Demir Bakire - İnsanlık Tarihindeki En Kötü Cezalar: İngilizce çalışma notları

The Infographics Show

Öğrenme zorluğu
1.195 kelime 216 kel/dk

Video tanıtımı: Video, Iron Maiden efsanesini kanıtlarla karşılaştırıyor ve sonraki propagandanın onu nasıl sahte bir Orta Çağ işkence aletine dönüştürdüğünü gösteriyor. Başlıca İngilizce noktaları: 1. Having been stretched — Dil bilgisi: Perfect passive participle, bitmiş işkenceyi sonraki eylemden önce konumlandırır. 2. "You won't believe what happened next." — Medya kültürü: Sansasyonel kaynağa kuşku düşüren tıklama tuzağı kalıbını tanıyın. 3. paint their predecessors on planet Earth as savages. — Deyim ve mecaz: paint someone as something ile yönlendirilmiş bir tasviri anlatıp onu tarafsız gerçekten ayırın.

Bu derste

It's the Middle Ages and times have been tough for a peasant like yourself.

0:00

Orta Çağ'dayız ve senin gibi bir köylü için hayat oldukça zor.

Drought and the subsequent poor harvest have devastated your people and widespread famine is around the corner. Deyimler

0:03

Kuraklık ve ardından gelen kötü hasat halkını perişan etti; yaygın bir kıtlık da kapıda.

Deyimler

“around the corner” ile “çok yakında gerçekleşmek” anlamı

Bu cümlede “around the corner”, “çok yakında gerçekleşmesi muhtemel” anlamına gelen bir zaman metaforudur. Kıtlık fiziksel olarak bir sokak köşesinde değildir; önceki kuraklık ve kötü hasat, onu beklenen bir sonraki kriz hâline getirir. Bu ifade, gelecekteki bir olayı yakında ama henüz görünmüyormuş gibi sunar. İfadenin zamanla mı yoksa gerçek bir konumla mı ilgili olduğunu bağlam belirler.

Alıştırma

“A major deadline is around the corner” cümlesinde “around the corner” ne anlama gelir?

  1. Son teslim tarihi çoktan geçti.
  2. Son teslim tarihi çok yakında geliyor.
  3. Son teslim tarihi bir sokak köşesinde bulunuyor.
Cevabı göster

Son teslim tarihi çok yakında geliyor.

To make matters worse, taxes have been raised because your rulers are warring with other rulers. Anlatım akışı

0:09

Daha da kötüsü, hükümdarların başka hükümdarlarla savaştığı için vergiler artırıldı.

Anlatım akışı

“To make matters worse” ile yeni bir sorun eklemek

“To make matters worse”, zaten olumsuz olan bir durumu daha da ağırlaştıran yeni bir bilgiyi tanıtan söylem belirtecidir. Burada mevcut felaketleri, yükselen vergilerin getirdiği ek yükle ilişkilendirir. Bu ifade, yeni bilgi gelmeden önce aradaki ilişkiyi gösterir: ardından gelen şey yalnızca başka bir bilgi değil, sorunun daha da büyümesidir. Matters burada ayrı görevleri veya konuları değil, genel olarak durumu ifade eder.

Alıştırma

“The roads were flooded” ifadesinden sonra köprünün kapanmasını yeni bir sorun olarak en iyi hangi başlangıç sunar? Cümle şöyle devam eder: “..., the only bridge was closed.”

  1. On the other hand
  2. For example
  3. To make matters worse
Cevabı göster

To make matters worse

You've had enough of watching on as your children starve, Notlar

0:13

Çocuklarının aç kalmasını seyretmeye artık dayanamıyorsun,

Kalıp ifadeler

have had enough of + isim veya -ing biçimi

“You've had enough of ...” cümlesindeki have had enough of, tekrarlanan veya süren bir sıkıntının kişinin sabrını tükettiğini anlatır. Present perfect yapıdaki have had, bu birikimi şimdiki sonucu açısından sunar: konuşan kişi artık durumun bitmesini veya değişmesini istemektedir. Kalıp have/has had enough of + isim, zamir veya -ing biçimidir. Burada watching, of sonrasında gelen -ing biçimidir. Anlam, yeterli miktara sahip olmak değil, tahammülün tükenmesidir.

Alıştırma

Cümleyi, tahammülün sınıra ulaştığını belirten üç sözcüklü hedef kalıpla tamamlayın: “After the third unexplained cancellation, we've ____ their excuses.”

Cevabı göster

had enough of

Öbek fiiller

watch on: müdahale etmeden izlemek

“watching on as ...” içindeki watch on, bir olay gelişirken katılmadan veya müdahale etmeden izleyici olarak kalmak demektir. on parçacığı fiil öbeğinin bir parçasıdır; izlemenin bir şeyin üzerinde gerçekleştiğini anlatmaz. Ardından gelen as yan cümlesi izlenen olayı belirtir. Watch on edilgenlik çağrıştırabilir ancak izleyenlerin kayıtsız mı, hoşnutsuz mu, yardım edemeyecek durumda mı yoksa bilinçli olarak uzak mı durduğunu bağlam belirler.

Alıştırma

“The passengers watched on as the driver tried to fix the engine,” cümlesinde watched on ne anlama gelir?

  1. Girişimi katılmadan izlediler.
  2. Motor onarımı hakkında bir video izlediler.
  3. Onarımdan sonra yolculuğa devam ettiler.
Cevabı göster

Girişimi katılmadan izlediler.

but in the absence of Twitter, Kalıp ifadeler

0:16

ama Twitter'ın olmadığı bir çağda,

seeking social justice will mean rounding up real people and stating your case. Kalıp ifadeler

0:18

toplumsal adalet aramak, gerçek insanları bir araya getirip derdini anlatmak demek.

Kalıp ifadeler

in the absence of: eksiklik koşulunu belirtmek

In the absence of X, X'in mevcut, erişilebilir veya kullanılabilir olmadığı bir koşulu ya da arka planı belirtir. Bu cümlede Twitter kullanılamadığı için anlatıcı, adalet aramanın bunun yerine ne gerektireceğini açıklıyor. Bir kişi, kaynak, kanıt veya sistem eksik olduğunda ne olacağını anlatmanın kısa ve nispeten resmî bir yoludur. Yalnızca birinin bir yerde bulunmadığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Güvenilir kanıt bulunmadığını anlatmak için cümleyi öğrendiğiniz resmî ifadeyle tamamlayın: The committee postponed the vote ____ reliable evidence.

Cevabı göster

in the absence of

Kalıp ifadeler

stating your case: görüşünü destekleyen nedenleri sunmak

Stating your case, kendi görüşünüzü destekleyen nedenleri ve kanıtları genellikle açık ve düzenli bir şekilde sunmak demektir. Bu cümlede insanlar bunu çevrimiçi paylaşım yapmak yerine doğrudan başka insanların önünde yapmak zorunda kalacaktır. Buradaki case, başkalarının bir düşünceyi kabul etmesini veya bir karar vermesini sağlamak için sunduğunuz gerekçelerin tamamıdır. Fiziksel bir kutu ya da yalnızca tek bir olgu değildir.

Alıştırma

Resmî bir itiraz toplantısında hangi cümle, birinden görüşünü destekleyen nedenleri sunmasını ister?

