Demir Bakire - İnsanlık Tarihindeki En Kötü Cezalar: İngilizce çalışma notları
The Infographics Show
Video tanıtımı: Video, Iron Maiden efsanesini kanıtlarla karşılaştırıyor ve sonraki propagandanın onu nasıl sahte bir Orta Çağ işkence aletine dönüştürdüğünü gösteriyor. Başlıca İngilizce noktaları: 1. Having been stretched — Dil bilgisi: Perfect passive participle, bitmiş işkenceyi sonraki eylemden önce konumlandırır. 2. "You won't believe what happened next." — Medya kültürü: Sansasyonel kaynağa kuşku düşüren tıklama tuzağı kalıbını tanıyın. 3. paint their predecessors on planet Earth as savages. — Deyim ve mecaz: paint someone as something ile yönlendirilmiş bir tasviri anlatıp onu tarafsız gerçekten ayırın.
Bu derste
It's the Middle Ages and times have been tough for a peasant like yourself.
0:00Orta Çağ'dayız ve senin gibi bir köylü için hayat oldukça zor.
Drought and the subsequent poor harvest have devastated your people and widespread famine is around the corner. Deyimler
0:03Kuraklık ve ardından gelen kötü hasat halkını perişan etti; yaygın bir kıtlık da kapıda.
“around the corner” ile “çok yakında gerçekleşmek” anlamı
Bu cümlede “around the corner”, “çok yakında gerçekleşmesi muhtemel” anlamına gelen bir zaman metaforudur. Kıtlık fiziksel olarak bir sokak köşesinde değildir; önceki kuraklık ve kötü hasat, onu beklenen bir sonraki kriz hâline getirir. Bu ifade, gelecekteki bir olayı yakında ama henüz görünmüyormuş gibi sunar. İfadenin zamanla mı yoksa gerçek bir konumla mı ilgili olduğunu bağlam belirler.
Alıştırma
“A major deadline is around the corner” cümlesinde “around the corner” ne anlama gelir?
- Son teslim tarihi çoktan geçti.
- Son teslim tarihi çok yakında geliyor.
- Son teslim tarihi bir sokak köşesinde bulunuyor.
Cevabı göster
Son teslim tarihi çok yakında geliyor.
To make matters worse, taxes have been raised because your rulers are warring with other rulers. Anlatım akışı
0:09Daha da kötüsü, hükümdarların başka hükümdarlarla savaştığı için vergiler artırıldı.
“To make matters worse” ile yeni bir sorun eklemek
“To make matters worse”, zaten olumsuz olan bir durumu daha da ağırlaştıran yeni bir bilgiyi tanıtan söylem belirtecidir. Burada mevcut felaketleri, yükselen vergilerin getirdiği ek yükle ilişkilendirir. Bu ifade, yeni bilgi gelmeden önce aradaki ilişkiyi gösterir: ardından gelen şey yalnızca başka bir bilgi değil, sorunun daha da büyümesidir. Matters burada ayrı görevleri veya konuları değil, genel olarak durumu ifade eder.
Alıştırma
“The roads were flooded” ifadesinden sonra köprünün kapanmasını yeni bir sorun olarak en iyi hangi başlangıç sunar? Cümle şöyle devam eder: “..., the only bridge was closed.”
- On the other hand
- For example
- To make matters worse
Cevabı göster
To make matters worse
You've had enough of watching on as your children starve, Notlar
0:13Çocuklarının aç kalmasını seyretmeye artık dayanamıyorsun,
have had enough of + isim veya -ing biçimi
“You've had enough of ...” cümlesindeki have had enough of, tekrarlanan veya süren bir sıkıntının kişinin sabrını tükettiğini anlatır. Present perfect yapıdaki have had, bu birikimi şimdiki sonucu açısından sunar: konuşan kişi artık durumun bitmesini veya değişmesini istemektedir. Kalıp have/has had enough of + isim, zamir veya -ing biçimidir. Burada watching, of sonrasında gelen -ing biçimidir. Anlam, yeterli miktara sahip olmak değil, tahammülün tükenmesidir.
Alıştırma
Cümleyi, tahammülün sınıra ulaştığını belirten üç sözcüklü hedef kalıpla tamamlayın: “After the third unexplained cancellation, we've ____ their excuses.”
Cevabı göster
had enough of
watch on: müdahale etmeden izlemek
“watching on as ...” içindeki watch on, bir olay gelişirken katılmadan veya müdahale etmeden izleyici olarak kalmak demektir. on parçacığı fiil öbeğinin bir parçasıdır; izlemenin bir şeyin üzerinde gerçekleştiğini anlatmaz. Ardından gelen as yan cümlesi izlenen olayı belirtir. Watch on edilgenlik çağrıştırabilir ancak izleyenlerin kayıtsız mı, hoşnutsuz mu, yardım edemeyecek durumda mı yoksa bilinçli olarak uzak mı durduğunu bağlam belirler.
Alıştırma
“The passengers watched on as the driver tried to fix the engine,” cümlesinde watched on ne anlama gelir?
- Girişimi katılmadan izlediler.
- Motor onarımı hakkında bir video izlediler.
- Onarımdan sonra yolculuğa devam ettiler.
Cevabı göster
Girişimi katılmadan izlediler.
seeking social justice will mean rounding up real people and stating your case. Kalıp ifadeler
0:18toplumsal adalet aramak, gerçek insanları bir araya getirip derdini anlatmak demek.
in the absence of: eksiklik koşulunu belirtmek
In the absence of X, X'in mevcut, erişilebilir veya kullanılabilir olmadığı bir koşulu ya da arka planı belirtir. Bu cümlede Twitter kullanılamadığı için anlatıcı, adalet aramanın bunun yerine ne gerektireceğini açıklıyor. Bir kişi, kaynak, kanıt veya sistem eksik olduğunda ne olacağını anlatmanın kısa ve nispeten resmî bir yoludur. Yalnızca birinin bir yerde bulunmadığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Güvenilir kanıt bulunmadığını anlatmak için cümleyi öğrendiğiniz resmî ifadeyle tamamlayın: The committee postponed the vote ____ reliable evidence.
