsız veya kabul edilemez olurdu.
newsreaders: radyo ve televizyon haber spikerleri
Newsreader, televizyonda veya radyoda haber sunan, genellikle önceden hazırlanmış bir bülteni okuyan ya da aktaran kişidir. Newsreaders bunun çoğul biçimidir. Bu kelime özellikle Britanya İngilizcesinde yaygındır. Yalnızca bir haber metnini okuyan herhangi bir kişiyi değil, yayıncılıktaki belirli bir görevi ifade eder.
Alıştırma
Hangi kişi en doğru biçimde newsreader olarak tanımlanır?
- Canlı yayında bir radyo haber bülteni sunan kişi.
- Evde haber sitelerini okuyan kişi.
- Olay yerinde görgü tanıklarının ifadelerini toplayan kişi.
Cevabı göster
Canlı yayında bir radyo haber bülteni sunan kişi.
the newsreaders, which at those stations at that stage would have been on radio
4:05o aşamada o istasyonlarda televizyondan çok radyoda görev alacak olan
had to wear dinner jackets to read the news Kelime
4:10haberi okumak için smokin (dinner jacket) giymek zorundalardı
rather than on television: başka bir seçeneği dışlamak
Rather than, reddedilen diğer seçeneği belirtir. Bu cümlede on radio geçerli betimleme olarak korunurken on television açıkça dışlanır. Böylece haberlerin o dönemde hangi araçla aktarıldığı netleştirilir. İki taraf paralel edat öbekleridir: on radio rather than on television. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp A rather than B şeklindedir; A ilgili seçim veya betimleme olarak sunulur, B ise dışlanır.
Alıştırma
Hangi cümle duyurunun televizyonda değil, radyoda yapıldığını söylüyor?
- The announcement was on radio rather than on television.
- The announcement moved from radio to television.
- The announcement was on radio as well as on television.
Cevabı göster
The announcement was on radio rather than on television.
even though nobody could see them other than the other people in the studio. Notlar
4:12stüdyodaki diğer insanlar dışında kimse onları göremese de.
dinner jackets: resmî black tie ceketleri
Dinner jacket, erkeklerin black tie gece kıyafetinin parçası olarak giydiği resmî cekettir. Britanya İngilizcesinde bu ifade yaygın olarak bu resmî giysiyi belirtir; akşam yemeği yerken giyilen gündelik bir ceket anlamına gelmez. Çoğul dinner jackets ifadesi, çoğul newsreaders ile uyumludur. Giysinin resmîliği cümlenin asıl noktasını oluşturur: Dinleyicilerin göremediği radyo spikerleri bile resmî bir gece etkinliğine katılıyormuş gibi giyinmek zorundaydı.
Alıştırma
Hangi açıklama dinner jackets ifadesine en uygundur?
- Dışarıda çalışmak için giyilen sıradan ceketler
- Black tie gece kıyafetinin parçası olarak giyilen resmî ceketler
- Akşam yemeği yerken giyilen gündelik ceketler
Cevabı göster
Black tie gece kıyafetinin parçası olarak giyilen resmî ceketler
even though: şaşırtıcı bir karşıtlık kurma
Even though, ana cümleyle karşıtlık oluşturan bir gerçeği aktarır. Burada stüdyo dışındaki hiç kimse haber spikerlerini göremiyordu; buna rağmen spikerler smokin giymek zorundaydı. Ardından tam bir yan cümle gelir: even though + özne + fiil. Bu yan cümle bir nedene değil, ana eyleme rağmen geçerli olan karşıt duruma işaret eder.
Alıştırma
Şaşırtıcı bir karşıtlık gösteren bağlacı seçin: The team kept playing ... it was raining.
- even though
- so
- because
Cevabı göster
even though
other than the other people in the studio: bir istisna belirtme
Other than burada “-den başka, hariç” anlamına gelir. Stüdyodaki insanları nobody could see them biçimindeki genel olumsuz ifadenin kapsamından çıkarır. Dolayısıyla cümle, stüdyo dışındaki insanların haber spikerlerini göremediğini; stüdyo içindeki diğer insanların ise istisna olduğunu söyler. Bu yapıda other than ifadesinden sonra genel ifadenin dışında bırakılan kişi, şey veya grup gelir.