  1. Please state your case clearly.
  2. Please state one confirmed fact.
  3. Please give the case number.
Cevabı göster

Please state your case clearly.

Before you know it, though, Anlatım akışı

0:22

Fakat daha ne olduğunu anlamadan,

Anlatım akışı

Anlatıyı hızla ilerleten Before you know it

Before you know it, bir sonraki gelişmenin şaşırtıcı derecede hızlı gerçekleştiğini anlatan kalıplaşmış bir zaman bağlama ifadesidir. Bir şeyi öğrenmekten ya da fark etmekten önce anlamına gelen gerçek anlamlı bir kullanım değildir. Anlatıda aradaki süreyi sıkıştırır ve dinleyiciyi doğrudan bir sonraki aşamaya götürerek geçişi ani hissettirir. Burada ardından gelen though, hızla gerçekleşen gelişmenin beklenenle çeliştiğini de gösterir.

Alıştırma

“Şaşırtıcı derecede kısa süre içinde” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: Keep walking, and ____, we'll reach the lake.

Cevabı göster

before you know it

you've been reported by someone and have quickly been suspended from peasant duties.

0:23

birisi seni ihbar ediyor ve köylülük görevinden hemen uzaklaştırılıyorsun.

Your interrogators aren't interested in malnourished kids and dying crops,

0:27

Sorgucuların yetersiz beslenen çocuklarla ve ölen ekinlerle ilgilenmiyor,

and as they stretch your body on the rack, Kültür

0:31

bedenini işkence sehpasında gererken,

you admit to more than you ever did,

0:33

yaptığından çok daha fazlasını itiraf ediyorsun.

Kültür

On the rack: işkence aleti anlamı

Bu tarihî sahnede the rack bir işkence aletidir: kişinin bedeni alete bağlanır ve uzuvlarından çekilirdi. Bu nedenle on the rack, beden gerilirken bu aletin üzerinde bulunmak anlamına gelir. Bu özel anlam, stretch fiilini burada gerçek ve şiddet içeren bir eylem hâline getirir. Rack sözcüğünün günümüzdeki yaygın anlamı olan raf ya da askılık kastedilmez.

Alıştırma

Bu cümlede on the rack ne anlama gelir?: They stretched the prisoner on the rack.

  1. Sıradan bir depolama rafının üzerinde
  2. Bedeni geren bir işkence aletinin üzerinde
  3. Giysi asılan bir standın yanında
Cevabı göster

Bedeni geren bir işkence aletinin üzerinde

which was only get some folks together to talk about unfairness.

0:36

Oysa tek yaptığın, adaletsizliği konuşmak için birkaç kişiyi toplamaktı.

You've been branded a traitor, Kelime

0:39

Sana hain damgası vuruldu,

treasonous,

0:41

vatana ihanetle suçlandın

and the worst is going to happen to you.

0:42

ve başına gelebilecek en kötü şey yaklaşmakta.

Kelime

branded a traitor: güçlü bir kınama içeren kamusal etiket

“branded a traitor” ifadesindeki brand + someone + isim etiketi yapısı, başkalarının bir kişiye güçlü bir değerlendirme içeren kamusal bir etiket yapıştırması anlamına gelir. Buradaki traitor tarafsız bir tanım değildir; kişiyi sadakatsiz ve toplum tarafından kınanan biri olarak gösterir. Bu ifade, etiketi kanıtlanmış bir gerçek olarak değil, bir suçlama veya yargı olarak sunar. Brand, özellikle siyasi, medyatik veya başka kamusal anlaşmazlıklarda, basitçe call someone something demekten daha güçlü ve damgalayıcıdır.

Alıştırma

Hangi cümlede branded a traitor tarafsız bir tanım yerine güçlü ve damgalayıcı bir kamusal etiketi göstermek için kullanılmıştır?

  1. The newspaper thanked the whistleblower for the leak.
  2. The newspaper branded the whistleblower a traitor after the leak.
  3. The newspaper identified the whistleblower as a source after the leak.
Cevabı göster

The newspaper branded the whistleblower a traitor after the leak.

So, there you are,

0:44

İşte oradasın,

a brave warrior of social justice

0:45

toplumsal adaletin cesur bir savaşçısı olarak,

who only wanted some respite from the demands of high taxes during a very hard time for peasants.

0:47

köylüler için çok zor geçen bir dönemde ağır vergilerden biraz olsun kurtulmak istemiştin.

It doesn't really matter that you didn't kill anyone or start a riot. Anlatım akışı

0:52

Kimseyi öldürmemiş veya isyan başlatmamış olman pek önemli değil.

What matters is you've been accused of plotting an Occupy the Lord's Manor movement.

0:56

Önemli olan, «Lordun Malikânesini İşgal Et» hareketini planlamakla suçlanman.

Anlatım akışı

It doesn't really matter that ... What matters is: bilginin odağını yeniden düzenlemek

It doesn't really matter that + cümle yapısı, dinleyiciye bu cümleyi ikincil veya belirleyici olmayan bir bilgi olarak görmesini söyler. Bu cümlede konuşan kişi, kimsenin öldürülmemiş ve hiçbir isyanın başlatılmamış olması gerçeğinin önemini azaltır. What matters is + isim öbeği veya cümle yapısı, dikkati konuşanın vurgulamak istediği ölçüte yöneltir. Buradaki what, “the thing that”, yani “önemli olan şey” anlamındadır; soru değildir. İki yapı birlikte bilgiyi önem sırasına koyar ve suçlanmış olmayı ana odak haline getirir.

Alıştırma

Önemsiz bir ayrıntıyı geri plana atıp karar ölçütünü öne çıkarmak için iki yapıyı en iyi kullanan seçenek hangisidir?

  1. What matters that the package is plain. It doesn't really matter is whether the product is safe.
  2. It matters that the package is plain. What matters is whether the product is safe.
  3. It doesn't really matter that the package is plain. What matters is whether the product is safe.
Cevabı göster

It doesn't really matter that the package is plain. What matters is whether the product is safe.

Having been stretched on the rack, Dilbilgisi

1:00

İşkence sehpasında gerildikten sonra,

you admitted to being somewhat disgruntled about watching your children die in front of you

1:01

çocuklarının gözlerinin önünde ölmesini izlemekten biraz hoşnutsuz olduğunu itiraf ettin

Dilbilgisi

Having been + geçmiş zaman ortacıyla önceki edilgen olayı anlatma

Having been stretched, tamamlanmış edilgen bir ortaç yan cümlesidir. Having olayı ana eylemden önceye yerleştirir, been edilgen yapıyı kurar ve stretched kişiye ne yapıldığını belirtir. Buradaki anlamı "gerildikten sonra"dır; "gerilmekteyken" değildir. Bu yan cümlede açıkça yazılmış bir özne olmadığı için örtük özne, ana cümlenin öznesi olan you'dur. Having been + geçmiş zaman ortacı kalıbı, daha önce yaşanan edilgen bir deneyimi sonraki ana eyleme kısa yoldan bağlar.

Alıştırma

Uyarının sürücülerin yavaşlamasından önce gerçekleştiğini gösteren tamamlanmış edilgen ortaç yan cümlesiyle cümleyi tamamlayın: ____ about the icy roads, the drivers slowed down.

Cevabı göster

Having been warned

and not being able to get your hands on that most cherished commodity, Deyimler

1:05

ve en değerli mala bir türlü ulaşamadığını söyledin:

bread.