Cevabı göster
in the absence of
stating your case: görüşünü destekleyen nedenleri sunmak
Stating your case, kendi görüşünüzü destekleyen nedenleri ve kanıtları genellikle açık ve düzenli bir şekilde sunmak demektir. Bu cümlede insanlar bunu çevrimiçi paylaşım yapmak yerine doğrudan başka insanların önünde yapmak zorunda kalacaktır. Buradaki case, başkalarının bir düşünceyi kabul etmesini veya bir karar vermesini sağlamak için sunduğunuz gerekçelerin tamamıdır. Fiziksel bir kutu ya da yalnızca tek bir olgu değildir.
Alıştırma
Resmî bir itiraz toplantısında hangi cümle, birinden görüşünü destekleyen nedenleri sunmasını ister?
- Please state your case clearly.
- Please state one confirmed fact.
- Please give the case number.
Cevabı göster
Please state your case clearly.
Anlatıyı hızla ilerleten Before you know it
Before you know it, bir sonraki gelişmenin şaşırtıcı derecede hızlı gerçekleştiğini anlatan kalıplaşmış bir zaman bağlama ifadesidir. Bir şeyi öğrenmekten ya da fark etmekten önce anlamına gelen gerçek anlamlı bir kullanım değildir. Anlatıda aradaki süreyi sıkıştırır ve dinleyiciyi doğrudan bir sonraki aşamaya götürerek geçişi ani hissettirir. Burada ardından gelen though, hızla gerçekleşen gelişmenin beklenenle çeliştiğini de gösterir.
Alıştırma
“Şaşırtıcı derecede kısa süre içinde” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: Keep walking, and ____, we'll reach the lake.
Cevabı göster
before you know it
you've been reported by someone and have quickly been suspended from peasant duties.
0:23birisi seni ihbar ediyor ve köylülük görevinden hemen uzaklaştırılıyorsun.
Your interrogators aren't interested in malnourished kids and dying crops,
0:27Sorgucuların yetersiz beslenen çocuklarla ve ölen ekinlerle ilgilenmiyor,
On the rack: işkence aleti anlamı
Bu tarihî sahnede the rack bir işkence aletidir: kişinin bedeni alete bağlanır ve uzuvlarından çekilirdi. Bu nedenle on the rack, beden gerilirken bu aletin üzerinde bulunmak anlamına gelir. Bu özel anlam, stretch fiilini burada gerçek ve şiddet içeren bir eylem hâline getirir. Rack sözcüğünün günümüzdeki yaygın anlamı olan raf ya da askılık kastedilmez.
Alıştırma
Bu cümlede on the rack ne anlama gelir?: They stretched the prisoner on the rack.
- Sıradan bir depolama rafının üzerinde
- Bedeni geren bir işkence aletinin üzerinde
- Giysi asılan bir standın yanında
Cevabı göster
Bedeni geren bir işkence aletinin üzerinde
which was only get some folks together to talk about unfairness.
0:36Oysa tek yaptığın, adaletsizliği konuşmak için birkaç kişiyi toplamaktı.
branded a traitor: güçlü bir kınama içeren kamusal etiket
“branded a traitor” ifadesindeki brand + someone + isim etiketi yapısı, başkalarının bir kişiye güçlü bir değerlendirme içeren kamusal bir etiket yapıştırması anlamına gelir. Buradaki traitor tarafsız bir tanım değildir; kişiyi sadakatsiz ve toplum tarafından kınanan biri olarak gösterir. Bu ifade, etiketi kanıtlanmış bir gerçek olarak değil, bir suçlama veya yargı olarak sunar. Brand, özellikle siyasi, medyatik veya başka kamusal anlaşmazlıklarda, basitçe call someone something demekten daha güçlü ve damgalayıcıdır.
Alıştırma
Hangi cümlede branded a traitor tarafsız bir tanım yerine güçlü ve damgalayıcı bir kamusal etiketi göstermek için kullanılmıştır?
- The newspaper thanked the whistleblower for the leak.
- The newspaper branded the whistleblower a traitor after the leak.
- The newspaper identified the whistleblower as a source after the leak.
Cevabı göster
The newspaper branded the whistleblower a traitor after the leak.
who only wanted some respite from the demands of high taxes during a very hard time for peasants.
0:47köylüler için çok zor geçen bir dönemde ağır vergilerden biraz olsun kurtulmak istemiştin.
It doesn't really matter that you didn't kill anyone or start a riot. Anlatım akışı
0:52Kimseyi öldürmemiş veya isyan başlatmamış olman pek önemli değil.
What matters is you've been accused of plotting an Occupy the Lord's Manor movement.
0:56Önemli olan, «Lordun Malikânesini İşgal Et» hareketini planlamakla suçlanman.
It doesn't really matter that ... What matters is: bilginin odağını yeniden düzenlemek
It doesn't really matter that + cümle yapısı, dinleyiciye bu cümleyi ikincil veya belirleyici olmayan bir bilgi olarak görmesini söyler. Bu cümlede konuşan kişi, kimsenin öldürülmemiş ve hiçbir isyanın başlatılmamış olması gerçeğinin önemini azaltır. What matters is + isim öbeği veya cümle yapısı, dikkati konuşanın vurgulamak istediği ölçüte yöneltir. Buradaki what, “the thing that”, yani “önemli olan şey” anlamındadır; soru değildir. İki yapı birlikte bilgiyi önem sırasına koyar ve suçlanmış olmayı ana odak haline getirir.
Alıştırma
Önemsiz bir ayrıntıyı geri plana atıp karar ölçütünü öne çıkarmak için iki yapıyı en iyi kullanan seçenek hangisidir?
- What matters that the package is plain. It doesn't really matter is whether the product is safe.
- It matters that the package is plain. What matters is whether the product is safe.
- It doesn't really matter that the package is plain. What matters is whether the product is safe.
Cevabı göster
It doesn't really matter that the package is plain. What matters is whether the product is safe.
you admitted to being somewhat disgruntled about watching your children die in front of you
1:01çocuklarının gözlerinin önünde ölmesini izlemekten biraz hoşnutsuz olduğunu itiraf ettin
Having been + geçmiş zaman ortacıyla önceki edilgen olayı anlatma
Having been stretched, tamamlanmış edilgen bir ortaç yan cümlesidir. Having olayı ana eylemden önceye yerleştirir, been edilgen yapıyı kurar ve stretched kişiye ne yapıldığını belirtir. Buradaki anlamı "gerildikten sonra"dır; "gerilmekteyken" değildir. Bu yan cümlede açıkça yazılmış bir özne olmadığı için örtük özne, ana cümlenin öznesi olan you'dur. Having been + geçmiş zaman ortacı kalıbı, daha önce yaşanan edilgen bir deneyimi sonraki ana eyleme kısa yoldan bağlar.