Alıştırma
'No one was allowed backstage other than the performers,' cümlesinde other than the performers ne işe yarar?
- Sanatçıları birbirleriyle karşılaştırır.
- Kimsenin neden sahne arkasına alınmadığını açıklar.
- Tek istisnayı belirtir.
Cevabı göster
Tek istisnayı belirtir.
even when they were on radio and no one could see them.
4:17kimse onları göremese de smokin giymek zorundalarmış.
Yes, a dinner jacket is that very formal style of suit
4:20Evet, smokin (dinner jacket), insanların resmi bir etkinliğe, örneğin
that people wear when they go out to a formal event,
4:24Oscar ödül törenine falan giderken giydikleri
It's that black jacket, uh black trousers and a bow tie,
4:30Şu siyah ceket, eee siyah pantolon ve papyon,
Uh this kind of suit is often called a tuxedo as well. Kelime
4:37Eee bu tarz takım elbiseye genellikle 'tuxedo' da denir.
a tuxedo as: as well öncesindeki kıyafet adı
called a tuxedo ifadesindeki a tuxedo, genellikle black tie kıyafet kuralının geçerli olduğu yerlerde giyilen çok resmî bir gece kıyafetini belirtir. Günlük iş hayatında giyilen sıradan bir takım elbise değildir. Tuxedo özellikle Amerikan İngilizcesinde yaygındır; Britanya İngilizcesinde karşılık gelen kıyafet için çoğunlukla dinner jacket kullanılır. Vurgulanan bölüm iki ifadenin sınırını aşar: as, “ayrıca” anlamındaki as well ifadesini başlatır. Kıyafetin adının bir parçası değildir. Yapının tamamını called a tuxedo + as well şeklinde ayırın.
Alıştırma
Bu cümlede tuxedo sözcüğüne en uygun açıklama hangisidir?
- Black tie etkinlikleri için resmî bir gece kıyafeti
- Ofiste giyilen herhangi bir takım elbise
- Hafta sonu için günlük bir ceket
Cevabı göster
Black tie etkinlikleri için resmî bir gece kıyafeti
A few decades ago in some workplaces in Britain,
4:42Birkaç on yıl önce Britanya'daki bazı işyerlerinde,
this concept of dress down Fridays was introduced. Kültür
4:45bu serbest cuma (dress down Fridays) konsepti tanıtıldı.
dress down Fridays: iş yerinde tekrarlanan bir uygulama
Dress down Fridays, çalışanların cuma günleri normalde giydiklerinden daha az resmî kıyafetler giymesine düzenli olarak izin veren bir iş yeri uygulamasının adıdır. Burada dress down daha rahat giyinmek anlamına gelir. Fridays sözcüğünün çoğul olması, bunun belirli bir cuma günü değil, her hafta tekrarlanan bir düzenleme olduğunu gösterir. Bazı iş yerlerinin benimsediği bir politikadır; her yerde uygulanan bir kural değildir.
Alıştırma
Bu iş yeri bağlamında dress down Fridays ne anlama gelir?
- Her cuma gece kıyafeti gerektiren bir kural
- İş yerinin erken kapandığı belirli bir cuma günü
- Cuma günleri daha az resmî kıyafetlere izin veren tekrarlanan bir politika
Cevabı göster
Cuma günleri daha az resmî kıyafetlere izin veren tekrarlanan bir politika
maybe a shirt and tie, possibly a suit.
4:53belki bir gömlek ve kravat, muhtemelen bir takım elbise.
in your jeans, T-shirt, whatever you want.