1:08

ekmek.

Deyimler

Get your hands on: bir şeyi elde etmeyi başarmak

Get your hands on, özellikle az bulunan, değerli veya ulaşılması zor bir şeyi elde etmeyi, bulmayı ya da ona erişim sağlamayı başarmak demektir. Bu cümlede anlam ekmeğe dokunamamak değil, ekmek elde edememektir. İyelik sözcüğü özneye göre değişir: I get my hands on it, she gets her hands on it ve they get their hands on it. İfade, başarılı biçimde erişmeye veya elde etmeye odaklandığı için basitçe have demekten daha amaç yönelimlidir.

Alıştırma

Cümleyi "elde etmeyi başarmak" anlamındaki deyimle tamamlayın: After months of searching, I finally managed to ____ a copy of the out-of-print book.

Cevabı göster

get my hands on

You hardly started a peasants revolt,

1:09

Bir köylü ayaklanması başlatmış bile sayılmazsın,

but a mere peasant get-together to discuss the drawbacks of serfdom

1:11

ama serfliğin sakıncalarını konuşmak için yapılan basit bir köylü toplantısı

really got the nobility all hot and bothered. Deyimler

1:14

soyluları fena hâlde telaşlandırdı.

Deyimler

all hot and bothered ifadesinin anlamı ve kullanımı

Bu cümlede all hot and bothered, çok telaşlı, kaygılı veya öfkeli olmak anlamına gelir. Soylular duygusal olarak huzursuz olmuştur; gerçekten sıcaklamış değillerdir. Bu kalıplaşmış ifade, güçlü ve huzursuz bir tepkiyi anlatır. Kesin anlamı bağlam belirler: burada isyan korkusu endişe ve kızgınlığa işaret eder, cinsel uyarılmaya değil.

Alıştırma

“The rumors of layoffs got the staff all hot and bothered,” cümlesinde all hot and bothered ne anlama gelir?

  1. Fiziksel olarak sıcaklamış ama sakin
  2. Çok kaygılı ve huzursuz
  3. Söylentilerden tamamen habersiz
Cevabı göster

Çok kaygılı ve huzursuz

They're all too familiar with peasant revolts of the past, Kalıp ifadeler

1:17

Geçmişteki köylü ayaklanmalarını fazlasıyla iyi biliyorlar

Kalıp ifadeler

all too familiar with ifadesinin anlamı ve kullanımı

all too familiar with ifadesinde all, too sözcüğünü güçlendirir: özne bir şeyi istediğinden daha yakından veya daha sık bilir. Familiar with, deneyim yoluyla bilinen şeyi tanıtır. Bu ifade genellikle pişmanlık, bıkkınlık veya endişe gibi olumsuz bir tutum taşır. Very familiar with ifadesinden daha güçlüdür ve daha fazla değerlendirme içerir.

Alıştırma

Cümleyi “ne yazık ki iyi bilmek” anlamındaki dört kelimelik ifadeyle tamamlayın: After three flooded basements, we are ____ water damage.

Cevabı göster

all too familiar with

and any kind of insubordination will be dealt with seriously.

1:19

ve her türlü itaatsizliği ciddi biçimde cezalandıracaklar.

That meant a medley of tried and tested cruel and unusual punishments for you Kalıp ifadeler

1:23

Bu da senin için denenmiş, zalim ve alışılmadık cezalardan oluşan bir seçki demekti.

Kalıp ifadeler

tried and tested: denenmiş ve güvenilirliği kanıtlanmış

Bu cümlede tried and tested, bir şeyin defalarca kullanıldığı veya sınandığı ve güvenilir olduğunun kanıtlandığı anlamına gelir. Buradaki tried, “çaba göstermek” değil, “sınamak” anlamındaki try fiilinin geçmiş zaman ortacıdır. Bu ifade normalde olumlu ve güven verici bir değerlendirme yapar. Burada “cruel and unusual punishments” ifadesini niteleyerek bilinçli bir ironi yaratır: güvenilirlik garantisi gibi duran bir dilin zalimlik için kullanılması kara mizah oluşturur.

Alıştırma

Cümleyi “daha önce başarıyla kullanılmış ve güvenilirliği kanıtlanmış” anlamındaki kalıpla tamamlayın: When the new system failed, we returned to a ____ backup process.

Cevabı göster

tried and tested

as you informed your torturers of your guilt

1:27

İşkencecilerine «suçunu» anlatırken,

and took a few other peeved peasants down with you. Öbek fiiller

1:29

birkaç öfkeli köylüyü daha kendinle birlikte aşağı çektin.

Öbek fiiller

take someone down with you: kendi düşüşüne birini de sürüklemek

Bu cümlede took a few other peeved peasants down with you, kendi cezan yüzünden başka birkaç köylünün de ortaya çıkarılıp cezalandırıldığı anlamına gelir. Took, take fiilinin geçmiş zaman biçimidir ve a few other peeved peasants nesnesi took ile down arasında yer alır. take someone down with you kalıbı, kendi başarısızlığını, itibar kaybını, cezanı veya yıkımını başka bir kişiye de yaşatmana neden olmak anlamına gelir. Fiziksel olarak aşağı doğru hareket etmekten söz etmez.

Alıştırma

Hangi cümle Maya'nın, karşı karşıya olduğu düşüşü başka bir kişiye de yaşattığı anlamına gelir?

  1. Maya took Leo down in the final round.
  2. Maya knew the scheme was collapsing, and she took Leo down with her.
  3. Maya took Leo downstairs when the meeting ended.
Cevabı göster

Maya knew the scheme was collapsing, and she took Leo down with her.

You might be broken,

1:32

Bedenin paramparça olmuş olabilir,

but you're not dead,

1:32

ama ölmedin

and the nobility wants to make an example of you. Deyimler

1:34

ve soylular seni ibret olsun diye kullanmak istiyor.

Deyimler

make an example of you. — Başkalarını uyarmak için bir kişiyi cezalandırmak

make an example of you, başkalarını uyarmak ve aynı şeyi yapmalarını engellemek için seni sert biçimde cezalandırmak anlamına gelir. Burada amaç seni örnek alınacak bir model olarak göstermek değil, cezanı bir uyarı olarak kullanmaktır. Bu cümlede soylular, diğer insanları korkutup itaat ettirmek için seni cezalandırmak istiyor. Bu nedenle, verilecek cezanın ne olduğu söylenmese bile ifade tehdit ve cezalandırma anlamı taşır.

Alıştırma

Bu cümlede make an example of you ne anlama geliyor?

  1. Senden ne olduğunu açıklamanı istemek
  2. Başkalarını uyarmak için seni cezalandırmak
  3. Seni başkalarının örnek alacağı iyi bir model olarak göstermek
  4. Sana çalışmak için sıradan bir örnek vermek
Cevabı göster

Başkalarını uyarmak için seni cezalandırmak

What's on offer?

1:36

Menüde ne var?

Well, as they would like to make an example of you,

1:37

Eh, seni ibretlik yapmak istediklerine göre,

they want to make your death a public spectacle.

1:39

ölümünü halka açık bir gösteriye dönüştürmek istiyorlar.

Maybe after seeing you scream,

1:42

Belki çığlıklarını duyduktan sonra,

the man in the street will think twice about complaining about being taxed into starvation. Deyimler

1:44

sokaktaki insan vergiler yüzünden açlıktan öldüğünü söylemeden önce iki kez düşünür.