Alıştırma
Uyarının sürücülerin yavaşlamasından önce gerçekleştiğini gösteren tamamlanmış edilgen ortaç yan cümlesiyle cümleyi tamamlayın: ____ about the icy roads, the drivers slowed down.
Cevabı göster
Having been warned
Get your hands on: bir şeyi elde etmeyi başarmak
Get your hands on, özellikle az bulunan, değerli veya ulaşılması zor bir şeyi elde etmeyi, bulmayı ya da ona erişim sağlamayı başarmak demektir. Bu cümlede anlam ekmeğe dokunamamak değil, ekmek elde edememektir. İyelik sözcüğü özneye göre değişir: I get my hands on it, she gets her hands on it ve they get their hands on it. İfade, başarılı biçimde erişmeye veya elde etmeye odaklandığı için basitçe have demekten daha amaç yönelimlidir.
Alıştırma
Cümleyi "elde etmeyi başarmak" anlamındaki deyimle tamamlayın: After months of searching, I finally managed to ____ a copy of the out-of-print book.
Cevabı göster
get my hands on
but a mere peasant get-together to discuss the drawbacks of serfdom
1:11ama serfliğin sakıncalarını konuşmak için yapılan basit bir köylü toplantısı
all hot and bothered ifadesinin anlamı ve kullanımı
Bu cümlede all hot and bothered, çok telaşlı, kaygılı veya öfkeli olmak anlamına gelir. Soylular duygusal olarak huzursuz olmuştur; gerçekten sıcaklamış değillerdir. Bu kalıplaşmış ifade, güçlü ve huzursuz bir tepkiyi anlatır. Kesin anlamı bağlam belirler: burada isyan korkusu endişe ve kızgınlığa işaret eder, cinsel uyarılmaya değil.
Alıştırma
“The rumors of layoffs got the staff all hot and bothered,” cümlesinde all hot and bothered ne anlama gelir?
- Fiziksel olarak sıcaklamış ama sakin
- Çok kaygılı ve huzursuz
- Söylentilerden tamamen habersiz
Cevabı göster
Çok kaygılı ve huzursuz
They're all too familiar with peasant revolts of the past, Kalıp ifadeler
1:17Geçmişteki köylü ayaklanmalarını fazlasıyla iyi biliyorlar
all too familiar with ifadesinin anlamı ve kullanımı
all too familiar with ifadesinde all, too sözcüğünü güçlendirir: özne bir şeyi istediğinden daha yakından veya daha sık bilir. Familiar with, deneyim yoluyla bilinen şeyi tanıtır. Bu ifade genellikle pişmanlık, bıkkınlık veya endişe gibi olumsuz bir tutum taşır. Very familiar with ifadesinden daha güçlüdür ve daha fazla değerlendirme içerir.
Alıştırma
Cümleyi “ne yazık ki iyi bilmek” anlamındaki dört kelimelik ifadeyle tamamlayın: After three flooded basements, we are ____ water damage.
Cevabı göster
all too familiar with
and any kind of insubordination will be dealt with seriously.
1:19ve her türlü itaatsizliği ciddi biçimde cezalandıracaklar.
That meant a medley of tried and tested cruel and unusual punishments for you Kalıp ifadeler
1:23Bu da senin için denenmiş, zalim ve alışılmadık cezalardan oluşan bir seçki demekti.
tried and tested: denenmiş ve güvenilirliği kanıtlanmış
Bu cümlede tried and tested, bir şeyin defalarca kullanıldığı veya sınandığı ve güvenilir olduğunun kanıtlandığı anlamına gelir. Buradaki tried, “çaba göstermek” değil, “sınamak” anlamındaki try fiilinin geçmiş zaman ortacıdır. Bu ifade normalde olumlu ve güven verici bir değerlendirme yapar. Burada “cruel and unusual punishments” ifadesini niteleyerek bilinçli bir ironi yaratır: güvenilirlik garantisi gibi duran bir dilin zalimlik için kullanılması kara mizah oluşturur.
Alıştırma
Cümleyi “daha önce başarıyla kullanılmış ve güvenilirliği kanıtlanmış” anlamındaki kalıpla tamamlayın: When the new system failed, we returned to a ____ backup process.
Cevabı göster
tried and tested
and took a few other peeved peasants down with you. Öbek fiiller
1:29birkaç öfkeli köylüyü daha kendinle birlikte aşağı çektin.
take someone down with you: kendi düşüşüne birini de sürüklemek
Bu cümlede took a few other peeved peasants down with you, kendi cezan yüzünden başka birkaç köylünün de ortaya çıkarılıp cezalandırıldığı anlamına gelir. Took, take fiilinin geçmiş zaman biçimidir ve a few other peeved peasants nesnesi took ile down arasında yer alır. take someone down with you kalıbı, kendi başarısızlığını, itibar kaybını, cezanı veya yıkımını başka bir kişiye de yaşatmana neden olmak anlamına gelir. Fiziksel olarak aşağı doğru hareket etmekten söz etmez.
Alıştırma
Hangi cümle Maya'nın, karşı karşıya olduğu düşüşü başka bir kişiye de yaşattığı anlamına gelir?
- Maya took Leo down in the final round.
- Maya knew the scheme was collapsing, and she took Leo down with her.
- Maya took Leo downstairs when the meeting ended.
Cevabı göster
Maya knew the scheme was collapsing, and she took Leo down with her.
and the nobility wants to make an example of you. Deyimler
1:34ve soylular seni ibret olsun diye kullanmak istiyor.
make an example of you. — Başkalarını uyarmak için bir kişiyi cezalandırmak
make an example of you, başkalarını uyarmak ve aynı şeyi yapmalarını engellemek için seni sert biçimde cezalandırmak anlamına gelir. Burada amaç seni örnek alınacak bir model olarak göstermek değil, cezanı bir uyarı olarak kullanmaktır. Bu cümlede soylular, diğer insanları korkutup itaat ettirmek için seni cezalandırmak istiyor. Bu nedenle, verilecek cezanın ne olduğu söylenmese bile ifade tehdit ve cezalandırma anlamı taşır.