4:59kot pantolonunuzla, tişörtünüzle, ne isterseniz onunla gelebilirsiniz.
come in in your jeans ifadesindeki iki in sözcüğünün görevleri
come in in your jeans ifadesinde art arda gelen iki in farklı görevler üstlenir. İlki, 'içeri girmek' ya da 'iş yerine gelmek' anlamındaki come in öbek fiilini tamamlar. İkincisi, 'kot pantolonunu giymiş olarak' anlamındaki in your jeans giysi öbeğini başlatır. Yapıyı come in + in your jeans olarak ayırın: kişi kot pantolonunu giymiş olarak gelir. Aynı kısa sözcük iki kez arka arkaya geldiğinde ikisini de korumak gerekir, çünkü her biri cümlenin farklı bir bölümüne aittir.
Alıştırma
'Üzerinde o giysi varken içeri girdi' anlamını veren iki in yapısıyla cümleyi tamamlayın: Leo came ____ a dark suit.
Cevabı göster
in in
dress down: daha az resmî giyinmek
Burada dress down, 'normalden daha az resmî kıyafetler giymek' anlamına gelir. Gömlek, kravat veya takım elbise ile kot pantolon ya da tişört arasındaki karşıtlık, anlamın giyimle ilgili olduğunu açıkça gösterir. Down, resmiyet düzeyinin düşmesini anlatır. Dress down mutlaka özensiz görünmek demek değildir; daha rahat bir giyim düzeyi seçmek demektir.
Alıştırma
Davet metni rahat kıyafetlere izin veriyor. 'Daha az resmî giyinmek' anlamındaki öbek fiille cümleyi tamamlayın: Guests may ____ for the outdoor lunch.
Cevabı göster
dress down
Well, let's have a quick reminder of some of the vocabulary that we've looked at.
5:03Pekâlâ, incelediğimiz kelimelerden bazılarını hızlıca hatırlayalım.
We've had casual, which also means the same as informal.
5:07Gayriresmi (informal) ile aynı anlama gelen günlük (casual) kelimesini gördük.
We've had formal, which means the opposite.
5:10Tam tersi anlama gelen resmi (formal) kelimesini gördük.
First name terms, which means being able to call somebody by their first name
5:13İlk isimle hitap etme (first name terms), birine ilk ismiyle hitap edebilmek
We have dress codes, which is the rules about what you should wear.
5:19Ne giymeniz gerektiğiyle ilgili kurallar olan kılık kıyafet kuralları (dress codes) var.
We've had dinner jacket, which Neil, you just explained,
5:22Senin az önce açıkladığın smokin (dinner jacket) kelimesini gördük,
And we had to ask permission, which means to ask if you can do something,
5:26Ve bir şey yapıp yapamayacağınızı, izin verilip verilmediğini
And finally, the answer to this week's tricky question.
5:31Ve son olarak bu haftanın zor sorusunun cevabı.
I asked what percentage of people in Britain
5:34İngiltere'deki insanların yüzde kaçının kesin bir kıyafet kuralına
said they would prefer to have a precise dress code
5:36sahip olmayı tercih edeceğini söylediklerini sormuştum
believe it or not: şaşırtıcı bir gerçeği belirtme
Believe it or not, bilginin şaşırtıcı ya da inanılması güç olabileceğini dinleyiciye bildiren, konuşma diline özgü bir ara sözdür. Burada %85 oranının ne kadar beklenmedik olduğunu vurgular. Bu söz retoriktir: konuşan kişi dinleyiciden inanıp inanmadığı konusunda gerçek bir evet-hayır yanıtı istemez. İfadeye konuşanın tutumunu ekler.
Alıştırma
Örnekte believe it or not ne işe yarıyor?
- Dinleyiciden oranın doğru olup olmadığına karar vermesini ister.
- %85 oranının şaşırtıcı olabileceğini belirtir.
- Konuşan kişinin oranı unuttuğunu gösterir.
Cevabı göster
%85 oranının şaşırtıcı olabileceğini belirtir.
which I find shocking: sonucun tamamına yorum yapma
which I find shocking ifadesindeki which, yakındaki tek bir isme gönderme yapmaz. Önceki sonucun tamamına, yani oranın %85 olduğu gerçeğine gönderme yapar. Virgülden sonra gelen bu tür bir which cümleciği, zorunlu olmayan bir yorum ekler. find + nesne + sıfat yapısında which, find fiilinin nesnesidir; shocking ise konuşanın tepkisini anlatır: “I find this fact shocking.”