Deyimler

the man in the street — Genel halktan sıradan bir kişi

the man in the street, genel halktan sıradan bir kişiyi ifade eden geleneksel bir kalıptır. Birçok sıradan insanın görüşlerini veya tepkilerini temsil etmek için hayali tek bir kişiyi kullanır. Bu cümlede vergilerden etkilenebilecek sıradan insanları ifade eder; sokakta duran belirli bir erkeği değil. Kalıp, ardından gelen öngörüyü halkın genel tepkisi olarak sunar.

Alıştırma

Bu cümlede the man in the street neyi ifade ediyor?

  1. Hükümet liderleri ve vergi memurları
  2. Konuşmacının yakın arkadaşları
  3. Genel halktan sıradan insanlar
  4. Sokakta duran belirli bir erkek
Cevabı göster

Genel halktan sıradan insanlar

Deyimler

think twice about: harekete geçmeden önce yeniden düşünmek

Think twice about, bir eylemin kötü sonuçları olabileceği için o eylemi gerçekleştirmeden önce dikkatle yeniden değerlendirmek demektir. Kelimesi kelimesine tam iki kez düşünmek anlamına gelmez. Yapı think twice about + isim veya -ing biçimidir. Bu cümlede will think twice about complaining, tehdidin sıradan insanları tereddüt ettirip büyük olasılıkla sessiz bırakmayı amaçladığını gösterir.

Alıştırma

Cümleyi “olası sonuçlar nedeniyle dikkatle yeniden değerlendirmek” anlamındaki kalıpla tamamlayın: After seeing the repair estimate, Maya will ____ buying the old car.

Cevabı göster

think twice about

The nobility have a brainstorming meeting and try to think of some especially gruesome punishment for you.

1:48

Soylular bir beyin fırtınası toplantısı yapıp sana özellikle korkunç bir ceza bulmaya çalışıyor.

"Burned at the stake in full public view," Kültür

1:52

«Halkın gözü önünde kazığa bağlayıp yakın»,

says one of the wealthy adjudicators.

1:55

diyor varlıklı yargıçlardan biri.

Kültür

burned at the stake: tarihî bir infaz ifadesi

Burned at the stake, bir kişinin tahta bir kazığa bağlanıp ateşle öldürülerek infaz edilmesi demektir. Sıradan bir kazığın yanında bir nesnenin yakılmasını değil, tarihî bir cezayı adlandırır. Kalıplaşmış ifade burn someone at the stake, edilgen biçimi ise be burned at the stake şeklindedir. Burada infaz, izleyenleri korkutmayı amaçlayan halka açık bir gösteri olarak sunulur.

Alıştırma

Tarihî bağlamdaki cümleyi kalıplaşmış edat öbeğiyle tamamlayın: The record says that the prisoner was burned ____ in the town square.

Cevabı göster

at the stake

"So passé," someone retorts. Kelime

1:57

«Çok demode», diye karşı çıkıyor bir başkası.

Kelime

So passé: modası geçmiş olduğunu belirten küçümseyici ifade

So passé ifadesindeki passé, Fransızcadan İngilizceye geçmiş bir sıfattır. Yalnızca eski demek değildir; artık modası geçmiş, güncel olmayan veya şık bulunmayan bir şeyi anlatır. So, bu değerlendirmeyi güçlendirir. Bu söz bir karşılık olarak kullanıldığında, az önce sözü edilen şeyi modası geçmiş diye küçümser. Fransızca kökenli kelime cümleye esprili, biraz teatral ve hafif alaycı bir hava verir.

Alıştırma

Bir eleştirmen, eskiden popüler olan bir tarzı passé olarak nitelendiriyor. Burada passé ne anlama gelir?

  1. Artık modası geçmiş.
  2. Çok pahalı.
  3. Fiziksel olarak hasarlı.
Cevabı göster

Artık modası geçmiş.

Burning is so 13th century.

1:59

Yakmak tam 13. yüzyıllık bir yöntem.

Come on, guys,

2:01

Hadi ama beyler,

let's try and think outside the box. Deyimler

2:01

biraz kalıpların dışında düşünelim.

Deyimler

think outside the box: alışılmışın dışında düşünmek için kullanılan deyim

Think outside the box, alışılmış varsayımların veya yöntemlerin dışına çıkıp yaratıcı ve alışılmadık bir çözüm aramak anlamına gelen bir deyimdir. Buradaki box, sınırlı bir düşünme biçiminin metaforudur; gerçek bir kutu değildir. Bu cümlede ifade, probleme farklı bir biçimde yaklaşma talimatıdır. Bağlamdaki icat gerçekten bir kutu olduğu için deyim, mecaz anlamla gerçek anlam arasında bir kelime oyunu da oluşturur.

Alıştırma

Bir ekip aynı sıradan çözümü üç kez denemiştir. Lider Let's think outside the box diyor. Lider ne istiyor?

  1. Ekip malzemeleri bir kutuya koymalı.
  2. Ekip aynı çözümü değişiklik yapmadan tekrarlamalı.
  3. Ekip alışılmadık bir çözüm aramalı.
Cevabı göster

Ekip alışılmadık bir çözüm aramalı.

Another man puts up his hand and looks like he might have a good answer.

2:03

Başka bir adam elini kaldırıyor ve iyi bir cevabı varmış gibi görünüyor.

He says,

2:06

Şöyle diyor:

"Hanged, drawn, and quartered, Kültür

2:07

«Asalım, sürükleyelim ve dörde bölelim,

but then we eviscerate him and stick his head on a pike."

2:09

sonra iç organlarını çıkarıp başını bir mızrağa geçirelim».

Kültür

Tarihî infaz kalıbı olarak “Hanged, drawn, and quartered”

Bu cümlede “hanged, drawn, and quartered”, birbiriyle ilgisiz üç gündelik eylemi değil, İngiliz tarihinde vatana ihanet için uygulanan tek bir infaz cezasını adlandırır. Geleneksel kalıpta hanged asılmayı; drawn tarihsel olarak mahkûmun infaz yerine sürüklenmesini ifade eder, ancak sonraki anlatımlar bunu daha geniş cezadaki iç organların çıkarılması aşamasıyla da ilişkilendirir; quartered ise bedenin dört parçaya ayrılması demektir. Temel anlama noktası, drawn sözcüğünün burada “resmi çizilmiş” anlamına gelmemesidir. Tarihî metinlerde veya kara mizahta bütün sıralı ifadeyi son derece vahşi bir infazı anlatan yerleşik bir kalıp olarak tanıyın.

Alıştırma

Tarihî “hanged, drawn, and quartered” ifadesinde drawn neyi belirtir?

  1. Resim çizme eylemi değil, tarihî cezadaki anlamı
  2. Cümleye eklenmiş ilgisiz bir eylem
  3. Birinin mahkûmun resmini çizmiş olması
Cevabı göster

Resim çizme eylemi değil, tarihî cezadaki anlamı

He looks crestfallen when his boss replies,

2:11

Patronu cevap verince yüzü düşüyor:

"Gilbert,

2:14

«Gilbert,

you know very well we did that last month.

2:14

bunu geçen ay yaptığımızı gayet iyi biliyorsun.

It's hardly original now, isn't it?"