Alıştırma
Bu cümlede make an example of you ne anlama geliyor?
- Senden ne olduğunu açıklamanı istemek
- Başkalarını uyarmak için seni cezalandırmak
- Seni başkalarının örnek alacağı iyi bir model olarak göstermek
- Sana çalışmak için sıradan bir örnek vermek
Cevabı göster
Başkalarını uyarmak için seni cezalandırmak
Well, as they would like to make an example of you,
1:37Eh, seni ibretlik yapmak istediklerine göre,
they want to make your death a public spectacle.
1:39ölümünü halka açık bir gösteriye dönüştürmek istiyorlar.
the man in the street will think twice about complaining about being taxed into starvation. Deyimler
1:44sokaktaki insan vergiler yüzünden açlıktan öldüğünü söylemeden önce iki kez düşünür.
the man in the street — Genel halktan sıradan bir kişi
the man in the street, genel halktan sıradan bir kişiyi ifade eden geleneksel bir kalıptır. Birçok sıradan insanın görüşlerini veya tepkilerini temsil etmek için hayali tek bir kişiyi kullanır. Bu cümlede vergilerden etkilenebilecek sıradan insanları ifade eder; sokakta duran belirli bir erkeği değil. Kalıp, ardından gelen öngörüyü halkın genel tepkisi olarak sunar.
Alıştırma
Bu cümlede the man in the street neyi ifade ediyor?
- Hükümet liderleri ve vergi memurları
- Konuşmacının yakın arkadaşları
- Genel halktan sıradan insanlar
- Sokakta duran belirli bir erkek
Cevabı göster
Genel halktan sıradan insanlar
think twice about: harekete geçmeden önce yeniden düşünmek
Think twice about, bir eylemin kötü sonuçları olabileceği için o eylemi gerçekleştirmeden önce dikkatle yeniden değerlendirmek demektir. Kelimesi kelimesine tam iki kez düşünmek anlamına gelmez. Yapı think twice about + isim veya -ing biçimidir. Bu cümlede will think twice about complaining, tehdidin sıradan insanları tereddüt ettirip büyük olasılıkla sessiz bırakmayı amaçladığını gösterir.
Alıştırma
Cümleyi “olası sonuçlar nedeniyle dikkatle yeniden değerlendirmek” anlamındaki kalıpla tamamlayın: After seeing the repair estimate, Maya will ____ buying the old car.
Cevabı göster
think twice about
The nobility have a brainstorming meeting and try to think of some especially gruesome punishment for you.
1:48Soylular bir beyin fırtınası toplantısı yapıp sana özellikle korkunç bir ceza bulmaya çalışıyor.
burned at the stake: tarihî bir infaz ifadesi
Burned at the stake, bir kişinin tahta bir kazığa bağlanıp ateşle öldürülerek infaz edilmesi demektir. Sıradan bir kazığın yanında bir nesnenin yakılmasını değil, tarihî bir cezayı adlandırır. Kalıplaşmış ifade burn someone at the stake, edilgen biçimi ise be burned at the stake şeklindedir. Burada infaz, izleyenleri korkutmayı amaçlayan halka açık bir gösteri olarak sunulur.
Alıştırma
Tarihî bağlamdaki cümleyi kalıplaşmış edat öbeğiyle tamamlayın: The record says that the prisoner was burned ____ in the town square.
Cevabı göster
at the stake
So passé: modası geçmiş olduğunu belirten küçümseyici ifade
So passé ifadesindeki passé, Fransızcadan İngilizceye geçmiş bir sıfattır. Yalnızca eski demek değildir; artık modası geçmiş, güncel olmayan veya şık bulunmayan bir şeyi anlatır. So, bu değerlendirmeyi güçlendirir. Bu söz bir karşılık olarak kullanıldığında, az önce sözü edilen şeyi modası geçmiş diye küçümser. Fransızca kökenli kelime cümleye esprili, biraz teatral ve hafif alaycı bir hava verir.
Alıştırma
Bir eleştirmen, eskiden popüler olan bir tarzı passé olarak nitelendiriyor. Burada passé ne anlama gelir?
- Artık modası geçmiş.
- Çok pahalı.
- Fiziksel olarak hasarlı.
Cevabı göster
Artık modası geçmiş.
think outside the box: alışılmışın dışında düşünmek için kullanılan deyim
Think outside the box, alışılmış varsayımların veya yöntemlerin dışına çıkıp yaratıcı ve alışılmadık bir çözüm aramak anlamına gelen bir deyimdir. Buradaki box, sınırlı bir düşünme biçiminin metaforudur; gerçek bir kutu değildir. Bu cümlede ifade, probleme farklı bir biçimde yaklaşma talimatıdır. Bağlamdaki icat gerçekten bir kutu olduğu için deyim, mecaz anlamla gerçek anlam arasında bir kelime oyunu da oluşturur.
Alıştırma
Bir ekip aynı sıradan çözümü üç kez denemiştir. Lider Let's think outside the box diyor. Lider ne istiyor?
- Ekip malzemeleri bir kutuya koymalı.
- Ekip aynı çözümü değişiklik yapmadan tekrarlamalı.
- Ekip alışılmadık bir çözüm aramalı.
Cevabı göster
Ekip alışılmadık bir çözüm aramalı.
Another man puts up his hand and looks like he might have a good answer.
2:03Başka bir adam elini kaldırıyor ve iyi bir cevabı varmış gibi görünüyor.
but then we eviscerate him and stick his head on a pike."
2:09sonra iç organlarını çıkarıp başını bir mızrağa geçirelim».