Alıştırma
“Mia won without any practice, which I find amazing,” cümlesinde which neye gönderme yapıyor?
- Yalnızca antrenman
- Mia'nın hiç antrenman yapmadan kazanmış olması gerçeğinin tamamı
- Yalnızca Mia
Cevabı göster
Mia'nın hiç antrenman yapmadan kazanmış olması gerçeğinin tamamı
have got no imagination: gündelik ve olumsuz bir değerlendirme
have got no imagination ifadesinde have got, “sahip olmak” anlamındadır; no imagination ise insanların özgün veya yaratıcı fikirler göstermediğini belirtir. İfadenin tamamı eleştirel ve çoğu zaman abartılı bir değerlendirmedir. Burada have got, “elde etmiş olmak” anlamına gelmez. Konuşmada yeniden kullanılabilen have/has got no + isim kalıbı, temel olarak have/has no + isim ile aynı anlama gelir.
Alıştırma
Cümleyi gündelik Britanya İngilizcesindeki have/has got no kalıbıyla tamamlayın: This plan has ____ chance of working.
Cevabı göster
got no
So, I can take it from that, Neil, Kalıp ifadeler
5:51Buradan yola çıkarak şunu söyleyebilirim, Neil,
that you prefer to work in a fairly informal environment.
5:53oldukça gayriresmi bir ortamda çalışmayı tercih ediyorsun.
I can take it from that ... that + sonuç
I can take it from that ifadesinde take it, “bir sonuç çıkarmak veya sonucu anlamak” demektir; from that ise önceki konuşmada verilen kanıta gönderme yapar. it fiziksel bir nesne değildir. Tam kalıp take it from + kanıt + that + sonuç şeklindedir. Bu cümledeki sonuç, Neil'ın oldukça rahat bir çalışma ortamını tercih etmesidir.
Alıştırma
Örnekteki I can take it from that ne anlama geliyor?
- Bir nesneyi fiziksel olarak o yerden kaldırabilirim.
- Az önce söylediğiniz şeyden bir sonuç çıkarabilirim.
- Bana sunduğunuz bir nesneyi kabul edebilirim.
Cevabı göster
Az önce söylediğiniz şeyden bir sonuç çıkarabilirim.
what I'm wearing ... is what I wore in bed: kişinin kendisiyle dalga geçtiği bir şaka
Sözcüğü sözcüğüne bakıldığında konuşmacı, o anda üzerindeki kıyafetlerin yatakta giydiği kıyafetlerle aynı olduğunu söylüyor. Bu bağlamda bu çarpıcı karşılaştırma, son derece rahat giyinmesiyle ilgili kendisiyle dalga geçen bir şakadır. Amaç, işte uyku kıyafetleri giymeyi önermek değildir. Bu şaka, konuşmacının resmî olmayan bir çalışma ortamını sevdiği fikrini eğlenceli biçimde destekler.
Alıştırma
Şu yorumu değerlendirin: Konuşmacı, insanların işte ne giymesi gerektiği konusunda ciddi bir tavsiye veriyor.
- Yanlış
- Doğru
Cevabı göster
Yanlış
do join us again soon: davette vurgu sağlayan do
do join us again soon ifadesindeki do, vurgu için kullanılan bir yardımcı fiildir; yapmak veya gerçekleştirmek anlamındaki ana fiil değildir. Temel olumlu emir cümlesi Join us again soon şeklindedir. do sözcüğünü join fiilinin yalın hâlinden önce getirmek daveti daha vurgulu, sıcak ve teşvik edici yapar; anlamı “lütfen, mutlaka geri gelin” ifadesine yakındır. do + fiilin yalın hâli kalıbı olumlu davetleri, istekleri ve teşvikleri güçlendirebilir.
Alıştırma
Sunucunun sıcak ve vurgulu davetini yardımcı fiille tamamlayın: ____ join us again next week.
Cevabı göster
Do