2:16

Artık pek özgün sayılmaz, değil mi?»

"Okay, I've got one,"

2:18

«Tamam, bir tane buldum»,

says a guy right at the back,

2:19

diyor en arkadaki bir adam,

without hardly looking up, Dilbilgisi

2:20

başını neredeyse hiç kaldırmadan

and with a mean glare in his eyes.

2:22

ve gözlerinde zalim bir parıltıyla.

Dilbilgisi

“without hardly looking up” ifadesindeki standart dışı olumsuzluk yığılması

Hardly zaten “neredeyse hiç” anlamına gelir. without hardly looking up ifadesinde hardly sözcüğünü without sonrasına koymak, iki olumsuz anlamı üst üste bindirir. Bu birleşim gündelik veya lehçesel konuşmada görülür, ancak birçok okuyucu düzeltilmiş İngilizcede bunu standart dışı veya mantıksal açıdan belirsiz bulur. Amaçlanan anlama göre bir yapı seçin: without looking up hiç başını kaldırmamak, while hardly looking up ise başını çok az kaldırmak demektir. Açık ve standart İngilizce gerektiğinde without ile hardly sözcüklerini birleştirmeyin.

Alıştırma

Adamın başını yalnızca çok az kaldırdığı anlamını koruyan standart düzeltme hangisidir?

  1. without looking up
  2. while looking up
  3. while hardly looking up
  4. without hardly looking up
Cevabı göster

while hardly looking up

He says,

2:23

Şöyle diyor:

"We make a box that looks a bit like a coffin,

2:24

«Tabuta benzeyen bir kutu yapalım,

but shaped like a human.

2:26

ama insan biçiminde olsun.

We fill this with spikes,

2:27

İçini sivri uçlarla dolduralım,

and when it's closed,

2:29

kapatıldığında,

all those spikes impale him,

2:30

bütün o uçlar adamın bedenine saplansın.

and maybe he'll leave some gaps where the blood will flow out.

2:31

Belki kanın dışarı akacağı birkaç boşluk da bırakırız.

You know, it could look pretty cool."

2:34

Bilirsiniz, oldukça havalı görünebilir».

The boss rubs his whiskers and thinks for a while.

2:35

Patron sakallarını sıvazlayıp bir süre düşünüyor.

"Yeah, that might be sufficiently brutal.

2:38

«Evet, bu yeterince acımasız olabilir.

I like the streams of blood thing,

2:40

Şu kan dereleri fikrini sevdim,

very Romanesque."

2:42

çok Romanesk».

The scenario we've just outlined,

2:43

Az önce ana hatlarıyla anlattığımız sahne,

of course, didn't happen,

2:44

elbette gerçekten yaşanmadı

and we don't need to tell you that people didn't speak like that back in the Middle Ages.

2:45

ve Orta Çağ'da insanların böyle konuşmadığını söylememize gerek yok.

What is true about that conversation is that the Iron Maiden,

2:49

Bu konuşmanın doğru yanı, Demir Bakire'nin,

as well as being the name of a British heavy metal band Dilbilgisi

2:52

İngiliz heavy metal grubu Iron Maiden'ın da adı olması,

who wrote songs with the names such as The Number of the Beast,

2:54

bu grubun The Number of the Beast gibi şarkılar yazmış olması

was indeed a box with spikes on the inside.

2:57

ve aletin gerçekten içi sivri uçlarla dolu bir kutu olmasıdır.

Dilbilgisi

as well as being ile ek bilgi verme

As well as being the name ... ifadesi, -ing biçimiyle kurulan ek bilgi veren bir öbektir. Cümle ana iddiasını, yani Iron Maiden'ın sivri uçlu bir kutu olduğunu belirtmeden önce onun başka bir kimliğini ekler. being sözcüğünün örtük öznesi Iron Maiden'dır. Bu öbek birleşik özne oluşturmaz ve yüklemin uyumunu belirlemez; bu yüzden ana fiil tekil was biçiminde kalır. Genel olarak as well as + -ing, aynı öznenin ikincil bir durumunu veya etkinliğini ekleyebilir.

Alıştırma

İkinci bir çekimli fiil oluşturmadan ikincil bir işlev ekleyen üç sözcüklü yapıyla cümleyi tamamlayın: The library, ____ a study space, hosts free concerts.

Cevabı göster

as well as being

It looks something like the box an Egyptian mummy would be kept in,

2:59

Biraz Mısır mumyalarının saklandığı kutuya benzer,

something called a sarcophagus.

3:02

buna lahit denir.

You can still find Iron Maidens in museums today.

3:04

Bugün bile müzelerde Demir Bakireler bulabilirsiniz.

They captured the imagination like no other contraption Kalıp ifadeler

3:07

Başka hiçbir düzenek hayal gücünü onlar kadar etkileyemedi,

simply because they look so barbaric.

3:09

çünkü son derece barbarca görünüyorlar.

Kalıp ifadeler

captured the imagination: büyülemek ve hayal gücünü harekete geçirmek

Captured the imagination, insanları büyülemek ve zihinlerinde canlı fikirler veya görüntüler uyandırmak anlamına gelir. Burada düzeneklerin vahşi görünümü onları alışılmadık ölçüde ilgi çekici kılmıştır. Yaygın kalıplar capture someone's imagination ve capture the imagination of a group şeklindedir. Buradaki anlam yalnızca bir şeyi fark etmek değil, hayal gücünü içeren daha derin bir ilgidir.

Alıştırma

Yeni bir fantastik roman okuyucuları büyüledi ve onları romanın dünyasını gözlerinde canlandırmaya heveslendirdi. Bu anlamı en iyi hangi cümle ifade eder?

  1. The novel caught readers' attention for a moment.
  2. The novel prevented readers from imagining its world.
  3. The novel captured the imagination of readers around the world.
Cevabı göster

The novel captured the imagination of readers around the world.

Any upset peasant who'd even heard about one of these

3:12

Bunlardan birini sadece duymuş olan hoşnutsuz bir köylü bile,

would run to the hills if he thought the nobles were after him. Notlar

3:14

soyluların peşinde olduğunu düşünse tepelere kaçardı.

Deyimler

run to the hills: güvenli bir yere kaçmak

Bu cümlede run to the hills, tehlikeden kaçıp uzak ve güvenli bir yere sığınmak anlamına gelir. Tepelere doğru koşma düşüncesi tarihî ortama uyar, ancak ifadenin asıl işlevi acil bir kaçışı göstermektir. Bu ifade, kimse gerçekten tepelere gitmeyecek olsa bile dramatik veya mecazi biçimde kullanılabilir. Yalnızca “engebeli arazide koşmak” değil, “tehlike geliyor, hemen uzaklaşmak” şeklinde anlaşılmalıdır.

Alıştırma

Bu derste öğrendiğiniz ve “güvenli bir yere kaçmak” anlamına gelen ifadeyle cümleyi tamamlayın: When the army entered the valley, the villagers decided to ____ before they were caught.

Cevabı göster

run to the hills

Öbek fiiller

were after him: onu takip edip yakalamaya çalışıyorlardı

Burada were after him, be after someone yapısının geçmiş zaman biçimidir. Soyluların onu takip ettiği veya yakalayıp cezalandırmaya çalıştığı anlamına gelir. Bu yapıda after, zamanı ya da yalnızca fiziksel konumu anlatmaz. be + after + person yapısı, kişiyi etkin bir arama veya takibin hedefi olarak gösterir; kesin amaç bağlamdan anlaşılır.