Tarihî infaz kalıbı olarak “Hanged, drawn, and quartered”
Bu cümlede “hanged, drawn, and quartered”, birbiriyle ilgisiz üç gündelik eylemi değil, İngiliz tarihinde vatana ihanet için uygulanan tek bir infaz cezasını adlandırır. Geleneksel kalıpta hanged asılmayı; drawn tarihsel olarak mahkûmun infaz yerine sürüklenmesini ifade eder, ancak sonraki anlatımlar bunu daha geniş cezadaki iç organların çıkarılması aşamasıyla da ilişkilendirir; quartered ise bedenin dört parçaya ayrılması demektir. Temel anlama noktası, drawn sözcüğünün burada “resmi çizilmiş” anlamına gelmemesidir. Tarihî metinlerde veya kara mizahta bütün sıralı ifadeyi son derece vahşi bir infazı anlatan yerleşik bir kalıp olarak tanıyın.
Alıştırma
Tarihî “hanged, drawn, and quartered” ifadesinde drawn neyi belirtir?
- Resim çizme eylemi değil, tarihî cezadaki anlamı
- Cümleye eklenmiş ilgisiz bir eylem
- Birinin mahkûmun resmini çizmiş olması
Cevabı göster
Resim çizme eylemi değil, tarihî cezadaki anlamı
“without hardly looking up” ifadesindeki standart dışı olumsuzluk yığılması
Hardly zaten “neredeyse hiç” anlamına gelir. without hardly looking up ifadesinde hardly sözcüğünü without sonrasına koymak, iki olumsuz anlamı üst üste bindirir. Bu birleşim gündelik veya lehçesel konuşmada görülür, ancak birçok okuyucu düzeltilmiş İngilizcede bunu standart dışı veya mantıksal açıdan belirsiz bulur. Amaçlanan anlama göre bir yapı seçin: without looking up hiç başını kaldırmamak, while hardly looking up ise başını çok az kaldırmak demektir. Açık ve standart İngilizce gerektiğinde without ile hardly sözcüklerini birleştirmeyin.
Alıştırma
Adamın başını yalnızca çok az kaldırdığı anlamını koruyan standart düzeltme hangisidir?
- without looking up
- while looking up
- while hardly looking up
- without hardly looking up
Cevabı göster
while hardly looking up
and maybe he'll leave some gaps where the blood will flow out.
2:31Belki kanın dışarı akacağı birkaç boşluk da bırakırız.
The boss rubs his whiskers and thinks for a while.
2:35Patron sakallarını sıvazlayıp bir süre düşünüyor.
and we don't need to tell you that people didn't speak like that back in the Middle Ages.
2:45ve Orta Çağ'da insanların böyle konuşmadığını söylememize gerek yok.
What is true about that conversation is that the Iron Maiden,
2:49Bu konuşmanın doğru yanı, Demir Bakire'nin,
as well as being the name of a British heavy metal band Dilbilgisi
2:52İngiliz heavy metal grubu Iron Maiden'ın da adı olması,
who wrote songs with the names such as The Number of the Beast,
2:54bu grubun The Number of the Beast gibi şarkılar yazmış olması
was indeed a box with spikes on the inside.
2:57ve aletin gerçekten içi sivri uçlarla dolu bir kutu olmasıdır.
as well as being ile ek bilgi verme
As well as being the name ... ifadesi, -ing biçimiyle kurulan ek bilgi veren bir öbektir. Cümle ana iddiasını, yani Iron Maiden'ın sivri uçlu bir kutu olduğunu belirtmeden önce onun başka bir kimliğini ekler. being sözcüğünün örtük öznesi Iron Maiden'dır. Bu öbek birleşik özne oluşturmaz ve yüklemin uyumunu belirlemez; bu yüzden ana fiil tekil was biçiminde kalır. Genel olarak as well as + -ing, aynı öznenin ikincil bir durumunu veya etkinliğini ekleyebilir.
Alıştırma
İkinci bir çekimli fiil oluşturmadan ikincil bir işlev ekleyen üç sözcüklü yapıyla cümleyi tamamlayın: The library, ____ a study space, hosts free concerts.
Cevabı göster
as well as being
It looks something like the box an Egyptian mummy would be kept in,
2:59Biraz Mısır mumyalarının saklandığı kutuya benzer,
You can still find Iron Maidens in museums today.
3:04Bugün bile müzelerde Demir Bakireler bulabilirsiniz.
They captured the imagination like no other contraption Kalıp ifadeler
3:07Başka hiçbir düzenek hayal gücünü onlar kadar etkileyemedi,
captured the imagination: büyülemek ve hayal gücünü harekete geçirmek
Captured the imagination, insanları büyülemek ve zihinlerinde canlı fikirler veya görüntüler uyandırmak anlamına gelir. Burada düzeneklerin vahşi görünümü onları alışılmadık ölçüde ilgi çekici kılmıştır. Yaygın kalıplar capture someone's imagination ve capture the imagination of a group şeklindedir. Buradaki anlam yalnızca bir şeyi fark etmek değil, hayal gücünü içeren daha derin bir ilgidir.
Alıştırma
Yeni bir fantastik roman okuyucuları büyüledi ve onları romanın dünyasını gözlerinde canlandırmaya heveslendirdi. Bu anlamı en iyi hangi cümle ifade eder?
- The novel caught readers' attention for a moment.
- The novel prevented readers from imagining its world.
- The novel captured the imagination of readers around the world.
Cevabı göster
The novel captured the imagination of readers around the world.
Any upset peasant who'd even heard about one of these
3:12Bunlardan birini sadece duymuş olan hoşnutsuz bir köylü bile,
would run to the hills if he thought the nobles were after him. Notlar
3:14soyluların peşinde olduğunu düşünse tepelere kaçardı.
run to the hills: güvenli bir yere kaçmak
Bu cümlede run to the hills, tehlikeden kaçıp uzak ve güvenli bir yere sığınmak anlamına gelir. Tepelere doğru koşma düşüncesi tarihî ortama uyar, ancak ifadenin asıl işlevi acil bir kaçışı göstermektir. Bu ifade, kimse gerçekten tepelere gitmeyecek olsa bile dramatik veya mecazi biçimde kullanılabilir. Yalnızca “engebeli arazide koşmak” değil, “tehlike geliyor, hemen uzaklaşmak” şeklinde anlaşılmalıdır.
Alıştırma
Bu derste öğrendiğiniz ve “güvenli bir yere kaçmak” anlamına gelen ifadeyle cümleyi tamamlayın: When the army entered the valley, the villagers decided to ____ before they were caught.