Alıştırma

“The police are after Malik because he escaped from custody,” cümlesinde are after Malik ne anlama gelir?

  1. Malik'in arkasında sırada duruyorlar.
  2. Malik harekete geçtikten sonra harekete geçecekler.
  3. Malik'i bulup yakalamaya çalışıyorlar.
Cevabı göster

Malik'i bulup yakalamaya çalışıyorlar.

The burning question, though, Deyimler

3:18

Asıl can alıcı soruysa,

is where and when were they used,

3:19

bunların nerede ve ne zaman kullanıldığı

and on whom were they used?

3:20

ve kimler üzerinde kullanıldığıdır.

Deyimler

burning question deyimi

“Burning question”, insanların yanıtını büyük bir istekle öğrenmek istediği acil ve önemli bir soru anlamına gelen bir deyimdir. Gerçekte yanan bir şey yoktur. Burada henüz çözülememiş temel meseleyi, yani bu araçların nerede, ne zaman ve kimlerin üzerinde kullanıldığını belirtir. Yakındaki bağlam ateşle öldürülmeyi de içerdiği için burning sözcüğü bilinçli bir kelime oyunu yaratır; ancak asıl olan deyimsel anlamdır.

Alıştırma

Çözülmemiş tarihî bir gizem tartışılırken “That is the burning question” ne anlama gelir?

  1. İnsanların yanıtını en çok istediği acil ve önemli sorudur.
  2. Yalnızca bir şeyleri yakma yöntemleriyle ilgili bir sorudur.
  3. Fiziksel olarak alevler içinde olan bir sorudur.
Cevabı göster

İnsanların yanıtını en çok istediği acil ve önemli sorudur.

This part has troubled historians for years,

3:22

Bu konu tarihçileri yıllardır uğraştırıyor,

but that hasn't stopped numerous websites just stating they were used

3:25

ama sayısız internet sitesinin kullanıldıklarını dümdüz söylemesine

and including no more information.

3:28

ve başka hiçbir bilgi vermemesine engel olmadı.

First of all,

3:30

Her şeyden önce,

we aren't doing a show today on something we've just made up

3:31

bugün yeni uydurduğumuz bir şey hakkında program yapmıyoruz

or found on a dubious website that likes to say,

3:34

veya şu sözü kullanmayı seven şüpheli bir sitede bulduğumuz bir şeyi anlatmıyoruz:

"You won't believe what happened next." Kültür

3:36

«Bir sonraki olaya inanamayacaksınız».

Kültür

Tık tuzağı olarak“You won't believe what happened next”

“You won't believe what happened next” kalıbı klasik bir tık tuzağı başlığıdır. Okura doğrudan seslenir, olayın ne olduğunu gizler ve şaşırtıcı olacağını öne sürerek tıklamayı teşvik eden bir merak boşluğu yaratır. Burada konuşmacı bir sonraki olayı ciddi biçimde haber vermemektedir. Bu kalıbı alıntılayarak sansasyonel ve düşük kaliteli internet sitelerini taklit eder ve onları şüpheli kaynaklar olarak alaya alır.

Alıştırma

Alıntılanan“You won't believe what happened next” cümlesi bu bağlamda ne yapıyor?

  1. Güvenilir bir kaynaktan alınan, doğrulanmış bir sonucu bildirir.
  2. Bir sonraki olayı eksiksiz bir doğrulukla anlatacağına içtenlikle söz verir.
  3. Güvenilmez bir internet sitesiyle alay etmek için sansasyonel bir tık tuzağı başlığını taklit eder.
Cevabı göster

Güvenilmez bir internet sitesiyle alay etmek için sansasyonel bir tık tuzağı başlığını taklit eder.

Iron Maidens exist,

3:38

Demir Bakireler gerçekten var

and they have been around for quite some time.

3:40

ve epey uzun zamandır ortalıktalar.

A few of them are now artifacts that people can take selfies with in museums.

3:42

Bazıları artık insanların müzelerde birlikte selfie çekebildiği tarihî eserler.

At the same time,

3:46

Öte yandan,

Google Glass and T-Mobile exist,

3:47

Google Glass ve T-Mobile da var,

and no one uses them much either.

3:48

ama onları da pek kullanan yok.

Okay, so the first time anyone mentioned an Iron Maiden being used,

3:50

Peki, bugün anlattığımıza benzeyen bir Demir Bakire'nin kullanıldığından ilk kez söz edilmesi,

much like the one we're talking about today,

3:54

bugün bahsettiğimiz türdekine çok benzer biçimde,

was when a German philosopher by the name of Johann Philipp Siebenkees talked about one. Kalıp ifadeler

3:56

Johann Philipp Siebenkees adlı bir Alman filozofun onu anlatmasıyla oldu.

Kalıp ifadeler

by the name of ile bir adı tanıtmak

By the name of, az önce betimlenen bir kişinin adını tanıtır; özellikle de bu kişi dinleyici için yeniyse kullanılır. Bu cümlede a German philosopher kişinin rolünü belirtir, ardından ifade Johann Philipp Siebenkees tam adını verir. Yaygın kalıp a/an + betimleme + by the name of + ad şeklindedir. Tanıtıma biraz resmî ve hikâye anlatır gibi bir ton katar.

Alıştırma

Hedef ifadeyle resmî tanıtımı tamamlayın: At the archive, we met a researcher ____ Daniel Cho.

Cevabı göster

by the name of

He wrote that in 1515

4:01

Siebenkees, 1515'te

a coin forger in Nuremberg had gone to bed for eternity in one. Deyimler

4:03

Nürnbergli bir kalpazanın bunlardan birinin içinde sonsuz uykuya daldığını yazdı.

Deyimler

Ölüm için kullanılan gone to bed for eternity örtmecesi

Gone to bed for eternity sıradan bir uykuyu anlatmaz. Birinin öldüğünü örtmeceli ve dramatik biçimde söylemenin yoludur: uyku ölüm için bir benzetmedir, eternity ise kişinin bir daha asla uyanmayacağını gösterir. Bu cümlede ifade, şiddetli bir ölümü dolaylı ve hikâye anlatır gibi aktarır. for eternity kalıcı bir süreyi gösterdiği için gone to bed gerçek anlamıyla okunmamalıdır.

Alıştırma

'The legend says the old king had gone to bed for eternity,' cümlesinde gone to bed for eternity ne anlama gelir?

  1. Ölmüştü.
  2. Bütün gün yatakta kalmaya karar vermişti.
  3. Normal bir gece uykusuna yatmıştı.
Cevabı göster

Ölmüştü.

How did he know this?

4:06

Bunu nasıl biliyordu?

He was writing in the late 18th century,

4:08

Kendisi 18. yüzyılın sonlarında yazıyordu

and no one seems to know how he knew about Iron Maidens.

4:10

ve Demir Bakireleri nereden bildiğini kimse bilmiyor gibi görünüyor.

Well,

4:13

Gerçi,

he also studied ancient history,

4:13

antik tarih üzerine de çalışıyordu

and stories have been passed down from ancient times regarding people being put to death in a rather uncomfortable box. Notlar

4:15

ve insanların oldukça rahatsız bir kutuya konularak öldürüldüğüne dair öyküler antik çağlardan beri aktarılıyordu.