Cevabı göster
run to the hills
were after him: onu takip edip yakalamaya çalışıyorlardı
Burada were after him, be after someone yapısının geçmiş zaman biçimidir. Soyluların onu takip ettiği veya yakalayıp cezalandırmaya çalıştığı anlamına gelir. Bu yapıda after, zamanı ya da yalnızca fiziksel konumu anlatmaz. be + after + person yapısı, kişiyi etkin bir arama veya takibin hedefi olarak gösterir; kesin amaç bağlamdan anlaşılır.
Alıştırma
“The police are after Malik because he escaped from custody,” cümlesinde are after Malik ne anlama gelir?
- Malik'in arkasında sırada duruyorlar.
- Malik harekete geçtikten sonra harekete geçecekler.
- Malik'i bulup yakalamaya çalışıyorlar.
Cevabı göster
Malik'i bulup yakalamaya çalışıyorlar.
burning question deyimi
“Burning question”, insanların yanıtını büyük bir istekle öğrenmek istediği acil ve önemli bir soru anlamına gelen bir deyimdir. Gerçekte yanan bir şey yoktur. Burada henüz çözülememiş temel meseleyi, yani bu araçların nerede, ne zaman ve kimlerin üzerinde kullanıldığını belirtir. Yakındaki bağlam ateşle öldürülmeyi de içerdiği için burning sözcüğü bilinçli bir kelime oyunu yaratır; ancak asıl olan deyimsel anlamdır.
Alıştırma
Çözülmemiş tarihî bir gizem tartışılırken “That is the burning question” ne anlama gelir?
- İnsanların yanıtını en çok istediği acil ve önemli sorudur.
- Yalnızca bir şeyleri yakma yöntemleriyle ilgili bir sorudur.
- Fiziksel olarak alevler içinde olan bir sorudur.
Cevabı göster
İnsanların yanıtını en çok istediği acil ve önemli sorudur.
but that hasn't stopped numerous websites just stating they were used
3:25ama sayısız internet sitesinin kullanıldıklarını dümdüz söylemesine
we aren't doing a show today on something we've just made up
3:31bugün yeni uydurduğumuz bir şey hakkında program yapmıyoruz
or found on a dubious website that likes to say,
3:34veya şu sözü kullanmayı seven şüpheli bir sitede bulduğumuz bir şeyi anlatmıyoruz:
Tık tuzağı olarak“You won't believe what happened next”
“You won't believe what happened next” kalıbı klasik bir tık tuzağı başlığıdır. Okura doğrudan seslenir, olayın ne olduğunu gizler ve şaşırtıcı olacağını öne sürerek tıklamayı teşvik eden bir merak boşluğu yaratır. Burada konuşmacı bir sonraki olayı ciddi biçimde haber vermemektedir. Bu kalıbı alıntılayarak sansasyonel ve düşük kaliteli internet sitelerini taklit eder ve onları şüpheli kaynaklar olarak alaya alır.
Alıştırma
Alıntılanan“You won't believe what happened next” cümlesi bu bağlamda ne yapıyor?
- Güvenilir bir kaynaktan alınan, doğrulanmış bir sonucu bildirir.
- Bir sonraki olayı eksiksiz bir doğrulukla anlatacağına içtenlikle söz verir.
- Güvenilmez bir internet sitesiyle alay etmek için sansasyonel bir tık tuzağı başlığını taklit eder.
Cevabı göster
Güvenilmez bir internet sitesiyle alay etmek için sansasyonel bir tık tuzağı başlığını taklit eder.
A few of them are now artifacts that people can take selfies with in museums.
3:42Bazıları artık insanların müzelerde birlikte selfie çekebildiği tarihî eserler.
Okay, so the first time anyone mentioned an Iron Maiden being used,
3:50Peki, bugün anlattığımıza benzeyen bir Demir Bakire'nin kullanıldığından ilk kez söz edilmesi,
was when a German philosopher by the name of Johann Philipp Siebenkees talked about one. Kalıp ifadeler
3:56Johann Philipp Siebenkees adlı bir Alman filozofun onu anlatmasıyla oldu.
by the name of ile bir adı tanıtmak
By the name of, az önce betimlenen bir kişinin adını tanıtır; özellikle de bu kişi dinleyici için yeniyse kullanılır. Bu cümlede a German philosopher kişinin rolünü belirtir, ardından ifade Johann Philipp Siebenkees tam adını verir. Yaygın kalıp a/an + betimleme + by the name of + ad şeklindedir. Tanıtıma biraz resmî ve hikâye anlatır gibi bir ton katar.
Alıştırma
Hedef ifadeyle resmî tanıtımı tamamlayın: At the archive, we met a researcher ____ Daniel Cho.
Cevabı göster
by the name of
a coin forger in Nuremberg had gone to bed for eternity in one. Deyimler
4:03Nürnbergli bir kalpazanın bunlardan birinin içinde sonsuz uykuya daldığını yazdı.
Ölüm için kullanılan gone to bed for eternity örtmecesi
Gone to bed for eternity sıradan bir uykuyu anlatmaz. Birinin öldüğünü örtmeceli ve dramatik biçimde söylemenin yoludur: uyku ölüm için bir benzetmedir, eternity ise kişinin bir daha asla uyanmayacağını gösterir. Bu cümlede ifade, şiddetli bir ölümü dolaylı ve hikâye anlatır gibi aktarır. for eternity kalıcı bir süreyi gösterdiği için gone to bed gerçek anlamıyla okunmamalıdır.
Alıştırma
'The legend says the old king had gone to bed for eternity,' cümlesinde gone to bed for eternity ne anlama gelir?
- Ölmüştü.
- Bütün gün yatakta kalmaya karar vermişti.
- Normal bir gece uykusuna yatmıştı.
Cevabı göster
Ölmüştü.
and no one seems to know how he knew about Iron Maidens.
4:10ve Demir Bakireleri nereden bildiğini kimse bilmiyor gibi görünüyor.
and stories have been passed down from ancient times regarding people being put to death in a rather uncomfortable box. Notlar
4:15ve insanların oldukça rahatsız bir kutuya konularak öldürüldüğüne dair öyküler antik çağlardan beri aktarılıyordu.
passed down: nesilden nesle aktarım
Burada passed down, “bir nesilden sonraki nesle aktarılmış” anlamına gelir. Hikâyeler antik çağlarda ortaya çıkmış ve sonraki insanlar onları anlatmaya devam ettiği için günümüze ulaşmıştır. Edilgen be passed down yapısı, aktaran kişiler yerine korunan şeye, yani burada stories sözcüğüne, odaklanır. Aynı yapı gelenekleri, bilgileri, becerileri veya miras kalan eşyaları anlatmak için de kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi “bir nesilden sonraki nesle aktarılmış” anlamındaki öbek fiille tamamlayın: The recipe has been ____ in our family for over a century.
Cevabı göster
passed down
put to death: idam için kullanılan resmî ifade
put someone to death ifadesinde put, “birini idam etmek” veya “ceza olarak öldürülmesine neden olmak” anlamındaki kalıplaşmış resmî bir ifadenin parçasıdır. Herhangi bir ölümü değil, genellikle bir otoritenin emriyle gerçekleştirilen kasıtlı bir eylemi anlatır. Altyazıdaki people being put to death, being + geçmiş zaman ortacı biçimindeki edilgen -ing yapısını içerir. Bu yapı, ifadenin regarding sonrasında gelmesini ve people sözcüğünün eylemden etkilenen taraf olarak sunulmasını sağlar.
Alıştırma
Cümleyi “idam edildi” anlamındaki resmî ifadeyle tamamlayın: After the rebellion, the captured leader was ____ by order of the king.
Cevabı göster
put to death
Maybe the philosopher embellished those boxes in his account.
4:21Belki de filozof anlatısında o kutuları süsledi.
and that's why there are so many of them around today in museums.
4:32ve bugün müzelerde bu kadar çok bulunmalarının nedeni de bu.
all the rage: çok moda olmak
Bu cümlede all the rage, belirli bir dönemde son derece popüler veya moda olmak anlamına gelir. Burada Demir Bakireler yapmanın bir akım hâline geldiğini anlatır ve günümüzde müzelerde neden bu kadar çok örnek bulunduğunu açıklar. Bu bir deyimdir: Bu bağlamda rage öfke anlamına gelmez. Yaygınlaşmış bir akımı anlatmak için all the rage ifadesini bütün olarak öğrenin.
Alıştırma
“Bright windbreakers were all the rage during the 1980s.” cümlesinde all the rage ne anlama gelir?
- Son derece moda veya popüler
- Çok öfkeli
- Ceza için kullanılmış
- Artık mevcut değil
Cevabı göster
Son derece moda veya popüler
you can see one for yourself in the San Diego Museum of Man.
4:36San Diego İnsan Müzesi'nde birini kendi gözlerinle görebilirsin.
The earliest iteration of the Iron Maiden was actually made in Nuremberg in 1802
4:39Demir Bakire'nin en eski örneği aslında 1802'de Nürnberg'de yapıldı.
Why would people start making them in the 19th century and not using them?
4:47İnsanlar neden 19. yüzyılda bunları üretmeye başlayıp hiç kullanmasın?
kept popping up: tekrar tekrar ortaya çıkmak
Bu cümlede kept popping up, tekrar tekrar ortaya çıkmak veya yeniden yeniden gündeme gelmek anlamına gelir. Kept + fiil-ing yapısı eylemin bir süre boyunca tekrarlandığını gösterir; pop up ise ortaya çıkışın ani, beklenmedik veya dikkat çekici olduğu hissini verir. Özne one of the reasons olduğundan burada kastedilen, uzmanların tartışmasında sürekli ortaya çıkan bir açıklamadır; fiziksel olarak yukarı sıçrayan bir şey değildir. Bu yapı tekrarlanan sorunları, mesajları, soruları veya fikirleri anlatmak için de kullanılabilir.
Alıştırma
“The same error kept popping up during testing.” cümlesinde kept popping up ne anlama gelir?
- Tekrar tekrar ortaya çıkmaya devam etti
- Dikkatlice kaldırıldı
- Yalnızca bir kez oldu
- Fiziksel olarak havaya fırlatıldı
Cevabı göster
Tekrar tekrar ortaya çıkmaya devam etti
"This is how people were punished in the Middle Ages,"
4:57«Orta Çağ'da insanlar böyle cezalandırılıyordu» denseydi,
If people were told ... they would think: edilgen bir varsayım yapısı
If + geçmiş zaman biçimi, ... would + fiilin yalın hâli kalıbı, varsayımsal bir koşul ve onun hayal edilen sonucunu oluşturur. Buradaki were told geçmiş zamanda edilgen bir biçimdir: insanlar bilgiyi veren değil, alan taraftır. Bu bir varsayım çerçevesi olduğu için were told tek başına herhangi birine gerçekten bir şey söylendiğini bildirmez. Konuşmacı bu mesajın verildiğini hayal etmemizi, ardından they would think ile tepkiyi öngörmemizi ister.
Alıştırma
İkinci koşul cümlesini tell ve think kullanarak tamamlayın: If the applicants ____ that interviews were optional, they ____ they could skip one.
Cevabı göster
were told · would think
Have it so good ifadesi
Have it good, elverişli koşullarda olmak veya rahat bir yaşam sürmek anlamına gelir. So, good sözcüğünün derecesini güçlendirerek hayal edilen konuşmacının durumunu özellikle şanslı gösterir. It zamiri belirli bir nesneyi göstermez. Bu kalıpta kişinin genel durumunu kabaca temsil eder; bu nedenle ifade iyi bir şeye sahip olmak şeklinde anlaşılmamalıdır.
Alıştırma
Cümleyi “elverişli koşullarda olmak” anlamına gelen have it good biçimiyle tamamlayın: Despite the early meetings, Priya knows she ____ in her new position.
Cevabı göster
has it good
Hanging is like a slap on the wrist." Deyimler
5:01Asılmak, bileğe hafifçe vurulması gibi bir şey».
“a slap on the wrist”: fazlasıyla hafif bir ceza
A slap on the wrist, yanlış davranışı engellemekte neredeyse hiçbir etkisi olmayacak kadar hafif bir ceza anlamına gelen bir deyimdir. Gerçekten birinin bileğine vurmayı anlatmaz. Burada asılmanın a slap on the wrist olarak gösterilmesi, bilerek yapılan aşırı bir hafifletmedir. Bu kara ironi, acımasız bir gerçeğin küçük bir rahatsızlıkmış gibi sunulduğunu gösterir.