Öbek fiiller

passed down: nesilden nesle aktarım

Burada passed down, “bir nesilden sonraki nesle aktarılmış” anlamına gelir. Hikâyeler antik çağlarda ortaya çıkmış ve sonraki insanlar onları anlatmaya devam ettiği için günümüze ulaşmıştır. Edilgen be passed down yapısı, aktaran kişiler yerine korunan şeye, yani burada stories sözcüğüne, odaklanır. Aynı yapı gelenekleri, bilgileri, becerileri veya miras kalan eşyaları anlatmak için de kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi “bir nesilden sonraki nesle aktarılmış” anlamındaki öbek fiille tamamlayın: The recipe has been ____ in our family for over a century.

Cevabı göster

passed down

Kalıp ifadeler

put to death: idam için kullanılan resmî ifade

put someone to death ifadesinde put, “birini idam etmek” veya “ceza olarak öldürülmesine neden olmak” anlamındaki kalıplaşmış resmî bir ifadenin parçasıdır. Herhangi bir ölümü değil, genellikle bir otoritenin emriyle gerçekleştirilen kasıtlı bir eylemi anlatır. Altyazıdaki people being put to death, being + geçmiş zaman ortacı biçimindeki edilgen -ing yapısını içerir. Bu yapı, ifadenin regarding sonrasında gelmesini ve people sözcüğünün eylemden etkilenen taraf olarak sunulmasını sağlar.

Alıştırma

Cümleyi “idam edildi” anlamındaki resmî ifadeyle tamamlayın: After the rebellion, the captured leader was ____ by order of the king.

Cevabı göster

put to death

Maybe the philosopher embellished those boxes in his account.

4:21

Belki de filozof anlatısında o kutuları süsledi.

For good reason,

4:24

İnsanların şüphelenmek için iyi nedenleri var,

there are skeptics because after he wrote about those things,

4:25

çünkü o bunları yazdıktan sonra,

people started making them.

4:28

insanlar Demir Bakire üretmeye başladı.

In the 19th century,

4:29

19. yüzyılda,

making Iron Maidens was all the rage, Deyimler

4:30

Demir Bakire yapmak büyük moda oldu

and that's why there are so many of them around today in museums.

4:32

ve bugün müzelerde bu kadar çok bulunmalarının nedeni de bu.

Deyimler

all the rage: çok moda olmak

Bu cümlede all the rage, belirli bir dönemde son derece popüler veya moda olmak anlamına gelir. Burada Demir Bakireler yapmanın bir akım hâline geldiğini anlatır ve günümüzde müzelerde neden bu kadar çok örnek bulunduğunu açıklar. Bu bir deyimdir: Bu bağlamda rage öfke anlamına gelmez. Yaygınlaşmış bir akımı anlatmak için all the rage ifadesini bütün olarak öğrenin.

Alıştırma

“Bright windbreakers were all the rage during the 1980s.” cümlesinde all the rage ne anlama gelir?

  1. Son derece moda veya popüler
  2. Çok öfkeli
  3. Ceza için kullanılmış
  4. Artık mevcut değil
Cevabı göster

Son derece moda veya popüler

If you're from the US,

4:35

ABD'liysen,

you can see one for yourself in the San Diego Museum of Man.

4:36

San Diego İnsan Müzesi'nde birini kendi gözlerinle görebilirsin.

The earliest iteration of the Iron Maiden was actually made in Nuremberg in 1802

4:39

Demir Bakire'nin en eski örneği aslında 1802'de Nürnberg'de yapıldı.

after Siebenkees's account.

4:44

Bu, Siebenkees'in anlatısından sonraydı.

That one was destroyed in the Second World War.

4:45

O örnek İkinci Dünya Savaşı'nda yok edildi.

Why would people start making them in the 19th century and not using them?

4:47

İnsanlar neden 19. yüzyılda bunları üretmeye başlayıp hiç kullanmasın?

One of the reasons that kept popping up, Öbek fiiller

4:51

Sürekli gündeme gelen nedenlerden biri,

according to scholars,

4:53

akademisyenlere göre,

was linked to propaganda.

4:54

propagandayla bağlantılıydı.

Öbek fiiller

kept popping up: tekrar tekrar ortaya çıkmak

Bu cümlede kept popping up, tekrar tekrar ortaya çıkmak veya yeniden yeniden gündeme gelmek anlamına gelir. Kept + fiil-ing yapısı eylemin bir süre boyunca tekrarlandığını gösterir; pop up ise ortaya çıkışın ani, beklenmedik veya dikkat çekici olduğu hissini verir. Özne one of the reasons olduğundan burada kastedilen, uzmanların tartışmasında sürekli ortaya çıkan bir açıklamadır; fiziksel olarak yukarı sıçrayan bir şey değildir. Bu yapı tekrarlanan sorunları, mesajları, soruları veya fikirleri anlatmak için de kullanılabilir.

Alıştırma

“The same error kept popping up during testing.” cümlesinde kept popping up ne anlama gelir?

  1. Tekrar tekrar ortaya çıkmaya devam etti
  2. Dikkatlice kaldırıldı
  3. Yalnızca bir kez oldu
  4. Fiziksel olarak havaya fırlatıldı
Cevabı göster

Tekrar tekrar ortaya çıkmaya devam etti

If people in the 19th century were told, Dilbilgisi

4:55

19. yüzyıldaki insanlara,

"This is how people were punished in the Middle Ages,"

4:57

«Orta Çağ'da insanlar böyle cezalandırılıyordu» denseydi,

they would think,

4:59

şöyle düşünürlerdi:

Dilbilgisi

If people were told ... they would think: edilgen bir varsayım yapısı

If + geçmiş zaman biçimi, ... would + fiilin yalın hâli kalıbı, varsayımsal bir koşul ve onun hayal edilen sonucunu oluşturur. Buradaki were told geçmiş zamanda edilgen bir biçimdir: insanlar bilgiyi veren değil, alan taraftır. Bu bir varsayım çerçevesi olduğu için were told tek başına herhangi birine gerçekten bir şey söylendiğini bildirmez. Konuşmacı bu mesajın verildiğini hayal etmemizi, ardından they would think ile tepkiyi öngörmemizi ister.

Alıştırma

İkinci koşul cümlesini tell ve think kullanarak tamamlayın: If the applicants ____ that interviews were optional, they ____ they could skip one.

Cevabı göster

were told · would think

"Wow,

5:00

«Vay canına,

we have it so good today. Deyimler

5:00

bugün ne kadar rahatız.

Deyimler

Have it so good ifadesi

Have it good, elverişli koşullarda olmak veya rahat bir yaşam sürmek anlamına gelir. So, good sözcüğünün derecesini güçlendirerek hayal edilen konuşmacının durumunu özellikle şanslı gösterir. It zamiri belirli bir nesneyi göstermez. Bu kalıpta kişinin genel durumunu kabaca temsil eder; bu nedenle ifade iyi bir şeye sahip olmak şeklinde anlaşılmamalıdır.

Alıştırma

Cümleyi “elverişli koşullarda olmak” anlamına gelen have it good biçimiyle tamamlayın: Despite the early meetings, Priya knows she ____ in her new position.

Cevabı göster

has it good

Hanging is like a slap on the wrist." Deyimler

5:01

Asılmak, bileğe hafifçe vurulması gibi bir şey».

Deyimler

“a slap on the wrist”: fazlasıyla hafif bir ceza

A slap on the wrist, yanlış davranışı engellemekte neredeyse hiçbir etkisi olmayacak kadar hafif bir ceza anlamına gelen bir deyimdir. Gerçekten birinin bileğine vurmayı anlatmaz. Burada asılmanın a slap on the wrist olarak gösterilmesi, bilerek yapılan aşırı bir hafifletmedir. Bu kara ironi, acımasız bir gerçeğin küçük bir rahatsızlıkmış gibi sunulduğunu gösterir.

Alıştırma

Bir şirket ciddi zarara yol açtı, ancak yalnızca çok küçük bir para cezası ödedi. Biri bu cezayı “a slap on the wrist” diye tanımlarsa ne demek ister?

  1. Para cezası gerçekten birinin bileğine vurdu.
  2. Para cezası etkili olamayacak kadar hafifti.
  3. Para cezası olağanüstü derecede ağırdı.
Cevabı göster

Para cezası etkili olamayacak kadar hafifti.

It's thought Siebenkees made the entire thing up, Öbek fiiller

5:03

Siebenkees'in her şeyi uydurduğu düşünülüyor

and there was no coin forger who got punctured inside a spike-spangled sarcophagus.

5:05

ve sivri uçlarla bezeli bir lahitte delik deşik edilen bir kalpazan hiç olmamış gibi görünüyor.

Öbek fiiller

made the entire thing up: tüm hikâyeyi uydurmak

Burada made the entire thing up, “tüm hikâyeyi uydurdu” anlamına gelir. Bu anlamda make up, ayrılabilen bir öbek fiildir: isim olan nesne up'tan sonra gelebilir veya made up the story ve made the story up örneklerindeki gibi fiil ile parçacığın arasına girebilir. Nesne bir zamirse mutlaka ortaya gelmelidir: made it up denir, made up it denmez. Bu anlamı make ve up ile kurulan diğer biçimlerden ayırmak için çevredeki dil bilgisine ve bağlama bakın.

Alıştırma

Cümleyi make ... up yapısının iki bölümünü doğru biçimde kullanarak tamamlayın: “Nora admitted that she had ____ the rumor ____.”

Cevabı göster

made · up

It seems other countries just ran with the lie Deyimler

5:10

Anlaşılan diğer ülkeler bu yalana kapılıp gitti

Deyimler

ran with the lie: uydurma hikâyeyi alıp ilerletmek

Burada ran with the lie, diğer ülkelerin bu uydurma hikâyeyi alıp geliştirmeye, tekrarlamaya veya kullanmaya devam ettiği anlamına gelir. Ran, run fiilinin geçmiş zaman biçimidir; ancak burada fiziksel olarak koşmak kastedilmez. run with + an idea, story veya suggestion kalıbı, bir şeyi başlangıç noktası olarak alıp ona göre hareket etmek ya da onu geliştirmek demektir. Bu ifade tek başına kişinin fikri doğruladığını veya doğru olduğuna inandığını göstermez.

Alıştırma

“The website picked up the rumor and ran with it,” cümlesinde ran with it ne anlama gelir?

  1. Söylentiyi başlangıç noktası olarak kullanıp geliştirmeye veya yaymaya devam etti
  2. Söylentiyi dikkatle kontrol edip doğru olduğunu kanıtladı
  3. Yazılı bir söylentiyi taşıyarak başka bir yere koştu
Cevabı göster

Söylentiyi başlangıç noktası olarak kullanıp geliştirmeye veya yaymaya devam etti

and also used the Iron Maiden as a way to make people realize that the past was brutal

5:12

ve Demir Bakire'yi geçmişin acımasızlığını insanlara göstermek için kullandı,

and the present was just peachy perfect and humane. Ton ve niyet

5:16

böylece günümüzün harika, kusursuz ve insancıl olduğunu düşündürdü.

Ton ve niyet

just peachy perfect and humane ifadesindeki alay

Burada just peachy perfect and humane samimi değil, alaycı bir ifadedir. Peachy “çok iyi” anlamına gelebilir; ancak perfect ve humane sözcüklerinin de eklenmesi, bugünü bütünüyle hayranlık uyandırıcı gösteren aşırı bir tablo oluşturur. Geçmişin acımasız olduğu anlatımıyla karşılaştırıldığında bu aşırılık, bugünü yücelten anlatıya yönelik bir eleştiridir; içten bir övgü değildir. Bu, yaygın bir alay biçimidir: Dinleyicinin ters yöndeki tutumu fark etmesi için son derece olumlu sözcükler abartılır. Burada just iddiayı güçlendirir; “yalnızca” anlamına gelmez.

Alıştırma

Konuşmacı “the present was just peachy perfect and humane” ifadesiyle nasıl bir tutum aktarıyor?

  1. Konuşmacı, bugünün hiçbir ahlaki sorunu olmamasını içtenlikle kutluyor.
  2. Konuşmacı, bugünün geçmişten daha iyi olup olmadığından emin değil.
  3. Konuşmacı, bugünün tamamen kusursuz ve insancıl olduğu düşüncesini alaycı biçimde sorguluyor.
Cevabı göster

Konuşmacı, bugünün tamamen kusursuz ve insancıl olduğu düşüncesini alaycı biçimde sorguluyor.

So, there you go.

5:19

İşte böyle.

In the Middle Ages and after,

5:20

Orta Çağ'da ve sonrasında,

there were methods of torture we find utterly repellent today,

5:22

bugün tamamen iğrenç bulduğumuz işkence yöntemleri vardı

and there were gruesome ways people were executed,

5:25

ve insanlar korkunç biçimlerde idam ediliyordu,

but the Iron Maiden was an invention of more civilized people who wanted to paint their predecessors on planet Earth as savages. Deyimler

5:27

ama Demir Bakire, yeryüzündeki seleflerini vahşi göstermek isteyen daha uygar insanların icadıydı.

Deyimler

paint their predecessors ... as savages: olumsuz bir imge oluşturmak

paint someone or something as + ad öbeği veya sıfat yapısında paint mecaz anlamda kullanılır. Bir kişiyi ya da şeyi, başkalarının onu seçilmiş belirli bir biçimde görmesini sağlayacak şekilde sunmak demektir. Burada, daha sonraki ve "daha medeni" olarak nitelenen insanların seleflerini vahşi insanlar olarak gösteren bir imge oluşturduğu söyleniyor. İfade, gerçek anlamda resim yapmayı ya da mutlaka nesnel bir gerçeği değil, kasıtlı ve taraflı bir çerçevelemeyi anlatır.

Alıştırma

Cümleyi paint fiilinin geçmiş zaman biçimini ve paint someone as something yapısının tamamını kullanarak tamamlayın: The article ____ the former mayor ____ a reckless bully.

Cevabı göster

painted · as

And since you're definitely not a savage,

5:33

Sen kesinlikle vahşi olmadığına göre,

do the civilized thing and watch another great episode of The Infographics Show.

5:35

uygarca davran ve The Infographics Show'un başka bir harika bölümünü izle.

We've picked out two for you,

5:39

Senin için iki tane seçtik,

so click on this episode here or this one over here.

5:40

buradaki veya şuradaki bölüme tıkla.