Alıştırma
Bir şirket ciddi zarara yol açtı, ancak yalnızca çok küçük bir para cezası ödedi. Biri bu cezayı “a slap on the wrist” diye tanımlarsa ne demek ister?
- Para cezası gerçekten birinin bileğine vurdu.
- Para cezası etkili olamayacak kadar hafifti.
- Para cezası olağanüstü derecede ağırdı.
Cevabı göster
Para cezası etkili olamayacak kadar hafifti.
It's thought Siebenkees made the entire thing up, Öbek fiiller
5:03Siebenkees'in her şeyi uydurduğu düşünülüyor
and there was no coin forger who got punctured inside a spike-spangled sarcophagus.
5:05ve sivri uçlarla bezeli bir lahitte delik deşik edilen bir kalpazan hiç olmamış gibi görünüyor.
made the entire thing up: tüm hikâyeyi uydurmak
Burada made the entire thing up, “tüm hikâyeyi uydurdu” anlamına gelir. Bu anlamda make up, ayrılabilen bir öbek fiildir: isim olan nesne up'tan sonra gelebilir veya made up the story ve made the story up örneklerindeki gibi fiil ile parçacığın arasına girebilir. Nesne bir zamirse mutlaka ortaya gelmelidir: made it up denir, made up it denmez. Bu anlamı make ve up ile kurulan diğer biçimlerden ayırmak için çevredeki dil bilgisine ve bağlama bakın.
Alıştırma
Cümleyi make ... up yapısının iki bölümünü doğru biçimde kullanarak tamamlayın: “Nora admitted that she had ____ the rumor ____.”
Cevabı göster
made · up
It seems other countries just ran with the lie Deyimler
5:10Anlaşılan diğer ülkeler bu yalana kapılıp gitti
ran with the lie: uydurma hikâyeyi alıp ilerletmek
Burada ran with the lie, diğer ülkelerin bu uydurma hikâyeyi alıp geliştirmeye, tekrarlamaya veya kullanmaya devam ettiği anlamına gelir. Ran, run fiilinin geçmiş zaman biçimidir; ancak burada fiziksel olarak koşmak kastedilmez. run with + an idea, story veya suggestion kalıbı, bir şeyi başlangıç noktası olarak alıp ona göre hareket etmek ya da onu geliştirmek demektir. Bu ifade tek başına kişinin fikri doğruladığını veya doğru olduğuna inandığını göstermez.
Alıştırma
“The website picked up the rumor and ran with it,” cümlesinde ran with it ne anlama gelir?
- Söylentiyi başlangıç noktası olarak kullanıp geliştirmeye veya yaymaya devam etti
- Söylentiyi dikkatle kontrol edip doğru olduğunu kanıtladı
- Yazılı bir söylentiyi taşıyarak başka bir yere koştu
Cevabı göster
Söylentiyi başlangıç noktası olarak kullanıp geliştirmeye veya yaymaya devam etti
and also used the Iron Maiden as a way to make people realize that the past was brutal
5:12ve Demir Bakire'yi geçmişin acımasızlığını insanlara göstermek için kullandı,
and the present was just peachy perfect and humane. Ton ve niyet
5:16böylece günümüzün harika, kusursuz ve insancıl olduğunu düşündürdü.
just peachy perfect and humane ifadesindeki alay
Burada just peachy perfect and humane samimi değil, alaycı bir ifadedir. Peachy “çok iyi” anlamına gelebilir; ancak perfect ve humane sözcüklerinin de eklenmesi, bugünü bütünüyle hayranlık uyandırıcı gösteren aşırı bir tablo oluşturur. Geçmişin acımasız olduğu anlatımıyla karşılaştırıldığında bu aşırılık, bugünü yücelten anlatıya yönelik bir eleştiridir; içten bir övgü değildir. Bu, yaygın bir alay biçimidir: Dinleyicinin ters yöndeki tutumu fark etmesi için son derece olumlu sözcükler abartılır. Burada just iddiayı güçlendirir; “yalnızca” anlamına gelmez.
Alıştırma
Konuşmacı “the present was just peachy perfect and humane” ifadesiyle nasıl bir tutum aktarıyor?
- Konuşmacı, bugünün hiçbir ahlaki sorunu olmamasını içtenlikle kutluyor.
- Konuşmacı, bugünün geçmişten daha iyi olup olmadığından emin değil.
- Konuşmacı, bugünün tamamen kusursuz ve insancıl olduğu düşüncesini alaycı biçimde sorguluyor.
Cevabı göster
Konuşmacı, bugünün tamamen kusursuz ve insancıl olduğu düşüncesini alaycı biçimde sorguluyor.
there were methods of torture we find utterly repellent today,
5:22bugün tamamen iğrenç bulduğumuz işkence yöntemleri vardı
and there were gruesome ways people were executed,
5:25ve insanlar korkunç biçimlerde idam ediliyordu,
but the Iron Maiden was an invention of more civilized people who wanted to paint their predecessors on planet Earth as savages. Deyimler
5:27ama Demir Bakire, yeryüzündeki seleflerini vahşi göstermek isteyen daha uygar insanların icadıydı.
paint their predecessors ... as savages: olumsuz bir imge oluşturmak
paint someone or something as + ad öbeği veya sıfat yapısında paint mecaz anlamda kullanılır. Bir kişiyi ya da şeyi, başkalarının onu seçilmiş belirli bir biçimde görmesini sağlayacak şekilde sunmak demektir. Burada, daha sonraki ve "daha medeni" olarak nitelenen insanların seleflerini vahşi insanlar olarak gösteren bir imge oluşturduğu söyleniyor. İfade, gerçek anlamda resim yapmayı ya da mutlaka nesnel bir gerçeği değil, kasıtlı ve taraflı bir çerçevelemeyi anlatır.
Alıştırma
Cümleyi paint fiilinin geçmiş zaman biçimini ve paint someone as something yapısının tamamını kullanarak tamamlayın: The article ____ the former mayor ____ a reckless bully.
Cevabı göster
painted · as
do the civilized thing and watch another great episode of The Infographics Show.
5:35uygarca davran ve The Infographics Show'un başka bir harika bölümünü izle.